ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 20 Mayıs 2009 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ÜNYE'DE
ÇOCUK OYUNLARI VE
OYUNCAKLARI 1

Derleme : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)


M. Ufuk MİSTEPE'nin Keşaplı Sokak'ta doğduğu ev ve oyun çağındaki fotoğrafları.

ÜNYE'DE
ÇOCUK OYUNLARI VE
OYUNCAKLARI

Katkıda Bulunanlar : Fikri TERZİOĞLU, Cengiz SÜRGİT,
Bilgin HASDEMİR, Alaattin GÜNEŞ, Y. Cumhur TAPCI, İsmet KÜÇÜKOĞLU, Alparslan ÖZ,
Ahmet Derya VARİLCİ, Ahmet KABAYEL, Yahya Kemal BAHÇE,
Yüksel ŞEN, Nadi ÇOLAKOĞLU, Mistepe Ailesi...

Ünyelü, eski fotıraf makinasını bile oyuncak gibi gullanmasunu bilür. Bakanı, Milletvekili,  Gaymakamı,
Reyisi ve bilumum esprili Ünyelüsü her daim çocukdur; hayatı oyun gibi görür ve oyuncağıynan her dayim oynar.


15. Ünye Uluslararası Festivali Ü-STP Orta Çarşı Etkinlikleri - 29.07.2007

Sevgili Ünyeli Hemşehrilerim,

Ünye Çocuk Oyunları ve Oyuncakları derleme makalesi
sizlerin katkılarınızla hayat bulacaktır. Oyunların detaylı anlatımı,
anılarınız, oyun ve oyuncak adları ve göndereceğiniz fotoğraflar
adınız kaynak gösterilerek yayınlanacaktır.

Değerli katkılarınızı mistepe@gmail.com adresime bekliyorum.
Sevgiyle ve esen kalınız...

            Ünye, çocuksu düşlerimin hayâl kenti. Kim istemez ki bu büyülü ve gizemli yaşamın çocukluk anılarında hemşehrileriyle birlikte nostaljiyi kucaklamayı? O mâsum dönemin tatlı ve heyecanlı çizgilerinde sizlerle çocukluğumuzu yeniden yaşayacak ve o günlerin oyun ve oyuncaklarıyla bütünleşeceğiz.

'Ünye'de, Tepe'de osursan,
gokusu hemen Gasap Maalesi'nde çıkar...'

diyen Ünye'nün has yerlülerinden Bilgin HASDEMİR bile bu makalenin yazarını oyuncu dehasıyla nasıl bir uçurtma şenliğinde oyuncak haline getirivermiş? "Birden yanımızda yerden yıvma, tokalak bi uşak peydâh oldu... Bizden ufak... Ufuk Mistepe imiş adı... Elinde bi mektup var... Tahtaluya salarken, öyle bi örözgâr çıkartiidu ki, sanursun, fırtınaya yakalanduk...

            Angara'ya giden, Ömer diye bi arkadaşı yazmış. Gelin okuyalım :

Orta Çarşı Câmii Önü Ü-STP Standı

Birbüllerini Gokusundan Nasıl da Bulii Uşaklar! :)))

Hasdemür daşı gucaklarkene...

28.07.2007 - Park Dolgusu Protestosu

            Gardaşım Ufuk,

            Yeni sabanga yaptın mı? Yaptınsa, Yalu'dan, pıtık gibi daşları topla... İki cebiyen doldur... Undan soona çık Çakırtepe'ye.. Aaçlara bak... Göriin mu Saru Sandalı? İyii... Sapangayın pontuluyun gö... Şey, şey arka cebinden çıkart... Daşı, meşine yerleştür... Sav gözüyün gapat...

                         

            Bilmiin mu, Amarikan filmlerinde, daramalı tüfeknen, herifcioolu nası nişan alii... Hah işte avööle... Lâstii uzat, uzat ama hemen bırakma... Çatalı mukkem dut... Ger şimdi lâstii... Bi gaç defa lâstii çek, bırak; çek, bırak... U işin polimi... Goyver daşı... Düştü mü, düştü mü Saru Sandal? Şimdi senin maalede forsundan geçilmez. Dikkat et, camları pörtletme!"

Emmi, şapgayın çıkar; saçıyın bi düzet...
Al aabu daraa; dara saçlarıyın... Otu şoriya... Aaborıya bak... Gıpraşma...

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 28.07.2007 - Ünye Orta Çarşı Câmii Önü

            Dedüü gibi camları çok pörtletürdük. Kilise Tepesi'nden salladuumuz daşlar ya da terkedilmiş Meçhulasker İlkokulu pencerelerine sapangaynan atduumuz daşlarnan az mı cam indürdüydük aşşaa!?

            Konuya, anılarla bodoslamasına erken giriş yaptık sanki. Önce oyun ve oyuncakları klâse etmek lâzım diye düşünüyorum. Ardından her birini bir hemşehrimizin ağzından detaylandırarak hâtıraları canlandırmanın keyfini birlikte yaşayacağız.. ne dersiniz?

Bir an empati yaparak, çocukluğumun bu odada geçtiğini düşleyin!

            Çocukluk anıları genelde tebessümle ve bazen yaşlı gözlerin buğusunda hatırlanır. Tevafuk bu ya tıpkı Keşaplı Sokak'ta yaşadığım Rum yapısı evimizin mutfağına tıpa tıp benzeyen yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz odanın benzerinde geçti çocukluğumun önemli bir kesiti.

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

1) İskenderzâdeler'den Sürmeneli Mollaoğlu Mahmut Usta ve oğlu Daşçı İsiin Usta'nın (Hüseyin MİSTEPE) Evi,
2) Terzi Leon BAYGIN'ın Evi, 3) Becoğlu Mahmut GÜVEN'in evi, 4) Becoğlu Cemal GÜVEN'in evi,
5) Çerkez Emine - Habakaslar'ın /Adire Teyze'nin Evi, 6) Şoför Sıtkı KARABIYIK'ın Evi, 7) Meçhulasker İlkmektebi,
8) Özel Ünye Lisesi, 9) Su Sarnıcı, 10) Papaz Evi Harabesi, 11) Sabri Efendiler'in Evi (Öğretmen Mahmut SEZER,
Uğurtay'ın Amcası), 12) Denizbükü Muhtarı Sarıkayalar'ın Evi, 13) Avni ŞAHİN ve Kuyumcuoğlu Mahmut ve
Hamdi KUYUMCU'ların evi, 14) Eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Refaiddin ŞAHİN'in evi, 15) Kuşçalı Mahmut
YILMAZ'ın evi, 16) Meletli Ayşe Hanım'ın Evi (Kocası Taşçı Ustası - Rafet SOYTÜRK'ün Dedesi).

            Penceremizden gördüğümüz üç evden en yakın olanı Leon Amcalar'la Paylon Teyzeler'in eviydi. Mimar olan Mardiros Abi, dinî bayramlar geldiğinde küçük ilâç şişelerine özel bir sıvı doldurur ve üflemek için bir de kibar, ucu halkalı çubukçuk tedarik eder, bizler el öpmek için evlerine gittiğimizde Gazaros Abi ile Mari Abla ikramları yapar ve heyecanla sıvı baloncuklu oyuncaklarımıza kavuşurduk. Yıl, 1962 ve Ünye'de henüz bu kültür dükkânlarımızda pazarlanma imkânı bulamamıştı. Biz çocuklar için bir ilkti bu yüz bin milyon baloncuklu bayramlarımız. Paylon Teyzeler'in evi ve evimiz ne yazık ki yeni sahibi Aslan Bey tarafından yıktırıldı!

Yüz bin milyon baloncuklu neşemiz!

http://www.pryingblog.com/siz-cocukken-ne-oynardiniz/#more-762

            Pencere görüş alanımızdaki ikinci ev Becoğulları'nın üç katlı şaheser konakları idi; evin sol tarafında Becoğlu Cemal Ağa, sağ tarafında ise Becoğlu Mahmut Ağa ve ailesi oturuyorlardı; daha önce rahmetli Ömer ÇAM Amca teyzesinin kaldığı bu evde bir dönem kalmıştı. Fatma GÜVEN yaşıtımdı; ağabeyi Hüseyin'le nispeten yaşımız yakındı ve güzel çocukluk anıları yaşadık birlikte. Cevat, İsmail ve Yusuf Abiler ablamların yaşıtı idiler.

            1967'li yıllarda çocukları Hayvanat Şekeri furyası sarmıştı. Bu küçük şekerlerin etrafını saran kâğıtları mavi, yeşil ve kırmızı olurdu. Şekeri çok lezizdi ve kahverengi Kaynana Şekeri ebadında idi. Ama bizler onu ambalajı için satın alırdık ve tanesi 5 kuruştu. Ambalaj kâğıdında 1'den 49'a kadar değişen hayvan resimleri vardı.

Alt mı Üst mü Oyunundaki Hayvan Resimleri Günümüzde Artist Resimleriyle Yer Değiştirdi.

Fotoğraflar : Tuba ÖZEROL (Her Hakkı Mahfuzdur!)

            Tüm numaraları bulunurdu da 49 numarayı bulmak çok zordu. Biz ne yapıp edip, Hüseyin GÜVEN'le 49 numaradan üç tane bulmuş ve tam takım olarak evlerinin oturma odalarının soba deliğinde özenle saklamıştık. 49 numarayı getirene bir kutu şeker hediye verilirdi ve bir kez o kutu şekeri ortaokulun kapısındaki dört tekerlekli arabasıyla satış yapan şekerciden almış ve tüm mahalleli çocuklara dağıtmıştım. Ne yazık ki Hayvanat Şekeri kâğıdından bugüne dek numunelik olsun bir örnek bulmak nasip olmadı.

            Hayvanat Kâğıdı ile "ALT MI ÜST MÜ" Oyunu'nu oynardık. Elimizin alabildiği kadar kâğıdı deste yapar ve ellerimizi arkamıza götürür, kâğıtları karıştırır ve elimizi öne çıkararak karşımızdakine ALT MI ÜST MÜ derdik. Kâğıtlar iki avucumuzun arasında olurdu. Rakip oyuncu diyelim ALT BEŞİNE dedi. Eğer alttaki kâğıdın numarası üstteki kâğıttan büyük ise beş kâğıt kaybetmiş oluyordum. Alt ve üst kâğıt numaraları eşit ise kâğıtlar yeniden karılırdı. Hatırımda kaldığı kadarıyla 9 numara Balina, 49 Sansar, 37 Geyik, 8 Arslan, 22 Fok idi.

Ünyelü, na gada dranga uşak gibi böyüse de gine çocuktur.. bilii mun?

Ünye Uluslararası Festivali ÜGG - 2009 Orta Çarşı Etkinlikleri

            Evimizin görüş alanındaki üçüncü ev Terzi Mehmet ÖZSOY'un evi idi. Evin üç oğlu da benden büyüktü. En küçükleri Faruk Abi şimdi Ünye'de Hekim, Hasan Abi İşletmeci ve Muhasebecilik yapıyor, Hüseyin Abi de Terzilik ve Tuhafiyecilik yaptı. Hasan Abi evimizin müdavimi idi. Ne oyunlar oynanmazdı ki evimizde. Tüm mahallelinin cıvıl cıvıl şenlendirdiği çocuk yuvasıydı sanki. Oynadığımız ilginç olan bir oyunu anlatayım. "KİM KİMİNLE NEREDE" Oyunu'nu oynuyorduk bir gece. Kalabalıktık.. Herkesin elinde küçük kâğıt parçaları ve kalem vardı. Ebe olan birtakım sorular sorar ve herkes cevabını elindeki kâğıda yazar ve kâğıdı yanındaki görmeyecek biçimde katlayarak yanındakine verir ve her soruda kâğıt sağdan sola dönerek el değiştirirdi. Gülmekten yerlere yatardık. Haggetden çok gomik şeyler yaziilardı gı!

            Sorular şöyleydi : Kim, Kiminle, Nerede, Ne Zaman, Niye, Ne Kadar, Ne Yaptı? Şimdi ilginç dediğim cevabı yazıyorum. Çünkü bu cevapların çıktığı Hasan ÖZSOY ve Fatma GÜVEN yıllar sonra izdivaç yaptılar ve halen mutlu evliliklerini sürdürmekteler. Sorular bitmiş, kâğıtlara yazılarak elden ele dolaşmış ve herkes sıra ile elinde katlanmış kâğıtları açarak bir bir okuyordu. Ama bazen gülmekten okumak mümkün olamıyordu.. annii mun?

            İlginç kâğıdı ben okumuştum; kısaca şöyleydi : Fatma (KİM), Hasan'la (KİMİNLE) Düğün Salonu'nda (NEREDE) Geçen Gün (NE ZAMAN) Şakadan (NİYE) Üç Gün (NE KADAR) Evlilik Yaptı! :)))) Fatma ve Hasan Abi'nin yüzü kıpkırmızı ve ev halkı cümbür cemaat gülmekten yerlerdeydi.. Hey gidi günler!...

Başkaydı Ünye'de Bayramlar

Bayramlar bi başkaydı be anaane
Bizim memlekette!
Bi telaşa başlardı hani
Taa günler öncesinden bilii mun?...
Bir heyecan sariidu hepimizi
Bayram temizlüünden terliidu anam sen gibi!
Gürcüce, çalmaç, gıvırma yapiiduz hatırlii mun?
Bayram düdükleri çalıniidu Aspili'nin tikânında...
Sahilde,
galdurumda görmek mümkün tanıduk herkesi....
İsak Abim bile sallanarak gelürdü eve düşe kaka
Maallelü dolar daşardı sağa sola seğirterekten.

Bayram Arefesinde Hamur Tatlısı Hazırlıkları.

Nebiha Suyabatmaz Fot. Arşivi / Camcı Mah.

Yusuf GÜVEN, Gazaros BAYGIN, Hüseyin MİSTEPE

Gön. : Gazaros BAYGIN Tem. 1989 Orta Mah. Keşaplı Sok.

Gazaros Abi, Leon Amca goştırilardı.. annem gibi?
Malûm dikilecek
bi yıvın dikiş vardı bayrama yetişcek!
Sayardı Asiye Teyze, arefaya kaç gün var diye
İsmail
Abiynen Yusuf Abi bi de Guçcalu Haggı hiç dakmazlardı...
Gine top peşinde goşturullardı gumlukta, Beylik Foru'da

Ayu Tahir'nen Domuzcu'nun Bilgün de beklerdü sabırsuz..
Eski sökükler dikilür, ayakkabular boyanur,
Camlar
silinürdü.. kilümler de silkelenürdü fıraklulara asularak..
Hey gidimin esgi bayramları...

Şekercü Niyazi'ynen, Fikret'ü alurdu bi telaşa
Lokum yapallardu tepsü tepsü bi de akide şekerü
Ama ben gaynana şekerünü daha çok seviidum anaane
Hele Yalugavesi'ndeki fırundan alduumuz bembeyaz atomlar yok mu?
Offffffffffffff aazımın suyu akii şindi yaa!

Çami'ynen Guli gene deliganlu pozlarunda dolaşullardı düvünlerde
Gepgep, Mümcük, Fatalis, İzmarit Hasan
Damgasını vurmuşlardı Ünye'mize.. anularıynan, sevecenlükleriynen
Çaktırmadan dimaamıza sinerdi yaşatdukları...
Maalleyi dolaşmadan Gurban Bayramu'nun dadı olmazdı gı anaane
Meyrem Teyze'nin lokumlarını halâ kimseler yapamii bilii mun u güzellikte.
İksan Teyze'nin gıvırmaları da anasını satiym bi u gadar gözeldi
Agavni Nine gayfe keyfini, cigaraynan süslerdi yalnuzluunda.
Malûm Keşaplu Sokak dokuma sanayisüydü Ünye'nün
Mahmure Teyze, Avni Nine az mı peştamal, kilim dokullardı?
Paşabahçe Yazluk Sineması'ynan, Gonak Sineması reklâmı içün
Dört tekelli arabasundan Ömer Abi baarurdu opallörnen
Duyduk duymaduk demeyinnn!!!
Bu akşammm Paşabaççe Yazluk Sinemasu'nda
Renkli, Türkçe, Sinemaskop iki film birdennn..
Başrollerde Aamet Taruk Tekçe, Nubar Terzüyan, Ayşecük.

Ne güzel günlerdi anaane yaa...

Yağlı Kâğıt Üzerinde Satışa Arz Edilen Macunlar (Atomlar)

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 01.10.2007 Terme

Hacı Osman Ağa Câmii

Câmi Sokak'tan Evlerine Giden Ünyeliler.

Tepsi tepsi subörekleri yapiiduz
Hele un helvası
avuzda dağılidu.. hani Bilgün Aaabim diidu ya
Ünyelü mısır ekmee gibi davalur diye
Davalsa da gine toplar anularumuz bizi de mi anaane?
Bayram namazına giderdük bubamnan
Dolar... dolardı....Osman Ağa Câmii
Gara gaplu defterü çıkarurdu imamımuz..
Anlaturdu gine gurbanun makbul olanunu..
Heç
yer bulunmazdı... Kör Hafiz'ın selâsı inletürdü sokaklaru
Ha!
Unutmadan söölim gı.. bu sene zabah gurban kesülcekmiş,

Ağşama da gurban etüynen gafalar çekülcekmiş ???
Ne tööbe tööbesi yaaa.. öööle işte
Yeni
yıla giruyk ya undan bu şekil gutlıycaklarmış folluklar !!! .....
Ne
anasının örekesi ya.. ben mi diiym sade? Herkes dii valla!

Câmiler davalur, herkeş birbirine sarılurdu musafaha ederekten.
Küsenler barışur, Ünyelüler eyice birbirine gaynardı...
Mezalluklar sanki
bizi beklerdi, sıracalular gibi dizilürdü millet..
Câmiden çıkan soluu gabristanda alurdu...
Dualar edilür büyüklerin eli gabristanda öpülürdü...
Evlerde sofralar gurulmuş, evin herifleri beklenürdü...
Bayram sofraları başkaydı be anaane
Bereketli oliidu.

Çamlık Mezarlığı'nda Metruk Bir Mezar

Şehitlik Olarak Koruma Altına Alınmalı!

En çok da tereyavunu ekmee sürüp, erük reçelüne baturup yemeyi severdim....
Sütlü, bayram sofralarının baş dadlusuydu ev halku içün...
Bayram harşluklarımızu alur, atarduk sokaa gendümüzü dışaru...
En önce Paylon Teyzelere giderdük.. niye mi?
Mardiros Abi bize üfleyince baloncuklar çıkan bir şişe hazirliidu da undan
Soona da Meyrem Teyzegile.. daha gurban telaşesi bitmeden damlardım..
Alışmuşlardu artık.. Maamut Amca'nın elini öperdim
Gıvırma ya da u eşsüz lokumlarını getürürdü Fatma, Hüseyinnen bize
Evlerimiz dolar taşardı.. maallede bi goşuşturma giderdi
Kâat para veren güçcük dayıma goşarduk bi hıznan
Soona da Yeni Sinema'ya ya da Gonak Sineması'na
Herkül, Samson, Masist filmleri oyniidu u zamanlar
Üç film birden.. uffff ne Canbulat gazozları patlatiduk sinemada bilii mun?
Başkaydı Ünye'de bayramlar gı!
Başkaydı de mi anaane?...
Evler de başkaydı ya...
Uşakları da !...

M. Ufuk MİSTEPE
Ankara 22.11.2006 13:42 - TMO.
Şâir : Mücahit Aksakallı
http://www.erzurumlu.net/siir/sair.asp?sair=91'dan Uyarlama.

Hakan Osman BULUT ve Busenur GÜNGÖR Beştaş Oyunu'nu Oynarlarken.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 Cuma TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

ÜNYE'DE ÇOCUK OYUNLARI

Ünye'de Çocuk Oyunları'nı aşağıdaki gibi klâse edebiliriz :
(Şimdilik Taslak Liste olup, zamanla son şeklini alacaktır.)

1 Açık Hava Oyunları

1.1 Kovalamaca Oyunları

        1.1.1   Köşe Kapmaca
        1.1.2   Saklambaç (Guk - Sinenmece) Oyunu
        1.1.3   Kaç Kurtul
        1.1.4   Tutsak Almaca
        1.1.5   Mendil Kapmaca
        1.1.6   Komen (Kovboyculuk) Oyunu
        1.1.7   Atçılık - Kızılderilicilik Oyunu
        1.1.8   Ateş Almaca
        1.1.9   Elek (Elim Sende)
        1.1.10 Hırsız - Polis Oyunu
        1.1.11
Can Almaca


http://images.yonja.com/pics/news/oyun1.jpg

1.2 Topla oynanan oyunlar

        1.2.1 Yakan (Yakar) Top
        1.2.2 İstop
        1.2.3 Mamiç Oyunu
        1.2.4 Dikmece
        1.2.5 Dombali
        1.2.6 Orta Sıçan
        1.2.7 Çukurlara Top Geçirme

1.3 Diğer açık hava oyunları

        1.3.1   Pıtık (Bilye) Oyunu
        1.3.2   Tek Bacak - Çizgi - Seksek Oyunu
        1.3.3   İp Atlama (Çifte Atlama)
        1.3.4   Birdir Bir Oynama
        1.3.5   Tentürük (Topaç) Oyunu
        1.3.6   Tahtalı (Uçurtma) Uçurma
        1.3.7   Havaguşu - Sıçan (Şeytan) Uçurma
        1.3.8   Çelik Çomak Oyunu
        1.3.9   Ga mı Güzel mi Peynir mi Oyunu
        1.3.10 Anca Manca Oyunu
        1.3.11 Çivili Ok (Dart Oku) Atma
        1.3.12 Ok Atmaca
        1.3.13 Bilyalı Araba (Skutır) ve Rulmanlı Kaykayla Oynama
        1.3.14 Çember Çevirme
        1.3.15 Beştaş Oyunu
        1.3.16 Tenekeli Guk
        1.3.17 Yayla Çeliği
        1.3.18 Mam (Bokuç)
        1.3.19 Kör Ebe
        1.3.20 Süngü Harbi
        1.3.21 Yumurta Tokuşturma
        1.3.22 Gazoz Kapağı Vurmaca
        1.3.23 Evcilik
        1.3.24 Körebe
        1.3.25 Halat (İp) Çekme
        1.3.26 Lâmiç
        1.3.27 Uzun Eşek
        1.3.28 Yamaçtan Kızakla Kayma
        1.3.29 Kibrit, Sigara Kutusu ve Gazoz Kapağı Duvardan Kaydırmaca
        1.3.30 Kule Oyunu
        1.3.31 Yüzük Oyunu
        1.3.32 Kız Kaçıran Oyunu
        1.3.33 Güzellik mi Çirkinlik mi
        1.3.34
Sırttan Dönmece
        1.3.35 Deliklere Pıtık Sokmaca
        1.3.36
Kılıç Kalkan
        1.3.37 Dikmece (Bıçak Oyunu)


Fot. : Tuba ÖZEROL (Her Hakkı Mahfuzdur!)

 
Fot. : Tuba ÖZEROL (Her Hakkı Mahfuzdur!)

2 Ev İçi Oyunları
        2.1 Sessiz Sinema
        2.2 El El Üstünde Kimin Eli
        2.3 Kibrit Çöpü Oyunu
        2.4 İpte Gopça Döndürmece
        2.5 İple Şekillendirmece
        2.6 Giriş - Çıkış
        2.7 Sıcak - Soğuk Oyunu
        2.8 Sakız Şişirmece ve Patlatma
        2.9
Fırdöndü

3 Müzikli Oyunlar ve Tekerlemeler

        3.1 Anya Manya Kumpanya
        3.2 Oo Peti Peti Karamela Sepeti
        3.3 Kutu Kutu Pense
        3.4 Yağ Satarım Bal Satarım
        3.5 El Demir Bacak Demir
        3.6 Yivdin Gir Isırgan Çık
        3.7 Aç Kapıyı Bezirgân Başı
        3.8 Komansa
        3.9 Bir İki Üçler

4 Kâğıt ve Kalem Oyunları

        4.1 Amiral Battı
        4.2 Kutu Kutu
        4.3 Tren Oyunu
        4.4 Telgraf Oyunu
        4.5 Kim Kiminle Ne Yaptı
        4.6 İsim, Artist, Şehir Bulmaca
        4.7 Alt mı Üst mü (Hayvanat - Artist)
        4.8 Tren Gitti
        4.9
Basmaca (Sigara Kutusu Kapağı)

5 Sözcük ve Bellek Oyunları

        5.1 Nesi Var
        5.2 Çağrışım Oyunu

6 Masa Oyunları ve Taşlı Oyunlar

        6.1 Çivili Para Oyunu
        6.2 Kızma Birader Oyunu
        6.3 Dama (Üçlü, Dokuzlu, Onikili, Onaltılı)
        6.4 Tombala

7 Su İçerisindeki Oyunlar

        7.1 Suda Taş Kaydırma
        7.2 Ördek Suya Daldı
        7.3 Ördek Yakalama (1 Temmuz)
        7.3 Yağlı Direk (1 Temmuz)
        7.4 Sofra Kurma
        7.5 Dipten Kum Çıkarma
        7.6 Suda Kule Kurma
        7.7 Denize Atılan Taşı Çıkarma

8 Kış Mevsimi Oyunları

        8.1 Kartopu
        8.2 Kardan Adam Yapma
        8.3 Kızak Kayma
        8.4 Karda İz Çıkarma

.

.

9 19 Mayıs Bayramı Oyunları

        9.1 Elit Grubu Jimnastik Oyunları
        
9.2
Kaşıkta Yumurta Koşturmaca
        9.3 Çuvalda Koşma

Ünyelü Tentürükçüler ve Enerji Bakanımız eyi gonduruk atarlarkene görüliilar! Gabak da atmiilar ha!

Uluslararası Ünye Festivali Orta Çarşı Ü-STP Etkinlikleri - 28.07.2007

Değerli Kardeşim,

            Çocuk oyuncakları ile ilgili çalışmanız güzel bir çaba. 21.07.1935 doğumluyum. 1981 yılında Muhabere Albayı olarak Ege Ordusu'ndan emekli oldum. Benim anlatacağım dönemler harp yılları ve sonrası. O zamanlar ülkede toplu iğne bile yoktu. Hele gaz lâmbasının camını kırdınızsa yandınız demekti. Çarığın geçerli olduğu dönemlerdi.

            Ekmek karne ile veriliyordu. Bu konuda bir anım var. Mustafa Gün (İsmet Gün'ün babası) bir gün kısa bir süre için beni kasaya oturtup namaza gitti. O sırada bir köylü geldi ve çeyrek ekmek istedi. Yanlış hatırlamıyorsam, çeyrek ekmek 7,5 kuruştu. Adamın yirmi parası çıkışmadı, ben de sonra verirsin diye ekmeği verdim. 40 para 1 kuruşa denkti; 100 para 2,5 kuruş demekti ve delikli madenî paraydı. Mustafa Gün geldiğinde durumu anlattım. Nerede ise yirmi para için beni dövecekti. Epeyce azar işittim. Paranın değeri ve yokluğun derecesi kendini belli etmişti ama ben çocuk olarak bunu anlayamamıştım.

1940 Yılı 10 Para / Ali GÜN Tabelâsı / Zile Zabıta Âmirliği Çay ve Şeker Fişi
 
  
A. Derya VARİLCİ Fotoğraf Koleksiyonu - Arş. Udî Bekir AKSOY Koleksiyonu

            Ünye'de herkes birbirini çok iyi tanır ve çocuklara sahip çıkarlardı. Halen minnet, şükran ve rahmetle andığım kişiden bahsetmek isterim. Ortaokul son sınıfta imtihanda başarılı olamadığım için bir sene bekleme durumunda boşta kaldım. Bu boşluğu arkadaşlarla kahvede oyunla doldurmaya başladım. Dört arkadaş kahveye dadandık. Kahvede pastura oynuyorduk. Oyun ücreti kişi başı 10 kuruştu. Ya çay içersiniz ya da kahvecinin verdiği şekeri yersiniz. Kazan veya kaybet, herkes kendi parasını verirdi. Kahve, Büyük Câmi'nin karşısında olup, iki kapılı idi. Bir kapı câmi tarafında diğer kapısı çapulacı arastası denen sokağa açılıyordu. Ben, arkam câmi tarafındaki kapıya dönük oturuyordum. Oyunun heyecanına daldığım bir sırada arkamdan bir ses "nerede o eşşoğlu eşşek" dedi ve ensemde bir tokat patladı. Ben tokatı kimin vurduğuna bakmadan karşı kapıdan hızla kaçtım. Daha sonra bu şahsın, babamın (Baba Lütfü) arkadaşı Tabak Şükrü olduğunu öğrendim (yanılmıyorsam İrfan Hoca'nın kayın pederi). Yıllar sonra subay çıkıp, Ünye'ye geldiğimde kendisine rastladığım an bana omzunu işaret edip "o yıldız o tokatın eseridir" dediğini hiç unutmam. O günden beri ne kahveye giderim ne de oyun oynarım. Bizim çocukluğumuz böyle korumacı ve kollayıcı bir ortamda geçti.


http://ilan.elookat.com/ilan-SIGARA-KOLEKSIYONU-uasuAAN-46147.htm

            Ancak bizim çocukluğumuzda ülkede pek oyuncak yoktu. Oyuncakları kendimiz yapardık. Bunların ham maddesi genellikle çamurdu. Futbol her zaman ve her yerde olan bir oyundu. Ancak top denen nesneyi bulmak mümkün değildi. Çapulacıların yanında çırak olarak çalışanlar (şu anda isimlerini hatırlayamıyorum) topun dışındaki meşin kısmını dikerler ve içersine mezbahadan aldıkları büyükbaş hayvanların sidik torbasını şişirip koyarlardı. Bir lâstik gibi şişmese de gene de oynayacak kadar zıplardı. Şimdiki Hükûmet Binası'nın olduğu yerde, câmi ile yıkılmış olan Anafartalar İlkokulu'nun arasındaki boş alanda oynarlardı.

            Diğer oyunlar ise herkesin bildiği oyunlardır. Kasnak çevirme, çelik çomak, bokuç denen bir oyun, bir de kartondan yapılmış sigara paketlerinin yazılı ve resimli olan üst kapakları ile oynanan oyun vardı (Büyük Kulüp, Gelincik, Subay, Serkidoryan, Sipahi gibi sigara paketleri). Bunların kapakları çıkartılır, bir düz duvarın önüne geçilip kapaklar duvara yapıştırılıp bırakılır. Bu şekilde sırayla kapaklar yere düşürülür. Sizin duvardan bıraktığınız kapak yerdeki bir kapağın üzerine düşerse o kapaklar sizin olur.

Cumhuriyet Meydanı - Mobilgas Benzin İstasyonu / Hasan Kelkitoğlu ve Cengiz Sürgit
Hükûmet Binası (Üstü Kaymakamlık, altı Maliye İdaresi), Liman Dairesi, Garavuşluoğulları Hüseyin ve Tayyar Garavuşluoğlu'nun
Evi,  Tatar Mahmut'un Binasının Uzantısı, Acem Hasan'ın Binası (Altında Foto Ahmet Şen'in Dükkânı), Feyziye Mektebi (Anafarta İlkokulu)

Ünye'nin 40 Parçalık İlk Kartpostal Koleksiyonundan (Gündoğdu Mağazası - 5 krş) - Gülay BİRBEN Fot. Arşivi / Fot. : Ahmet Hüseyin ŞEN

            Mamiç veya bokuç dediğimiz bir oyun vardı. Yere büyük olmayan (20 - 25 cm çapında) bir yuvarlak çizilir. Bu yuvarlağın içersine 4 - 5 cm'lik yuvarlak bir taş konur. Belli bir uzaklığa bir çizgi çizilir. Yassı ırmak taşları ile bu yuvarlak taşa vurup, daire dışına çıkartılmaya çalışılır. Ebe olan kişi bunun başında bekler. Atan kişi küçük taşı vurup daireden dışarı çıkarttığı zaman, ebe o küçük taşı tekrar daireye koyana kadar koşup taşının üzerine basar ve MAMİÇ derse yanmaz, ancak taşını eliyle yerden alamaz, bir ayağı ile taşı öbür ayağının üzerine çıkartır ve yukarıya fırlatıp eliyle havada yakalar. Ebe, taşı daireye koyduktan sonra eğer taşı yere düşürürse hemen ebe yapılır. Böylece ya sayı ebeye ya da atana yazılır. Belki bu oyun şimdilerde de oynanıyordur.

            Lâstik top olmadığı için çaputtan yapılmış topla oynardık. En iyi topu Hakkı ÇOLDUR arkadaşımın ablaları yapar ve ona verirlerdi. Topun sahibi olduğu için o kral sayılır ve hep onun dediği olurdu. Oyunda kızmaya görsün; topunu alır ve kenara çekilirdi.


http://anatoliantoys.com/album/index.html

            Çamurdan arabalar yapar ve güneşte kuruyana kadar heyecanla oynamayı beklerdik.

            Tendürük oynardık. Tendürüklerin ucundaki sivri kısmı çividen yaparlardı. Bunu yapmak özel bir beceri isterdi. Öyle yapacaksın ki yerdekine vurduğun zaman onu yardırman gerekir. Bu halen oynanan bir oyun.

            Hatırlayabildiğim oyun ve oyuncaklar bu kadar. Faydalı olabildimse ne mutlu bana. Çalışmalarında başarılar dilerim. Esen kalınız.

                                                                                                                      Cengiz SÜRGİT
                                                                        27.04.2009 / Erenköy - İstanbul

Çocukların Neşe Kaynağı Çivili ve Kabaralı Tentürükler (Topaçlar)

Yakan Top Oyunları Heyecanın ve Coşkunun Doruk Noktası Olurdu!

http://www.pryingblog.com/siz-cocukken-ne-oynardiniz/#more-762

Şekerci Ahmet'in Çırağıydık!

            Mevlid zamanları bazen geceden çalışırdık ya da dışarıdan gelen yardımcılarımız olurdu. Böyle zamanlarda dükkânda gördüğüm Orhan Abimiz bize hep yardıma gelmişti. ORHAN AKARSU isimli bu abimiz sadece bu önemli çok iş günlerinde değil oyuncak imalâtında da hep dükkânda gördüğüm muhterem bir kişilikti. Çünkü kendisi hem Ressam hem de Şâir'di. Belki de şu anda Türkiye'nin önemli bir görevinden emeklidir. Zira kendisini daha sonra hiç göremedim. Orhan Abimiz aslında bir Ustabaşı gibi bizi yönlendirirdi. Hele de en çok sattığımız oyuncaklardan CAMBAZın renkli imalâtçısıydı. Bir de gözlükler yapardı ki kimisi mavi kimisi yeşil kimisi de kırmızı.. yani renk renk kâğıtlarla yapılan gözlükler, tâbiri caizse yok satardı.

Solda : Ahmet ve İlhan EREN 1948 - Ortada : Ahmet EREN Hâtırası Cambaz - Sağda : Ahmet EREN İstanbul'da.

Ahmet EREN oğlu İlhan EREN Fotoğraf Arşivi - Gön. : Ahmet Kabayel - Ahmet Derya Varilci

            En zor işlerden biri de PATİSPANYA yapmaktı. Aslında zor değil ama burada benim işim zordu. Çünkü şeker konulmuş hafifçe eğik, kalaylı bakır kazanın içindeki yumurtaları ben saatlerce VURACAKLA hiç ara vermeden devamlı vurmak mecburiyetindeydim. Eğer yoruldum, vuramıyorum dersem yumurta kesilir ve artık ondan PATİSPANYA olmazdı. Mecburen GABARINCAYA kadar vurmalıydım. Yumurtalar kıvamına geldikten sonra ya Fikret Ağabeyim ya da Orhan Ağabey bakar, eniştemiz de bir göz atardı yani. Olduğuna karar verdilerse ben kalkardım kütmenden, çünkü artık iş onlara kalmış olurdu, onlar sonra ya kaplarına ya da büyük tepsiye dökülür, vakit geçirmeden Mustafa Gün amcaya götürülür, fırın tavına göre pişirilirdi.

Şekerci Ahmet Eren'in Yan Komşusu Topçu Dondurması Hüseyin Diktepe
Soldan Sağa : 1. ?, 2. İlhan Eren, 3. Tarık İskender, 4. Arkada kasketli Yusuf Diktepe, 5. Ayakta kravatlı ?,
6. Fikret Terzioğlu, 7. Gazete okuyan Hüseyin Diktepe, 8. ?, 9. Fikri Terzioğlu, 10. Orta Mektepli ?

Ahmet EREN oğlu İlhan EREN Fot. Arşivi - Gön. : Ahmet Kabayel - Ahmet Derya Varilci

            Ben aslında arta kalan yumurta aklarından MACUN (Atom) yapmayı severdim. Onlar da vurulurdu ama çok çabuk gabarır, abim birtakım katkılarla onları bir torbamsı nesneye doldurur, sonra el çabukluğuyla torbayı sıkarak çeşitli şekiller vererek, tepsilere dizerdi. Bu işlem yapılırken macunların altına ya kâğıt konur ya da yağlanılıp öylece sıkılırdı torba. Tepsiler hafif kıvamda hazırlanır, kavruk şekilde satışa sunulurdu. Benim en çok sevdiklerimden biri de KURABİYE yapmaktı...

            Eniştemin oğlu İlhan Abi dükkâna pek az uğrar bisikletiyle ki, o zaman herkeste bulunmayan bir araçtı VELESBİT.. gezer dolaşır, top oynar, evden yemek bile getirmezdi.

İlhan EREN Oyuncağıyla

ÜTAG Fotoğraf Arşivi http://img17.imageshack.us/img17/189/3dglasses.jpg - Zilli Çember Oyuncağı

            Ne de olsa evin, ailenin tek oğluydu. Zaman zaman Terme'den, Semin Abla'mızın oğlu Tarık İskender gelirdi, fakat onun da dükkânda yaptığı iş pek olmazdı. Terme'ye bir aile ziyâretinde beni babasının hızar atölyesine götürmüştü. Yalugavesi'nde en çok bizim evi sever ve fırsat buldukça o da bize gelirdi. Şekerci dükkânımızda o zamanın çeşitli oyuncaklarını saymadan evvel başkalarında olmayan çeşitlerin, hele de pasta, poğaça, macun ve badem ezmelerinin tadına doyamazdınız...

            Ufuk Gardaşım, bi şeyi haturlatmama müsaade edmeni isdiym, u da şu sizin fınduklug dahil, fındukluklardan kesdümüz güzel ışgınlardan gılıç yapar da oynardug, üsdelik el demir bacak demir deyip hışır çıkarurduk. Bi de zavallı fragluları goparıp yapduumuz süngü harbimiz vardı, hemi de ucuna ısırgan bağlarduk, sen hiç mam oynamadın mı u da güzel bi oyundu. Bi de kör ebe vardı...

            Devamı : http://unyezile.net/cirak.htm adresinde...

                                                                                                                       Fikri TERZİOĞLU
                                                                           
            Hâtırat Yazarı

Tarih : 04 Nisan 2008 Cuma 07:41 Almanya
Konu : ŞEKERCİ AHMET'İN ÇIRAĞIYDIK

HASDEMİR İstanbul'da özel bir pıtık atış stilini tarif etmekte. Adını İsmet KÜÇÜKOĞLU telâffuz edince uşaklar o anda kopar :))

Uluslararası Tentürük ve Pıtık Hakemi Alparslan ÖZ Bir Atraksiyonda / Soldaki Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 28.07.2007

Gıymetlü Arkadaşlarım,

            Ünye ne kenti olsun diye düşünip, duriiuk... Yok turizm kenti; yok Orta Anadolu'nun liman kenti, yok sanayi kenti... Ben de diim ki unlar da olsun da Ünye bi kültür kenti olsun...

            Şindi gözüyüzün önüne bi getürün bakalım : Göz göz yapılmış portatif dükkânlar... Dükkânlarda Çin işi, fabrika işi deil; başta takta olmak üzere pek çok malzemeden elle yapılmış oyuncaklar sergilenmekte, satılmakta... Oyuncak üreticileri ile baalantu vilâyetlerin kültür müdürlüklerinen saalanabülür...

            Geniş bi alan... Karslı çocuklar oyunlarını suniilar... Herkes izlii... Cippan cippan üstüne gidii... Unların oyunları bitii; Mersünlüler başlii... Millet dikkat kesilmiş... Bi cippan da unlara... Gatılan vilâyetlerin temsilcileri gösterilerine sıra ile devam edii.. Akşam tüm gatılanlarnan böyük bi eylence yapılii...

            Meselâ, en farklu oyuna puan, en iyi gösterime puan gibi deyerler var ortada... Bi başga zamanda, tek perdelik komedi oyunları şenlii... Yine amatör gısa filmler festivali... Dova şiirleri ve şâirleri... Amatör karikatüristler biyenali... Daa ne bilim, neler yapılabülür... Gelin önce size okarda sunduum, Çocuk Sokak Oyunları ve Oyuncakları Şenliini 2008 yılında ulusal yapalım.... 2009'da da uluslararası... Ne diisuuz? Bi düşünün...

            Bununla ilgili olarak Eylül başlarında İstanbul'da bi toplantu ayarliicam... Soona atlayıp Ünye'ye gelcem... Urda da çalışcaayuk... Goyulalım yola! Ünye bi de Kültür kenti olsun! Zararı var mı?

                                                                                                                  Avcı Gadir'in Bilgin

            Bilgin Abi,
            Çok güzel. Ben de bir yarışma ilâve edeyim : Oyuncak yapma yarışması; yaş gruplarına göre. Çoog güzel olur hepsi. Ancak; işte bu ancaklar olmasa işler ne kadar güzel olur. Bunun için mekân, organizasyon için ekip ve ödüller için sponsor gerekecek. Diyorsan ki bunlar halledilir. Tabi ki hepsi ya da bir kısmı yapılır. Önce inanmak, sonra çalışmak gerekir. Bu da bizde var nasıl olsa. İnşallah gerçekleştiririz.

                                                                                                               Yahya Cumhur TAPCI

Kime : unyeSTP@googlegroups.com
Tarih : 08 Ağustos 2007 Çarşamba 14:28

03.02.2007 Ankamall Alışveriş Merkezi Beyblade Yarışması Birincisi Umut DEMİRKOL, M. Ufuk MİSTEPE'yle.
Çağrı AKYUNAK ve Umut DEMİRKOL Beyblade Oynarlarken İpek DEMİRKOL ve Çağıl AKYUNAK da Monopoly Oyununda.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE / Ümit DEMİRKOL - 22.04.2007 Emek / Ankara

Sevgili Hemşehrilerim,

            Mahallemizin yerden yıvma, sapsarı tokalak uşağı Ufuk Bey hafta sonu eşiyle bizdelerdi. Her zaman olduğu gibi gene Ünye'ye odaklandık. Prof. Dr. Sait KAPICIOĞLU'nun iki zarf içerisinde posta ile bana ilettiği Ünye Arşivi'ni ve makalelerini tetkik ettik önce ve keşfedilmemiş gizli bir hazine bulmuşçasına sevinmenin coşkusunu yaşadık uzun bir zaman. Hazırladığım, yaklaşık 1.600 sayfalık "Şâir ve Yazarlarımıza İlham Veren Kent Ünye" adlı dört klâsörde topladığım külliyâtın kritiğini yapıverdik gene baş başa.

Araştırmacı - Yazar Yüksel ŞEN'in
Baskıya Hazırladığı 1.600 Sayfalık 4 Klâsörlük Ünye Külliyâtı
ile Prof. Dr. Sait KAPICIOĞLU'nun gönderdiği Ünye Belgeselleri.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 03.05.2009 Çukurambar /Ankara

            Sonra masabaşı çay partisinde konu "Ünye'de Çocuk Oyun ve Oyuncakları"ndan açıldı. O ana kadar yaptıklarını ve yazılanları anlattı bana. Geriye kalanları toparlamak kalıyordu benim için de.. öyle de yaptık. Ben anlattım, Ufuk Bey not aldı.

            Efendim, çocukluğumuz Orta Mahalle, Keşaplı Sokak'ta, Kilise Tepesi'nde geçti. Yokluk zamanlarıydı ve oyuncak çeşidimiz çok azdı. Genellikle kendimiz yapıp oynamakla yetinirdik. En şaşaalı oyuncağımız Cırcır idi. Futbol maçlarında şimdiki gençler daha modernleri ile ellerinde döndürüp dururlar ya.. işte onların daha iptidai olanlarıydı ama sesini dinlemekten büyük haz alırdık; tabi büyüklerimiz bu sese çok kızarlardı.

            Mahallemiz kalabalıktı; evimizin karşısında Meçhulasker İlkmektebi olduğundan çocuk eksik olmazdı. Fazla sayıda çocuk olunca da oynamadan olur mu? Hemen çayırlar üzerinde KULE yapardık. Üç - dört kişi altta kolkola girer, iki - üç kişi de omuzlarımıza yalın ayak basıp çıkar ve diğer çocuklar da bu üsttekilerin üzerlerine sıçramaya ve devirmeye çalışırlardı. Kara lâstik ya da naylon çıtçıtlı ayakkabılar giyerdik o yıllarda, çapula giyenler de vardı.

M. Ufuk MİSTEPE, Yüksel ŞEN'in İkametgâhı Bahçesinde ve ŞEN'in Ünye Belgeselleri Arşivi.

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 03.05.2009 Özgecan Apt. Çukurambar / Ankara

            Yorulunca Hırsız - Polis Oyunu oynamaya başlardık. Bir nevi saklambaç (guk) gibi oynanırdı. Polis ebe olurdu ve hırsızlar mektebin arkasına, Papaz Evi ve Sarnıcı'nın duvar köşelerine ve Kilise Binası'na saklanırdı. Agavni (Avniye) Oluk Teyze'nin evinin önündeki at sırtı biçimindeki taşın arkasına da saklanırdık. Hırsızın birini görünce 'GUK!' diye bağırır ve güyâ hücreye hapseder gibi Daire'ye gelir ve SOBE ederdik.

            Çember çevirmeye bayılırdık. Tel çemberlerimiz vardı ve çevirmek için de gene telden ucu özel bükmeli saplar yapardık. Şanslı çocuklar bisikler jantı kullanırdı ve havalarından geçilmezdi. Balans ayarı tutsun diye çembere 4 tel destek olurdu. Ortada birleşim yerinde zil ve tokmağı olan daha kaliteli Zilli Çemberler de olurdu nadiren.

            Pıtık oynamaktan ellerimiz çatlardı. Kan revan içerisinde kalırdı soğuk havalarda. Kaliteli merhemler de olmadığından okulda mendil ve tırnak kontrolünde öğretmenlerimizin karşısında ellerimizi göstermeye utanır.. ezilir, büzülürdük. Pıtık oynarken belli aralıklarla mitço (deniz kabuğu, şeytan minaresi), gopça (düğme) ve mavi boncuk dikerdik. Bizden sonraki nesil gazoz kapağı ve madenî para da dikmeye başladı. Ufuk Bey'in anlatmasına göre Gemerek'de kayısı çekirdeği dikerlermiş. Pıtık da koyardık ve almacasına oynardık. Gonduruk atmak usta işiydi ve her atışın ve tutuşun argoca ve komik bir adı vardı. Adlarını da eski Ünyelilere sorun!:))



M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 03.05.2009 Özgecan Apt. Çukurambar / Ankara

            Etrafta taş ve tahta bol olduğundan Galduraç (Tahtarevalli) Oyunu'nu da oynamayı ihmal etmezdik. Sıkıldığımızda doğru Giresunlu Kayalıkları ya da Galabuzu'na koşardık. Denize tomanlarımızla (külot) girer, Suda Kule Yapma Oyunu oynardık. İskele'ye gittiğimizde ya da Topyanı gibi derin kayalıklarda suya taş atar ve Dipten Taş Çıkarmaca Oyunu oynardık. Bazen de Dipten Kum Çıkarma Dalışları yapardık.

            Yüzük Oyunu da oynadığımız oyunlardandı. Yağ Satarım Bal satarım Oyunu gibi çocuklar halka halinde yere çömelirlerdi. Bir kişi ebe olurdu. Ebe seçilirken söylenilen maniler de aslında ayrı bir kültür. Ebenin elinde bir yüzük vardı ve çocukların arkasından tekerleme söyleyerek dönerken gizlice birinin arkasına yüzüğü birakırdı. Arkaya dönmeden el yordamıyla yüzüğün bulunamaması durumunda ebe, elindeki ucu topuz yapılı tülbent ile yüzüğü bulamayanın sırtına var gücü ile vurmaya başlardı.

          Farklı bir oyun olarak da KIZ KAÇIRAN Oyunu'nu hatırlıyorum. Kızlar oynardı bu oyunu. Ve kızın biri evde pantolon, ceket giyer, erkek şapkası takar, siyah boya ile bıyık yapar ve koşarak kızların arasına dalıp birini kaçırmaya çalışırdı. Kıyamet kopardı sokakta bağırıp çağırmaktan. Öyle ki büyükler bazen dayanamaz, iyice azıttığımızda süpürge topuzunu kaptıkları gibi bizleri evlerinin önünden daha uzağa kovalarlardı. Diğer oyun ve oyuncakları da başka hemşehrilerimizin anılarından dinlemek üzere hepinize esenlikler diliyorum efendim.

                                                                                                                                      Yüksel ŞEN

Tarih : 03 Mayıs 2009 Pazar 13:35
Yer : Özgecan Apt. Çukurambar / Ankara

            1960'lı yıllar öncesi darlık yıllarıydı. Elektrik ve su tesisatları evlere yeni döşeniyordu. Geceleri gaz lâmbası ışığı altında oturulur ve fındık sobasının çıtırtıları arasında aile sohbetleri yapılırdı. Mahalleli birbirine komşuluk gezmesi yapardı. Çocuklar bir araya gelince oynamadan duramazlardı. Kısıtlı imkânlar, bulunan her materyalden oyun ve oyuncak yapma becerisini geliştirmişti.

            Tüplü, çakmaklı fırınlar olmadığından gazla yanan ocaklar vardı ve kibrit çok kullanılan bir eşya idi. Çocuklar da hem kibrit çöpünü hem de kibrit kutusunu oyun amaçlı değerlendirmişlerdi. Kibrit kutusundan ip takviyeli telefon yapar ve ipe dokunulduğunda kutuya iletilen seslerle iletişim kurarlardı. Kibrit kutusunun içindeki kutular birbirlerine bağlanır ve tren yapılırdı.

Kibrit Çöpü Oyunu Refleksleri ve El Hassasiyetini Geliştirmede Önem Arz Eden Zevkli Bir Oyundur.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 30.04.2009 TMO Güvercinlik Lojmanları / Ankara

            En çok rağbet edilen ise 'kibrit çöpü oyunu' idi. Yirmi adet çöp alınır ve 25 cm yukarıdan avuç içerisinde yere bırakılır. İçerisinden bir çöp alınır ve o çöp yardımıyla diğer çöpler kımıldatmadan birbirinden ayırmaya çalışılırdı. Ayırma esnasında diğer çöplerden biri hareket ederse sıra diğer oyuncuya geçerdi.

            Kibrit kutusu kapakları makasla kesilir ve deste halinde çocuklar tarafından saklanırdı. Bu kapaklarla 'Duvardan Kaydırmaca' Oyunu oynanırdı. Bu oyun, yörenin imkânlarına göre bazen yuvarlatılmış ve düzlenmiş gazoz kapakları bazen sakız içerisinden çıkan artist ve futbolcu fotoğrafları daha önceleri de kutu biçimindeki sigaraların kesilen üst kapakları okurdu. Şimdilerde gençler TASO denilen yuvarlak plâstiklerle aynı oyunu farklı biçimlerde devam ettirmekteler. Zevkli bir oyundu. İki kişi tarafından oynanırdı. Yerden 1 m yükseklikteki belli bir noktadan kibrit kutusu üst kapakları, gazoz kapakları, artist resimleri ya da sigara kutusu kapakları yere bırakılırdı. Önce biri bırakır ardından diğer oyuncu aynı yerden bırakır ve atılan kapak yerdekilerden herhangi birinin birine değecek ve üzerinde kalacak biçimde olana dek sürerdi. Üstünde kalırsa yerdekilerin tamamı atanın olur ve oyun böylece diğerini SIÇIRTANA kadar devam ederdi.

TASO Çevirmece ve Pıtık (Enek) Oyunu Dünden ve Bugünden İki Ayrı Çocuk Eğlencesi.

Fotoğraflar : Tuba ÖZEROL (Her Hakkı Mahfuzdur!)

            Ünye ağzında kullanılan bu argo kelime çocuk oyunlarında çok yerleşmiştir. İlk duyan yabancıların tepkileri izlenmeye değer. Büyükler de kullanır bu kelimeyi. Örneğin; farklı yörelerden insanlarla kâğıt oyunlarından bir masa başında PASTURA ya da PİŞTİ'yi oynuyorsunuz. Odaya bir Ünyeli geliyor ve hemşehrisine : - Sıçtın mı lan? diye hitap ediyor ya da - Sıçırttın mı oolum? der. Bu şiveye alışkın olmayan insanlar önce hayretle söyleyene bakarlar.. ve bu durumda açıklama yapmak ihtiyacı hissedilir ve bu kelimenin KAZANMA amaçlı söylendiği biçiminde açıklama yapılır. Ve oyun, oyunculardan biri SIÇANA kadar, yani tüm oyun varlığı bitene dek devam eder.:))

            Makalemizin fotoğraf destekli kılınmasında rolü olan ve Ünye'nin ilk Elit Grubu'nda bulunan Ahmet Derya VARİLCİ Kardeşimin de Kilise Tepesi'nde Avni Nine'yle yaşadığı hoş bir anısı var.

            "Agavni Teyze'nin evi tam top oynadığımız Orta Okul bahçesinin şut menzilindeydi. Ne kadar dikkat etsek de sık sık kazalara sebebiyet veriyor, azar işitiyorduk. Hattâ cam kırılınca top oyunu bitiyor, bir de toptan oluyorduk. Daha çok top sahibini mağdur eden bu durum sebebiyle aramızda ilginç bir öykü gelişti.

 

            Agavni Nene'nin evi, okul bahçesinden kaçan toplarla doluydu. Hattâ odanın biri ağzına kadar bizim kaçırdığımız toplarla dolmuştu. Alt pencerelerden birine yanaşıp, bu söylentiyi doğrulamaya, gerçeği kendi gözümüzle görmeye çalışırdık. En küçük bir tıkırtıda, panikleyip kaçardık. Muhtemelen tıkırtıyı çıkaran da kendimizdik. Kendi kendimizi korkuturduk yani…

 

            Keşaplı Sokağın uzantısı Kiziroğlu Geçidi'nde amcamın kızı otururdu. Eşi de annemin kuzeni. Çocukları Tuncer ve Nurver'le (Tokaç) evlerinin dışında oyun oynadığımız alan burasıydı. Diğer kardeşler Dr. Mahmut ve Hatice henüz küçüklerdi. Ertuğrul, Faruk, Adil ve Mustafa oyun arkadaşlarımızdan birkaçı. İsmail Çınar bizden bir iki yaş büyük, profesyonel topçu idi.. bize göre…"

            Meşhurdu.. okulun bahçesinde top oynama lüksü! Takım kurulurken önce iyi topçular seçilirdi eşleşmede. Ben pek kötü futbol oynaduumdan genelde kalede yer bulurdum. Aydın YILMAZ gardaşım topa çap vurduumda gızardı baa ve ardundan Bilgin Abi'nin Ünye Diksiyonu'na perçinledüü "Sıçiym Ayaan Bavına!" çeşitlemesini söylerdi. Hah hah haaaaaaaaaaa :)))

            Avni Nine'nin evinin önü çimenlikti ve eşeğin sırtına benzer bir kocaman kaya vardı evin önünde. Her çocuk üzerinde atçılık oynardı o taşın.. bazen çocuk bağırışları dayanamaz olurdu ve Avni Nine bizi kovalardı.. dayanılmaz olurdu gürültü! Bizler de Kıbrıs Eşeği gibi yuvarlanırdık sağa sola çimenlerde. :))) Yuvarlanırkene bir arı sokmuştu da beni, u zaman ciyaklayınca Avni Nine taze inek boku sürmüştü barmaama da geçmişti acısı. Amonyaklı ya.. :)))

Yağ Satarım, Bal Satarım, Ustam Ölmüş, Ben Satarım...

http://akbulutkoyu.blogcu.com/yag-satarim-bal-satarim_4017638.html

            Yağ Satarım Bal Satarım Oyunu bir ebe belirlenerek başlar. Çocuklar yüzleri birbirine bakacak biçimde halka halinde yere dizüstü çökerler. Ebe, mendil ya da bir havlunun ucuna topuz gibi irice bir düğüm atarak mendili elinde tutar. Mendili arkasında gizleyerek çocukların etrafında tekerleme söyleyerek dolaşmaya başlar :

            Yağ satarım, bal satarım,                         Ustamın kürkü sarıdır,
            Ustam ölmüş, ben satarım.                       Satsam 15 liradır..

            Zam-bak, zum-bak,
            Dön arkana iyi bak.

            Halkanın etrafında tekerleme söyleyerek dolaşma ânında mendili çaktırmadan çocuklardan birinin arkasına bırakır. Arkasına mendil konulan çocuk, ne zaman ki bunun farkına varır; o andan itibaren mendili kaparak, ebeyi yakalamak için kovalamaya başlar. Ebe, çocuğa yakalanmadan boşalan yere oturursa, mendil elinde kalan çocuk ebe olur; yakalarsa, oyun ilk ebeyle oynanmaya devam eder. İlk turda çocuk mendilin arkasına bırakıldığını fark etmezse ebe arkasına geldiğinde havlunun topuzunu çocuğun sırtına vurarak kaçmaya başlar. Arkaya dönüp bakmak yasaktır. Sadece ellerinizle arkanızı yoklayabilirsiniz.

Saklambaç Oyunu'nda Nur ve Bahadır YILMAZ, Busenur ve Yusuf GÜNGÖR, Cemal TATLI ve Hakan Osman BULUT

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 Cuma TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

            Guk dediğimiz Saklambaç Oyunu'nu mahallede ne kadar çocuk varsa, hepsi de dahil olacak biçimde oynardık. Tekerlemelerle seçilen ebe bir duvara, ağaca ya da bir direğe yüzünü dönerek 50'ye kadar seslice saymaya başlar. Diğer çocuklar ebe saymasını bitirinceye kadar muhtelif yerlere saklanmaya çalışırlar. Ebe saymayı bitirince "Arkam, Önüm, Sağım, Solum Sobe!" diye bağırır ve gözlerini açar. Herkes saklanmıştır ve diğer çocukları bulmaya sıra gelir. Ebe, EMEN başından ayrılınca saklanan çocuk ebenin emen'ine sobe diyerek ebeler. Ebeleyen kişi bir kenarda bekler ve ebe olmaktan kurtulur. Ebe bir kişiyi görüp de gördüğü kişinin adını yanlış söylerse diğer çocuklar saklandığı yerlerden çıkarak "çanak çömlek patladı!" diye bağrışmaya başlarlar. Ebe, yeniden ebe kalır. Oyunda ebe birisini uzun süre bulamadıysa o kişinin ismini yüksek sesle çağırıp GUK diye bağırır ve ismini söylediği çocuk tek ayak üstünde emen'i sobeler, ama ebe GUK dediği zaman oyuncuyu sobeleme hakkını da yitirmiştir.

Saklambaç Oyunu Çocukluğumuzun Gizemli Anlarını Hatırlatan Güzel Bir Heyecandır.
 

http://www.negatif.com/fotolar/62/6062/ebb0f59748e4c08aaf4f045826b84e4b.jpg http://images.yonja.com/pics/news/oyun1.jpg

            Guk Oyunu'nu gece ve gündüz oynuyorsak da akşamları oynamanın tadı bir başka oluyordu. Mahallenin en beceriklileri başta meşhur İncir Ağacı'mız olmak üzere akla gelmedik yerlere saklanırlardı. Kilise Papaz Evi'nin sarnıcı arkasından tutun da Meryem Teyze'nin damı arkasına kadar herkes kendini karanlıkta iyice gizler idi. Sadece direkteki sönük sokak lâmbası yanar bir de sık olmayan evlerin oturma odaları. Ay ışığı da yoksa ebenin işi hayli zor olurdu!

            Gazoz keyfi Ünye'de sinemaya giden her çocuğun ayrı bir lüksüdür. Hele yanında bir de nohut alıp gazozun içerisini nohutla doldurup içmeye başlarsa zevkine doyum olmazdı. Konak Sineması balkonundan şişeyi çalkalayarak köpürtüp ağzını açtığınızda, film esnasında föşürdeyerek çıkan gazoz zerrecikleri parter'deki çocukların başına serpilince bağrışmaları duymalıydınız!

Gazoz Kapağı Çevirmece Oyunundan Evvel Kapaklar Taşla Ezilerek Düzlenirdi.

Fotoğraflar : Tuba ÖZEROL (Her Hakkı Mahfuzdur!)

            İşte o gazoz şişelerinin kapakları çocuklar için bir neşe kaynağıydı. Gazoz kapakları bulundukları mahallerden toplanır ve sert bir zemin üzerinde tırtıl kenarları taşla ezilerek açılır ve dümdüz dairesel şekle getirilir ve kapağın altındaki sızdırmazlık mantarı ya da contası da sıyrılır, atılırdı.

            Ceplerimiz gazoz kapaklarıyla dolu olurdu. Gazoz Kapağı Çevirme Oyunu için sertçe bir zemin arardık. Sonra başına üşüşür ve yere kaçar'ına oynayacaksak o kadar kapak bırakırdık. İki kişilik bir oyundu. Diyelim 5'erine oynayacağız, herkes beş kapağı üstleri havaya bakacak biçimde yere koyardı ve sağ ya da sol elindeki kapağın yerini bilen ebe olur ve oyuna başlardı. Yerdeki kapağın üzerine elindeki kapakla hızla vurarak ters döndürmeye çalışırdı. Döndürürse o kapak onun olur ve yeniden döndürme atışına başlar, döndüremezse el diğer oyuncuya geçerdi.

İpte Gopça Döndürürken Sakın Ola Kızkardeşinizin Saçlarını İpe Dolamayın Ha!

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 30.04.2009 TMO Güvercinlik Loj. / Ankara

            Yeni nesil çocukları gazoz kapağı yerine cipsler içerisinden çıkan TASO denilen yuvarlak karton ya da plâstiklerle bu zevkli oyunu sürdürmeye devam ediyorlar. Büyük çocuklarsa eskiden, gazoz kapağı yerine madenî paralarla da bu oyunu oynarlar ve bazen bu yüzden kavga çıkardı. 1960'lı yıllarda bahsettiğimiz oyunları oynarken madenî 5, 10 ve 25 kuruşluklar tedavüldeydi. 50 kuruş ve 1 Lira ile pek oyun oynanmazdı; kumara girdiği düşünülürdü.

 
http://www.turkishbanknotes.info/10kurusP01.htm#10K_49-56

            İp Atlamak, her yaştan gencin ilgisini çekse de daha çok kızlar rağbet ederdi. Ama karışık oynardık. Şimdiki gibi ip atlamak için özel hazır ipler satılmazdı. Muhtelif kalınlıkta kendirden yapılmış çamaşır iplerinden istifade ederdik. Naylon ipler daha piyasaya çıkmamıştı. Tek kişilik ipler 2,5 m kadar olurdu. Üç kişilik ipler 5 m'ye kadar çıkabilirdi. Bir de Çifte Atlama vardı ki onun ipi biraz daha uzun olurdu; en az 7 m...

Hakan Osman BULUT ve Busenur GÜNGÖR ip atlarken, Nur YILMAZ salıncakta sallanıyor.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 Cuma TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

            İp Atlama Oyunu'nu tek kişi oynayabileceği gibi birçok kişi de oynayabilirdi. Yerinde saymak suretiyle tek kişi ip atlayabilirken, yürümek ya da sekmek veya koşmak suretiyle de ip atlaması mümkündü. Tek başına atlamanın kuralları olmasa da çeşitleri vardı. Bazen ipin bir ucunu bir ayağa bağlayarak da ip atlayanlara rastlanırdı.

Çocuklar İp Atlamanın Keyfini Almadan Diğer Oyunlara Başlamazlar.
Nur YILMAZ, Busenur GÜNGÖR ve Hakan Osman BULUT İp Atlarken Görülmekte.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 Cuma TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

            Çoklu oyunlarda iki kişi ipi tutar ve sallamaya başlar. Diğer çocuklar sıraya girerler ve önceden belirlenen hareket ve sayıda atlayışı gerçekleştirdikten sonra ip alanının dışına çıkar ve diğer oyuncu çocuk ipe girer. İpin dönmesini engelleyecek hatalı bir atlayış yapan çocuk ebe olur ve ipi sallamaya başlar. Çok iyi ip atlayanlar olduğunda ebelerin canı sıkılır ve sallamaktan bıkarlar. Atlayanların yanması için ipi gererek daha hızlı çevirmeye başlar ve ip atlayanı yakarlar. Yani mızıkçılık yaparlar.

            İpe bazen tek kişi bazen iki kişi bazen de üç kişi birden aynı anda girerek atlamaya başlarlar. Çifte İp Atlama'da biraz daha ustalık gerekir. Yani ip iki koldan dört elle sallanmaya başlar. İp atlayanlar da bir sağa bir sola atlamak suretiyle ipin ayaklarına takılmaması için gayet dikkat ve özen gösterirler.

HARÇLIKLARIN UZANABİLDİKLERİ!

            Oyun oynarken doğaldır ki oyuncaklar da gerekir. Oyunun ayrılmaz parçasıdırlar. Elimize harçlık geçtiği zaman onu harcamak için damak tadı ile ve göz zevkiyle satın alarak değerlendirdiğimiz objeler de aslında hatırlanmaya değer. İnönü İlkokulu'nda teneffüste karşı tarla içerisindeki evden Ceviz Helvası almak için koşuşturduğumuz günleri anımsıyorum da o damak zevkini şimdilerin lezzetleri tatmin ederek doldurabilir mi sizce?

            Horoz Şekeri kültürü çocukluğumuzun ayrılmaz bir parçasıydı; eskilerin tâbiriyle mütemmim cüzüydü. Yavaş yavaş emerek ve sonunda ahşap çubuğunu da sıyırarak lezzetin doruğuna çıkardık. Daha az da olsa Elma Şekeri ve Pamuk Şeker de bu lezzet çağrışımının bütünleyicileriydi.

             
 

            Her ne kadar yiyecek sınıflandırmasında ise de damaklarımızın eriyen oyuncaklarıydı bunlar. Macuncuların rengarenk macunları sopalara sararken çocukların bakışları izlenmeye değerdi. O mâsumane gözlerde ümidi, bekleyişi, hazzı, sevinci görmeniz mümkündü.

Macuncular Çocukluğumuzun Macun Renkli Güzelliklerinin Sembolleridirler.

Sağdaki Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 11.04.2008 AKM Ankara

            Sokağa girdiğinde işitirdik bağırtısını : "Pamuk Şekerci geldiiii!" Tüm çocuklar başına üşüşürdük ve iyice konsantre olduktan sonra evlerimize koşardık. Bugün 10 Mayıs 2009 Anneler Günü. Evet, anneme koşardım ben de.. genelde annemden isterdik harçlıklarımızı. Birazdan arayacak ve kutlayacağım günün neşesini.. ya eşim?!!! Genç yaşta yitirdiği annesinin özlemiyle bugünün gelmesindeki hüznü yaşamakta! Böylesi günlerde milyonlarca insanın anne hasretiyle yandığını ve özlemlerinin doruğa çıkıp ciğerlerinin dağlandığını düşünüyor muyuz acaba?

Macun ve Pamuk Şekeri Nostaljisi Yaşanırken.


            Kiminin hazzı kiminin hüznü paylaştığı bu günde ben her iki duyguyu çocuksu duyguların güzelliğinde pamuk şekeri zarifliğinde tebessümle çerçevelemek istiyorum. Bu gülücük yumağında çocuklar evlerine koşar, kimi ellerinde 25 kuruşla geri döner kimi bir çay bardağı toz şeker ile... Bozuk parası bulunmayanlar toz şekeri getirirler ve yarısı ile o şeker pamuk şekerine dönüşürdü. Sevincimizi dudaklarımızı yapış yapış yalarken görmeliydiniz.

Pamuk Şekerciler'in Kullandıkları Camekânlı, Isıtıcılı ve Dönerli Pamuk Şeker Tezgâhı.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 11.04.2008 AKM Ankara

            Tezgâh, ispirto alevi ile ısıtılırken, ortadaki eksen etrafında hareketli bir mil hızla dönmektedir. Milin tepesine toz şeker kaşıkla konulur. Eriyen şeker, lifler halinde merkezkaç kuvvetle camekâna ya da tepsinin kenarlarına doğru savrulur ve Pamuk Şekercisi elindeki ahşap minik çubuklara imal ettiği şekerleri dolamaya ve sarmaya başlar ve yeterli olduğuna kanaat getirdiğinde şekeri çocuğa uzatır. Pembe gıda boyası ile pamuk şekeri bazen renklendirilirdi.

Gemici Fenerleri Bir Dönemin Sönük Alevli Pırıltısının Simgesiydi.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 15.04.2008

            Dereağzı'ndaki fındık bahçemizde babamın yaptığı üç adet küçük çömlek fırını vardı. Bir tanesini beraber yapmıştık. Fırını doldurduktan sonra kendimize ayırdığımız en güzel kumbara ve düdüklerle diğer el işi çömlek oyuncakların pişmesini sabırsızlıkla beklerdim. Dört, beş gün fırını kesintisiz odun ateşi ile sıcak tutarken nöbetleşe fırını beklerdik. Bazen gece yarısı sıra bana gelirdi. Gemici Feneri ile ıssız bahçeye inerdim. Çocuktum ve karanlıktan az da olsa korkardım. Oyuncak mantar tabancam yanımda olurdu. Eğer bir tehlike olursa patlatmak için yanımda hazır bekletirdim. Bir de oyuncak Bekçi Düdüğüm yanımda olurdu. Hey gidi günler... Ne bahçe kaldı ne fırın ne de Gemici Feneri!

            Genelde kız çocuklarının oynadığı ve uluslararası rağbet gören bir çocuk oyunu da Ünye'de Tekbacak diye adlandırılan Sek - Sek ya da Çizgi oyunudur. Oynamayanımızın hemen hemen çok az olduğu bu oyun tüm yörelerimizde yaygındır. Dolayısıyla oynanış biçimi de farklılıklar arz eder.

Tekbacak (Sek Sek - Çizgi) Oynayan Çocuklar (Nur YILMAZ, Melis ve Rana Betül AYKUT).

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - TMO Gen. Müd. Güvercinlik Prefabrik Lojmanları Önü / 26.04.2008 Ankara

            Sekiz ya da on kareden oluşan düzlem üzerinde elde tutulan taşla oyuna çıkılır ve oyunun neresinde kalınmış ise taş oraya atılır. Tek bacak ile oraya çizgilere basmadan varılır ve taşı son kareye kadar götürüp, başarıyla geriye götürmek ve ardından taşı bir ileri kareye atmak suretiyle devam eder.

            Taş ya da ayak çizgiye değerse SU diye bağırılır. Rumlar ve Ermeniler eskiden KİPİ ya da NOS mu diye sorarlarmış. Yani SU mu DEĞİL mi? Anneannemin lâkabını bu oyun yüzünden arkadaşları KİPİ koyuvermişler. Bazen karelerin içerisi çapraz çizgiyle iki üçgene bölünerek değişik bir izleme güzergâhı da oluşturulabilir. İki, üç ya da dört kişiyle oynanır. Mızıkçılık olmaması için iki kişiyle oynanması tavsiye edilir.

Arda /Aytun SAĞBAŞ, Berkcan BALCI, Bahadır / Nur YILMAZ, Ahmet / Salih ÖZTÜRK ve Rana Betül AYKUT.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 16.05.2009 Cumartesi TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi.

            BİRDİR BİR Oyunu hemen her çocuğun oynamayı denediği ve başarabildiği eğlenceli oyunlardandır. İki kişi ile oynanabileceği gibi kalabalık bir ekiple de oynanması mümkündür. Bir kişi elleri dizinde başını yere paralel eğik tutarken diğer oyuncu belli bir mesafeden hızlanarak gelir ve ellerini eğilen oyuncunun sırtına koyarak onun üzerinden atlamaya çalışır. Atladıktan sonra atlayan oyuncu eğilir ve böylece sonsuz zincir halinde muhtelif güzergâhlara doğru ilerlemek suretiyle oyun böylece devam eder.

            Eğik vaziyette iken başın korunması önem arz eder. Daha büyük çocuklar bu oyunu tekerlemelerle ve ebe seçerek oynarlar. Önce bir ebe belirlenir, ardından ebe diğer oyuncuların önünde eğilerek, oyuncuların kendi üzerinden her sayıda bir tekerleme söyleyerek atlamasını bekler. Atlayamayan kişi serinin sonunda ebe olur. Kızların oyununda tekerlemeler daha bir mâsumdur. “Birdir bir, İkidir iki, olur tilki, Üçtür üç, yapması güç, Dörttür dört, kuş gibi öt, Beştir beş, aldım bir eş, Altıdır altı, yaptım kahvaltı, Yedim yedi, elim sırtına değdi, Sekizim seksek, Dokuzum durak.” Dengesini kaybeden ya da düşen oyuncu “yanmış” sayılır ve yeni ebe o olur.

Nur YILMAZ ve Rana Betül AYKUT Birdirbir Oyunu Oynarlarken.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 16.05.2009 Cumartesi TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

            Erkekler oynayınca tekerleme sözcükleri argolaşır.

            * Atlamadan evvel ebe kafayı kaldırırsa "kafayı keees" diye bağırılır.
            * Birinci oyuncu "birdir bir" diye başlar ki oyun da adını buradan alır.
            * İkinci ve dördüncü oyuncu atlarken ayıp sözler söylenir. İkidir İki Tilki ..ki, Üçtür Üç Atlamak Çok Güç; dördüncü oyuncu atlarken Dörttür Dööt (!) der ve atlarken ebenin poposuna tekme ata
r. Beştir Beeş Bizim Eşşek Senden Keleşşş; Altıdır Altı İşte Sana Kahvaltııı :)))
            * Yedinci oyuncu “Yedidir Yedii Yengen Neyi Yedi” der ve ebe diğer oyunculardan bir güzel tekme yer.

            * Sekizinci oyuncu "Sekizim Sek Sek" der ve tek ayak üstüne düşmek zorundadır.
            * Dokuzuncu oyuncu "Dokuzum Dokuzzzz, Artık Biz Yokuz!"
            * Onuncu oyuncu "Onum Oturak" der ve poposu ile ebenin sırtına kibarca oturur.
            * Onbirinci oyuncudan itibaren "Yağlı Çörek" faslı başlar.

            İlk turda hiç yanan olmazsa ebe biraz daha dikilir, böylece oyun giderek tehlikeli bir hal almaya başlar. Bu tehlikeden hoşlanan haylaz çocuklar ebeye "Dikil Dikil Dikil" diye bağırırlar. Bu biraz da ödlek oyuncuların cesaretini kırmak içindir. Özellikle tozlu topraklı bir zeminde oynanmalıdır ki düşenin bir yeri acımasın ama üstü başı da toz toprak içinde kalsın. Kısmî Alıntı : http://www.kolikler.com/liste/cevap/3696

Çivili Top Sahası'nda Madenî Parayla Gol Atmanın Zevki Bir Başkadır Ünye'de!

Ünye Uluslararası Festivali ÜGG - 2009 Orta Çarşı Etkinlikleri

            Çivili Saha'da maç yapmak da her çocuğun kolayca başarabileceği sokak oyunları kültürünün bir parçasıdır. Büyükler dahi bu oyunu zevkle oynar. Dikdörtgen ahşap bir sehpa üzerine simetrik olarak top sahasının iki yarısında yer alacak oyuncu yerleri işaretlenir. Bu yerlere birer çivi çakılır ve ardından kaleler ve fileleri tamamlanır. Santra yerine çiviler arasından geçebilecek 5 ya da 10 kuruş gibi madenî bir para konulur. Oyuna ilk başlayacak kişiyi belirlemek üzere Yazı mı Tura mı Oyunu devreye girer ve aynen futbol maçı yapar gibi oyun başlar.

            Plâtform dışına düşen para taç atılarak, kale çizgisi arkasına çıkan para korner atışı yapılarak değerlendirilir. Parayı parmakla sürtmek geçersizdir ve cezayı gerektirir. Tırnakla vuruş yapılmalıdır. İki kere paraya tırnak değmemelidir. Avut atışı kale direği üzerinden ya da arkasından yapılır. Yarı devrede saha çevrilir. Aslında nostaljik, güzel bir turnuva oyunudur.

Köşe Kapmaca - Bahadır / Nur YILMAZ, Rana Betül AYKUT, Ahmet / Salih / Ayşe ÖZTÜRK, Berkcan BALCI, Aytun SAĞBAŞ.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 16.05.2009 Cumartesi TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

            Ünye'de Çamlığa her gitmemizde Köşe Kapmaca oynamadan eve dönülmezdi. Ağaçlar bu oyun için çok müsaitti ve çocuk sayısı da her zaman yeterli olurdu. Ağaçların konumuna göre 5 ilâ yedi kişi bu oyunu oynardı. Her ağaç bir köşe addedilir ve ortada bir ebe bulunur. Ebeye yakalanmadan köşeleri değiştirmek gerekir. Ebeyi yanıltmak için köşeleri değiştiriyor gibi hareketlerle oyuna neşe katılır. İki kişi köşesini değiştirirken eğer ebe boşalan bir köşeye daha önceden dokunursa köşeyi kaybeden ebe olur.

ÜNYE'DEKİ OYUNLAR
Yazan : Nadi ÇOLAKOĞLU - Gönderen : Yüksel ŞEN

            Birinci yazım “ÜNYE’DE BASIN”, ikincisi “ÜNYE’DE MUSİKİ” üzerine idi. Bu ise “ÜNYE’DE OYUNLAR”. İstiyorum ki; bu ve benzeri yazılar, bizden sonraki kuşaklara varsayalım ki yüz sene sonrasına belgesel nitelikte kalsın. Düşünebiliyor musunuz? Yüz yıl sonra Dünya ne âlemde, Avrupa nasıl, nasıl bir Türkiye olacak ve en önemlisi Ünye’miz nasıl bir şehir olacak, içinde yaşayanlar nelerle uğraşacaklar? Lütfen bu soruyu biraz daha genişletip düşününüz!..

Eskiden, çok değil 40 – 50 sene önce evlerimizde geceleri kışın eğlence olarak şimdiki Pişmaniye Tatlısı’nın anası olan Tel Helva çekilirdi.

Yüzük Oyunu, Tombala, Kızma Birader, Fırdöndü gibi aile oyunları vardı. Kızlar İstop, Can Almaca, Yakan Top, Tek Bacak, İp Atlama, Beş Taş ve Evcilik oynarlardı.

TMO ve Komşu TCDDY Gen. Müd. Lojman Sakinleri Yakan Top Oynarlarken.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 TMO Güvercinlik Lojmanları

Erkek çocukları ile Kılıç – Kalkan, Çelik – Çomak, Birdir Bir, Uzun Eşek, Tentürük, Bokuç, Dikmece (Bıçak Oyunu), Pıtık (özellikle deniz kenarından toplanan miççolarla), Basmaca (Sipahi Ocağı, Yenice, Gelincik gibi sigara kutularının yazılı kapakları ile duvardan yere atılması ile oynanan oyun), Tahtalı ve Sıçan Uçurtmaları, Dama, Körebe gibi oyunlar vardı.

Şimdi kız – erkek ve yetişkinler için TV’lerde, bilgisayarlarda Tavla, Satranç, Fal Açmaca, filmlerden uyarlanan çizgili üç boyutlu oyunlar, uçaklarla, arabalarla, motosikletlerle ilgili yüzlerce farklı oyunlar var. Hiç tanımadığımız insanlarla internet vasıtası ile oynanan bir yığın oyun var. Var da Ünye’mizde çocuklar için oyun alanları yok denecek kadar az.

          Lütfen evimizin önünü, sokağımızı, mahallemizi ve ÜNYE’MİZİ TEMİZ TUTALIM.

                                                                                                                      Nadi ÇOLAKOĞLU
                                                               
07.05.2004 tarih, 162 sayılı Hizmet Gazetesi

Uzun eşek
http://tr.wikipedia.org/wiki/Uzun_e%C5%9Fek
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Uzun Eşek, Sağlıklı Yaşamın Vazgeçilmez Oyunlarından!

http://www.siberoyun.org/59-Uzun-Essek.html

            Uzun eşek, iki takımın oynadığı hakemli bir oyundur. Erkekler ve kızlar tarafından beraber ya da ayrı ayrı oynanır.

            Oynanışı : Öncelikle bir hakem seçilir. Hakem genellikle grup içindeki en kilolu kişi veya o an oyunu oynamaya fiziksel bir engeli olan kişi olarak belirlenir. Hakem "Yastık" olarak adlandırılır. Uzun eşek hakem olmadan oynanamaz.

            Oyuncular eşit sayıda iki gruba ayrılır. Bir grubun en az 3 kişi olması gerekir. İlk "yatacak" takım kura ile belirlenir. Yastık sırtını bir duvar veya ağaç gibi sağlam bir yüzeye dayar. Yatacak takımın ilk oyuncusu kafasını yastığın bacakları arasına sokarak omuzlarını yastığın bacaklarına dayar, takımın diğer üyeleri de kafalarını sırayla öndeki arkadaşlarının bacakları arasına koyarak, öndeki arkadaşların bacaklarına sarılırlar.

Bahadır YILMAZ, Berkcan BALCI, Ahmet - Salih ÖZTÜRK, Aytun SAĞBAŞ
ve Rana Betül AYKUT TMO Lojmanları Çocuk Bahçesinde Uzun Eşek Oynarlarken.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 16.05.2009 TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

            İkinci takım mensupları koşarak sırayla diğer takımın sırtına atlar ve bir eşeğe biner gibi otururlar.Atlamanın şiddetiyle yatanlar ahhhh, uhhh, ihh, ohhh gibi sesler çıkarabilirler. Bu gibi seslere alışmanız gerekir. Ayrıca uzun eşeğin önemli kurallarından biri de hep atlayan birinin olabileceğidir. Yani bir kişi seçilebilir. Bu isteğe kalmış. Her iki gruba da atlar. Fakat hiç yatmaz.

            Atladıktan sonra yukarıdakilerin hareket etmeleri yasaktır. Birinci amaç yatan takımı atlamanın şiddetiyle devirmektir. Devrilen takım tekrar yatar. Atlayanlar yere değerse kaybetmiş olurlar ama yatmazlar yerine sayışma yapılılır ve yatacak grup böyle belirlenir.

            Eğer yatan takım devrilmemişse ve atlayan takım oyuncularından hiç biri yere değmemişse şu şarkı söylenir :

            Bizim köyün imamı,
            Alttan verir samanı,
            Üstten çıkar dumanı.
            Çattı da pattı kaç attı?

            Bu şarkı bittiğinde atlayan takımın ilk atlayan mensubu yastığa parmaklarıyla 1 veya 2 işareti yapar. Fakat oyunun aslında 5 kadar bir sayı da tutulabilir. Yatan takımın ilk mensubu da "çift" ya da "tek" diye bağırır ve eğer atlayanların gösterdiğinin tek mi çift mi olduğunu bilirse, atlayan takım yatar. Yoksa yatanlar tekrar yatar.

            Belinden, boynundan, dizlerinden rahatsızlığı olanların kesinlikle oynamaması gerekir. Çok kilolu kişiler diğer takımda sakatlık yaratacağından oynatılmamalıdırlar.

            Bu oyun genellemesine göre kaç kişi yatarsa ondan iki fazla kişi atlar. Yoksa yatanların devrilmesi mümkün değildir. Kızlarda bu değişir. Kaç erkek yatmışsa onun iki katı kadar kız atlar. Böylelikle demokrasinin ilkesi olan eşitlik sağlanır. Ayrıca kızların başka hakları da vardır. Yatanlar üzerinde hareket edebilirler ve yatanlar çok güçlüyse bir kişiyi daha alabilirler. Yatması için bir erkek alabilirler, böylece eşitlik sağlanır. Çünkü aksi taktirde eşitlik sağlanamaz.

            Bu oyunda yatanlar sıkı sıkı birbirine kenetlenmelidirler. Eğer yatanlar çok iyi kenetlenmişse atlayanların yenme şansı düşer.

Uzun Eşek Oyunu'nda Dayanıklı Olan Üstte kalmaya Hak Kazanır.

http://img472.imageshack.us/img472/527/20070515411332117923986rt6.jpg


Devam Edecek

TIP Oyunu'nda TMO Lojmanları Bahçesinde Site Sakinlerinin Çocukları
Arda /Aytun SAĞBAŞ, Berkcan BALCI, Bahadır / Nur YILMAZ, Ahmet / Salih ÖZTÜRK ve Rana Betül AYKUT.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 16.05.2009 Cumartesi TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

Rana Betül AYKUT, Nur YILMAZ, Bahadır YILMAZ,
Berkcan BALCI, Ahmet ÖZTÜRK Hakem Gözetiminde Oynarlarken.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 16.05.2009 TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

Ahmet BİRBEN, Alparslan ÖZ, İsmet KÜÇÜKOĞLU, Mustafa ÇAKMAKCI, Kadir ÖZDEMİR ve İbrahim GÜRKAN.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 29.07.2007 Uluslararası Ünye Festivali Ü-STP Orta Çarşı Etkinlikleri.

Halat Çekme Oyunu Rakipler Arasında Bir Güç Gösterisidir ki Seyrine Doyum Olmaz!
Alanya Gazeteciler Cemiyeti Gedevet Yaylası ve Ordu'da Hıdrellez Şenlikleri'nden Neşe Dolu Görüntüler.

http://www.magazinalanya.com/2007/04/15/alanya-medyasi-agc%E2%80%99nin-bahar-piknigi%E2%80%99nde-bulustu/

Yakan Top, beceri ve çeviklik isteyen heyecanlı bir gençlik oyunudur.
Nur ve Bahadır YILMAZ, Busenur GÜNGÖR, Cemal TATLI ve Hakan Osman BULUT Yakan Top Oynarlarken.


Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 Cuma TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

Körebe Oyunu'nda Nur ve Bahadır YILMAZ, Busenur ve Yusuf GÜNGÖR, Cemal TATLI ve Hakan Osman BULUT
 
Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 Cuma TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

İSTOP Oyunu'nda Nur YILMAZ, Bahadır YILMAZ, Busenur GÜNGÖR, Yusuf GÜNGÖR ve Hakan Osman BULUT

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 Cuma TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

Cemal TATLI arkadaşları ile üç ayrı renk taşlı "GA mı GÜZEL mi PEYNİR mi" oyununu oynarken görülüyor.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 Cuma TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

Beştaş Oyunu'nda Zor Hamlelerden Biri.

Fot. : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 TMO Güvercinlik Lojmanları

Günümüz oyun alanları artık paten yapmaya müsait. Nur YILMAZ ve Yusuf GÜNGÖR paten yaparlarken.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - 01.05.2009 Cuma TMO Güvercinlik Lojmanları Çocuk Bahçesi

Çocuk Oyuncakları'nı izlemek için tıklayınız!
http://unyezile.net/oyunlar.htm

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR