ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 19 Mayıs 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLE - I

Yazan : Rahmi DÖNMEZ
Gönderen : M. Cengiz DÖNMEZ

ZİLE - I

Rahmi DÖNMEZ'in ZİLE adlı kitabı (Resimler Ağaç Baskıdır)

Gönderen : Mehmet Cengiz DÖNMEZ (Oğlu)

BAŞLANGIÇ

            Kütüphanelerimizde Anadolu’nun en büyük kazalarından biri olan Zile’yi tanıtan bir eserin mevcut olmayışı beni, bu küçük kitabı yazmağa sevk etti.

            Sayısız güzellikleri ve zenginlikleri sinesinde toplayan Zile Kazası’nın tarihini veya folklorunu inceleme şüphesiz daha ciddî bir çalışma ve araştırmanın mahsulü olacaktır. Bu yolda çalışacak ve kitap neşredecek aydınların memleket kültürüne ve Zile’ye yapacakları hizmetin değeri hiçbir şeyle ölçülemez.

            Zile tarihi üzerinde engin çalışmalarını bildiğimiz değerli bilgin Bay Arif Kılıç’ın bu konuda kıymetli eserini dört gözle beklemekteyiz.

            Bugünkü Zile isimli eser, isminden de anlaşıldığı üzere derinliğine ve genişliğine bir tetkik eseri değildir. O, sadece her bakımdan ilerlemeğe ve genişlemeğe lâyık bir Anadolu kasabasının panoramasını çizmek, günlük yaşayışını tespit etmek, halkını ve her türlü ihtiyacını anlatmak için yazıldı.

Rahmi Dönmez Bey'in Babası Kamburoğullarından Hacı Bekir

M. Cengiz DÖNMEZ Fotoğraf Arşivi

            Bu küçük kitap taşıyla, toprağıyla ve tasavvurun fevkinde çalışkan halkıyla Zile kasabasını sizlere tanıtacaktır. O, Zileli.. bütün Anadolu kasabalarının aynası sayılabilir. Onun yaşayışı memleketin, müşterek yaşayışı, onun derdi memleketin müşterek derdidir.

            Sevmenin en mühim şartı tanımak olduğuna göre memleket sevgisi onu daha iyi tanımakla artar. Halbuki memleketimizi bütün veya bölge olarak tanıtan eserlerimiz pek az olduğu gibi şehir ve kasabalarımızı tanıtan eserlerimiz de hemen hemen yok gibidir.

            Meselâ, büyük şehir halkından yüz kişiye Zile nedir? diye sorunuz. Şüphe yok ki bu yüz kişiden doksan tanesi isimde bir şey bilmediklerini itiraf edecekler, geriye kalan on kişiden dokuzu bu isimde bir yer bildiklerini fakat bu yerin nerede ve nasıl bir yer olduğunu kestiremediklerini söyleyecekler, nihayet yüzde bir kişi de Zile’nin Anadolu'da bir kaza olduğunu bilmenin gururu içinde sizlere gülümseyeceklerdir.

            Hattâ Zile’yi bir isim olarak tanıyanların bile büyük bir yekûn teşkil etmediğini ve bunlar arasında da türlü sebeplerin tesiriyle bu güzel ve büyük yurt parçasını yanlış, kötü, eksik tanıyanların bulunduğunu iddia edebilirim. Senelerce büyük şehirlerde kalanlar bazen öyle garip fikirleri yüzümüze karşı söylemekten çekinmemişlerdir ki bir Zileli olarak bu halden büyük bir üzüntü duymamak kabil değil. Bu gibilere hakikati o anda nasıl anlatabilirsin. Bunlardan biri, bir gün bana sizin köyden ne haber diyecek kadar cehalet cesaretini açığa vurmuştur. İşte bu kitap psikolojik şartlar altında kaleme alınmış ve basılmıştır.

            Kalitesi ve muhtevası itibariyle bir şey ifade etmeyen bu kitabı gayet orijinal resimlerle süslemek en büyük arzumdu. Ne yazık ki bu arzumu anlayan, duyan olmadı, eser bu bakımdan ayrıca bir bahtsızlığa uğradı. Bu iş için hazırladığım resimler hususî albümde kaldı. Şimdiye kadar, Zile hakkında değerli meslektaşım H. Cahit Öztelli’nin Zile'li Şâirler isimli eserinden başka hiç bir eser neşredilmemiştir. İnşallah bu küçük eseri daha salâhiyetli kalemlerin yazdığı daha kıymetli eserler takip eder. Tek sevincim budur.


Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Biliyorum pek çok kimseler, bu eserciği pek çok bakımdan tenkit edeceklerdir, onlara bir tek tavsiyem var. Bu yolda bir tek sahifeli eser neşretsinler de görelim; zira tenkidin kolaylığını yapmanın zorluğunu kendileri de her halde takdir buyururlar.

            Bu ilk eserimde görecekleri kusurları aziz okuyucuların affedecekleri ümidi; doğup, büyüdüğüm bu toprağa karşı vazifelerimden birini yerine getirmenin huzuru içinde kendimi bahtiyar addedeceğim.

            Zile tarihi ve folkloru, işlenmemiş bir hazinedir. Bu hazineyi tasvir edebilirsem ne mutlu bana!
                                                                                        
  Zile, 1951

Trenle Zile’ye Bir Seyahat İntibaları

            Seyahat etmek, yemek içmek gibi bir ihtiyaç. Şimdi bunu daha iyi anlıyorum. Değişik memleketler, değişik manzaralar görmek insan ruhuna tesir ediyor. İşte iki günden beri yoldayım. Zile’ye gidiyorum. Kompartımanın penceresini açıyorum. Tren baş döndürücü dağlar üzerinde ilerliyor. Dağların kuzey yamaçlarında ve derin vâdilerde henüz kar var. Çamlıbel’i aşıyoruz. Bura destan kahramanı Köroğlu’nun at oynattığı meşhur yerdir. Dağlar kucak kucağa, vâdiler birbiri içinde.

Benden selâm olsun Bolu Beyi’ne,
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır.

            Diyen şâir, kahraman, müstebit bir vâliye bu dağlardan meydan okumuş ve buralara gönül vermişti. Köroğlu’nun at oynattığı bu yerler bugün pek perişan bir halde. Dağlarla boy ölçüşen çamlar yok olmuş, dağlar çulsuz tazıya dönmüştür. İnsanın yüreği sızlıyor.

17978 45170 at Zile 15 March 1977.
If you look carefully at the number plate it appears to be mounted on top of another plate.
 Any suggestions, WD plate perhaps.
   
45170 at Zile 15 March 1977. I don't remember much about Zile, except that we found this British built 2-8-0 of ex LMS design.

            Orta yayla burada bitiyor. Yeni bir iklime girdiğinizi etrafın bitki örtüsünden anlamak kolay. Tren tatlı bir meyil üzerinde kavak, söğüt ve iğde ağaçları arasında Yeşilirmak Vâdisi'ne doğru süzülüyor. Şurada, burada görülen çam ve bodur ağaçlar Nisan güneşinin altında tren yolcularını selâmlıyorlar. Böylece Karadeniz Bölgesi'ne geçmiş bulunuyoruz. Önümüzde ilk büyük istasyon Zile. Şimdi  herkes birbirine Zile’den bahsediyor  Kiminle bir şey konuşsam kime bir şey sorsam bana en içten gelen bir yakınlıkla cevap veriyor. Orda yaylanın durgunluğu yerine ruhlara şimdi bir oynaklık hâkim. İnsanla tabiat birbiriyle ne de güzel uyuşuyorlar.

            Pencereden görebildiğim manzara fevkalâde, karşıda sıra sıra dağlar, vâdiler, köyler, tarlalar, ağaçlar ve gelip geçtiğimiz bir sürü istasyon. Bu istasyonlarda bekleşen yolcular, kıştan çıkmış köylüler, sürüler, treni kovalayan iri çoban köpekleri ve yol boyunca uzanan telgraf direkleri.

 

ZİLE YOLLARI
Âşıkoğlu Necati AKYUNAK - 16.03.1956/Kars

.
Uzayıp giden o tren yolları,

Açılıp sarmıyor âşık kolları.

Kiminin kızları, nazlı dulları,

Açılıp sarmayan âşık kolları.
.

.
Bir beyaz mendilin sallanışını,

Unutmam o gece ayrılışını.

Silemem gözümün coşkun yaşını,

Uzayıp giden o Zile yolları.
.

            Güneş ufuktan yükseliyor. Tren geniş bir kavis çizerek dar bir vâdiye girdi. Büyükçe bir su köprünün altından devrilerek akıyor. Bu altımızdan uzanıp giden toprak, sevgili Türkiye’mizdir. Tren şu küçük tepeyi aştıktan sonra Zile İstasyonu’nda olacak. Yol arkadaşlarıma veda ediyorum, hazırlanmak üzere kalkıyorum. Bu sırada dudaklarımda Büyük Atatürk’ün Samsun yollarında dudaklarından düşmeyen Dağ Başını Duman Almış marşı, ellerimde bavullarım, sepetlerim.

Güneş ufuktan şimdi doğar,
Yürüyelim arkadaşlar.

İstasyon’da

            Küçük bir tepeyi aştıktan sonra trenimiz Zile İstasyonu’nda durdu. Tiz bir düdük sesi, fren gıcırtıları, istasyonu dolduran kalabalığın gürültüsü, telaşlı tren memurları, askerler, yolcular, hamallar, arabacılar, şoförler ve bütün bu kargaşalığa alâkasız bir çehreyle somurtan istasyon binaları parlak raylarda dinlenen sıra sıra boş vagonlar, yaprakları tozdan, dumandan kararmış boy boy akasyalar. Ve çok defa mevki vagon pencerelerinde yolculuğun bütün esrarını gözlerinde toplayan ve tatlı bir gülümseme ile etrafını seyreden genç, güzel bir kadın Anadolu’da bir istasyon dekorunu tamamlar. İstasyonların böyle yeknesak oluşu bu yollarda seyahat yapanları usandırır.

Zile İstasyonu'nda Yolcu Treni ve Vagonlar

TGRT Keşif Programı - Sunucu Yeliz Pulat 11.09.2001
Zile İstasyonu Gar Binası

TGRT Keşif Programı - Sunucu Yeliz Pulat 11.09.2001

            İşte Zile İstasyonu da böyle. Burada yalnız bir tamir atölyesi, buğday ambarı, büfe, bahçeler ortasında işletme evleri, bir iki dükkân, kahve var. Bütün bu vaziyetiyle Zile İstasyonu’nun bir teşkilât istasyonu olduğu her halinden belli. Zile’ye hiç gelmemiş yolcular kasabanın bundan ibaret olduğunu zannederek aldanırlar. Halbuki kasaba içerde, ovanın ortasındadır. Trenden dikkatlice bakılırsa kale ve birçok evlerin silûeti açıkça görülebilir.

            Kalabalığı yara yara istasyon binalarının arkasına kadar ilerledim. Burada birkaç fayton, araba, otobüs müşteri bekliyordu. Arabacılar avaz avaz Zile’ye, Zile’ye diye bağırıyor ve trenden çıkan yolcuları paylaşıyorlardı. Bir delikanlı bavulumu yakaladı. Bir şey söylemeğe kalmadan kendimi rahat bir fayton içerisinde buldum. Oturdum. İki kişi daha geldi. Üç müşteri ile faytoncu atlarını sürdü.


TGRT Keşif Programı - Sunucu Yeliz Pulat 11.09.2001

            İstasyon Zile’nin beş kilometre güney - doğusuna düşüyor. Demiryolu yapılırken Zile’nin o zamanki kodamanları şahsî menfaatlerini düşünerek istasyonu böyle uzağa kurdurmuşlar. Şimdi bütün Zileli bundan o kadar şikâyet ediyor ki tahmin edemezsiniz. Böyle memleket meselelerinde, şahıslar elinden çektiklerimiz daha kim bilir ne kadar sürüp gidecek? Mümkün olsa da bu işe sebep olanları sigaya çeksek, kim bilir bize ne cevap verecekler? Meraklılardan biri hesaplamış istasyonun böyle Zile’den beş kilometre uzakta oluşu her yıl Zile halkının yüz bin lirasına mal olmakta imiş. On senede bir milyon eder. Bu çok acı bir şey amma gerçek. İstasyonu kasabanın yakınlarına kurmakla Zile’nin kazanacağı faydalar anlatmakla bitmez.

TMO Çelik Siloları Önünde Saman Balyası Yapan İstasyonlular

Fotoğraf : Prof. Dr. Ali ÖZÇAĞLAR 1981 - 1982

İstasyon Mahallesi

Fotoğraf : Prof. Dr. Ali ÖZÇAĞLAR 1981 - 1982

            Bir an etrafıma bakıyorum, bir de ne göreyim, geniş bir ovanın ortasındayız. Dört tarafta dağlar bu ovayı kucaklıyor. Ortada Zile kasabası ovaya hâkim bir vaziyette, yeşillikler içerisinde insana gülümsüyor. Yol boyunda bir karış ekilmemiş arazi parçası yok. Pancar, buğday, arpa, afyon tarlaları göz alabildiğine uzanıyor.

Zile Kalesi Çevresinde Haşhaş Çizen Zileliler ve Haşhaş Tarlasında Mor Beyaz Haşhaş Çiçekleri
    
Kameraman : Mehmet SEZEN - Zile Turizm ve Tanıtma Derneği /1968

            Sivri Çal. Şu yanda Hüseyin Gazi, güneyde Deveci Dağları. Bu havalinin en büyük ve yüksek dağlarıdır. Bin sekiz yüz metre yükseklikleri var. Doğuda Güvercin Çalı, kuzeyde Bayırköy sırtları. Bunlar kasabanın belli başlı engebeleridir. Şu karşıda görünen boğaz Dere Boğazı'dır, oradan Amasya’ya yol gider. Turhal yolu da Hamidiye Boğazı’ndan geçer. Bu iki yer kasabanın belli başlı geçit yerleridir. Karşı sırtlar tamamen bağlıktır.

            İstasyon yolu oldukça muntazam. Yolun iki yanında yetişen ağaçların bu yolu tamamen kapattıkları zamanı düşünüyorum. Kimbilir o zaman bir araba içerisinde istasyona kadar bir gezinti yapmak ne kadar hoş bir şey olacaktır?

            Zile’ye yaklaştıkça yol boyunda yetişen ağaçlar çoğalıyor. Kavak, söğüt ve at kestanesi cinsinden geniş yapraklı ağaçlar manzaraya apayrı bir güzellik veriyorlar. Bir villayı andıran Pancar Bölge Şefliği’nin önünden geçtikten sonra kasabaya girmiş bulunuyoruz. Sağ kolda yeni bir park, sol kolda gayet şık ve modern bir ilkokul Zile’ye giren yolcuları selâmlıyorlar.

Zile sokaklarında kısa bir dolaşma

            Etrafı dağlarla çevrili bir ova düşününüz : Ovanın ortasında bir kale, kalenin dört bir yanı evlerle kuşatılmış. Evler bazı yerde bahçe ve ağaçlarla kucaklaşıyor, bazı yerde birbirleriyle. Adi kiremitlerin kapladığı tavan aralarından kavak ağaçlarıyla büyüklü küçüklü taştan, tuğladan tahtadan minareler göğe doğru yükseliyor. Camlı, camsız, açık kapalı pencereler, badanalı badanasız evlerin üzerlerinde derin ve manalı gözler gibi boşluğu seyrediyor. Sokaklar var dar, karanlık, pis, çamur veya toz deryası; sokaklar var cetvelle çizilmiş gibi muntazam, temiz, kaldırımlı. Evlerin yapılış tarzı umumiyetle birbirlerine benziyor. İki ile üç katlı, üst dışı filân tamamlanamamış sundurmalı, ahırlı samanlıklı evler.

Hüseyin Gazi Tepesi'nden Zile'nin Görünüşü

Fotoğraf : Prof. Dr. Ali ÖZÇAĞLAR 1981 - 1982

            Dükkânlar var, bıçakla çizilmiş hissini veren çarşıda (?) tarihi bir varlık gibi acayip ve mânâsız, dükkânlar var, bir Samsun veya İstanbul manzarası kadar zengin ve gösterişli.

            Geziyorsunuz, bura Zile’nin merkez noktası. Şule Kıraathanesi’nin önü, dört yol ağzı. İstasyon Caddesi, Turhal, Amasya, Cumhuriyet Caddeleri burada birleşiyor. Karşınızda yeni yapılmış büyük bir bina Hükûmet Binası. İlerliyorsunuz, Avcılar Derneği, eczane, Ulu Câmi bahçesi ve ortasında güzel bir şadırvan, çiçekler, akasyalar. Sıra sıra aptest alan insanlar. Ulu Câmi geride kaldığı zaman gene bir dörtyol ağzı. Amasya Caddesi gittikçe daralarak evler arasına sokuluyor. Kislik ve Orta Mahalle bu tarafta kalıyor.

            Sağ kolda uzun ve eski bir bina Zile Sineması cephe duvarında yeni bir filmin reklâmı : "Vatan ve Namık Kemal" hayrete düşmeyiniz gözleriniz sizi yanıltmamıştır, Zile sinemasıyle, elektiğiyle, traktörüyle, vitrinleriyle büyük bir kalkınma içerisindedir. Uzun Çarşı boyunca güneye doğru iniyorsunuz : Leblebiciler, urgancılar, bakkallar, Zile Müzesi, kitaplık, Şehir Hamamı ve otobüs durağı, sıra sıra kamyonlar, otobüsler, taksiler. Turhal’a, Tokad’a diye avaz avaz müşteri çağırıyorlar. Uzun uzun kavak ağaçlarının gölgelerinde büyük bir şadırvan akıyor.


Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Ayakkabıcı dükkânlarının arasından daha güneye iniyorsunuz. Kasaplar, terziler, demirciler, semerciler, sobacılar ve Ziraat Bankası’nın arkasında Selağzı Meydanı’na kadar uzanıyorsunuz. Bu meydan da Zile’nin belli başlı merkez noktalarından birisidir. İnönü İlkokulu, Şehitler Âbidesi, han ve kahveler arasında sel yatağı geçiyor. Sel yatağının kıyısında yeni bir park tanzim edilmiş. Giriş yeri olduğu için bu meydan ne kadar bakımlı olsa o kadar iyidir. Belediye de son zamanlarda bunu anlamış görünüyor.

            İstasyon yolunu şehire bağlıyan köprünün beton olarak yapılması ve derenin tanzimi sağlık ve estetik bakımından şayanı arzudur. Derenin sağ kıyısında uzanan semte Kıyı Mahalle ismini veriyorlar. Çay Mahalle ile bu mahalleler çiftçilerin en çok bulundukları bölgelerdir. Bu itibarla Zile’nin en geri kalmış tarafları buralardır. Dereyi takiben kuzeye doğru ilerlerlerseniz sıra sıra ağaç köprüler, lâğım suları, pislikler, dere kıyısına dikilmiş kavak ve söğüt ağaçları sanki büyük bir köy hissini veriyor. Bu yol bizi Altınyurt İlkokulu’na oradan da Cumhuriyet Caddesi’ne ulaştırır.


Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Turhal Caddesi’ni takiben doğuya doğru ilerlemiş yol gittikçe daralarak, Kayacık Yokuşu’nu, Çay Pınarı, Taşköprüyü ve Sakarya İlkokulu’nun önünü bulur. Tıpkı batıda olduğu gibi burada da bir sel yatağı tam kuzey istikametinde Dereboğazı’na doğru uzanır. Sel yatağını takiben Celep Pınarı’na, Zincirli Kuyu Sokağı’nı takiben Davunlu Dede’nin önünden Alaca Mescit Câmisi’ne çıkabiliriz. Alaca Mescit Kışla Mahallesi’ne giden yolun başında bulunur. Oradan kısa bir yolla Boğaz Kesen’e inelim. Böylece Zile’yi bir uçtan uca dolaşmış oluruz.

            Her ne kadar gündüz gezisi insanı yorarsa da akşam serinlikte kaleye çıkar, bu yorgunluğun acısını çıkarabiliriz. İşte gece, işte serinlik. Tokat yeli tatlı bir el gibi tabiatı okşamakta. Hafif meyilli bir yol bizi kaleye çıkarıyor. Eski Elektrik Fabrikası’nın ve ortaokulun önünden geçtik. Burada ağaçlar arasında yazlık bir kahve bulunuyor. Dinlenmek için bir vişne ağacının altına oturuyoruz. Ayaklarımızın hemen dibinde ışıl ışıl elektrikleriyle ve gecenin karanlıklarında bütün çirkinliklerini kaybetmiş evleriyle büyük bir şehir uzanıyor. Kadın sesleri, radyo ve tatlı bir uğultu tavanlardan tavanlara uçuyor. Uzakta ova ortasında bir otomobilin keskin ışığı bazan kaybolarak, bazan ekin tarlalarını yalıyarak garip bir yolcu gibi mesafeleri yutmağa çalışıyor. Tatlı bir uyuşukluk içerisinde bu cazip tabiat parçasını doya doya seyrediyoruz.

Zile Kalesi’nde

            Dün bütün günümü tarihî Zile Kalesi’ni gezmekle geçirdim. Hava güzel ve hafif rüzgârlıydı. Diz boyu otlar içerisinde ve Belediye’nin yeni diktirdiği akasya ve dişbudak fidanları arasında ağır ağır kalenin etrafını dolaştım. Kalenin üzerindeki kışla binalarını, ortaokulu, su deposunu, saat kulesini gezdim.

Eski Kaymakamlık Binası ve Saat Kulesi

Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Kale surları üzerine çıktım, zindanlarına girdim, eski devirlerin bu muazzam eserini hayranlıkla seyrettim. Kaleden Zile Ovası’nın her tarafı kolaylıkla görülebiliyor. Etrafı dağlarla çevrili geniş bir ovanın ortasında yükselen kalesiyle Zile kasabası ne kadar öğünse haklıdır. Zira bu civarda bu kadar güzel bir kale ve şehir manzarası yoktur. Hele gece kaleden bakılınca kasaba daha bir güzelleşiyor, elektrikler ışıl ışıl nur gibi kasabayı aydınlığa boğuyor.


Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Ulu Câmi minaresinde parlayan yıldız gibi elektrik ayrı bir güzellik arz ediyor. Kale tahminen elli ilâ yetmiş metre yüksekliğinde ve batıdan doğuya doğru uzanan dolma bir tepecikten ibaret. Doğu tarafı daha sarp ve kayalık, batı tarafı geniş bir düzlüğe açılıyor. Bazı yerlerde yüksekliği on metreden fazla olan ve genişliği bir metreyi aşan kale surları ve burçları bugün pek bakımsız halde. Büyük taşlar kavuşmuş kale dibi evlerini tehdit ediyor. Dar ve bozuk bir keçi yolu surların dibini takip ederek kalenin etrafını dolaşıyor. Doğuda kayalıklar içerisinde Romalılar’a ait olduğu söylenen amphitheâtre’ın taş merdivenlerine oturarak Romalılar’ı düşündüm.

Oğuzhan KUL/Amfitiyatro - 20.08.2004

Fotoğraf : Teoman ESENER
Zile Kalesi Surları ve Amfitiyatro

Foto UĞUR Fotoğraf Arşivi

Amfitiyatro - 1977/Bekir ALTINDAL

            Buradan kalkarak halk arasında Koca Kayser adı ile anılan Pontus mezarına gittim. Yerden yüksekliği on metreyi bulan ve sarp kayalıklar arasına oyulan taş mezara bin müşkülâtla çıkabildim. Mezar safi kayalıklar arasına oyulmuş muntazam bir odacıktan ibaret. İçi bütün tarihî esrarını saklıyor. Mezarın önünde küçük bir terasa var. Bu mezarın Pontus krallarından veya kral hanedanından birisine ait olması kuvvetle muhtemel.

            Halk arasında dolaşan rivayete göre Roma Kralı Sezar’a son defa Zile Ovası’nda yenilen Pontus hükümdarlarından Mithridat savaşa gitmeden evvel karısını ki (bu kadının pek güzel ve pek genç olduğu söylenir) buraya yerleştirmiş. Fakat Mithridat savaşta yenilince genç ve güzel kadın kendini kayalardan aşağı atarak intihar etmiş. Böylece Sezar’ın eline esir olarak düşmek istememiş. Bu rivayetin tarihî bir değer taşıdığını tayin edememekle beraber bu mezarın yapılışı Milât’tan önce üç veya dördüncü asra yaklaşmaktadır.

Koca Kayser (Caesar) Olarak Anılan Pontus Mezarı

Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

     
Sayfa Başına Dönmek ya da Makale Devamını İzlemek İçin Tıklayınız

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR