|
ALTMIŞLI |
|
Makale
:
Bekir ALTINDAL
Araştırmacı,
Yazar, Başmüfettiş
23 Nisan Millî Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı
Okula başlayan çocuklar ALFABE ile okumaya başlardı. Hani kapağında Atatürk’ün kara tahta önünde manevî kızı Ülkü’ye ders verdiği, içinde elma ağacının gövdesine yaslanmış, elinde bastonu ile duran fötr şapkalı sakallı sevimli dede ile elma ağacından elma koparan Kaya’nın resminin bulunduğu Alfabe. İlkokullarda süt tozundan yapılma süt, yağ, ekmek dağıtılırdı. Ekmekler fırınlardan getirilir, süt tozu okullarda büyük kazanlarda karıştırılarak kaynatılır, öğrencilerin getirdikleri naylon bardaklarla dağıtılırdı.
Soldan Sağa : Ayten Ar, Ruhuşen Şendoğdu,
Şerife Bahar, Nevin
İbrikçioğlu, Halide Şağban, Berrin Bingöl, Ahmet Üstüner, Nurhan
Baştopçu, Bekir Altındal, Köksal Efe, Ümit Bingöl, Selahattin Kurunç
Lise VI - Fen B Turhal Gezisi - 05.03.1972
İlkokullarda Sonbahar'da Yerli Malı Haftası kutlanır, sınıflarda masalar, sıralar Zile'de yetişen meyvelerden üzüm, elma, armut, vaz, iğde, döngel, çemit (dut kurusu) ile evlerde yapılan köme, tarhana, kavurga, çedene ile dolardı.
Altmışların sonunda Köprübaşı'nda lise son sınıf öğrencileri boykot yapıp diğer öğrencileri okula göndermemişlerdi. Öğrenci olaylarının başladığı bu yıllarda sonraları şiddetlenecek kardeş kavgalarında ilk şehidini Dursun ÖNKUZU ile veren Zile, acı ve acı olduğu kadar unutulmaz bir gününü yaşamıştı o yıllarda. Yetmişli yıllarda yaşanan olayların artık Zile’de yaşanmaması, Zileliler'in birlik, hoşgörü ve demokratik bir ortam içinde kardeşçe yaşamaları en büyük dileğimizdir.
Ertuğrul Dursun ÖNKUZU (D. 1948 - 23.11.1970)
03.12.2004 - Zile Aile Kabristanı
Zile Gençlik, tek futbol takımıydı Zile'nin. Recep, Niyazi, Osmancık, Kara Duran, Hakkı YAZICIOĞLU, Köfte Yaşar, Hayati, Fuat, Mustafa, Kaptan Celal İHTİYAROĞLU, Gezir Mustafa, Şeyhoğlu Mehmet, Cüneyt, Talat, Rahmi YEŞİLTAN, Lütfi ÇÖREKÇİ, Ali Osman, Emin, Mürsel, Nurettin, Kedili Mehmet, Faruk Sanatçı Hocamız, Cahit KOÇÇOBAN, Muhittin ve diğer oyuncular bizler için birer yıldızdı. Çekerek yolunda Saraç Çayı üzerindeki köprüyü geçince hemen şehir sahası gelirdi. Saha traktörle çekilen büyük lov taşı ile düzlenirdi. O sahada ne maçlar seyrettik çocukluğumuzda. Turhal Güçyurdu, Turhal Şekerspor, Samsun Fenerspor, Niksar gibi takımlar gelirdi.
Zile Köyleri Futbol Turnuvası![]() Turnuvaya Katılan 16 Takımdan İddialı Bir Ekip |
Zile Belediyespor Futbol Takımı - 2004![]() Tokat I. Amatör Küme A Grup |
Bir Zile Gençlik - Samsun Fener maçında Zile'ye yağan yağmuru hatırlıyorum. Dereboğazından ve Saraç Çayı'ndan gelen sel evleri, mahalleleri basmıştı da maç yarım kalmıştı. Kaçışmıştık bir yerlere. Mahallemiz bu yılların başında Cavit Ağabeyi (Koççoban - ressam) ve sonlarına doğru ise Cavidan (Şankaynağı - futbol hakemi) ve Fikret’i yetiştirerek vermişti Zile Gençlik Kulübü'ne. Fikret ayrıca bu yılların sonunda Zile ve Tokat’ta maraton koşusunda derece elde etmişti. Mahallemizdeki ağabeylerimizden oluşan mahalle takımının sahası Amasya Caddesi ile Kışla Mahallesi'nin arasında Kırgözler'in bahçesinin karşısındaki Boyuntarla idi.
Mahalle aralarında, arsalarda küçük lâstik ve bez topların peşinde koşulan, lâstik topları yakalamak için kalecilerin ceketleri eline geçirip kullandığı yıllar. İç lâstik ve dıştan oluşan futbol topları ve büyük naylon toplar o yıllarda lükstü. Futbol topu olan şanslı çocuklar azdı. Yırtılan dış ayakkabıcılara diktirilir, sık sık patlayan iç lâstik yapıştırılarak kullanılırdı. Panayırcılık, birdirbir, uzun eşek, çelik çomak, kelfotak, düğme ve para ve düğme dikerek enek (bilye) oyunları, şekerlerden çıkan tekin (numaralı hayvan koleksiyonu) serileri biriktirme, maymun (topaç) çevirme;
Haznedar sokağında haşlanmış renkli yumurta tokuşturma, coz, üçtaş, beştaş, eltaşı, çizgi kalede ve şehrin kenar arsalarında ve Kale'de uçurtma uçurma, çember çevirme, tel araba yapma, patlak patlatma, mahalle maçları, taşlı mahalle sokak kavgaları, bağlardan gelen arabaların arkasına asılıp heğlerden ve kasalardan, sepetlerden elma, üzüm almalar, baharda yağmur yağarken koro halinde; "Yağ yağ yağmur, bahçede çamur, teknede hamur ver Allah'ım ver, bulgur yağ vermeyenin evine sicim gibi yağmur" gibi tekerleme söyleyip evlerden yağ, bulgur toplayıp, mahalleden bir teyzenin pişirdiği pilâva sokakta kaşık sallama anı olarak kaldı.
Renkli maymunlar, mazmanlardan alınan ipe sarılır. Ortaya daire çizilerek eski maymunlar konur. İple atıldığında daire dışına çıkarılan maymun ütülürdü. Ayrıca çocuklar aynı anda maymunları ipi çekerek sertçe yere atar, en fazla uğunan ve dönen maymunun sahibi diğerinden bir maymun üterdi. Evlerden annelerden, ablalardan gizli gömlek, elbise palto düğmesi aşırılır, yarımşar, birer metre ara ile yanmış kibrit çöpü veya düğme veyahut beş, on, yirmi beş kuruşluklar dikilir, iki üç metre ilerdeki kale çizgesine enekler atılır, çizgiye en yakın olanlar düğme veya parayı yıkmak için en hünerli atışlarını yaparlardı. Enek atışı deyip geçmeyin. Mahallede bazı ağabeylerimizin (Necip Aslan, Baki Derebaşınlı - Öğretmen) estetik ve attığını vuran atışları olurdu. Onların enek tutuş ve atışları bize zevk verirdi.
GOP Zile Meslek Yüksek Okulu
http://zmyo.gop.edu.tr/web/albfoto/FOTO.HTM
Hırdavatçılardan çeşitli kalınlıkta tel alınarak tel araba yapılır, renkli kablolarda süslenir, küçük ampuller takılırdı. Mahallemizde en güzel tel arabayı, aynı zamanda mahallenin iyi bir kalecisi olan Saim Toker (Kocaeli’de doktor) yapardı. Amasya Caddesi'nde köylerden gelen pancar (kocabaş) arabalarından pancar alınır, içi oyularak araba ve teker yapılır, ip takılarak çekilirdi.
Yine marangozlara veya büyüklere testere ile kavaktan teker çektirilir, iki veya dört tekerlekli arabalar yapılırdı. Büyük dikiş makaralarına tel takılıp araba haline getirilirdi. Kültürde ve diğer dükkanlarda satılan kırmızı renkli sapan lâstikleri yaş ağaçtan yapılan çatala takılır, kuş vurmaya çalışılır, çoğunlukla da komşu evlerin camları yanlışlıkla kırılır, bir de bunun korkusu yaşanırdı.
Millî bayramlar öncesi okullardaki boru trampet takımı çalışmaları zamanlarında mahallelerde yağ tenekelerine ip takılarak trampet gibi boyuna asılır, mahallenin çocukları sıraya girer, arsalarda, sokak aralarında çala çala gezerler, büyüklerin kafasını şişirirlerdi. Bütün bu oyunların sonucunda genelde, kavga çıkar, tek tek veya gruplar halinde kavgalar yapılır, aradan birkaç gün geçtikten sonra hiçbir şey yokmuş gibi çocuklar aynı topun peşinde, aynı oyunda koşardı. Elbise düğmesi iki, palto düğmesi dört düğme sayılırdı. Tekin oyununda vuruş iki, karış bir tekin olur, iki enek arasını karışlamak için baş ve işaret parmağı zorlanarak acıyıncaya kadar açılırdı.
O yıllarda satılan sütlü şekerlerin kağıdının içinden numaralı hayvan resimleri çıkar, serisi yapılırdı. Bazı numaralar az bulunurdu. Tekin, sigara kapağı, maymun ütülmesinde eldeki en yıpranmışı verilmeye çalışılır, en gıcırları saklanırdı. Çemberlere çember teli takılarak koşar vaziyette gruplar halinde sürülürdü. Kelfotak ve dokuz taş oyunu birbirine benzer, ebeliği çıkarmak çok zor olurdu. Köylerde ise çelik, nallı ve tohbiz oyunları pek revaçta idi. Bütün bu oyunlar belli dönemlerde oynanırdı. Hangi ayda hangi oyun oynanır, kim belirler, maymun çevirme oyunundan sonra enek oyunu furyası nasıl başlar, bunu kim değiştirir bilinmezdi.
Fotoğraf : Dick Osseman
- Zileli Çocuklar![]() http://www.pbase.com/dosseman/turhal_and_zile&page=all |
Fotoğraf : Dick Osseman
- Zileli Çocuklar![]() http://www.pbase.com/dosseman/turhal_and_zile&page=all |
Tommiks, Teksas, Zıp Zıp, Teks, Kinova, 1001 Roman, Ceylan, Sipru, Tenten, Zagor, Zembla, Tombraks ve Red Kit Dergileri çocukların rağbet ettikleri dergilerdi. Kültür’ün yanında, Aykut ve Ulaş Sinemaları'nın önünde özellikle Cumartesi ve Pazar günleri çocuklar bu dergilerini değiştirirler veya ikinci el olarak satarlardı. Genç kızlar ve delikanlıların gözdesi ise aşkların anlatıldığı Cep Fotoromanları'ydı. Top sahasında eski bisikletleri kiralayan bisikletçinin bisikletine çocuklar çok rağbet ederdi. 5 dakikası 25 - 50 kuruşa binilirdi. Hatırladığım pek çok çocuğun bisiklete binmeyi top sahasında bu bisikletlerde öğrendiğiydi.
Fotoğraf : Dick Osseman
- Zileli Bir Çocuk
http://www.pbase.com/dosseman/turhal_and_zile&page=all
Camekânlarda macun, horozlu şeker, naneli şeker, pamuk şeker satılırdı. Sabahları erkenden karda kışda simitçi çocuklar camekânlı sandıkları ile mahalle aralarında dolaşıp kendilerine mahsus makamla bağırarak simit, çörek satarak harçlıklarını çıkarmaya çalışırdı. Kulaklarımızda yankılanırdı ince tiz sesleri. Çocuklar büyüklerin yanında kenarda oturur söze karışmazdı. Kışları eğimli sokaklarda karın üzerine akşamdan çocuklarca su dökülür, kayganlaşması sağlanır, gündüzleri naylon ayakkabılar ve kızaklarla kayılırdı. Kemikten aşık oynanmasına bizim kuşak yetişememişti.
Kız çocuklarının oyunları daha az çeşitteydi. Kızlar genelde erkek çocuklardan ayrı oynar, nadiren kelfotak, tavan dikme, saklambaç, kartopu gibi oyunlar birlikte oynanırdı. İp atlama ve iki ayrı şekilde oynanan çizgi oyunu kızların en sevdiği oyunlardı. Mahallenin bazı haylaz, şargada çocukları kendileri oyun kuramayınca gidip kızlara sataşır, kızların ip atlama veya çizgi oyunlarının en güzel yerinde oyunlarını bozmaya çalışır, akabinde kızlar çareyi oğlan çocuğunun ailesine şikayet etmekte bulurlardı.
Sünnetçi sevimli Hamdi Emmi gıvgıvı (akordion) ile mahalle aralarında dolaşırken;
![]() |
Kayaların yılanı Gel dolanı dolanı, Annen döşşek sermiş, Yat beleni beleni, Ağlayana şeker yok. Gülene de şeker çok. |
![]() |
diyerek türkü söylerken çocuklar peşinden giderdi merakla. Çorapçı Kemal erkenden çorap sandığı ile dolaşır, soğuk günler Azimkâr yazıhanesine uğrardı. Felsefî ve engin konuşmaları vardı. Çeltekli Mehmet Emmi'nin yaz kış davudî sesi ile Kur'ân okuması yankılanırdı sokaklarda. Aziz, Turhal Caddesi'nde bir gidip bir gelirdi. İbişoğlu Mehmet Emmi'nin mekânı İstasyon Caddesi idi. Tekkeşinler'den Kemal bir mani ustasıydı.
Vedat çevirdiği kişiye kibar bir şekilde 'yirmibeş kuruş rica edebilir miyim?' derdi. Salih, Sıtkı ünlü kişileri idi o yılların. Kışla Mahallesi'nde tek göz evde oturan Çolak lâkaplı Hüseyin isimli kişi içmiş bir vaziyette Amasya Caddesi'nden evine giderken bu caddenin, Partal Sokağı'nın çocukları peşine düşerlerdi. "Kamber semaveri yak, keyfine bak" diyerek nara atması halk arasında dillere pelesenk esprisi idi. Burada bazı isimleri lâkapları ile saymayı uygun bulduk; "Yiğit lâkabıyla anılır" derler. Yoksa hiç kimseyi rencide etmek niyetimiz olamaz. Zaten bu vesile ile kendilerini hatırlatmak istedik sizlere.
Boğazkesende, Hapan'da kaz döğüşleri yapılırdı karda kışda. Balina, Beyaz Timsah, Karaduman, Tuna, Sofulallı, o günlerin en döğüşçü kazlarıydı hatırladığım kadarıyla. Horoz döğüşleri de kaldı o yıllarda. Erkek kazlar döğüş öncesi on, on beş gün ayrı beslenir, dövüşe dişi kazlarla birlikte sürülürdü. Ertesi haftanın döğüşleri iple çekilir, yorumlar yapılırdı meraklılar arasında. Çavdaroğlu Kemal'in döğüşçü kazı, horozu ve kekliğini hatırlayabilir ilgilenenler.
Haznedar Sokağı'ndaki Kime Ne Lokantası ve karşısındaki Yardımcı’ların leblebici dükkânı ile Sıra Köprüler'den aşağı giderken solda bir evin panayır zamanında yanması, Derbentçi Sokağı'nda üç katlı ahşap evin bodrumundaki kendirlerin tutuşmasıyla başlayan ve hatırladığım kadarıyla Cemal Usta ve çocuklarının yandığı yangın, o yılların acı olaylarından bazılarıydı.
Şıhali Mahallesi
Solda Sıraköprü Cad., Sağda Şair Ceyhunî Caddesi
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 17.08.2004 Salı 18:40
Düğünler bir başkaydı o yıllarda. Evlilikler genelde görücü usulü ile yapılırdı. Oğlan anaları yanına bir yakınını alır, kendisine salık verilen kız evlerine gidilir, kızı görürler, odada kimse olmadığı takdirde hemen halı veya kilimin altını kaldırıp kız evinin temizliğe önem verip vermediğini araştırırlardı. Yine sokakta oturan kadınlara bu sokakta evlilik çağında kız olup olmadığını sormaları üzerine, kendilerine "Siz avcı mısınız?" derler ve tavsiye ettikleri kız evlerini gösterirlerdi. Kız beğenmenin bir yolu da hamamdı.
Zile'nin Bindallı Hanımları (18.12.1949)
Fotoğraf : Rahmetli Melâhat Akyunak (DEMİRKOL)'dan alınmıştır.
Genelde davetiye dağıtılmayan zamanlarda, mahalle aralarında bazı okuyucu kadınlar düğün sahibinin tespit ettiği eş, dost, hısım, akraba ve komşuları gezerek şerbet içmeye, nişana, düğüne veya kına gecesine okurdu. Bizim mahallemizin okuyucusu kendi halinde, güleç, sevimli iyi bir teyze idi. Herkesi, bütün Zileliler'i sülâle ismiyle nasıl tanırdı, o zaman çocuk aklım almıyordu. Cumartesi, Pazar günleri sabahları Aykut ve Ulaş sinemalarında şerbet içilirdi.
F. Saliha Akyunak (MİSTEPE) - M. Ufuk MİSTEPE
Altmışlı yılların ortalarında Saray Düğün Salonu açılmıştı. Bu yılların sonlarına doğru bazı gençler ilk orkestrayı kurmuşlardı Zile'de. Hali vakti yerinde olanlar düğünlerini balo şeklinde yaparlardı. Düğünlerde gırnatacı Osman, Abe Niyazi, Abe Sait, Salih, Abe Necip ve ismini hatırlayamadığım çalgıcılar çalardı. Kadın düğünlerinin vazgeçilmez çalgıcılarından Firdevs def çalar ve söyler, Fatma ile Cemile'nin kızı Leyla gırnata (cümbüş) çalardı.
O yıllarda Tekke, Şehir, Sabah, Yeni, Işık ve Küçük Hamam hizmet verirdi. Bazı hamamlar sabah 9 - 10'a kadar erkeklere, bu saatten sonra sabahçı ve öğlen hamamı olarak kadınlara ve akşam yine erkeklere açık olarak hizmet verirdi. Ramazanlarda ise bazı hamamlar iftardan sonra kadınlara açık olurdu. Ramazan ve Kurban Bayramları öncesi, özellikle arife günü akşamı erkek hamamları ana - baba günü olur, çocuklar büyükleri ile hamama gelmenin, sıcak suyun keyfini çıkarırlardı. Buğulu, sisli kurna başlarında yerlere düşen bakır hamam taslarının kendine has sesleri yankılanırdı kulaklarda. Bir hamam kültürü, hamam sefaları, sohbetleri vardı o zamanlar. Kadınlar hamama giderken bohçalarını koltuğunun altına kor, şal bürüğü üstüne örterek giderdi. Daha sonraları bohça yerine küçük ve orta bay valizlerle gidildi hamamlara.
Tekke Hamamı'nın Genel Görünüşü
Eş dost, hısım akraba kadınlar birlikte hamama gitmesinde, evde kalan birilerinin hazırladığı batlar, soğukluklar hamama gönderilir, hamam çıkışında soğuklukta havuzlu bölümde birlikte yenir, çaylar içilirdi. Ramazan öncesi gece hamamları için hamamda görevli kadınlar evleri dolaşarak gece hamamına davet ederler, bahşişlerini alırlardı. Görevli kadınlar gelen müşteriyi kurnalara yerleştirir, hamamın kalabalık olmasından, suyun az verilmesinden dolayı zaman zaman kurna başlarında müşteriler arasında ağız dalaşı, mutad sözlü kavgalar yapılır, çekiş çekişilir, arada hamam taslarının sesleri gelirdi.
Oğlan anaları hamamda görüp beğendiği kızı yanındakilere veya hamamda görevli kadınlara sorarak sülâlesini, kimin nesi olduğunu öğrenerek bilgi toplardı. Hamamın çıkma zamanı yaklaşınca görevli kadınlar gelerek ‘bağlanın anam bağlanın’ diye ikaz ederdi kadınları, Giyinmekte olan kadınlardan birbirlerini tanıyanlar ‘eşgına anam eşgına’ diyerek şifalar ve sıhhatler dilerlerdi. Zile'li bakırcı ustalarınca yapılan balıklı, süslemeli hamam tasları ile fildişi taraklar hamamların ve kız çeyizlerinin ayrılmaz birer aksesuarı idi. Gelin hamamları sazlı sözlü olur, gelin kızın arkadaşları türkü eşliğinde oyunlar oynarlardı. Burada bu türkünün sözlerini verelim.
Ana hamama
vardın mı?
Şen anam evin barkın şen olsun,
Yumduğum yerleri gördün mü? Yarın gidiyorum haberin olsun.
Gelin olduğumu bildin mi?
Günümüzde de olmasına rağmen eski güzelliği yok zannediyorum. Önce Küçük Hamam kapandı, doksanlı yıllarda da Işık Hamam kapattı kapılarını müşterilerine. Yetmişli yıllardan itibaren betonarme evlerin ve bu evlerde banyoların yapılmasıyla hamam kültürü de yavaş yavaş kayboldu. Yine de bayramlarda, tatillerde Zile’ye gidenler çocuklarıyla hamamlara uğramadan edemiyorlar.
Küçük Hamam ve Mazide Kalan 2 Fotoğrafı![]() Tokat Tarihî Su Yapıları (Hamamlar) Kitabı. |
Işık Hamamı Külhan ve Ocağı![]() Tokat Tarihî Su Yapıları (Hamamlar) Kitabı. |
Yücepınar Köyü'nden hemşehrimiz Sadık DOĞANAY' ın "El Vurup Yaremi İncitme Tabib", "Bir Güzelin Hasretinden Ahından Tutuştu Her Yanım Yandı Ha Yandı" isimli deyişleri ünlenmişti o yılların sonunda. Oğlan Döne Döne, Armuttan Kayacağım, Sulu Sokak Taşları, Zileliyiz Dediler, Samanlıkta Serçeler, Martinlim, Müdür, Burçak Tarlası, Taşkıran gibi Zile ve yöre türküleri öğretilirdi. Şimdi ise pek çok genç ve çocuk bu türkülerimizi bilmemekte. Zile’de düğünlerde halen bu türkülerden bazıları söylenip çalınmakta ve yaşatılmaktadır. Yazımızın sonuna aldığımız anonim Zile ve yöre türküleri Zileliler'in kültürünü ve özelliklerini yansıtmaktadır.
Dışardan görüldüğü gibi Zileli ibadetine de, eğlencesine de, seyirlerine ve kaplıcalara da düşkündür. Baharda çağla zamanı Ulukavak seyriyle başlayan seyirler, kiraz mevsimi Karadini, Kışla, Meydanlık gibi bağ seyirleri peşinden yazın Temmuz'da, Ağbaba, Ağustos'ta mısır zamanı İsmail Dede, Gezir seyirleri birbirini takip ederdi. Türküleri bile hep hareketli, neşeli ve oyun oynamaya uygun makamlardadır.
Düğünlerde öğle veya ikindi sonrası mevlüt okutulurdu. Ulucâmi İmamı Kadir Hafız, Dabakhane Câmîi İmamı Şükrü Hafız, Hacılarlı Mustafa Hafız, Kurdağlı Osman Hafız, Kâmil Hafız, Kepezli Mehmet Hafız o dönemin mevlithanları ve hafızlarından birkaçıydı. Kazanlarda bağ leğenlerinde Zile’nin yemek ustalarınca hazırlanan toyga çorbası, kavurma, nohutlu pirinç pilavı, helva ve ayrandan meydana gelen düğün yemeklerine, mevlüt okunduktan sonra Müftüoğlu'nun Tekke'den veya komşulardan alınan büyük sofralarda misafirler, komşular, çocuklar kaşık sallardı.
Kız Mehmet Derviş Emmi, Dabak Eşref Usta, Hacı Ömer Usta, Kabutluoğlu Osman Usta, Çeltekli Niyazi Usta, Dellaloğlu Şükrü Usta, Ahcı Şükrü (DÜZEL), düğün ve mevlüt yemeklerinin vazgeçilmez ahçılarıydı. Kız Mehmet Derviş Emmi'nin Şehir Hamamı’nın arkasında ahçı dükkanında yanılmıyorsam kuru fasulye ile Zile düğünlerinin vazgeçilmez yemekleri kavurma, nohutlu pilav ve helva yapılırdı. Dellaloğlu ve Ahçı Şükrü yazın kebap, kışın kadayıf yapardı. Ahçılar özellikle helva leğenine kimseyi yaklaştırmazlar, helva kıvamına gelince düğün sahibine ve damada ikram edip bahşişlerini alırlardı.
Tokat'tan, Kapağının İçi
Kalem İşi ile Bezenmiş Bir Sandık
Oğlan evinden kız evine şerbet içmeye gidilirdi. Bazı aileler şerbet içme merasimini sinemada yapardı. Söz kesme, kız evinde şerbet merasimi, oğlan evine şirinlik gönderme, kız evinde ağırlık asma, gelin hamamı, güveyi hamamı, kına yakma ve töre atma düğünlerin olmazsa olmaz örf ve âdetleri idi. Kına geceleri bir başka olurdu. Çalgıcılarla kız evine kına götürme ve getirmede gaz yağlı meşaleler yakılır, sokaklardan geçerken herkes pencerelere koşar, kına alayına bakardı. Davlum dümbelek, cümbür cemaat kına alayı özellikle çocuklar için bir eğlence fırsatı idi. Çocuklar bu alayın gidişinde öncü gibi yürürler, karanlıkta geçtikleri yerlerde pek çok kapı tokmağını çalıp kaçarlar ve bu şekilde yaramazlıklarını, şargadalıklarını devam ettirirlerdi.
Karlı Bir
Kış Gününde Gelin Alma Konvoyu
Köy düğünlerinde köye yaklaşan misafirler silâh atar, sağdıç davul zurna ile köye girmeden misafiri karşılardı. Köylerde simsim ateşi yakılır, davul zurnanın verdiği coşkuyla halaylar çekilir, düğün güreşleri yapılırdı. Zile ve köylerinde düğünler Kamalı Kâmil, Savcılı Halil, Karayünlü Mehmet, Rıza ve Haydar, Kurupınarlı Hüseyin, Alanyurtlu Ali ve Sadık, Taşkıranlı Zor Ali ve Şükrü, Hıcıplı Eyüp, Olukmanlı Kalov, Palanlılı Rıza ve ismini tespit edemediğim davul ve zurna ekibince çalınırdı. Köylerde elektrik olmadığından düğün evine ve düğünden sonra evlere gidişte, bir sopaya çaput sarılıp gaz yağına batırılarak meşale yapılırdı yahut camı tel muhafazalı gemici feneri veya fitilli pompalı lüks lâmbası kullanılırdı. Köy düğünleri üç gün üç gece sürerdi.
Eski Düğünlerimiz
Zile’de ise Perşembe veya Cumartesi, Pazar güya (güveyi) hamamı Cuma veya Cumartesi gelin hamamı yapılırdı. Düğünlerde çalgıcılar gittikten sonra pikaplarda plâklar çalınır, eğlenilirdi. Şimdilerde Zile'de düğünlerde moda olan "Güller Güller Piyade Güller" ve “Lingo lingo şişeler” isimli oyun havaları pek revaçta idi. Köylerde genelde söz kesmelerde başlık parası istenir ve alınırdı. Zile merkezde ise genelde başlık parası alınmazdı. Özellikle köylerde gelinler ata bindirilir, at ile gelin çıkarılırdı. Yeni gelinler kaynata (kayınpeder) ve diğer yaşça büyük akraba ve erkekler yanında yavaş sesle konuşarak gelinlik yaparlardı.
Küçük el sanatlarının, ticaretin canlı olduğu, çevre il, ilçe ve köylerin alış veriş yaptığı yıllar; gerek panayırda, gerekse Salı - Cuma günleri bir başka olurdu Uzun Çarşı'nın kalabalığı. Bugünkü Hapan'ın yerindeki Sanayi Sitesi'ne çevre il ve ilçelerden müşteri gelirdi. Çevrenin en iyi ustaları çalışırdı. Ahmet Meral Usta traktör ve Nevzat Bice Usta benzinli araba tamiri üzerine aranan ustalardı.
Semerci Ustası![]() Tokat |
Çilingir Ustası Kadir MANAP (1937 -
) Sakiler Mah., Alacalı Sokak, Boğazkesen Semti, No. 13 ![]() Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 18.08.2004 Çrş. 12:41 |
Bakırcılar, Demirciler Arastası'nda çekiç sesleri, Musalla civarında kalaycıların körüğü, ocağı, şimdiki Fatih Meydanı'nın olduğu yerler ile Haznedar Sokak'ta Mazmanlar'ın urgan, sicim yapmaları, Boğazkesen'de nalbantların nal ve çekiç sesleri, semerci esnafının sabırlı çalışmaları, kadayıfçıların kadayıf çekmesi, leblebicilerin leblebi kavurmaları, saraçların deriye şekil verişi, birbirinden güzel at koşumları, Uzun Çarşı'da ve Eski Sanayi'nin arkasında sobacılar, düven, yayık, beşik, tel dolap, kapı, pencere yapan marangozlar, düven dişleyen çocuklar, at arabası ve kağnı tekerleklerine ateş yakıp çember geçiren ustalar.
Bağlarımızın Vazgeçilmez Semaverleri ve Ustalarımız![]() |
Semerci Ustası![]() |
Ardıçtan kağnı mazı yapımı, önemli el sanat dalları idi. Kor ateşin karşısında kömür karasına karışan teri silen, koluna kuvvet çalışan demircilerin örse her vurmalarında ritm içinde inip kalkan çekicin sesleri, bakırı, ibriği leğeni, hamam taslarını nakış nakış işleyen bakırcı ustaları, dikiş makinası, masurası, yüksüğü, ipliği ve iğnesiyle özdeşleşen, el emeği göz nuru döken terziler, at koşumlarını, eğerleri boncuk boncuk, rengarenk bir sanat eseri gibi süsleyen saraçlar, kendir, kenevir sapından sabırla urgan, sicim, yular yapan mazmanlar, dükkânının yola bakan yerinde tahta makata tezgâhını kurup, yontulmuş ağaç, mısır calazı, teliz ve gönden (deri) sabırla semer yapan ustalar, çırağın çektiği körüğün ateşlediği ocağın başında kapları kalaylayan, yazın evinden, çoluk çocuğundan ayrı köy köy dolaşıp ekmek peşinde koşan kalaycılar.
Bakır Kapların Kalaylanması![]() |
Koşancı - Sayacı (Saraç)![]() |
Burada kalaycılarla ilgili bir dörtlük verelim sizlere (Kaynak kişi ; Alaaddin Şahinsev – Noter);
Usta bilir işin kolayını
Atar nişadırı alır kalayını
Yüz gram kalay ile
Dolanır köyün alayını.
Okulların tatil olmasıyla birlikte çocuklar bu esnaf ve sanatkârların yanına bir meslek sanat öğrensin, ayağı bağlansın diye çırak verilirdi. Hem de öğretmene teslim edildiği gibi. Yani eti senin kemiği benim misali. Benim ilkokul birinci sınıf sonunda yaz tatilinde ilk ustam Ulaş Sineması'nın yanındaki hanın köşesinde dükkânı olan Enfiyecioğlu Mehmet Usta idi. Sert, disiplinli bir ustaydı rahmetli. 1962 yılındaki bu çıraklığımın ilk Cumartesi akşamı ustam ilk haftalığımı vermişti bana; 25 kuruş. Hem de gümüş renkli 25 kuruş. Ustamın elini öptükten sonra alın terim, ilk kazancım 25 kuruşu avucumun içine koyup, elimi de cebime soktuktan sonra Ulaş Sineması'nın köşesinden, Amasya Caddesi'ne, oradan eve doğru yürüyorum sokakları aydınlatan elektrik direklerindeki lâmbalara bakarak. Benim gibi akşamları sokağa çıkması zor olan çocuklar için Zile’nin, Amasya Caddesi'nin ışıkları bir daha parlaktı, daha ışıl ışıldı o gün sanki.
Altmışlı yıllarda çevrenin en önemli el sanatları ve ticaret merkezi durumunda olan Zile bu alanlarda tarihinin ekonomik olarak zirvesindedir. Her türlü el sanatı, sanayisi, hapanı, esnafı ile bölgedeki il ve ilçelere hitap eden Zile’deki el sanatları ve bazı esnaf, yetmişli yıllardan itibaren ulaşımın kolaylaşması, teknolojinin gelişmesi üzerine bu esnaf ve sanatkârlardan bir kısmı işi bırakmak zorunda kalmışlar ve bugün bu dallardan bazıları sayıca az da olsa teknolojiye direnerek yaşamaya çalışmaktadır. Zile’de modern denilebilecek ilk konfeksiyon mağazası olan Merdivenli Mağaza, eski Belediye Binası'nın altına açılmıştı.
Berberler iyi ve şık giyinmeyi seven Zileliler'e traştan sonra meşhur Necip Bey Biryantinleri'ni sürerek, tararlardı. Pazar günleri köylere gider, köylüyü traş eder, harman zamanı hak toplardı. Kalaycılar her köyde 5 - 10 gün kalır, o köyün bakır kaplarının kalayını bitirip başka köye giderlerdi. Atlı postacılar köylerin postasını dağıtırdı. Arastalarda kahvelerin ve çardak kahvelerin önüne çan bağlanır, iplerle dükkânların önlerine kadar uzatılırdı. Çay söylemek isteyen esnaf bu ipi çeker, çan çalınca kahveci çırağı dışarı çıkar siparişi alırdı. Haznedar sokağında Aziz Emmi, kahvecilerin getirdiği kahveleri özel yapılan kahve dolabında kavurur, taş dibeklerle döverdi. Çilingir Sabri Usta eski gramofonları tamir ederdi.
Ateş değirmenleri (elektrikli) çıkmasına rağmen Dere Boğazı'nda ve köylerde su değirmenleri dönerdi gece gündüz. Dereboğazı'nda 5 - 6 adet, Kepez Köyü'nün Güney'inde, Bağlıca Deresi'nin yukarıları ile Demircilik Deresi'nde 4 ve Turhal yolunda Bağlarpınarı yol ayrımında bir su değirmeni vardı. Ayrıca pek çok köyde de su değirmenleri döner, günlerce keşik (sıra) beklenirdi. Değirmen çörekleri yapılırdı.
Salı ve Cuma günleri ilçenin değişik yerlerinde özellikle Boğazkesen ve Kışlık Ulaş Sineması'nın yanında ve Selağzı'nda bulunan hanlara atlarını, merkeplerini bağlardı köylüler. Bu hanların girişinde bir nalbant dükkânı olurdu. Nalbantlar nal çakacağı at veya eşeği direğe bağlar, yardımcısı nal çakılacak ayağı sicimle kaldırır, nalbant hayvanın ayağına göre seçtiği nalı çakardı. Köylere giden nalbantlar, kağnı ve dövene koşulan kömüş ve öküzleri yatırıp ayaklarını kağnıdan sökülmüş iki tekerin arasındaki mazıya bağlayarak nallarını çakardı. Turhal yolundaki Kocamanın Hanı, Selağzı'ndaki Selamet Hanı, Sulu Sokak'taki Arnavut Salih Ağanın Hanı ve pek çok han hizmet verirdi.
Kağnılar gelirdi köylerden. Sabahın erken vaktinde şehirden çıkıldığında kağnı sesleri, sürülerin çan, zil ve çıngırak sesleri gelirdi uzaklardan. Demirciler Arastası'nda demircilerin, nalbantların, bakırcıların çekiç sesleri, mazmanların çıkrık sesleri, hızarcıların hızar sesleri kulaklarımızda yankılanıyor sanki. Gayrimüslim bazı esnaf aileler Turhal yolunda Tek Kavak civarında çanak çömlek imal edip, Uzun Çarşı'da satarlardı. Zaman içinde Zile'den büyük şehirlere göçtüler.
Evlerin avlusunda (hayatında) culfalıklar (dokuma tezgâhı) kuruluydu. Sokaklarda duvardan duvara culfalık ipleri gerilerek çözülüp yumak yapılır, türküler - maniler söylenerek kıvrak (göyneklik bez) peşkir, çarşaf, yolluk dokunurdu. Söz culfalıktan açılmışken o yıllarda Zile'de söylenen Zile'ye has kelimelerden oluşan bir cümleyi verelim size "Amedenden homeden bi culuk düştü culfalığın üstüne gumbüden".
Taraklarda yün didilirdi. İp eğirirdi kadınlar kirmanlarla, teştilerle. Hem eğirir hem sohbet ederlerdi çeşme başlarında, sokak aralarında. Çıkrıklar döndürülürdü sabırla, sebatla. Kıvrak göyneklik, tire bezi, peşkir, çarşaf ve yolluk dokuyan kadınlar Bedesten Câmîi'nin yanında eski hapana inerken terzilerin bulunduğu Karslıoğlu Arastası'nın sonunda sergi açarak satarlardı. Evlerin çamdılarında iki tarafta bulunan çengel halkalara sicim gerilip bebekler için salıncak (ılıngaç) yapılırdı. Beşikler Zile'de yapılan tahta beşikler iken, sonraları demirden sallamalı beşikler ve mobilya beşikler yaygınlaşmıştı.
İki sinema vardı o yıllar Zile'de. Aykut ve Ulaş Sinemaları; kışlık ve yazlıkları ile hizmet verirdi. Aykut Sineması'nda Arif Emmi, Ulaş'da Halil, Sadun Bey ve daha sonra Ethem bilet keserdi. Filmlerde kötü roldekiler yuhalanır, ıslıklanır, filmin kahramanı alkışlanırdı. Aile bölümleri ayrı olup, filmin gidişatına göre bu bölümde seyirci olan kadın ve kızların filmin heyecanından bol bol ağladığı duyulurdu. Gösterilen filmlerin afişleri büyük tahta panoya yapıştırılır, bir kişi omuzunda taşırken, diğeri elindeki teneke hoparlörle sokak başlarında, çenelerde anons ederdi. Daha sonraları pilli el hoparlörleri kullanılmaya başlandı. Her filmin "Senenin en muazzam filmi" şeklinde reklâmı yapılırdı. Ulaş Sineması şimdiki itfaiyenin yukarısındaki Belediye Otoparkı olan yerde idi. Aykut Sineması ise Kültür Sarayının arkasında idi. Yandı gitti daha sonraları. Altmışlı yılların sonunda ise modern Saray Sineması yapılmaya başlanmıştı.