ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 09 Kasım 2007 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

TEHCİR OLAYI
VE
ÜNYELİ ERMENİLER

Araştırma : İrfan IŞIK
(Emekli Öğretmen - Araştırmacı - Yazar)

TEHCİR OLAYI VE
ÜNYELİ ERMENİLER
(Şirin Ünye Gazetesi - 31 Ekim / 07.11.2007 - Yıl : 47, Sayı : 3331 - 3332'de yayımlandı.)
http://www.sirinunye.com/detay.asp?hid=3552

            Ermeniler önce Selçuklu Türkleri, sonra Osmanlı Türkleri ile yüzyıllar boyunca barış, huzur ve kardeşlik duygularıyla birlikte yaşamışlar, aynı kültürel değerleri üretmişlerdir. Dinî inanç ve ibadetlerinde diğer Gayri Müslimler gibi tamamen serbest olmuşlardır. Osmanlılar Millet-i Sadıka olarak niteledikleri Ermeniler’e üst düzeyde değer vermişler, devlet idaresindeki en sorumlu mevkilerde görev yapmalarına olanak tanımışlardır. O kadar ki : Osmanlı İmparatorluğu'nda 19. yy sonlarına doğru 22 Bakan, 33 Milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Konsolos, 29 Paşa ile 11 Profesör vardı. Ayrıca 803 Ermeni Okulu'nda 2.088 öğretmen, binlerce Ermeni öğrenciye tamamen özgürce eğitim vermekteydiler. İki ulus arasına hiçbir zaman düşmanlık duygusu girmemişti. Sadece Ermeniler değil, diğer tüm Hıristiyan ve Yahudi teba, Türkler'den farklı muamele görmemiş, hiçbir meslekten men edilmemişler, huzur, refah ve zenginlik içinde yaşamışlardı.

25 Nisan 1918'de, Subatan

Ermeniler tarafından öldürülen Türk çocuklar, kadınlar ve
karınları deşilerek bebekleri çıkarılan anneler.
Balta ile Katliam : İzmit'in Kollar köyünden Ermeniler
tarafından balta ile katledilen Müslümanlardan bir kısmı

Olaydan sonra çekilen fotoğraf
1- Boşnak Malik 2- Abdulmecid oğlu Ali ve diğerleri

            Ancak Rusya, İngiltere, ABD ve Fransa’nın kışkırtmalarından sonra 1895 yılında 1.000 yıllık iyi kabule nankörlükle cevap vererek isyan etmişler, Müslüman, Türk, Kürt, Çerkez, Arap halka karşı katliama girişmişlerdi. Bu girişim özellikle 1912 - 1915 ile 1918 - 1920 dönemlerinde Ruslar'ın himayesiyle doğuda yoğunlaşmıştı. Özetle söylemek gerekirse, 1895 tarihinden sonra Ermeniler, çoğunluğu Türkler'den olmak üzere 1 milyondan fazla Müslüman’ı katletmişlerdi.

            Talihsiz bir kararla I. Dünya Savaşı'na katılan Osmanlı İmparatorluğu her cephede Rusya, İngiltere ve Fransa ile savaşa tutuşmuş, doğu cephesinde yurt içinden Ermeniler'in, sınırda ise Ruslar'ın saldırısına uğramıştı.

Osmanlı Meclisi'nde eski Erzurum mebusu olan Karakin Pastırmacıyan'ın (Arman Garo)
Tero ve Haço çeteleriyle Kafkaslar'daki Rus ordusuna katılmak için ayrılmadan önce katıldığı dinî törende.

            Türk ordusunun gerisini emniyete almak, İstanbul’da zararlı faaliyetlerde bulunan Ermeniler'in eylemlerini önlemek maksadıyla, önce Ermeni komitelerinin “Hınçak, Taşnak ve diğerlerinin” kapatılması kararı alındı. Bu komitelerin merkez ve şubelerinde bulunan belgelerin imhasına imkân verilmeden tamamına el kondu. Komitelerin yönetici ve ileri gelenleri ile zararlı Ermeniler tutuklandı. 16 – 55 yaş arası Ermeniler'in dışardan içeriye, içerden dışarıya girip çıkmaları yasaklandı. Haberleşmelerini Türkçe yapma mecburiyeti getirildi. Ermeni gazeteler kapatıldı. Ermeni çocuklar artık devletin resmî okullarında okuyacaklardı. Bu arada İstanbul’da yaşayan 82.800 Ermeni’den toplam 2.345 kişi tutuklandı.

Adapazarı'nda yakalanan, bomba üretip
bunları Anadolu'ya dağıtan Ermeni  çetecileri.

 
Ermeni Hınçak Gönüllü Alayının ikinci bölüğü -  20 Temmuz 1915

 Yeridasaret Hayastan (Genç Ermenistan) Gazetesi'nden.

            İşte bu tutuklama, bugün Dünya'nın her yerinde 24 NİSAN 1915 ERMENİ SOYKIRIMI günü olarak anılmaktadır. Tutuklananlardan bir tekinin bile öldürülmemiş olmasına rağmen…

Al sana belge !

          Önceki gün bu sütunda çıkan 'Ermenistan'ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin itirafları' yazısı yankılar yaptı. Çok sayıda mesaj aldım. 'O günkü Milliyet'te okumamış olanlar için bu itirafların yeniden yayımlanmasını' istiyorlardı. Yazıyı tekrarlamayayım.

          Ancak... Ermenistan'ın ilk Başbakanı Kaçaznuni'nin 1923'te toplanan Parti (Taşnaksutyun) Kongresi'ne raporundan sadece- en önemli satırları - yeniden - yansıtıyorum...

          Türkler doğru yaptı.
       'Türklere karşı ayaklandık... Türklerin düşmanı İtilaf Devletleri'nin kampındaydık. Türkiye'den 'Denizden denize Ermenistan' istiyorduk. Öldük ve öldürdük... '
Tehcir' doğruydu ve gerekliydi... Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin milli mücadelesi haklıydı. 1915 yaz ve sonbahar döneminde 'Türkiye Ermenileri' zorunlu bir 'tehcire' tâbi tutuldu.

          Türkler, ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmuyor. Bu yöntem en kesin ve uygun olanıydı. Kaderden şikâyet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak, acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) millî psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştır.

.
MEDYA İÇİN BÜYÜKELÇİ

          ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde 'Türkiye'de Ermeni kıyımı yapıldığı' iddiasını yansıtan karar tasarısı ne yazık ki kabul edildi. Komiteye, keşke 'Belge mi arıyorsunuz, alın size belge' denilerek, 1923'te Ermenistan'ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin Ermeni Taşnaksutyun Partisi Kongresi'ne bu raporu dağıtılmalıydı.

          ABD'nin büyük gazetelerinde de tam sayfa ilân olarak yayımlanmalıydı. Büyük ve etkin televizyonlara verilmeli, haberlerde, programlarda tartışılması sağlanmalıydı.
'Tanıtım', sadece deniz, güneş, kum ve tarihî eserler değildir. Tanıtım fonlarının bu ulusal konuda da kullanılması gereklidir.
Önümüzde Temsilciler Meclisi Genel Kurulu var. Tasarının, Temsilciler Meclisi'nde kabul edilmesinden önce bunları yapmak mümkün.

          ABD ile ilişkilerimizin 'ambargo' nedeniyle en gergin olduğu dönemlerde, ABD medyasını iyi tanıyan, sıkı ilişkileri olan Altemur Kılıç, Milliyet Yayınları Genel Müdürlüğü'nden alınarak New York'a 'ortaelçi' olarak atanmıştı. Görevi; medyaya odaklanmaktı. Bu atama, sağcı Kılıç'ın demokratik sol Ecevit'le dünya görüşleri taban tabana zıt olduğu halde yapılmıştı. Değil ABD'den büyükelçi geri çekmek, Türkiye, 1970'lerde Ecevit'in yaptığı gibi medya ilişkilerine odaklanmak üzere ortaelçiler, tanıtım ataşeleri atamalıdır.

İTİRAFIN KİTABI

          Okuyucular mesajlarında, Ovanes Kaçaznuni'nin 'Türklerin tehcir kararı doğruydu' itiraflarını yansıtan raporu ve bunun kitabını nereden bulabileceklerini soruyorlar. Kitap, Mehmet Perinçek'in araştırmasıdır. Kaynak Yayınları tarafından yayımlandı. 18'inci baskısı kitapçılarda. Adı; 'Ermeni Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir Şey Yok. 1923 Parti (Taşnaksutyun) Kongresi'ne Rapor.'

          Ayrıca... Türk Hava Kurumu'nun isteği üzerine 2 bin adet daha basılmış. Genelkurmay Başkanlığı'na, Kuvvet Komutanlıkları'na, Milli Savunma Bakanlığı'na, TBMM'ye, Türk Dil Kurumu'na, Atatürkçü Düşünce Derneği'ne ve tüm il ve ilçe halk kütüphanelerine gönderilmiş.

          Kitabın İngilizce, Fransızca ve Almancaları da mevcut. Bülent Ecevit, Demokratik Sol hareketin lideriydi. ABD ile kriz döneminde medya ilişkilerini kurmak üzere sağ kanattan Altemur Kılıç'ı New York'a ortaelçi olarak göndermişti. Ermenistan'ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin raporundan : 'Türkler'in Ermenileri tehcir kararı doğruydu.'

gunericivaoglu@milliyet.com.tr
Not : Belgeyi Gönderen : Fikri TERZİOĞLU / Almanya

            Bundan sonra sıra doğuda savaşan ordunun gerisini emniyete almak gayesiyle Ruslarla Ermenilerin işbirliğini önleme kararına gelmişti. Bunun için 27 MAYIS 1915 günü Yer Değiştirme (TEHCİR) Yasası çıkarıldı. Yer değiştirme, önce, tüm Ermeniler'e uygulanmadı. Katolik ve Protestanlar'ın yanı sıra subay ve sıhhiye sınıfı olarak Osmanlı ordusunda görev yapanlar, Osmanlı Bankası çalışanları, sakatlar, yaşlılar, dul kadınlar, çocuklar göçe tâbi tutulmadılar. Göç edenlerin tüm ihtiyaçları göçmen ödeneğinden karşılandı. Erzurum, Bitlis ve Van’dan çıkarılanlar, Musul’un güney kısmı ile Zor ve Urfa Sancağı’na; Adana, Maraş, Halep’ten çıkarılanlar Suriye’nin doğu kısmına yerleştirildiler. Göçe tâbi tutulanlar, özellikle Ruslar'la aynı inanca sahip Gregoryen Ermeniler'di.

Sason İsyanında Hınçak çetelerinin saldırıları
karşısında -güya- kaçan Osmanlı askerlerini gösteren tablo.

 Hınçak çetesinin kuruluş yıldönümünde Amerika Hınçak Komitesi
tarafından hazırlanan bu tablo Anadolu'da gizlice dağıtılmıştır.
Rus Ordusu'nun Van'ı işgali sırasında
E
rmeni çetelerinin Rus toplarıyla Türkler'e saldırısı

.

            Sonradan, göç ettirilmemiş olan Katolik ve Protestan Ermeniler'in de zararlı eylemleri tespit edilince Tehcir Yasası onlara da uygulandı.

            1915 yılında Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan Ermeni sayısı 1 milyon 250 bin kişi idi. İstanbul, Bursa ve diğer Batı Anadolu illerinde yaşayan 167.778 kişi göç ettirilmemiştir.

            9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916’ya kadar Osmanlı topraklarının bir yerinden daha emniyetli ve daha az zarar verebilecekleri başka bir yerine gönderilenlerin sayısı 395.040 kişidir. Bunlardan 356.084 kişi yeni yerleşim bölgelerine ulaşmışlardır. Yani kayıp sayılan Ermeni 35.000 kadardır.

Erzurum'da, Ermeniler tarafından,

 Türkler'in toplanarak yakıldığı bir konak.
Ankara ve Yozgat çevresinde faaliyet gösteren

 Ermeni çetelerinden bir grup.

            Halep’ten daha sonra çıkarılan 26.064 Ermeni’nin 391.000 göçmen sayısı içinde oldukları ve onlar da hiçbir kayıp vermeden göçtükleri halde 356.000 Ermeni sayısına dahil edilmemişlerdir. Şu halde kayıp sayısından bunları çıkardığımızda geriye 9 – 10 bin kadar telefat kalır ki, bunlar da asla Türk askerleri tarafından öldürülmemişlerdir. Yani soykırım kesinlikle söz konusu değildir. Ölümler kış şartlarının zorluğu, Ermeni, Rum, Türk soygun çetelerinin baskınları sonucu gerçekleşmiştir.

            Görülüyor ki : 900.000 Ermeni yaşadıkları yerden ayrılmamışlar. Buna rağmen pek çoğu da fitnelerini sürdürmeye devam etmişlerdir.

Map of Pontus showing its indigenous Greek make-up

ÜNYE VE TERME'DE ERMENİ EŞKIYASI

            2 Kasım 1916'da Rus donanması Terme’ye bir eşkıya çetesi çıkarmıştır. Bu çete ilk gün 9 kişiyi şehit etmiş, iki kişiyi yaralamış, 19 kişiyi esir alarak götürmüş, 3 milyon 100 bin kuruş değerinde zarar vermişlerdir. (Eşkıyanın götürdüğü 19 kişiden bazıları soygun yapmak için Ermeniler'e kendi gönülleriyle katılmışlardır.)

Zavallı silâhsız Müslüman Türk köylüleri
 ve komiteciler!.. İbretle bakalım ki;

çalışmayan ve birlik olmayanları
düşman nasıl gafil yakalarmış, unutulmasın!.
İhanete karşı bir mukavemet
teşkilâtı kurarak yararlıklar gösteren
Giresunlu Binbaşı Osman Ağa


 (Topal Osman diye meşhurdur.)

            Terme’ye Rus Donanması’ndan çıkarılan Ermeni eşkıya çetesi Ünye’ye geçmiş eşraftan pek çok kişinin menkul ve gayrimenkulüne el koymuş, evli ve çok güzel bir kadınla, kızını yanlarına alarak dağa çıkarmışlardır. Tüm maddî varlıklarını, eş ve çocuklarını geride bırakarak savaşa giden Türk erkeklerinin yokluğundan faydalanan bu çete, Rum çetelerle iş birliği yaparak Ünye’nin Kiraztepe, Üçpınar, Köklük, Havzıkara, Ballık köylerine girerek çocuk, kadın, yaşlı demeden köylüleri öldürdükleri, manastırda köylülerden bazılarını kurşuna dizdikleri, bazılarının başlarını keserek kazığa taktıkları, kadınlara tecavüz ettikleri İçişleri Bakanlığı’na rapor edilerek belgelenmiştir. Benzer belgeler, İngiliz arşivlerinde de vardır. Hattâ geri dönen Ermeniler'in bıraktıkları mülk ve taşınır mallarını aynen aldıklarına dair belgeler, Samsun’u işgal eden İngilizler'in mümessili Pearing tarafından rapor halinde İngiltere’ye gönderilmiştir.

Rus Donanması'nın
Terme'ye Eşkıya Çıkarması.

(Temsilî Resim)
Amasya'da Ermeniler'den toplanan silahlar.

Amasya

            İyi Yürekli Türkler ve Ermeniler

            Ünye’den yasa gereği göç ettirilmeyen, 'Dönme' dediğimiz, din değiştirerek Müslüman olan Ermeniler ve Ünye ileri gelenlerinin koruma ve kefillikleriyle yer değiştirmeyen Ermeni ailelerden günümüze kalan kişileri saymadan önce, göç sırasında ölecekleri kesin olan özellikle kız bebeklerin hazin, ama bir  o kadar da yüce gönüllülük sergileyen serüvenlerini anlatmak isterim.


http://www.zilemiz.com/protokol.htm

            Köylerde ve Ünye’de, Ermeni ve Türk aileler, öylesine iç içe, öylesine saygılı ve öylesine dostça bağlı idiler ki birbirlerine… Göç yasası bile bu bağlılığı koparamadı. Dost aileler göçenlerin götüremediği mallarını, evlerini, tarlalarını, yatak ve yorganlarını, kazan ve kepçelerini, kedi ve köpeklerini, dana ve ineklerini ve de bebeklerini emanet aldılar.

Mahzenlerde gizlenen ve fişek yapan Ermeniler.

 
Hacin Ermeni Mektebi'nden çıkarılan
Ermenistan arması, dinamit, barut kapsül ve fitilleri.

Hacin'de yapılan aramalarda ele geçirilen
gaz tenekelerindeki barut, silah ve bombalar.

            Anneler yavrularını canlarından kopararak, yürekleri yırtan haykırışlarla, sel olup akan gözyaşlarıyla, kendilerini bu duruma düşüren hain soydaşlarına lânetler yağdırarak emanet ettiler dostlarına. Emanetçiler de bu son derece değerli emanetleri kendi yavruları gibi kollayıp korumayı, büyütüp eğitmeyi, yedirip doyurmayı, yeminle temin ettiler dostları Ermeni anne ve babalara. Bazı göçerlerin bebeklerinden başka tek bir bırakacağı malları olmadığı halde, onların bebekleri de emanet alındı.


http://www.zilemiz.com/protokol.htm

            Gidenler gitti. Bir daha hiç, ama hiç dönmediler. Mallar ve bebekler kaldı.

            Bebekler Müslüman terbiyesiyle büyüdü. Genç kız oldular, ama kökenlerini bilerek. Adları Müslüman adıydı. Hiçbiri Ermeni adını kullanmadı. Sonra bu analı babalı yetim genç kızlar, Müslüman anne ve babaları tarafından çeyizlenip çimenlenerek evlendirildiler.

            Kimlerle? :

            Köylerin ve kentin eşrafından en sevilen gençlerle…

            Daha kimlerle? :

            Malsız, mülksüz yoksul ama saygın, bilgin, dindar, namuslu ve sözü dinlenir Türk Müslüman gençlerle… Bu eşraftan gençler ve yoksul saygın gençler her anılışlarında kendi asaletlerine ek olarak Ermeni kızının kocası diye vasıflandırıldılar.

Ermeniler tarafından 1915 yılında öldürülen 52 Türk'ün atıldığı

 Su kuyusunun kazılmadan önceki durumu-Hakmehmet Köyü.
Van Daşnak Çetesi

Van İsyanına Katılan Daşnak Çetesinden Bir Grup

            Bu sıfat asla bir aşağılama değil aksine yüceltmeydi. Halâ da öyle. Çünkü İslâm inancında bir gayrimüslim kadın ya da yetim kızla evlenip onu onurlandıran Müslüman erkeği Tanrı katındaki değeri Cennet'le ödüllendirilirdi.

            Günümüzde emanet Ermeni kızı yengelerimizden hayatta kalan yoktur, ama Ermeni kızlarının kızları ve oğulları çok. Artık onların Ermenilik'le anılmaları hem ayıp, hem günah sayılıyor. Onların hepsi dini bütün Müslüman çünkü… Yeni nesil neyin ne olduğunu zaten bilmiyor günümüzde, bizler karıştık gittik.


http://www.zilemiz.com/protokol.htm

            Ama bunların dışında Ermeni kimlikleri, Ermeni dini ve âdetleriyle Ünyeliler'ce korunarak kalan aileler de vardı. Uzun yıllar Ünye’de sevgiyle, onurlarıyla yaşadılar. Kardeş kadar yakın dostları ve komşularıyla birlikte. Benim tanıdıklarım ta.. 1940 yıllarından son yıllara kadar Ünye'deydiler.

            Bu aileler kimlerdi? :

            1 - Tenekeci Mıgırdiç Usta ve çocukları.

            2 - Terzi Maksut Usta ve çocukları.

            3 - Terzi Leon Usta ve çocukları.

Yusuf GÜVEN, Gazaros BAYGIN, Hüseyin MİSTEPE

Gönderen : Gazaros BAYGIN Temmuz 1989 Orta Mah. Keşaplı Sok. No. 22 (Eski 28)

            Mıgırdiç Usta'nın Nerser (Murat Usta), Karakin, Nubar isimli 3 oğlu vardı. Nubar çocuk yaşta İstanbul’da yaşamaya başlamıştı, ama Murat ve Karakin Ustalar hep Ünye'deydiler. Ve Ünye’nin vazgeçilmezleriydiler. O yıllarda Ünyeliler'in çoğu, kış aylarında ocakta ısınıyor, sobayı bilmiyorlardı.

            Mıgırdiç Usta bu iki oğluyla teneke sobayı getirdi Ünye’ye. Özellikle de Murat Usta, yaptığı fındık kabuğu yakan, ördek soba ve borularını bizzat kendi elleriyle evlere kurmak suretiyle yıllarca çalıştı Ünye’de.

Fındık Kabuğu ile Yakıtı Sağlanan Ördek Sobamız ve Diğerleri.

http://www.mengen.web.tr

            Murat Usta'nın Alis, Aznif, Anayif isimli üç kızı, Gayzak isimli bir oğlu vardı. Gayzak da çok hizmet verdi Ünye’de. O, soba dışında daha çok evlere su bağladı. Şimdi İstanbul’da yaşıyor. Alis ve Aznif  Tokatlı Ermeniler'le evlendiler. Anayif İstanbul’da. Aznif ve Alis eşimin candan arkadaşları idi genç kızlıklarında. Evlilikten sonra koptular.

Ünye'de Yapılan İlk Döner Merdiven.
Hasan Yurt, Adnan Cihan, Karakin Usta / 1960

Ahmet Kabayel - Ahmet Varilci Fotoğraf Arşivi

            Karakin Gülezyan çok çeşitli iş yaptı. En şaşılası işi Define Avcılığı (Gömü Arayıcılığı) idi. Sanırım göç sırasında zengin Ermeniler'in ve daha sonra mübadele ile Yunanistan’a giden Rumlar'ın altın paralarını gömüp sakladıkları hakkında kesin bilgi sahibi idi. Tepki çekmemek için yanına Türk ortaklar alarak Ünye’de ve yurdun çeşitli yörelerinde kazılar yaptı. Ama hiçbir şey bulamadı. Ve yazık ki bu uğurda elinde ve avucunda ne varsa harcadı.

            Ama Karakin Usta benim çok sevdiğim arkadaşım, hattâ kısa bir süre iş ortağımdı. Bahar ve Ayda isimli iki kızı, Berç ve Aret isimli iki oğlu vardı. Yani halâ da var ve oğullar Ünye’deler.  Zaten Ünye’deki Ermeniler'in son iki temsilcisi onlar, başka yok.

Mübadele Göçmenleri

http://samsun05.blogcu.com/mubadele-gocmenleri_18904831.html

            Terzi Maksut Usta'nın dört oğlu Hampar, Minas, Mıgır ve Vahan Ahbap kardeşler uzun yıllar terzilik ve şapkacılık yaptılar. Ölen iki kardeşten sonra Minas ve Vahan İstanbul’a göçtüler. Minas’ın doktor oğlunun Erbakancı bir kızla nişanlanmasından sonra Minas’ın çırpınarak ağlayışını halâ şaşarak hatırlıyorum. Minas bu nişanı bozdurmayı başardı, ama sonradan oğlunun yine başka bir Müslüman kızla evlenmesini önleyemedi. Vahan’ın kızı da doktor olmayı başardı.

            Ünye’de bildiğim ve tanıdığım 3. Ermeni ailesi Terzi Leon Usta’ydı. Onun da Paylon Hanım'dan Gazaros, Mardiros, Mari isimli 2 oğlu ile dünyalar güzeli 1 kızı vardı. Leon Usta öldü. Çocuklarının hepsi Kanada’da yaşıyorlar. Mardiros benim öğrencimdi. Çok zeki ve çok çalışkandı. Mimar oldu. Kanada’ya gitti. Ermeni komitesi ASALA’ya katılıp, Türkiye aleyhine çalıştığı söyleniyor. İnşaallah aslı yoktur!

Orta Mahalle Keşaplı Sokak Müdavimlerinden Terzi Leon ve Paylon Baygın'ların
Oğlu Mimar Mardiros Baygın, Fatsa Et ve Balık Kombinası'nın da Mimar Mühendisiydi.

La première pelletée de terre du nouvel édifice de la Fraternité fut un grand moment pour
plusieurs membres de la Fraternité. Étaient présents, de gauche à droite, les confrères
Serge Dupuis et Yves Ouellet, Luis Miranda, président de l'arrondissement Anjou, les
confr
ères Yves Mercure et Laurian Carrière, Daniel Maisonneuve, président de l'entreprise
chargé du projet, le groupe Arcotech et notre architecte, Mardiros BAYGIN (Sağ Başta).

            Ünyeli Ermeniler Gregoryen idiler. Tehcir Yasası, önce bu mezhep mensuplarının bulundukları yerden çıkarılmasını öngördüğü halde Ünyeli Gregoryenler korundular. İyi ki korunmuşlar.

            Anılarım;

            Şimdi onlarla çok özel ve çok samimi, bana kalan birkaç anımı okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

            Doğma büyüme Ünye Ermenileri'yle çok sıcak dostluk ve komşuluklarımızı daha önce anlatmıştım. Özellikle dayım, Terzi Leon Usta ve Tenekeci Murat Usta'yla kardeş gibi arkadaştılar. Dayımı her aradığımda önce Leon Usta'nın dükkânına gider, çok kez onu orada bulurdum. Elbiselerimizi Leon Usta dikerdi. Herkes gibi ben de onu çok severdim.

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

1) Daşçı İsiin Usta'nın (Hüseyin MİSTEPE) Evi, 2) Terzi Leon BAYGIN'ın Evi, 3) Becoğlu Mahmut
GÜVEN'in evi, 4) Becoğlu Cemal GÜVEN'in evi, 5) Çerkez Emine - Habakaslar'ın  /Adire Teyze'nin Evi,
14) Eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Refaiddin ŞAHİN'in evi,

            Tenekeci Murat Usta ve dayımlar her yaz, o zamanlar adı Karakuş olan Akkuş Yaylası'na çıkar, Ünye’nin sıcağından ve sineğinden kurtulmaya çalışırlardı. İki aile Akkuş’ta daima yan yana iki ev tutar, gece gündüz beraber olurlardı. Murat Usta ve dayım hafta içinde Ünye’deki işlerini sürdürürler, hafta sonunda yaylaya, ailelerinin yanına çıkarlardı. O zamanın Karakuşu’na sadece kamyonlar çalışır, 60 km'lik bozuk yolu bazen 6 saatte ancak gidebilirlerdi. Şimdi düşünüyorum ve her hafta bu çok yorucu yolculuğa nasıl katlandıklarına şaşıyorum. Filiz gençliğimde bunu onlara sorduğumda Murat Usta : “Garağuşta kuzu pirzola ile rakının zevki başka oluyor yiğenim" derken, dayım bıyık altından gülerdi. Bir gün av dönüşü Leon Usta'nın dükkânının önünden geçip eve giderken Usta’yla göz göze geldik. Av çantamdaki tek sülünü kendisine ikram ettim. Şal kuyruklu harika güzellikte bir horozdu verdiğim. Leon Usta’nın bu değerli hediyeye sıradan bir şeymiş gibi davranışı beni şaşırttı.

Berç ve Bahar Gülezyan ve Ailesi ile Murat Usta Park Kumsalında

            ‘Ne o dedim? Az mı geldi? Yoksa beğenmedin mi?’ dedim.

            ‘Ulan ne biçim avcısın sen’ dedi. ‘Zavallı domuzcukları vurup vurup öldürüyor, sonra da adi bir leşmiş gibi ormana atıveriyorsunuz. Ne olur sanki, şöyle budundan 2 - 3 kiloluk bir parça kesip Leon Dayı'na getirsen ha!?... getirsen de bende gâvurluğumu hatırlasam günaha mı girersin?

            Ben şaşkınlığımdan ne diyeceğimi bilemezken o devam etti.

            ‘İngen (yengen demek istiyor) bilmeyecek haaa… Ben ona bu et dana filatosudur, derim. O gâvurun garısı da sanki Müslüman garısıymış gibi domuz etinden iğreniyor. Eskiden avcıbaşı Palakcı Şükrü sürek avına çıktıklarında bana gizlice böyle etler getirirdi. Ben de inadına ingene de yedirirdim. Ne eti olduğunu hiç anlamazdı’.

Tahir Say, Ayakkabıcı Rahmi, Hasan Özsoy, Salih Başaran, Süleyman Kibiroğlu

Salih Başaran Fotoğraf Arşivi

            Ertesi hafta ava gittiğimizde bir domuz vurduk. 10 avcıydık ormanda. Köpeklerimiz domuz daha ölmeden hayvanı yemeğe başladılar. Atalarından genlerine geçen vahşi yaratılış hayvanları çılgına çevirmişti. Avcı arkadaşlarım ve ben böyle bir durumla ilk kez karşılaşmıştık. Av köpekleri vurulan avı yemezlerdi. Köpekleri zorla zincirledik.

            Ben arkadaşlarıma Leon Usta'nın isteğini anlattım. Kimseye söylemeyeceklerine dair söz aldım. Domuzun budunu açmak için büyük bıçak taşıyan arkadaşlardan bıçak istedim. Benimki kuş kesmek için ustalıkla kullandığım kunduracı falçatasıydı çünkü. Hiçbiri mundar olur diye bıçağını vermedi. Kendilerine yeni bıçak alacağımı, bugün vurduklarını da keseceğimi vaat ettiğim halde gene de vermediler. Bıçaklarını yıllardan beri kullanıyorlarmış, hâtıra değeri varmış.


http://www.zilemiz.com/protokol.htm

            Leon Usta’ya ‘Ormanda domuz göremedik’ demeyi tasarlayarak, büyük bir üzüntü içinde domuzu orada öylece bırakıp, döndüm.

            Ermeniler'le bizim ailenin dostluğu Ünye için sıradan bir olaydı. Çünkü Ünyeliler'in Ermeniler'e karşı tutumu tıpkı bizim aileninki gibiydi. Onlar sadece evlilik konusunda katıydılar. Müslümanlar'dan asla kız almaz, Müslümanlar'a kız vermezlerdi. Bu durum şimdi değişti. Sevgili Aret bir Müslüman kızla evli. Bütün bunlara karşın Müslüman ve Ermeni gençler arasında duygusal bağlar kurulmuyor değildi. 1957 yılından sonra Ünye ortaokulu öğrenci sayısı hayli kabarmıştı. Kadrolu öğretmenler bu sayıya yetişemiyordu. Okul idaresi ihtiyaç duyduğu branş öğretmenliklerini ilkokul öğretmenleriyle dolduruyordu. Ben ve arkadaşım Yusuf Taslı da bu şekilde görevlendirilmiştik ortaokulda.

M. Ufuk MİSTEPE'nin Doğduğu Ev

Keşaplı Sokak - No. 28 / ÜNYE
ERMENİ BAYGIN AİLESİ

        Soldaki Rum evinde oturan Çömlekçi Başustası Daşçı İsiin'in (Hüseyin MİSTEPE) en yakın komşuları Leon ve Paylon BAYGIN Ailesi'ydi.

        Evleri fotoğrafın hemen ön sağında yer almaktaydı ve fotoğraftaki gibi iki katlı kârgir bir evdi. Rumlar'ın mübadelesi ardından kamulaştırılan evlere Ermeniler ve Türkler bedelleri mukabili yerleşmiş ve sorunsuzca yıllarca komşuluk ilişkilerini sürdürmüşlerdi.

        Bu evde baba Leon (Terzi), anne Paylon, oğulları Gazaros (Terzi) ve Mardiros (Mimar), kızları Mari yaşadılar. Mari Garbis'le evlendi ve Arman adlı bir oğlu ile Alin adlı kızı oldu.

        Aile önce İstanbul'a, oradan da tümüyle Kanada'ya göç etti.

            Bir ders arasında öğretmen odasına giderken Yusuf Bey'in gözünde yaşlar gelerek güldüğünü gördüm. Sebebini şöyle anlattı : Öğretmen kürsüsünün önüne dizili olan sıralarda kız öğrenciler, diğer yanlardaki sıralarda erkek öğrenciler oturuyormuş. Duvar dibine dizili olan sıralardan birinde oturan erkek öğrencilerden birinin kız sıralarına çok dikkatli baktığını fark etmiş, olayı şöyle anlattı : ‘Öğrenciye hissettirmeden sıralar arasında gidip geliyor, göz ucuyla oğlanın hareketlerini takip ediyordum. Bir ara arkasından kelebek gibi bir kâğıt parçasının kız sıralarına doğru uçtuğunu gördüm. Aniden dönerek kâğıdı havadayken kaptım’.


http://www.zilemiz.com/protokol.htm

            Dersten çıkma zilinin çalışına kadar tuttuğu kâğıdı cebinden çıkardı bize de okudu.

            Bahçalarda mor meni
            Verem ettin sen beni
            Ya sen Müslüman ol Anayit
            Ya ben olam Ermeni

            O gün öğretmen odasında kahkahalarla gülmüş, bu olayı konuşmama, unutma kararı almıştık aramızda.

            Anılar anıları çağrıştırıyor. Ermenilerle dostluğumuzun derecesini vurgulayan bir anım da şu :

            ASALA'nın dış elçiliklerimize yaptığı saldırıların arttığı sıralarda 11 arkadaş bir ortaklık kurarak, Ünye’de bir ticaret işi yapma kararı almıştık. Ortaklardan biri de Karakin Usta'ydı. Her gün bir elçimiz yahut elçilik görevlimiz öldürülüyordu. Ortaklarla yaptığımız bir toplantı anında gene bir dış görevlimiz öldürülmüştü.

Sözde Ermeni Soykırımı'nı Tek Başına Protesto Eden Türk Kadını

Gönderen : Fikri TERZİOĞLU / Almanya

            Üzüntü içinde :

            Biz aramızdaki Ermeniler'i kardeş gibi görürken, bunlar bize neler yapıyor gibi sözlerle konuyu konuşurken Karakin Usta :

            Arkadaş dedi. “Bu kardeşlik bizim namussuz heriflerin eylemleri böyle sürerse günün birinde biter. Ondan sonra da siz bizimkileri öldürmeye başlarsınız.” Sonra bana dönerek :

            “O gün geldiği zaman ben çoluk çocuk sizin eve sığınacağım” dedi. “Çünkü yalnız sana güveniyorum” Sonra da çok komik ve çok sevecen bir edayla toplantıdaki arkadaşları göstererek bana :

Gülezyan Ailesi - Nice Komşulukların Muştusunda Gönül Parkımızda

Ahmet KABAYEL - Ahmet VARİLCİ Fotoğraf Arşivi

            “Bu puştlar var ya” dedi. “Bu puştlar… Çünkü önce beni öldürmeye kalkarlar..

            Ben de :

            ‘Başımın üstünde yerin var, ama sen küçük bir gâvursun oğlum’ dedim. ‘Merak etme kimse seni öldürmeye tenezzül etmez’.

            Toprağı bol olsun, Karakin Usta haklı çıkıyor galiba…

                                                                                                       İRFAN IŞIK
                                                                                                           24.10.2007
 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR