ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 11 Şubat 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ÜNYE
MERKEZ NAHİYESİNDE
SİYASAL BAKIMDAN ETÜDLER

Kitap : Burhan HANHAN
(Ordu Halkevi Neşriyatından : 3, Gürses Basımevi - Ordu, 20 sh.)

ÜNYE
MERKEZ NAHİYESİNDE
SİYASAL BAKIMDAN ETÜDLER
1937


Semih ŞENOL Fotoğraf Arşivi - Ünye 1928

BAŞLANGIÇ

            Atatürk inkılâbı, on beş yıldır, yepyeni bir dava peşindedir :

            Köylüyü ve köyleri kalkındırma...

            Bu dava lehinde o kadar güzel ve inandırıcı şeyler söylendi, söylenenler hayattan alınma misal ve zaruretlerle o kadar münasip bir şekilde teyid edildi ki, bunu uzak bir hayal sananlar bile bugün, mevzu etrafında derin bir itminan ve kuvvetli bir sempati duymağa başladılar.

(ATATÜRK)

        «Türkiye'nin Hakikî Sahip ve Efendisi Köylüdür.

        Yedi asırdanberi, cihanın dört köşesine sevkederek kanlarını akıttığımız, kemiklerini yabancı topraklarda bıraktığımız, yedi asırdanberi emeklerini ellerinden alıp israf ettiğimiz ve bunca fedakârlık ve ihsanlarına karşı nankörlük, küstahlık, cebbarlıkla uşak menzilesine indirmek istediğimiz bu âsil sahibin huzurunda, bugün hicap ve ihtiramla hakikî vaziyetimizi alalım.»

Başvekil İsmet İnönü'ne

        «Hatırlarsınız, Türk Köylüsü Türk'ün Efendisi olduğunu söylediğim zamanı. Ben, o efendinin arzu ve iradesi altında senelerden beri çalışmış olan bir hadimim. Şimdi beni çok heyecana getiren hadise, Türk Köylüsü'ne nâçizane olsa da ufak bir vazife yapmış olduğumdur.»
                                                                                                   
(ATATÜRK)

Başöğretmen Burhan HANHAN ve Meçhulasker İlkmektebi

Fotoğrafı Gönderen : Burhan GÜVENKAYA

            Gençlerimiz, köylü ve köycülük ülküsü için fedakârlık yapmak kudretini nefislerinde bulur oldular : İhtiyacın şiddetine karşı henüz zayıf olan bu tezahür, dünkü haleti fikriyeye nazaran, çok mühim bir tekâmül ifade etmektedir.

            C. H. Partisi'nin Ordu Vilâyeti köylerinde, münevverler elile yaptırdığı tedkikler, «Köyü anlama ve kalkındırma» cereyanının, bu mıntakada fiil haline geçmiş ilk kımıldanışıdır.

            Bu lüzumlu ve iyi teşebbüs, Ordu Valisi Sayın B. Baran'ındır.

            Bizde, köyün şehirle temas ve münasebeti : Birincinin, daima ikincinin ayağına gelmesi suretile mümkün sanılıyordu; yukarıda bahsedilen tedkik tecrübesi, bu münasebetlerin köye gitmek şeklinde de kabil ve hatta pek faydalı olabileceğini göstermek bakımından, müzaaf ve hususî bir kıymet ifade etmektedir.

            Teşebbüsün sahibi, beni, münevverlerin köyden getirdikleri anketler üzerinde etüd yapmağa ve toplanılan bilgileri tasnif etmeğe memur etti.

Yıl 1956, Ünye öğretmenleri Kaledere İlkokulu'nda çevre köy öğretmenleri ile bir toplantı düzenlerler.
Ön sıra, soldan dördüncü Sezai Alparslan, Lebibe Alparslan, Aysel Hanhan Şenol, Meliha Bora,
Orhan Bora ve oğulları Fatih (arkasında Hasan Tahsin (SAY) KADIOĞLU ve İrfan IŞIK), Ömer Çam


Aysel (Hanhan) ŞENOL Fotoğraf Arşivi

            Anketin, yirmi sekiz sorusu, bu etüdde altı büyük zümreye ayrılmıştır :

            1 - Köyün coğrafî durumu ve tarihi,
            2 - Nüfus vaziyeti,
            3 - Siyasal, sosyal, ekonomik durum,
            4 - Hayır teşekkülleri,
            5 - Kültür : âdet, itikad, itiyad,
            6 - Sosyal, siyasal ve ekonomik ihtiyaçlar.

            Muteber ve makbul bir telâkkiye göre; her devrin cemiyetleri ve sınıfları, yaşadıkları zamanın şerait ve icabatile mütenasip olarak tarihin ve muhitin kendileri için hazırladığı tekâmül kayidleri içinde inkişaf ederler.

            Türk köylüsü de böyle bir tarih seyri içinde, kendisine mukadder olan devirler yaşamıştır. Bu safhaları incelemek, Cumhuriyet'imizin Türk köylüsü ve köyleri üzerinde yaptığı hayırlı devrimleri, temin ettiği sosyal inkişafları daha vazıh bir surette görmeğe yarayacaktır :

Ünye Yerel Tarih Grubu Üyeleri Kabadirek'te

Ahmet Kabayel - Ahmet Varilci Fotoğraf Arşivi

            İlk insanın, toprağa ilk taneyi attığı günden beri, bir çiftçi zümresi vardır. Tarihin en eski devirlerinde çiftçi, harp esirlerinden ibaretti. Orta zamanlarda, artık köylü adını almış daha mütekâsif bir çiftçi sınıfı teşekkül etti. Fakat bu sınıf da, kendinden evvel yaşayanlar gibi, her türlü haktan mahrumdu; toprağı işleyen ve mahsulünü efendisine veren bir nevi ziraat âleti gibi idi. Tarih, toprakla birlikle alınıp satılan ve demirbaş eşya gibi sahip değiştiren köylülerden bahseder; bunların bütün hukuk ve menafii, toprağın temin ettiği diğer menfeatler gibi (sahib)e aitti.

            Orta zaman Avrupasile yakın çağların Çarlık Rusyası, bu telakki ve istismar tarzının en sıkı bir surette tatbik edildiği yerlerdi. Manzara ve mahiyet az çok tahalüf etmekle beraber, Osmanlı Devleti’nde de köylünün daha yüksek bir hakka malik olmadığını biliyoruz.

            Orta devrin sonlarına ve yeni devrin başlangıcına doğru, Avru-köylüsünde, tabiî ve insanî haklarını, çetin bir iş hayatının kendilerine temin ettiği menfaatlerini aramak için bir arzu belirdi, bu arzu, birçok yerlerde fiil ve hareket halinde teyid olundu.

(Sağda) Refika ve Burhan HANHAN - Ünye 1929
 
Aysel (Hanhan) ŞENOL Fotoğraf Arşivi

            Köyün kalkınması, her yerde münevver zümrenin köylü safında yer alması ve kendi menfeatını köylünün menfeatile birleştirmesile kabil .olmuştur. Fakat şurası da muhakkaktır ki, münevver denilen zümre, yüksek ahlâkî düsturların, menfeatı umuma mahsus hasbî telakkilerin neticesi olarak köye gitmiş değildir.

            Eğer şehirde oturarak köyü istismar etmek imkânı, evvelki şartlar altında devam etmiş olsaydı, münevver, kendinden önce yaşayanlar gibi, şehirde kalmağı ve terlemeden geçinmeği tercih ederdi.

            Münevveri köye gönderen ve köylüyü hukukuna sahip bir zümre halinde şehirli ile karşı karşıya getiren sebepler, ahlâkî değil, iktisadîdir.

            Atilâ’nın büyük akınından ve Orta Avrupa’daki ilk devir imperatorluklarının yıkılmasından sonra, bunların yerinde küçük küçük Derebeyler'i teşekkül etti. Bu idare tarzında dahi, köylü, en iptidaî hukukundan mahrumdu. Bin yıl kadar süren bu devrin tarihi, büyük halk kütlelerinin sefalet ve mahrumiyetine mukabil, küçük zümrelerin refah ve saadetini hikâye eder.

Araştırmacılar Kazankaya'da ve Sağda Ayaktakiler Soldan Sağa : Gümrük Muhafaza Memuru;
Öğretmen İsmail Bey; Aylıkçıoğlu Mehmet Bey, Burhan Hanhan, Oturanlar :
Gülhis Hanhan, Muhtar Rasim Bey; kucağında Aysel Hanhan ve yanında Muhtarın kızı Yalıköy, 1929

 

A. Kabayel - A. Varilci Fot. Arşivi - (Sağdaki Fot.) Aysel (Hanhan) ŞENOL Fot. Arşivi

            Devrin sonlarına doğru, büyük imperatorlukların tekrar doğmağa başladığını görüyoruz : Derebeği, hudutsuz ve mesuliyetsiz haklarından bir kısmını imperatorlara devretmek mecburiyetinde kaldı. Kaybettiğini kazanmak için makul iki yol görünüyordu :

            1) İmperatora intisap ederek kendi istibdadını daha koyu bir istibdad altında gizlemek ve bu yoldan menfeatlarını aramak;

            2) Halk - köylü tabakası arasına dönerek, yukarıdan gelen tazyıka karşı aşağıdan bir mukabil mukavemet yaratmak :

            Birinci yoldan gidiş, imperatorların etrafında, kalabalık bir zadegân sınıfının türemesini temin etti, bu sınıf, ikinci derecedeki kasabalarda eşraf denilen diğer bir zümreyi doğurdu.

            İkinci çarenin tekâmülü ise, köyün tedricen kalkınmasını temin etti.

Yüceler'de Bir Köy Evi

Ahmet Kabayel - Ahmet Varilci Fotoğraf Arşivi

            Avrupa’da bu hareketler doğup büyürken, bizde köylünün vaziyeti nasıldı?

            Dünya'nın her tarafında ve insanlık tekâmülünün her safhasında olduğu gibi «Osmanlı» cemiyeti içinde de bir «Köylü ve Şehirli» sınıfı vardı. Devletin ilk teşekkül çağlarında bu iki sınıf, bir çok vasıflarda ve menfeatlerde müşterek idi. Irk. bakımından da tam bir tecanüs arzediyordu.

            Vaktaki istilâ başladı; büyüyen gövde, etrafında başka kana mensup milletleri de kendi muhteşem varlığı içine aldı. İmperatorluğun silâh kuvvetine istinad eden büyük midesi içinde, bu küçük parazitler, ilk önce mühim bir rahatsızlık vermediler, yahut verdiler de ensicenin azamet ve mukavemeti bunları duymadı. Fakat, bu yabancılar asla rahat durmadılar. Bütün ekalliyetlerde görülen bir şuur uyanıklığile menfi olan faaliyetlerine devam ettiler; yine bu şuur uyanıklığının verdiği dikkat ve liyakatla, mideden, devletin re'si tefekkürü demek olan idare mevkilerine kadar yükselmenin yolunu buldular.

            Bu, öyle garip bir baş idi ki hayatî kudretini, kendisini yaşatan ve üstte tutan büyük gövdenin zaaf ve tereddisinden alacaktı. Yani, başın menfeatı gövde dediğimiz hakikî halk ve Türk menfeatlerinden büsbütün ayrı ve aykırı bir yolda bulunuyordu.

            Tarih, seyrinde devam etti : Kafa mütemadiyen emdi, gövde, en aziz cevherlerini mütemadiyen bu tufeyliye bezletmek mevki ve mecburiyetinde kaldı. Merkezde bu iş devam ederken, mülhakatta bir sınıf da, kendi menfeatını imperatorluğu idare eden bu parazitlerle anlaşmakta buldu. Büyük lokmayı, saray etrafında toplananlara vermek şartile, o da yegâne istismar menbaı diye düşünülen köylünün üzerine çullandı.

            Bu sınıfın adına eski Osmanlı lûgati «Eşraf» diyor.

            Osmanlı devletinde, şehrin köy ile münasebeti, asırlarca bu şekilde devam etmiştir. Şehirli, senede bir kere ihsan ve atiyye devrinden, tevarüs ettiği toprak haklarını almak veya iltizam eylediği âşar hissesini toplamak için köye gitti. Bu cibayet işi, daima köylünün aleyhine bir çok mezalime yol açtı. Türk köyünün folkloru uzun yıllar bu faciaları hıçkırıklı bir beste halinde, terennüm etti.

Kabadirek'te Doğa ve Câmi Uyumu

Ahmet Kabayel - Ahmet Varilci Fotoğraf Arşivi

            Şimdi, Cumhuriyet'in, Osmanlı İmperatorluğu’ndan devren aldığı köylerimizin daha mufassal karakterini çizelim :

            Biliyoruz ki; insanların seciyelerini, itiyad ve temayüllerini, telâkki ve tedbirlerini, bir kelime ile özbenliklerini içinde doğup büyüdükleri hayat şartları yaratır. Yine biliyoruz ki; köylerde nizaların, mahallî ihtilâfların en mühim sebebi, toprak ve maişet meseleleridir.

            Bu yüzden doğan ufak, büyük nizâlar için hükümete şikâyete gelmek, işten kalmayı, vakit ziyaını mucip oluyordu. Bundan başka hükümete yapılan bu nevi müraacatlar, onda, köylünün istediği ve muhtaç olduğu seri ve isabetli alâkayı da uyandıramıyordu.

            Bunu gören, bilen köylü, tecavüz ve müdahalelere maruz  kalmamak için, köyde hâkim bir kudret sahibi olmayı veya böyle bir iktidar temsil edenin etrafında bulunmayı zarurî addediyordu. Bu yüzden her köyde, o köyün hükümete uzaklığı nisbetinde, sahibi nüfuz adamlar türedi.

Sağda Burhan HANHAN
Solda Öğretmen Nazif (TÜZÜNER) Bey.

Aysel (Hanhan) ŞENOL Fot. Arşivi

            Köylü, şahsî nüfuz tesisine muvaffak olarak, muhitinde hatırı sayılır bir şahsiyet olduktan sonra, hükümete düşecek işlerinde kolaylık temini için merkezde taraftarlar, kuvvetli mutavassıtlar edinmeyi ihmal etmezdi. Kudretli mutavassıtların ve bunların delâletile memurların, köydeki nüfuzlu şahıslarla senli, benli olmaları, köylerde, üstün ve tehdidini ikaa muktedir bir şahsî otoritenin yerleşmesini temin ederdi. Köylü bu zaruretler ve mecburiyetler yüzünden «sayanlar»la «saydıranlar»dan mürekkep bir topluluk; köylerde bir çok işlerde şahsî nüfuzların hükümran olduğu birer istismar mevkii halinde idi.

            Bu şartlar, Türk köylüsünün kanında mündemiç olan bir çok iyi vasıfları tereddi ettirdi : Ona yalan söylemeği, kuvvet karşısında eksilmeği öğretti. Enerjisini azalttı, şevkini, ümidini kırdı. Hülâsa onu mütereddî, mütevekkil, müşkilât karşısında yılgın, teşebbüs fikrinden mahrum bir hale koydu.

            Şimdi de Cumhuriyet’imizin, memleket bünyesinde kangıren olmuş bu mühim uzvunu kurtarmak için aldığı tedbirlere bir göz gezdirelim :

            Cumhuriyet'i kuranlar, halk içinden yetişmiş, büyük halk kütlesinin derin dertlerini, onun içinde yaşamaktan gelen büyük salâhiyet ve isabetle anlamış adamlardı. Yurd dışında selâmet, ve emniyeti kurduktan sonra, ilk iş olarak «Köy ve Köylü» mevzuunu ele aldılar.

Kadavat Kaya Oyuntuları

Ahmet Kabayel - Ahmet Varilci Fotoğraf Arşivi

            18 Mart 340 tarihinde neşrolunan Köy Kanunu, Osmanlı Devleti’nin asırlarca tesis ve idame ettiği sıkı tazyıka ve kör gaflete karşı, halkta doğan aksülâmelin ifadesidir : Bu kanun, köyleri, bütün lüzumlu teferruatile birlikte «Hükmî bir şahsiyet» sayar. İntihap yolile kurulan bir idare hey'eti köyün bütün işlerini, kanun hükümleri dahilinde görür; ufak tefek işlerde kazaî salâhiyeti vardır. Bu salâhiyet, iki tarafın muvafakati munzam olmak şartile, bir çok hallerde genişletilebilir.

            Halâ topraklandırılmamış köylerde, idare heyeti teşkil olunurken, hükümetin müessir bir murakabesi vardır. Bu kayıdla, büyük toprak sahiplerinin nüfuz ve müesseriyetlerine mani olunmak istenmiştir.

            Şu tafsilât gösteriyor ki; Cumhuriyet’in maksadı, köylerde inzibatı, mesuliyetli, fakat hür bir mahallî idare kurmaktır.

            Bu tedbirler, Osmanlı köylerindeki şahsî otoriteleri, seri bir tedriç, fakat, mutlak bir emniyetle sıfıra indirmektedir.

            Bu satırları yazan, köyde ve köylü arasında geçen on yıllık hayatının eskiden yeniye doğru bütün safhalarını hatırladıkça, onlarda, senelerle artan ve inkişaf eden bir kalkınma eseri buluyor; ve bu neticeden derin bir ferahlık duyuyor.

            Onbeş yıl önce, yurdun siyasî varlığını yeni baştan kurmuş olanlar, o tarihten sonra, memleket içini yeniden fethediyorlar. Bu iş, şuurla, aşkla, inanla ilerliyor.

            «Köycülük»; bu gün güzidelerin gönüllerinde teeyyüd etmiş bir ülküdür. Yarın, bütün yurdu, en lâyık olduğu kemal mertebesine yükseltecek bir zafer olacaktır.

ÜNYE 5 EYLÜL 937                           BURHAN HANHAN

Ünye Yalıkahvesi'nde Bir Kış Manzarası

Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi

     
Makale Başına Dönmek ya da Devamını İzlemek İçin Tıklayınız

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR