KISA ÖZGEÇMİŞ
(14.07.1933 Zile - 01.04.2003
Ankara)
(Bu sayfa en son 24 Şubat 2006
tarihinde güncellenmiştir.)
14.07.1933 tarihinde Tokat ili Zile ilçesinde doğdu. İlkokula İstiklâl İlkokulu’nda 1 numaralı öğrenci olarak başladı ve 3. sınıftan sonra İsmet İnönü İlkokulu’nda 286 numara ile bitirdi. 1949 – 1950 eğitim ve öğretim döneminde kaledeki Zile Ortaokulu’ndan iyi derece ile mezun oldu.
O yıllarda ilçede lise ve dengi okullar bulunmadığı için babası Şükrü Efendi ile birlikte ticaretle uğraşmaya başladı. Dört çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğudur.
13.07.1952
tarihinde nişanlandı ve 11.12.1952 yılında Odabaşlar’ın Hilmi Efendi’nin kızı Türkân Odabaşıoğlu ile
evlendi. Üç oğlu ve bir kızı oldu. 1955 senesinde Kars’ta vatanî vazifesine başladı. 1957 yılı Ocak ayında 24 ay
askerlik yaptıktan sonra çavuş olarak
terhis oldu.
Ortaokul yıllarında şiir yazmaya başladı. Bazı şiirleri mahallî gazetelerde yayımlandı. Yalnız kaldığında, otobüsle seyahat ederken, askerlik yıllarında genellikle sevda üzerine yazardı. Boş vakitlerini çoğu zaman kuru boya nadiren suluboya resim yaparak değerlendirdi. Ağabeyi Nihat Akyunak dünya çapında tanınmış bir ressam olup 06 Ocak 1986’da vefat etmiştir. Şaire olan ablası Melâhat Demirkol 10.10.2000 tarihinde Hak’kın rahmetine kavuşmuştur. Eşinin 30.11.1988’de vefatından sonra 1989 yılında Suzan Telkenar’la izdivaç yaptı.
Zile’de Osmanlı Ahi Teşkilâtı’nın geleneksel esnaflık meziyetlerini taşıyan ve yaşatan muhtemel en son esnafıdır. 70 yaşında 01 Nisan 2003 Salı günü Ankara’da saat 08:15’de kızının evinde kalp krizi sonucu devrilmeyen ulu bir çınar gibi bu fâni dünyaya güler yüzle veda etmiştir.
İlk Eşi![]() Türkân Odabaşoğlu |
![]() |
Kızı![]() F. Saliha Mistepe |
T.C. Maliye Bakanlığı -
EVLENME CÜZDANI - Damga Matbaası
TÜRKÂN’A |
|
|
Gözlerim doluyor sıcak yaşlarla Sensiz ruhum kaplı karanlıklarla Bekleyecek miyim seni ahlarla? Yalnız seni bekleyeceğim Türkân
Ağlayarak geçer uzun geceler Gönlüm hep senin ismin heceler İstiyor canını bile deseler Düşünmeden bile verirdim Türkân
Ayrılık acısı ateş gömlekmiş Onu çekmeyenler bunu bilmezmiş Gurbette gözyaşı kimse silmezmiş Sil gözüm yaşını sevgili Türkân
İnşaallah gelecek o güzel günler Kalbim yalnız senin sevginle inler Sızlayan yaralı kalbi kim dinler? Gel de yaremi sar sevgili Türkân
Gel gel de bu acıları dindir Göğsün üstün aç ipeklin indir Ağlama artık gözyaşların dindir Üzülme sen artık ben geldim Türkân |
10.09.1955 |
NİYE GELMEDİN? |
|
Ömrümün baharı yazıda geçti Seven şu gönlüme aklar da düştü Mevsimler hep geçti, kuşlar da göçtü Yıllardır beklerim, niye gelmedin?
Ferhat gibi sevdim ararım seni Dilerim Leyla’ya dön, sen de sor beni Ömür limanından kalkan son gemi Bir ömür bekledim, niye gelmedin?
|
Bakarım yollara göremem seni Bir telefon edip sorsaydın beni Uğruna harcarım inan bu teni Bir ömür bekledim niye gelmedin?
Çöllerde ararım bulamam seni Kerem gibi sevdim sen de sor beni Islandı kirpikler göremem seni Yıllardır bekledim, niye gelmedin?
|
06.10.1995/Harem – İstanbul ….. 07 Kasım 1995 Zile Postası Gazetesi |
Zile Ulu Câmi Minaresi![]()
Er Rızk-ı Alallah |
SEVDALI ZİLE'M Bu şiir, geleneksel Zile
Kiraz Festivali'nde ödül kazanmış olup,
|
Âşıkoğlu, Taliye OBUT (Tarhan) Yılın Annesi Ödülü'nü Alırken.Görülüyor.
Taliye OBUT Fotoğraf Arşivi / 2002 Kiraz
Festivali
14.03.1998 - Zile
ÂŞIKOĞLU NERDE?
Ne zaman bir Anadolu köyüne denk gelsem
Aklıma sen gelirsin fırça izlerinde
Yemyeşil…
Yürüdüğün yollar ardında kabristan bahçeleri
Açılan ellerdeki her yeni dua
Bil ki sana armağan, sebil…
Evlâtlarının yüreciğinde gelincikler kanar sessiz
Düşünürken seni…
Elbet rüzgâr ve dağlar, dizelerinde taşır emanetleri.
Ey Toprak!
Biz de yüreğimizden kopan koca âşığı sana emanet ediyoruz!
Sevginle sar onu…
Çalışarak hayata, akıp giden nehir gibi baktın…
Sepetçi sokağından sonsuzluğa koşan
Ulu bir çınar gibi dimdik!
Bedesten uğurladı omuzlarda seni Hak’ka şimdilik…
Ey Âhi Dergâhı’nın son temsilcisi, babamız…
Uğurlar ola!
Her yanına çiçek yağmış kiraz ağacını düşlediğimde
Zile bağları, üşütüyor artık yokluğunda!
Sen o günden beri
Hak âşıklarının gündüzü,
Sevda gecelerinin mâşuku oldun yüreklerde.
Heyyyyyy ses verin!!!
Yerle göğü birleştiren ufuklar!!!
Âşıkoğlu nerde?
M. Ufuk
MİSTEPE
(Damadı)
26.04.2003
Cumartesi/Ankara – 21:07
Âşıkoğlu Necati AKYUNAK'ın Kabri
Fotoğraf : Çağıl AKYUNAK - 12.01.2006 12:26
IZDIRAP AKŞAMLARI.!!
Gölgeler koyulaştı, yine gün ölüyor.
Yine hüzün sarmakta koyulaşan akşamlar;
Ay sisli, tepelerin üstünde yükseliyor,
Başlıyor hiç bitmeyen ızdırap aksamları..!
Bu sensiz akşamlarda dalarken uzaklara,
Gözlerimden süzülür sessizce bir damla yaş;
Titrek, solgun hayalin uzanır ufuklara,
Hıçkırırım, ardından ağlarım yavaş yavaş.!
03.07.1956 tarihinde T.den gelen mektuptan/Kars - 26.11.1958/Zile
Akşamın o soğuk sessizliğinde, Ayrılınca sizden nemli gözlerle, Hayalim yanar mı senin kalbinde? Aylar var ki senden ayrıyım anne! |
|
Eski günler şimdi tatlı bir rüya, O güzel günlerim oldu bir hülya, Sensiz haram oldu bana bu dünya, Bu acı günlerim geçmiyor anne!
Nasıl özlediğimi sen bilemezsin! Gözlerimden akan yaşı silmezsin! Unuttunsa beni belki sevmezsin, Unutsan da seni severim anne!
Acıdır ayrılık bilmiyor kimse, Senin için akan gözyaşım dinse! Şifalı ellerin gözyaşım silse, O kadar acı ki ayrılık anne!
Anarım o eski günleri yine, Gelse de o günler acılar dinse. Gözlerinde parlayan o yaşlar ne? Ağlama geleceğim güzel anne! |
Hayalin geceler girer rüyama Varlığın bedeldir bence dünyaya Benziyor ayrılık acı seraba Ayrılık günleri geçmiyor anne!
Mehtaplı geceler baksam da aya, Bu elemli günler acı bir rüya. Seni beklemekte mi boş bir hülya? Yolunu beklerim yıllarca anne!
Garip bir kimse ki gurbette ağlar, Ayrılık ateşi yürekler dağlar. Gözlerden akan yaş su gibi çağlar, O kadar özledim ki seni anne!
Âşıkoğlu da der anneler başka, Ayrılık insanı getirir aşka. Rüyamda ah görsem seni de keşke! Annem annem benim vefalı anam! |
13.05.1955 – Kars 14. Motorlu Süvari Tümeni Çavuşu |
BUZLU CAMLARA Düşüyorken şimdi buzlu camlara, Yazdan bir hatıra çamın dalları İsmini yazardım buzlu camlara. |
|
Geçen günler şimdi bir hayal oldu. Kahrımdan gözlerim yaşlarla doldu. Hâtıran olan son güller de soldu. Resmini çizerdim buzlu camlara.
O sevgi bu elem yıllar da geçse, Bakmam hiç kimseye gönlüm hep sende. Sen benim olsan da elemler bitse, Gel diye yazardım buzlu camlara. |
Âşıkoğlu da der kışlar da geçer. Acılar, elemler ölünce biter. Zalimlerin gücü garibe yeter. Hayalini çizdim buzlu camlara.
Âşıkoğlu da der kışlar hep bitse, Mutluluk yaşları sineme düşse. Acılar bitse de şans bana gülse, Hayalini çizdim buzlu camlara. |
01.02.1962 – Şafak Gazetesi – 31 Ocak 1997 Zile Postası Gazetesi – 19 Nisan 2000 Özhaber Gazetesi |
NİYE GELMEDİN? |
|
Bahar sabahları esen yellerden, Çağlayarak akan korkunç sellerden, Benli yanağına benzer güllerden, Her gün seni sordum, niye gelmedin?
Ah eden âşıklar yanıp tutuşur, Postada kaybolan mektup buruşur, Akan gözyaşımdan mendil kırışır, Hep seni düşündüm, niye gelmedin?
Yanar yüreğim hep seni anınca, Seni düşünmekten canım yanınca, Rüyamda hayalin beni bulunca, Bekliyorum seni, niye gelmedin?
Göçmen kuşlar gibi yüksek uçarsın, Ben sevdikçe seni durmaz kaçarsın, Aşkı bilmeyene sırrın açarsın, Beklemek çok acı, niye gelmedin?
Sır saklamayana sırrını açma, Karşılıksız sevmek inan çok saçma, Ne olur sevdiğim uzaklara kaçma! Hep yalnız bekledim, niye gelmedin? |
Sahilde uçuşan martılar gibi, Sabahı bekleyen yalnızlar gibi, Bekliyorum seni bülbüller gibi, Çok bekledim seni, niye gelmedin?
Sahilde oturup ufka bakarken, Issız gecelerde ateş yakarken, Kimsesiz evlerde yalnız yatarken, Hep seni düşündüm, niye gelmedin?
Beklemek âşığı her an öldürür, Umutlar sönünce kalpler de durur, Âşığa kavuşmak hayal gücüdür, Hayalle bekledim, niye gelmedin?
Küsmüş isen bana söyle bileyim, Gözlerinden akan yaşı sileyim, Çağırırsan beni hemen geleyim, Rüyada mı neyim, niye gelmedin?
Âşıkoğlu da der hasretlik bitse! Yazdığım mektuplar yârime gitse! Mutluluk yaşların sineme düşse! Çok bekledim seni, niye gelmedin? |
06 Ocak 2000 – Zile Haftalık Gündem Gazetesi/Zile Postası 1995 Sayı : 1009/5626 |
EVLÂTLARIM | |
Boşa giden yıllarım! Yıllardır hep koşar gider umutlar! |
|
Hiç gece demedim, gündüz demedim… Kar, yağmur demedim, soğuk demedim; Yorgunum demedim, iş yok demedim… Yıllardır çalışıp büyüttüm sizi.!! |
Evlâtlarım… Her canlı ölür, her yeri pörsür Ben ölsem de nâmım sürekli durur Bilin ki tertemiz evlâtlar bıraktım! |
Âşıkoğlu Necati Rus Planet Motorunda Ailesiyle Birlikte Evinin Bahçesinde
Altınevler Mahallesi, Artova Caddesi, No. 6/A - Yıl : 1970
|
KIZININ ÖZLEMSİ HİCRANI
Sensizliğin rengini aradım sokaklarında Zile’minKızım diyen seslenişlerde dillenen ahizemdin Günbegün kanamakta yüreğimde serçemsi hüznün Oysa musallada gülümseyen bakışlarda süzülüp Öksüz bekleşirdik anılardan geçerek, gündüzün...
En anlamsız yerinde dönüşü olmayan seferin Anlatamaz hicranını, dili olmayan hecelerim Annem, babam; sevgi denizimin adacıkları benim Özgür bıraktığım köpüklü dalgalarda yüzen Dinmeyen sızısı oldunuz, yüreğimin...
Cennet’e yolcu gibi kapı önünde bekleyen ölüm, Gülsü kokan gülücüklerde ansızın Solarken seni gördüm... Çevir bahtımı, tövbelerle yıkanan ömrüm Doğmayan güneşlerde yeniden öldüm, öldüm...
Rab’bim gönül yuvamı tenha bırakma sessizlikte Rüyamda olsun göreyim bağları, resimlerde... Düşlerimi süsleyen anılar tükendi, şimdi nerde?
Dolaşalım annem, babam gene hep birlikte... M. Ufuk Mistepe
23.01.2004/Ankara |
ZİLE YOLLARI
Uzayıp giden o tren yolları,
Açılıp sarmıyor âşık kolları.
Kiminin kızları, nazlı dulları,
Açılıp sarmayan âşık kolları.
Bir beyaz mendilin sallanışını,
Unutmam o gece ayrılışını.
Silemem gözümün coşkun yaşını,
Uzayıp giden o Zile yolları.
16.03.1956/Kars
Mimar Numan Sokağı/Nispet Konağı
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 10.02.2003
GELİR MİSİN? |
|
Baharlar yazlar da geçti gelmedin, Nasıl sevdiğimi sen hiç bilmedin. Dost olup gözyaşım niye silmedin? Çağırsam sevgilim sen gelir misin?
Yalnız gecelerde seni düşlerim, Hep senin olmak bütün emelim. Âşık Ferhat gibi dağı delerim, Çağırsam sevgilim sen gelir misin?
Diyar diyar gezdim bulamam seni, Allı turnalardan sordum yerini. Seher yelleriyle duysam sesini, Çağırsam sevgilim sen gelir misin? |
Yollara yazarım senin ismini, Buzlu camlara da çizdim resmini, Duyar gibi oldum güzel sesini, Çağırsam sevgilim sen gelir misin?
Yalnızlık bağrımı yakıp geçiyor, Yıldızlar tacını takıp gidiyor. İnan ki hasretin beni eziyor, Çağırsam sevgilim sen gelir misin?
Telefonu açıp arasan beni, Seher Yıldızı’ndan sorarım seni. Uçup giden yıllar gelir mi geri? Çağırsam sevgilim sen gelir misin? |
Âşıkoğlu da der sevdan hiç bitmez! Sana kavuşmaya gücüm de yetmezi Karlı dağların da dumanı bitmez,
Çağırsam
sevgilim sen gelir misin? 08.01.2000 22:30/31.01.2001 tarihli Zile Özhaber Gazetesi Sayı : 178 |
Sepetçioğlu Sokağı
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 10.02.2003
SENİ BEKLERİM
. Hasret kaldım şimdi saran kollara. Dağlar yol vermiyor rüyalarıma, Rüyalarımda hep seni beklerim…
Giderim giderim yollar tükenmez, Kaderin çarkı da hiç başa dönmez, Böyle yaşamakla ömür de bitmez, Rüyalarımda hep seni beklerim…
Yıllardır beklerim umutlar söndü, Rüyalarım da hep başlara döndü. Hayal hakikati ikiye böldü. Rüyalarımda hep seni beklerim…
Ayrılınca hemen uçar umutlar, Dalgalı denizde öten martılar, Kerem’ler, Mecnun’lar nerde Ferhat’lar? Rüyalarımda hep seni beklerim…
Âşıkoğlu da der ölüm çok acı! Hayallerim artık sonun da başı! Son duraklar oldu musalla taşı! Rüyalarımda hep seni beklerim… |
Maziden gelen ses, kim bu konuşan? Neredesin şimdi akıl danışan? Rüyalarımda hep seni beklerim…
Düşündükçe acı, elem bitmiyor. Kavuşmak hayalden öte gitmiyor, Kanayan kalbime umut yetmiyor. Rüyalarımda hep seni beklerim…
Gerçekler çok acı hiç sevmiyorum, Düşlerim hakikat olsa diyorum. Yaşanan yılları hep özlüyorum, Rüyalarımda hep seni beklerim…
Ufuktaki fenerler umudum oldu. Sinemde yaralar yaşlarla doldu. Sevdiğim nasılsın diyerek sordu? Rüyalarımda hep seni beklerim…
Âşıkoğlu da der kader gülmüyor! Boşa umutlanma şans da dönmüyor! Böyle beklemeye ömür yetmiyor! Rüyalarımda hep seni beklerim… |
15.03.1996 – İstanbul/Zile Yolu ….. 13 Mart 2002 – Zile Özhaber Gazetesi
06.09.1997/Zile - Âşıkoğlu Necati Akyunak
İSMİME
Ne yaptım sana ben ey kahpe felek?
Edeceğin bu mu yok mu bana gülmek?
Cevap ver günah mı güzeli sevmek?
Ağlatma kavuştur yetmez mi gurbet?
Taşı deler akan gözyaşım benim!
İnan ki her zaman o yâri sevdim.
Acı bana artık söyle nideyim?
Kavuştur yârime yetmez mi gurbet?
Yitirdim yârimi arar bulamam,
Unutmak isterim hiç unutamam!
Ne talihim varmış oraya varamam,
Ağlarım onun için yetmez mi gurbet?
Kavuştur, yetmez mi çektiğim mihnet?
08.02.1956
20 XII 1989 Âşıkoğlu Necati Akyunak
DÜŞLERİMDE ÂŞIKOĞLU
Bir yol ki Zile arastasında
Dört mevsimi yaşatır düşlerinde insana
Yemyeşil baharında nişanlılığın
Sıcacık bir yaz sabahına dönüşüne tanık evliliğinde
Ve yılların yorgunluğunda dökülen anılar rüzgârla sonbaharda
Dondurucu bir Zile kışına mahkûmdur savrulmuşluğunda
Yaprak misali günlerim Topçuoğlu Kadir yokuşunda...
Beklenmeyen bir iklim 1 Nisan sabahları!
Dona vurmuş, pembe düşler de geleceğimde.
Sözler bile asılı kalmış göğünde kara bulutlara sığınarak
Ve kayan bir otomobilde çaresizliğin dönüşleri
Maziyi incitmeden, zamanı durdurur gibi sırtındaki kaderi unutmak
Bir anlık sersemlik ve yeniden hayata dönüş
Urgana önden sarılan ellerim ve çektiğim kaderim ayaklarımda
Ardımda otomobili iten arastadan bir esnaf
Bir de babam Âşıkoğlu arkamda, olmuş öylece saf...
Düzlüğe çıkarmakta mağrur, ama yorgun ve melûl
Ellerini oğuştururken anladım ezildiğini
Yılların yükü altında çektirdiklerimi
Yalnız komazdı beni derken işte, bırakıp gidiyordu!
Yorgun bir savaşçı gibi çaresiz; ama yeterince bedbîn!
Yaşam yalnız tırmandırdı ana caddeye azimle beni
Beklentiler, ümitler stepne bile olamadılar Askerlik Şubesi önünde
Ve panayır karşısında ıssız bir tarlaya yürüyen ayaklarım
Tutunacak dal ararcasına uğradı bir kereste atölyesine
Ya Kasım ya Lütfü ya da bir başka vaadin çıkmaz yolundaydım gene
Besleyemeyeceğini anlamış bir ekmek teknesinin vedasıydı bu gelişin dönüşü
Issız caddelerde nâçar dolaşarak delicesine
Aradım sığınacak bir kapı, vardım güvensizliğin pençesine...
Yalnızlık, soğuk ve karanlık!!!
İşte haykırarak arayan ben, sokaklarda Âşıkoğlu’nu!
Heyhatttttttt ne babam ne de bir canlı arastada
Yalnız gözyaşlarım, hıçkırıklar boğazda yutkunmada
Kimsesizliği yaşadım o an ışıksız, Tanrım!...
Yüreğimde hissettim ebedi ayrılığın acısını geç de olsa
Yandı ciğerim, tıkandı bağrım
Offffff Allah Kerîmmm!
Kapandı umutlarım Zilem, ufkunda çoktan eridim...
Dönmek istedim yuvama eski sıcaklığında
Evsiz olmuyor diye çıtırdamalarda yadigârımız
Terk edilmiş ah-ı figân talaş soba...
Evlâtların acı çekmekte bilesin, bağırlar yanık baba!!!
Hele sensizlik Zile’de bir anlamsızlık
Olmuyor işte anla baba!
M.Ufuk Mistepe (Damadı)
18.12.2003/Ankara – 17:01
06 IX 1993 Âşıkoğlu Necati Akyunak
![]() Ablası P. Melâhat, Kardeşi Yüksel Bilen |
BİR DÜNYA KURDUM Bir dünya kurdum kendi başıma Bu dünyadan korkar, kaçarım da ben Ordaki duygular riyasız temiz Perihan Melâhat Demirkol |
![]() Ablası P. Melâhat, Eniştesi Ali Demirkol |
Âşıkoğlu Necati AKYUNAK'ın Eski
Dükkânı/Temmuz 1995
Ayaktakiler : Hamdi Türkuçar, Ali Kutluer, Osman Emmi, Hüseyin
Güngördü, Muharrem Türkuçar, Mehmet Uçan - Oturanlar :
Necati Akyunak, Hüseyin Sevük, Mehmet Karademir
AYLAR YILLAR BOŞ Allı morlu ellerinde yazmalar, Meğer çok sevmişim inan seni ben, Anladım gönülden bağlanmışım ben. İsterdim göğsünde hergün uyumak! Âşıkoğlu da der güzel olsan da, |
![]() |
Sakarya İlkokulu 22 Mayıs 1947 Perşembe
Foto Sami KOÇ - 2. Sınıf Hâtırası (Türkân Odabaşoğlu No. 343)
SÖYLE EY ULU
ÇINAR...! Söyle ey ulu
çınar, hep seyreder durursun.
Selâm durur dalların şu yaşlı Bedesten'e, Dibinde gölgelendi nice isimsiz
yiğit,
Nerde Allah dostları ve de onlarca veli,
Âşıkoğlu Necati ve büfeci
Hayrettin,
Bilirsin hor görürler şimdi mahzun Zile'yi |
|