.
|
SON |
|
Röportaj : Esma GÜREL
(Hizmet Yayın Grubu Web
Sorumlusu)
SON
ZANAATKÂRLAR - 1
(Hizmet Gazetesi - 10.03.2008 tarih, Yıl : 3, Sayı : 114, Sh. 11'de
Yayımlandı.)
http://www.hizmettv.com.tr/read_news.php?nID=3169
Endüstri çağı öncesinde el işçiliğine dayanan her türden üretim için kullanılan zanaat sözcüğü, ayakkabıcılıktan taşçılığa, seramikçilikten dokumacılığa kadar birçok etkinliği ifade etmekte. Ancak yaşadığımız modern çağ ile birlikte geçmişin gözde zanaatları bir bir yok olmakta. Ünye’de yıllar yılı el işçiliği ile üretim yapmış, ancak endüstri çağı ile birlikte yok olmaya yüz tutmuş zanaatları, onların son temsilcileri anlatıyor.
“Kunduracılığı anlatmaya kelimeler yetmez”
Mustafa
KALAFAT Usta, Esma GÜREL ile Röportajda.
Fotoğraf : Yunus ZOR
Ünye’de 68 yıldır kunduracılık yapan Mustafa Kalafat, “Mesleğimiz can çekişse de torunlarımız, dedelerinin - atalarının giydiklerini görsün diye mesleğimi sürdürmeye çalışıyorum” diyerek başlıyor söze.
“Şimdi modern ayakkabılar var. Kim ne yapsın çarığı, çapulayı, kundurayı?” diye soruyor 82 yaşındaki Kalafat Dede. Mesleğinin kaderini ise; “Can çekişiyoruz. Ne yapalım bizim mesleğimizin kaderi de buymuş! Keşke yaşatabilsek, ama Ünye’de sadece iki kişi kaldık!” diyerek özetliyor.
Kalafat Dede kunduracılığı yaşatmak adına Ünye Uluslararası Kültür, Sanat ve Turizm Festivali’nde ve diğer kültürel etkinliklerde sergilemek için 103 numara bir çapula ve mes yapmış, görmeyin gitsin… Orta Çarşı Arastası’nda, Kalafat adını taşıyan kundura dükkânının tavan arasında özenle muhafaza ettiği çapula ve mesi itina ile silip bizlere gösteriyor.
http://www.hizmettv.com.tr/read_news.php?nID=3169
Biz söylediklerini not alırken bize de birkaç kelâm etmeden geçmiyor Kalafat Dede, “Siz söylediklerimi yazıyorsunuz, ama kunduracılık yazmakla bitmez…”
“Değirmenin önünde sırada beklenirdi”
Hasan AL Usta,
Esma GÜREL ile Röportajda.
Fotoğraf : Yunus ZOR
Ünye Cevizdere Mevkii’nde yarım asır değirmencilik yapan 70 yaşındaki Hasan Al’ın kapısını çalıyor ve “Nasıl gidiyor mısır öğütme?” diye başlıyoruz sohbete. “Çok şükür Allah’a, işlerimiz fena değil. Eskiden çok daha iyiydi, ama en azından ayakta durabiliyoruz” diyor Hasan Dede ak düşmüş saçlarına ve geçen yılların getirdiği yorgunluğa inat.
http://www.hizmettv.com.tr/read_news.php?nID=3169
Hasan Dede ile doğanın kucağında kuş ve su sesleri arasında, büyüklerinden devraldığı yaklaşık 300 yıllık değirmende sohbeti koyulaştırıyoruz. “Bu güzel ortamda, hayatın getirdiği sıkıntılar unutulur” diyoruz. Diyoruz demesine ama Hasan Dede dertli… Bir çok zanaatkâr gibi onun derdi de kendisinden sonra mesleğini devam ettirecek birinin bulunmaması.
Esma GÜREL,
Ofisinde Röportaj Metnini Redakte Ederken
Fotoğraf : Yunus ZOR
“Çocuklarınız ya da torunlarınız mesleğinizi devam ettirmezler mi?” diye sorduğumuzda ise Hasan Dede; “Oğlum ara sıra yardım ediyor, ama benden sonra devam ettirir mi bilemem. Torunlarım da şu anda okuyor. Onlar da emme yaparrr, emme yapmaz” diyerek cevap veriyor sitemkâr bir ses tonu ile.
Hasan Dede geçmişte yaşanan yoğunluğu da anlatmadan geçemiyor. “Eskiden atlarla yük getirilirdi. O kadar çok yoğunluk vardı ki değirmenin yanındaki ahırda at bağlamak için yer kalmazdı. Atlarını ahıra bağlayan kişiler kendilerini şanslı görür, “Yükü bıraktık” diyerek, seslenip ayrılırdı. Bize de bırakılan yüklerdeki mısırı öğüterek, teslim etmek düşerdi. Devir değişti. Şimdi ne seslenen var, ne de atla yük getiren!”
“Para ile çırak yetiştirmemizi isterlerdi”
Terzi Bekir
GAZEZOĞLU
Fotoğraf : Yunus ZOR
Ünye’nin mesleğini devam
ettiren en eski terzilerinden Bekir
Gazezoğlu’na yolumuz düştü bu
sefer. 50 yıldır doğduğu yerde terzilik yaptığını söyleyen 64 yaşındaki Bekir
Amca, konfeksiyonun yoğun olmadığı zaman terzilikten çok para kazandıklarını,
şimdi ise boğaz tokluğuna çalıştıklarını belirterek; “Eskiden yanımızda 5 – 6
çırak olurdu, şimdi bir kalfam var o da 20 yıldır benimle çalışıyor. 15 yıldır
çırak yetiştiremiyoruz.
Eskiden ‘yeter ki çocuğumu yanınıza çırak olarak alın, para verelim’ denilirdi,
şimdi biz para versek yine çalıştırılacak kimse yok. Mesleğimiz ölüyor” diyerek
anlatıyor terziliğin geldiği noktayı.
Sayılı kişi kaldıklarını belirten Bekir Amca, “Benim avantajım, mesleğimi uzun yıllar yapmış olmam. Emsallerimden hazır giyimi istemeyen kişiler geliyor kıyafet diktirmeye. Yeni nesil gidiyor, mağazadan kredi kartı ile alış verişini yapıyor” diyerek soruyor; “Yeni nesil uğraşır mı provayla?”
Bekir Amca, hazır alınan kıyafetlerle dikilen kıyafetlerin bir tutulmaması gerektiğini de söyleyerek, “Hazır alınan kıyafetler, çamaşır makinesinde bir iki defa yıkandığı zaman kötü oluyor. Benim diktiğim kıyafet her hafta yıkansa yine bir şey olmaz” diyerek herkesin bu ayrımı iyi yapması gerektiğini vurguluyor.
Terzilerin diktiği kıyafetlerin kaliteli olduğunu Bekir Amca, bakın nasıl ilginç bir örnekle anlatıyor : “Kardeşimin İstanbul’da konfeksiyon fabrikası var. Ama kendisi Ünye’ye geldiğinde kıyafetlerini bana diktiriyor. Yani kardeşim Avrupa’ya, ben de kendisine dikiyorum.”
“Bakırcılar çarşısından ses çıkmıyor”
|
Gün geçtikçe yok olmaya yüz tutan birçok el emeği, göz nuru mesleklerin arasında yer alan bakırcılık sanatı da can çekişiyor. Ünye’nin Orta Çarşı Arastası Bakırcılar Çarşısı’nda bir zamanlar 20'den fazla işyeri bulunurken, son zamanlarda bu mesleği sadece birkaç usta ayakta tutma gayreti içerisinde.
Plâstik, alüminyum, çelik ve porselenin çıkmasıyla birlikte yok olmaya yüz tutan bakırcılık sanatını sürdürmeye kararlı olan Cevat Çetinkaya (52) ve Ahmet Türkmen (42), bakırcılığın biteceğine inanmak istemediklerini söylüyorlar.
22 yıldır bakırcılıkla uğraştığını anlatan Cevat Çetinkaya, “Eskiden o kadar çok talep vardı ki, birkaç ay sonrasına sipariş alırdık. Şimdi neredeyse kapımızı çalan yok” diyerek bakırcılığın kaderine terk edildiğini anlatıyor bize.
Bakırcılar Çarşısı’nda görüştüğümüz diğer bakırcı ustası Ahmet Türkmen ise “İşleriniz nasıl gidiyor?” sorusuna tebessüm ederek “Gelen giden yok” dercesine susuyor. Baba mesleğini devam ettirmeye çalıştığını da söyleyen Ahmet Usta, gururlu ve onurlu bir edayla; “Beni Ahmet Türkmen olarak pek tanımazlar. Lâkabım Mıngıç. Babamdan sadece meslek değil, adı da kaldı” diyerek mesleğine olan tutkusunu anlatıyor…
“Kuyumculuk ince işçilik gerektirir”
Altın İşlemecisi Ahmet
YAMAN |
Kiminin yastık altında, kiminin kesesinde, kiminin ise takıp takıştırarak değerlendirdiği altının işlemecileri de hızla ilerleyen zamanın ve teknolojinin nimetlerinden payına düşeni alıyor.
Ünye’de altın işlemeciliğini yapan tek kişiyi bulduk, onu da dinleyelim dedik. Baba mesleğini devam ettiren 35 yaşındaki Ahmet Yaman, babasından devraldığı görevini yaklaşık 20 yıldır sürdürdüğünü söylüyor.
“Kuyumculuk, ince işçilik gerektiren bir meslek” diyerek kuyumcu dükkânlarının artmasının, kuyumcu zanaatkârlarının artması anlamına gelmediğini söyleyen Ahmet Yaman, Ünye’de altın imalâtının gelecek nesiller tarafından bilinmeyeceği kaygısını taşıyor. Kendisinin de Ünye’de bu işi sürdüren tek kişi olduğunu düşünürsek, bu gün gibi ortada…
Kuyumcu Turhan
KÜLÜNK'ün İşyerleri ve Yetiştirdiği Hacı Hüseyin SUYABATMAZ
Hacı Hüseyin SUYABATMAZ Fotoğraf Arşivi
Sektörde tutunmak için bir taraftan da gelişen teknolojiye ayak uydurmaya çalıştıklarını anlatan Yaman; “Eskiden 20 – 25 çeşit altın modeli vardı, şimdi 200 – 250. Genel olarak bilgisayar sistemli CNC makinesi ile altın modellerini belirliyoruz. Özel istek olduğu takdirde el işlemeciliği ile de bilezik ve alyans yapıyoruz. Ancak eskiye oranla el işlemeciliğine rağbet yok” dedi.
Görülen o ki, teknoloji ve hızla akan zaman el emeğinin karşısına güçlü bir rakip olarak çıkıyor ve el işçiliği tarihe karışıyor. Mesleklerinin yok olma tehlikesi altında olduklarını bilen birçok zanaatkâr, gelenek ve kültürlerimizi yaşatmak adına mesleklerine devam edeceklerini de söyleyerek, “Biz buradayız” mesajını veriyor.
Ünye'nin İlk
Kuyumcularından Rahmetli Orhan ve Turhan
KÜLÜNK Kardeşlerin Orta Çarşı'da Bir Zamanlar Çalıştırdıkları
Kuyumcu Dükkânı Önünde Besim ve Hacı Hüseyin SUYABATMAZ.
Hacı Hüseyin SUYABATMAZ Fotoğraf Arşivi
Röportajın Devamını İzlemek İçin Tıklayınız!
http://unyezile.net/zanaat1.htm