ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 13 Haziran 2004 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

TARİHE ŞAN VEREN
ÜNYELİLER

 

Makale : Yüksel ŞEN
(Emekli Bankacı - Gazeteci - Şâir ve Yazar)

TARİHE ŞAN VEREN
ÜNYELİLER

(Haftalık ÇAĞRI Gazetesi'nin Yıl : 18, Sayı : 760 - 768 ve 25.07/26.09.1994 tarihli nüshalarında yayımlandı.)

            Değerli ÇAĞRI okuyucuları :

            Tarih boyunca Ünye isminin gerek doğal yapısı, gerek coğrafî özelliği, gerek tarihî dokusu ve gerekse ekonomik potansiyeli, sosyal ve kültürel içeriği yönünden belleklere altın harflerle yazıldığı ve asırlardır şerefle anımsandığı, hepimizin malûmlarıdır.

            Bu cümleden olarak TARİHE ŞAN VEREN ÜNYELİLER'i mevcut belgelerin ışığı altında sizlere tanıtmak istedim. Geçenlerde Millî Kütüphane'de bir tetkik çalışması yapıyordum. Değerli Gazeteci ve Yazar, rahmetli Refi Cevat ULUNAY'ın 1964 yılında Bolayır Yayınevi tarafından yayımlanan "SAYILI FIRTINALAR" isimli kitabı elime geçti.

            Kütüphanenin Adnan ÖTÜGEN Salonu'nda yerimi aldım ve bu kitabı okumaya koyuldum. Eserin 82 - 83. sayfalarında Ünyeliler'in yakından tanıdığı Hacı Ali Paşa'dan söz ediliyor. Bu satırları aynen aşağıya alıyorum.

            "- Sabri Paşa, ertesi sabah doğru Yıldız'a gitti. Baş Mabeyinci'nin odasına girer girmez Hacı Ali Paşa :

            - Geçmiş olsun Paşa... dedi.
            - Hayrola efendim...
            - Nasıl? Haberiniz yok mu?
            - Anlayamadım. Ne gibi?
            - Dün, Kâğıthane'de sizin mahdum...
            - Ha evet. Dün akşam validesi anlattı... Fakat bunun zât-ı âlilerini hemen haberdar edecek kadar ehemmiyetli bir hâdise olduğunu zannetmiyordum.

            Hacı Ali Paşa, amber tespihini çekerek :

            - Yalnız ben haberdar olsam ehemmiyeti yok. Zât-ı Şâhâne'nin de malûmatı var.
            - Nasıl olur Paşa Hazretleri?

            Hacı Ali Paşa, dik sözlü bir adamdı. Hâlis Anadolulu olduğu için hararetle konuştuğu  zaman bazı kelimelerde memleket lehçesi galebe ederdi :

            - Ne diyon Paşa? dedi. Yalnız İstanbul'da değil, memleketin hangi tarafında olursa olsun, olan bitenden günü gününe malûmatı olduğumu bilmiyor musun?"

            Bu söyleşi tam bir ÜNYE AĞZI'dır.

            Değerli eğitimcilerimizden, emekli Öğretmen Sayın Orhan BORA Hoca'mızın 1969 yılında yayımladığı "TURİSTİK YEŞİL ÜNYE REHBERİ" isimli eserin 68 ve 69. sayfalarında da YILDIZ SARAYI'nın bu ünlü Baş Mabeyincisi'nin şöhretinden ve kahramanlıklarından söz edilir.

            Şöyle ki : "1733 yılında Afganistan'ın Kabil şehrinde Hacı Ali isminde bir derviş Ünye'den halkı toplayarak Trabzon'a Vâli olmuştur. Trabzon'da Vâli olduğu bir sırada Kırım'a Ruslar tarafından hücum edilmiş ve bunun üzerine Hükûmet HACI ALİ PAŞA'yı Kırım'ın savunulması için göndermiştir.

            Hacı Ali Paşa Kırım'ın alınması için bir süre uğraşmış ise de 1770 tarihinde barış imzalamak zorunda kalmıştır. Ruslar bilâhare Kırım Prensleri arasına bir takım çelişmeler sokarak, Kırım'ı tekrar geri almaya muvaffak olmuşlardır. Hükûmet daha sonra Kırım'ı geri almak için Hacı Ali, Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Paşa'ları bu sefere memur etmiş ise de hava muhalefeti yüzünden sefer neticesiz kalmıştır (1775).

            Bu sırada I. Abdülhamit'e Hacı Ali Paşa'nın Batı illerinde erkinlik ilân edeceği jurnal edilince, Paşa soluğu doğruca Ünye'de almıştır. Hacı Ali Paşa'nın çevresi epey kalabalık olmasından, evvelâ Bolaman'ın Kale Köyü'ne, hayvanlarını da Belice Köyü'ne bırakarak tekrar Ünye'ye dönmüş ve 6 ay yaşadıktan sonra ölmüştür. Mezarı halen Ünye'nin Güneyi Köyü'nde kavakların altındadır.

            Görüldüğü gibi, tarihe şan veren bu Ünyeli'nin özellikleri anlatmakla bitmiyor. Bir başka tarih olmuş Ünyeli de KANİJE KALESİ KUMANDANI GAZİ TİRYAKİ HASAN PAŞA'dır.

Kanije Müdafii Tiryaki Hasan Paşa'nın Kabri Sanılan Mezarı / (Eski ve Yeni Hali)
    
 

            Şehrimizin sayılı fikir adamlarından emekli Öğretmen, değerli araştırmacı Sayın Hasan Tahsin KADIOĞLU Hoca'mızın bu konuda yaptığı tetkikleri içeren bir yazısını aynen aşağıya alıyorum.

            TİRYAKİ HASAN PAŞA ÜNYELİ'dir.

            "Kanije Kalesi Kumandanı Gazi Tiryaki Hasan Paşa Osmanlı İmparatorluğu'nun namlı, kahraman bir Paşa'sı olup, kendisinin Ünyeli olduğunu iddia ediyoruz. Şöyle ki : Cumhuriyet Gazetesi'nin 1950'li yıllarında yayımladığı tarihî "OSMAN GAZİ'DEN ATATÜRK'E" adlı eserde, Paşa'nın doğduğu yer ile nerede öldüğü pek belli olmamakla beraber, o eserde şöyle bir cümlesi var.

            "Ben Karadenizli yalı uşağıyım; ömrümün çoğu denizlerde geçmiştir." Bu söze dayanarak, ayrıca vücut yapısı ince, uzun, esprili, zeki, şakacı bir tip oluşu, Karadenizli olduğunu ispatlar gibidir.

            Eski Belediye Reisleri'nden Müftüzade Remzi Efendi'nin oğlu C.H.P. Milletvekilliği de yapan rahmetli Muammer TEKİN Ağabey de bu konuda bana "Ben büyüklerimden, zamanın Kadı ve Hoca'larından işittiklerim, Gazi Tiryaki Hasan Paşa'nın Ünyeli oluşu ve Ünye'de öldüğüdür.

            1611 yılında I. Sultan Ahmet zamanında burada ölmüştür. 1920'li yıllarda Saray Câmîi ile eski adı Fevziye İdadisi, Rüştiyesi ile yeni adı Anafarta İlkokulu arasında eski ulu Türk Mezarlığı varmış. Bu mezarlık o tarihlerde devrin Belediyesi'nce sökülmeye başlanmış. Sökülen topraktan çıkarılan kabir taşlarından birisinde şu ibare yazılı imiş.

            "KANİJE KALESİ GAZİSİ TİRYAKİ HASAN PAŞA'NIN RUHUNA..." vs. diye başlayan yazılı taşı Belediyeciler hemen alarak Belediye'ye getirip, korunma altına almışlar. Gel zaman, git zaman, seçim kavgası, memleket davası vs. taş unutulup, kayıp olmuştur.

            Rahmetli Muammer Abi dürüst, namuslu, vatansever bir hemşehrimizdi. Sonradan eski, yaşlı, okul mezunu Ünyeliler'e bu konuyu sorduğumda, onlar da buna yakın beyanda bulundular. Tiryaki Hasan Paşa, gene onlardan duyduğuma göre yaşlılığında Ünye'ye yerleşmiş, Hükûmet gene ona vazife vermiş.

            Donanmayı Hümayun Eminliği'ni burada yaparmış. Yani donanmanın bir kısım ip, halat, çıma işleri ile uğraşırmış. Malûm Ünye Sancaklığı'nın en önemli ürünlerinden biri de Kendir, Kenevir'miş. Hattâ o zaman adı Kenehor olan ve bugünkü adı ile Velibayraktar Köyü ve civarları çok güzel, sağlam Kendir, Kenevir yetiştirirlermiş. Kenehor da Rumca Kendir manâsına gelirmiş.

            Hükûmet Konağı'nın kenarındaki kulübesinde uzun zaman Çay Ocağı çalıştıran Nazım Efendi, bir gün bana "Hoca, bu sabah Çay Ocağı'na giderken büyük bir hışırtı ile gökten yeşil nurlu ışıklar Hükûmet'in Anafarta Okulu'na bakan bahçesine indi; çok şaşırdım ve ürktüm." dedi. Ben de "Korkma, burada Allah dostu bir zat var; belki de Gazi Tiryaki Hasan Paşa'mızdır" demiştim. Hayatı, doğduğundan ölünceye kadar Devlet hizmetinde geçen Gazi Tiryaki Hasan Paşa'mıza Yüce Mevlâ'dan rahmet, biz hemşehrilerine selâmetler dileriz.

            REŞAT EKREM KOÇU, yukarıda söz konusu ettiğim "OSMAN GAZİ'DEN ATATÜRK'E" isimli eserinin 118'inci sahifesinde, isimleri tarihe geçmiş meşhur Hattat'lardan bahsederken Ünyeli kalem güzellerini de unutmaz. Buraya, o ünlü eserden bir pasaj alıyorum.

            "MUSTAFA RÂKIM EFENDİ

            Geçen asrın büyük Hattat'larındandır. Ünyeli Mehmet Kaptan isminde bir denizcinin oğludur; Ünye'de doğmuştur. Doğum tarihi bilinmiyor. (M. Ufuk Mistepe'nin Araştırma Notu : 1757 - 1825) Genç yaşında İstanbul'a gelmiş, Medrese tahsili görmüş ve İlmiyye mesleğine intisap etmiştir. Bu meslekte Anadolu Kadıaskerliği'ne kadar yükselmiştir.

          
İsmâil Zühdî ve Mustafa Râkım Efendi'lerden Birer Şaheser

            Fakat ömrü boyunca bütün gayretini yazıya ve Hattatlığa vererek, zamanın en kudretli san'atkârlarından biri olmuştur. Devlet erkânı ve ricalinin çocuklarına yazı muallimliği yapmış, evvelâ III. Selim, sonra da II. Mahmud tarafından himaye edilmiştir. 1825'te ölmüştür.

            20.08.1952 tarihinde yayımlanan Vatan Gazetesi Memleket İlâveleri ORDU Sayısı, sahife 4'ten aldığım şu satırlar da tarihe şan veren bir başka Ünyeli'den bahsediyor. Birlikte okuyalım.

            "Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk Deniz İnşaiye Mühendisi diye kabul edilen HACI EMİN EFENDİ de Ünyelidir. Kendisi mükemmel İngilizce bilen bir fen adamı imiş. Seksen sene evvel Amerika'ya gitmiş. Amerikalılar, Türk deyince, yatağanlı, şalvarlı bir insan aramışlar. Fes hariç olmak üzere kendileri gibi giyinen, dillerini bilen bir fen adamı ile karşılaşınca hayret etmişler."

            Ünlü Tarihçi'miz, rahmetli Feridun Fazıl TÜLBENTÇİ, sağlığında radyoda "KAHRAMANLAR GEÇİYOR" Saati'nde, isimleri tarihimize altın harflerle yazılmış pek çok kahramanın hamaset destanlarından bahsetmiş, bugünlere nasıl geldiğimizi o tatlı üslûbuyla bizlere anlatmıştı. Bu kahramanlar arasında bir de Ünyeli vardı.

            Yukarıda söz konusu ettiğim ilâveyi hazırlayan değerli gazeteciler Ahmet Emin YALMAN ve Kemal BAYDAR "ÜNYE HUSUSİYETLERİ OLAN GÜZEL BİR ŞEHİRDİR" başlıklı yazılarının bir bölümünde bu hususa değinerek, "Ünyeliler'den PALATÇIOĞLU RIZA, Çanakkale'de nam vermiş ve Ünyeliler'in hatırladığına göre Feridun Fazıl TÜLBENTÇİ'nin Kahramanlar Geçidi adlı Radyo Serisi'nde hamasetinden bahsedilmiştir." diye yazmışlardır.

            Evet değerli Çağrı okuyucuları; kimdir bu PALATÇIOĞLU RIZA, ne yapmıştır? Gelin bu bilgileri rahmetli Tülbentçi'nin bu konuşmalarını topladığı "KAHRAMANLAR GEÇİYOR" isimli eserinden birlikte okuyalım. (Cilt : 3, Sh. 159 - 163)

            SULTANHİSAR'IN ZAFERİ

            "18 Mart 1915 Perşembe günü sayısız İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan muazzam bir armada, bütün gayretlerine rağmen Çanakkale Boğazı'nı geçememiş, Türk'ün azmi karşısında boyun eğmek zorunda kalmıştı. Bu kesin yenilgiye rağmen, İngiliz Amirali Robel halâ ümidini kesmemişti.

            - Çanakkale'yi geçebiliriz.

diyordu. Batan ve hasara uğrayan gemilerin yerine başka zırhlılar koyarak, talihini bir kez daha denemek istemişti. Fakat Akdeniz Seferi Kuvvetleri Başkumandanlığı'na atanan General Hamilton böyle düşünmüyordu. O da;

            - Yeni bir maceraya gerek yok.

diyordu. Hamilton'a göre donanmanın geçişini sağlayabilmek için karaya asker çıkarılması zorunlu idi. Londra Deniz Meclisi, onun plânını tasdik etti. Çıkarma hazırlıkları günlerce sürdü. Nihayet 1915 yılı Nisan ayının 25. günü fecirden önce düşman, muazzam bir donanmanın himaye ve ateş desteği altında Seddülbahir ve Arıburnu bölgelerine esas, Kumkale, Saros ve Beşika Körfezi'ne de gösteri çıkarması yaptılar.

            Karada kanlı savaşlar süre dursun, biz sözü şimdilik denizlere getirelim. Her türlü savaş vasıtalarına sahip olan İngilizler ve Fransızlar, İstanbul ile Çanakkale arasındaki deniz yolunu kesmek, cepheye asker ve cephane sevkini önlemek için Marmara'ya denizaltılar sokmak kararını vermişler ve harekete geçmişlerdi.

            29 Nisan akşamı idi. Yüzbaşı Rıza Efendi Kaptan'ın kumandasında bulunan doksan yedi tonluk ufacık Sultanhisar Torpidosu, devriye görevini diğer bir gemiye bırakarak, İstanbul'a dönmesi emrini almıştı. Ertesi sabah Rıza Kaptan arkadaşlarını güverteye toplamış, düşman denizaltılarının Marmara'da dolaştıklarına dair aldığı resmî haberlerden bahsettikten sonra, çok dikkatli davranmalarını hatırlatmıştı.

            - Yolunuz açık ve hayırlı olsun.

diyerek, hareket emrini vermişti. Sakin ve lâtif bir bahar sabahı idi. Sultanhisar, etrafını ve ufukları dikkatle araştırarak yoluna devam ediyordu. Erdek Körfezi ve Marmara Adaları da tasarruf olunmak üzere torpido o yöne doğru yön almıştı. İşte tam bu sırada bahar sabahının sisleri arsında ufukta bir tekne belirmişti.

            Rıza Kaptan, süratle o tarafa dümen kırılması emrini verdi. Biraz sonra bahar sislerinin meydana getirdiği inkisar ile pek büyük gibi görünen bu teknenin bir denizaltı olduğu anlaşılmıştı. Sultanhisar, Rıza Kaptan'ın ;

            - Top başına.

kumandası ile savaşa hazırlandı. Kuvvetler arasında denge yoktu. Kendisinden dokuz misli büyük ve top kudreti o nispette yüksek olan bu gemi ile nasıl başa çıkabilecekti? Bu mukayese kahraman Türk denizcilerinin hatırlarına bile gelmiyordu.

            Rıza Kaptan, birden bire dalış yapan avını bırakmak niyetinde değildi. Onu arayacak, bulacak ve döğüşecekti. Sultanhisar, düşmanın torpilini de yememek için zikzaklar yaparak etrafı tarıyordu. Gözcülerden birinin.

            - Sancakta periskop var.

diye bağırması üzerine yeni ve tatlı bir heyecan başlamıştı. Torpido'nun sancak topu nişancısı Ömer Onbaşı'nın savurduğu dört mermiden ikisi boşa gitmemişti. Rıza Kaptan ;

            - Yaşa Ömer.

diye bağırdı. İki merminin aynaya isabet ettiği anlaşılıyordu. Subay ve erlerin moralleri yüksekti. İstanbul'a parlak bir zaferle dönmek istiyorlardı. Bu uğurda ölümü bile göze almışlardı.

            Sultanhisar hasmına saldırdı. Düşman da iki torpil savurmuş, bunlardan biri Torpido'muzu âdeta sıyırarak geçmişti. Fakat yüzlerde en ufak bir korku, hattâ endişe izi bile yaratmamıştı.

            Sultanhisar'ın küçük topları ile denizaltıyı kolay kolay batıramayacağı anlaşılıyordu. Âni ve cüretli bir karar vermek lâzımdı. Her türlü tehlikeyi göze almadan zafer kazanılamazdı. Zafer kazanılmadan da İstanbul'a dönülemezdi.

            Rıza Kaptan Ulu Tanrı'ya yalvardı :

            - Ya Rab'bi, sen bizi muzaffer eyle.

            Sonra müsademe emrini verdi. Sultanhisar, hasmına kıç tarafından bindirmek üzere bütün sürati ile ileri atıldı. Denizaltı (A.E.2) dördüncü kez daldı. Kendisini muhakkak bir tehlikeden kurtardı. Rıza Kaptan :

            - Şimdi ne olacak?

diyordu. Biraz sonra denizaltı Sultanhisar'ın tam altından suyun üstüne bir ok gibi fırlayarak, onu devirmek istemişti. Fakat bu manevra da boşa çıkmıştı. Sultanhisar'ın topları çok yakınında bulunan (A.E.2)'yi ateş yağmuruna tutmuştu. Artık İngiliz gemisinin sonu yaklaşmıştı. Mermiler üzerinde patlıyordu. Nihayet düşman beyaz bayrak çekerek teslim işareti verdi. Torpido'dan indirilen filikalar, yavaş yavaş batmakta olan denizaltının mürettebatını topladılar.

            Sultanhisar'ın küçük güvertesinde üçü subay, yirmidokuzu er olmak üzere otuziki esir sıralanmıştı. (A.E.2) denizaltısının kumandanı, Rıza Kaptan'ı ve Sultanhisar'ın subaylarını tebrik etti.

            - Çok cesurâne ve güzel mücadele ettiniz. Şâyanı takdirsiniz.

dedi. Rıza Efendi Kaptan da hasmını ve aynı zamanda meslekdaşı olan İngiliz kumandanını teselli etti.

            - Müteessir olmayınız; hayatta insanın başına her şey gelir. Siz de vazifenizi yaptınız.

            Sonra, sulara gömülen mağlup denizaltıyı hazırol vaziyetinde ve beraberce selâmladılar. Sultanhisar, 30 Nisan 1915'te öğleden sonra şanlı Türk bayrağını şerefle dalgalandırarak, İstanbul'a doğru seyrediyordu. Parlak zaferinin birer nişânı olan esirlerini de beraberinde götürüyordu.

            İşte tarihimize şanlı bir sahife kazandıran PALATÇIOĞLU RIZA nâmıyla maaruf, hemşehrimiz Rıza Kaptan'ın dillere destan hâtıraları.

            İsmi tarihe geçmiş bir başka Ünyeli'yi de değerli araştırmacı, gazeteci, yazar Sayın Ergun HİÇYILMAZ'ın 08 Ağustos 1993 tarihli 95 sayılı STAR Dergisi'nin 20'nci sahifesinde yayımlanan "KARAKOL TEŞKİLÂTI - MİLLÎ MÜCADELENİN GİZLİ DİRENİŞÇİLERİ..." başlıklı makalesinden öğreniyoruz.

            Buraya, bu makaleden de birkaç pasaj alıyorum.

            "Sadece bir savunma ve sabotaj grubu değildi bu teşkilât... İstihbarattan, Anadolu'ya silâh ve asker sevkine kadar çok yönlü bir mücadele vermiş; bu uğurda nice mensubunu yitirmişti.

            1921 yılının sonbaharı yaşanıyordu. Ve Tekaüt Sandığı memurlarından Tevfik Sukuti Bey "ömrünün Sonbahar'ında" olduğunu henüz bilmiyordu. İdam edilmese ve yaşasa belki de nice "İlkbahar"lar görecekti. İşgal kuvvetleri tarafından bir duvar dibinde kurşuna dizilen ya da Padişah fermanıyla ipe çekilen direnişçi sadece o değildi.

            İstanbul'da bir bölüm yurtsever, Osmanlı Hükûmeti'nin işbirlikçi yönetimine karşı çıkıp, "Millî Mücadele"ye omuz vermek için bir araya gelmişti. Güçlendirilmiş "Haber Alma Teşkilâtı"na sahip İşgal Kuvvetleri, "Vatanın selâmeti uğruna ölmeye hazır" olan bu direnişçileri yok edemezse, Anadolu harekâtının önüne geçilemeyeceğini biliyordu.

            Osmanlı Hükûmeti'nin Emniyet Umum Müdürlüğü ise sürekli baskılar ve Entelligence Service'nin denetiminde yurtseverlerin peşine düşmek zorunda kalmıştı. Yakalananlar; İşgal Kuvvetleri'ne, yani General Harrington'ta teslim ediliyordu. Generalin kumandasına giren İçişleri Bakanı Ali Kemal'in de bu kararları nasıl uygulamak durumunda kaldığını şu yazısından anlamak mümkündür.

            (18 Eylül 1921/Sadaret Yüksek Makamına - Gizli Özel Kalem 10345)

            "Eylül on beşinden, dün ikindiye kadar Müttefiklerarası Kontrol Komisyonu Reisliği'ne gönderilen (22) kişi ile isim benzerliğinden dolayı yakalanıp, sonradan kuvvetli teminata bağlanarak serbest bırakılmış bulunan (14) kişinin Emniyet Umum Müdürlüğü'nce düzenlenen isim çizelgesi ekli olarak sunulmuş olmakla, o hususta emir ve ferman..

            15 Muharrem 340, 18 Eylül 1387"

            İngiliz Gizli Servisi'nin İstanbul'daki çalışmalarında pek zorluk çektiği söylenemez.. Bir yandan etnik gruplar, bir yandan sırtını Padişah'a dayayanlarla işbirliği içindeki ajanlar yurtseverleri kıskaç içine almıştı. Yukarıda sözü edilen liste, bu ortak çalışmanın ürünü olmuştu.

            Müttefiklerarası Kontrol Heyeti'ne sevk edilen ve tâbiri caizse, "Biz yakaladık, siz işgalciler ne yaparsanız yapın." denilen bu 22 kişilik listede her kesimden yurtsever vardı. Polis, tüccar, emekli, subay, öğretmen, işçi, esnaf ile aydınlar "tehlikeli direnişçi"ler olarak listeye alınmıştı.

            İşte listede yer alan, adlarını rahmet ve şükranla andığım 22 yurtsever. Arap Mehmet, Trabzonlu Mehmet oğlu Hasan, Bursalı İhsan oğlu Mehmet, Adanalı Mektep Müdürü İsmail Hakkı, Tarsuslu tüccar İsmail Hakkı, Taharri (Polis) İsmail, Emekli Albay Ragıp Kemal, Boşnak Hüseyin, Yalovalı Mehmet oğlu Ali, Tüccardan Tevfik Cenahi, Yüzbaşı Fethi, Fethi Bey, Cevat Bey, Selanikli Yakup Kadri, Arap Mehmet, Ereğlili Recep, Bursalı Hakkı oğlu Mehmet, Yalovalı Ali, Trabzonlu Hasan, Topal Recep, ÜNYELİ AHMET OĞLU SALİH ve Perzinli Celal.

            Bunların hiçbiri gelecekteki bir makam ve refahın peşinde koşan insanlar değildi. Onlar sureti kat'iyede, başını sine-i millete armağan ederek, şeref ve haysiyetten nasibini almış katıksız "vatandaş"tırlar. Onları işgal yanlısı işbirlikçi ve üç altına vatan satan vatandaşlardan ayırmak gerekir. Bu sebeple vatandaş lâfını bilerek tırnak içine alıyor ve "vatan"daş diyorum.

            Değerli ÇAĞRI okuyucuları; tarihe şan veren daha nice ÜNYELİ var. İşte Sancak Beyleri'miz Hüseyin Battal Paşa, oğlu Cafer Paşa, Süleyman Paşa, Osman Paşa ve Mehmet Nurettin Paşa'lar.

            Kadılarımızın şöhreti ise herkesçe malûm. Bunları tekrar irdelemeye gerek görmüyorum. Keza Kaptanlarımız denizcilik san'atının doruğuna ulaşmışlar. Karadeniz, Akdeniz, gemicilerimizin yelken açtığı sular olarak biliniyor.

            Ya Şâirlerimiz? Anlatmakla bitecek gibi değil. Bir Mazhar Efendi'yi, bir Ziya Behlül Efendi'yi, sadece kuşakları değil, günümüz aydınları bile yakından tanıyor. Hüsnü Hat (Güzelyazı) san'atında İsmail Zühdî Efendi'nin, keza ulemâdan Taslı Zade El-Hac Feyzullah Efendi ve oğlu Yusuf Bahri Efendi'lerin şan ve şöhretleri her Ünyeli'nin gurur kaynağı.

            Bunlar da Türk Siyaset Tarihi'ne geçen Ünyeliler. İşte, eski Dışişleri Bakanlarımızdan rahmetli Feridun Cemal ERKİN. İşte, ANAP Hükûmetleri döneminde Ticaret Bakanlığı yapan ve halen Milletvekilimiz, Sayın Şükrü YÜRÜR. İşte, şu anda iktidarda bulunan DYP - SHP Koalisyon Hükûmeti'nin Tarım ve Köyişleri Bakanı, Sayın Refaiddin ŞAHİN.

            Bizim Ünye'de ne yok ki?

            Esenlik dileklerimle efendim...

                                                                                                  Yüksel ŞEN

            YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR :

              1) SAYILI FIRTINALAR - Refi Cevat ULUNAY (Sh. 82 - 83).
              2) TURİSTİK YEŞİL ÜNYE REHBERİ -
Orhan BORA (Sh. 68 - 69).
              3) TİRYAKİ HASAN PAŞA ÜNYELİDİR -
Hasan Tahsin KADIOĞLU (Yazarın el yazısına havi imzalı bir makalesi).
              4) OSMAN GAZİ'DEN ATATÜRK'E -
Reşat Ekrem KOÇU (Sh. 118).
              5) 20.08.1952 tarihli VATAN GAZETESİ MEMLEKET İLÂVELERİ ORDU SAYISI (Sh. 4).
              6) KAHRAMANLAR GEÇİYOR -
Feridun Fazıl TÜLBENTÇİ (Cilt 3, Sh. 159 - 163).
              7) 08 Ağustos 1993 tarihli 95 sayılı STAR DERGİSİ (Sh. 20 - 21).
              8) Kendi notlarım.

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR