.
|
ZAMAN TÜNELİMDE |
|
Eser :
Bilgin HASDEMİR
(Eğitimci - Dilbilimci - İngilizce Öğretmeni - Yazar)
(Temmuz 2003, 112 sh., ÖZ-AR Matb. Ltd. Şti./İst.)
Ben AVCI GADİR'in (DOMUZCU GADİR de derlerdi) sekiz çocuğundan biriyim. Tevellütüm nüfus şehadetnameme göre 28 Mart 1946. Dört - beş yaşıma gadar, hatırladuum tek şey, bi defa tulumuma sıçtııum. Göksüm gabara gabara "BEN, AVCI GADİR'İN OOLU BİLGİN'im!" diim ben. Ya siz? Siz Ünye'de kimlerdensiniz?
Benim yaşayan şahitlerim, Paşabahçe'deki sarayın surları, meydandaki gavak aacı, Ebrüşüm Mıstafa'nın bakkal dükkânı, Gün'lerin fırını, bakırcılar arastası, Saray Câmi, Orta Câmi, Eski Hamam, köprü, Agâh Beyler'in yarım evi, Çamlık ve halâ acımısızlığa ve geçmişe saygısızlığa direnen beş - on eski evdir.
Ve biz essahtan çocuktuk.
Çocukluu, yaramızla, beremizle, salyamızla, sümüümüzle,
Ünye'de yaşaduk...
Şimdiki Hükümet Gonağının olduğu yer mezarlıktı. U zamanlar orda oyniiduk. Bi de tel cambazları, "Oy Dingala, Dingala, Ateş'te Düştü Şalvara" türküsü eşliğinde orda gösteri yapiilardı.
Oyun sınırlarımız, rahmetli Dovan'ların (Güvenç) evi, Saray Hamamı'nın yanındaki su deposu ve Saray Câmisi arasındaydı. Bilebüldüüm gadarıyla, top oyniiduk. Siidip düriduk anlıcanız. Para mara bilmiiduk, ama delüklü yüz para ile Şekerci Tefik'ten, Şekerci Niyazi'den halkalu şeker alduumu hatirliim.
Şüferler, gavak aacının dibinde gaynak makinasını cigaraları ile tutuşdurup, şamyellerini yamiilardı. Ne sıkıntı çekerdi u şüferler... Terme'ye gidinceye gada on defa lâstik patlardı. Akşama dooru, "Leylek Sapaa! Zembek! Akçay!" diye baarip duriilardı.
Cumhuriyet Meydanı - Mobilgas Benzin İstasyonu
Hasan Kelkitoğlu ve Cengiz Sürgit
Ööretmenimiz, nur içinde yatsın Hasan Taasin Say (Kadıoğlu) idi. Bize, çok şey ööretti. Diş fırçalamayı, elimizi yıkamayı, abdest almayı... Cuma günleri de Saray Câmisi'ne namaza götüriidu. Aydın bi insan olduu içün una bazıları 'goministmiş' diilardı. Nur içinde yat ööretmenim. Benim gibi tahsilden ekmek yiyenlerin mimarısın sen.
Hele yerlü malu haftaları... "Yerlü malu yurdun malu, herkes unu gullanmalı" diiduk. Evlerden töngel, hırtarış üzümleri, türbe erükleri, Atina armutları gibi envai çeşit meyva ile balcan, fasile, kelem turşuları getüriiduk okula.
Yerli Malı Sergisi![]() (Cumhuriyet Bayramı Münasebetiyle Tanzim Edilen) |
Kelem Turşusu |
Defterler saman yapraklu. Boktan boktan silgiler bi iple boynumuza asulu. Bi siliin, defter "cart" diye yırtılii. Undan sona, salya - sümük aala bubam aala... Galem bulamiin, sabit galemle yaziin. Ama ucunu aazında ıslatcan. Elleriyen bulaşii boyası. Çıkmiidu da boyası. Galem gıtlıı vardı. Dolmagalem mi? Dalga mı geçiin lan, sen? Dolmagalemi olan, okulun en forslu öörencisiydi.
Sinema, şimdiki polis garagolunun olduu yerdeydi. Türk filimi başlar... Acuklusa filim, gözlerimiz gıpgırmızı gan çanaa; türbe erüü gibi şişmiş, çıkarduk sinemadan. Köv filimlerinde. Gız zor durumda... Aamet Taruk Tekçe tecavüz etti, edecek. Esas oolan atına atlayıp, dört nala yola goyulunca, biz ıslıklar arasında "Yaşaaasınnnn" diye baarur, delüler gibi cippan çalarduk...
Oyunlara gelince bir numaralusu pıtık'tı. Dim'e goyiiduk pıtıkları... Soona, unları vurmaya çalışiduk.. En kralı "Gonduruk atmaktı." Bi de yüz para, beş guruş, on guruş yarım metre araluklarla ard arda, dik yere goyiliidu. Gopcasına da çok pıtık oynaduk. Evdeki mintanlarda gopça galmiidu. Pıtık oynarken, bööle çoook sıçulduk! Ellerimizin üstü yere goymaktan çatliidu. Okul'da el maaynesi yapiilardı. Başööretmenimiz rahmetli Şevket İmer odasında, elleri yaruk olanları, cetvelle tedavi ediidu (!)
İnönü İlkmektebi : Başmuallim Şevket B.,
Muallim M. Arif B.,
Muallim Hasan B., Muallim Zehra H., Muallim Huriye H., Muallim Zahiye H.
![]() |
![]()
|
![]() |
Tendürükler çıkmaya başlardı yavaş yavaş... En iyi tendürüü, Han Bovazı'nda bi usta çekerdi. Sona ucuna sivri bi çivi... Vınlat yavrum vınlat.. Hele, dim'den ve cızduumuz gocaman daireden gaçiidu ya.. U zaman deyme keyfimize...
Hele birinin tendürüünü yardın ya.. Deyme gitsin. Una "gonduruk" mu diiduk? Atduunda, tendürük dönmiince, una da "kabak atma" mı deniidu? Şindi hatırlamiim.
![]() |
Biz Ünyelü'ler, eskiden beri çok sosyetikmüşük. Hani şimdi, sosyeteler, "bıranç"
mı ne diilar, u bizde varmış zatten. Bu "bıranç", zabah gahvaltusunan, ööle
yemeenin karuşumuymuş. Biz, bazar günleri, "yavlu"
yapdurmii muduk? U zaten, hem zabah kavaltusu, hem de ööle yemeedi. Sosyete,
bizden çalmuşdur valla! Türkiye'nin savına - soluna giden bi sürü Ünyelü var.
Unlar, ööretmüşlerdür zaar.
|
Bizim evin valla uzun yıllar, gapısında kilit yoktu. Takdadan bi gapıydı. Niye kilit olsun ki? Biri içeri girse, saan daşında var ellü çit ayaggabı, çapula, cizme, sandal... Bi de köpek yatii ki içerde, sanursun aslan...
İkincisü, kimin evi? Domuzcu Gadir'in... Adam, binlerce dört ayaklu domuzu zıbartmış zamanında... İki ayaklusunu rahat rahat zıbartur... Bubam avcı, Necmittin Abim avcı, Bedri Abim avcı...
İçeri girince basketbol saası gadar bi daşlık. Bu daşlık anlatılacak... Unuturum munuturum... Bu daşlıkda maalenin düünlerü yapılurdu.. Orkestra Sinem ve gızı Beyhan... Birinde def, birinde ud...
Garılar bi oyniilardı ki... - Galksana gız, oynasana! - Başım aari, abu.
- Davun çıksın, başıyan! Galk, gız, oyna. Borda bi sürü oolan anası var. Seni nası görcekler..
Bedri Abimnen ben, delükten aşşa bakiiduk, kim nası oynii, diye.
Çok mugallitti, AvcıGadir! İstanbul'a tavuk gönderiilar ya. Millet bilii bunu. Bi gün, galabalık bi yerde bir arkadaşınan gonişii : - Aacu! Biliin mu bıldır İstambul'a kedi gönderdük ya; bu yıl da göden istiilar İstambul'dan.
- Gadir, ben yokum. Unlar, çok mıgır. Bıldır götüdük malı, ama halastar çivisi gibi ortada galduk; tiiteper geri geldük Ünye'ye... - Bunlar başgası... Aavööle yimbeş hey götüsek diim. - U zaman söyliyelim millete. Önümüzdeki hafta getüsünler, alalım gödenleri.
Ertesi hafta hey hey gödenler bazar yerinde... Millet, bubamı arii. Buliilar.
- Gadir efendi. Şindilik üç hey toplayabildük. - İki hey de ben topladım. - Ben ancak bi hey toplayabüldüm.
Ayıkla ayıklayabülürsen piricin daşını... N'olcak u gödenler? Bubam : - Yav, telgrafa yanlış yazmışlar. Adamlar tosbaa istiilarmış.
Heyler boşaltulur.. Gödenler etrafta. Sanursun Ünye'ye "Göden Flârmoni Orkestrası" gelmiş.
Çömlekten gumbaralarımız vardı... Bazen bayram paralarımızı una goyiiduk... Tabi en fazla bi hafta soona, gırıp almak içün...
Çömlek Gumbaralar, Saksılar, Çaydanluklar, Sürahiler, Vazolar
Çömlekçi Başustası (Daşçı İsiyn) Hüseyin MİSTEPE
Bayram zabahları, gahvaltu yaparken, bir davul sesi duyulmaya başlardı ufaktan ufaktan... Davulcu İdris Emmim, düşmüştü yine yollara... Bizim gapının önünde başlardı 'güm be de güm güm' diye davulunu çalmaya :
Davulumun ipi gaytan,
Sırtımda galmadı mintan.
Gadir Aabi evde isen,
Bahşişimi gönder aman...
Evde garnı doymayanlar soluu bir lokantada aliidu... Hangi lokantada mı? Ayıp ayıp... EGE LOKANTASI... MECİT AABİMİN, MEMED AABİMİN LOKANTASI... Rivayet olur ki, bi gün Hamit Emmim, tabakları gucaana almış, mutfaa gidii.. Giderken de, acuk zıpliimuş... U sırada, içerde bulunan Hacı Bey'in yiyeni Muhittin dayanamamış ve 'OYNAMA HAMİT, TABAKLARI GIRARSIN' demiş... Ünye'nin bu ünlü sözünün gaynağı buymuş...
Gündüzleri saat beşten soona, şimdiki stadyuma gidip, parasına top oynamıya başladuk.. Yimbeş veren ellü, ellü veren bi lira aliidu... Niza eksük olmiidu. Özellikle Saim (Haznedar) ile Ayu Tahir'in gavgaları, aynı Gıbrıs görüşmeleri gibi uzayıp gidiidu. Kimler mi oliidu sahada?
Avni Çavuş'un İbraam, Guşcalu Maamudun oolu Hakkı, Memed Çoker, İsmail Güven, Yusuf Güven, Tülin Bora, Yılmaz Sanioğlu, rahmetlü Mustafa Dere, İsmail Taşkınsu, Kör Ali, Ersoy Sağlam, Şıvgın Necat, Okan Güven, Ayu Tahir, Nahit Güdek, İshak, Saru Ünsal, Hanıminge Yılmaz, Ellibeş Adnan, Pali, Paşa Niyazi, Saim Haznedar... Bu arkadaşların bir kısmı aynı zamanda Ünye Spor'da oyniidu.
Hanıminge Yılmaz, Fatsalu İsmail, Guşcalu Hakkı, Ayu
Tahir,
Bilgin Hasdemir, İsmail Daşgunsu, İsmail Güven, Orhan Tokcan
Ordu Stadı (1964 - 1965)
Gış geldimi avcılık başliidu. En büyük silâhımız "sapanga"ydı. Bir aaç çatalına, ince iki şamyel parçası baalanidu. Meşin'den, mermi niyetine gullancamız pıtık böyüklüünde daş yuvası da eklenince, Amerikan ordusunda bile bulunmiidu bööle güçlü silâhlar. Yalnuz, lâsdiklernen, meşini mükkem baalıcan. Yoksa, sökülür, lâsdik gözüyen çarpar. Daşlar, yaludan toplanur ve ceplere doldurulurdu. Sapanga'mızın lâsdikleri, çatala güzelce dolanur, öbür cebe yerleştürülürdü. Dersin, Viyana gapılarına gidiiuk...
Maale aralarında guşların peşindeyük artuk... Bozayıl veya garatavuk vurursan yanına kimse yaklaşamazdı. Aaaçta guşu görür, bi gözü gapatur, sapangayı ayarlar ve bırakursun... "Çaat!" diye bi ses gomşunun penceresinden. Gaç gaçabüldüün gadar... Undan soona, maalede, haber programı başlidu, "Bilgin, ...........'ların camını pörtletti." diye.
Zabaaleyin galkmışın... Pencereden bakdın... Gar yavmış... Baççeye goşup, bi metrelik yer açıp, sertme'yi gurucan... Ama ucuna baalıcan kement, at gılından olcak. Guş basınca "şıp" diye ayaandan yakaliicak... Bi de, bi parça balık avından bişi yapiduk... Una "küme" mi, ne diiduk, ya?
Eğitimci - Yazar Bilgin HASDEMİR
Gazi Eğitim Enstitüsü bitti. İngilizce ööretmeni oldum. 8 Temmuz 1968'de, tayin gurası çektim. Ver elini Zonguldak... Ama nerde olursam olayım, ben hep Ünyelü galdım.
Dutalım el, ele... Nerede olursak olalım, kim olursak olalım; Ünyelü olmanın ayrucaluunu yaşayalım, yaşatalım...
Hey Ünyelü, dedelerimizden, nenelerimizden bize miras galan Ünye'yi, çocuklarımız için goruyalım ve HEP ÜNYELÜ GALALIM...
Solda : Bilgin Hasdemir (Ordu Yolaç Formalı)
Garayılan Tülin Bora (Ordu Perşembe Spor)
Ordu Stadı 1963 - 1964