ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 21 Şubat 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

MÜHTOĞUN
TEKKE

Makale : Dr. Ali Adil GÜNEREN
(İstanbul Sağlık Müdürlüğü - Kriz Merkezi - 28.01.2006)
aadilguneren@yahoo.com

Dr. Ali Adil GÜNEREN

MÜHTOĞUN TEKKE

Müftüoğlu Tekkesi'nin Ana Girişi

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Gözümüz aydın olsun, goz aydunluğu içinde olak.

            Sonunda bereket kepçesi de gitti... Eski Zile'de bir zamanlar bir ev vardı. Mühtoğun Tekke derler, Güccük Minare'den yukarı Kisliğe doğru hafif meyilli rampaya sarınca, ilerde solda iki kanatlı heybetli dış kapısıyla Tekke Dairesi, biraz ileride sağda bahçe içinde yatan Efendi'ler vardı.

    
Fotoğrafları Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Bir buçuk asır önce kurulan bu yapı günümüze kadar ulaştı. Rahmetli Dede’me, Hoca annesi : Tekke kapısının bir at fiyatına yapılmış olduğunu duyduğunu söylemiş imiş. ''Bir at bir kapı oldu'' derlermiş. Bir at satmışlar, oradan gelen paraya kapıyı yaptırmışlar.. Dergâhlar kapatılana dek o kapı sabah namazıyla açılır, yatsı namazından sonra kapatılırmış. Sonra bir dönem kapalı kaldı. Sadece bayramlarda açılır, dedemin karındaşları, eski dervişler, sevenler, saygı besleyenler ziyarete gelir, sohbetler olur, kulpsuz fincanlarda sıcak şerbet ikram edilirdi. Bizler de (ağabeyim ve ben) okul öncesi /ilkokul dönemi.. kapının dibinde dizüstü oturur, boşalan fincanı alır, yeni gelene şerbet doldurur, konuşmaları can kulağıyla dinler, dedeme ve artık bize ait olan yapıya gösterilen tazimden tarifi zor bir keyif alır güvenirdik.

Yaklaşık 170 yıl önce bir at satılmış, parası ile bu ''KAPI'' yaptırılmış.
Sabah Namazı'ndan önce her iki kanadı ardına kadar açılır, Yatsı Namazı'ndan sonra kapanır,
gün boyu taliplilerin girişine sorgusuz sualsiz yol verirmiş.
    
"Bir At Bir Kapı Oldu" denilen Tekke Kapısı - Müftüoğlu Tekkesi'nin Ana Giriş Kapısı
Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Hele bir de bazı emmilerin lâstiklerini çevirip orta kapıda yolcu ederken ısrarları sonunda kabul ettiğimiz çil çil beşlik/onluklar (kırmızı renkli eski kuruşlardan bahsediyorum, tarihe geçsin diye not düşelim : 1970 yılında on kuruş ile bakkaldan bir avuç renkli şeker alırdık, şimdi o paranın on milyon adedini bir kamyona yükleyip, Merkez Bankası’na teslim etsek, karşılığında bir adet yeni lira verirler nominal değerine bakarak) Çil çil beşlikler bizi o kapıya daha bir bağlar, birileri daha gelsin, hizmet edelim, hâtıra dinleyelim, bahşiş alalım der, mahallenin çocukları koşar - zıplar oynarken veya kapı kapı dolaşıp bayramlaşırken, biz tekkede zevkle isteyerek bekler, aşkla hizmet ederdik... Namaz vakti gelince hep beraber namaz kılınır, bazen bizler müezzinlik yapardık.

Halvetî, Nakşî, Mevlevî tarikte ders verilen Tekke'nin Meydan Odası.
Yarısı üzerine katlanmış olan postun bulunduğu yere Şeyh Efendi otururmuş.
Oraya oturulmasını Rahmetli Dedeleri  istemez, edebe mugayir olduğunu söylermiş.

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN
2005/Haziran Başları - Minare-i Kebir Mah., Müftüoğlu Sok.

            Sonra terör başladı... Hz. Ali Efendimiz'i fazla sevdiğini iddia edenlerle hepsini birden sevdiğini söyleyenler birbirine düşman edildi. Kapı komşuları birbirinden selâmı kesti, gün oldu balta - nacak kavga edildi çok gönüller kırıldı. Mahalleden göç başladı. Alamanya'ya gidenler de olmuştu ama onlar baba ocağını boşaltmamış, geri gelmek üzere gitmişlerdi, bu seferki gidişler tam gidiş oldu.

            12 Eylül’de kapıyı tamamen kapattık. Öyle ki Aşur Ayı’nda, Muharrem'in onuncu günü pişen çorbayı bile kapalı kapılar ardında dağıttık. Aşere-i Mübeşşere, Ezvac-ı Tahirat, Oniki İmam, Ondört Masum-u Pak Efendilerimize Fâtiha okuyamadık toplu halde... Ne Hatim indirildi, ne Aşr-ı Şerifler.. Kerbelâ Mersiyeleri okuyamadık ağlaya ağlaya.

            ''SOFRA'' .....''LOKMA'' tâbir edilen günün menüsü, misafirlere/DERVİŞ' lere böyle yer sofralarında ikram edilir... Sağ el, sağ omuz, sağ diz masaya yakındır; sağ diz kurulmuş/kırılmış ve sağ topuk üzerine oturulmuştur.

            Masaya tam cepheniz ile değil, bir yanınız ile dahil olursunuz; sol diziniz dışarıda dik olarak kırılmış vaziyette ve sol ayağınız yere basmaktadır. Bu şekilde dervişler bir sofra çevresinde daha kalabalık oturabilmekte, herkes biraz kımıldayınca, yeni gelen misafire rahatça yer 'bir kol uzanacak kadar açıklık' açabilmekte imişler.

            Çorba, sağ eldeki tahta kaşıkla ve kendi önünden ortadaki yemek sahanına daldırılırken, kaşığın bir yanı yemeğe daldırılır, dolan kaşığın dibi sahanın kenarına silinir, ağıza yaklaştırılan kaşığın diğer yanı ağza değdirilip yemek ağız boşluğuna boşaltılır imiş. Bu adab üzere lokma yenir, sonra Şeyh Efendi, her iki elinin parmak uçlarını sofranın kenarına değdirerek..

DEM-İ ENBİYÂ
ŞAH-I EVLİYÂ
KEREM-İ ŞAH-I ŞEHİD-İ KERBELÂ
HUU   HU

diyerek ''DERVİŞ DUASI'' yapar, masadakiler de ''HUU  HU'' diyerek mukabele ederlermiş.

LOKMA İkram Edilen Sofra

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Çorba pişti.. bilen tasını getirdi, istihkakını aldı, evine götürdü. Tahta kaşıklarla derviş sofrasında dualı/şifalı aşure çorbası ile iftar ettiremedik kimseye.. Bir korku, bir endişe, karanlık ufuklar, yarınından tedirgin dönemler geçirdik. Sonra Özal bize köşe dönmeyi belletti. Kutsallık, mutsallık ekonomik değeri olmadığı, paraya çevrilemediği ve dahi karın doyurmadığı için rafa kalktı.

Hacı Azize Hanım Bağ Ocağı'nda Kalaylı Dövme
Bakırdan Leğan'da Tuzlu Kaynar Suyla Yaprak Börtletiyor.

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Gençliğimde hatırlıyorum : İki kanadı birden açar, içeriye eşek arabası, traktör, otomobil sokardık. Hiç zorlanmadan kanatlar açılır - kapanır, zelze/kilit şık diye geçer mukkem bir kapı idi. İlkin kapıyı bozdular.. içeri giren soysuzlar dışarı çıkmak için balta ile kilit/zelze mekanizmasını kırdılar. Gerçi tekrar tamir edildi ama ne çıkar, eski düzen bir kez bozuldu!

            Tekkenin tavanında pişmiş tuğladan yapılmış bir hilâl vardı, ters kapatılmış küçük bir küpün üzerine oturan, güneş vurunca altın gibi parlayan sırlı tuğladan mamûl, açıklığı semaya bakan bir hilal = Âlem = Huzurun, özgürlüğün, emniyetin habercisi.. güvencesi.. Bir gün duyduk yine soysuz/şerefsiz birileri tekkenin tavanındaki âlemi götürmüşler.

Semahane Tavan Göbeğindeki Ahşap Süsleme

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Yine tarihe geçsin diye yazıyorum : Bilinsin ki o mekân bizim dedelerimizin öz be öz kendi mülkleridir. Vakıf yeri değildir, bağış/ulûfe hiç değildir. 150 - 160 yıl önce Zile'nin köylüğünden gelmiş, o vakitler bir ören yeri olan Kislik Tepesi’ne yakın bu araziyi satın almış, önce harem dairesini oda oda yapmışlar, bu arada bedestendeki tarihî câmide ders verirlermiş. Sonra Tekke Dairesi’ni bina etmişler. ''Devlet Zamanı''ndan beri oralar ailenin tapulu mülküdür. Hatta karşıda dedelerin yattığı küçük bahçeden başka, arkada çok daha büyük, arka yola kadar devam eden büyük bir bahçe vardı. Ben hayal meyal hatırlıyorum; ağaçları üstünde bir leylek yuvası vardı. Havuz varmış, kayısı, dut ağaçları, geniş çimenlikler vs.

Beyazıd-ı Bestami Câmîi'nde Leylek Yuvası

Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Ne zaman ki ''şehir suyu'' tâbir edilen Dereboğazı’ndan pöğreklerle şehre gelip evleri dolaşan eski su iptal olup, belediyenin terkos suyunu kullanmak zarureti hâsıl olmuş.. işte o günden sonra dedem arka bahçede ıspanak ve başka sebze ekip satamaz olmuş.

Tekke Dairesi'nin Bahçesindeki Kuyu

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Paralı suyun maliyeti hesapları değiştirmiş. Çevredeki bir iki aile de tarlalarını satınca bizim büyük bahçe yolgeçen hanı olmaya başlamış. Yıkılan duvarları tamire güç yetiremez olmuşuz.

Müftüoğlu Bağındaki Kuyu ve Ceviz Ağacı

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            ''KİRAZ SEYRİ ''yapılan bölgenin biraz daha Batı'sına düşen, Celep Pınarı'ndan yukarı Bayırköy'e çıkarken "Meydanlık" mevkiinde, kanalın hemen üstünde, sol koldaki bağ..  bizim ''Yakın Bağ''. 180 - 200 cm çapında bir granit bloğunun ortası yaklaşık 30 cm çapında oyularak, kuyuya kapak yapılmış.

            Çay Mahalle sakinleri; pınarlardan akan su zayıflayınca; ''Müftüoğlu bağını sulasa da suyumuz gürleşse'' derlermiş. Arkada görülen ceviz ağacı ile kuyu arasındaki çayıra, haftanın belli günü, bir esnaf grubu gelir, oturur yemek yer, Ahi Evran  geleneğini / âdetlerini / görevlerini yerine getirirlermiş.

            O kuyunun suyu bana çok lezzetli gelir, baharın, yukarıdaki büyük havuz birçok kez 'Deşilip' bağ iyice sulanınca, kolunuzu içeri sarkıtıp elinizdeki kulplu bardağa (maşrapa) su doldurabilirdiniz.

            1970/71 gibi de parselleyip satmışlar o tarlayı. Ankara'da büyük amca'ya ev alınmış bir kısmı ile. Hasılı şu anda dedemin "bir çivisini sökmedim, tavanını aktardım, sıvasını tamir ettim, bekledim'' dediği tekke halen babamızın tapulu helâl malıdır.

Dr. Ali Adil GÜNEREN'in Dedesi - 2000 Yılı Sonları

Fotoğraf : Hacı Hafız Ahmet Nezir ATAOLUR oğlu Mehmet Ataolur

            Bizler de dedelerden kalan bu emaneti, bizim için paha biçilmez mesabesinde olan bu binayı ayakta tutmayı, korumayı, becerebilirsek restore etmeyi arzu ediyoruz.

Semahane'nin Mihrabı ve Tavan Süslemeleri
    
Fotoğrafları Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Gel gör ki artık hiçbir şey eskisi gibi değil, köşe dönücü zihniyetin hiç bir değer yargısı tanımayan (özür dileyerek) anası belli babası elli evlâtları; câmi/tekke dinlemiyor, emeksiz yemenin peşinde üç kuruş para edecek ne bulursa talan ediyorlar. Artık o kulpsuz fincanlar, sapı üstüne kıvrılan dövme bakırdan büyük cezveler, tunçtan yapılmış iki şamdan yok...

Tekke Mutfağının Çömlekleri, Sofralar ve Yayık
    
Fotoğrafları Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Buğday kaynatıp yarma pişirdiğimiz, pekmez çalıp kıyma kavurduğumuz, düğünde dernekte helva kardığımız dövme bakırdan ilağanler, kazanlar artık yok. Şıra süzdüğümüz, yumurtanın akıyla maya tuttuğumuz esvap kazanları uçtu gitti. En son iki gün önce haber geldi; yine harem dairesine girmişler, eski sandıkları karıştırmış ,ev eşyasının altını üstüne getirmiş hiçbir şey bulamayınca köşede duran bir çuval şekeri götürmüşler.

Semahane'nin üst arkadan çekilen Mihrab'ının görüntüsü.
Kadınlar Harem Dairesi'nden bir merdivenle Semahane'nin Kuzey'indeki
ezan okunan sundurmaya çıkar, sonra çatı katına yine merdivenle yürüyüp,
 onlar için düzenlenmiş yerden, pencerenin arkasından içerideki ZİKR'e katılırlarmış.

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Zile ahalisi.. biline ki bundan böyle tekkede çorba pişmeyecek.. pişse bile eski lezzeti ve eski bereketi olamayacak. Daha önceki yazılarımda söylediğim gibi.. Ne zaman ki Zileli eski Zile'yi terk etti, yeni Zile'ye galörüfelli apartuman dayirelerine taşındı. Ne zaman ki Temmuz sıcağında bile serin serin oturduğumuz altıgen tuğla döşeli, geniş sofalı bağdadî evlerimizi terkedip beton yığınlarına sıkıştık... Ne zaman ki baba ocaklarımızı lâğım fareleri ile lâğımda yaşayası soysuzlara terkettik.. bu sonun başlangıcıdır.. ve dahi artık aşağıdaki gibi nazımlar yazılamayacaktır.

Harem dairesinin bahçesindeki''SOKU''.
Yarmayı pişirince sokuda büyük tokmaklarla döve döve parçalanır,
 ''BULGUR ve DÜĞÜ'' hazırlanırmış.

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN
El değirmeni.. altındaki büyük taş kütlesini bir tahta çatalın
ucuna yerleştirir, kaldıraç prensibinden faydalanarak, ağaçtan
oyulmuş ''TEKNE''de ''ÇEYNENMİŞ''  üzüm  'CİBRESİ'nden
çıkarılabilecek son şıra damlalarını toplar,  gerekirse toprağa
yarı beline kadar gömülmüş ''SİRKE KÜPÜ''ne doldururlarmış.

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Sancak-ı Şerif

            Halılar, güllabdanlar, kitaplar
            Kudüm ve ney
            Bir bir yazılıp, mühür de vurulunca
            Hoca Anne feryadı basmış : ''Bunlar babamın malı!''
            ''Sesinizi çıkarmayın'' demişler.'' onları da alacaklar elinizden..''

Karşı Bahçedeki Türbe Mezarları

Fotoğrafı Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN

            Dergâhlar kapatılalı beri,
            Kışları elma sereriz Semahane'ye
            Her bayram şerbet sunarız Meydan Odası'nda
            Üç ihtiyar Kıyam'a durunca,
            Titreyen bedenler, bükülmüş beller,
            Gözlerim buğulanır, düğümlenir bir şeyler...
            Dedemse bekler hâlâ
            ''Bir çivisini sökmedim'' dediği ocağı
            Hâlâ bekler umutla
           
Ocak Tütecek Çağı...
                                     Dr. Ali Adil GÜNEREN
                                        Bursa / 1981 Baharı

Karşı Bahçedeki Türbe Mezarları
    
Fotoğrafları Gönderen : Dr. Ali Adil GÜNEREN
 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR