.
|
AYNALI MARTİN |
|
Derleme :
M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)
Fatsa ve Ünye yöresinde kimi tarafından eşkıya, kimi tarafından halk kahramanı olarak lânse edilen Hekimoğlu İbrahim hakkında yayınlanan yazılı ve görsel dokümanları tetkiklerinize sunuyorum.
Bu vesikaları okuyup, okuyucunun kendi kanaatini oluşturmasından önce http://members.lycos.co.uk/zilem/hekimoglu.htm ve http://members.lycos.co.uk/zile/eskiya.htm adreslerindeki belgelere dayalı Hekimoğlu İbrahim makalelerini de gözden geçirmesinin yararlı olacağı kanaatindeyim.
Evet, ben de sizler gibi düşünüyorum : Güneş, balçıkla sıvanmaz.
Aynalı Martiniyle Hekimoğlu İbrahim - Fatsa Cumhuriyet Meydanı
(Fotoğrafın 1961 yılında Amerika'dan gönderildiği söylenmektedir.)
26 Nisan 1913 gecesi 8 saat süren bir çarpışmada Yassıtaş
Köyü'nde vurularak öldürülmüştür.
Soldan Sağa Ayaktakiler : Hasan Tahmazoğlu (Fotoğraf karesinde
görünmüyor), Yusuf Tahmazoğlu, Becioğlu Mehmet ya da Hüsni,
Şakir Gümüş, Çiladerli Şakir ya da Şükrü Çavuş, Bilinmiyor, Zamanın Fatsa
Kaymakamı İrfan Bey, Dadyan Aslan,
Rum Fotoğrafçı Misyoner Jan.
Soldan Sağa Yerde Vurulanlar : Alanlı Memet ya da Osman ve Aynalı Martiniyle
Hekimoğlu.
Hekimoğlu'nun
(İbrahim) Vuruluş Hikâyesi
(Şirin Ünye
Gazetesi, 06 - 07 Temmuz 2004, Sayı : 2947 - 2948'de yayımlandı.)
Anlatan :
Kâzım TAHMAZOĞLU
Şirin Ünye
Araştırma - İnceleme Servisi
Kâzım Tahmazoğlu : Hekimoğlu'nu, Tahmazoğlu Hulusi Ağa'yı vurduğu için Amcam Hasan Tahmazoğlu vurmuştur. Amcamın tek kurşunu ile yığılıp kalan Hekimoğlu'nu, boğup öldüren de yanlarındaki 'Gözcü'dür.
Gazetenizde yayımlanan ve eski Milletvekilimiz Hasan ÖZ'ün anlattığı Hekimoğlu hikâyesini okuduğum zaman bazı noktaların daha iyi anlaşılması gerektiğini düşündüm. Bu yüzden size, Hekimoğlu'nu vuran ekibin içinde bizzat bulunmuş ve Hekimoğlu'nun vurulmasında önemli rol üstlenmiş Babam Yusuf Tahmazoğlu'nun ağzından hikâyeyi anlatmak istiyorum.
Babam'ın bana anlattığına göre; 1900'lü yılların başında Hekimoğlu (İbrahim) denilen genç, Hulusi Tahmazoğlu'nun yanında çobanmış. Hulusi Bey'in yanında 4 - 5 yıl kalan Hekimoğlu, burada iyice Gürcüce öğrenir. Daha sonra Hulusi Ağa ile arasında bir olay geçer ve dağa çıkar (bu olay neydi şimdi hatırlayamıyorum). Dağda yaptıkları ile eşkıya olur. Soygun yapar, mala zarar verir, adam öldürür, adam kaldırır.
Gel zaman, git zaman Hekimoğlu'nun ünü büyür. Hekimoğlu kendisine kurşun işlemez diye nam yapar. Kendisine kurşun işlemediğini ispat etmek ve halka göstermek için düğünlerde bedenine silâh attırır; ancak silâh atan kişiler arkadaşlarıdır. Hekimoğlu daha önce hazırladığı ve çekirdeğini çıkardığı mermileri birlikte düğünlere gittiği arkadaşlarına dağıtır.
Bu düğünlere akşam katılır; eğlencenin bir yerinde "Hekimoğlu'na kurşun işlemez, öğrenmek mi istiyorsunuz?" der. Bu arada arkadaşlarına seslenerek kendisine ateş ettirir. Akşam bir şey görünmediği için, daha önceden hazırladığı içi boş çekirdekleri çıkararak; 'Bakın Hekimoğlu'na kurşun işlemiyor' der, o boş çekirdekleri gösterirmiş.
Bunu gören halk; "Hekimoğlu hameylü (muska) yaptırmış. O'na kurşun işlemiyor" der, kendisinden çok korkar ve çekinirmiş. O zaman ülkede Seferberlik yaşanıyormuş. Ülkenin ekonomik durumu iyi olmadığı için, kolluk ve zaptiye görevi gönüllülük esasına göre yaptırılırmış.
Zamanın Kaymakam'ı tarafından yöre insanına Gönüllü Zaptiyelik teklif edilir; kabul eden olursa Gönüllü Zaptiye olurmuş. O dönemde böyle birçok gönüllü zaptiye varmış. Babam Yusuf Tahmazoğlu, Amcam Hasan Tahmazoğlu, Çiladerli Şakir Çavuş, Becioğlu Mehmet ve Hulusi Tahmazoğlu da Kayamakam'ın teklifi ile Gönüllü Zaptiye olmuşlar.
Zamanın kaymakamı bir gün Hulusi Tahmazoğlu'nu yanına çağırmış. Hekimoğlu'nu kastederek, 'Bize onun gibi kişiler gerekiyor. Bu gibi kişilere ihtiyacımız çok. Senin, O'na gidip ikna etmeni ve Gönüllü Zaptiye yapmak istediğimi söylemeni istiyorum. Bu isteğimizi ona ilet' der. Hulusi Ağa Kaymakam'a 'Tamam' der, oradan ayrılır.
Hekimoğlu zaman zaman köyündeki evine gelir, birkaç gün kalır, gidermiş. İşte o günlerden birinde Hulusi Ağa'ya, Hekimoğlu'nun köyündeki evine geldiği haberi gelir. Bu haber üzerine hemen harekete geçen Hulusi Ağa yanına birkaç arkadaşını alır (bugünkü fotoğrafta bulunanlar) Hekimoğlu'nun evine giderler. Hekimoğlu'nun evi çevrilir.
Hulusi Ağa Hekimoğlu'na seslenerek, 'Kendisini Kaymakam'ın gönderdiğini' belirtir ve 'Kaymakam seni Gönüllü Zaptiye yapmak istiyor' der. Hekimoğlu 'Tamam' der. Ancak, Hekimoğlu kendisine yapılan bu teklifi ciddî bulmaz; olayda bir oyun olduğunu düşünerek önlem almaya çalışır.
O zamanlarda evler ağırlıklı ağaçtan yapılırmış. Evin çatısının üzerinde de yangın bacası olurmuş. Evin tavanından yangın bacasına çıkan Hekimoğlu, buradan Hulusi Ağa'yı net gördüğü yerden Hulusi Ağa'ya habersiz ateş eder ve Hulusi Ağa'yı vurur. Silâh sesini duyan Hulusi Ağa'nın arkadaşları sesin geldiği yöne geldiklerinde Hulusi Ağa'nın vurulduğunu görürler. Bu karmaşadan yararlanan Hekimoğlu da arka taraftan kaçar gider.
Hulusi Ağa'nın Hekimoğlu tarafından vurulduğu haberi Ünye'ye kadar ulaşır. Haberi alan Amcam Hasan Tahmazoğlu, Babam Yusuf Tahmazoğlu, arkadaşları Becioğlu Mehmet, Çiladerli (şimdiki Çaybaşı) Şakir Çavuş ve ismini hatırlayamadığım kişiler bir araya gelirler ve birlikte aldıkları kararla Hekimoğlu'nun peşine düşerler. Ölü ya da diri şekilde Hekimoğlu'nu yakalamak için kendi aralarında ant içerler. Hekimoğlu'nu tanımadıkları için yanlarına O'nu tanıyan bir de 'Gözcü' alırlar.
Hazırlıklar tamamlanınca yola koyulurlar. Peşine düşeli 1 hafta olmuştur. Korgan'ın Tepealan Yaylaları'na kadar gelirler. Yolda gördükleri bir çobana kendilerinin Hekimoğlu'nun arkadaşı olduklarını söylerler ve onu görüp görmediklerini sorarlar. Çoban da Hekimoğlu'nun kaldığı evi tarif eder.
Tarif edilen eve doğru harekete geçilir. Eve yaklaştıklarında bahçede çalışan bir kadın görürler. Kadın da bunları görünce 'Ağam basıldın' diye feryad ederek Hekimoğlu'na seslenir.
Sesi duyan Hekimoğlu evin kapısına çıkınca babamla göz göze geliyor. Babam Hekimoğlu'nu tanımadığı için bir başkasını vururum diye ateş etmekten çekinir. Hekimoğlu basıldığını anlayınca tekrar eve girer. Babamlar evi tamamen kuşatırlar. Hekimoğlu'na seslenerek 'Teslim Ol' çağrısında bulunurlar.
Hekimoğlu'nun arkadaşı Alanlı Mehmet, babamların mermisini bitirmek düşüncesi ile evin çevresinde kendisini bir gösterip bir kaçarak tur atarmış. (O zamanki silâhlar 4 mermiden sonra demiri kızar ve çalışmaz, soğutulması gerekir. Yine de ateş etmek istersen, mermi namlunun ucundan o sıcaklılıkla kurşun gibi erir, önüne düşermiş.) 1 - 2 - 3 derken Alanlı Mehmet'i babamlar 3. turunda vurmayı başarmışlar.
Akşam olmuş, ama halâ çatışma devam ediyormuş. Hekimoğlu'na tekrar 'Teslim Ol' çağrısı yapılmış. Ancak Hekimoğlu bu çağrıya da ateşle cevap vermiş. Karanlık kısınca evi görebilmek için samanlığı yakmışlar. Yine 'Teslim Ol' çağrısına ateşle karşılık vermiş. Samanlık kül olup görüş zayıflayınca, bu kez ambarı yakmışlar. Bir zaman sonra gün ışımış.
Hasan Amcam Babam'a Gürcüce, 'Benim mermim bitti, bana mermi verin' diyor. Hulusi Ağa'nın yanında çobanlık yaparken Gürcüce öğrenen Hekimoğlu bu konuşmayı duyunca, bu sargıdan en iyi oradan kurtulabilirim düşüncesi ile Hasan Amcam'ın tarafına silâhını ateşleyerek koşmaya başlıyor. O arada Hasan Amcam son kalan mermisini güç belâ ateşliyor Hekimoğlu'na. Sargıyı yaran Hekimoğlu oradan kaçıyor.
Hekimoğlu'nun kaçtığını anlayan ekip Hasan Amcam'ın yanına geliyor ve 'Ne oldu?' diye soruyor. Hasan Amcam kalan bir mermiyi Hekimoğlu'na doğru attığını, emin olmamakla birlikte vurduğunu söylüyor. Çatışma alanından geri dönüyorlar. Bir süre gittikten sonra Hekimoğlu'nun o ünlü 'Aynalı Martin' isimli tüfeğini yolda bulurlar.
Aynı güzergâhta biraz daha gidince bu kez 'Çiftli Arma' denilen fişekliği bulmuşlar. Bir süre daha ilerleyince kızıl otların arasında yüzükoyun yatan bir adam görürler. Yanlarındaki Gözcü hemen atılır, adamı ters çevirir ve seslenir 'Evet bu o, halâ yaşıyor' der. Bunun üzerine Gözcü, boğarak Hekimoğlu'nu öldürür.
Hekimoğlu ve Alanlı Mehmet'in cesetlerini atın üzerine koyan Babamlar, Fatsa'ya Cumhuriyet Meydanı'na getirmişler. O zaman ne fotoğraf, ne de fotoğrafçı varmış. Ancak, orada bulunan bir Rum'da fotoğraf makinası varmış ve o ânın fotoğrafını çekmiş. Bugün herkesin elinde olan fotoğraf, işte o fotoğraftır. Fotoğrafı çeken Rum daha sonra Yunanistan'a gitmiş.
İşin ilginç tarafı, 1910 yılında meydana gelen bu olaydan 50 yıl sonra Fatsa Belediyesi'ne bir fotoğraf gelir. Bu fotoğraf Yunanistan'dan gelir. Belediye'dekiler bu fotoğrafta bulunanları tanıyamazlar. Orada bulunan birisi, fotoğraftakileri Ünye'den Yusuf Tahmazoğlu'nun tanıyabileceğini söyler.
Fotoğraf Ünye'ye Babam Yusuf Tahmazoğlu'na getirildi. Fotoğrafı görünce babam resimdekileri tanıdı, işaretledi. Babam bu resmi bana verdi. Bu resimde bulunan insanları ve olayı bu şekilde anlattı. Ben de, bana anlatılanları sizlerle paylaşmak istedim.
Kısacası, Hekimoğlu eşkıyasını Amcam Hasan Tahmazoğlu vurup, yaralamış, aldığı yarayla yıkılan Hekimoğlu'nu yanlarındaki ismini hatırlayamadığım 'Gözcü' boğarak öldürmüştür.
Ordu Belediyesi - Karadeniz Tiyatrosu Ekibi
"Hekimoğlu - Aynalı Martin" Oyun (2 Bölüm)
Ünye, Fatsa bir olmamış narinim!
Sayı: 497 | Haşim Söylemez -
h.soylemez@aksiyon.com.tr
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=11589
“Deli başım” isimli albümle ilk kez piyasaya çıkan Ordulu halk müziği sanatçısı Aydın Beyoğlu, kendi bölgesine ait türküleri özgün bir biçimde okumasıyla tanınıyor. Albümde “Hekimoğlu” türküsünü çıkış parçası olarak seçen Beyoğlu, türküye bir de klip çekti. Kendi yöresine ait türkülerin hikayesini de araştıran Aydın Beyoğlu, Hekimoğlu olayı hakkında “Ortada ciddi bir abartı var.
Ünye ile Fatsa bir olup da bir kişinin peşine düşmüş değil. Sözleri de değiştirilmiş olabilir. Zaten herkes kendisine göre yorumlamış. Ama bu konuda resmi kaynaklar var. Ben Hekimoğlu parçasını yöresel bir dille yorumluyorum. Ayrıca türkünün sonuna bir de ağıt kısmını ekliyorum” diyor.
Dadyan Aslan Efendi İle Başedemedim!
(Şirin Ünye Gazetesi, 01 Temmuz 2004 tarih ve 2943 sayılı nüshasında
yayımlandı.)
Anlatan
: Eski Ordu
Milletvekili Hasan ÖZ
Şirin Ünye
Araştırma - İnceleme Servisi
"Hekimoğlu
Türküsü'ndeki -
Ünye Fatsa bir oldu da narinim başedemedim
-
nakaratının aslı 'Dadyan
Aslan Efendi ile başedemedim'dir.
Yöremizin ünlü Hekimoğlu Türküsü'yle ilgili ilginç bir iddia ortaya atan eski Ordu Milletvekili ve Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Hasan ÖZ, Hekimoğlu hâdisesinde adı geçen dedesi Dadyan Efendi'nin adını, halktan tepki alır düşüncesiyle türküden çıkarttırdıklarını ifade etti.
Hasan ÖZ'ün konuyla ilgili anlattıklarına bakılırsa, olayın hikâyesi daha önce bilinenden bazı noktalarda ayrılıyor. Hekimoğlu Türküsü'nü 1966 yılında TRT Halk Müziği Sanatçısı Ümit TOKCAN bestelemişti.
Ümit TOKCAN
Tokcan; zaman zaman türküyle ilgili yaptığı açıklamalarda, Ünye - Fatsa yöresinde çalışarak derlediği Hekimoğlu Türküsü'nün aslında çok uzun olduğunu, parçada bir çok adın geçtiğini, kendisinin önemli bulduklarını güfte yapıp bestelediğini belirterek, herkesin türkü hakkında farklı düşünceleri ve çalışmasının olabileceğini, ama kendi bestesinin en iyisi olduğunu iddia ediyor.
Konuyla ilgili olarak bu zamana kadar bilinen Hekimoğlu Öyküsü'nden farklı olarak, olay hakkında yeni bilgiler öne süren, Hekimoğlu'nu öldüren ekibin başındaki Dadyan Aslan'ın torunu Hasan ÖZ; "Hekimoğlu Türküsü çok güzel, herkesin haz aldığı bir bestesi var. Ama bazı gerçeklerin bilinmesi gerekir. Her şeyden önce, O bir kahraman değil, bir eşkıyadır.
Türküde, halk gözünde kahraman olan Hekimoğlu'na karşı duran dedem Dadyan ASLAN'ın adının geçmesi hoş karşılanmayabilirdi. Bu yüzden dayım Cenan Çığtay, Ümit Tokcan'ın düzenleme yaptığı sırada "Dadyan Aslan Efendi ile başedemedim" olan nakaratı çıkarttırmış.
Ümit TOKCAN
Bu nakarat bugün "Ünye - Fatsa bir oldu da narinim başedemedim" şekline dönüşmüştür" dedi. Dadyan Aslan'ın torunu Hasan ÖZ, Hekimoğlu hakkında bilinenleri de şöyle anlattı. "Hekimoğlu, Fatsa'nın Karataş Köyü'ndendir. O dönemde daha çok Gürcüler'in oturduğu Yassıtaş'ta bir değirmende çalışmaktadır.
Burada nişanlı genç bir kıza sarkıntılık yapar. Bu olay üzerine öldürüleceğini anlayan Hekimoğlu kaçar. Korgan'da bir arkadaşıyla birlikte dağa çıkar. Köylerden zorla erzak toplamaya kalkışınca yakalama emri çıkartılır.
Bu sırada Tahmazoğlu Hulusi Ağa adamlarıyla Hekimoğlu'nun peşine düşer. Hekimoğlu'nu yakalamaya çalışan Güvenlik Güçleri Hulusi Ağa ile işbirliği yaparlar. Takip sırasında bir köyde kıstırılan Hekimoğlu, teslim olmayı kabul ettiği sırada, kendisini teslim almak üzere siperinden çıkan Hulusi Ağa'yı ünlü "aynalı martin"i ile vurur.
Bunun üzerine, Hulusi Ağa ile anne bir kardeş olan Dedem Dadyan Aslan ağabeyinin intikamını almak üzere Hekimoğlu'nun peşine düşer. Hekimoğlu Tepealan Köyü'nde kıstırılır. Sekiz saat süren çatışma sonucunda adamlarıyla birlikte öldürülür.
Dedem Dadyan Aslan cesetlerin başına gelir. "Zavallı yanlış yaptı, cezasını çekti. Devletle birlikte bu iş halledilmiştir. Bu olay bahane edilip, hiç kimse Türkler'le Gürcüler arasında husumet yaratmasın. Böyle bir şey yapan karşısında beni bulur." der.
"Olayın aslını bilenler ortada abartılı, hayalî bir Hekimoğlu olduğunu biliyorlar. Hekimoğlu gerçeğini doğru bilenler, onun halk kahramanı gibi gösterilmesiyle değil, Hekimoğlu Türküsü'nün güzelliği ile ilgileniyorlar" dedi.
Dadyan Aslan'ın torunu, eski Milletvekilimiz Hasan ÖZ'ün bu iddiası ile ilgili olumlu, olumsuz bi takım eleştiriler olabilir. Ancak, Hekimoğlu ile ilgili daha farklı bilgiler ve Sayın Hasan ÖZ'ün verdiği bilgilere ilâve bilgileri olan varsa, Şirin Ünye Gazetesi'nin Araştırma - İnceleme Servisi'nde değerlendirmek üzere beklediğimizi okuyucularımıza duyururuz.
http://www.turkusokagi.com/hekimoglu.htm
Hekimoğlu
http://bezirgan.port5.com/turku_hikayes6.htm
1850 - 1860 yılları arasında Korgan Yaylası’na yakın bir köyde Hekimoğulları’nın bir oğlu dünyaya gelir. Adını İbrahim koyarlar. İbrahim küçük yaşta babasını kaybeder. Bir evin biricik oğludur. Yaşlı anasıyla yoksulluk içinde büyümeye başlar. O yıllarda yerli halk, bir çok yerden bu bölgeye gelip yerleşen yabancılara karşıdır. Sonradan bu yöreye akın akın gelip yerleşenler, umumiyetle Gürcüler'dir.
O devirde yörenin yerli halkı, Rumlar'la birlikte yaşamaktaydı. İbrahim, artık delikanlı çağına erişmiştir. Sarışın uzun boylu, çok yakışıklı bir genç olan İbrahim, gözünü budaktan sakınmayan dürüst, akıllı, yiğit biridir. Kısa zamanda çevresinin sevgisini kazanır. Söylentilere göre Korgan yöresinde egemenlik kurmuş Sefer Ağa adında bir Gürcü Bey’i yaşamaktadır. Sefer Ağa’nın vurduğu vurduk , kestiği kestiktir.
Bu ağanın Fadime adında güzel mi güzel, narin mi narin bir kızı vardır. Fadime’yi ağalar, beyler ister. Fadime doğuştan amca oğluna sözlüdür. Günlerden bir gün babasının değirmen yolunda İbrahim’le göz göze gelirler. O günden itibaren birbirlerine sevdalanırlar. Yüreklerini bir ateş sarar. Ateş bacayı sarmıştır. Gizli gizli buluşmaya başlarlar. Bir Gürcü Beyi'nin kızını istemek İbrahim’in haddine mi düşmüştür? Onun kaderi, ta doğduğu günden itibaren amca oğluna yazılmıştır.
Bir Gürcü geleneğine göre o zamanlar, çocuklar yalnız Gürcülerle baş göz edilir. Kız tarafı, karşı taraftan yüklü bir başlık alır. Bu başlık hem de altındır. İbrahim ile Fadime’nin buluşmaları günün birinde duyulur. Dilden dile dolaşmaya başlar. Sefer Ağa ile Fadime’nin sözlüsü, bu olayı duyar duymaz küplere binerler. İlk önce Fadime sorguya çekilir. Bu sevdanın gerçek olduğu anlaşılınca, bir odaya kilitlenir. Artık Gürcü Bey’i İbrahim’e düşman kesilir. Ona savaş açar. Teke tek buluşmayı önerir. Bir de buluşma yeri belirler. İbrahim, silâhını kuşanıp belirlenen yere tek başına gelir. Sefer Ağa ise sözünde durmaz. Adamlarıyla beraber gelir. Aniden İbrahim’i yaylım ateşine tutarlar.
İbrahim’in çevresi sarılmıştır. Büyük bir çatışma sonunda İbrahim, bu çemberi yarıp kurtulur. Bu çatışma sırasında Sefer Ağa’nın en önemli adamlarından birisi ölür. Bu olay yörede büyük yankı uyandırır. Artık İbrahim’in adı Hekimoğlu olarak ün kazanır. Ondan sonra Hekimoğlu lâkabıyla çağrılmaya başlanır. Artık Hekimoğlu’nun dağa çıkmaktan başka çaresi kalmamıştır.
O artık Kumru, Niksar, Perşembe, Kümbet, Karagöl, Çambaşı, Akkuş yaylalarını ve Karadeniz kıyılarındaki ormanlık bölgeleri kendisine mesken edinecektir. Hekimoğlu’nun dağa çıktığını duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Ondan her türlü yardımlarını esirgemezler. Özellikle Hekimoğlu’nun yoksul halkla dostluk kurması, zenginlerden alıp fakirlere vermesi kendi ününün yayılmasını daha da arttırır. Himayesine birçok kişi katılır. O, artık Gürcü Beyi'nin korkulu rüyası olur.
Bunun üzerine Sefer Ağa, Korgan, Fatsa ve Ünye’ye kadar bütün yöreleri dolaşır.
Hekimoğlu’na karşı büyük bir taraftar toplar. Sonra Fatsa’ya inip, soluğu
Zaptiye Karakolu’nda alır. Zaptiye Komutanı’yla anlaşıp, Hekimoğlu’nun peşine
düşerler. Sefer Ağa ne yapıp yapar, sonunda önemli bir istihbarat alır.
Hekimoğlu’nu Kumru’nun bir köyünde, bir fırıncının evinde olduğunu birilerinden
öğrenir. Zaptiye kuvvetleri ve kendi
adamlarıyla
Kumru’daki köye yürürler. Bir gece yarısı fırıncının evini kuşatırlar. Büyük bir
çatışma başlar. Bu çatışmada Ağa’nın en önemli adamlarından olan Hulusi Ağa
ölür.
Tabi Hekimoğlu ve adamları gereken tedbirleri almışlardır. Evin hemen bitişiğinde bulunan fırının, fırıncının yardımıyla ekmek pişirilen tarafını delerek kaçmayı başarırlar. Hulusi Ağa’nın vurulması Ordu’dan Samsun’a kadar büyük bir heyecan uyandırır. Gürcüler, bu olayı bir nevi mâtem ilân ederler. Çoğu, hükûmet kuvvetlerine katılır. Bunların arasında öyle birisi vardır ki Hulusi Ağa’nın yakını, çoğunun korkulu rüyası, Dadyan Arslan’dır. Bir gün Hekimoğlu’nun yeğenleri Mehmet ile Hüseyin köylerine gitmek için Hekimoğlu’ndan izin isterler. Çitlice Köyü’nde konaklamak isterler.
Kendilerine en yakın kişi Köy Muhtarı Kıralioğlu Hasan Ağa’dır. Bu Muhtar, Hekimoğlu’nun çok yakın dostu bilinmektedir. Daha sonra Dadyan Arslan tarafından satın alınan Muhtar, evinde bulunan Hekimoğlu’nun iki yeğenini ihbar eder. Dadyan Arslan’a hemen haber ulaştırır. Dadyan Arslan zaptiye kuvvetleriyle Muhtar’ın evini basar. Evin her tarafı sarılır. İki genç kurşun yağmuruna tutulur, delik deşik edilirler. Hekimoğlu bu haberi alır almaz, çok büyük öfkeye kapılır. En yakın arkadaşı Gedik Halil ile görüşür. Yeğenlerinin acısı ciğerlerini parçalamıştır. Muhtarın kalleşliği onda derin yaralar açmıştır. Muhtardan bu kalleşliğin hesabını sormaya and içer.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra Hekimoğlu, Gedik Halil ve arkadaşları bir gece yarısı Muhtar'ın evini kuşatırlar. Evde Muhtar’dan başka kimse yoktur. Çoluk çocuğu plân gereği başka bir köye taşınmıştır. Çünkü Dadyan Arslan öyle emretmiştir. Adamları ve hükûmet kuvvetleri günlerdir pusudadır. Hekimoğlu’nun intikam almak için geleceğini bilmektedirler. Artık Muhtar'ın bir işareti kalmıştır. Muhtar işareti verir. Ev sarılır. Uzun bir çatışmadan sonra Gedik Halil vurulur. Hekimoğlu ağır yaralanır, çemberi yarar. Aldığı ağır yaralara Aynalı Martin’ini basarak, o köyden bir hayli uzaklaşır.
Artık gücü kesilir, bir ağacın dibinde son nefesini verir. Hekimoğlu ile Gedik Ali’nin cesetleri Fatsa’ya götürülür. O zamanın Kaymakamı İrfan Bey’e teslim edilir. Halk, yığın yığın Fatsa’ya akın etmektedir. Şehirde büyük bir heyecan doğar. O zaman Fatsa’da bulunan bir Rum vatandaşı onların fotoğraflarını çeker. Tarih :1910. Daha sonra Amerika’ya yerleşen bu kişi çoğalttığı bu fotoğrafı Fatsa Belediyesi ve yakın dostlarına gönderir. Bu fotoğrafta Hekimoğlu ve arkadaşlarının cesetleri, Kaymakam İrfan Bey ve zaptiyeler görülmektedir.
Hekimoğlu derler benim
aslıma
|
HEKİMOĞLU![]() Necmettin Şahin |
‘gerçekçilik’ ile ‘masalsılık’ arasında bir denge
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=2975
Açıldığı ilk günden bu yana seviyeli olmayı ve ahlâkî değerlere önem vermeyi ‘olmazsa olmaz’ ilkelerden biri kabul eden Samanyolu Televizyonu, 11. yılına gireceği 15 Eylül’den itibaren bir çok yenilik ve tadına doyulmaz programla izleyicisine tekrar “merhaba” demeye hazırlanırken diziler konusunda kayda değer bir not düşmeyi de amaçlıyor.
Samanyolu’nun yeniliklerinin en önemli öğesi ise yerli diziler. Yerli dizi sektöründeki “kaliteli dizi” boşluğunu doldurmayı amaçlayan STV’nin hazırlıkları tam gaz devam eden iki dizisi “Yusuf Yüzlü” ve “Hekimoğlu”.
Ara ara giren fragmanı, kulakların pasını silen müziği ve başarılı çekimiyle dikkatleri üzerine toplayan dizi “Hekimoğlu”. Hekimoğlu ne yönden bakarsanız bakın gerçek bir kahraman. Dizinin yönetmeni, Dr. Hasan Karacadağ. Özellikle Japonya’da olmak üzere ulusal ve uluslararası çapta birçok başarılı yapıta imza atmış, ödüller almış bir yönetmen. Hekimoğlu, kendisine ‘tarihi dizi’ ile ‘deneysellik’ arasında yer bulabilecek bir yapım. Daha doğrusu ‘gerçekçilik’ ile ‘ masalsılık’ arasında bir denge söz konusu. Gerek karakterleri, gerek kostümleri ve çekildiği mekânlar, gerekse ‘etkileyici öyküsü’ ve ‘kurgu anlayışı’ ile Türk yapımı dizilerde bir ilke imza atacağa benziyor. Dizinin başrol oyuncuları; Ümit Acar, Serdar Özer (Hekimoğlu), Cem Kurdoğlu, İsmet Ertan, Aslı Orcan.
Diziyi değerlendiren Program Müdürü Aylıdere’ye göre Hekimoğlu, bir kahramanlık değil, kahraman oluş hikayesi. “Dizide bir yiğit ve çömlekçi karakteri var. Çömlekçi nasıl toprağı alıp, işleyip çömleğe dönüştürüyorsa, aynı çömlekçi bir insanı, hammaddesinden alıp ‘insan’ yapmaya çalışıyor.Yani, bu bir ‘nesil yetiştirme’ projesi. Taşkınlıkları olan, hatalar yapan, üzen, üzülen bir insanın insan-ı kâmil oluşunu izleyeceğiz. Bunun yanında Hekimoğlu’nun Mehlika’ya duyduğu aşk, aileler arasında yıllardır süren düşmanlık, iktidar mücadeleleri de dizinin konuları arasında.”
Dizinin yönetmeni Dr. Hasan Karacadağ yaptıkları çalışmanın gerçek hayattan beslendiği kadar fantastik yönü olduğunu da belirtiyor. “Biz bu dizide tarihin reel taşlarını bozmadan klâsik televizyon unsurlarından farklı, kendi yorumlarımızla ‘gerçekçilik’ ve ‘masalsılık’ dengesini kurmaya çalışıyoruz. Biz burada sinemasal unsurları kullanarak aksiyon ve kurgu tekniklerini Hekimoğlu karakteri ve çevresindeki diğer zengin karakterlerle birleştirip izleyiciye sunmayı hedefliyoruz.
Bunu izleyici de görecek. Bir çok açıdan, gerek görsel gerek teknik, gerekse öykü ve oyunculuğu açısından bir çok ‘ilk’i bir arada sunacak. Hekimoğlu ile ne reyting düşündük, ne de başka bir maddî kaygı. Varsa yoksa ‘kalite’ diyoruz. Kalıcı bir yapım olması için çalışıyoruz. İzleyici kalbinin his ve duygu kapakçıklarını açmayı hedefliyoruz. İşin diğer ve önemli bir yönü ise, Japon sineması ile hemhal olduğum için bir ‘samuray’ kültürünün, bu dizinin kurgu anlayışıyla hissedilmesini çok arzu ediyorum” diyor Karacadağ.
|
Hekimoğlu
http://www.dem-ajans.de/modules.php?name=News&file=categories&op=newindex&catid=2&pagenum=9
http://www.dem-ajans.de/modules.php?name=News&file=article&sid=342
Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.
|
Hekimoğlu derler benim de aslıma! |
Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyi'ni sevmemekte, Hekimoğlu'na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu'yla görüşmeye başlamıştır.
İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu'na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu'yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir.
Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu'nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu'yla Bey'in adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu'da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helâllaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.
Hekimoğlu'nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler. Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım eder.
Hekimoğlu, artık Gürcü Beyi'nin korkulu düşü olmuştur. Bu yüzden Bey, kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir. Hekimoğlu'nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar. Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu'nu bir türlü ele geçiremezler.
Hattâ bir defasında, Bey'in adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu'nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar. Bütün çevre kuşatılmıştır. Evin altında bir fırın vardır. Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarır.
Hekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama, Bey'in, iki amca oğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor. Gittiği ev Muhtar'ın evidir. Bu Muhtar, Hekimoğlu'ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Bey'in adamıdır ve onunla işbirliği içindedir. Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır. Hekimoğlu, Muhtarın puştluğu yüzünden kıstırılmıştır. Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında. Âdeta namlular kurşun kusmaktadır. Özetle <yaman cenk> olur orada.
Olayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında :
1 - Hekimoğlu, çatışma sırasında çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor.
2 - Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu'ya kadar geliyor ve burada ölüyor.
Hekimoğlu, tipik bir <erdemli başkaldırıcı> örneğidir. Haklı bir nedenle dağa çıkıyor. Mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor. Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdır.
Hekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de Aynalı Martin'dir. Hekimoğlu Türküsü'nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen Aynalı Martin'in özelliği şudur. Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor.Bu yüzden Hekimoğlu'nun, adı Aynalı Martin'le özdeşleşmiştir.
HEKİMOĞLU DERLER
BENİM ASLIMA
http://www.rehberantalya.com/turkuler/turku_h.asp
http://akorlar.turkcemuzik.com/words.asp?SongData=19436
Hekimoğlu derler benim aslıma,
Aynalı martin yaptırdım da (narinim) kendi neslime.
Hekim oğlu derler
bir küçük uşak,
Bir omuzdan bir omuza (narinim) on arma fişek.
Konaklar yaptırdım
mermer direkli,
Hekimoğlu dediğin de (narinim) aslan yürekli.
Konaklar yaptırdım
döşetemedim,
Ünye Fatsa bir oldu da (narinim) baş edemedim.
Ünye Fatsa arası
Ordu'da kuruldu,
Hekimoğlu dediğin (narinim) o da vuruldu.
Sürmene'de
İsmailoğulları derler, bir kalabalık ailenin üyesidir, Kadir İnanır. Babası 'Laz Deli Mehmet' Fatsa'dan evlenince, orada doğar, oralı olur. Çok uzun yıllar sonra da, kendisi gibi Karadenizli türkücü Ümit Tokcan'ın seslendirdiği 'Hekimoğlu' türküsünü sinemaya inat, bizzat kendi yakar Kadir İnanır. 'Fatsa' denildi mi, yüreği cız eder hala. Yayla yürekli ve de hırçın, sahillerin ele avuca sığmayan bu kara yağız delikanlısı o yıllara dönüverir birden. |
![]() http://arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/ turk/00/01/10/dizi/01diz.htm |
Hekimoğlu Türküsü ve Öyküsü
http://www.ekmekveadalet.net/modules.php?name=News&file=article&sid=12
http://aton.ttu.edu/HEKIMOGLU_DERLER_BENIM_ASLIMA.asp
25 Mart 2002 - Sayı : 1
|
Hekimoğlu, Çatalpınar’ın Sayaca Türk köyündendir. |
Yazım Şekli ile Hekimoğlu
(Ladri) :
Hekimoğlu dediğin bir küçük uşak
Bir o yandan bir bu yana narinim sırmalı fişek Hekimoğlu’nun anası o karıt karı Eridi kalmadı narinim dağların karı Hekimoğlu derler benim aslıma Aynalı martin yaptırdım da narinim kendi nefsime Bohça ağaç dibinde kaymak yedin mi Hulusi’yi vuran Hekimoğlu odur dedin mi? Gelme Hulusi gelme vururum seni Alkanlar içerisinde koyarım seni Konaklar yaptırdım mermer direkli Hekimoğlu geliyor narinim aslan yürekli Konaklar yaptırdım döşetemedim Ünye Fatsa bir oldu narinim baş edemedim Çıktı canım kara kuştur pezevenk Hekimoğlu geliyor narinim uçkur çözerek... (Ladri : Yazarı belli olmayan şiir ve deyişlerde kullanılan bir sözcük) |
NARİN |
|
Türkü şekli ile HEKİMOĞLU :
Hekimoğlu derler benim aslıma,
Aynalı martin yaptırdım narinim Kendi neslime. Konaklar yaptırdım mermer direkli, Hekimoğlu geliyor da narinim Aslan yürekli. Konaklar yaptırdım döşetemedim, Ünye Fatsa bir oldu da narinim Baş edemedim. Ünye Fatsa arası ordu da kuruldu, Hekimoğlu dediğim narinim 0 da vuruldu. |