ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 07 Nisan 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

TÜRKİYE UYGARLIKLAR REHBERİ
KARADENİZ KIYISI
ÜNYE İLE İLGİLİ BÖLÜM

Yazar : John FREELY
The Redhouse Guide to THE BLACK SEA COAST of TURKEY

TÜRKİYE UYGARLIKLAR REHBERİ - 2
MARMARA ETRAFINDA - KARADENİZ KIYISI
(YKY - 1748, 2. Cilt, 10. Bölüm, 3. Baskı, 179 sh. 2004/İst.)

10. BÖLÜM (Sh. 113 - 124)
SAMSUN'DAN TRABZON'A

            Bu seferki turumuzda Karadeniz kıyısında Samsun'dan Trabzon'a uzanacağız ve içerilerde Niksar ile Şebinkarahisar'a uğrayacağız.

            Yolculuğumuzun birinci safhası bizi eskiden İris Nehri diye bilinen Yeşilırmak deltası üzerinden Samsun'un Doğu’suna götürüyor. 34 kilometrelik bir araba yolculuğundan sonra Çarşamba'da ırmağın üzerinden geçiyoruz.

            Çarşamba'yı 21 kilometre kadar geçince ulaştığımız deltanın Doğu ucunda küçük liman kasabası Terme var, Terme Suyu diye bilinen nehrin ağzına kurulmuş. Kasabanın ve nehrin isimleri eski isimlerinden türemiş : Terme'ye Themiskyra, Terme Suyu'na Thermodon denirmiş eskiden.

Asia Minor Greek/Roman
http://www.meandertravel.com/biblicalanatolia/bigxxmap9.htm

Sinope=Sinop, Amisus=Samsun, Themiscyra=Terme, Thermodon R.=Terme Irmağı
Cotyora=Ordu, Cerasus=Giresun, Tripolis=Tirebolu, Trapezus=Trabzon, Rhizus=Rize

            Strabon, Pontos sahilinin bu kesiminin Amazonlar olarak bilinen efsanevî kadın savaşçılar ırkının memleketi olduğunu belirtiyor Geographilca adlı eserinin VI. Bölümü'nde :


Terme Çayı (Thermodon R.)

            Bütün yazarlar, Themiskyra ve Thermodon'un üstündeki ovaların ve onların üstündeki dağların Amazonlara ait olduğundan söz etmişlerdir. Amazonlar  yılın on ayını çift sürmekle, tarım ve hayvancılıkla, özellikle de at eğitmekle geçirirlerdi, ama en gözü kara olanları ava çıkar, savaş idmanı yapardı. Sağ ellerini her işi yaparken, özellikle mızrak atarken rahat kullanabilmeleri için sağ göğüsleri bebekken dağlanırdı. Ok, yay ve hafif kalkanlar kullanırlar, vahşi hayvan postlarından miğfer, giysi ve kemer yaparlardı.

            Baharda iki aylığına onları Gagarianlar'dan ayıran komşu dağa çıkarlardı. Yerel gelenek uyarınca Gagarianlar da aynı yere Amazonlar’la birlikte kurban kesmeye ve soyu sürdürmek için ilişkiye girmeye giderlerdi, bu işi karanlıkta hangi Amazon denk gelirse onunla yaparlardı; hamile kaldıktan sonra onları geri gönderirlerdi; doğan kız çocuklar Amazonlar’ın yanında kalır, erkek çocukları ise yetiştirmek üzere Gagarianlar alırdı; her Gagarian kendine getirilen çocuğu belirsizlik yüzünden kendisinin kabul eder ve büyütürdü.

            Terme'nin otuz kilometre ilerisinde, Ünye'ye varmadan hemen önce, deniz kıyısındaki Aynikola Köyü çıkar karşımıza. Yerli denizcilerin koruyucusu olan Aziz Nikolaos'tan almıştır adını koy, denizciler karaya bir geçitle bağlanan bir adacık üzerine onun adına bir kilise yapmışlardır.

            Antik Oinoe şehrinin üzerine kurulu küçük bir liman kasabası olan Ünye'ye geliyoruz. Eski Oinoe şehrinden geriye hiçbir şey kalmamış ama kıyıda, körfezin en korunaklı yerinde, bir Ortaçağ kalesinin harabesi var, muhtemelen Bizans İmparatoru I. Andronikos Komnenos (1183 - 85) tahta çıkmadan önce yaptırılmış.

Ounié - Garnier, F.A. 1803 - 1863

http://www.davidrumsey.com/maps1298.html

            Ünlü bir Bizans kalesi olan tarihi Oinoe Kalesi'nin, 560 no.lu Ünye - Niksar karayolunun beşinci kilometresindeki Kaleköy'de bulunan Çaleoğlu Kalesi olduğu tespit edilmiştir. I. Andronikos Komnenos 1183'te Konstantinopolis'te tahta çıkmadan önce kısa süreliğine bu kaleyi tımar olarak elinde tuttu, imparator olduktan iki yıl sonra tahttan indirilip öldürüldü, oğlu ve veliahtı David de aldığı korkunç yaralar sonucu kısa sürede öldü.

Ünye (Çaleoğlu) Kalesi

            David'in iki küçük oğlu Aleksios ve David Konstantinopolis'ten kaçırıldı ve halaları Gürcistan Kraliçesi Tamar'ın yanında korumaya alındı. 1204'te Konstantinopolis Latinler’in eline geçtiğinde Aleksios ve David Komnenos ile Gürcü yandaşları Trabzon'u ele geçirdiler ve Pontos'la Paphlagonia'da bağımsız bir krallık kurdular.

            Böylece Trabzon İmparatorluğu doğdu, Aleksios ve David Komnenos bu imparatorluğu ortaklaşa yönetiyorlardı, kurdukları hanedan iki buçuk asır sürecek, Konstantinopolis'te tekrar kurulan Bizans İmparatorluğu'ndan sekiz yıl daha uzun ömürlü olacaktı. David, Büyük Komnenos diye bilinirdi, 1214'te öldükten sonra bu unvan kardeşine geçti, ondan sonra da Trabzon'daki Komnenos hanedanının diğer imparatorlarına.

            Latinler Konstantinopolis'i fethettikten sonra Partitio Romaniae adında bir belge hazırladılar, bu belgede bölünen Bizans İmparatorluğu'nun Venedikliler ve Dördüncü Haçlı Seferi şövalyeleri arasında bölüştürülecek muhtelif parçalarının bir listesi vardı. Partitio Romaniae'dc sözü edilen Bizans mülklerinin en Doğu'da olanı Oinoe'ydi ama bu liste yapıldığı sırada Aleksios ve David Komnenos ile Gürcü birlikleri kasabayla, kalesinin yönetimini ele geçirmiş, burayı da Trabzon İmparatorluğu'na katmışlardı.

            Çaleoğlu Kalesi aynı zamanda efsanevî Atmaca Kalesi'dir, edebiyatta ilk olarak, Jean d'Arras'ın yazdığı on dördüncü yüzyıl romansı Mélusine'de görülür. Mélusine, hem Kıbrıs'ı hem de Kilikia Ermeni Krallığı'nı yöneten hanedandan Lusignan kontu Raimondin'in karısıydı. Efsaneye göre, Mélusine'in kız kardeşi prenses Merlier, kıyamete kadar bu kalede mahpus tutulmaya mahkûm edilmişti. Gardiyanı bir atmacaydı ama aynı zamanda kalenin etrafında şövalyeler de nöbet tutuyordu. Şövalyelerin görevi atmacayı uyanık tutmak ve yemeden, içmeden, uyumadan, sohbet etmeden üç gün boyunca kalenin dışında beklemekti.

Kaleköy Civarından Ünye Kalesi'nin Görünümü

Fot. : Dick Osseman http://www.pbase.com/dosseman/unye_turkey

            Ödül olarak mahpus prenses, 'maddî' olmak kaydıyla, her dileklerini yerine getiriyordu ama ondan 'vücudunu ya da evlilikle veya başka yollarla aşkını talep edemiyorlardı.' Uygunsuz isteklerde bulunan şövalyelerin dokuz nesli bahtsızlıktan kurtulmuyordu. Bir Ermeni kralı nöbetini tuttuktan sonra prensesi istemiş, ceza olarak da o ve torunları kendilerini bitmeyen bir savaşın içinde bulmuşlardı.

            Oinoe Kalesi'ni gördükten sonra 850 numaralı karayolundan Güney’e Niksar'a yollanıp 105 kilometre kadar gidiyoruz. ...

            ... Şimdi tekrar Ünye'ye dönüp, Karadeniz kıyısında Doğu’ya yolculuğumuza devam ediyoruz.

            Ünye'ye 24 kilometre mesafede Fatsa vardır, antik Phadisane, içeriye sapan bir yol levhasında ‘Kale’ ibaresi görülür. Kale, Fatsa'nın beş kilometre Güney'inde, Evkaf Köyü’nün 500 metre kadar Güney’inde yalçın bir tepe üzerine kuruludur. Dört sur çemberinin izleri hâlen görülmektedir, en içte yer alanı iç kaleyi oluşturur. Sur içi alanı 200'e 50 metre ebatlarında ve ovaldir; iyi korunmuş olan tek kapı, dıştan itibaren ikinci surun Doğu tarafındadır. Kale, Geç Bizans Dönemi'ne tarihlenmektedir, muhtemelen Trabzon İmparatorluğu'nun bir kalesiydi.

            Dokuz kilometre kadar ileride Bolaman, antik Polemonion vardır. Phadisane ve Polemonion, içerideki Sidene şehrinin kıyıdaki üç arazisinden ikisiydi, üçüncü ise Khabaka'ydı. Daha önce Side diye bilinen Polemonion'a adını, İ.S. 64'te Romalılar'a teslim olan Pontos'un son kralı II. Polemon vermiştir.

            Bolaman'a girer girmez kıyıda harikulâde bir bina görürüz, bir Ortaçağ kalesinin dayanıklı kalıntıları üzerine kurulu, kocaman, eski, ahşap bir konaktır bu. Bolaman Kalesi diye bilinen kale, denize uzanan kayalık bir burun üzerine yapılmıştır, çevre duvarının kalıntıları hâlâ belirgindir. Bir Bizans şapelinin çokgen apsiti, kalenin Doğu duvarından dışarı taşar. Kalenin üzerine kurulu ev, 1811'de Trabzon Paşası görevine getirilen Çarşambalı Süleymanzade Hazinedaroğlu tarafından on dokuzuncu yüzyılın başında yaptırılmıştır. Şapel on üç veya on dördüncü yüzyıllara tarihlenir, kale ise muhtemelen Bizans Dönemi'nin başlarından kalmadır.

Bolaman Kalesi Üzerine Kurulu Ev

Trabzon Paşası görevine getirilen (1811) Çarşambalı Süleymanzade
Hazinedaroğlu tarafından XIX. yy.'ın başında yaptırılmıştır.

            Çam Burnu antik zamanlarda Genetes Akroterion diye bilinirmiş, burada Genetes adında bir halk yaşarmış, bu burna Genetes Zeus'una adanmış bir tapınak yapmışlar. Apollonios, Argonautika'nın II. Kitabı'nda bu burundan söz eder, burnun gerisindeki dağlık bölgede yaşayan ilkel insanlar olan Tibarenos ve Mossynoikos halklarının tuhaf âdetlerini anlatır.

            ... Argonuatlar Genetes Zeus'un burnunu dolanıp Tibareni ülkesi kıyılarından güven içinde geçtiler. Burada, bir kadın doğum yaparken kocası yorgan döşek yatar. Adam, başı sarılı, inleyerek yatakta yatarken karısı onu şefkatli bir ihtimamla besler. Hattâ doğum için banyo bile hazırlar.

            Ertesi gün Kutsal Dağ ve Mossynoikos'ların, mossyn'lerinde, yani isimlerini aldıkları tahta evlerinde, yaşadığı dağlık bölgenin kıyısından geçtiler. Bu insanların kendilerine göre doğruluk ve uygunluk kavramları vardır. Bizim kasabada ya da pazarda alenen yaptıklarımızı evlerinde gizlice yapar; bizim evlerimizde mahremiyet içinde yaptıklarımızı açıkta sokaklarda yaparlar ve kimse bunu garipsemez. Cinsellik bile bu halkın yüzünü kızartmaz. Tam aksine, çayırlardaki domuzlar gibi, yerlerde müstehcen ilişkiye girerler, başkalarının varlığından da hiç etkilenmezler.

Yazar : John FREELY
The Redhouse Guide to THE BLACK SEA COAST of TURKEY

TÜRKİYE'NİN KARADENİZ KIYISI
ADLI KİTABIN ÜNYE İLE İLGİLİ BÖLÜMÜ
Çeviren :
Cemil GÜRŞEN

            Terme'nin 30 kilometre Doğu'sunda, Ünye'ye varmadan önce Aynikola denilen birkaç evden meydana gelen bir kıyı köyüne geldik. Burası adını, anakaraya dar bir yolla bağlı bir adacık üstünde adına bir küçük kilisenin vakfedildiği yerel gemicilerin Pîr'i olan AZİZ NİKOLA'dan almıştır.


 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR