ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 26 Ocak 2009 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLE TÜRKÜ SÖZLERİNDE
EDEBÎ ESTETİK, SÖZ YANLIŞLIKLARI
VE HAKSIZ SAHİPLENMELER

Bildiri : Dr. Halil ATILGAN
(Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Türk Halk Müziği Korosu Şefi)


http://picasaweb.google.com/zilesitesi/Zile_sempozyumu#

Sponsor ve Organizasyon : Zile Belediyesi

"TARİHİ VE KÜLTÜRÜYLE ZİLE SEMPOZYUMU"
09/12 EKİM 2008 ZİLE

ZİLE TÜRKÜ SÖZLERİNDE
EDEBÎ ESTETİK, SÖZ YANLIŞLIKLARI
VE HAKSIZ SAHİPLENMELER


http://kanalkultur.com/de/content/view/693/1/

            Türkülerimiz ekmek gibi su gibidir. Deniz olur dalgalanır, nehir olur şahlanır. Bazen karlı dağ olur geçit vermez. Kır çiçekleri gibi, yaban gülü gibi arı duru ve yalınkattır. Zalim felek, gurbet, ayrılık gönül onunla dile gelir. "Kadrin bilmeyenler alır eline / Onun için eğri biter menevşe" dizeleriyle değer vermeyi, "Canım esirgemem billahi senden / Götür sat pazara kölem var deyi" söyleyişiyle de sevgiye olan sadakati dile getirir. Düşündürür, güldürür, ağlatır, oynatır. Sevindirir.

Tarihi ve Kültürü ile Zile Sempozyumu Bildiriler Kitabı

09 / 12 Ekim 2008 - Saray Sineması / Zile Belediyesi Kültür Yayınları

            O, gönlün aziz dostu, duygu ve düşüncenin aynasıdır. Bizi söyler, bizi çalar, bizi anlatır. Hepsi ayrı renkte ve biçimdedirler. Böyle olduğu için de âşıklarımız türkü üstüne türkü yakmışlar. Bu türküler bir gün öldürür beni diyerek duygularını dile getirmiş. "Bu türküler bir gün öldürür beni" diyerek eteğindeki taşı dökmüş, türkülerin tüm güzelliklerini ortaya koymaya çalışmış. Ben de âşığımızın türkülerimiz üstüne yaktığı yakımla sözlerime başlamak istiyorum.

Anadolu'muzun ana dilinden
Bu türküler bir gün öldürür beni
"Ah neyleyim gönül senin elinden"
Bu türküler bir gün öldürür beni

  Türkü seven elbet bir türkü söyler
  Baraklı bozlaklı aman aheyler
  "Sürmeli gözleri sürmeyi neyler"
  Bu türküler bir gün öldürür beni.

  Çok ağlattı çok güldürdü kulları
  Tatlı gelir Dadaloğlu dilleri
  "Kalktı göç eyledi Afşar elleri "
  Bu türküler bir gün öldürür beni.

  Karalardan kara aklardan aktır
  Sararmış ayvadır yeşil yapraktır
  "Benim sadık yârim kara topraktır "
  Bu türküler bir gün öldürür beni.

  Sazımı elime aldım alalı
  Nerde güzel görsem başım belalı
  "Emir dağı birbirine ulalı"
  Bu türküler bir gün öldürür beni.

  Türküyle kavruldum türküyle yandım
  Türkü çığırmayan dilden usandım
  "Gide gide bir söğüde dayandım"
  Bu türküler bir gün öldürür beni.

  Türkülere gözüm gönlüm aç benim
  Söyledikçe kuvvet benim güç benim
  "Hata benim günah benim suç benim"
  Bu türküler bir gün öldürür beni.

  Kimi yiğit söyler kimi gariban
  "Erzurum dağları kar ile boran "
  "Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban "
  Bu türküler bir gün öldürür beni.

  İmamî türküsüz geçmiyor günüm
  Sevdadır mezhebim sevgidir dinim
  "Alevî de benim Sünnî de benim"
  Bu türküler bir gün öldürür beni.

dedikten sonra âşıklar otağı Zile'ye gidelim ve bizi öldüren türkülerine bir göz atalım.

Dr. Halil ATILGAN Tebliğini Sunarken ve Âşık Tekin KİREÇCİ (Cahilî) ile Birlikte.

Fotoğraflar : Mustafa BELDEK - 10.10.2008

            Zile'den TRT repertuarına giren türkü sayısı 18. M. Ufuk MİSTEPE'nin hazırlamış olduğu Zile Türküleri1 kitabında bu sayı 62. Bunun 22'si söz olarak, 40'ı ise notalarıyla birlikte yayımlanmış. Notalarıyla yayımlanmayan türküleri şiir olarak kabul edersek, kayıtlara geçen Zile Türküsü sayısı 40'tır. (Sayın M. Ufuk MİSTEPE'nin kitabında yeni derlenen Zile Türküleri'ni notalayan Fadime ve Nebi YILMAZ söz olarak verilen türkülerin de notalarını yazarlarsa önemli bir hizmeti gerçekleştirmiş olurlar. Zira notası olmayan türküler müzik açısından hiçbir değer ifade etmez.) Bu da bir ilçenin türkü zenginliğini ortaya koyan önemli bir repertuardır. Çok ilde bile bu kadar zengin türkü kültürüne rastlamak mümkün değildir. Bu da bağlamaya, kendi kültürüne sahip çıkmanın önemli bir ölçüsüdür. Diğer bir sebep de yörenin ozanların otağı olmasından kaynaklanmaktadır. Halk ozanının dumanın tüttüğü her yerde bu özellik karşımıza çıkar. Ayrıca yörenin türkü sözlerindeki edebî estetik de oldukça dikkat çekicidir.

M. Ufuk MİSTEPE "Zile Türküleri" Adlı Kitabıyla Turizm Haftası'nda.

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 13.04.2008 Ankara

            Türküler bizi anlatır. Özelliklerimizin tele ve dile yansımasıdır. Tele ve dile yansıyan türkülerimiz ezgi güzelliği, söz güzelliği, söz ve ezgi güzelliği ile bize ulaşır. Bize ulaşan türkülerimizde ezgi ve söz birbirini bütünlemişse her zaman yürekleri dağlayacak her defasında ayrı bir güzellik arz edecektir. Türkülerimizde âşık deyişlerinin yoğun olarak yaşandığı bölgelerimizde türkü sözlerindeki edebî estetik hemen kendini gösterir. İşte Zile türkülerinin çoğunda bu edebî estetiği görmek mümkündür. Ben de Zile'yi ilk defa türkülerindeki söz güzelliğiyle, dörtlüklerdeki edebî estetikle tanıdım. El vurup yaramı incitme tabip / Bilmem sıhhat bulmaz viraneler var, Bir güzel methedeyim bari cihan yanmasın / Pervaneler gibi her dem can-u âlem yanmasın. Derdinden del'oldum inan vallahi / Ne yaman mestane bakar gözlerin. Bir güzelin hasretinden ahından /Tutuştu her yanım yandı ya yandı / Hatırına düşmez sormaz halimden / Kirpikleri kara kalem kaşlı yar, Nedir benim melül mahzun gezdiğim / Ağlayıp yandığım hep senin için türküleri Zile'yi tanımama vesile oldu. Bu türküler de merhum Sadık DOĞANAY, Ali Ekber ÇİÇEK, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Arif MEŞHUR'un sesiyle yurt sathına dalga dalga yayıldı. Onların sesiyle renk, şekil ve biçim buldu. Bu türkülerin bize ulaşmasını sağladıkları için onları, türkülerin bize ulaşmasında tüm emeği geçenleri minnetle yâd ediyor, ölenleri rahmetle anıyor, bize ulaştırdıkları türkülerinden bir kaçını söz yapısı bakımından incelemek, dizelerdeki edebî estetiği sizlerle paylaşmak istiyorum.

M. Ufuk MİSTEPE, Dr. Halil ATILGAN ve İlhan TRAK Katılımcılarla Gönül Bağı Restoran'da.

Fotoğraflar : Mustafa BELDEK - Gönül Bağı Restoran 13.10.2008 Zile

            Sadık DOĞANAY ve Ahmet BAŞAR'dan Ali Ekber ÇİÇEK tarafından derlenerek TRT repertuar kayıtlarına "Bir güzel methedeyim bari cihan yanmasın" dizeleriyle geçen türkünün sözlerine bakalım :

            Bir güzel methedeyim bari cihan yanmasın
            Pervaneler gibi her dem can-u âlem yanmasın
            Hüsnüne mağrurlanırsın Yusuf-u Kenan mısın?
            Mah yüzüne bir nikap çek (tut) ben yandım el yanmasın.

                        Ebruların şemine yanmaktadır pervaneler
                        Al yanağın gamzesine dizilmiş durdaneler
                        Zülcelalin hikmetinden ne doğurur anneler
                        Mah yüzüne bir nikap çek ben yandım el yanmasın.

            Gözlerin inkâra benzer ebrular keman olur
            Her kaçan yüzüne baksam katlime ferman olur
            Yüzünü görse bir kâfir şüphesiz iman bulur
            Mah yüzüne bir nikap çek ben yandım el yanmasın.

            Pervane : Geceleri ışık etrafında dönen küçük kelebek. Hüsn : Güzellik. Mağrur : Gurur. Yusuf : Hz. Yakup'un en küçük oğlu. Mah yüz : Ay gibi yüz. Nikap : Yüz örtüsü, perde. Ebru : Kaş. Şem : Mum, ışık. Gamze : Çene, yanak çukurluğu. Durdane : İnci tanesi. Zülcelal : Yaratan, Allah. Hikmet : Sır. Ebru : Kaş.

Ressam İlhan TRAK, Araştırmacı Kutlu ÖZEN, Araştırmacı, Necdet KURT,
Dr. Halil ATILGAN / Halk Edebiyatçısı Mehmet EMİN ULU'nun "Onbeşliler Gidiyor" Adlı Romanı.

Fotoğraf : Mustafa BELDEK - 09.10.2008 Zile

            Türkü sözünün her dörtlüğü oya gibi işlenmiş, söz sanatının yüce duygularını yaşatmaktadır. Ama üçüncü dörtlükteki ifade ise öyle kâğıda kaleme sığacak cinsten değil. "Yüzünü görse bir kâfir şüphesiz iman bulur / Mah yüzüne bir nikap çek ben yandım el yanmasın." Bir güzellik bu kadar kısa ve öz başka nasıl anlatılır ki?…

            Türkü Ali Ekber ÇİÇEK tarafından derlenmiş olmasına rağmen zamanın Ankara Radyosu Türk Halk Müziği Sanatçısı Arif MEŞHUR vasıtasıyla ünlenmiştir. Ali Ekber merhumun Erzincanlı olması :

            Bir güzeli methedeyim bari cihan yanmasın
            Pervaneler gibi bari halim yanmasın
            Hüsnüne mağrurlanma Yusuf u Kenan mısın?
            Mah yüzüne bir nikap çek ben yandım el yanmasın.

                        Ey Fuzulî yeter eyledin bunca cefa
                        Serimi yoluna koydum senin gelmedin safa
                        Güzellerin padişahı ya Muhammet Mustafa
                        Mah yüzüne bir nikap çek ben yandım el yanmasın.

            Sözleriyle Erzincan'a da mal edilmesine vesile olmuş. Yukarıdaki sözlerle internet sitelerinde sözlerin ve dizelerin hece yapısı - kalıbı bozulmuş olmasına rağmen Erzincan türküsü olarak varlığını korumaktadır.

Pazar'da Ballıca Mağarası Girişi ve Mahperi Hatun Kervansarayı'nda Dr. Halil ATILGAN Katılımcılarla.

Fotoğraflar : Mustafa BELDEK - 13.10.2008 Tokat'ın Pazar Kazası

            Zile'yi ünlendiren, söz estetiği bakımından da oldukça güçlü olan bir başka türküsüne bakalım. Türkünün sözleri şöyle :

Bir güzelin hasretinden ahından
Tutuştu her yanım yandı ha yandı!
Âşık oldum onun mah cemaline,
Tutuştu her yanım yandı ha yandı!

 Benim derdim senin derdine taydır,
 Bir güzel sevmişem kaşları yaydır,
 Saatim gün geçer her günüm aydır,
 Üç yüz altmış beş günüm de
yandı ha yandı!

  Sıtkı'yam çekmişem gayet zarı ben,
  Dilerim ki muradıma erem ben.
  Bir hayırsız yâr elinde kaldım ben,
  Ağzımda dillerim yandı ha yandı!

            Türkünün sözleri Zileli Sıtkı'ya aittir. İlk iki dizesi demek istenilenin hepsini özetliyor. "Bir güzelin hasretinden ahından / Tutuştu her yanım yandı ha yandı." Tutuşup her yan yandıktan sonra daha yanacak başka ne kalır ki diyor. Bu türküyle ilgili küçük bir tespitimi aktarmak istiyorum. Türkünün ikinci dörtlüğü : "Benim derdim senin derdine taydır şeklinde başlıyor. Doğrusu da budur. Ama cehalet Çökertme Türküsü'ndeki "Burası da Aspat değil Halil'im aman Bitez Yalısı" dizesindeki, "Aspat'ı" asfalt, "Bitez'i" vites, Urfa'nın Eşref Türküsü'ndeki "Hayatları değir mi" dizesindeki, "hayatı" "ayak," "Benim derdim senin derdine taydır" dizesindeki "tay"ı da "pay" olarak anlayacak, anlamını bilmeden öyle de okuyacaktır. Okuduğu türkünün sözlerini analiz etmekten yoksun (edenler tenzih edilir), okumayan, araştırmayan, kendini yetiştirmeyen halk müziği sanatçıları her zaman bu tür yanlışlıklar yapacak, "tay"ı bilmeyen zihniyet "pay"ı, "Şahinim var bazlarım var" dizesindeki "baz"ı bilmeyen zihniyet elbette "kazı" uyduracaktır ne acı ki öyle de okuyacak sizler de "bazı kaz", "tayı pay" olarak dinleyeceksiniz. Elbet de o pay değil "tay"dır. Eş, benzer, denk anlamındadır. Benim derdim senin derdine denktir, eşittir anlamında kullanılmıştır. Çocukları "day day," "tay tay" tutmak da buradan kaynaklanmaktadır.

Dr. Halil ATILGAN Sempozyum Gecelerindeki Aktivitesinde.

Fotoğraf : Mustafa BELDEK - 09.10.2008 Zile

            Sözleriyle yürek dağlayan bir başka Zile türküsü de repertuar kayıtlarına yeni geçen "Seher vakti senin ah-ü zarından" dizeleriyle başlayan türküdür. Sözleri :

Seher vakti senin ah-u zarından
Düşer bir evvele gülşene bülbül.
Sen de mi ayrıldın nazlı yârinden?
Giriftarsın derd-ü hicrana bülbül.

  Seher vakti bülbül öter ekseri,
  Akar çeşmim yaşı deler mermeri.
  Bülbül ağlar gülün olmaz haberi,
  Yazıktır ömrüne divane bülbül.

  Sıtkı'yam hallerim dilde müşküldür,
  Akar çeşmim yaşı sanki bir seldür.
  Senin arzumanın bir gonca güldür,
  Benim arzumanım bir cana bülbül.

şeklindedir.

            Türkünün ilk dörtlüğünün ilk iki dizesi : Seher vakti senin ah-u zarından / Düşer bir evvele gülşene bülbül olarak kayıtlara geçmiştir. Evvele : iptida, ilk önce evvelâ anlamındadır. Gülşen : Gül bahçesi. Buna göre : Seher vakti senin ahu zarından / İlk önce, evvelâ gül bahçesine bülbül düşer deniliyor. Dizedeki evvele sözcüğü yerine velvele sözcüğü geldiğinde dize : Seher vakti senin ahu zarından gül bahçesine bir velvele (gürültü, patırdı) düşer anlamı çıkar ki bu dizelerin ifade ettiği anlamı bütünlemesi bakımından daha uygundur. Dörtlükler incelendiğinde bülbülün güle olan aşkı nefis bir şekilde dile getirilmekte, Seher vakti bülbül öter ekseri/ Akar çeşmim yaşı deler mermeri dizeleriyle de bülbül için dökülen gözyaşının mermeri dahi deleceği nezih bir dille ifade edilmektedir.

Dr. Halil Atılgan Zile'de Âşık Cemal Hakiroğlu'ndan derleme yaparken. Tarih : 11 Ekim 2008.
Halil Atılgan Zile'de Âşık Deli Cemal (Cemal Çelebi), Âşık Cemal Hakiroğlu'ndan derleme yaparken.

Soldan sağa Âşık Deli Cemal, Dr. Halil Atılgan ve Âşık Cemal Hakiroğlu. Tarih : 11 Ekim 2008.
Kaynak : http://kanalkultur.com/de/content/view/693/1/

            Şimdi de Zile türkülerinde tespit ettiğim söz bozukluklarına, yanlışlıklarına ve haksız sahiplenmelere bakalım.

            Türkünün Adı : El vurup yâremi incitme tabip
            Derleyen : Ali Ekber Çiçek
            Kaynak Kişi : Sadık Doğanay
            Repertuar No. : 11

            Türkünün ilk dörtlüğü :

            El vurup yâremi incitme tabip,
            Bilmem sıhhat bulmaz hicraneler var.
            Dert vurup da yârem eylersin derman,
            Her can kabul etmez viraneler var.

şeklindedir. Dörtlüğün III. dizesindeki "dert" sözcüğün "dest" olması gerekir. Zira dert vurulmaz 'dest vurulur'. Dest de Farsça'da el demektir. O zaman dize "Dest vurup da yârem eylersin derman" şeklinde olur ki; elin değince yarama derman olursun şeklinde bir anlam kazanır. Türkünün ikinci dörtlüğü :

            Teşebbüs yareler figana başlar.
            Cenabı Mevla'm bilmem ne işler?
            Ol adülar bize meyhur demişler,
            Daha bizden özge mestaneler var.

şeklindedir.

            Teşebbüs : Bir işe girişmek. Sağlam bir niyetle işe başlamak. Yare : Yara. Figân : Ağlayıp sızlama, bağırma. Cenabı–Mevlâ : Allah. Adülar : Osmanlıca'da böyle bir sözcük yok. "Adüvv" var. O da düşman, hasım. "Meyhur" sözcüğü yok. "Mey-hâr" var. İçki içen, sarhoş, ayyaş. "Mestan": Sarhoşlar. Mestane : Sarhoşçasına, sarhoşa yakışır anlamındadır.

            Yanlış kullanılan sözcükleri düzelttiğinde dörtlüğün :

            Teşebbüs yâreler figana başlar,
            Cenabı Mevla'm bilmem ne işler?
            Ol adüvlar bize mey-hâr demişler,
            Daha bizden özge mestaneler var.

şeklinde okunması gerekir.

Tarihi ve Kültürüyle Zile Sempozyumu'nda Dr. Halil ATILGAN Sunulan Bildirileri Dinleme Anında.

Fotoğraflar : Mustafa BELDEK - Saray Sinema Salonu 11.10.2008 Zile

            Türkünün Adı : Gam kasavet bugün başa derildi
            Derleyen : Ankara Devlet Konservatuarı
            Kaynak Kişi : Sadık Öztaşdemir
            Repertuar No. : 3002

            Bu türkünün ilk dörtlüğü şöyle :

            Gam kasavet bugün başa gelindi,
            Alım başım taştan taşa vuram yâr.
            Hoyrat eller güllerime dokunma,
            Sevdiceğim gurbet ele verildi.

şeklindedir. İlk dizedeki "gelindi" sözcüğü anlam ifade etmediği gibi kafiye bakımından da kaynaşmamaktadır. Gelindi sözcüğünün yerine derildi sözcüğü konulduğunda dize : "Gam kasavet bugün başa derildi" şeklinde olur. "Derildi" toplandı birikti, bütün dertler kasavetler başa toplandı anlamındadır. Bir bütünlük arz ettiği gibi, derildi – verildi sözcükleri kafiye bakımından daha iyi uyumluluk arz eder.

            Zile'den derlenen ünlü türkülerden biri de sözleri Bolulu Âşık Dertli'ye ait olan "Hatırına düşmez sormaz halimden" dizeleriyle başlayan türküdür. Türkünün sözleri halkın dilinde hayli değişikliğe uğrayarak varlığını korumaktadır. Zile'den Mahmut SALAN'dan Muzaffer SARISÖZEN'in derlediği türkünün repertuar sıra no. : 585'dir. Türkünün TRT repertuarındaki sözleri aşağıdaki gibi kayıtlara geçmiştir.

Hatırına düşmez sormaz halimden,
Kirpikleri siyah kalem kaşlı yâr.
Fikrin zikrin çıkmaz oldu aklımdan,
Kendi melül melül gözü yaşlı yâr.

  Gönül aşk atına binip yarışmaz,
  Gamı hicran devranına karışmaz,
  Çoktan beri küsülüyüz barışmaz,
  Beniminen mercimeği taşlı yâr.

  Dertli seril sefil gurbet ellerde,
  Bir zaman şöhreti gezer dillerde,
  Yârim gelir deyi gözüm yollarda,
  Anadan gülmedik garip başlı yâr.


Dr. Halil ATILGAN ve Eseri 'Türkülerin İsyanı' - Akçağ Yay., Ankara, 2003, 552 sh.

            Sayın M. Ufuk MİSTEPE'nin Zile Türküleri adlı kitabında da türkü aynı sözlerle yayımlanmış olup, kaynak TRT repertuar kayıtlarıdır. İnternet sitelerinde yayımlanan tüm sözler TRT repertuarındaki sözlerin aynısıdır. Ancak Dr. Halil Atılgan'ın "Türkülerin İsyanı"2 adlı kitabında türkünün sözleri farklı ve de aşağıdaki gibidir :

Hatırlayıp sual etmez halimden,
Kirpikleri kara kalem kaşlı yâr.
Zikr-i fikri gitmez benim dilimden,
Anadan gülmedik garip başlı yâr.

  Aşk atına süvar olsam yarışmaz,
  Gözüm yaşı deryalara karışmaz,
  Çoktan beri küsülüyüz barışmaz,
  Benim ile mercimeği taşlı yâr.

  Dertli seril sefil gurbet ellerde,
  Beyhude şöhreti gezer dillerde,
  Paşam gelir deyu gözüm yollarda,
  Elleri kınalı gözü yaşlı yâr.

şeklinde kayıtlara geçmiştir.

Dr. Halil Atılgan Zile'de derleme yaparken :  Tarih : 11 Ekim 2008. Soldan Sağa -
Âşık Deli Cemal, Dr. Halil ATILGAN, Âşık Cemal Hakiroğlu, Âşık Deli Cemal'ın eşi Alime Çelebi.


Dr. Halil Atılgan Tokat Zile'de Âşık Deli Cemal'in evinde derleme yaparken.  Tarih : 11 Ekim 2008.
Soldan Sağa : Fotoğraf Sanatçısı Ressam İlhan Trak, Âşık Deli Cemal ve Dr. Halil Atılgan.

Kaynak : http://kanalkultur.com/de/content/view/693/1/

            İnternette http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=7120&siir=119931 , http://inleyennagmeler.com/korput/eser/Hatirina-dusmez-hatirlayip-sual-etmez-halimden.html vb. sitelerindeki sözler diğerlerine göre daha da farklı. Bu kadar farklılık arz eden sözler arasından aslına en yakın olacağını düşünerek aşağıdaki dörtlükleri tespit ettik. Bundan sonra türkünün sözlerinin aşağıdaki gibi okunmasına özen gösterilirse, biz de yaptığımız çalışmanın hebaya gitmediğini anlamış oluruz. Tespit ettiğimiz sözler :

Hatırlayıp sorar m'ola halimden
Kirpikleri kara kalem kaşlı yâr?
Zikri fikri gitmez benim dilimden,
Anadan gülmedik garip başlı yâr.

  Aşk atına süvar olsam yarışmaz,
  Gözüm yaşı deryalara karışmaz,
  Çoktan beri küsülüdür barışmaz,
  Benim ile mercimeği taşlı yâr.

  Dertli zelil sefil gurbet ellerde,
  Beyhude şöhreti gezer dillerde,
  Yârim gelir diye gözüm yollarda,
  Elleri kınalı gözü yaşlı yâr.

            Zile'nin bir başka ünlü türküsü de : "Gönül gel varalım gülşen bağına". Türküyü Sadık DOĞANAY'dan Ali Ekber ÇİÇEK derlemiş, repertuar sıra no. : 4018'dir. TRT repertuarına Zile'den geçen sözler aşağıdaki gibidir :

  Gönül gel varalım gülşen bağına,
  Meramın yâr ise bir tane yeter.
  Dünya fâni değil, hikmetine bak,
  Heva-i cehl ile efsane yeter.

  Türabi özünü payımal eyle,
  Gâhi erenlerden kesb-i kâr eyle,
  Hele şu dünyayı bir hayal eyle,
  Gelip konan göçtü nişane yeter.
  Hele şu dünyayı bir hayal eyle,
  Âriflere bir söz bahane yeter.

            Gülşen : Gül bahçesi. Meram : Maksat, amaç. Fani : Gelip geçici. Hikmet : Herkesin bilmediği gizli sebep. Kâinattaki ve yaratılıştaki ilahi amaç. Heva-i : Ciddiyetle alâkası olmayan, hava, nefsin zararlı ve günah olan arzuları. Cehl : Cahillik, bilmemezlik. Efsane : Uydurulmuş gerçek dışı hikâye, masal. Paymal (Payimal) : Ayak altında kalmış, mahvolmuş, telef olmuş. Kesbi : Doğuştan olmayan sonradan elde edilen kazanç. Nişane : Taltif için verilen madalya, alâmet, işaret.

Dr. Halil ATILGAN Sempozyum Katılımcılarıyla Ballıca Mağarası'nda ve Oturumu Yönetirken Katılımcılarla Birlikte.

Soldaki Fotoğraf : Mustafa BELDEK 13.10.2008 Ballıca Mağarası - Sağdaki Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 11.10.2008 Zile

şeklinde bozularak geçen sözler Âşık Türabi'ye aittir. Kaynaklarda şiirin aslı 3 - 4 dörtlüktür. Türkünün sözleri ilk dörtlükte dört dize, sonra üçerli dizeler halinde devam etmiş, "Âriflere bir söz bahane yeter" dizesi başka dörtlükten alınarak oraya konulmuş, dört dizeden oluşan söz kalıbı bozulmuştur. Aynı türkü "Gel gönül gidelim aşk ellerine" dizesiyle başlayan sözlerle Sivas'tan repertuar kayıtlarına geçmiştir. Sözler aynı olmakla birlikte ezgi farklıdır. Sivas'tan TRT repertuarına geçen türkünün sözleri :

Gel gönül gidelim aşk ellerine,
Muradın var ise bir tane yeter.
Fikreyle kıldığın amellerine,
Havaya cehline efsane yeter.

Mevli dünya kılıp olma bednam,
Kim aldı felekten muradına kam?
Ölüm var mı yok mu ahır-i encam?
Vakit geçirmeğe virane yeter.

Türabi sen özün payimal eyle,
Erenler yolunda kesbi hal eyle,
Şu fâni dünyada bir hayal eyle,
Gelip konan göçtü nişane yeter.

şeklindedir. Kaynaktaki sözler ise aşağıdaki gibidir3. Zile'den repertuar kayıtlarına geçen sözlerin aşağıdaki gibi düzeltilmesi halinde türkünün söz bütünlüğü sağlanacak, Türabi'ye ait sözler de aslına uygun olarak okunacaktır.

  Gel gönül gidelim aşk ellerine,
  Maksudun yâr ise bir tane yeter.
  Fikreyle kıldığın amellerine,
  Heva-yı çerh ile efsane yeter.

  Meyl-i dünya için gel olma bed-nam,
  Kim aldı felekten muradına kâm?
  Ölüm var mı yok mu ahır-i encam?
  Vakit geçirmeğe virane yeter.

  Beyhude işlerin terk eyle mutlak,
  Küllü men aleyha fan dedi Hak.
  Cihan bâki değil hikmetine bak,
  Bu bir söz ârife bahane yeter.

  Türabi sen özün payimal eyle,
  Hak yolunda yüzün pâyimal eyle,
  Şu fâni dünyada bir hayal eyle,
  Geçen geçti gelen nişane yeter.

            Maksud : Amaç, gaye. Amel : Bir emri vazifeyi yerine getirme, tatbik etme. Heva-i çerh : Geçici duygu. Küllümen : Tamamı, hepsi. Bednâm : Kötü. Encam : Son. Aleyha : Onun hakkında, aleyhinde onun üzerine. Paymal : (payimel) Ayak altında kalmış telef olmuş. Kesb-i : Çalışmak, elde etmek, doğuştan olmayan sonradan elde edilen kazanç. Nişane : Taltif için verilen madalya, alâmet, işaret. Beyhude : Boşuna (Kaynaktaki dipnot)

         
Ressam : Kemal TÜRKER

            Söz bütünlüğü olmayan türkülerinden biri de : Hak Muhammed Ali göndermiş dizeleriyle başlayan, Zile'nin Kervansaray Köyü'nden 1963 yılında Sadık TAŞDEMİR'den Ankara Devlet Konservatuarı'nın derlediği türküdür. Türkünün TRT repertuarındaki sözleri aşağıdaki gibidir.

  Hak Muhammed Ali göndermiş,
  Hünkâr Hacı Bektaş Veli göndermiş.
  Şu dünyada can da tene bir konuk
  Muhammed Meydanı kabul et isteyince.

  Şu dünyada ben istemem durmaktan,
  Muhammed'e kendi verdi parmaktan,
  Cenneti âlemde akan ırmaktan,
  Güzel benlerini sevdiğim dilber.

  Kömür gözlüm yollarımı gözlermiş,
  Bekleme yolumu gelemem dilber.
  Eşim dostum yaranlarım özlermiş,
  Büküldü bellerim gelemem dilber.

  Şu dünyada ben usandım durmaktan,
  Altın yüzük şule verir parmaktan,
  Cenneti âlâda Kevser ırmaktan,
  Ben sensiz içemem sevdiğim dilber.

            Türkü sözlerinin birinci dörtlüğünün ilk iki dizesinde : Hak Muhammed Ali göndermiş / Hünkâr Hacı Bektaş Veli göndermiş. Bu iki dizede anlam çok açık. Pekiyi gönderilen nedir? "Şu dünyada can da tene bir konuk". İşte burada anlam bütünlüğü bozuluyor. "Can da tene bir konuk" dizesiyle ne anlatılmak isteniyor. Ayrıca; "konuk" misafirin karşılığı olarak Türkçe'ye yeni katılan bir sözcük, şiir yazıldığında bu sözcük kullanılıyor muydu? Sanmıyorum. Çünkü söz 1963 yılında derlenmiş. Sözcük 1970'li yıllardan sonra yaygınlaşmaya başladı. Bu analizi yaptıktan sonra türküdeki dördüncü dizeye bakalım. "Muhammed Meydanı kabul et isteyince". Bu dize diğer dizelerle bütünleşmediği gibi kendi içinde de bir anlam ifade etmiyor. Ayrıca ayak ve uyak da birbirini bütünlemiyor. O halde türkü derleyenler muhakkak söz ve müziği bir bütün olarak düşünmeli. Aksi takdirde ortaya bu tür yanlışlıklar çıkacaktır diyor, türkünün ikinci dörtlüğüne bakmak istiyorum : İkinci dörtlüğünün sözlerinde de bir bütünlük yok : "Şu dünyada ben istemem durmaktan / Muhammed'e kendi verdi parmaktan / Cenneti âlemde akan ırmaktan / Güzel benlerini sevdiğim dilber." Dörtlüğünün ilk üç dizesi dinî içerikli olmasına rağmen, "Güzel benlerini sevdiğim dilber" dizesi uyuşmadığı gibi işlenen temaya da ters düşüyor. Tıpkı siyahın üzerine yamanmış beyaz yamalık gibi görünüyor. Üçüncü dizedeki "Cenneti âlemde", cenneti âlâ olması gerekiyor. Sonuç itibariyle bu türküde birinci ve ikinci dörtlük muhakkak aslına uygun şekilde düzeltilmeli ya da düzeltildikten sonra üçüncü ve dördüncü dörtlükler söz olarak kullanılmalıdır.

            Şimdi de Zile türkülerinde haksız sahiplenmelere bakalım : Bu konudaki en çarpıcı örnek Sivas'tan repertuara geçen "Akıl gel beri gel beri" dizesiyle başlayan türküdür. Türküyü Sivas'tan TRT Ankara Radyosu Âşık İsmail NAR'dan derlemiş, sıra no. : 2110'dur. Türkünün Sivas'tan kayıtlara geçen sözleri aşağıdaki gibi olup Şah Hataî tapşırmasıyla dört dörtlük yayımlanmıştır. Hâlbuki sözlerin aslı beş dörtlük olup tıpkıbasımını yayımladığımız cönkte Zileli Ceyhunî adına kayıtlıdır.

Zileli Ceyhunî Cönklerinin Tıpkıbasımı4.

Kaynak : http://kanalkultur.com/de/content/view/693/1/

            Türkünün TRT repertuarında Şah Hataî tapşırmasıyla yayımlanan sözleri aşağıdaki gibidir :

  Akıl gel beri gel beri,
  Gir gönüle nazar eyle.
  Görür göz işitir gulak,
  Söyler dile nazar eyle.

  Baştır gövdeyi götüren,
  Hayat menzile yetiren,
  Türlü maharet bitiren,
  İki ele nazar eyle.

  Âşık isen alıp satma,
  Helâlına haram katma,
  Yolun eğrisine gitme,
  Doğru yola yazar eyle.

  Şah Hataî'yim eydür gani,
  Veren Mevlâ'm alır canı,
  Evvel kendin kendin tanı,
  Sonra ele nazar eyle.

            Türkü sözlerinin ikinci dörtlüğünde "Hayat menzile yetiren" dizesindeki "hayat" sözcüğünün ayak olması gerekir. Zira menzile hayat yetirmez, ayak yetirir. Şiir aslında Zileli Ceyhunî'ye aittir. Tıpkıbasımını yayımladığımız Ceyhunî cönkünde şiir beş dörtlüktür. Zileliler bu türkü sözlerinden Hataî tapşırmasını kaldırdıklarında önemli bir yanlışı düzeltmiş olacak, bizden sonrakiler şiiri Şah Hataî'nin olarak bilmeyeceklerdir.


Âşık Ceyhûnî'ye Yeni Bir Bakış - Tokat Kültür Araştırma Dergisi - Kasım 1999

            Ceyhunî cönkünün tercümesi ve Zileli Âşık Ceyhunî kitabındaki sözler5:

  Akil beri gel beri gel,
  Bir gönüle nazar eyle.
  Ağız söyler kulak dinler,
  Öten dile nazar eyle.

  Baştır gövdeyi götüren,
  Ayak menzile yetiren,
  Kalmış işleri bitiren,
  İki ele nazar eyle.

  İki elim kızıl kanda,
  Çok günahlar vardır bende,
  Mürüvvetle kerem sende,
  Düşmüş kula nazar eyle.

  Bezirgân olup ta satma,
  Sermayene hile katma,
  Yolun eğrisine gitme,
  Doğru yola nazar eyle.

  Ceyhunî'yem gevher kâni,
  Hak sendedir özün tanı,
  İptidâ yokla sen seni,
  Sonra ele nazar eyle.

                   

şeklinde kayıtlara geçmiştir. Şiirin 4. dörtlüğünde "Yolun eğrisine gitme" dizesindeki "gitme" yerine "sapma" geldiğinde hem kafiye hem de anlam bütünlüğü sağlanmış olur. Sapma : Doğru yoldan ayrılma anlamındadır.

            Zile Türküleri arasında haksız sahiplenmelere konu olan, repertuara Tokat'tan geçen başka bir türkümüz de; adına roman yazılan, şiir gül destesi yapılan, diziler çevrilen "Hey Onbeşli" Türküsü'dür. Türküyü : Tokat'tan Nida TÜFEKÇİ Hamdi TÜFEKÇİ'den derlemiş, repertuar no. : 1616'dır. M. Ufuk MİSTEPE'nin 'Zile Türküleri' kitabındaki "Hey Onbeşli" Türküsü'nün detayı ise aşağıdaki gibidir :

            Yöresi : Tokat – Zile
            Kaynak Kişi : Hamdi Tüfekçi
            Adına Türkü Yakılan Kişi : Zileli Hediye Hanım
            Derleyen : Nida Tüfekçi
            Notaya Alan : Nida Tüfekçi
            Repertuar No. : 1616

Zile Belediyesi Kültür Yayınları No. 4

15/20 Nisan 2008 Turizm Haftası'nda Zile Kültürü'ne Hediye Olunmuştur.

            Türküyle birlikte verilen bu bilgiler repertuar detaylarında bende yeni bir takım ölçülerin getirildiği kanaatini uyandırdı. Zira şimdiye kadar halk müziği edebiyatına geçmeyen bu detay bilgilerle hiç karşılaşmadım. Ama tespit ettiğim odur ki sevgili M. Ufuk MİSTEPE de türküyü Zile'ye mal etmek için kendine göre birtakım ölçütler koyma gereği duymuş. Bence hiç gerek yok. Zira katı kurallarla türküleri bir yere mal etmek, kayıt ve tescilini çıkarmaya çalışmak, bazı özellikli türküler hariç bu türkü falan yere aittir demek mümkün değildir. "Hey Onbeşli" Türküsü de yöresinin özelliklerini yansıtmayan türkülerimizden biridir.

M. Ufuk MİSTEPE’nin Nota ve Sözleriyle Zile Türküleri adlı kitabının 80 ve 81. sayfaları.

            Erzurum'da Tatyan, Malatya'da Arguvan, Sivas'ta Çamşıhı, Orta Anadolu ve Çukurova'da Bozlak, Konya'nın Oturak, Karadeniz'in Fingil, Elazığ ve Urfa'nın Elezber ve Hoyratları, Ege'nin Zeybekleri, Gazi Antep'in Barak Havaları gibi kendine has özellikler arz eden türkülerden değildir. Kısaca "Hey Onbeşli" Türküsü yöresini hatırlatan, çağrıştıran, dinleyince bizi yöresine götüren hiçbir özelliğe sahip değildir. Onun için katı kurallarla bu türkü Zile'ye, Tokat'a, Adana'ya, Sivas'a aittir demek yanlış olur. Nedeni ise; türküde Tokat sözcüğünden başka Tokat'ı hatırlatan hiçbir tavır ve üslûp özelliği yoktur. O halde türkü nereye aittir? Türkü bize aittir. Bizim gönlümüzden kopan nağmelerin dile ve tele yansımasıdır.

M. Ufuk MİSTEPE Bildiriyle İlgili Yorum ve Katkılarını Sunarken.

Fotoğraf : Mustafa BELDEK 11.10.2008 Saray Sinema Salonu Zile

            Benim araştırmalarıma göre türkü 1315'liler tertibiyle Tokat'ta askerlik yapan Adanalı İboş Ali'nin yavuklusu Hediye'ye yaktığı yakımdır. İboş Ali küçük yaşta bağlama çalmaya başlar. Askere gidinceye kadar Adana'nın en iyi bağlama çalanlarından biri olur. Arabacı Topal Selahattin'in kızı Hediye'ye âşıktır. Tokat'a askere gitme arifesinde yavuklusundan ayrılan İboş Ali Hediye'ye bu türküyü yakar. Türkü Tokat'ta ünlenir, dillere destan olur. Askerlikten sonra Adana'ya gelen İboş Ali türküyü öğrencisi Ali Limoncu'ya6 öğretir. Ali Limoncu ustasından öğrendiği bu türküyü çeşitli meclislerde çalar okur. Türkü Adana'da da ünlenir. Ali Limoncu ile İboş Ali defalarca birlikte türküyü çalıp söylerler. 1952 yılında Muzaffer SARISÖZEN'in düzenlemiş olduğu Ankara'daki Adanalılar gecesinde türkü Ali Limoncu tarafından çalınır okunur ve Sarısözen tarafından notaya alınır.

            Ben türkünün İboş Ali Ağa tarafından Topal Selahattin'in kızı Hediye'ye yakıldığının hikâyesini Ali Limoncu, Abdurrahman Yağdıran7, Mustafa Canan8 ve Erol Aktı'dan9 müteakip defalar dinledim. 'Çukurova Türküleri' kitabını hazırlarken Ali Limoncu kendisinden derlediğim türkülerle birlikte "Hey Onbeşli" türküsünü de çaldı okudu. Üstadın isteği üzerine türkü : Yöresi Adana, kaynak kişi İboş Ali, aktaran Ali Limoncu olarak kayıtlara geçti. Türküyle ilgili notanın altına da küçük bir not düştüm. Türkü; Çukurova Türküleri (1) kitabımda bu detay bilgilerle yayımlandı. Böylece "Hey on beşli" türküsüne Tokat ve Zile'den sonra Adana da sahip çıkmış oldu.

            Bu kadarını söyledikten sonra Sivaslılar'ın da "Hey Onbeşli" Türküsü'ne sahip çıktığını söylememek olmaz doğrusu. Evet, Sivaslı Rıfat Kaya10 türkünün hemşehrisi Hafız Hakkı'ya ait olduğunu, 1928 yılında plâğa okuduğunu, arşivinde Hafız Hakkı'nın taş plâğının bulunduğunu, türkünün Hafız Hakkı'ya dolayısıyla da Sivas'a ait olduğunu söylüyor. Bu durumda Zileliler, Tokatlılar, Adanalılar, Sivaslılar "Hey Onbeşli" türküsü bizimdir diyerek seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Türkü bizimdir diyenlerin içinde Tokatlılar'ın sesi daha çok duyuluyor. Tokatlılar'ın sesinin daha geniş kitlelere duyulmasının nedeni de Tokat Şâirler ve Yazarlar Derneği Başkanı Sayın M. Emin Ulu.

Mehmet Emin Ulu Tokat Etkinlikleri Haftası'nda Ankara'da ve Plâketini Alırken Sempozyumda.

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi ve http://picasaweb.google.com/zilesitesi/Zile_sempozyumu#

            Efendim Sayın Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı, M. Emin Ulu'nun yazdığı "Hey On Beşli" romanı için internet aracılığıyla gönderdiği mailde : "Emin Beyciğim, başarılarınız için sizi tebrik ederim. Fakat keşke "Hey Onbeşli Onbeşli" Türküsü'nü Tokat'a yamama çabasına âlet olmadan romanınızı yazsa idiniz daha yerinde olurdu" diyor. Bu maile Sayın Mehmet Emin Ulu : "Bu eserin 1977 yılında hazırlığını yaptığım bitirme tezine kadar uzandığını, o yıllardan yaptığım pek çok araştırmanın bir sonucu olduğunu bilmem anlatmaya lüzum var mı? Eserin kapağını görüp de Zile'nin Türküsü nasıl Niksar'a mal edilir diyenleri düşünüyorum. Bugüne kadar bu görüşü savunanlar, bu alanda neden bir eser yazıp koymamışlar? Kaldı ki ben bu eseri, Hey on beşli on beşli türküsü Tokat'ın mı Zile'nin mi Niksar'ın mı tezini savunmak için yapmadım. Adanalılar'ın sahip çıktığı türkümüzü bu eserle ve belgelerle tam anlamıyla Tokat'a mal ettiğimi söyleyebilirim. Bu eserden sonra kimse türkümüze sahip çıkamayacaktır" diyerek cevap veriyor.

Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI'nın
Üçüncülük Ödüllü "Hey Onbeşli Onbeşli" Türküsü'nün Yayımlandığı Dergi.


Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI Arşivi

            Başta da söylemiştim. Türküler hepimizindir. Bizi söyler, bizi yaşatır. Onlar gönül telimizin aynasıdır. İşte onlardan biri de "Hey Onbeşli" Türküsü'dür. Siz nereye mal etmeye çalışırsanız çalışın zaman onu kendi potası içinde halledecektir. Bir söz vardır. "Su aka aka durulur" derler. Su muhakkak aka aka durulacak gerçeklerin ve bilimin önüne kimse geçemeyecektir. Bu tür savunmalar hissiyatla olmamalı, aman başkası sahiplenmeden ben sahipleneyim demek bizi, ilimi ve bilimi yanlışa götürür. Katı olmadan türküleri gönül bahçemiz gülleri olarak kabul edersek sanırım daha yapıcı oluruz.

             Sonuç :

            Zile Türkülerinin özelliklerini ve güzelliklerini, edebî estetiğini, söz yanlışlıklarını, haksız sahiplenmeleri tespit ettiğimiz kadarıyla değerlendirmeye çalıştık. Eğer tespitlerimiz bizi bir takım doğrulara götürürse, yaptığımız çalışmanın mutluluğunu yaşayacak, geçmişle gelecek arasında iyi bir köprü kurduğumuza inanacak, "türkü seven türkü söyler" diyerek onları bağrımıza basacağız. Aksi takdirde ırmak akacak bizler de arkasından melûl melûl bakacağız.


Kaynak : http://kanalkultur.com/de/content/view/693/1/

             Notlar :

              1 M. Ufuk Mistepe, Zile Türküleri, Zile Belediyesi Kültür Yayınları No. : 4, Grafik 94 Reklâm Tanıtım Hizmetleri, Ankara, 2008, 128 sh. 
             
2 Halil Atılgan, Türkülerin İsyanı, Akçağ Yayınları, s. 63, Ankara, 2003.
             
3 İsmail Özmen, Alevi Bektaş-i Şiirleri Antolojisi C. IV, s. 162.
             
4 Kaynak Dokuz Eylül Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı arşivi.
             
5 Hayrettin İvgin – Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı, Zileli Âşık Ceyhuni, Hayatı, Sanatı, Şiirleri ve Diğer Ceyhunîler. Ürün Yayınları, Ankara, 1996.
             
6 Ali Limoncu 1929 Adana doğumlu olup İboş Ali ile birlikte meşk eden, 1963 yılında Adana İl Radyosu bünyesinde kurulan Çukurova'dan Sesler Topluluğu'nda bağlama çalan, türkü söyleyen, 1973 yılında Çukurova Radyosu'nun açmış olduğu saz sanatçısı ve mahallî sanatçı sınavlarını kazanan, Adana'da ilk saz evini açan bir halk müziği sevdalısı. Hayatta olup, Adana'da ikamet etmekte.
             
7 Abdurrahman Yağdıran - 1934 yılında doğan, beste yapan, bağlama çalan, 1963 yılında Adana İl Radyosu bünyesinde Çukurova'dan Sesler Topluluğu'nda türküler söyleyen, Postacı ve Adana Yollarında adlı türküleriyle ünlenen, şu an Adana'da ikamet eden bir halk müziği sevdalısı.
             
8 Mustafa Canan önce Adana İl Radyosu'nda, sonra İstanbul Radyosu'nda çalışmalarını sürdüren, Diyarbakır türkülerini güzel okuyan, plâklar yapan bir sanatçı. Şu an hayatta olup, İstanbul'da ikamet etmekte.
             
9 Erol Aktı Adanalı olup, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nda öğretim görevlisi olarak çalışmakta.
           
10 Rıfat Kaya Sivas'ta TCDD'de Eğitim Müdürü olarak çalışmakta.

                    

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR