ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 10 Aralık 2007 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

YUNUS TONKUŞ
Dostluğun
heykelini yaptı!

Makale : Celal BAŞLANGIÇ
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=189967


Yunus TONKUŞ - Atlar / Bronz

YUNUS TONKUŞ
Dostluğun heykelini yaptı!

Heykeltıraş Yunus TONKUŞ

 

Defne Türk - Yunan Barış Festivali çerçevesinde
Denizli'ye dikilen 'Dostluk Heykeli'ni yapan Yunus Tonkuş'un,
Tokat'ın Zile'sinden başlayan, İstanbul'a uzanan, Almanya'da süren çileli
ve maceralı bir heykeltıraşlık yolculuğu var.

            'Tarzanca İngilizce'si', hiç bilmediği Almanca'sı, bir sırt çantası ve cebine 1500 markıyla Sirkeci'den bindi onu Stutgart'a götürecek trene. Bu ilk yurtdışı yolculuğuydu. Aklından hiç çıkmıyordu; Dolmabahçe'deki Resim Heykel Müzesi'nin bahçesinde gördüğü dünyaca ünlü heykeltıraş Henrie Moor'un yonttuğu ahşaplar, döktüğü bronzlar. O serginin güzelliği ve ihtişamı yıllardır kafasında taşıdığı düşüncesini çivi gibi çakmıştı beynine; 'Mutlaka heykel yapmalıyım!'

            Takılmış düşünün peşine, dilini hiç bilmediği bir ülkeye 'heykel okumaya' gidiyordu. Yıl 1977'ydi ve 23 yıllık yaşamı zaten hep düşlerinin peşinde geçmişti.

            Tokat'ın Zile İlçesi'nde doğmuştu Yunus Tonkuş. Babası Zile pazarında urgancıydı. Yoksul bir ailenin üçüncü çocuğuydu. Doğduğu kentten aklında kalan en derin iz, çok renkliliği, çok kültürlülüğüydü.

Yunus TONKUŞ - Keman / Bronz (Sağda)
   

            'Hiç ayrımcılık yoktu'

            "Alevîler vardı, Ermeniler vardı, köylerde Kürt kökenliler vardı. Ama hiç ayrımcılık yoktu. Zile bütün zanaatkârların merkezi durumundaydı. Ticareti iyi yapan; bakırcılar çarşısıyla, demirciler çarşısıyla, semercileriyle, at bakımcılarıyla, leblebi ve yoğurt kültürüyle inanılmaz bir alışveriş mantalitesinde olan açık bir toplumdu. Babam yazları köy köy dolaşırdı yaptığı urganları satmak için."

            İlkokulu bitirdikten sonra bir yol ayrımı vardır ailenin önünde; ya Yunus da diğer kardeşleri gibi yoksulluktan okula gidemeyip babasının işlerine koşacak ya da bütün masraflarını karşılayacak bir okul bulunacak. Annesi çok istemektedir okumasını. Aranan okul bulunur da; Kayseri Pazarören İlköğretmen Okulu.

            Yaşamının bu bölümünü anlatırken "Belki Öğretmen Okulu'na gitmesem diğer kardeşlerim gibi ben de okuyamayacaktım" der Yunus Tonkuş. "Çünkü öğretmen okulları yatılıydı, yiyecekten giyeceğe kadar her şeyi karşılıyorlardı. Altı yıllıktı okul. Orta kısmını bitirenler için o zaman tüm Anadolu'daki öğretmen okullarında yapılan bir uygulama vardı. Resme ve müziğe kabiliyeti olan çocuklar bütün okullardan seçilir ve İstanbul'daki Ortaköy Öğretmen Okulu'nun Seminer Bölümü'ne gönderilirdi. Seçilen 40 kişiden 20'si müzik, 20'si de plâstik sanatlar bölümüne verilirdi. Bunun için hem sanata karşı yeteneğin, hem de not ortalamaların yüksek olacak. Bu seçilen 40 kişiden biri de bendim."

Yunus TONKUŞ Atölyesi

            'En fazla Beşiktaş'a gidebilir'

            Artık İstanbul'da öğrencilik yılları başlamıştır Tonkuş'un. Ama kendi anlatımıyla "ekonomik olarak da, kafa olarak da Ortaköy'den en fazla Beşiktaş'a kadar" gidebilir. Gece çıkmak yasaktır, gündüzleri de cebinde yeterli harçlık olmadığından hep 'teğet geçer' Beyoğlu'nu.

            Liseden sonra amacı Güzel Sanatlar Akademisi'ne gitmektir ama bunun için parası yoktur. Hiçbir yerden de para gelmemektedir. Bir yıl öğretmenlik yapmaya ve okuyacak para biriktirmeye karar verir.

            17 yaşında öğretmen olmuştur. Hattâ maaşını alabilmek için yaşını büyütür mahkeme kararıyla. Aksi halde 18'ine kadar maaşını babası alacaktır. İlk aldığı maaşı 866 lirayla kendisine bir yorgan alır. Artık o Karadeniz Ereğlisi'nin bir köyünde İlkokul Öğretmeni'dir.

            Bir yıl sürer öğretmenliği Yunus Tonkuş'un. Koyduğu hedefe ulaşamamış, okul için para biriktirememiştir. "O bir yıl sonunda cebimde yine para yoktu ama 'Okuyacağım' dedim, öğretmenlikten istifa edip Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi'nin Seramik Bölümü'ne girdim. İlk birkaç ay çok zor geçti. Gündüzleri okuyorum, geceleri çalışıyorum. İnşaatlarda toprak çekiyorum, boya yapıyorum. Ama para yetişmiyor. Tekrar dilekçe verdim öğretmenliğe dönmek için. O sırada Kredi ve Yurtlar Kurumu'ndan kredim çıktı. Ondan sonra yırttım."

            Dört arkadaşıyla Beşiktaş'ta bir ev tutar. Akademiye giriş kursları vermeye başlar ikinci sınıftan sonra. Dışarıya rölyefler, seramikler yaparak da para kazanır. Türkiye'nin en çalkantılı yıllarıdır. Boykotlar, çatışmalar, öldürmeler.

  
Yunus Tonkuş - Kadın / Bronz Ahşap (Solda) - Kafa, Üzüm ve Defne Yaprağı 1997 (Sağda)

            İstanbul'da Moor Sergisi

            Okulun bitmesine kısa bir süre kalmıştır, ama gözü eğitimini gördüğü seramikte değil, heykeldedir.

            "Bir çaresizlik vardı. Heykeltıraş olmadığımı, bunun bir altyapısını sağlamam gerektiğini biliyordum. Ama bir boşluk vardı. Bunun öğrenimini görüp bu boşluğun doldurulması gerektiğine inanıyorum. Hayatımın dönüm noktası da öğrenciliğimin son yılında Dolmabahçe'deki Resim Heykel Müzesi'nin bahçesinde gördüğüm ünlü İngiliz Heykeltıraş Henrie Moor'un sergisi oldu.

            Daha önce de heykeltıraş olmaya kararlıydım ama o sergi benim heyecanımı artırdı. Yurtdışına gidip heykel okumaya karar verdim. Seramik mezunuydum, dizayn da yapıyordum. Böyle bir işte çalışıp, biriktirdiğim 1500 markla, hiç Almanca bilmediğim halde Almanya'nın yolunu tuttum. Çünkü yaptığım araştırmaya göre, yurtdışında bu konuda en iyi eğitim verenlerin başında Stutgart Akademisi'nin Heykel Bölümü geliyormuş."

            Akademiye girebilmek için önce Almanca sınavını geçmesi gerekiyor Yunus Tonkuş'un. Ancak değil dil kursuna, yurda bile verecek parası yok. Arkadaşlarının kaldığı yurtlarda kaçak kalıp, sokaklarda Almanca çalışmaya başladı. Kısa bir sürede sınavı geçebileceği kadar Almanca'yı öğrenmişti kendi başına. Yetenek sınavını da geçip akademinin heykel bölümüne girdi. Artık tatillerde çalışıyor, kışları kar kürüyor, ürettiği eserleri satıyor ve bir de burs alıyordu. Hayatı kolaylaşmıştı artık.

            Okulun bitmesine yakın Almanya'da, Ankara'da, İstanbul'da heykel sergileri açmaya başlamıştı Yunus Tonkuş.

  

            Çileli yolun sonunda başarı

            1985'te Ankara'da açtığı bir sergi sırasında Almanya'dan bir telefon geldi. Stutgart Akademisi Senatosu kendisine Öğretim Üyeliği teklif ediyordu.

            Uzun ve çileli bir yolu başarıyla tamamlamıştı Yunus Tonkuş. Artık hem heykeltıraştı, hem de alanında Avrupa'nın en iyisi olan bir akademide yeni heykeltıraşlar yetiştirecekti.

            Üniversitede öğretim üyeliği, üretilen yeni yapıtlar, açılan yeni sergilerden sonra artık Türkiye'ye döndü Yunus Tonkuş. Restore ettiği ve atölyesini de kurduğu, müzeye dönüştürmek istediği dört katlı eski bir Ermeni evinde yaşıyor Beyoğlu'nda. Bu günlerde Asmalımescit'teki evinde yeni bir yaratım sürecinin heyecanını yaşadı Yunus Tonkuş. Denizli'de başlayan ve Samos Adası'nda süren Defne Türk - Yunan Derneği'nin düzenlediği festival çerçevesinde Denizli'ye dikilen 'Dostluk Heykeli'ni yaptı. Festivalin ve heykelin ana sponsorluğunu Multi Turkmall üstlendi. Zaten Multi Turkmall Genel Müdürü Levent Eyüboğlu da aynı zamanda Defne Türk - Yunan'ın kurucusu.

Yunus TONKUŞ Heykel Atölyesi

            Barış ve dostluk için...

            Yunus Tonkuş, heykeli iki farklı kökten çıkan, iç içe geçmiş paslanmaz çelikten yapılmış iki figür olarak tasarlamış. Heykelde Nâzım Hikmet'in ve Yorgo Seferis'in dizeleri bulunuyor.

            Tokat'ın Zile'sinden, yoksul bir aile çocuğu olarak başladığı heykeltıraşlık yolculuğunu İstanbul'da, Almanya'da sürdüren Yunus Tonkuş; bugünlerde Beyoğlu'ndaki evinin bahçesinde, elinde elektrikli taşlama âletiyle barışın ve dostluğun paslanmaz çeliğine su veriyor.

.

.

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR