ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 13 Aralık 2004 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ALTMIŞLI
YILLARDA
ZİLE - 3

Makale : Bekir ALTINDAL
(Araştırmacı, Yazar, Başmüfettiş)

Ressam Derya ALTINER'in Bir Çalışması

             Ulukavak'ta Padırdağın bir değirmeni döndürecek kadar bol olan suyu, yol boyu akarak Zile'ye girer, Habeşali Caddesi'ni takiben şimdiki Kütüphane'nin altından Saraç Çayı'na dökülürdü. Yine Atatürk İlkokulu'nun yanından çıkan Böngüldek Suyu Kışla Mahallesi'ni takiben Alacamescit Mahallesi'nde Gobul  deliğinden İmam Bahçesi ve diğer bahçelere giderdi. Sokaklarda akan bu su, o günlerin çocukları için  kağıttan kayık yüzdürme ve oyun için bulunmaz bir fırsattı.


http://www.beysehirnet.com

            Bahar aylarında Şeyhahmet'e, Ulukavak'a,  Meydanlık, Arap Bağları, Karadini, Çoraklık, Azarya  Bağlarına yaya, hayvanlar, at arabaları ve traktörlerle gidilerek kurban  kesilir, yağmur duasına çıkılır, Emir Ören'e, Çeltek Baba'ya, Kat'a, Muharrem Dede, Davunlu Dede ve İsmail Dede'ye ziyaretler yapılırdı. Şeyh Ahmet Çamlığı'na bazen bir gün önceden gidilir, kazanlar kurulur, ateşler yakılır, gecenin karanlığında ateşin yalazları etrafı aydınlatır, yanarken çatırdayan ateşin sesine, çekirge, cırcır böceği sesi, kurt ulumaları  karışırdı. Yaya, at veya eşekle gidenler Bağlıca’nın Fenadere ile birleştiği yerin 100 - 150 metre yukarısındaki Emin Tolalar'ın kuyunun başında mola verir, tola ile su çekilir, serinleyip dinlendikten sonra yola devam edilirdi.

Şeyh Ahmet Çamlığı/Kepez Köyü

Perihan (Şencan) ALTINDAL ve Bekir ALTINDAL

            Hastanenin  ilerisinde  olan Bekimiş Evliya'ya yürümeyen çocuklar götürülür, Ağbaba'dan sarılık suyu alınarak yıkanılır, Yeni Hamam'ın civarındaki Ahievran Evliya'ya acil hastalar getirilir, Çeltek  Baba'daki  taşa ruhî bunalımlı hastalar bağlanarak şifa aranırdı. Yine parpu, sinir, siğil, demra gibi çeşitli hastalıklar için hastalar bu hastalıkların ocakları olan kişilere götürülürdü. Çocukların  yüzlerinde çıkan yaralar  için Kireçli'deki İlyas Baba Türbesi'nden toprak alınıp sürülürdü. Derbentçi Sokak'ta Hümmet Hoca, Habeşalı Caddesi'nde Boynueğri Sefer Hoca derin hoca olarak bilinirdi.

El Değirmeniyle Bulgur Öğütme

            Mayıs veya Haziran ayında Kepez Köyü’nün köy kurbanı için Mayıs veya Haziran ayında evlerden para, tereyağı, bulgur, yoğurt, ayran, şeker, un toplanır; bütün köy halkı o gün Şeyh Ahmet Çamlığı’na çıkar, kurbanlar kesilir. Evliyanın yanında Kur’ân, mevlit, dualar okunur, yemek hazırlanınca çeşmenin üst tarafındaki düzlüğe sofralar kurulur, karşılıklı iki çama çıkan hafız tarafından İstanbul ezanı makamında ezan okunur, sesi gür biri yüksek sesle birkaç defa  ‘dağdaki taştaki yemeğe gelin’ diye bağırır, bunu duyan ve o gün malını, davarını, yakındaki Şeyh Ahmet Harmanı denilen yere getiren mal güdenler, çobanlar, oğlakçılar yemeğe gelir, yemekler yenirdi. Birliğin, dirliğin, yardımlaşmanın çok güzel bir örneği olan bu köy kurbanı, mevlit ve yemekleri pek çok köyde yapılırdı.

            Baharın gelişiyle, karların erimesiyle birlikte bağlarda, kırlarda, yol kenarlarında çiğdemlerin, dağ  menekşelerinin, kır çiçeklerinin çıkması, pancarın (madımak) filizlenmesi üzerine, Zileli için hayat ve seyirler başlamaktaydı. Bağı olanlar hafta sonları çoluk çocuk bağlara taşınır, ısınan havayla birlikte kırlarda piknik yerlerine akın edilirdi. Çam, ceviz gibi ağaçlara urgandan salıncak kurulur arasına kalın  tahta konur, salıncağın içine birkaç kişi oturur, her iki başa ayakta iki kişi çıkarak şarkılar, maniler eşliğinde salıncakta sallanılırdı.


     Mantuvarım var olsun
     İçi dolu nar olsun
     Mantuvarı kuranın
     Haceti kabul olsun.

     Tepdim sandık açıldı
     Cevahirler saçıldı
     Anası gözün aydın
     Kızın bahtı açıldı.

     Mahiye maraz derler
     Güzele kiraz derler
     Her kime derdim yansam
     Bu dert sana az derler.
 

            Kırlarda genç kızlar mani söyleyerek mantuvar oyunu oynarlardı. Bir araya gelen genç kızlar çimenleri yolarak su doldurulmuş bir tasın içine atar, ayrıca herkes bir yüksük, çengel iğne, firkete, toka, taş parçası gibi bir şeyi okudukları mani eşliğinde suya atarlar, bunların  atıldığını  görmeyen birisi tas içindeki sudan atılan bir şeyi çeker, kimin attığı çıkarsa okunan mani onun şansı olur. Bu oyunda okunan bazı manileri burada verelim.


   Mantuvar mantuvar
   Mantuvarın bahtı var
   Mantuvara gidenin
   Yedi yerde tahtı var.

   Peşkir peşkir üstünde
   Peşkir dizin üstünde
   Yedi çatak mum yanar
   Bir talihin üstünde.

   Mantuvarım var benim
   Sele dolu nar benim
   Şu Zile'nin içinde
   Elâ gözlü yâr benim.
 

            Haziran aylarında Kiraz Bayramı sevinç ve heyecanla beklenirdi. Fikret TARHAN ve  arkadaşlarının, yani Kültür Derneği'nin öncülüğünde Altın Kiraz Festivali bu yıllarda başlamıştı. Her bağdan her gümeleden (bağ evi) bir radyo ve plâk sesi, bir ocak dumanı  yükselirdi. Hocamız Hüseyin Ulus'un Kiraz Bayramı programı sunuşları, folklor gösterileri, eşek yarışı, yoğurt yeme, bisiklet, çuval, kiraz yarışı bir heyecan verirdi seyredenlere.

1974 yılı Altın Kiraz Festivali'nde Eşek Yarışması'na
hazırlanan yarışmacılar ve yarışmayı izleyen TRT Ekibi.

Fotoğraf : Foto GAMZE

            At arabaları, faytonlar sepetli Planet marka Rus motorları vızır vızır işlerdi bağ yollarında.

Zile Bağlarının Simgesi - Rus Malı Planet Marka Sepetli Motorsikletler

M. Engin AKYUNAK - Turhal 2. Noteri, Artova Caddesi'nde.

            Faytonlarla bağlara gitmek o günlerin lüksüydü. Bir kaç gün önceden tanıdık at arabacısına tembih edilir, sabah erkenden eşyalar arabaya yüklenir ve bağa gidilirdi. Yaylı, lâstik geçmeli, tekerlekli tek atlı at  arabalarının biri gelir biri giderdi. Eşeği, atı olan aileler, semere veya eğere heybesini atar giderdi.

Zile'de Fayton Keyfi

TGRT KEŞİF Programı - Sunucu Yeliz PULAT - 11.09.2001
Zile Faytonlarının Şehir Turu

TGRT KEŞİF Programı - Sunucu Yeliz PULAT - 11.09.2001

            Karadini bağlarına varmadan tahta oluklu çeşme civarında gençlerin eğlencesi, kız beğenmeleri birer parçasıydı Kiraz Bayramı'nın. Taze bağ yaprağından etli yaprak sarılır, fasulye, patlıcan tavalar yapılır, mangallar yakılırdı. Sepetlerle kirtik, laley, sarı, kara kirazlar toplanırdı. Bağlara, bağı olmayan komşular eş  dost misafir edilirdi. Semaverler yakılır, çaylar keyifle içilirdi.

Çağıl, Ahmet, Selim, Lütfü Nejat ve Tülây

Yeni Neslin Gümele Önünde Bağ Sofra ve Sohbeti
Mine, Türkân, Cemile, Kadriye, Çiğdem, Yasemin

Zile Bağları Ocakbaşı Keyfi

            Mehmet Sezen ilk Kiraz Bayramı'nın düzenlenmesini şöyle anlatmaktadır; "Kiraz seyrini  resmî Kiraz Bayramı olarak kapsamlı bir şekilde yapmak için Turizm Derneği olarak Turgut Yıldırım, Veteriner Mustafa Şengiz ve diğer birkaç arkadaşla düşünce safhasından hayata geçirmeye karar verdik. Belediye Başkanı Osman Çetin’den dernek olarak yardım aldık. Sekiz mm'lik filmlere çekip, yurt dışında hazırlattık. 1968 yılındaki Kiraz Bayramı'nda ise onaltı mm'lik filmler kullanıldı."

            Temmuz ayının üç Çarşamba'sında Ağbaba seyrine (pikniğe) gidilir, oradan Hüseyin Gazi  Tepesi'ne çıkılır, dilekler tutulurdu. Ağbaba, İsmaildede seyirleri, Deri (deir - panayır), Millî Bayramlar Zileliler'in bir araya geldiği oğlan annelerinin kız beğendiği, gençlerin gönüllerinin sevdalarının ateşlendiği   günlerdi. Yaz aylarında dağ köylerinden dondurmacılara eşeklerle, atlarla kar gelirdi. Seyyar satıcı dondurmacılar mahalle aralarında seyirlerde külâhı 25 kuruştan satarlardı dondurmayı.

            Delikli 2,5 kuruşlar (l00 para), bakır renkli 5, l0 kuruşluklar, gümüş renkli 25 kuruşluklar vardı. Bayramlarda el öpmelerde sarılı beyazlı para toplardı çocuklar. Kâğıt para, kayme idi büyüklerin dilinde. Çerçiler eşek ve atla köylerde cıncık boncuk, kırık çerez ve diğer satlık mallarını arpa, buğday, yumurta, kayısı çiğidi, eski naylon ve bakır karşılığı satardı. Derebaşınlı Sokak'ta komşumuz Turşucu Hamdi Emmi, evinde büyük küplerde (tahar) salatalıktan turşu yapar, her gün omzuna turşu dolu kovayı alıp çarşıda satardı. 25 - 50 kuruşa aldığımız o turşuların tadını şimdi bulan var mı acaba?

            Naneci ve iyi tavlacı olan Rıza emmi, şadırvanın yanında esans satar, sokaklarda ismini bilemediğim yaşlı bir adam kavanoz içinde Malatya (Çengel) sakızları satardı. Yine sülükçüler mahalle  aralarında dolaşıp isteyene sülük satarlardı. Zile'de imal edilen Arşifa, Neşe ve sonradan Yudum Gazozları içilirdi. Sıcaklarda çocuklar Körhüseyin, Kırağlıküçgen, Çiftegöller, Çakırkaya, Kireçli havuzunda alırdı soluğu.

Sülükler şifa dağıtıyor
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=toplum&haberno=2339&tarih=2002-07-26
Yeni Mesaj Gazetesi

Tokat’ın Zile İlçesi Bağlıca mevkiinde bulunan kuyudan çıkarılan sülüklerin,
vatandaşlar tarafından şifa amaçlı olarak kullanıldığı bildirildi. Zile – Bağlıca
mevkiinde bulunan 17 metre derinliğindeki kuyudan sülükçüler tarafından
çıkarılan sülüklerin
ayak ve damar hastalıkları ile özellikle varis rahatsızlığına
iyi geldiği öne sürülüyor. Geçmiş yıllarda vatandaşlar tarafından daha çok
kullanılan ve şehir merkezlerinde satılan sülükler, şimdi birkaç kişi tarafından
şişelenerek satılıyor. Vatandaşlar, bacaklarının rahatsız olan bölgesine
koydukları sülüğün damarlardaki pis kanı temizlemesini bekliyorlar. Sülüklerin
ayak damarlarındaki pis kanı emdikten sonra ayaktan ayrılarak öldüğü belirtildi.
 

            Köylerde okullar erken yaz tatiline girer, çocuklar ailesine yardım için koyun kuzu otlatırdı. Çobanlık yapan her çocuğa bir kaval almak büyüklerin görevi, çocukların ise en sevdiği hediyesiydi. Köy gençleri arkası o yılların aktör ve artistlerinin fotoğrafı olan yuvarlak aynaları ceplerinden eksik etmezdi. Özellikle bahar aylarında köylerde sık sık kömüş (manda), boğa, öküz vuruşmaları olur, köylülerce araya urgan atılarak ayrılırdı. Azgın erkek kömüş ve boğaların boynuna bağlı iplere köstek takılarak yaylıma sürülürdü.

Nihan, Ufuk, Deniz, Saliha Mistepe ve Çağıl Akyunak

            Köylerde çobanlık yapan, yani mal ve oğlak güden çocukların en sevdiği azık oğmaçtı. Tereyağlı yumurtanın içine küçük küçük doğranmış işkefe yumurtayla karıştırılarak pişirilir, işkefenin içine dürülür, azık mendiline (yağlık) sarılır ve çocuğun beline bağlanırdı. Davar güden çobanların en büyük yardımcısı Kangal cinsi davar köpekleriydi. Kepez’in Fırtıman’ın çoban köpekleri genelde Kangal cinsiydi. Çocukluğumuzda Amcaoğlu Dursun ağabeylerin Gobel isimli Kangal cinsi davar köpeği çocuklara karşı ne kadar munis ise kurda karşı o kadar amansız bir köpekti. Bizim için kurt hikayelerine konu efsane bir hayvandı.

            Bu yıllardan farklı olarak zeyrek, burçak, fiğ, haşhaş, kendir ve kenevir ekilirdi. Sabahın erken  saatlerinde haşhaş çizerdi kadınlar kuşluk vaktine kadar. İkindi serinliğinden sonra, çizilen afyon sakızları,  hunilerde toplanırdı. Zile’nin sebze ihtiyacı Gezir’deki yeşilliklerden karşılanırdı. Gezir’in mısırının,fasulyesinin, patatesinin, domatesinin, biberinin tadı lezzeti bir başka olurdu. Suni gübre yaygın olmadığından burada yetişen sebzelere rağbet fazlaydı. Dışardan Kazova’dan, Amasya’dan, Bafra’dan, Çarşamba’dan sebze ise günümüzdeki kadar bol gelmezdi. Arabalarla, heğlerle Zile’ye getirilen domatesler salça yapımı için anında satılırdı. Bat için bu yerli salçalar halâ aranmakta ve kullanılmaktadır.

.
ÇOCUKLUĞUMUZDA ZİLE

Çocukluğumuzda
Haşhaş tarlaları vardı Zile'de
Evimizin önünden yorgun argın kadınlar geçerdi
Yanakları haşhaş çiçeği gibi mor

Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI
.

            Köylerde karasabana atlar, mandalar, öküzler koşulurdu. Geceden kömüşler (mandalar), öküzler yayılır, doyurulur, sabah erkenden karasabana koşularak herk sürülür, öğle üzeri bırakılırdı. Atlarla tek bıçaklı pullukla tarlalar sürülürdü. Orak (ekin biçme) bitiminde helva yapılır, tarlalara çam ağacından yapılma çam bardaklarla su götürülürdü. Çocuklara iki ağaç arasına gölgeye salıncak kurulur, ara sıra annesi tarafından emzirilir veya maması yedirilirdi. Şair ve yazar Ceyhun Atıf KANSU  1948 yılında Zile'ye geldiğinde tarlalarda gördüğü bu durumu "Zile'ye Düştü Yolum" isimli şiirinde bahsetmektedir.

            Temmuz güneşinde günlerce tırpanla ekin biçilir, biçilen desteler sabah  erkenden serinlikte yığın  yapılırdı. Zile’nin kenar tarlalarında (özellikle Turhal yolu çevresi, Amasya Caddesi bitiminden Ulukavak yolu ve Saraç Çayı civarında) harmanlar, harmanlara çalıdan, daldan gümeleler kurulurdu. Zile'de genelde traktör ve at arabalarına köylerde ise kağnılara anadutla saplar yüklenir, harmana getirilirdi. Yolları eğimli köylerde kağnı ile sap getirilmesinde, inişlerde kağnının arkasına pelitlerden (meşe) kesilen dallardan oluşan sürgünün üzerine taş konur veya çocuklar oturtulur, kağnının hızlanması önlenirdi. Yokuşlarda ise kağnının okuna çocuk bindirilirdi. Sürgüye, kağnı okuna binmek çocuklar için birer eğlenceydi.

Geçimini Topraktan Sağlamaya Çalışan Çiftçi Ailesi Harmanda

            Atların, öküz veya mandaların çektiği dövenle sürülür, dirgen ve yaba ile aktarılan harman, tırmık ve yaba ile yığılarak tığ yapılırdı. Savrum makinaları çıkmadan önce yabalarla tığlar savrularak  denesi ayrılırdı. Savrum makinaları çıktıktan sonra artık tığ savurmak için yel beklenmez oldu. Büyük kolaylık getirdi. 60'lı yılların sonuna doğru patoslar çıkınca çiftçi daha bir rahatladı. Geceleri  kulaklarımıza  savrum  makinalarının sesi gelirdi uzaklardan. Harman bitiminde kağnı ve at arabalarından salları sökülüp çetenler konarak samanlıklara saman taşınırdı.

Zileli Ressam Nihat AKYUNAK

60x73 cm Tual Üzerine Yağlıboya

CAHİT KÜLEBİ - HİKÂYE

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi
Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi.
Sen de anlat doğduğun yerleri,

Anlat biraz!

            Harman bitiminden sonra pancar sökümü başlar, günlerce kar altında dahi pancar sökülür, sökülen pancarlar kağnı, at arabaları ve traktörlerle istasyona götürülür, teslim için istasyon yolunda karda kışta  kuyruklar oluşurdu. Kışlık unlar öğütülürdü. Yazdan, yevgiler alınarak tahta ambarlara, hararlara, taharlara, söğüt çubuğundan yapılan ve içi sıvanan 50 - 60 uruplağlık büyük sepetlere depolanırdı. Bahara doğru köylerde samanın azalması ile keven bitkisinin dikenleri yakılır, köküyle çıkarılır, baltalarla kıyıldıktan sonra hayvanlara yedirilirdi.

            Yaz aylarında Çermik (Sulu Saray), Köhne (Sorgun) ve Terziköy Kaplıcaları'na gidilirdi. Çağıltı Dergisi'nde  "Terzi Hamamı Anıları" yazısında bir Zileli'nin kaplıcadaki günlüğü anlatılmakta; Zile -  Terziköy yolunun durumundan yakınılmakta. “Amasya Vâlisi Zile sınırına kadar eski şoseyi yaptırmış deniliyor. Oraya bir ulaşabilseydik. Karanlıkta birden rahatladık. Allah razı olsun, kavuştuk Vali Bey'in yaptırdığı yola. İnsan bir an için AMASYALI olmayı arzu ediyor işte. Yol onların toprağında, su onların toprağında.... Hepsi 30 kilometreyi bulan şu yolun yapılması şu kadar eziyeti karşılamaz mı yoksa?... İşte ZİLELİ heybesinin bir gözüne çocuğunu, bir gözüne erzakını kor da gelir bu yollardan...”  ( Çağıltı Dergisi  Sayı 6,  Eylül - Ekim l961). Aradan 35 - 38 yıl geçti. Bu yol halâ aynı durumda. Gözden uzak olan Zile, gönülden de uzak herhalde?

Ressam Derya ALTINER'in Bir Çalışması

            Evlerde komşular bir araya gelip bir, bir buçuk ay yetecek kadar işkefe (yufka) yaparlardı. Her evde olmasa bile pek çok evde tandır, ocak, bağ damı vardı.  Ayçiçek, haşhaş sapları, mısır calazı ve saman yazdan istif edilir, sonbahar'da bağlardan gazel toplanır, ekmek yaparken, ocaklarda yakılırdı. Akşamdan veya sabah erkenden ekmek sacının altı küllenir, hazırlanırdı. İşkefe yapılırken bezi, cevizli, haşhaşlı katmer, çökelekli, patatesli, peynirli, kıymalı yapılır, yanına da  bat hazırlanıp yenir, semaver çayı içilirdi.

            Mahallî yemekler olarak helle çorbası, cılbır, patlıcan ve fasulye tava, pancar (madımak), tutmaç, keşkek, ebegümeci pilâvı, düğü çorbası, sulu pilav, düğü pilâvı, mercimekli  pilâv, erişte, şehriye, galle, kelle, paça,  mimbar pişirilirdi. Çektirilen bulgurun en incesi pekmezle karıştırılarak top şeklinde sıkılıp helva yapılırdı.

Hıdrellez'de Nimete Uzanan Mübarek Eller

            Güzün bağ bozumunun, elma dermenin, ceviz çırpmanın ayrı bir yeri vardı Zileliler'de. Bu yıllar Zile'de bağlara en iyi bakıldığı ve en verimli yılları idi belki de. Bağ yollarında insandan, arabadan, heğ yüklü hayvanlardan geçilmezdi.

Zile Bağları, Gümeleler ve Eşek Arabası Konforu

            Bağların ve şehir içinin ulaşımı tek atlı arabalar, eşek veya katır arabaları, sonraları kasası renkli tekerleri, lâstik geçmeli, yaylı at arabaları ile sağlanırdı.

            Evlerde bahçelerde şinevatlarda üzüm çiğnerdi kadınlar, kızlar. Sonbahar'da bağ bozumunda evlerde köme, sirke, pekmez, bağ ekşisi, kuşburnu ve ayva pelveri, tarhana yapılırdı.

Zile Kömesi (Cevizli Sucuk)

Belediye Başkanı Murat AYVALIOĞLU

            Şinevatlarda sıkılan üzüm şırası bağ leğenlerine konur, pekmez toprağı da atılıp, odun ateşinde  kaynatılır, kıvamı gelince ocaktan indirilip zelve ile saatlerce çırpılarak çalma pekmez yapılırdı. Hafız  Şükrü AHISKALI, Derviş ve Kâmil ÖZKALELİ ile Gülsoy’ların imal ettiği meşhur  Zile pekmezleri büyük  şehirlerde ve çevre illerde satılırdı. Duru pekmezler küplere, çalma pekmezler tahta küleklere, tenekelere konurdu. Bazı köylerde ise, boğma rakı yapılırdı üzümden.

            Panayır zamanında herkes bütçesine göre seyis, çebiş, dana, alarak keser, kıymasını, bez sucuğunu yapar, kemiklerini duvarlara asarak, kuruturdu. Ayrıca  ticari  olarak  Derviş  ve  Kamil ÖZKALELİ kardeşlerin imal ettikleri sucuk ve pastırmalar büyük şehirlere gönderilirdi. Bağ  kenarlarından, derelerden kuşburnu, karamük, davun, bük üzümü toplanırdı. Evlerin önündeki asmaların üzümlerine bez torbalar geçirilirdi. Sergenlik elma, üzüm ve vazlar tavan arasına veya somyaların altında, kilerlerde veyahut çamdılara torbalara asılmak suretiyle saklanırdı.

            Bağlar kesilip, elmalar derildikten, cevizler çırpıldıktan sonra başakçılar bağları dolaşır, geriye kalan meyve ve üzümleri toplarlardı. Bugün kaç evde bir köşede şinevat kaldı şimdi? Çocuklarımız cevizin çalma pekmeze batırılarak ocak başında yenmesinin zevkini nereden bilecek? Şimdi  pek az üzüm alınan bu bağlardan o yıllarda at arabaları ve heğlerle üzüm taşındığı ve üzüm  kesmekle  bitirilemediğini kime    inandırabiliriz? Nerede kaldı her evde yapılan kömeler tarhanalar? Panayır zamanı seyis kesilerek yapılan bez sucuklar, kavurmalar? Buzdolaplarının yaygınlaşmasıyla etlik kesme âdetimiz de kaldı o yıllarda!

            Ekim ayında on beş gün süren deri  (deir - panayır) Zile'ye önemli bir canlılık getirirdi. Panayır şimdiki stadyumun yerine kurulur, panayır yerinden Saraç Çayı üstündeki köprüye kadar sağlı sollu çadırlarda esnaf satış yapardı.

            Panayırda halkacılar, sihirbazlar, kader çektirenler, dönme dolap, büyük küçük salıncak, vahşi hayvan çadırları, tiyatrolar, duvarda dönen üstüvâne motosiklet çadırları gibi eğlence yerleri vardı. Panayırdaki çadırlardan yükselen şarkı, türkü, reklâm sesleri gece yarılarına kadar sürerdi.

            Bir hafta sürekli hayvan pazarı (mal pazarı) kurulurdu. Seyyar satıcılar nohut, kestane, mısır  közleyip satardı. Macuncular, simitçiler, horoz, pamuk şekercileri, patlak mısırcılar çocukların en rağbet ettiği kişilerdi.

Eski Zile Hayvan Pazarı

            Çocuklar bir testi, bir bardak alıp panayırda, mal pazarında bardağı 10 kuruşa su satarak panayır harçlıklarını çıkarırlardı. At yarışları şimdiki şehir stadının Kuzey'inde, panayırın yanında yapılır, protokol  çadırları tepeye kurulurdu. Yarış alanının etrafı çevre  il, ilçe ve  köylerden gelen   insanlarla   dolardı.

            Ganioğlu Mustafa, Külahların Ahmet, Karabacağın  Mustafa ve Mahmut, Tokuççuoğlu Hamit, Kirampalı İslam Ağa, Kasap Sadık Koçgürsoy, Bakırcı Ali, Lâstikçi Balaban ve Papaklı Rüştü, Mustafa TOPRAK, Kepezli Şükrü Taşdemir, Tahsildar Kâni DÖKER'in yarış atlarını hatırlıyorum o günlerden.

Geleneksel Zile Panayırı'nda At Yarışları

            Sırıklarla yürüyen palyaçolar, top sahasında ip üzerinde gösteri yapan Cambaz Boncuk  heyecanlandırırdı seyredenleri. Panayır güreşleri at yarışları başka birer heyecandı o günlerde. Amasya Boğa Köylü Abdullah, Sapoğlu Ali ve Mehmet kardeşler, Kozdereli Hasan, İbrahim KARABACAK, Dursun ALICI, İsmail TOPÇAM o yıllarda panayır güreşlerinde perdah atan güreşçilerdi. İlk altın kemerli Ordu'lu Mustafa'nın 1963 Kırkpınar Başpehlivanı Sezai KANMAZ'ı Sanat  Okulu'nun  bahçesinde yendiği, hemşehrimiz Hasan SEVİNÇ'in gururumuz olduğu yıllardı.

                                

            Ramazanların kış aylarına denk geldiği, Ramazan vaazlarında Zile'nin yetiştirdiği kıymetli âlim  rahmetli Müftü Arif (KILIÇ) Hoca'nın bal tatlısı sohbetleri, nurlu, güleç yüzü, Ulu Câmi Müezzini Kireçlili  Sofu Emmi'nin ve Salih Hafız'ın sabah ezanı okuması... Kur'ân kursunda Hafız çıkanlar için üç gün sabah namazından sonra cemaate beyaz fincanlarla hafız şerbeti dağıtılırdı. Ramazan öncesi üç aylarda  bütün câmilerin görevlileri sabah namazından sonra toplanır, kırk gün hatim indirilirdi. Bu âdet bugün de devam ediyor sanırım.

            Toplanır Hasanağa Câmîi'nin yanındaki Kur’ân Kursu'nda Kemal Hafız, Sofu Emmi; evinde erkek öğrencilere yazları Kur'ân öğretirdi. Mahallemizin kızları Küçük Minareli Câmi'nin yakınındaki Hafızabaya Kur’ân öğrenmeye giderlerdi. Bayram için gittiğim Zile'de Ramazan'da Zile TV'de rahmetli Arif Hoca'nın sesini duymak, altmışlı yıllara götüren hoş bir sürprizdi. Kendimi o yıllara ışınlanmış sandım. Ramazan  akşamları Haznedar Sokağı ve Kültür'ün önünde çocuklar iftariyelik satarlardı.

Hacı İshak Paşa Câmîi (Küçük Minareli Câmi)
Minare-i Kebir Mah. Şair Talibî Caddesi (Y. T. 1475)

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 20.08.2004 Cuma 16:26

            Kalede ramazan davulu çalınır, ramazan topu Aziz Emmi tarafından atılır ve heyecanla beklenen Ramazan topu öncesi arastada ramazana özgü pideler yapılırdı. Kelin Fırını'nın ekmeği ve pidesi meşhurdu. Geceleri sahurda genelde bişi yapılırdı. Kışa ve ramazana hazırlık olarak konu komşu toplanıp şehriye ve erişte keserdi geceleri. Erişte keserken tevhitler (ilâhi), maniler okunur, bilmeceler sorulurdu. Ev sahibi  haline ve mali durumuna göre misafirlere  sergenlik  elma, üzüm, vaz, üzüm  ve  döngel turşusu, köme, tarhana, nohutlu çedeneli cevizli kaynatma (hedik) ikram ederdi.  Mahalle arası fırınlarda cevizli, haşhaşlı keteler yaptırılır, kete yaptıran odununu da beraber götürürdü. Mahalle fırınlarını genelde kadınlar çalıştırırdı. Kete yaptırma karşılığı olarak belli bir sayı için bir kete veya parası verilirdi. Yine kış aylarında bu fırınlarda keşkekler pişirilirdi.. Ayrıca uzun kış günlerinde evlerde pişmaniye çekilirdi.

            Sohbetler yapılırdı sobaların, mangalların başında. Evlerde, bölme denilen kış odalarına Zile'de yapılan kuzine ve sactan  yapılan odun sobaları kurulurdu. Sobalarda çoğunlukla kaçak odun (pelit), Belediye'nin sattığı (şimdiki  kütüphanenin yerinde) odun, çalı, çırpı, tezek yakılırdı. Kömür pek yaygın değildi. Pencere pervazlarının aralarına undan yapılma çiriş sürülür, kesilen gazete kâğıtları ile yapıştırılır, soğuk girmesi önlenirdi. Sohbetlerin yanında yüzük ve diğer  oyunlar oynanırdı, mangalların, sobaların başında. Köylerde hali vakti yerinde olanların odası vardı. Misafirler odalarda ağırlanırdı. Oda sohbetleri yapılırdı kış geceleri.

                     

            Köylerde çakmak taşları arasına ağaçlardan koparılan kav konur, çakmaktaşları (dövenin altına çakılan kesici yassı taşlar) birbirine sürtülerek kav tutuşturulur, sigara ve ateş yakılırdı. Pamuğuna benzin  konan gümüş renkli muhtar çakmakları, işlemeli tütün tabakaları tiryakilerin ayrılmaz birer aksesuarı idi.

            Özellikle kış aylarına doğru köylerden at ve eşeklerle kaçak olarak odun, odun kömürü gelirdi. Kaçak odunlar genelde şehir içlerine gelmeden ucuz pahalı satılırdı. Ormancılar mahalle aralarında gezerler, odun yüklü hayvanlara rastladıklarında yakaladıklarına el koyarlardı. Vaktiyle Zile dağlarını süsleyen devâsa ormanların yok oluşunun temel nedeni bu usulsüz kesimlerdi.

            Kislik Mahallesi'ndeki sokağımız olan Partal Sokak'ta Deli Ümüs namıyla bilinen komşumuz pek çok köylüyü ormancıların elinden kurtarırdı. Köylüler hayvanlarını bırakır kaçarlardı. Afyon sakızının resmî olarak görevlilere, satılması gerekenden fazlası çiftçiler tarafından belli kaçakçılara satılırdı. Sigara tiryakileri kaçak olarak satılan Kel Memet ismi verilen özel sigara kâğıtları alarak ince kıyılmış kaçak  tütünlerden sigara sararak içerlerdi. Birinci, İkinci, Üçüncü, Gelincik, Yaka, Bafra, Harman, Sipahi, Kulüp,  Yenibahar, Yenice isimli sigaralar satılır, çocuklar kapaklarını biriktirirlerdi. Tütün ekildiği yıllara yetişemedim. Yetişemedim de babaannemin ve dedemin  tütün ektikleri dönemleri, kaçak tütünle ilgili  Sivas'ta yargılandıklarını dinlerdim çocukluğumda. Bir de Zile'nin ünlü eşkıyaları Müdür ve Kel Bekir'in hikâyelerini.

                   

            Bazı evlerde inek beslenirdi. Özellikle kenar mahallelerde daha yaygındı. Aileler kendi ihtiyacı için beslerlerdi. Evlerde tavana sicim asılır, Zile'de yapılan yayıklara soğuk su ve yoğurt konur, yağ ve ayran yapılırdı. Şehrin sığırları üç ayrı yerde Hıdırlık'ta, Kargapınarı'nda, Çöplükbaşı'nda toplanır; sığırcılar tarafından yaylıma götürülürdü.

Çevre Yolu (Turhal) Civarından Kalenin Görünümü

Fikret TARHAN Albümünden

            Bağlarda bağ bekçileri, tarlalarda kır bekçileri dolaşırdı. Ulukavak tarafı ile Kislik Mahallesi'nin, Amasya Caddesi'nin devamındaki bağların bekcisi Memoğ Emmi çocukluğumuzun her yerde karşımıza çıkan bekçisiydi. Gözü üzerimizde olurdu. Ekinlerin arasından, sınırlardan culban, yemlik, bekçi korkusuyla toplanırdı. O yıllarda salyangoz ihracı olduğundan çocuklar bağlardan salyangoz toplar, Hapan'da satarak harçlıklarını çıkarırlardı. Malı, parası vs. kaybolanlar tellal tutup, mahalle aralarında akşamları bağırtarak kayıplarını bulmaya çalışırlardı. Hıcıplı Kör Sadık isimli hemşehrimizin sesi yankılanırdı akşamları. Yine uzun kış geceleri mahalle bekçilerinin düdük sesleri  duyulurdu.

            Malatya'da 1958 yılında Zile'den ayrı geçirdiği  bayramı "Gurbette Bayram" başlıklı yazısında, çocukluğundaki bayramları şiir güzelliğinde anlatmakta."Cennet ya altında ya üstündedir Zile'nin" diyecek kadar Zile sevdalısıdır. Rahmetle anıyoruz kendisini.

            1950’li yılların sonundan itibaren Turhal’da doktorluk yapan Şair Ceyhun Atuf Kansu, “Zileye Düştü Yolum” adlı  şiirinde o yılların Zile’sini tasvir etmektedir. Şairin Zile’ye geldiğinde bu şiiri yazdığında kundakta tarlalarda iki dal arasında salıncaktaki olan çocuklar şimdi 50 yaş  civarındaki hemşehrilerimizdir. Kimbilir yolda gördüğü iki dal arasındaki salıncakta uyuyan çocuk belki şimdi doktordur da, Zileli ve diğer çocuklara şifa dağıtır.

Şerife ALTINKUŞ'ların Kiraz ve Üzüm Bağı

H. Deniz MİSTEPE/ZİLE - 1980

            Şair bir şiirinde "Bizimle doluyor Vazanya toprakları, Zile toprakları."diye o yılların yoksulluğunu, çocuk hastalıklarından çaresizlik içinde çocuk ölümlerini anlatmaktadır.

            Yazımızın başlarında belirttiğimiz Çağıltı Dergisi'ndeki yazılar o yılların Zile'sini anlatan ve sayfalar arasında kalmış, Zile'nin yeni neslini okumaya çağıran birer hazinedir.

            Altmışlı yılların özelliği nedir? Bize göre Zile’nin tarihinden, Cumhuriyet öncesinden gelen kültürü, coğrafî yapısı,ekonomisi, panayırı, bölgedeki konumunun özelliğini Cumhuriyet'in ilânından sonra da sürdürmüş ve en  kültürüyle, ekonomisiyle, panayırıyla, bağlarıyla, el sanatlarıyla, ticaretiyle parlak dönemlerini yaşadıktan sonra, teknolojinin gelişmesi, ulaşımın kolaylaşması, yatay göçün başlaması ve televizyon ile haberleşme araçlarının insan hayatına daha fazla girmesiyle ve ilâve olarak el sanatlarının ve ticaretin gerilemesiyle, bu yılların sonlarından itibaren ve yetmişli yıllarla birlikte Zile, eski Zile olma özelliğini yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştır.

Zile Panayırı (Deir)

            Yukarıda belirttiğimiz çalışmaları ve 1960'lı yıllardaki kültür hareketleri ve bu çalışmalardaki büyüklerimizin gayretlerini gördükten sonra, günümüzde yeni neslin, öğretmenlerimizin, Zileli  gençlerin ve aydınların bu hususlarda çalışmalarını görememek bizleri üzmektedir.

            Baharın ılık havasında, tabiatın yeşile büründüğü, baharlıklarını giydiği günlerde, kim  istemez Şeyh Ahmet Çamlığı'nda, bağlarda bülbül sesi dinlemeyi? Kim istemez Karadini, Azarya, Meydanlık, Dereboğazı  bağlarında, Esvap Çayı'nda, Gezir yeşilliklerinde semaver tüttürmeyi? Hangi çocuğu heyecanlandırmazdı, Çifte göller, Çakırkaya, Kireçli Havuzu? Dereboğazı'nın, Bağlıca'nın boz bulanık akan suyunun çağıltısı yankılanıyor mu acaba? Baharda kaç kişi dinledi Ennebadi ile Kepezde'ki Koyungülü ve Devretkaya Şelaleleri'nin nağmelerini?

Kepez - Devretkaya Şelalesi

Burak ALTINDAL - 05.09.1999

            Kimler seyretti Kaleden, Deveci Dağları'nın doruklarını? Kendimizi kaptırdığımız iş, eğitim, geçim dünyasından sıyırıp da birkaç gün, birkaç saat de olsa bu güzellikleri kaç kişi yaşayabiliyor acaba? Farkında mıyız  içinde yaşadığımız bu mekânların varlığından? Zileli olup da dışarda yaşayan hemşehrilerimiz Zile'ye geldiklerinde Celeppınarı, Cebeci, Kepirpınar, Çukurpınar, Çaypınar ve Esvap Çayı'ndan soğuk bir su içmeden dönüyorlar mı acaba? Bat yemeden, semaver çayı  içmeden Zile'ye geldiklerini biliyorlar mı? Hayatında bir defa olsun Hüseyin Gazi Tepesi'nden Zile'yi, Zile ovasını seyretmeyen kendini  Zileli  sayıyor mu acaba? Bir Zile türküsünde;

Zile'liyiz  dediler
Bi  kazan bat'ı yediler
Daha yok mu dediler

Ağam gez, paşam gez
Bir de şu Zile'yi gez.

Fotoğraf : Dick Osseman

http://www.pbase.com/dosseman/turhal_and_zile&page=all

demekte. Yıllar sonra Zile'ye gittiğinizde gezelim de nereyi gezelim diyorsanız; Hüseyin Gazi Tepesi'ne, Şeyh Ahmet Çamlığı'na çıkıp Zile'yi seyretme imkânınız yoksa bile kaleye çıkabilirsiniz. Kaleye çıkarsınız belki   eş ve çocuklarınızla. Onlara çocukluğunuzda, gençliğinizde arkadaşlarınızla kaleye çıkışlarınızla ilgili  anlatacağınız pek çok hatıranız olacaktır her halde?

            Hüseyin Gazi Tepesi'ne çıktığınızda seyredin bir Zile'yi, oturun orda ardıcın dibindeki bir taşa, elinizi şakağınıza koyup, bakın Bayırköy, Kireçli, Şeyh Ahmet, Aslan Dede Tepesi'ne, Sivriçal'a, Bağlıca Deresi'ne, Dereboğazı'na, Azarya, Karadini bağlarına, Karayün Beleni'ne. Baharda çıkarsanız tarlalarda, bağlarda yeşilin tonlarını, yeşil denizini, uyanan tabiatı zevkle seyrederken, bahara mahsus hafif soğuk bir yel üşütecektir sizi. Yaz sıcağında seyrederseniz, kısa kollu gömlek de olsa üstünüzde, bir rüzgâr dalgalandıracak saçlarınızı, yeşil pancar tarlaları ile ekinlerin biçildiği sararmış anızları, sarı ayçiçeği  tarlalarını, bağların yeşilini, sarının yeşille dansını seyredeceksiniz ardıcın gölgesinde.

.
Zileli Ressam Nihat Akyunak

46 x 37,5 cm Duralit Üzerine Yağlıboya
.

            Sonbaharın sonuna doğru acı bir rüzgârla birlikte yeşeren güzlük ekinleri, koyu  kahverengi geometrik şekilli herk tarlaları ile bağların altın sarısı ve kızıla yakın renk cümbüşünü yaşayacaksınız. Bir kış  günü seyrederken ZileKalesi'nin, Deveci Dağları'nın, Zile Ovası'nın, tepelerin bembeyaz gelinlik gibi örtüsünü göreceksiniz. Ve bu manzaraların etkisi  ile taşlı patikalardan inerken kuş sesi, çekirge sesi ve uzaktan bir kaval sesi duyacaksınız kim bilir? Geçmişinizden, çocukluğunuzdan, gençliğinizden  neleri  hatırlayacaksınız belki de?

            Yağmurdan sonra, Kayapınar'dan, Şeyh Ahmet Tepesi'nden gelen sisin Kepez'e kadar indiği,  koyunun kuzuya katıldığı, koyun, kuzu oğlak, keçi sesinin, köpek ulumalarına karıştığı, her evin bacasından duman yükseldiği bir bahar gününün köy akşamı. Elektriksiz, radyosuz evlerin üzerine akşam karanlığı çöktüğünde, 10 km ilerde yanıp sönen Zile ışıklarını seyrederken, gaz lâmbasının ışığında babaannenizden dinlenen ejderha, dev masalları, Pehlül Birdane menkıbelerinden sonra yatağa girdiğinizde, zihni meşgul eden bu masallara çoban köpeklerinin gecenin karanlığını yırtarcasına ulumaları eklenince, korku ve ürperti karışık duygular içinde yorganın içine büzüşerek, saklanarak uykuya dalma...

            Bahar aylarında karların erimesine, bir de bahar yağmurlarının eklenmesiyle Dereboğazı'ndan gelen selin uğultusunun, bekçilerin karşılıklı çaldıkları düdük seslerinin, gece yatağa girdiğinizde kulaklarınızdan gitmemesi, selin mahalleleri ve evleri basacakmış gibi verdiği korku ve endişe yüklü duygularla uykuya  dalma... Bütün bu duygular yıllar sonra bugün köye, Dereboğazı'na, Çaymahalle'ye, Çöplükbaşı'na gittiğinde, altmışlı yılların başında ilkokul çağındaki bir çocuğun, şimdi  aklına gelen duygularıdır. Bu ruh halini, yaşayanlar bilir ancak!

Çay Mah., Sol Yan Cebecioğlu Sok. İlerde Kavaklı Câmîi

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 18.08.2004 Çrş. 11:23

            Kurban Bayramı'nda çıktığım Şeyh Ahmet Çamlığı'ndan Zile'yi seyrederken bunlar geldi aklıma. Geldi de hüzünlendim orda çamların rüzgârda çıkardığı uğultuyu dinlerken. Zile'nin altmışlı yılları, çocukluğum geçti gözümün önünden bir sinema şeridi gibi. Şüphesiz pek çok özelliği, olayları vardır o yılların. Bir kesitini, bir fotoğrafını sunduk sizlere. Çocukluğumda gerek yaz tatillerinde Kepez'de ve diğer köylerde geçen köy hayatı ve gerekse l960'lı yılların başından itibaren şehir hayatından yaşadıklarımı, gördüklerimi, duyduklarımı, anlatmaya çalıştım bu satırlarda. Keşke dedim ağabeylerimiz, amcalarımız ablalarımız da ellili, kırklı ve önceki yılları anlatsalar bize satırlarda, Zile televizyon ve radyolarında. Eski kültürümüzü, örf ve âdetlerimizi, eski Zile'yi anlatsalar çocuklarımıza, yazsalar da gelecek nesillere kalsa bunlar.

            Yazımızın başında "geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer" demiştik. Okuduğunuz bu satırlar size bu sözü düşündüremediyse, ya biz Zile'yi anlatamadık ya da siz Zile'yi yaşamamışsınız veyahut unutmuşsunuz Zileli'liğinizi. Yok eğer bu satırlar sizi nostalji olarak geçmişinize, yaşadıklarınıza götürmüş  ise (özellikle Zile dışında olan Zileliler'in) o günlerin, hâtıralarınızın, çocukluğunuzun, gençliğinizin hatırına düşünürseniz, pek çok  Zileli çocuk, genç, fakir, kimsesizin, sizlerden aş, iş sahası, yardım beklediğini  iliklerinizde hissedeceksiniz. Bu ise Zileli olan, kendini  benliğinde Zileli  hissedenlerin borcu ve sorumluluğu  demektir. Bu sorumluluğu duyan zaten Zileli'dir. Bizim Zile'nin bildiğimiz;

             Yeşil ördek  gibi  daldım göllere
             Sen düşürdün beni dilden dillere
             Başım  alıp gidem gurbet ellere
             Ne sen beni unut ne de ben seni

diyen türküde olduğu gibi, gurbet ellere çeşitli vesilelerle gitmiş olan Zileliler'i Zile ve Zileli unutmayacak.

Soldan Sağa : Osman ALTINDAL, Körükte Nevzat ÖNGE ve
Osman ŞAHİN (B. ALTINDAL'ın Sorgun'dan misafir arkadaşlarıyla)

Zile Kiraz Bayramı - 1975

            Umarız ki gurbetteki siz Zileliler de unutmasın Zile'yi. Zileli Şair Seyyid Derviş Yatırlar Destanı'nda; "Niçin  Beğenmezsin Şehri Zile’yi" diye sormakta, Zile’li Ünlü Şair Talibî de bir şiirinde ;

             Talibiyim kurtulmadım çileden
             Mültezimler öşür alır kileden
             En doğrusu kaçmak imiş Zile’den
             Hiç gelmemek nurun alan nur imiş.

demektedir. Zile’yi kim beğenmediği için şair bu destanı yazmış? Koca şairi Zile’den kaçmaya iten çileleri dertleri ne imiş? Bunları bilmiyoruz ama, bizim büyük ozanımız Zile'nin Veyseli Sadık Doğanay’ın;

            Bu ilimin yazanıyım
            Bozuk değil, düzeniyim
            Ben halkımın ozanıyım
            Şu Zile’nin ellerinden.

dediği gibi Zileli olup Zile’nin ekmeğini yemiş, suyunu içmiş; hayatının bir kesitinde havasını teneffüs etmiş  gurbetteki hemşehrilerimizin Zile’yi ve Zileliler'i unutmadığına, unutmayacağına inanıyoruz biz.

Soldan Sağa : Osman ŞAHİN (Sorgun), Bekir ALTINDAL,
Halit AYATA, Lütfi HALİMOĞLU, Selâhattin KURUNÇ, Mehmet KURUNÇ

Zile'de Kiraz Festivali - 1975/Ortada Çorapçı Kemal

            Bu yazımızda şüphesiz 1960 - 1970 arası bütün olayları, o yılları tam ve ayrıntılı olarak anlattığımız iddia edilemez. Sadece o yılların tespit edilebilen, gözlemlenen olayları ile, gerek şehir ve gerekse köy  hayatında yaşananlar anlatılmaya çalışılmıştır. 60'lı yılların şehir hayatını yaşayanlar için şehir hayatından, köy hayatını yaşayanlar için köy hayatından kesitler vermeye çalıştık bu satırlarda. Zaman zaman yazının gidişatına ve ilgisine göre altmışlı yıllar öncesinden ve sonrasından da bahsettik sizlere. Eksiklerimiz, tespit  edemediklerimiz için hemşehrilerimizin hoşgörü ve anlayışına sığınıyor, eleştiri ve önerilerini  beklediğimizi  belirtmek istiyoruz.

            Yazımızın hazırlanmasında yardımlarını ve ilgilerini  esirgemeyen  Mehmet SEZEN, Hüseyin HOŞCAN, Kemalettin AYDIN, Fevzi ŞENDOĞDU, Bekir AKSOY ile Cemile SUNA (SEZEN) ve Emine BADICOĞLU'na teşekkür borcumuzdur. Bu yazımızdan alıntı yaparak davetiyelerde tanıtan, yazımızın yayınlanmasına vesile olacak olan İstanbul Zileliler Derneği Başkanı Asım Turgut YEŞİLTAN'a ve şahsında Dernek Yönetimi'ne teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Kurban Bayramı'nda yaptığımız Altmışlı Yıllarda Zile isimli programımızda sazı ve sözüyle söylediği Zile ve yöresi türkülerle gönül telimizi titreten sevgili arkadaşım Tekin KİREÇÇİ ve programa danışman olarak katılan ve yardımlarını esirgemeyen arkadaşım Halit AYATA’ya, bu imkânı bize veren, canlı yayınla Zileli hemşehrilerimize Zile nostaljisi yaşatmamızı sağlayan, sevgili arkadaşım Zile TV Sahibi Hüseyin GÜLBASAR’a da teşekkür etmeden geçemeyeceğim.

             Yazımızda ismi geçen kişilerin yanında, ismi  geçmesi  gereken kişiler, olaylar vardır muhakkak. Bu satırlarda ismi geçen kişilerden, hemşehrilerimizden aramızdan ayrılanları hayırla, rahmetle yâd etmek, yaşayanlara uzun ömür ve sağlık dilemek de borcumuz ve duamızdır. Bu duygularla diyorum ki geçmişteki Zile'den selâm olsun Zile'ye. Geleceğini ise ALLAH (C.C.) bilir Zile'nin.

     
Makale Öncesine ya da Başa Dönmek İçin Tıklayınız

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR