ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 19 Temmuz 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLE
TARİHİ 2

Araştırma : Arif KILIÇ
(Zile Müftüsü)

Foto Yıldız Kemalettin Aydın Arşivi
Gönderen : Bekir ALTINDAL


Cilt : 1, Sayı : 1, Nisan 1961, 125 Krş

ZİLE TARİHİ
(ÇAĞILTI Aylık Kültür ve Sanat Dergisi'nin
Cilt 1, Sayı 2, Mayıs 1961 ve Yıl II, Sayı 15, Aralık 1962 nüshaları arasında yayımlandı.)


http://www.aysebulut.com/selcuklu/malazgir.html

            Zile tarihine ait yazılara başladığımız zaman bu bahsi iki kısımda tetkik ve mütalâa etmiştik. Birinci kısım ise Zile'nin İslâmiyet'den evvelki devri, ikinci kısım ise Zile'nin İslâmlar eline geçişinden sonraki devirlerdir. Bu yazımızdan itibaren Zile'nin İslâmî devirlerinden bahsedeceğiz.

            Vaktim müsait olmadığı için hepsini Milâdî tarihine çeviremedim. Milâdî tarihleri belli olanları da ayrıca (   ) işareti içine yazdım. Bu kısımda evvelâ  Zile'nin tarihî devirlerini, devlet adamlarını, ilim adamlarını ve ihtilâllerini yazacağız.

            Türkmen ülemasından Nasroğlu Ali oğlu Ahmet Danişmend Gaziî. Anadolu taraflarında muharebe etmek ve zapt ettiği yerler kendisine verilmek üzere Abbasi Halîfesi Kâim biemrillâh'dan izin alarak 464 (1071) tarihinde Sivas, Kayseri ve Malatya'yı zapt ederek Danişmend Türk Devleti'ni kurmuştur. Ahmet Danişmend Gaziî Emevi halifelerinden Hişam'ın kumandanı Battalgazi neslinden olarak gösteren tarihçiler var ise de kuvvetli bir vesikaya dayanmamaktadır.

            Halil Etem Bey bu zatı meşhur Malazgirt Muharebesi'ndeki zaferinden sonra Horasan Selçuklular'ın Alpaslan'ın Anadolu'ya sevk ettiği ümaradan birisi olmak ihtimalinden bahsediyor.

            Melik Ahmet Danişmend Gazi Malatyalı'dır. 466 (1073) yılında Zile'yi Bizanslılar'dan almıştır. Daha evvel Zile İslâmlar'ın eline geçmiş ise de devamlı bir devlet halinde İslâmlar'ın elinde kalmamış, az bir müddet sonra yine Bizanslılar'ın eline geçmiştir.

            Zile'nin İslâmlar eline geçişi şu suretle vukua gelmiştir. Büyük İslâm Peygamberi Muhammed İstanbul'un alınacağını ve bu beldeyi alan kumandanın ve askerin ne mutlu olduğunu müjdelemiş olduğundan İstanbul şehrini almak için birçok teşebbüsler olmuş ve birçok kimseler bu suretle Peygamber'in tebciline mazhar olmak istemiştir. İlk olarak İstanbul'u almak isteyen zat 3. İslâm Halifesi Hazreti Osman'dır. Hazreti Osman zamanında 34. hicret yılında Muaviye'nin kumandası altında bir ordu İstanbul muhasarasında bulunmuş ve bir müddet muhasaradan sonra muvaffak olmaksızın geri gelmiştir.

            İkinci muhasara 47. yılında Muaviye zamanında oğlu Yezid'in kumandasındaki ordu tarafından yapılmış ve bu muhasara esnasında da Eyüp Sultan adıyla anılan Ebu Eyyüp Halidül Ensari hazretleri şehit olmuştur. Bu ordu da muvaffakiyetsizliğe uğramış ve geri gelmiştir.

            Yine aynı maksatla Muaviye zamanında 52 tarihinde Sufyan bin Avi kumandasında 3. bir ordu gitmiştir. Bu ordu da muvaffak olamamıştır. Bu muvaffakiyetsizlikler Araplar'ı yıldırmamış, tekrar 97 tarihinde ve yine Emeviler'den Ömer bin Abdülaziz zamanında Mesleme kumandasında, 65. Emevî Ordusu Hişam zamanında 121 tarihinde gitmiş ve Battal Gazi'nin de bulunduğu bu ordu da İstanbul'u zapt edemeden geri gelmiştir.

            Devletin idaresi Abbasiler'in eline geçtikten sonra da bu maksatla yine ordular tevci edilmiş ve İstanbul muhasarasına devam olunmuştur. Arap ordularının 7.'si Halife Mehdi zamanında Haruni Reşit kumandasında 159 tarihinde gitmiş ve en son Arap ordusunun İstanbul muhasarası ise 171 tarihinde Haruni Reşit zamanında Ebu Melik kumandasında gitmiş ve İstanbul'u muhasara etmişlerdir. Bunların hiçbirisi İstanbul'u alamamış ve bu bahtiyarlık Büyük Türk Hakanı Fatih Sultan Mehmet'e nasip olmuştur.

            İşte İstanbul'u almak maksadı ile giden bu Arap ordularının bir kısmı Zile - Amasya ve Çorum yolu ile gittiklerinden Zile'miz birkaç defa İslâmlar'ın eline geçmiş ve tekrar bu orduların çekilmesi ile yine eski sahipleri olan Bizanslılar'ın eline geçmiştir.

Arap Dede (1) ve Arap Dede (2)
    

            Kasabamızdaki muhtelif semtlerde bulunan Arap Dedeler işte bu orduların şehit olan eşrafındandır. Hüseyin Gazi, Arslan Dede ve Örümcekli Dede gibi vesikaları ve kitabeleri bulunmayan bazı yatırların da gerek Arap ordularının ve gerekse Danişmend Türk ordularının mücahitlerinden olduğu sanılmaktadır.

İlbaşoğlu Câmîi Bahçesi İçindeki Arap Dede Kabristanı

            Bilhassa Örümcekli Dede diye anılan Yatır'ın cephesi kaleye doğrudur. Diğer İslâm mezarları gibi kıbleye karşı değildir. Belki de bizzat muhabere esnasında şehit olmuş bir mücahittir. Bunlar hakkında elimizde müsbet bir vesika olmadığı için katiyetle hüküm edemiyoruz.


Örümcekli Dede Kitabesi

            Kasabamız kati olarak İslâmlar'ın eline 466 (1073) tarihinde Danişmendliler tarafından geçirilmiş ve bir daha başka milletlerin eline geçmeksizin isimleri ayrı olmakla beraber Türkler'in elinde kalmıştır. Melik Ahmet Gazi Niksar muhasarası sırasında şehit olmuş ve yerine 477 tarihinde oğlu Gazi Gümüştekin hükümdar olmuştur. 529 (1134) yılına kadar devletin başında kalan Gümüştekin 493 yılında Malatya civarında Bizanslılar'ı yenerek Danişmend Devleti'nin şöhretini bir kat daha artırmıştır.

            Gümüştekin'in ölümünden sonra yerine Mehmet ve sonra Mehmed'in kardeşi Yağıbasan geçmişti. Mehmed'in beceriksizliği yüzünden devlet zayıflamışsa da Mehmed'den sonra gelen Yağıbasan devletin eski kuvvetini iade etmiştir.

            Yağıbasan'dan sonra sıra ile Cemal Gazi İbrahim, İsmail, Zünnun Danişmend Türk Devleti'ne hükümdar olmuşlardır. Bunların idaresizlikleri yüzünden devlet inhitata yüz tutmuş ve nihayet 570 (1174) yılında Rum Selçukluları'ndan İzzerin İkinci Kılıç Arslan Sivas ve Mülhak (?) ederek Türk Danişmend Devleti'ne son vermiştir. Bu tarihte de Zile'miz Selçuklular'ın eline geçmiştir.

            Danişmendliler ilme ve medeniyete çok hizmet etmişlerdir. Yalnız zamanla Zile'deki Danişmend eserleri kayıp olmuş, o devirden iki isim yadigâr kalmıştır. Birisi; halk arasında Davunlu Dede diye anılan yatır ki bu zat Birinci Danişmend Hükümdarı Melik Ahmet Gazi'nin Şeyhislâm olan İmam Melikiddin'dir. Bu zatın türbesi civarında zaviye, medrese yapılmış ve burada yıllarca memleket irfan hayatına hizmet edilmiştir.

            Elimizdeki (?) göre meşhur Muharrem Efendi burada ders okurmuş ve buna karşılık olarak da günde yirmi akça maaş almıştır. O zamanda akçanın satın alma gücünü gösteren bir misal : Muharrem Efendi'nin ölümünden (?) sonra çıkan (?) isyanında memleketdeki bütün köpekler ve kediler kesilerek halk tarafından yenmiş, yine kıtlığın şiddetinden açlıktan ölenlerin cesetleri sokak ortasında kaldırılamayacak halde çoğalmıştır. O kadar kıtlık olmuş ki bir besili koyun 23 akçaya çıkmıştır.

İstimlâk Alanına Pazarlar Kurulur Panayırlarda...

Fotoğraf : Çağıltı Dergisi - Yıl : II, Sayı : 15, Aralık 1962

            Bu tarihî kayda göre akçanın satın alma gücü çok güzel anlaşılıyor. O zamanki ilme verilen ehemmiyete çok güzel bir misal. O devrin hakkiyesinden bir de Dürmelik Sokağı diye bir sokak adı vardır. Halk arasındaki söylentilere göre Melik Gazi bu sokak başına geldiği zaman "Dur ya Melik!" denmiş de onun için buranın adı Durmelik Sokağı kalmıştır. Böyle bir halk rivayeti var ise de bu sokağın 723 yılında ölen Elhanlılar'ın ümerasından Arslan Bey'in kızı Dürrü Melik Hanım'a nisbet edilmesi o daha münasip olur zannındayım.

            Bir de bu (?) meşhur âlimlerinden Şeyh Musa Fakih vardır ki bu zat meşhur Beyazit Bestamî'nin 7'nci bâtından torunudur. Yağıbasan zamanında kayınpederi Hacı Beyazit Efendi ile birlikte Zile'ye gelmişlerdir.

            Danişmendliler tarafından bu zata bir medrese ve bir de zaviye yaptırılmış ve bir çok da vakıflar tahsis edilmiştir. Vâli Recai Güreli tarafından yıktırılan Hacı Beyazit Câmîi bu zat tarafından yaptırılmıştı. Şeyh Musa hem Danişmendliler ve hem de Selçuklular tarafından çok hürmet görmüş ve kıymetli eserler yazmıştır. İlim adamlarından bahsedilirken bu zat hakkında geniş tafsilât verilecektir.

Zile Mehteran Bölüğü Zile Kale Kapısı'nda / 2005

Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Selçuklular Zamanında Zile :

            Zile, Selçuklular'dan İkinci İzzeddin Kılıç Arslan zamanında Selçuklular'ın eline   geçmiştir. M. 571. İkinci Kılıç Arslan vaktiyle Erzurum sultanının kızıyla evlenmişti. Gelin, Selçuk sarayına götürülürken Yağıbasan'ın askerleri tarafından ellerinden alınmış ve Danişmend Sarayı'na götürülmüştü. O zaman Selçuk Hükümdarı İkinci Kılıç ArsIan Danişmendliler'e harp açmışsa da ordusu yenilmiş ve kendisi kaçmıştır.

            Bu tarihten itibaren iki hükûmet arasında kin ve nefret hâkim olmuş, Selçuklular    intikam almak için fırsat kollamışlardır. Evvelki yazımızda beyan ettiğimiz veçhile Danişmend Devleti zayıf düşünce bu fırsattan istifade ederek İkinci İzzeddin Kılıç Arslan bir ordu tanzim etmiş ve Bizanslılar'dan da yardım alarak Danişmend Türk Devleti'ne son    vermiştir. Esasen ihtiyar olan İkinci Kılıç Arslan 586 H. - 1190 M. senesinde Selçuk topraklarını on bir oğluna taksim ederek Selçuk Devleti'nin inhitatını tacil etmiştir.

            (H. 588 - M. 1192) yılında İkinci Kılıç Arslan ölmüştür. Bunun üzerine Tokat hükümdarı Süleyman,  babasının ölüm haberini alır almaz hükûmeti tamamiyle elde etmeye ve Selçuk Devleti'ni birleştirmeye teşebbüs etti. Evvel emirde babası tarafından veli ahd tayin edilen    Konya hükümdarı ve en küçük kardeşi Gıyaseddin Keyhüsrev'e karşı kardaşlarının  bir kısmının yardımıyla Konya'ya hareket etti. Dört ay Konya'yı muhasara etti. Nihayet Konya hükümdarı olan kardaşının çocukları ile istediği yere gitmesi şartı ile Konya'yı teslim alarak hûkümdarlığını ilân etti. H. 593.

            Süleyman, saltanata geçtikten sonra kardaşlarının ellerindeki yerleri yavaş yavaş alarak Selçuk Devleti'ni bir idare altına topladı. Süleyman Şah Gürcüler'le harb etmek üzere hazırlanırken (H. 600 - M. 1204) tarihinde öldü. İbni Bibi'nin beyanına göre Süleyman Şah, İkinci Kılıç Arslan'ın en güzide oğlu, belki Selçuklular'ın en kahramanlarından birisidir. Uzun boyu, şecaat, tebaasına karşı sonsuz şefkati, iffet. Bilim vekarı ile şöhret almış, ilim ve fazilet sahibi olup, aynı zamanda şâirdi. Rüknüddin Süleyman Şah'ın fefsefe ile de iştigali vardır. Meşhur İşrakıyum felsefe meslekinin pîri olan Şehabettin Sühreverdi ile münasebeti vardır.

            Süleyman Şah, babasının hatasını tamir etmiş ve Selçuk Devleti'ni batmaktan kurtarmıştır. İlim adamlarına son derece hürmet eder ve onlara nakdi   yardımda   bulunurdu. Meşhur şâir zahir Faryabi'ye iki bin altun, on at, on carive, on köle, elli kat elbise ihsan ettiğini Müneccim Başı Tarihi yazar. Genceli Nizamiye de Mahzenül Esrar adlı eseri için çok ihsanda bulunmuştur. Bu zat zamanında Zile'de birçok ilmî eserler meydana getirmiştir. Bu meyanda Zileli meşhur âlim Musa Fakih'e yazdığı müteaddit eserlerinden dolayı ihsanda bulunmuş ve eskiden mevcut olan medresesine ilâveler yapılmıştır. Ölümünde oğlu Üçüncü Kılıç Arslan hükümdar olmuşsa da çok küçük olduğu için amcası Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından hükûmetine son verilmiştir.

            Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev de (H. 607) tarihinde ölerek, yerine oğlu İzzeddin Keykavus hükümdar olmuş ve onun da 616 H. yılında ölümiyle yerine   Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev'in diğer oğlu hükümdar olmuştur. H. 616'da Selçuk tahtına geçen Alâeddin Keykubat Selçuklular'ın en meşhur hükümdarlarından biridir.

 Darp Yapan Sultan : Tokat Meliki Keykubat (Melik-i Mansur)
 Saltanat Dönemi : 1210 - 1213 ?
 Boyutları : 21 mm, 3.40 g
 Sikkenin Tarihi : 608 H. (1211 - 12)
 Basıldığı Yer : Tokat
 Malzemesi : Dirhem
 Tekniği : Dövme (Darb)
 Konu Ön Yüz : Süvari figürü, Arka Yüz : Yazı motifi
 İlgili Koleksiyon : Yapı Kredi Bankası Müzesi

            Saltanata geçtikten sonra ülkesine mücavir devletlerden birçok yerler aldı. Bunun zamanında Selçuklular çok şöhret kazandılar. Kemah, Erzincan, Erzurum  bunun zamanında Selçuklular'a geçti. Ermeniler'den de birçok yerler aldı. Bu sıralarda Moğollar garbe doğru akınlarına devam ediyorlar idi. Hattâ akıncı Moğol kuvvetleri Sivas'a kadar katil ve yağma yapmışlardı. Alâeddin Keykubat bu akınlara karşı gelmek için bazı mühim noktaları elde etmek istedi. Bu meyanda Mısırlılar'ın elinde bulunan Ahlat şehrini aldı. Bunun üzerine Mısır Sultanı Melik Eşref'le araları açıldı. Alâeddin iki defa Mısır ordusunu yendi. Alâeddin'in son günlerinde (H. 633)'de Moğol Hakanı tarafından gönderilen (Şemseddin Ömer Kazvini) ile müzakere sonucu olarak Alâeddin, Moğollar'ın tabiiyetini kabul etti. Moğollar'ın Selçuk işlerine karışmasının başlangıcı (H. 633) tarihidir. Alâeddin Keykubat, (634) tarihinde Kayseri'de av etinden zehirlenerek öldü.

.........................................

            Selçuk Hükümdarı İkinci Gıyaseddin Keyhusrev, Erzincan'ın Köse Dağı'nda Moğollar'la yaptığı muharebede yenilince Selçuk toprakları Moğol idaresine geçmişti. Yalnız, Selçuk Devleti'nin adı var, padişahları Moğollar tarafından tayin edilir ve idarî işlerde emir, Moğollar'dan alınırdı. Selçuk hükümdarları yalnız ismi olan ve hakikatte mevcut olmayan bir gölge mesâbesinde idi. H. 704 yılında İlhanlılar'dan Argon Han'ın oğlu Mahmut Gazan Han ölerek yerine kardeşi Olcayto Memet Hudâbende geçince ismen mevcut olan Selçuk Devleti'ni tamamile kaldırmıştır. Bu tarihten itibaren bütün Selçuk toprakları İlhanlılar'ın eline fiilen ve resmen geçmiştir. Olcayto Memet Hudâbende H. 715 tarihine kadar İlhanlı hükümdarı olarak icrayı hükûmet etmiş ve bu tarihte ölerek yerine on iki yaşında bulunan oğlu Ebû Sait Bahadır Han geçmiştir. Bu zat çocuk denecek yaşta olduğu için bütün işler Vezir-i Âzam (Başvekil) Emir Çoban tarafından görülürdü.

            Emir Çoban, İlhanlı topraklarında mutlak hâkimdi, sultandan daha nüfuzlu ve hat sultan Ebusait üzerinde de vasilik yapıyordu. Kendi oğlu Demirtaşı da Sivas'a Anadolu umum vâlisi tayin etmişti. Güzelliği dillere destan, romanlara konu olan tarihin meşhur kadını Bağdad Hatun Emir Çoban'ın kızı ve Sultan Ebu Said'in halası oğlu Şeyh Hasan Kebir'in de karısı idi. Sultan Ebu Said'in yaşı ilerleyince bu kadına âşık olmuş ve kocasından boşanmak için Emir Çoban'a müracaat etmişse de Emir Çoban bu çirkin teklifi şiddetle red etmiş ve bu suretle vezir ile sultanın arası açılmıştır. Esasen Emir Çoban'ın hâkimiyetini ve nüfuzunu çekemeyen sultan, bu nu da bahane ederek Emir Çoban'ı öldürmek istemişse de Emir Çoban kaçmış ve bir müddet saklanmış, fakat ciddî aramalar sonunda Herat Vâlisi tarafından yakalanarak öldürülmüş ve böylece Çobanlılar Ailesi'nin hâkimiyeti ortadan kalkmıştır. Bu hadiseden sonra da Sultan Ebu Sait, Şeyh Hasan'a karısı Bağdat Hatun'u boşattırarak, kendisi almıştır. Emir Çoban'ın ölümünden sonra Anadolu Umum Vâlisi bulunan Emir Çoban'ın oğlu Demirtaş da H. 727 tarihinde Mısır'a kaçmıştır. Bundan sonra Anadolu Vâliliği'ne Ebu Said'in halası oğlu ve Bağdat Hatun'un eski kocası Şeyh Hasan Kebir tayin olunmuştur.

            İlhanlı Sultanı Ebu Sait Bahadır Han 32 yaşlarında iken H. 736 tarihinde ölmüştür. Bu vakitsiz ölümün Bağdat Hatun tarafından zehirlenmek suretiyle vukua geldiğini söyleyenler vardır. Ebu Sait, çocuksuz olarak öldüğü için İlhanlı Devleti'nde kargaşalık çıkmış ve herkes saltanat makamına göz dikmiş. Bu arada kendine bir pay kapmak emeliyle Sivas Vâlisi bulunan Şeyh Hasan Kebir de Sivas'ı emirlerinden Ertana Bey'e terk ederek Irak'a gitmiştir.

            Bir sene içinde İlhanlı tahtına Hülagi Han'ın torunlarından Arpa, Musa, Memet adında üç kişi sırasiyle sultan olmuşlar ise de hiç birisi hükümdarlıkta kalamamıştır. Sivas Vâlisi olan Emir Ertana, ilk zamanlar İlhanlılar'a bağlı gibi görünmüş ise de devlet bünyesindeki kargaşalığın devamı üzerine İlhanlılar'la alâkasını keserek Tebriz'de oturan Emir Çoban oğlu Hasan Küçüğe bağlı kalmış ve biraz sonra bundan da alâkasını keserek Mısır Sultanı Melik Nasır Memede tâbi olmuştur. Mısır Sultanı Melik Nasır da H. 741 (M. 1341)'de öldüğü için bu tarihte Emir Ertana Bey de istiklâlini ilân etmiş ve adına para bastırmıştır. Bu suretle Zile'miz de H. 7?? tarihinden itibaren  Ertana hükûmetine bağlanmıştır.

            Zile'mizde İlhanlılar'a ait belli başlı bir şey yoktur, yalnız : Kireçli Köyü'nün yukarı başındaki yunak yapılan çeşme İlhanlılar'dan Olcayto Memet Hudâbende zamanında inşa edilmiştir. Çeşmenin muntazam kitâbesi vardır.   Kitâbeler neşri sırasında yazılacaktır.

Kireçli Köyü'nde Bir Yunak

Fotoğraf : Prof. Dr. Ali ÖZÇAĞLAR 1981 - 1982

            H. 733 tarihinde ölen ve İlhanlılar zamanına rastlayan iki kişinin de mezar kitâbesi vardır ki halk arasında bunlara Helvalı Dede denir. Yürümeyen çocukları bu mezarın başına getirirler ve orada helva dağıtırlar. Şimdi bu taşlar asrî mezarlığa kaldırılmıştır. Bunlardan başka o devre ait bir şey yoktur.

            Alâeddin Keykubad'ın, büyük oğlu Gıyaseddin Keyhusrev tarafından    zehirletildiğini rivayet eden tarihçiler vardır. İkinci Gıyaseddin Keyhusrev (H. 634)'de Selçuk hükümdarı olmuştur. İlk iş olarak kendisinden şüphelendiği Harezm emirlerinden Kır Hanı - veziri Sadettin Köpeğin teşvikile - haps ettirdi. Bunu duyan Harezm askeri her tarafı yağma ederek Suriye'ye geçtiler. Bu suretle devlet mühim   bir kuvvetten ayrılmış oldu. Bundan sonra yine Sadettin Köpeğin teşvikile üvey anası ve Suriye Meliki Melik Eşref'in kızı olan Melike Âdile'yi öldürdü. Bunlar   yetmiyormuş gibi yine aynı teşvikle en büyük devlet adamları olan Taceddin Pervane, Hüsameddin, Kemalettin gibi zatları da öldürttü. Gıyaseddin on senelik hükümdarlığı zamanın da devlete yaptığı tek hizmeti yine kendi tarafından devletin başına belâ olan Sadettin Köpeği öldürmesidir.

            Gıyaseddin zamanında, Amasya'da oturan Horasanlı Baba İlyas'ın halifesi Baba İshak isyan ederek büyük bir gaile açmıştır. Amasya, Zile ve civarı uzun müddet harp sahnesi olmuş ve yurdun mühim bir kısmı harap olmuştur. Çok tehlikeli olan bu isyan, Selçuk kumandanlarından Hacı Mübarüzüddin Armağan Şah tarafından güçlükle bastırılmıştır. Selçuk Devleti'nin batması, bu Gıyaseddin zamanında başlamıştır. Moğol kumandanı Bayçu Noyan tarafından Erzurum'a hücum edilmiş ve bir müddet muhasaradan sonra zabt edilmişti. Moğol askerinin âdeti olan katil ve yağma yapılmıştır. Erzurum harap edilmiştir.

            Bunu duyan Gıyaseddin (H. 641) tarihinde Moğollar'a harp açmıştır. Erzincan'ın Köse Dağı civarında yapılan muharebede Gıyaseddin'in ordusu perişan olmuş ve kendisi güçlükle Tokat'a kaçabilmiştir. Bunun üzerine Moğollar, Sivas'a yürümüşlerdir. Sivas halkının harpsiz teslim olması yüzünden katliam  olmamışsa da şehir üç gün yağma edilmiştir. Bundan sonra Moğollar Kayseri'ye yürümüşler ve on beş gün muhasaradan sonra şehri teslim almışlardır. Şehir yağma edilmiş, kadın, erkek, çoluk ve çocuk hepsi asker tarafından taksim edilmiştir. Bu sırada hükûmet namına bir şey yoktu, hamiyet sahibi iki kişi (Nühezzeb-el din Ali deylemi ve Amasya Kadısı Fahreddin) birlikte Erzurum civarındaki Moğol karargâhına sulha talib oldular. (542 H.) yılında Moğollar'la sulh yapıldı. Bu sulh vakıa malûbâne olmuşsa da halka geniş bir nefes aldırdı.

            (H. 654) yılında Gıyaseddin ansızın vefat etti. Ölümü sebebi meçhuldür. Bunun ölümü üzerine İzzeddin, Rüknüddin, Alâeddin ismindeki üç oğlu tarafından müşterek olarak icrayı hükûmet etmişlerdir. Bu üç kardeş arasına uzun mücadele ve harplerden sonra (660 H.) tarihinde Rüknüddin dördüncü Kılıç Arslan, Moğollar'ın yardımiyle ve onların idaresi altında olmak üzere Selçuk tahtına oturmuştur. Fakat bu saltanat, hakiki hükümdarlık değil, Moğollar'la Vezir Muiniddin Pervane'nin elinde olmuştu. Yine bunların eliyle (H. 663)'de öldürülmüştür. Yerine oğlu Gıyaseddin Keyhusrev geçerek (H. 68?) tarihine kadar icrayı hükûmet etmişse de bütün   idare Muiniddin  Süleyman Pervane'nin elinde olup, kendisi kuru bir unvan taşımaktan ileri geçememiştir.

            Bunun zamanında Mısır hükümdarı Baybars, Selçuk topraklarına girmiş ve Kayseri'ye kadar gelmiştir.  Bunun üzerine Selçuklular'ın hamisi bulunan, Moğol hükümdarı Abaka Han Mısırlılar'la harp etmişse de Mısır sultanı Baybars'a yenilmiştir. Abaka Han bu mağlûbiyetin acısını Anadolu halkından çıkartmış ve üç yüz bin kişi kadar Anadolu Müslümanları'ndan kesmiştir. (H. 681) tarihinde İlhani hükümdarı Sultan Ahmet,  üçüncü Gıyaseddin Keyhüssrev'in elindeki toprakları ikiye bölerek Sivas ve Amasya taraflarını S?'tan İkinci Mesud'a vermiştir. Bu tarihlerde yine bazı bahanelerle Moğollar tarafından öldürülmüştür. Sultan Mesut 694 H. tarihine kadar ismen hükümdarlık etmiştir. 694 tarihinde Gıyaseddin üçüncü Mesut ta Gazanhan tarafından haps edilmiş ve yerine üçüncü Alâeddin Keykubat getirilmiştir.

            (702 H.) tarihinde üçüncü Mesut hapisden çıkarılarak tekrar Selçuk tahtına oturmuşsa da (702 H.) tarihinde Mesud'un ölümile Selçuk saltanatı ismen de tarihden silinmiş ve tamamile İlhanlılar'ın idaresine geçmiştir. Aynı tarihde İlhanî hükümdarı Gazan Mahmut Han da ölerek yerine Argon Han'ın diğer oğlu Olcay Memet Hudabende İlhanî hükümdarı olmuştur. Selçuklular devrinde Zile ve onlara ait eserler hakkında gelecek sayımızda izahat vereceğiz. H. 704 tarihinde Selçuk Devleti tamamen münkariz olmuş ve Selçuk toprakları da İlhanlılar'dan Olcayto Memet Hudabende'nin eline geçmiştir. Bütün Anadolu ile birlikte kasabamız da H. 736 tarihine kadar İlhanlılar'ın elinde kalmıştır.

            Selçuk devrine ait kasabamızda belli başlı bir şey yoktur. Harplerin,   yangınların ve idraksiz ellerin tahribatı, bu devrin eserlerini yok etmiştir. Yalnız, şimdiki Ulu Câmi'in yerinde eski bir câmi var idi ki bu câmi, Selçuklular'dan  Dördüncü Kılıç Arslan zamanında Memet Zalûli tarafından yaptırılmış ve zamanımıza kadar gelmiştir. Adı geçen câmi, Ulu Câmi adiyle anılır.

            Selçuk tarzında yapılmış büyük ve güzel bir câmi idi. 1904 tarihinde o zamanki Zile   kaymakamı olan Süleyman Necmi Bey mezkûr câmii yıktırmış ve yerine şimdiki câmii yaptırmıştır. Câmiin yıkılıp yapılması yedi sene sürmüştür. Ne devletten ne de civar kasabalardan yardım görmeksizin yalnız Zile halkı tarafından yaptırılmıştır. Bu câmi Hicrî Bin tarihlerinden sonra meşhur Nasuh Paşa'nın Zile Kaymakamlığı zamanında esaslı bir tamir görmüş ve vakıflar idaresine de Nasuh Paşa adiyle tescil edilmiştir ki hâlâ câmi resmî kayıtlarda Nasuh Paşa Câmîi adiyle anılmaktadır. Câmiin Selçuklular zamanına ait kitâbesi câmiin kuzey tarafındaki kapının sağ tarafında duvara konmuştur. Kitâbe Arapça yazılmış beş satırlık bir yazıdır. Özet olarak mânası şöyledir; Bu câmi Tanrı'nın yardımiyle Dördüncü Kılıç Arslan oğlu Gıyaseddin Keyhusrev zamanında H. 666 tarihinde Ebû Ali oğlu Memet Zalûli tarafından yaptırılmıştır.

Ulu Câmi Portalinin Sağ Tarafındaki Kitâbe

Kaynak : Tokat Kitabeleri

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Allah'ın fazlı ve güzel tevfîki sayesinde bu mübarek câmi-i mağfur, fatihler babası Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev bin Kılıç Arslan (Allah hükmünü bâki kılsın) döneminde, Kadir olan Allah'ın rahmetine muhtaç kul Muhammed Zalulî bin Ebi Ali tarafından H. 666 (1267/68) yılında yapılmıştır."

            Bir de H. 625 tarihinde ve Alâeddin Keykubat zamanında yapılmış bir han kitâbesi vardır ki bu kitâbe kısmen kırılmış ve yalnız 625 tarihi ile hanı yaptıran Muhlisuddin ismi okunmaktadır. Hanın nerde olduğu belli değildir. Selçuk devrine ait eserlerden birisi de Şeyh Nusraddin Türbesi'dir. Bu zât da o devirde yaşamış mühim şahsiyetlerdendir. Yalnız türbenin kitabesi yoktur, bize türbeye ait bilgiyi veren o zamanlarda yazılmış vakfiyeler mevcuttur.


Şeyh Nasreddin (Nusret) Türbesi İçi (Halit Çal, s. 432)

            O devrin bakiyesinden birisi de Şeyh Etem Çelebi Türbesi'dir. Bu türbede yatanların da bir kısmı Selçuklular ve bir kısmı da İlhanlılar zamanında yaşamışlardır. Bunlara ait geniş malûmat, Zile'de yetişen büyüklerimizden bahsedildiği zaman yazılacaktır. O devrin mühim kalıntılardan en önemlisi Pazar nahiyesindeki handır. Bu han Selçuk hükümdarı Alâeddin Keykubat'ın anası Mahperi Hanım tarafından H. 636 tarihinde yaptırılmıştır. Bu han harap olmakla beraber Pazar'ın, Tokat yolu üzerinde kapısı sağlam ve kitâbesi muntazam bir halde durmaktadır.

Kayseri - Samsun Deve Yolunun
Pazar İlçesi Güzergâhında Mahperi Hatun Kervansarayı

Pazar'dan Sonra İlk Durak Küçüközlü Kervansarayı ve
Yozgat - Saraykent Karamağara Kervansarayı'dır.
Fotoğraf : Dr. Orhan YILMAZ - 01.10.2003

            Bir de H. 631 tarihinde ölen Selçuk ümerâsından Ali Tusî tarafından yaptırılan medrese asırlarca kasabanın irfan hayatına hizmet etmiş ve tahminen yüz sene kadar evvel yıkılmıştır ki, bu medresenin yeri şimdi Tekke Hamamı karşısındaki arsadır.

Şeyh Tusî Sokak

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 10.02.2003

            Bu medresenin işler bir halde bulunduğunu bilenlerle ben görüştüm. Tariflerine göre bina Selçuk mimarî tarzında yapılmış, oldukça büyük ve güzel bir bina imiş. Bunlardan başka kasabamızda bu devreyi andıran eser mevcut değildir. Bu devrin ilim adamlarından ilerde bahsedilecektir.

Kemalettin ŞENDOĞDU'nun Verdiği Cam Negatif - 11.12.1939

Bisiklet, Zile'nin Dar Sokakları İçin Halâ En İdeal Ulaşım Aracı.

            Selçuk devrini yazmak için müracaat edilen kitaplar :

            Kayseri Şehri Halil Etem, Amasya Tarihi, İbni Bibi, Şarl Teksiye, Kamusul Âlâm, Evliya Çelebi, Tacüttevarih, Âşık Paşa Zade, Tarih Encümeni Mecmuası, Kitâbeler, Yazma Vakfiyeler.

            Selçuklular'ın inkırazından sonra AnadoIu'nun büyük bir kısmına İlhanlılar'ın hâkim olduğu evvelki yazılarımda bildirilmişti. O zaman Ebûsait Bahadır Han, Anadolu'nun idaresini veziri Emir Çoban'ın oğlu Demirtaş'a vermişti. Sonra Demirtaş'ın babası Emir Çoban, sultan Ebûsait tarafından idam edilince Demirtaş Anadolu'yu büyük kumandanlarından Emir Ertena'ya terk ederek H.727 tarihinde Mısır'a kaçmıştır. Bu hadisenin üzerine sultan Ebûsait 728 H. - 1328 M. yılında Emir Ertena'nın Anadolu Vâliliği'ni tasdik etmiştir.

            Emir Ertena 736 H. yılına kadar Sivas - Kayseri'de Anadolu Genel Vâlisi olarak vazife görmüş, 736 H. ve 1335 M. tarihinde Ebûsait Bahadır Han'ın çocuksuz ölümü ile İlhanlı saltanatında çıkan saltanat kavgası karışıklığından istifade ederek İlhanlılar'dan alâkasını kesip, Tebriz'de oturan Emir Çoban oğlu Hasan Küçük'e tâbi olmuştur. Kısa bir müddet sonra da Hasan Küçük'ten de ilişiğini keserek Mısır Sultanı Melik Nâsır'ın himayesini kabul etmiştir. 741 H. ve 1340 M. tarihinde Mısır Sultanı Melik Nâsır Mehmet'in ölümü üzerine Mısır himayesinden de ayrılarak Sultan Ertana nâmile sultanlığını ilân etmiş ve kendi adına sikke bastırmıştır.

 

 Darp Yapan Sultan : Tokat Meliki Süleyman Şah II
 Saltanat Dönemi : Meliklik dönemi belli değil.
 Boyutları : 29 mm, 7.60 g
 Sikkenin Tarihi : Belli değildir.
 Basıldığı Yer : Belli değildir.
 Malzemesi : Bakır
 Tekniği : Dövme (Darb)
 Konu Ön Yüz : Süvari figürü, Arka Yüz : Yazı motifi
 İlgili Koleksiyon : Yapı Kredi Bankası Müzesi

            Anadolu'da büyük bir ülkeye sahip olan Ertena Bey Kayseri ve Sivas'ı merkez yaparak Ankara, Tokat, Amasya, Sinop, Samsun ve Niğde vilâyetlerine hâkim olmuştur. 744 H. - 1343 M. yılında Çobanlılar'la Sivas civarında yaptığı muharebede Çobanlılar'ı mağlup ettiği için şöhreti bir kat artmış ve bu suretle saltanatını kuvvetlendirmiştir. Bundan başka komşu devletlerle yaptığı bir kaç harpte muvaffak olduğu için iç ve dışta şöhreti artmıştır. Zulümden çekinir, halka şefkatle muamele eder ve bütün gün devlet işlerile meşgul olurdu. Bu itibarla kendisine halk Köse Peygamber adını vermiştir. 753 H. - 1352 M. yılında Emir Ertena ölerek, vaktiyle Kayseri'de Şeyh Evhat Kirmâni'ye yaptırdığı türbeye defn edildi. Yerine küçük oğlu Gıyasettin Mehmet hükümdar oldu. Hükümet erkânı Gıyasettin Mehmet'i büyük kardeşi Câfer'e tercih ettiler. Gıyasettin'le Câfer arasında yapılan muharebede Câfer yenildi.

            Bundan sonra rakipsiz kalan Gıyasettin Mehmet emirlere ve kumandanlara   kafa tutmaya, halka zulm etmeye başladı. Bunun üzerine Kadı Burhan'ın da dahil olduğu gizli bir toplantının ittifakiyle 767 H. - 1365 M. tarihinde Gıyasettin Mehmet öldürülerek, yerine oğlu Alâettin Ali geçirildi. Alâettin Ali, sefih ve zevkine düşkün bir adam olduğundan memleketi idare edemedi. Aksaray, Niğde gibi mühim vilâyetler Karaman oğullarının eline geçti. Halk galeyana gelerek Ali Bey'i  saltanattan azletmek istemişlerse de ümerânın müdâhalesiyle halk yatıştırılmış ve hükûmetin idaresi - vezir- sıfatiyle Kadı Burhan Ahmet'e verilmiştir. Esasen halkı isyana teşvik eden de Kadı Burhan idi. Bu suretle maksadına ererek devlet idaresini eline aldı. 782 H. - 1380 M. yılında Ali Bey öldü. Yerine yedi yaşındaki oğlu Mehmet Çelebi geçirildi.

            Yeni hükümdar çocuk olduğu için memleket idaresi nâibi saltanat olarak Selçuklular'ın bakıyyesinden Kılıç Arslan isminde bir zâta verildi. Öteden beri hükûmeti eline geçirmeye çalışan Kadı Burhan, Kılıç Arslan ile amcası Keyhusrev'i öldürerek Sultan Memet Çelebi'nin anasiyle evlendi ve onun yerine nâibi hükûmet oldu (yani hükûmet reisi vekili.) Kadı Burhan'ın en büyük rakibi olan Amasya Emiri Hacı Şad Geldi Paşa'nın öldürülmesiyle büyük bir düşmandan kurtulan Kadı Burhaneddin Ahmet 783 H. - 1381 M. tarihinde resmen sultanlığını ilân ederek Ertena hükûmetine son vermiştir.

            Adilâne hareketinden dolayı halk arasında Köse Peygamber lakâbiyle anılan Ertena Bey'in kurduğu (Ertena Oğulları Hükûmeti) Kayseri ve Sivas merkez olmak üzere Erzincan, Samsun, Ankara, Niğde vilâyetlerinin çizdiği hudut dahilinde ve o zamana göre büyük bir ülkeye hükümran olmuştur.

            Memleket adaletle idare edilmiş, refah seviyesi yükselmiş, içte, dışta nüfuzlu bir idare teessüs etmiştir. 783 H. ve 1381 M. yılında resmen sona eren Ertena Devleti zamanından kasabamızda kalan eserler şunlardır :

            1 - 737 H. tarihli kale duvarında bir kitâbe vardır ki : Bu kitâbe, gelen ve giden yolcuların istirahat etmeleri için yapılmış bir zâviyeye aittir. Bu zâviye, o zamanın büyük devlet adamlarından Seyis Bey tarafından yaptırılmıştır. O tarihte Emir Ertena daha müstakil hükümdar olmamış, yalnız Sivas'ta Anadolu Umumî Vâlisi olarak buluyordu. Son İlhanlı hükümdarı Ebû Sait Bahadır Han halasının oğlu Şeyh Hasan Kebir'in karısı Bağdat Hatun'u zorla Hasan'a boşatarak kendisi almış ve Şeyh Hasan Kebir'i de Sivas'a Anadolu Vâlisi olarak göndermek suretiyle merkezden uzaklaştırmıştır.

            Zile Kalesi'nde sa'athâne kapısının solundaki hücrenin üstünde, yüksek bir mahalde sülüs hatla yazılmış kitâbenin uzunluğu 88, genişliği 44 santimetredir. Yüksekte olan kitâbe taşı mermer değildir.

            Üç satırlık kitâbesi şudur :


Kaynak : Tokat Kitabeleri

            Kitâbenin tercümesi şudur :

            "Bu mübarek zâviyeyi gelip gidenler için büyük emir, dinin ve devletin güneşi, sultanların ve kralların yakını Seyis Bey bin Gökbörü ... (Allah başarısını devam ettirsin) H. 737 yılı Zilhicce ayının sonlarına doğru pazartesi günü [1337] yapmıştır."

            Ebusaid'in ölümünden sonra çıkan kargaşalıktan istifade maksadiyle Şeyh Hasan Irak'a gitmiş ve yerine de Ertena'yı Vâli olarak bırakmıştı. İşte Seyis Bey bu zamanın meşhur kumandanlarındandır. Kasabamızın eski ailelerinden Seyis oğullarının bu zâtın neslinden olduğu tahmin ediliyor. Çünkü, bir kaç asır evveline ait vesikalarda Seyis oğulları ailesi kasabanın en zengin ve nüfuzlu erkânından olarak görülmektedir.

            2 - Tekke Hamamı : 977 H. tarihinde yazılmış yazma ve Arapça bir eserde bu hamam hakkındaki bilgi aynen şöyledir. Hamamın bulunduğu yer mer'a halinde imiş, kasabamızda Bayezid Bestami Türbesi diye anılan ve hakikatte Bayezid Bestami'nin yedinci karında torunu olan zâta ait türbenin bulunduğu yerlerde üniversite gibi bir Külliye mevcut olup Bayezid Bestami'nin torunlarından Şeyh Etem Çelebi tarafından idare edilmekte idi. Bu Külliye, üç asır kadar kasabanın irfan hayatına hizmet etmiş ve bir çok ilim adamı yetiştirmiştir. Kasabanın sosyal durumundan bahs ederken bu mevzua tekrar temas edeceğiz.

Beyazıd-ı Bestamî (Beyazı Besten) Câmîi

Foto UĞUR Fotoğraf Arşivi

            Zâviye adı verilen bu Külliye'nin talebesinin iaşesini temin için büyük bir teşkilât mevcuddu. Bu meyanda zâviyeye ait davarlar, tekke hamamının bulunduğu yerlerde yayılırken bir tekenin ayağı orada açılan deliğe girmiş, tekenin ayağını kurtarmak isteyen çoban, deliğin etrafını genişletmiş, deliğin altında büyük bir hamamın mevcut olduğunu görmüş, bunun üzerine Şeyh Etem Çelebi alâkalanmış ve meseleyi Emir Ertena'ya bildirmiştir. Sultan Ertena da Nûman isminde bir mimar göndererek bütün masrafı devlet tarafından yapılmak suretiyle hamamın yapılması dört senede bitmiş ve Şeyh Etem Çelebi zâviyesine vakf etmiştir. Bu hamam, halk arasında Teke Hamamı veya Tekke Hamamı adiyle anılmaktadır. Ertena devrine ait bu iki eserden başkasına rastlanamamıştır. Bundan sonra Kadı Burhaneddin hükûmeti başlamıştır, gelecek yazılarımız bu hükûmetten bahsedecektir.

Tekke Hamamı - Fotoğraf : Dick Osseman

http://www.pbase.com/dosseman/turhal_and_zile&page=all

            Edebiyata ve sanata yakın ilgisi bulunan, özellikle tasavvuf ve divan edebiyatını iyi bilen Arif KILIÇ Zile'yi her yönüyle tanıyan birisi olarak daha önce belirttiğimiz gibi Zile Tarihi'ni yazmaya ve Çağıltı'da yayımlamaya başlamış; ne yazık ki Çağıltı'nın yayınının durması sonucu O da incelemelerini bir müddet için durdurmuştur. Daha sonra bu konu ile tekrar ilgilenmiş ve Zile Tarihi'nin dokümanlarını hazırlamıştır. 1973 yılında ölümü sonucu bu dokümanlar oğlu Galip KILIÇ'ın eline geçmiştir.

            Rahmetlinin de çocuklarından dedelerinin emellerinden birini ölümünden sonra gerçekleştirmesini ve Zile Tarihi manşetini yine KILIÇ imzası ile yayımlamasını isteriz.
                                                                                                                        Ahmet KAĞIZMAN

     
Makale ya da Sayfa Başına Başına Dönmek İçin Tıklayınız

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

* ÇAĞILTI Aylık Kültür ve Sanat Dergileri'nin bu sayılarında yer alan fotoğraf ve metinlerin
her hakkı saklıdır ve Osman UĞUREL ile Fikret TARHAN'a aittir. İzinsiz çoğaltılamaz, alıntı yapılamaz,
kopyalanamaz. Aksine hareket edenler; Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'nın hükümlerine göre sorumlu olur.*

YAZDIR