ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 04 Nisan 2009 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

YAYLADA
KOYUN

Öykü : İrfan IŞIK
(Emekli Öğretmen - Araştırmacı - Yazar)

YAYLADA KOYUN
http://www.sirinunye.com/detay.asp?hid=7241
31 Mart 2009 - 23:21:55 - 2 günlük Ekleyen Editör : İrfan Işık

 

Ordu Mesudiye Karagöl (Zile Obası - Zile Köyü) Yaylası / Fotoğraflar : Barış ERİÇOK

http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://img389.imageshack.us/img389/6454/barisericok11sd7.jpg&imgrefurl=http://www.iolpmezunu.com/forum/iolp-resim-galerisi/ordu-mesudiye-yesilce-ekim-2008-baris-ericok-18400.html&usg=__R3iXUya0t0QjR7XcuWjOEZ3pDlM=&h=458&w=800&sz=194&hl=tr&start=5&um=1&tbnid=vfQ4y_T9n4HvQM:&tbnh=82&tbnw=143&prev=/images%3Fq%3Dmesudiye
%2Bzile%2Byaylas%25C4%25B1%2Bfoto%25C4%259Fraflar%25C4%25B1%26ndsp%3D18%26hl%3Dtr%26um%3D1

            Karagöl Yaylası'na bir günlük yolu kalmıştı Çoban Ahmet’in. Bu yıl yaylaya çıkardığı sürü kalabalıktı. Köyündeki altı komşusunun on beşer, yirmişer koyunluk katkılarıyla 230 baş davar olmuştu sürüsü.

            Dört Kangal Köpeği ve bir de tek kırma tüfekle koruyacaktı sürüyü. Beline sardığı armasında yirmi şevrotin fişek (9 misketle doldurulmuş fişek), on tane de tek yağlı kurşunla doldurulmuş fişek vardı.

            Sahil Karayolu’ndan yaylaya giden dağ yoluna saptıktan sonra, atın yükü arasına soktuğu tüfeği almış, namluya bir şevrotin fişek sürerek omzuna asmıştı. İyi atıcıydı Ahmet.

            Atı yedeğindeydi. Onu binmek için değil, köpeklerin ve kendisinin yiyecekleri ile lüzumlu eşyasını taşıtmak için almıştı yanına. Bir de yolda fazla doğum olursa kuzuları taşıtmak için.

            Kepeneğini, attaki yükün üstüne sermiş, yolda bugün doğan üç kuzudan ikisini, kepeneğin üstündeki heybeye koyarak taylamış, üçüncü kuzuyu da kucağına almıştı. Yola çıkalı bugün beşinci gündü. İlk günlerde yolda doğan kuzular sürüyle beraber yürüyorlardı. Yarın akşam yayladaydı nasıl olsa. Bundan sonra doğum olsa bile boşalan erzak torbaları vardı. Onlara koyarak ata yüklerdi kuzuları. Yol zorlukları varsa gebe koyunlar erteliyordu doğumlarını. Zaten, diğer gebe koyunlar hemen doğuracak gibi görünmüyorlardı. Çok iyi anlıyordu koyundan Ahmet. Üç yaşından beri koyunlarla birlikteydi. Çobanlıktan başka iş bilmezdi.

Karagöl Dağları ve Yaylaları / Giresun

http://www.karadenize.com/karagoel-daglari-ve-yaylalari-giresun-t2249.html

            Tek arkadaşı dilsiz kavalıydı.  Onu çalmıyor, konuşturuyordu âdeta. Öylesine ustaydı. Kaval virtüözüydü sanki.

            Kavalı ve ıslığıyla yönetir, çekip çevirirdi sürüsüyle kangallarını. Koyun yaylıma gidecekse ayrı, suya, yola gidecekse ayrı hava üflerdi kavalına. Islığıyla koyunları da yönetiyordu ama asıl kangallar için çalardı ıslığı. Öyle ki keskin ve tiz bir ıslık, hem  köpekleri hem koyunları alarma geçirirdi. Yayılan koyunlar ağızlarındaki otları çiğnerken durur, kulaklarını diker, başlarını yerden kaldırarak köpeklere bakarlardı. Köpeklerse dillerini ağızlarının içine çeker, soluklarını tutar, dikkat ve endişeyle etrafı kolaçan ederlerdi. Sonra Çoban Ahmet’in kavalı nağmeli bir hava çalar, köpeklerle sürüyü rahatlatır, koyunlar hemen yayılmağa başlarlardı.

            Köpeklerin dili sarkar, he- he- he- he  diye sık - sık solumağa başlarlar, kimi yatar kimi oyuna dalan kuzuları analarının yanına kovalardı.


http://www.sirinunye.com/detay.asp?hid=7241

            Sürüyü sulama, en çok sevdiği eylemdi Ahmet’in.

            Hepimizin bildiği bir Kara Koyun masalı vardır ya hani…

            O masaldaki zalim ağa, çobana âşık olan kızının onunla evlenmesini engeller, tüm ısrarlara rağmen vermez… En itibarlı aracıları tersler… Ama ülkenin veziri işe el atınca, bir şartla kızını vermeğe razı olacağını söyler.

            Şartı şudur : Çoban bir sürü koyuna tuz yalatacak, onları bir gün beklettikten sonra sulamak için ırmağa götürecek, hiçbir koyuna su içirtmeden, sürüyü karşıya geçirip geri döndürürse, şart yerine getirilmiş olacak.

            Çoban kavalının gücüne inanmaktadır. Şartı kabul eder.

Metin Doğrul Akçay Irmağı Kıyısında - 1993

Hacı Hüseyin Suyabatmaz Fotoğraf Arşivi

            Sürüdeki koyunlar kavalın sihirli sesine dalarak ırmak kenarına dizilmiş gözlemcilerin önünde tek - tek geçerler ırmağı su içmeden.

            Ancak, en sondaki kara koyun ırmağın ortasında durur. Başını suya eğer. İçmekle içmemek arasında ikirciklidir.

            Kaval birden ağlayıp inlemeğe, yalvarmağa başlar kara koyuna.

            Kara gözlerine kurban olduğum Kara Koyun. Sakın su içme. Ağa kızı gücenir sana.

            Kara koyun kararsızdır. İçti, içecek. Kaval haykırır. Yerden yere atar kendini.

            Kuzusuna kurban olduğum Kara Koyun. İçme!... Sevip okşadığım Kara Koyun içme!...

            Körpecik yeşil otlarla beslediğim… Ağıllarda  arpasını avucumda verdiğim Kara Koyun içme!...

            Seni susuz koyan Zalım Ağa. Ben değilim Kara Koyun. Acı bana!

            Kavalın sesi alçalır, yükselir, titrer… Durmadan yalvarır.

            Acır Kara Koyun çobana. İçmez suyu. Karşıya geçip sürüye katılır, geri döner.

            Masal böyleydi.

Karagöl Dağları ve Yaylaları / Giresun

http://www.karadenize.com/karagoel-daglari-ve-yaylalari-giresun-t2249.html

***                      ***

            Çoban Ahmet, sürüyü yaylımdan suya salarken hep bu masalı anımsar, Kara Koyun havasını en duygulu en coşkun ruh haliyle çalar, ama bir kez bile koyunlara su içirmemeyi başaramazdı. Onun bir masal olduğunu, kavalın koyunla konuşamayacağını bilir, gene de yarışırdı ağa kızına âşık çobanla…

            Yayladaki tüm çobanlar onun kaval çalmaktaki ustalığına hayrandılar. Onlar da Ahmet’le yarışa kalkışırlardı gizli - gizli.

            Sürüyü haylarken sesini pek az kullanır, emirlerini daha çok kaval ve ıslıkla verirdi Ahmet.

            Koyun kavalın sesiyle yaylıma çıkar, suya gider, kavalla yürür, kavalla toplanır ya da yatardı. Kangallar da sürüye kavalla verilen emirleri anlıyorlardı. Ama onlar ıslıkla yönetilirdi. Kendisine o denli bağlı, o denli itaatkâr idiler ki sürüye yaklaşan kötü niyetli birine ya da kurda saldırdıklarında bile, dur ıslığını duyar duymaz oldukları yere çivileniyorlar, gel ıslığıyla da dönüp yanına geliyorlardı.

GOBEL - Dr. Orhan YILMAZ'ın 1,5 Yaşındaki Dişi Kangalı.

http://unyezile.net/kangal.htm

            Şahane bir güzellikleri vardı. Ön ayaklarını Ahmet’in omuzlarına koyup onu yalamağa çalıştıklarında boyları iki metreye yaklaşıyordu. Boyunlarındaki çivili tasmalarıyla başları dik, uzakları süzerken verdikleri pozu seyretmek doyumsuzdu.

Çomar, 1.5 Yaş, Erkek ve Mahşer, 6 Aylık, Erkek - (Tayfun Eryılmaz, Tokat/Zile - Merkez)

Soldaki Fotoğraf : Dr. Orhan YILMAZ - 06.01.2003 - http://www.kangalkopekleri.com/slayt/bigs/06.jpg

            Yolun bitimine bir günlük mesafede, Karagöl Yaylası'nın eteklerinde  bir yerde sürüsünü yatırdı çoban Ahmet. Ormanın bitiş sınırının üstündeki hafif meyilli yamaçta yatmıştı sürü. Kangallar kendi seçtikleri koruma yerlerine giderek ablukaya almışlardı koyunları. Ahmet atı bağladı. Baba kangal atın yanına uzandı.

            Vakit gece yarısına yakındı. Ahmet heybedeki kuzuları aldı. Kendi kucağındakiyle birlikte...

            Sürünün içine girdi. Eliyle yatırmış gibi analarını bulup kuzularını verdi onlara. Bir süre kuzularla analarının koklaşıp yalanmalarına baktı şefkatle. Sonra da koyunların kalkıp kuzuları emzirişini seyretti. Sürünün içinden çıkıp atın yükünü indirdi. Kepeneğini omuzlarına aldı. Tüfeği kucağında, ata ve baba kangala yakın bir yerde, sürünün içindeki kendi koçuna yaslanarak uzandı. Bir süre geceyi dinledi.

            Hava kapalı ama iki bin metrenin üstündeki yükseltide oldukları için çok soğuktu. Kepeneğinin içine büzüldü. Tüfeğiyle kavalını kucakladı ve hemen uyudu.

 Ünye İlçe Tarım Müdürlüğü Ziraat Mühendisi İsmail ÖZSOY Sakız Kuzularıyla

Ünye Hizmet Gazetesi Fotoğraf Arşivi

            Uyanır uyanmaz soğuğu iliklerine kadar hissetti. Burnu tıkanmıştı. Çok şaştı buna. Sonra doğruldu.

            Aman Allah’ım! Atın tepinmesini duyuyordu ama sürü yoktu. Tümüyle yok olmuştu. Kangallar da yoktu. Beyni zonklamağa, cayır - cayır yanmağa başladı.

            Aklını toplayıp düşünmeğe çalışırken gözü atına kaydı. Atın sırtı bembeyazdı. Birden aydı.

            Kardı bu kar. Nisan ayında hattâ Mayıs'ta kar yağışı normaldi yaylada. Kar sürüyü örtmüş, saklamıştı altında. Sevinçle eğilip kavalını aldı yerden. Kalk havasını üfledi. Yamaçtaki kar, parça - parça yarıldı. Sürü kalktı. Silkelendi. Köpekler esneyerek ön ayakları üstünde doğruldular.

            Ana koyunlar, meleşen kuzularını yalıyor, kurutmağa çalışıyorlardı.

            Ahmet, sürüyü bulduğu için sevinsin mi? Yoksa bu derin karda yaylaya çıkamayacağı için üzülsün mü?.. ikilemiyle kararsızdı.

            Sürünün hemen yayılması gerekiyordu. Dereler de donmuş olmalıydı. Su da problem olacaktı artık. Ani bir kararla aşağılara, kar sınırının altına, orman açıklıklarındaki otlaklara inmeyi istedi. Yaylaya çıkması, karın erimesine bağlıydı. Aşağılarda erzak sıkıntısı da çekecekti ama ne çare, başa gelen yaşanacaktı.

            Fazla gecikmeden kavalına davrandı. Dönüş havasını üflemeğe başladı. Sürü, yamaç aşağı, orman sınırına doğru yürüyüşe geçti. Kar, koyaklarda, koyunların göğüslerine kadar yükseliyordu. Üç koç, sürünün önünde çığır açıyor, koyunlar koçların arkasında, kuzular en arkada, iyice açılmış çığırda, düşe kalka yürüyorlardı.

            Babası, kar yüzünden yolda kaldığını anlayıp karşılamağa çıkardı mutlaka. Bu düşünce rahatlattı Ahmet’i… Kar aşağılara inince epeyce inceldi. Sonra da yer - yer kaldı. Koyun yayılmağa başlamıştı bile.

Ünye'de Otlayan Koyun Cins ve Türleri

YAYLADA   KOYUN  2

            [Çocukluk ve gençlik yıllarımda, İlkbahar girince koyun sürüleri, Ünye’nin içinden geçerek yaylalara çıkar, Sonbahar'da gene Ünye’nin içinden geçerek köylerine dönerlerdi. Sürü yürürken, yeni doğmuş kuzular meleşirler, koyunlar hiç aralıksız dışkı bırakırlardı yollara. Pamuk yumakları gibi bembeyaz kuzuları sevip, sürünün geçişini seyretmek çok güzeldi ama, onlar geçip gittikten sonra bıraktıkları kirlilik de bir o kadar rahatsız ediciydi.

            Mart ve Nisan aylarında onlarca sürü görürdük yaylalara çıkan. Koyunlar Perşembe ve Karagöl Yaylaları'nın bereketli otlaklarında beslenir, Sonbahar'da köylerine dönerek kışı, ağıllarında hazır yiyerek geçirirlerdi.

            Yıllar var ki koyun sürüsü görülmüyor Ünye’de. Yün değerini yitirdi. Hiçbir aile, yün yatak ve yorgan kullanmıyor artık. Sentetikler hem ucuz hem kullanışlı hem de temini çok kolay. Almaya karar verdiğiniz anda satıcı getirip evinize teslim ediyor, isterseniz kuruyor da…Süt ürünlerini de köylüden almıyor kimse. Mandıralar, sütü köylüden toplayıp daha hijyenik ortamda hazırlayarak marketleri dolduruyorlar. Kendi ürünleri para etmeyince de köylüler koyunculuktan vazgeçti.

            Sürüler geçerken kuzuların yanında en çok köpekler ilgi çekerlerdi. Onların Sivas’tan alındıklarını bilirdik ama Kangal Kasabası'na mahsus asil ve çok nadir bir köpek cinsi olduğunu bilmezdik. Sonradan, koyuncuların onları, Sivas’ın Kangal Kasabası'ndan astronomik fiyatlarla satın aldıklarını öğrendik. Bkz. http://unyezile.net/kangal.htm

             Şimdilerde bekçi ve koyun köpeği olarak tüm dünyada ünlenip, el üstünde tutuluyorlar.]

Ünye Market Scene - Fot. : Dick Osseman

http://www.pbase.com/dosseman/unye_turkey

***           ***          ***

            Sürü orman açıklıklarında yayılmağa başladığında gün öğle vaktini geçmişti. Bu yarım gündüzü birkaç saat geçen iniş süresi Karagöl Yaylası'na çıkışta, bir buçuk günlük yol demekti. Ahmet koyunu sürdü. Orman içi yollarına daldı. Açıklıklardaki ala karlı kırlarda sürüyü doyurdu gece yarısına kadar. Sonra yatırdı. Tüfeği kucağında, eli tetikte kangallarla uzun süre uyumadılar. Ormanın derinliklerinden kurt ulumaları geliyordu kulaklarına. Kangallar susmadan havladılar ulumalara karşı. Dönüp durdular sürünün çevresinde. O gece kurtlar çok uzaklarda uludular hep.

            Çoban Ahmet rahatladı. Gene koçuna yaslanarak uzandı. Kepeneğine sarınarak uyudu sürünün içinde.

            Sabah, sürü meleşirken uyandı. Hemen yaylıma saldı koyunları. Ormandan odun topladı. Ateş yaktı. Yal kazanını birkaç kez karla doldurup eriterek yetecek kadar su biriktirdi. Köpek yiyeceği mısır unu ancak bu günü savuşturacak kadardı. Köpekler sonraki bir günü aç geçirebilirlerdi ama daha sonraki gün mutlaka bir şeyler yemeliydiler.

            Babası kendisini karşılayıp köpeklere azık getirmezse, koyunlardan birini kesmek zorunda kalacağını yüreği sızlayarak düşündü.

            Çobanlar, bu gibi durumlarda asla kendi koyunlarını feda etmez, emanet koyunlardan birini keserek yerler, derisini sahibine teslim ederken kurt parçaladı bu koyunu derlerdi. Aslının böyle olmadığını bilen emanetçi çaresiz olduğu için sesini çıkaramazdı. Ama Ahmet, otuz yıllık çobanlığında, hiçbir zaman bu yola başvurmamış, komşularının takdir ve güvenlerini kazanmıştı.

            Emanet koyunların sütü, yapağısının dörtte biri, kuzuların onda biri çobanın bakım ücretiydi. Ahmet bu yolla kendine ve kardeşlerine onlarca kat yatak, yorgan yapmış, tulumlar dolusu değerli peynir, tenekeler dolusu yağ, yoğurt satmıştı. Koyun çok bereketli hayvandı. Beş - on koyun, bir yıl içinde iki katına çıkıyor, sonraki yıllarda katlanarak çoğalıyordu.

            Sürülerce koyun satmıştı Ahmet yıllar içinde. Babası öteki kardeşlerinin hepsinden çok onu sever, onunla övünür, onu kollardı. Ahmet’in karısı, babasının has geliniydi. Şimdi karısı, anası, babası yayladaydılar. Sürüden önce kamyonla Karagöl’e çıkmışlar, erzak götürmüşler, kuzular için ayrı, koyunlar için ayrı ağıl hazırlamakla meşguldüler. Sürü yaylaya çıktığı zaman hepsi birlikte koyun sağacak, peynir, yağ, çökelek yoğurt yapacak, yün kırkacak, yapağıları yıkayıp kurutacak, çuvallayacaklardı.

Bolu Aladağ Yaylası İzci Kampı'nda Koyun Sürüleri Arasında.
M. Ufuk - F. Saliha - H. Deniz - E. Nihan MİSTEPE, L. Nejat - Tülay - Çağıl - Çağrı AKYUNAK

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 1991

            Bunları düşünürken hazla gülümsedi Ahmet. O, yaylada koyun peşinde çalışmaktan çok, yaylaya gidişi ve şehirlerin içinden geçerken yaşadığı gururu seviyordu.

            Atı yedeğinde, baba kangal zincirle bağlı, zincir Ahmet’in elinde. Şehir köpeklerinin havlamalarına aldırmaz bir vakarla yürüyüşlerine, kendisinin, kepeneği omzunda, yeni doğan bir kuzuyu kucağında taşırkenki haline bayılıyordu.

            Bir de şehirlilerin, sürünün geçtiği yolun kıyısına dizilerek kendisine, kangallarına, meleşip aralıksız zeytinler gibi dışkı bırakarak yürüyen koyunlarına hayran hayran bakışlarına bayılıyordu.


http://img261.imageshack.us/img261/7296/kurtresimleri2021qf7.jpg

            Köpekler yallarını, kendisi de ekmeğine katık yaptığı keş peynirini yerken kurduğu hayallerine gülümsüyordu Ahmet. Yemek bitince bir ağaca yaslandı. Kavalını dudaklarına dayadı. Neşeli havalar üfledi peş peşe akşama kadar. Gece olunca, ormanın ortasındaki bir düzlükte yatırdı sürüyü. Köpekleri görevlendirdi sürünün çevresinde. Kendisi de gene koçuna yaslanarak kepeneğine sarındı. Yattı.

            Nice zaman sonra kangalların savaş havlamalarını duydu. At kişnemesi, kurt hırıltıları, koyunların  acı acı bağırışlarıyla uyandı. Hemen anladı başına geleni. Kalabalık bir kurt sürüsü saldırmış olmalıydı sürüsüne.

            Tüfeğine sarıldı. Panik, çevresindeki koyunları dağıtmıştı. Önündeki ağaca bağlı atın kişneyerek çılgınca şahlandığı anda bir kurdun atın üstüne atladığını gördü. Hınç ve kinle tüfeği yüzüne kaldırdı. Tetiğe bastı. Kurdun külçe gibi yere serildiğini gördü.


http://www.gumushane.gen.tr/hr/ackuilin.jpg

            Tüfeği kırdı şuursuzca. Doldurup - doldurup üç el ateş etti havaya. Köpeklerin savaş harıltıları kurt hırlamaları ve boğuşma sesleri uzaklaştı. Epey zaman sonra tümüyle kesildi.

            Çevresinde hiç koyun kalmamıştı Ahmet’in. O, elinde tüfek, haykırarak sağa - sola koşuştu durdu gün ağarana kadar. Çevresinde ürkek birkaç koyundan başka sürüden eser yoktu.

            Acı - acı ağladı Ahmet. Uzun - uzun köpeklerine ıslık çaldı. Orman aralarındaki açıklıklarda bulduğu korkudan çılgına dönmüş koyunları topladı.

            Önce baba kangal geldi yanına. Önünde on beş - yirmi koyunla. Sonra ötekiler göründüler bir çok koyunla. Koyunlar köpeklerin yanında sakinleştiler.


http://img501.imageshack.us/img501/6691/kangalkurtol7.jpg

            Ahmet, mahir bir veteriner gibi muayene etti köpeklerini. Hiçbirinde endişe verici derin yara yoktu. Çok sevindi Ahmet. Onları tek - tek kucaklayıp öptü. Sonra orman içinden atın bulunduğu açıklığa sürdü koyunları. Orman bitmeden, kangalların hepsi, tüyleri diken - diken bir ağacın dibine koştular hırıldayarak. Ahmet de koştu oraya. Köpekler didik - didik ediyorlardı bir şeyleri. Yanlarına varınca gördü Ahmet didiklenen şeyleri. Parçalanmış üç kurt yatıyordu ağacın dibinde. Köpekleri sakinleştirdi.  Kurt kokusunu alan koyunlar gene dağılmışlardı. Köpekler hemen toparladılar onları. Atın yanına geldiler.

            Hiçbir zaman başına gelmemiş bir felâketi yaşıyordu Ahmet. Babasına nasıl anlatacaktı bu kırımı. Elleri böğründe, ağlamaklı, kararsız dururken kendisini ünleyen babasının sesini duydu. Korku ve sevinçle sesin geldiği yöne koştu. Biraz sonra gördü onu. Bir atın üstünde, önünde beş - on koyunla geliyordu. Hıçkırmağa başladı sesli - sesli. Koştu. Attan inen babasına sarıldı.

            "Yok et buba beni" dedi. Yok et beni.

            Ormandan çıkmak için yürüdüler. Son ağacın yanında sürüyü gördü babası sevinçle.

            Eferim Amed dedi oğluna eferim!...Gurtarmışsın sürüyü…

            Sevinerek ağlamayı kesti Ahmet. Koyunu sayalım buba dedi. Önce, kangallarla çevreyi iyice araştırdılar. Ahmet’in kavalla, babasının dah - dahları, kangalların havlamalarıyla epeyce ürkek koyun buldular.


http://resimler.haberler.com/haber/172/dagdan-inen-ac-kurtlar-koyun-surusune-saldirdi_o.jpg
http://www.kenthaber.com/Resimler/2007/11/21/00278283.jpg

            Dört de boğulmuş koyun leşi…Sonra saydılar sürüyü. En önemli kayıp Ahmet’in koçuydu. Leşlerin ikisi kendinin ikisi emanetindi. Üzülme dedi babası Ahmet’e, hadi koçu tekrar arayalım.

            Ne ölüsü ne de kendisi bulundu koçun.

            Yukarlardaki kar incelinceye kadar ormanda eyleşti Ahmet babasıyle.


http://img231.imageshack.us/img231/1686/ck40gh.jpg

            [Ahmet dört yıl sonra yaylada, bir sürünün içinde koçunun tıpkı benzerini görüp tanıyacaktı. O sürünün sahibi, dört yıl önce yaylaya üç günlük yoldayken bir koçun sürüsüne katıldığını söyleyecekti Ahmet’e. Sonraki yıllarda o koçtan olma bu kuzuyu koç olarak yetiştirip baba koçu sattığını anlatacaktı. Sonra da verecekti koçu Ahmet’e. Çobanlar 500 koyunluk bir sürüde bulunan koyunları tek - tek tanırlarmış. Onlardan seneler sonra doğan kuzularını bile tanırlarmış. Bu öykü, Çoban Ahmet’in hayran olunası o yeteneğinin çarpıcı esiniyle, kendisinin anlattığı anısını soluksuz dinledikten sonra yazıldı.]

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR