|
ZİLE İSYANI |
|
Makale : Yrd.
Doç. Dr. Kemal TÜRKER
(G.O.P.
Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim - İş Eğitimi ABD Bşk.)
kturker@gop.edu.tr
ZİLE İSYANI
VE
MİRALAY HİLMİ BEY
(Kültür & Tokat Araştırma Dergisi - Yıl : 1991, Sayı : 1, sh. 14 - 15'te
yayımlandı.)
Geçmişin gün ışığına çıkarılmasında, olayların değişik yönleriyle incelenip, araştırılması gerektiğine inanıyorum. Bu tür araştırmalarda geçmişle ilgili materyal ve belgeler kadar, yaşayan kişilerin anılarından yararlanabilmek de çok önemlidir.
Hilmi Bey Yaveri İle.
Kemal Türker Arşivinden.
Bu anıların, geçmişin karanlıklarında kaybolmadan günümüze kadar gelebilmesi, araştırmacıların çabalarıyla ve yazılı tespitleriyle mümkündür. Bu yazımızla, Zile ile ilgili araştırmalarda ve yayımlanan kitaplarda bulunmayan bir konu ile bu çalışmalara küçük bir ilâve yapmak istedim.
Babam Mehmet TÜRKER'in anılarından derlediğim notlardan yararlanarak, Zile isyanı sırasında, kalede asilere karşı savunma yapan Süvari Binbaşı Hilmi Bey'i tanıtmak, isyan sırasında yaşadığı olaylardan söz etmek istiyorum.
Hilmi Bey Çocukları ve Kardeşleriyle
Kemal Türker Arşivinden.
Tokat, Millî Mücadele yıllarında işgale uğramamakla birlikte, ayrılıkçı çetelerin eylemleri ve ayaklanma girişimleri nedeniyle tedirginliklerle dolu bir dönem yaşamıştır. Tokat yöresinin 1920 yılı içinde tanık olduğu en önemli olay ise Zile ayaklanmasıdır.
İsyancıların Zile ve çevresinde Kuvay-ı Millîye'ye karşı propagandaya girişmelerinin haber alınması neticesinde, asayişi sağlamak amacıyla 03 Haziran 1920 günü, komutasındaki birliğiyle beraber Çorum Kolordu'dan Süvari Binbaşısı Hilmi Bey Zile'ye gönderilir.
İşkodra Savaşı Hâtırası - 1914
Yrd. Doç. Dr. Kemal TÜRKER Koleksiyonu
Bugüne kadar Zile isyanı ile ilgili derinlemesine bir araştırma yapılmadığı gibi, Hilmi Bey'in kim olduğu ve kaledeki askerlerin isyan sırasındaki durumları hakkında hiçbir bilgiye rastlamamaktayız.
Hilmi Bey babamla iki kardeş çocukları olup, babamın halasının oğludur. Babam M. TÜRKER'in, Hilmi Bey'i yakınen tanıması da bu yüzdendir. Binbaşı Hilmi Bey Zileli'dir. Babası Kolağası Mehmet Efendi'dir.
Asker bir babanın evlâdı olan Hilmi Bey, anne tarafından Zile Kadısı Müftüzâde Hacı Ahmet Efendi'nin de torunudur. Kardeşi Halil Bey de kendisi gibi asker olup, Albay rütbesi ile orduya hizmet vermiştir.
Çok enteresandır ki isyan sırasında asilere karşı çıkarak, bir avuç askeriyle Zile Kalesi'ni savunmak görevi yine Zileli bir komutana düşmüştür. Eşi Ârife Hanım'dan iki oğlu, iki kızı olan Hilmi Bey'in büyük oğlu Nihat Ali Üçüncü, Maliye eski Bakanlarından merhum Hasan Polatkan'ın Gelirler Genel Müdürlüğü görevinde bulunmuştur.
Hilmi Bey'in aile albümümüz içinde yer alan ve hiçbir yerde yayımlanmamış bir fotoğrafını ilk defa bu dergide yayımlıyorum.
Süvari Binbaşısı Hilmi BEY
Zile isyanından önce Yozgat ve Yıldızeli ayaklanmalarından yüreklenen Zileli Avukat Ali Bey, görevden uzaklaştırılan Kadışehri eski Nahiye Müdürü Naci Bey ve Zileli Mumcular'ın İhsan Bey çevrelerine otuz dolayında atlı toplayarak, Zile köylerinde dolaşmaya, Kuvay-ı Millîye'ye karşı propaganda yapmaya başlarlar.
Bir haber üzerine Süvari Binbaşısı Hilmi Bey ve askerleri Zile'ye gönderilirler. 6 - 7 Haziran gecesi isyancılar, 400 kişilik bir güçle Zile'yi basarlar. Binbaşı Hilmi Bey isyancıların sayıca üstün olmaları sebebiyle askerleriyle birlikte Zile Kalesi'ne çekilir.
Atatürk bu olaydan Nutuk'ta "6 - 7 Haziran 1920 gecesi Zile'nin işgal edilmesiyle oradaki askerlerimiz Zile Kalesi'ne çekilerek müdafaa ettiler. Askerin erzak ve cephanesi tükendiği için 3 gün sonra usata teslim oldular." diye söz etmektedir.
Hilmi Bey ve askerleri, kuşatılan kale içinde asilere karşı canla başla bir müddet çarpışırlar. Fakat dışarıdan hiçbir yardım alma imkânları olmadığı için açlığa ve cephanesizliğe yenik düşerler.
İsyancıların Zile Kalesi'ni Muhasarası/06-07.06.1920
Ressam : Kemal TÜRKER
Üç gün sonra asilere teslim olan Hilmi Bey, kalede çektikleri sıkıntıyı şöyle anlatır. "Kalede en fazla bizi susuzluk perişan etti. Askerlerim su bulamamaktan, daha önce ellerini yıkadıkları kirli suları bile dökmeyip, bir tülbentten süzerek içmek zorunda kaldılar." der.
Hilmi Bey'i teslim alan asiler, kalenin eteğinde bulunan elebaşlarının yanına getirirler. Bir ara mumcuların İhsan Bey, Hilmi Bey'in tabancasını almaya uzanır. Hilmi Bey ani bir hareketle karşı koyar ve "İhsan, sakın bunu yapma!." diye bağırır ve "Bu silâh bana ordunun bir emanetidir. Silâhımı hiçbir şekilde vermemeye yemin ettim. Kendimi öldürür yine de silâhımı vermem." der. Hilmi Bey'in bu cesur ve kararlı tutumu karşısında asiler tabancasını alamazlar, kendisine bırakırlar.
İsyan sırasında Zile eşrafının önemli bir bölümünce ve çevrede çok sevilen sayılan bir zat olan Zile Müftüsü Hamdi Efendi de ayaklanmacılara katılır. Asiler müftüyü ilçeye kaymakam tayin ederler. Müftü, hükûmet kuvvetlerince kendisine teslim olması yolundaki çağrıları kabul etmemiştir. Maalesef olay hazin bir biçimde sonuçlanmış ve asılarak idam edilmiştir.
Bu noktada bir hususa değinmek istiyorum. İsyan dalgası Zile dışından gelmiştir. Zile'de Kuvay-ı Millîye'yi destekleyenlerin isyana katılmayanların çoğunlukta olduğu bir gerçektir. Ama memleketin büyük bir bölümünde halkın yanlış yönlendirilmeler yüzünden ikiye bölündüğü bir dönemde, bu isyana Zile'den katılanların oluşu da gayet normaldir.
"İsyanı Zileliler çıkarmadığı halde, Zileliler'in üstüne atıyorlar" gibi aşırı hassasiyet göstermenin de bir anlamı yoktur. Elbetteki isyanı Zileliler çıkarmamıştır. Şimdiye kadar hiçbir yerde, isyanı Zileliler çıkarmıştır diye bir yazıya rastlamadım.
Zile Ayaklanması'nda Âsilerin
Yaktığı Bu Kısım Bugün Yeni Baştan Yapılmıştır.
Eğer bu isyan olmasaydı Zile belki de Türkiye'nin en avantajlı Başkent adayı
olacaktı.
Ulusal Savaşta Tokat - Halis ASARKAYA, Tokat
Basımevi/1936, 159 sh.
Bütün kaynaklarda isyanın Yıldızeli tarafından gelişerek, Postacı Nazım eşkıyası ile birlikte Zile'ye ulaştığı bilinen bir gerçektir. "ZİLE İSYANI" denilmesinin sebebi Zileliler'in tümüyle isyana katılıp, isyanı çıkartmış olmalarından değil, olayın Zile'de geçmiş olmasındandır.
Zile isyanı sırasında Zile'de cereyan eden olaylar, isyanda yer alan kişiler, isyanın gelişme biçimi, isyanda Zile'nin uğradığı kayıplar derinlemesine ele alınıp araştırılmamıştır. Bazı kişilerce bu olaylara değinmekten, söz açmaktan âdeta kaçınılmıştır. Araştırmacıların amacı kişileri olaylarda yer aldığı için suçlamak, onları küçük düşürmek değildir. Amaç geçmişteki olayları aydınlatmak ve toplumca bu olaylardan gerekli dersi çıkarmaktır. Önemli olan da budur.
Cemil Cahit kumandasındaki 5. Tümen'e bağlı kuvvetlerce 11 Haziran'da Zile top ateşine tutulur. 12 Haziran'da Zile'ye girilir ve isyan bastırılır. Asilerden büyük bir bölümü kaçarlar. Yakalanan isyancılardan 24 kadarı kurulan sehpalarda ve Zile'de "Kanlı Dut" adı verilen dut ağacının dallarında asılarak idam edilirler. Zile'de asılanlardan birkaçı şunlardır :
Orgeneral Cemil Cahit TOYDEMİR
1 - Avukat Ali Bey,
2 - Erkeğin
Mehmet Çavuş,
3 - Müftü
Hamdi Efendi,
4 - Müsevit
(Müftü Muavini) Tekkeşinzade Mehmet Efendi,
5 - Bardak
Hafız,
6 -
Binbaşıoğlu Mehmet Efendi,
7 - Malmüdürü
Mumcuların Sabri Efendi,
8 - Jandarma
Hakkı.
İane-i (iyilik) hamiyetten ahali ile
müceddeden inşa edilmekte olan
Nasuh Paşa Câmîi Şerifi Ameliyatından. Zile – 1909
Altta Sağdan İkinci Bekir AKSOY'un Babası Ethem
AKSOY'un Çocukluğu.
Üstte Sağdan 4. Müftü Hamdi Efendi (İstiklâl Mahkemesi Kararıyla İdam Edildi).
İsyan bastırıldıktan sonra, isyan sırasında askeriyle birlikte teslim olduğu için Hilmi Bey suçlanarak, Divan-ı Harb'e verilir. Amasya'da yargılanır. Mahkeme sırasında asilerden Halit Bey, Hilmi Bey için "Hilmi Bey'i naçar bıraktık, teslim olmak zorunda kaldı. Bunda bir suçu yoktur." diyerek savunmuştur.
Zile İsyanı'nı Bastıran Amasyalılar Madalya Töreninde
Asiler kısa sürede yargılanıp Halit Bey ve arkadaşları asılırken, Hilmi Bey'in mahkemesi iki yıl kadar sürer ve sonunda beraat eder. İki yıl açıkta kalan Hilmi Bey'in suçsuzluğu anlaşıldıktan sonra, ordudaki hizmetine geri döndürülür. Daha sonraki yıllarda Samsun ve İzmir'de görevlerde bulunmuş, Miralaylığa kadar yükselmiştir.
Orgeneral Cemil Cahit TOYDEMİR
Devlet Mezarlığı/Gazi - ANKARA (1883 - 1956)
Fotoğraf : Dr. Orhan YILMAZ -
24.11.2004
Makalenin Başına Dönmek ya da Devamını Görmek İçin Tıklayınız