ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 27 Ocak 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLELİ ÇAĞDAŞ
ŞÂİRLERİMİZ /
YAZARLARIMIZ..

Araştırma : Mehmet Âli ERDİN
(Araştırmacı, Yazar, Kültür Danışmanı)
(Zileliler Yardımlaşma Derneği Haber - Kültür - Sanat - İletişim Bülteni.)
(Yıl : 2, Sayı : 2, Nisan 2004, Sahife : 12 - 22'de yayımlandı.)

Mehmet Âli ERDİN

ZİLELİ ÇAĞDAŞ
ŞÂİRLERİMİZ / YAZARLARIMIZ..

LÜTFİ RAHMİ KAYRAN

-- Şiirinde : Lirik, zarif, biraz hırçın, biraz kırgın..
-
Sosyal yaşamında : Çelebi, bilge, her efendiden beyefendice :

            Zile'nin ünlü tüccarından Hacı Tahir Efendi-zâde Rahmi Bey ile Nefise Hanım'ın ikinci oğulları olarak, 1911 yılında Zile'de doğmuştur. Hacı Tahir Efendi-zâde Rahmi Bey, İstanbul'da Fransız'larla ticaret yaptığı için ailesiyle Kadıköyü'nde Moda semtine yerleşmiştir. Bu nedenle, Lütfi Rahmi Kayran Bey, öğrenimlerini İstanbul'da sürdürmüştür. 1920 yılında Fransız Erkek Lisesi olan "Saint Joseph Lisesi"nin ilk ve orta kısmını bitirmiş, Galatasaray Lisesi'ne geçmiştir. Niş ve Paris'de eğitimini sürdürmesi niyetiyle Fransa'ya gönderilmişse de, babası Rahmi Bey'in vefatı yüzünden Türkiye'ye dönmüş, bir daha da Fransa'ya gidememiştir. O günlerde, Fransa'da İhtilâlci Türk Milliyetçileri'ne "Jön Türkler" adı verilmektedir. Bu ad, Fransızca "Jeunes Turcs" (Genç Türkler) deyiminden alınmıştır. Bunlar 1908'de Sultan Abdülhamit'i bir anayasa hazırlamak zorunda bırakmışlar, Sêvres Antlaşması'nı tanımamışlardır. Lütfi Rahmi Bey, bu sırada Paris'dedir ve Jön Türkler grubuna katılmıştır. Onun, Jön Türkler içinde yer aldığı günleri ilk siyaset deneyimlerini aldığı günler olarak sayabiliriz.

            Edebiyatla ilgilendiği ve şiir yazdığı günler; herkesin şâir, yazar sayılamadığı, büyük şâir ve yazarların hiç kimseye iltimas etmediği, yetki ve yeteneği olmayanlara fırsat tanımak bir yana, hoşgörü bile göstermedikleri, acımasızca eleştirdikleri günlerdir. Böyle kısıtlı bir ortamda Lütfi Rahmi Kayran, adı ve önemi büyük dergi ve gazetelerce kabul görmüş, Servet-i Fünûn Dergisi'nde yazı ve şiirleri yayımlanmıştır. Servet-i Fünûn Dergisi : 27 Eylül 1928, Sayı : 202 - 1676'da yayımlanan "Gönlüm ve Ben" şiiri çoğu dostlarınca ezberlenmiş, bestelenmeye değer bir şiirdir.

            [Servet-i Fünûn ünlü bir edebiyat akımının adıdır. Edebiyat-ı Cedide olarak da anılır. Bu akım, Türk şâir ve yazarlarından bazılarının 1896 yılında Servet-i Fünûn Dergisi etrafında toplanmasıyla başlamış, 1901 yılına kadar sürmüş, imparatorluğun baskılı yönetimi karşısında dağılmıştır. Topluluğun öncüsü Recai-zâde Mahmut Ekrem'di. Bu topluluk; Tevfık Fikret, Cenap Sahabettin, Halit Ziya Uşaklıgil, Süleyman Nazif, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın ve Hüseyin Siret temsilciliğinde Türk edebiyatında gerçek bir çığır açtılar.

            Servet-i Fünûn sanatçıları halka değil, aydınlara hitap ettiler. "Sanat için sanat" ilkesine bağlı kaldılar ve yalnız güzellik peşinde yürüdüler. Dilde, Arapça ve Farsça kelimelere ve bu dillerin bazı kurallarına yeniden bol bol yer verdiler. Yazılarındaki cümle kuruluşunda Fransız cümle yapısının etkisi görülür. Fiilsiz cümleler, cümleler içinde cümlecikler, noktalama işaretlerinin yerinde kullanılışı başlıca özellikleridir. Dil, Batı'dan gelen kavramları kolaylıkla anlatacak bir nitelik kazanır. Fars etkisinin bütünüyle ortadan kalktığı, bunun yerine Fransız romantiklerinin, Parnasçıları'nın ve sembolistlerinin örnek alındığı görülür. Divan Edebiyatı gelenekleri ise büsbütün yıkılmıştır. Şekiller ve türler kökten batılılaşır. Tanzimat'ta bile devam eden "Şiirde beyit tamlığı" esası kırılarak tek "konu", yahut plânlı "bütün güzelliği"ne ulaşılması buna örnek olarak gösterilebilir.

            Şiirde kulak kafiyesi uygulanmış, roman ve hikâye türleri başarılı örnekler vermiştir. Yazarlar, üslûpta sürekli olarak tabiîliği aşan bir süs zenginliği sürdürürler. Bu topluluk edebiyatçıları, önceleri kişisel duygulara çok yer verdiler. Sonraları üstü kapalı bir tarzda toplumsal problemlerle uğraşmaya başladılar. Çağlarına göre çok ileri hattâ lâik bir düşünüş ve yaşayışın anlatımlarını eserlerinde verdiler. Servet-i Fünûn'da şiir, roman, hikâye ve eleştiri çok ileri gitti. Tiyatro edebiyatı ise baskılı yönetim yüzünden gelişemedi.]

            Servet-i Fünûn, Türk Edebiyatı Tarihi'mizde önemli izler bırakmış bir edebiyat akımıdır. Bu akımın yayın organı Servet-i Fünûn Dergisi'nde Zile'Ii bir şâir-yazarın da imzası var.. O da Lütfi Rahmi Kayran. Zile ve Zileliler elbette gurur duymakta, Lütfi Rahmi Bey'i hatırlamakta, unutmamakta haklıdırlar..

            Lütfi Rahmi Kayran, babasının ölümünden sonra, ailesinin sorumluluğunu üstlenmiş, Zile, Kislik Mahallesi "Hacı Tahir Efendi Sokak No. :19'daki baba ocağı'na dönmüştür. 10.02.1941 yılında Dr. Ahmet Haldun Aydemir'in kızı İlhan Hanım'la Fatih/İstanbul'da evlenmiştir. İlhan hanım ve kızı Duygu Sıldıroğlu, oğlu Rahmi Lütfi Kayran İstanbul'da, büyük kızı Utku Eken Zile'de yaşamaktadır. Ömrü vefa etmediği için görmek şansına ulaşamadığı altı torunu vardır.

            Lütfi Rahmi Kayran, 1941 yılından itibaren hep Zile'de yaşamış, Ulus Sineması sahibi ve işletmecisi olarak Zilelilere hizmet vermenin yanı sıra Yerel Gazete'lerden : Zile (Siyasî Halkçı Gazete)'nin, Sahibi - Mesul Müdürü ve yazarı, Görüş (Günlük Siyasî Demokrat Gazete) ile Başarı (Günlük Siyasî Müstakil Gazete)'nin ve ayrıca Çağıltı (Aylık Kültür ve Sanat Dergisi)'nin şâiri, yazarı olarak Zile Basını'na hizmet etmiştir. Siyaset alanındaki çalışma ve çabalarını Cumhuriyet Halk Partisi saflarında sürdürmüş, İl Genel Meclisi Üyesi ve 1948 - 1950 yıllarında Zile Belediye Başkanı, sonraki yıllarda da her dönem Belediye Meclis Üyesi seçilmiştir. Her modern düşünce ve projenin altında onun öncülüğü, çabası ve emeği vardır. Zile Lisesi'nin açılması için kurulan derneklerde, yazılan yazılarda, sürdürülen resmî ve kişisel görüşmelerde onun emeği çoktur.

            Gelişmiş insan sevgisiyle hümanist felsefenin zarif örnekliliği içinde yaşayan Lütfi Rahmi Bey, 1948 yılında yazdığı "Peynir Ekmek", şiirinde bu özelliğini örneklemektedir. Laconisme (Fransızca'da "Kısa söz söylemek"; İcaz) sanatını, Hiciv sanatını siyasî yazılarında ustaca kullanmıştır. 18 Şubat 1966 Cuma günü yayınlanan Başarı Gazetesi'nde "Bizim Belediye Meclisimiz" yazısı bu ustalığına güzel bir örnektir. Aslında onun her konuda her adımı, her işlevi, benimsenmesi gereken güzel bir örnekti. Oğlunun dediğine göre, günde iki paket Yeni Harman Sigarası içiyormuş. [Yeni Harman Sigarası; filtresiz, tok içimli bir sigaradır.] Bazı zamanlar, Yenice, Bahar Sigarası içmişse de Yeni Harman Sigarası'ndan vaz geçememiş. Oysa, onun ne yolda ve ne de konuk olduğu yerlerde sigara içtiğini pek gören olmamıştır. Bizler de görmedik. Bu davranış da bir kültür içermektedir. Sonra anladık.. Bugün bu davranışa ["Para Cezası" uygulanacağı uyarısıyla] davet eden afişler her yerde asılı.. Aldıran da yok, ceza uygulayan da.. Lütfi Rahmi Bey, koyu bir tiryaki olmasına karşın sigarasını her yerde, herkesin gördüğü yerde içmiyordu. Sinemadan bilet alırken onu gişelerin arka tarafında yer alan bürosunun özel köşesinde çalışırken, gazete okurken görürdük. Sigara içerken hiç görmedik.

            Lütfî Rahmi Kayran : Şiirlerinin bazılarında "Kozlucalı Âşık Kayran" mahlasını kullanıyordu. 1967 yılında sağlığı bozulmuş, Zile Basını'na veda etmeye, İstanbul'da tedavilerini sürdürmeye başlamıştı. 20.03.1968 Çarşamba günü Gurebâ Hastahanesi'nde gırtlak kanserinden ameliyat oldu. Ameliyat başarılı geçti. Akşama doğru doktor ilgisizliği yüzünden ağır bir kanama geçirdi. Saat 18'de (57 yaşında iken) vefat etti. Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa sırlandı. Mekânı cennet olsun.. Zile ve Zileliler için büyük kayıptır. Onu tanıyanlar, her zaman anmakta, eksikliğini duymaktadır. Sanatı, yaşamı, yazı ve şiirleri bir araya toplanıp yayımlanmamış, bu anlamda bir hazırlık da yapılmamıştır. En kısa zamanda arşivi değerlendirilerek bir kitap hâlinde yayımlanması Zile ve Zileliler adına önemli bir katkı olacaktır.

            KAYNAKÇA

            - Gönlüm ve Ben - Şiir - 1) Servet-i Fünûn Dergisi : İstanbul, 27 Eylül 1928, sayı : 202 - 1676. 2) Çağıltı Aylık Kültür ve Sanat Dergisi : Zile, cilt : 1, sayı : 2, Mayıs 1961; sayfa : 14.
           
- Gurbet - Şiir -  Çağıltı Aylık Kültür ve Sanat Dergisi : Zile, cilt : 1, sayı : 5, Ağustos 1961; sayfa : 10.
           
- Zile'li Şâir Şeyh-zâde Remzi; Çağıltı Aylık Kültür ve Sanat Dergisi: Zile, cilt : 1, sayı : 12, Mayıs 1962; sayfa : 17, 18, 23.
            -
Peynir Ekmek - Şiir - Çağıltı Aylık Kültür ve Sanat Dergisi : Zile, cîlt : 1, sayı : 15, Aralık 1962; sayfa : 23.

Lütfi Rahmi Kayran'dan Örnekler :

            BİZİM BELEDİYE MECLİSİMİZ
           
Ortada kristal masa arkasında döner koltukta Bay Başkanımız.
           
Sağındaki sıralarda, onbeş üye iktidardaki Efendilerimiz.
           
Solundaki sıralarda, dokuz üye; Biz güçlü C.H.P.'liler varız.
           
Amma! Bay Başkanımızın yeri biz muhaliflerden tarafa, yani ortanın soluna doğru daha yakındır.
                                                                                           
Lütfi Rahmi Kayran
                                                          *18.02.1966 Cuma/Başarı Günlük Siyasî Müstakil Gazete - Zile -

            GÖNLÜM ve BEN
           
Ne aşkımla mesudum, ne hayatım bana yâr,
            Ömrümün baharında saçlarıma düştü ak.
           
Gönlüm benden ihtiyar, ben gönlümden ihtiyar
           
Sanki çölde benliğim susuz kalmış bir ırmak.
                                                             
Lütfî Rahmi
                                        Kayran/Kadıköy/İstanbul : 21 Eylül 1928

                                   GURBET
    - Babamın Hatırasına -            Lütfi Rahmi Kayran       Sakızağacı / İstanbul 1929

    Gurbetin yüzü soğuk,
    İçim harap bir kovuk,
    Kalbim mahkûm tuzakta.

    Ne annem, ne kardeşim,
    Ne ruhuma bir eşim,
    Hepsi benden uzakta.

    Saçı ak, gözü yaşlı,
    Başı bir taşta - yaşlı -
    Talih gurbetçisiyim..

    Hasret sen sesini kes,
    Ben gurbette mukaddes
    Bir mezar bekçisiyim..

Lütfi Rahmi Kayran, Zile Lisesi'nin Açılması ile İlgili Bir Toplantıda :

(Soldan Sağa :) Veteriner Hekim Mustafa Şengiz, Komiser Şükrü Bilgin, Avukat Osman Çetin,
Savcı Muavini Ahmet Turan,  Ulus Sineması Sahibi (Belediye Meclis Üyesi ve Zile Lisesi  Yaptırma
Derneği Başkanı :) Lütfi Rahmi Kayran, Zile Erkek Sanat Okulu Müdürü Hüseyin Aktuğ,
Zile Ortaokulu Müdürü Cemal Özdemir, Zahire Tüccarı Halil Kocatürk.

                              PEYNİR EKMEK
                                     Kozlucalı Âşık Kayran           Zile : 1948

  Zenginsen dertlidir başın,
 
Fakirsen berbattır işin,
  En iyisi bu gidişin,
 
Peynir Ekmek başabaş,
 
Tasalanma arkadaş.

  Ne başa koş, ne geri kal,
  Ortaya bak yolunu al,
 
Ye, iç, eğlen hem de saz çal,
  Peynir Ekmek başabaş,
 
Sen aldırma arkadaş.

  Gayret lâzım, telâş boşa,
 
Kanat açsan bu uçuşa,
  Yorulursun koşa, koşa,
  Peynir Ekmek başabaş,
  Boş ver sen de arkadaş.

  Hırs ve tamah felâkettir.
 
Çalmak en büyük zillettir,
 
Kanaat baş saadettir,
  Peynir Ekmek başabaş,
  Hoş gör sen de arkadaş.

  Servet getirmez saadet
  Ne verirse odur kısmet,
 
Bil ki ömrümüz muvakkat,
  Peynir Ekmek başabaş,
  Hakka güven arkadaş.

  Yük etme bir şey kendine,
 
Dünyâ değer mi derdine?
  Düşme kötü kemendine,
  Peynir Ekmek başabaş,
 
Ye, iç, eğlen arkadaş.

  Eğilme dik dursun başın,
 
Kırma, çatılmasın kaşın,
 
Gamla zehrolmasın aşın,
 
Peynir Ekmek başabaş,
  Hayat böyle be kardaş.

  Bakma kendinden üstüne,
 
Doldur soğuk su testine,
 
Keyifle otur postuna,
  Peynir Ekmek başabaş,
  Şükredip ye, arkadaş.

ŞEYH-ZÂDE REMZi

            Geçmişteki şâirlerimiz arasında şiirleri ve sanatı bakımından ayrı bir özellik taşıyan şâirimiz varsa, o da Remzi'dir. Remzi, çok ve çeşitli şiirler yazmış başarılı bir sanatkârdır. Vefatı otuz yıl evvel olduğu için Remzi'yi bizim çağımızdaki hemşehrileri iyi tanırlar. Remzi, Zile'de Eytam Müdürlüğü ve Belediye Reisliği yapmış, biraz içkiye düşkün ve o devrin modasına uygun temiz giyinen hoşsohbet, nüktedan, herkes tarafından sevilip sayılan efendi bir adamdı.

            Zileli Şâirler yazarı değerli bilgin arkadaşım Cahit Öztelli, kitabının Remzi'ye ait kısmında şâirin yazılı eserlerini bulamadığından bahseder. Keşki o zaman benim incelediğim defterler yazarın eline geçse idi, kitaba Remzi'ye ait daha fazla eser konulmuş olurdu.

            Remzi'nin torunu genç dostum Fuat Sezgi'nin, merhumun defterlerini bana getirmesi üzerine kendi el yazısıyle yazılmış bütün şiirlerini okudum, bunlardan bugünkü dilimizde anlaşılması nisbeten kolay olanlarını seçerek buraya aldım.

            Bu âlemde ne iş tutsam beğenmezler fena derler.
            Devasız dertlere düşsem, buna bu dert seza derler
            Olup teşbih ile meşgul, bütün terki fena etsem,
            Ki, surette sofî amma, esası yok riya derler.

            Sükûnet âleminde inzivayı ihtiyar etsem,
            Tenezzül eylemez halka yazıktır bir hava derler.
            Edip ihvan ile ülfet biraz hoş merhaba etsem,
            Olurlar çok fikre zâhib.oyun var mutlaka derler.

            Asil insan budur makbul kusuru nefsinde bilmek,
            Ne mümkündür beğendirmek buna ehli fena derler.

            Remzi'nin elinde ve cebinde durmadığı için para ile hiç arası yoktur ve "Para ile Hasbıhâl" adlı manzumesinin ilk mısraları :

            Bazı yerde sîm ü zer evrak nikel derya gibi,
            Bizde bir evrakı nakdî adetâ kimya gibi.

            Der ve devam eder.. Başka bir şiirinde :

            Bak kahbe felek aksine devrana bulaştı,
            Kaçtımsa da takip edip arkamdan ulaştı.

            Ve sonra işi daha ileri götürüp :

            Bu nasıl âlem ki kederi zevkini değmez
            Kışının zulmüne bak, yaz gününün şevkini değmez
            Bu hebaya giden ömrüm verilen rızkını değmez

            Diye çatarsa da başka bir şiirinde :

            Hüdamn emrini tuttum nehyinden içtinab ettim,
            Ulûm eyleyip talimi mahreç iktisab ettim...

            deyip övünür.

            Bir mısrasında :

            "İnsanı Kâmil isen çok söyleme, az ye, az uyu".

            Ve başka bir şiirinde :

            Teşekkür eyle her işte Hüda'ya daima Remzi,
            Tarîki istikamette yürü ol maksada nail

            Der ve başka bir mısrasında ise :

            Vefa ummak hamakattır zamanın dilrübasından.

            Şeklinde güzel sözler eder. Remzi'nin asıl sanat değeri hiciv ve mizahî alanda yazmış olduğu şiir ve kıt'alarıdır. Bunlardan en meşhuru "Rüya" adlı hicvidir :

RÜYA

    Nukudum varım emvalim,
    Çekip aldın neyim kaldı,
    Setirden eyledin tecrit
   
Libastan nîm geyim kaldı.
    Ne ekle bir kuru nanım
    Ne şürbe bir meyim kaldı,
    Süyemden tül karıştan dûn,
    Alırsan bir şeyim kaldı.

            Bundan başka Remzi'nin Zile'de dostları arasında bulunduğunu bildiğimiz, fakat daima dokunduğu bir şahıs için söylediği parça o devirde o şahıs için ne kadar yerinde söylenilmiş bir söz olması dolayısıyla özellik taşımaktadır :

            Terkedip küfr-i inâdî ihtida etti Ziya,**
            Hazreti İsa sevindi, hiddet etti Mustafa.

            Yine aynı kişi için söylediği ikinci parça ise;

            Câmiye girdin fakat
            Kapmak için bir külah,
            Müslüman oldum diyorsun,
            Yâ, neden vechin siyah?

            Bunlardan başka tanıdığı başka bir şahsın evinin kapısı yanına yaptırdığı çeşme için şâirden bir kitabe yazmasını ısrarla istemesi üzerine ayak üstü yazıp verdiği :

            Çaldın çırptın yaptırdın bir çeşme,
            İç suyunu, kişne ha kişne.

            Diyen iki mısrası meşhurdur.

            Remzi'nin birçok şiirleri arasında buraya aldığım güzel bir koşması, şâirin bu alanda da başarılı ve değerli eser vermiş olduğuna bir misâldir.

EYVÂH

    Bâis nedir bu gazele,
   
Meftun oldum bir güzele,
   
Yalvarırım lemyezele
    Buna nedir çare eyvâh.

    Dökülmüş cepheye perçem,
   
Âğu doldur ver ki içem,
   
Mümkün müdür ben vaz geçem,
    Düşürdün şikârna eyvâh.

    Taktı boynum kemendine,
   
Bakmaz akan göz seline,
   
Bend etti zülfün teline,
   
Çekti beni dara eyvâh.

    Derd'ile oldum efsane,
    Ne mecnunum ne divane
   
Derûnum döndü külhâne,
    
Yaktı beni nâra eyvâh.

    Sarfettim yoluna varım,
   
Kalmadı hiç kisb ü kârım,
    Rahm'eylemez gülüzârım,
    Tükendi pul para eyvâh.

    Dedim bir bûse ihsân et,
   
Mahzun gönlümü şâd et,
   
Dedi sen bana ihsân et,
   
O benden zampara eyvâh.

            Remzi'nin defterlerinde birçok şiirlerinden başka, "Allah'a Mektup", "Mektep Destanı", "Hilkat-i Âlem", "Para ile Hasbıhâl", "Münkir ve Nekîr'e Arzuhal", "Cumhuriyet Marşı" gibi uzun manzumeleri de ayrı ayrı incelemeye değer eserlerdir.

            Remzi, 1877'de Zile'de doğmuş, medresede ve Rüştüye Mektebi'nde okumuş ve hemen hemen bütün hayatı Zile'de geçmiştir.

            Remzi, 1932 yılında 55 yaşında iken Zile'de vefat etmiştir.

            *Çağıltı : Aylık Kültür Sanat Dergisi. Yıl : 2, Sayı : 12 (Mayıs 1962), Sayfa : 17 - 18. - Sahibi :Zile Kültür Derneği Adına Fikret Tarhan. Sorumlu Müdür : Suat Sabri Akman.

            **Ziya : Kara Ziya adı ile anılan davâ vekili.

HİKMET DİZDAROĞLU

            Yazar, eleştirmen Hikmet Dizdaroğlu; l Nisan 1917'de Zile'de doğdu. Erzurum İlköğretmen Okulu'nu, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü (1939) bitirdi. Meslek hayatına Zonguldak'ta başladı. Kastamonu, Burdur lise ve ortaokullarında Türkçe Öğretmenliği, Burdur, Uşak, Muğla, Tire ortaokullarında müdürlük yaptı. Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Raportörlüğü'nde bulundu. 1965 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği'ne atandı. 1974'de emekli oldu. Uzun yıllar Türk Dil Kurumu'nun Terim Kolu Başkanı olarak çalıştı. 22.12.1981'de Ankara'da vefat etti.

            "Edebiyatımızda Dekadanlık" başlıklı ilk yazısı, Erzurum Öğretmen Okulu son sınıf öğrencisiyken, başkanı bulunduğu okul dergisi Dumlu'da yayımlandı.. (15 mart 1937). Sonraları, Yücel, Ülkü, Fikirler, Şadırvan, Hisar, Varlık, Türk Dili Dergileri'nde ve birçok gazetelerde, makale, sohbet, fıkra, özellikle eleştiri ve inceleme türlerinde pek çok yazıları yayımlandı. Eleştirilerini kitap biçiminde yayımlamadı ise de, bazı şâirlerimizin hayatlarını ve eserlerinden seçmeleri içeren tanıtma kitapları yayımladı: Huzûri (l. cilt. 1949), Namık Kemal (1952), Cenap Şebabettin (1952), Abdülhak Hâmit (1953), Şinasi (1954), Ataç (Türk Dil Kurumu Yayınları'ndan : 1962), Ömer Seyfettin (1964), Müftüoğlu Ahmet Hikmet (1964), Namık Kemal (başka bir kitap, 1964), Ahmet Rasim (1965).

            Dizdaroğlu, dil konusunda da üç kitap yayımladı : Türkçede Sözlük Yapma Yolları (1962), Türkçede Fiiller (1962), Tümce Bilgisi (1976), Dilcilere Saygı (1965).

            Ayrıca, Halk Edebiyatı araştırmalarını Halk Şiirinde Türler (1969), kitabında derledi. *Sanatçılar adlı kitabı; ortaokul türkçe kitaplarına eserlerinden parçalar alınmış sanatçılarımızın kimlikleri üzerine bir el kitabıdır (1962, 1963).

            Dekadanlık : 14. yüzyıl sonlarında Fransa'da "symboliste" de denilen bir takım şâirlere alay için verilen ad ki aslında "düşkünleşmiş" demektir.

DİLCİ VE YAZAR
HİKMET DİZDAROĞLU

Mehmet Aydın
Bilkent Üniversitesi
Öğretim Görevlisi

            Rahmetli Hikmet Dizdaroğlu, hep Zile'li olmakla övünürdü. Zile'yi, birçok sanatçı yetiştiren Orta Anadolu'nun en köklü bir kültür merkezi olarak kabul ederdi. Ayrıca, soyağacının sık sık Karakoyunlular'a değin uzandığını söylerdi. Bu yönden Erzurum'la ilgisi olduğundan da dem vururdu.

            Onunla dostluğumuz, Gazi Eğitim Enstitüsü'ndeki öğretmenliğimiz sırasında başladı. Daha sonra Millî Eğitim Bakanlığı'nca düzenlenen Hizmetiçi Eğitim etkinliklerinden, ortaöğretim Türkçe ve Edebiyat Öğretmenleri'ne, öğretim görevlisi olarak birlikte hizmet vermekle sürdü.

            Ayrıca, eski Türk Dil Kurumu'nda o, Terim Kolu Başkanı, ben de birkaç yıl terim uzmanı nitemiyle çalıştık. Bir de, Dizdaroğlu ölünceye değin, 1966 - 1981 yılları arasında her on beş günde bir sırayla evlerde toplanan Ankara Edebiyat Evleri topluluğunda da birlikte olduk.

            Bu topluluğa Ankara'da oturan şu sanatçılar katılırdı; Prof. Dr. Suut Kemal Yetkin, Hikmet İlaydın, Sabahattin Teoman, Muvaffak Sami Onat, Hikmet Dizdaroğlu, Mustafa Şerif Onaran, Mehmet Deligönül, Satı Erişen, İbrahim Agâh Çubukçu, Hasan Şimşek, Muzaffer Uyguner, Salah Birsel, Muhtar Körükçü, Osman Numan Baranus ve ben. Kimi zaman bu dostlar topluluğuna; Cahit Külebi, İlhan Berk, Füruzan Selçuk (Yerdelen), Muzaffer Buyrukçu, Tahir Nejat Gencan, Adnan Binyazar, Mehmet Kıyat ve Metin Altıok da konuk sanatçı olarak katılmışlardı.

            Toplantılarda genellikle yeni çıkan kitaplardan ve güncel olaylardan söz edilirdi. Bir gün ben, konuşmaların bir gündem çerçevesinde edebiyat içerikli olmasını ortaya atmışsam da Dizdaroğlu öneriye karşı çıktı; yorgunluk gidermek doğrultusunda dereden tepeden konuşarak, söyleşilerin dinlenmemizi kapsamasını söyledi ve herkes bu karşı dileği kabul etti.

            Dizdaroğlu, epeyce kilolu olmasına karşın damak zevkini çok severdi. Hemen bütün mekân tanımlamalarını lokanta ve pastahane üstüne yapardı. Çay şekerinde perhiz yapar görünür; fakat tatlılı yemeklere iştahla saldırırdı.

            Bir gün, Türk Dil Kurumu adına Dizdaroğlu ile yazar Emin Özdemir Sofya'ya bir dil sempozyumuna gitmişler. Orada, Dilmaç Hanım, lokantada Dizdaroğlu'nun yediklerine bakarak, Emin Özdemir'e onun Türkiye'deki görevinin ne olduğunu sormuş. O da "Yeme İçme Bakanı" demiş..

            Gene bir gün, ilk kez karşılaştığı bedence çok zayıf Satı Erişen'i yanına çağırıp şunları söyler : "Arkadaş! Seni gören dünyada kıtlık var sanacak..." deyince, o da ona hemen şu karşılığı verir : "Beyefendi! Sizi de gören dünyadaki kıtlığın asıl nedenini anlar..." diyerek sözünü ağzına tıkamış; bundan böyle de ikisi hep dost olarak kalmışlardır.

            Hikmet Bey, her gün öğleden sonraları birkaç saat uyuyarak dinlenir, buna "güzellik uykusu" adı verirdi. Geçmişte Eskişehir'de düzenlenen Türk Halk Edebiyatı Sempozyumu'na, Ankara'dan rahmetli Beşir Göğüs, Dizdaroğlu, Satı Erişen ve ben davet edilmiştik. Dizdaroğlu'na dört kişi birlikte gitmeyi önerdik. Ne var ki o, güzellik uykusundan vazgeçemeyeceği gerekçesiyle Eskişehir'e arkadan geldi. Biz de ona bir oyun oynadık. "Sevgili Dizdaroğlu, sen bizimle birlikte gelmediğin için çok şey yitirdin. Her üç aile yolluk olarak tavuk, börek ve pastalar hazırlamış. Onları yolda yerken hep seni anımsadık, dediğimizde, sararır gibi oldu ve neredeyse şok geçiriyordu.

            Gerçekte Dizdaroğlu dil devrimine yürekten inanmış, çalışkan bir insandı. Ancak toplumcu görüşlere pek sıcak bakmazdı. Birçok tanıtma kitapları yazıp dergilere pek çok kitap tanıtmaları yazdı. Bu yönden onu eleştirmen yerine, kitap tanıtmanı olarak değerlendirmek gerekiyor. Onun Türk Edebiyatı'na asıl hizmeti dil çalışmalarında görülür. Türkçe'de Sözcük Yapma Yolları (1962), Türkçe'de Fiiller (1962), Dilcilere Saygı (1965) ve Tümce Bilgisi (1976) köklü birer araştırma ürünleridir. Özellikle Tümce Bilgisi, metinlerden taranmış bol örnekleri içeren yapısıyla dil tarihimizin kaynak yapıtlarından biri sayılır. Ayrıca, Halk Şiirinde Türler (1969) kitabıyla da, Halk Edebiyatı'mıza geniş bir ışık tutmuştur.

            Hikmet Dizdaroğlu, şaka ve espriyi de çok severdi. Bir toplulukta, gür sesli konuşmaları ve tatlı öfkesiyle ortama değişik bir renk katardı. Hele sonradan dost oldukları Satı Erişen'le sık sık şakalaşırlardı.

            Dizdaroğlu ölmeden, dört ciltlik Türk Edebiyatı Tarihi hazırlığı içinde olduğunu belirtmişti. Bilmem özel kitaplığı arasından bu yapıt, gün ışığına çıkarılabilinir mi? Bir de, oldukça zengin özel kitaplığını Erzurum Üniversitesi'ne bağışladığını biliyorum. Ailesince bu bağışın bir an önce yerine getirilmesini önemle bekliyoruz.

            Eski bir dost olarak kendisini rahmetle anıyorum.

ZİYAETTİN NADİR

            1926 yılında doğdu. Zile'nin tanınmış tüccarından rahmetlik Turan Nadir Bey'in oğludur. Kardeşlerinden Sahabettin Nadir ve Yılmaz Nadir; Zile'de otomotiv alanında ticaret yapmakta,onarım-bakım servisi çalıştırmaktadır. Ziyaettin Nadir, ortaokul ikinci ve üçüncü sınıfları Zile Ortaokulu'nda okudu. Gençlik yıllarında Zile'de sosyal, kültürel faaliyetlere katıldı. Şiir çalışmaları da bu dönemin ürünüdür.

            Uzun süre; Damla, Salon, Dokuz Eylül, Her Hafta, Kızıl Elma, Merhem, Kaynak gibi Türkiye geneline hitabeden mecmualarda şiirleri yayımlanmıştır. Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin bir ferdi olarak uzun yıllar Zile'den uzak kalmış, zaman zaman Zile'ye gelebilmiştir. 1976 yılında Albay rütbesiyle emekli olmuş, İstanbul'a yerleşmiştir. Yenilevent semtinde yaşamını sürdürmektedir.

            Zileli olarak Zile'ye ilişkin kitap yayımlamaya ilk adımı atan dört kişi hepimiz için kişiliği, anısı ve katkılarıyla (ilk, ilki gerçekleştirmiş olmalarıyla) çok önemlidir. Cumhuriyet döneminde Zile'de ilk kitap yayımcısı Hüseyin Cahit Öztelli'dir. Hüseyin Cahit Bey; 1944 yılında kâğıt buhranına rağmen, Samsun'da "Vilâyet Matbaası"nda "Zileli Şâirler" kitabını bastırmayı başarmıştı. Zile'de ikinci kitap yayımcısı Ahmet Akbay'dır. Ahmet Bey, 1948 yılında Osmanbey Matbaası'nda "Ölme Sürün" - Şiir - kitabını bastırmıştır. Zile'de üçüncü kitap yayımcısı Rahmi Dönmez'dir. Rahmi Bey, 1951 yılında, Samsun'da Aksiseda Matbaası'nda "Zile" (İncelenıe-Tasvir) kitabını bastırmıştır. Dördüncü kitap ise, 1952 yılında Ankara'da Çankaya Matbaası'nda basılmış "Zile Ziledir" adını taşıyan kitaptır. Bu kitap Ziyaettin Nadir'indir. Ziyaettin Bey, kitabının kapak sayfasında "Şiir ve Resimlerle Yurt Parçaları:!" sinyal başlığı altında "ZİLE ZİLEDİR" diyor ve bir çerçeve içinde :

Bu şehrin şöhreti dilden diledir
Füsundan, rüyadan bir hoş çiledir,
A dostlar; rengârenk, bin renk Zilemiz,
Ne diyem; velhâsıl, Zile Ziledir!.

tasvirini yapıyor.. Bir başka sayfada bu şiirin bütününü görüyoruz :

ZİLE ZİLEDİR
- Ziyaettin Nadir -
  Füsûnkârdır Zile, hep meltem meltem,
  İnsanı nazlıdır ki, sitem sitem,
  A dostlar; yemyeşil, yeşil Zilemiz,
 
Dört mevsimde de dağ, taş çiğdem çiğdem.

  Bağı bahçesiyle hayâl diyarı,
 
Çayı, deresiyle mor, yeşil sarı,
  A dostlar; nepneftî, neftî Zilemiz,
 
Kavis kavis uzar, gider dağları,

  O meşhur pekmezi şiradan şira,
  Kör Hüseyin suyu biradan bira,
  A dostlar; masmavi, mavi Zilemiz,
  Çalısı çırpısı çıradan çıra.

  Panayır vakti her güzel çağdan çağ,
 
Karadini, Ulukavak bağdan bağ
  A dostlar; gıpgrî, grî Zilemiz,
 
Hüseyin Gazi, Şeyh Ahmet dağdan dağ.

  Lezizdir kömesi, cevizi, vezi,
 
Bozkır arama, dağ, taş, her yan gezi,
  A dostlar; pespenbe, penbe Zilemiz,
 
Tadı çok tatlıdır, kıtır kıtır çerezi.

  Rüzgâr eser, selâm çağrısı atar,
  Zile sevgisine sevdalar katar,
 
A dostlar; bembeyaz, beyaz Zilemiz,
 
Ne yazık ki, bazen sellerle batar.

  Her perşembe düğün, dernek günümüz,
 
Mantuvar bir başka, hoş düğünümüz,
  A dostlar; güpgüvez, güvez Zilemiz,
  Kıyıyı, köşeyi sarar ünümüz.

  Bu şehrin şöhreti dilden diledir,
  Füsundan, rüyadan bir hoş çiledir,
 
A dostlar; rengârenk, bin renk Zilemiz,
 
Ne diyem; velhâsıl Zile Zile'dir!..

            Ayrıca; "Zilem - Zilelim", "Pekmez Şehri Zile", "Zilemiz", "Zile'de Bahar - Sonbahar" isimli şiirleri ve Zile için yazdığı manilerinin yanı sıra, kitabın ikinci bölümünde "Okul Manzumeleri" yer almaktadır. Bu manzumeler; Zile Ortaokulu, Akşam Kız Sanat Okulu, İnönü (Hüseyin Gazi), Sakarya, İstiklâl, Altınyurt ve Necmimuammer isimli ilk okullarımıza yazılmış, şirin, zevkli manzumelerdir. Bu kitap, 32 sayfa. Fiyatı 50 Kuruş. Satış yeri : İhsan Başaydın - Gençlik Tuhafiye Pazarı - ZİLE.

ZİLE'YE MANİLER
- Ziyaettin Nadir -
  Giyerler fistandan ciciler,
 
Sıra sıra leblebiciler
  Nohut kavurur inci inci,
  Zile leblebisi birinci!.

  Ulu Câmi ibadet yeri,
  Bu büyük Osmanlı eseri
 
Zile'nin adetâ tapusu,
 
Mimarî eserin ulusu.

  Sana gönül veren o beyin
 
Türküsünü duy geceleyin,
  Bu çok afacan bir nehirdir.
 
Zile yaşanacak şehirdir.

  Tarlalarda pancar kızları
  Adetâ şeker yıldızları,
 
Çalış ki, muradın olacak,
 
Düğününe herkes dolacak.

  Pazarcılar gider Pazar'a,
 
Çarpılmasınlar kem nazara,
 
Çok çalışkandır esnafımız,
  Hırdavatçımız, sarrafımız.

  Artık yağmur çileye,
 
Uçup ulaş Zile'ye,
 
Selâm ver ki bir beye
  Gurbetliği atasın.

                              - Güvez : Mora çalan kırmızı.                 - Neftî : Siyaha yakın koyu yeşil.

ZİLE'DE ZİLE'NİN SESİNİ
İLK KEZ BASINDA DUYURAN DUAYEN

BURHAN CAHİD BÜYÜKİSPİR

            1928 yılının Haziran ayı, kiraz mevsiminde Zile'de doğdu. Babası Zihni Efendi, bakkal ve bağcılıkla uğraştı. Annesi Sati Hanım; Mehmet Ali Efendi kızı. Mehmet Ali Efendi; okumuş, ilim sahibi, saygın bir zat. Müziğe âşinâ, keman çalıyor.. Dedesi Hasan Basri, zamanının en güzel gazino ve kıraathanesini çalıştırmış. İstanbul'dan sihirbaz ve diğer sahne sanatçılarına Zile'de program yaptırmış, Zile - Samsun, Zile - Sivas arasında yaylısı ile yolcu taşıtmış, folklor meraklısı, müzikde usûl bilen, bağlama çalan, itibar sahibi bir zat.

            Dedesinin kardeşi (Negamî Ali Baba), Folklor adamı - yazar Hüseyin Cahid Öztelli'nin 1944 yılında yayımladığı "Zileli Şâirler" kitabına aldığı şâir ve keman çalan bir zat..

            Burhan Cahid Büyükispir, böyle bir aile ortamında büyüdü. 1942 yılında Zile Kalesi'ndeki Zile Ortaokulu'na devam ederken, 2. Dünya Savaşı patladı. Alman güçleri Bulgaristan sınırına dayanınca babasını 2. kez ihtiyat olarak askere aldılar. Böylece eğitimi de yarım kaldı. Burhan Cahid Büyükispir için zor yılların zor hayat okulu başlamış oldu..

            Okumaya aşırı düşkünlüğü, onu Zile Halk Kütüphanesi'ne çekti. Kütüphane memuru da değerli ilim adamı Arif Kılıç Hoca.. Hoca baktı, okuyan bir genç.. Eve kitap götürmesine izin verdi. Burhan Cahid, Mesnevî'nin bir cildini bir gecede bitiriyor, ertesi sabah bir başka kitap alıyordu. Hoca, bu gencin bitmez, tükenmez sorularına her zaman büyük bir tevazu ve güleryüzle cevaplar verdi. Böylece, Mustafa Sezen'le Hoca'nın ilk öğrencisi oldu.

            Mustafa Sezen (Zile'li yargıç) Burhan Cahid'e "Artık sen de mutasavvıf oldun" dediği zaman, Burhan Cahid'in tasavvufun T'sinden haberi yoktu. Ama bu söz onu tasavvufu öğrenmeye itti.. Derken; Bayezid Bistamî, Cüneyd Bağdadî, Feridüddin Attâr, Gazalî, Hallaç Mansur, Hasan-ı Basrî, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Muhyiddin Arabî gibi ermişlerin yağmuru altında kaldı.

            Maddî hayat onu büyük sıkıntı ve tecrübelerin cenderesinden geçirdi. Asker oluncaya kadar tezgâhtarlık yaptı. Turhal Şeker Fabrikası'nda çalıştı ve Demokrat Parti İlçe Başkanlığı'nda kâtip oldu. Başkan, ünlü Dava Vekili Ziya Bey , Sivas Lisesi'nde İsmet İnönü ile okumuş, Kara Ziya..

            Türk Siyaseti'nde görülmemiş bir heyecan ve aktivite. Zile'ye sayısız heyetler geliyor, basın mensupları bunları gün be gün gazetelerine yansıtıyor.. Ve bir gün rahmetli Hasan Polatkan'la Tasvir Gazetesi'nden Nusret Baban geliyor ve Burhan Cahid'i gazeteye muhabir yapıyor.. [Nusret Baban, Millî Eğitim Bakanlarımızdan Cihad Baban'ın kardeşi.]

            Burhan Cahid, böylece Zile'nin Sesi'ni basına ilk kez duyuran oluyor!..

            Bu arada ünlü Folklor adamı - yazar Hüseyin Cahid Öztelli, Zile Halkevi'ne başkan oluyor. Burhan Cahid, onunla da sıkı bir yakınlık kuruyor. Halkevi'nin büyük bir kütüphanesi var. Doğal olarak oranın da kadim müşterisi Burhan Cahid.. Ve 1948 yılında asker. Kore Savaşı dolayısiyle 30 ay süren bir hizmet. Ama, Sivas Haber Gazetesi sahibi Nihad Doğan'la aynı kışla ve aynı bölükde iki çavuş.. Edebiyat sohbetleri hep devam ediyor.. Sene 1951, terhis oluyor. Bîr süre Zile'de babasının işlerine yardım ediyor. Cemaleddin Gazez, Dursun Topçu ve Burhan Cahid.. Üç, Necip Fazıl (Kısakürek) hayranı İstanbul'da..

            Necip Fazıl, günlük bir gazete'nin hazırlığı içinde. Sanırım finansör Ali Rıza Cansu. Burhan Cahid, Prof. Dr. Ali Fuat Başgil'i, Raif Oğan Hoca'yı tanımak fırsatını orada buluyor.

            Bir süre sonra Burhan Cahid yine Zile'de.. O günlerin Belediye Başkanı Avukat Macit Rüştü Gürsoy, Burhan Cahid'i çağırıyor ve günlük bir gazete çıkarmak istediğini ve yönetimini kendisine vermek istediğini söylüyor. Böylece, "Demokrat Zile Gazetesi" de yayın hayatına giriyor..

            Bu gazete, zamanın kısıtlı şartları içinde bir boşluğu doldurmuş (1954 - 1957), Zile Lisesi'nin açılışına ön ayak olmuştur. [Bu gazete, sadece matbaa sorunu yüzünden kapanmıştır.]

            Burhan Cahid'in, Zile'de bir matbaa kurmak ve bu matbaada bir gazete çıkarmak çabasına kolları sıvadığını görüyoruz. Bu defa yanında Hüseyin Hoşcan ve Öğretmen Hidayet Açış var. Zile'de yeni bir gazete, "Şafak Günlük Siyasî Gazete" adı ve sinyal başlığı ile (1957 - 1960) yayın hayatına başlıyor. Bir süre sonra Burhan Cahid, ceketini alıp gazeteden ayrılıyor. Bu olaya çok üzüldüğünü söyleyen Nevzat Eken (Foto Eken), yeni bir matbaa kurup, Burhan Cahid'i yanına davet ediyor ve "Görüş Günlük Siyasî Gazete" (1957 - 1960) yayımlanmaya başlıyor.. Gazetenin fikir yönünü tayinde; rahmetli, çok değerli, ışıklı insan Fikret Tarhan, Şevket Ermiş, Hüseyin Cahid Öztelli destek oluyorlar..

            Ne yazık ki, bu gazete de Avukat Hasan Fethi Alacalı'nm maddî desteğine rağmen yaşamını sürdüremiyor..

            1960, İhtilâl senesi.. O senenin Haziran ayında, Fikret Tarhan'ın zorlaması ile Burhan Cahid Bey, Tokat'ta kırtasiye dükkânı açıyor.. O yılların Gazi Osman Paşa Ortaokulu ve Lisesi, Öğretmen Okulu öğrencileri, okullarının tam karşısındaki bu dükkânı CBİ olarak konuşurlar. [CBİ : Cahid Büyükispir).. Bu dükkânın mülkiyeti Burhan Cahid Bey'in kayın validesi'ne aittir. Bu dükkâna kim girse, Burhan Cahid'i kitap okurken, okuduklarını gençlere, yetişkinlere aktarırken görür. Çünkü, Burhan Cahid, nereye gitse, kendisini, basın, kültür hayatında karınca kararınca ve kaderince, sorumlu buluyor. Tokat'lı gazete sahipleri (Fethi Günesen, Necati Diren, Nafiz Özdilek) Burhan Cahid'in yazılarını yayımlıyorlar..

            Burhan Cahid, 1969 yılında İstanbul'a yerleşti ve her emekçi, işçi gibi Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli oldu.. Şimdi, Küçük Çekmece'de Cennet Mahallesi'nde yaşamını sürdürüyor. O, yaratılışından bu yana, bütün insanları kendisine akraba bildiği için, durmadan araştırıp okuyor, yazıyor ve de konuşuyor.. [Daha, nice mutlu, sağlıklı uzun geleceklere ulaşması dileğimiz, duâmızdır!..]

ŞİİR GİBİ ZİLEM
- Burhan Cahid Büyükispir -
  Şimdi kiraz zamanı
 
Al al, sarı sarı.
 
Süzülür dallarda..
 
Gel gör ki ben burada

  Annemin bulgur kaynattığı
 
Sıcak yaz günlerinde,
  Vefakâr
  Eşeğimin koştuğu
 
Celep Pınarı,
 
Çukur Pınar,
 
Şimdi de akar orada.
 
Gel gör ki, ben burada

 
  Bir tabakat sohbeti

 
Gece yarılarında.
 
Derin mi derin,
 
Heyecan dorukta.
  O ürperiş

  Anlatılamaz ki,
 
Üç çavuşlar* İstasyon yolunda..
 
Etim orada,
 
Gel gör ki, kemiğim burada

             (Küçük Çekmece/İstanbul)

                        Üç çavuşlar : Dursun TOPÇU, Cemaleddin GAZEZ, Burhan Cahid Büyükispir

 DENEME :                                        (Kırık, dökük düşünceler)


Burhan Cahid Büyükispir

SEVGİYE DAİR
- Sevgi, gerçekten yaradılışın da esasıdır -
- Albert Pauchard -

            Sevgi üstüne yazılmadık şiir mi, bestelenmedik şarkı mı kaldı? Sizin derdiniz de ne? Diye birçok soru, eleştiri yapılmasını doğal karşılamak gerek. Zira "sevgi"ye inanmayanlar da var. İnanmayan tiplerdeki kanaat, "İyi insan yoktur" takıntısıdır. Bu çizginin bir başka tipi de, egonun hâkimiyetidir. Herkes onlara hizmet edecek, herkes onlara verecek, herkes onları sevecektir. Kaba plânda mesele bu..

            Gelelim "sevgi"ye inananlara. Sevgi nerede başlar, nerede biter, nereye kadar uzanır? İşte bu soru, meselenin şiiri de, türküyü de, besteyi de aştığını gösterir. Vasattan çok daha süptil, incenin incesi, insanı insan yapan unsurlar, ahlâk, etik bir sosyal olgu ile karşılaşırsınız. Duygusal tesirler, bencillik; gerek insanlar, gerekse insanlar ile diğer varlıklar arasına duvar örer. Kaldı ki, evrende gereksiz bir varlık yoktur. Her varlık, her fenomen, mutlak bir ihtiyacı karşılar, bir eksiği tamamlar.. Gel gör ki, ihtiyaçlar farklı, liyakatlar bir hiyerarşik düzen gösterir.

            Söylenecek son sözler, herhalde evrende bir yanlışlık olmadığıdır. İcabat Yasası tıkır tıkır işler. Ve de "sevgi" Sempati Yasası kutsallığı ile evrende bütünlüğü muhafaza eder..

                                                                                     - Burhan Cahid Büyükispir -

     
Başa Dönmek ya da Sayfa Devamını İzlemek İçin Tıklayınız

* Zileliler Yardımlaşma Derneği Haber - Kültür - Sanat - İletişim Bülteni'nde yer alan fotoğraf ve metinlerin
her hakkı saklıdır ve Mehmet Âli ERDİN'e aittir. İzinsiz çoğaltılamaz, alıntı yapılamaz, kopyalanamaz.
Aksine hareket edenler; Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'nın tüm hükümlerine göre sorumlu olur.*

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR