ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 19 Şubat 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ÜNYE
VE TARİH ...

 

Derleyen ve Sunan : Yüksel ŞEN
(Emekli Bankacı - Gazeteci - Şâir ve Yazar)
Ankara/Mayıs - 2002

 

Araştırmacı Yüksel ŞEN Piyasaya Çıkarması Beklenilen Kitabıyla.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 15.10.2007 TMO Gen. Müd. Ankara

ÜNYE
VE TARİH ...

(Şirin Ünye Gazetesi'nin 02.07.2002 - 09.10.2002 tarih ve 2824 - 2838 sayılı 15 farklı nüshasında yayımlanmıştır.)

            Ünye'nin tarihi; tarihin tarihi kadar eskidir. Yaklaşık 50 seneye varan araştırmalarım sonucu elde ettiğim kaynakların verilerine göre, yöremizde vuku bulan tarihî olayları sizlere sunmaya çalışacağım. Son yıllarda yapılan arkeolojik araştırmalara göre Ünye'nin (M.Ö. 10.000) yıllarında Cevizdere Irmağı'nın kıyılarını içine alan Koytakkaya'da (Abrie sur Roche) kurulduğu ve zamanla bugünkü şehir merkezine sürüklendiği anlaşılmaktadır.

            Ünye'nin başlangıçta üst, orta ve alt paleolitik, daha sonraları prehistorik devirleri yaşadığını mağaralardan elde edilen kalıntılar göstermektedir. Bazı izler; Ünye'nin M.Ö. VIII. y.y. Sinop'tan buraya gelen Miletli kolonistler tarafından kurulduğunu belirtirler. Türlü kavim ve milletlerin hegemonyasından uzun zaman kurtulamadığı için tarihte yalnız başına yer almaktan uzak kalmıştır.

            Bir kısım tarihçilerimiz, Khalyb'lerin Ünye topraklarında yaşadıklarını ileri sürerler. Xenophon zamanında Khalyb'tan bazı kabilelerin savaşçılığı sanat edindikleri, ücretli asker olarak kendilerini kiraladıkları görülmektedir. Pont Krallığı'nın altın devrini yaratan Mitridat Evpator zamanında Khalyb'lerin çalışkan ve kimseye zararları dokunmayan balıkçılar ve kral ordularına kolayca alınabilen insanlar oldukları bilinmektedir.

            Yine bir kısım tarihçilerimiz, bu bölgeye maden istihsali ile kimyanın Khalyb'ler tarafından sokulduğunu, bunların demir endüstrisinin olmasa da, çelik endüstrisinin mucidi olduğunu, eski Yunanlıların çeliği ilk defa Khalyb'den aldıklarını yazmaktadırlar (1967 Ordu İl Yıllığı, sayfa : 105).

            İlk ismi "OİNOE"dir. OİNOS, Hellen dilinde (Anadolu Luvi dilinin "Bağ, üzüm, şarap" anlamındaki Wiana'sından alınmış olarak) "Şarap" demektir. Bundan türetilen Oinoe adı, "Şarap yöresi, şarabı bol yöre" anlamına gelir. Bu yöredeki ilk yerleşimin varlığının, oradaki demir madenini işletmekle bağlantılı olarak, İ.Ö. 2500 dolaylarına uzandığı olasıdır.

            Kentin önem kazanması Bizans çağında gerçekleşmiştir. Oinoe'nin adı Strabon'da geçmez ama tarihçi Arrianos'un Karadeniz kıyılarını anlatan yapıtında Bölüm 16'da geçer. (Prof. Dr. Bilge Umar - Karadeniz Kappadokia'sı "Pontus" isimli eser, sayfa : 89 - 90). Ünye adı bazı kaynaklarda (Oeneo), bir kısımlarında da (Oney), (Onea), (Ünyüs) olarak geçmektedir. Bu kayıtlar; (Ünyüs) adının Yunanca iyi şarap manâsına geldiğini ve Ünye'nin eskiden şarapları ile ünlü bulunduğunu bildirirler. (1967 Ordu İl Yıllığı, sayfa : 105).

Ünye'nin Meşhur Üzümünden Şarap Yapan
Müteşebbis Bir Türk Gencinin Şarap İmalâthanesi

Fotoğraf : Ahmet Hüseyin (Şen)

            Bir başka eserde de Ünye'nin adı Lâtince ve Yunanca eski metinlerde İnaos, Oenes, Oinoe, Oinoie, Onea, Oenoe, Ünieh, Unie, Unia gibi değişik şekillerde geçmektedir. Bütün bu değişik yazılışların ONEY şeklinde okunması uygun değildir. Eski metinlerde geçen bu isimlerin okunuşu da yine ÜNYE adına daha yakındır. Dolayısıyla Ünye'nin eski adının ONEY olduğu varsayımını kesin doğru kabul etmek ve bunu âdeta şehrin turistik adı haline getirmeye çalışmak vahim bir hatadır. Ünye'nin adı baştan beri hep ÜNYE idi. (Dr. Mürselin Güney - Tarihi, Sarayı, Konakları, Kadıları, Hattatları, Fındığı, Mısırı ve Gemiciliği ile Ünye isimli eser, sayfa : 15).

            Ünlü İngiliz yazarı Hamilton 1836 yılında buradan geçtiği zaman, Terme'nin 30 km Doğu'sunda bulunan Ünye'ye varmadan önce Ayanikola denilen birkaç evden meydana gelen bir kıyı köyüne geldiğini ve burada yerel gemicilerin pirî Aziz Nikola adına vakfedilmiş bir kilisenin varlığından söz ediyor.

            Ünion'de (Ünye'de) eski dönemlere ait hiçbir kalıntı yok diyor. Terme'ye doğru ova boyunca giderken, son derece fazla büyükbaş hayvan ve atlar bölgede en büyük mülk sahibi Osman Paşa'nın arazilerine rastladığını bildiriyor. (John Freely - The Black Sea Coast of Turkey - Türkiye'nin Karadeniz Kıyısı adlı eser, sayfa : 87). Şimdi, eski çağların Oinaion kalıntıları üstünde kurulan, küçük bir liman şehri olan Ünye'ye geldik.

             Oinaion antik kentinden hiçbir kalıntı bulunmamakta. Fakat koyun en muhafazalı köşesindeki sahilin yakınında bir Ortaçağ Kasrı'nın kalıntıları bulunmaktadır. Muhtemelen bu kasır, tahta çıkarken Bizans İmparatoru Andronicus I. Comnenus tarafından (1183 - 85 tarihinde) inşa ettirilmiştir.

Tozkoparan Mağarası

            Oinaion'un tarihi kalesi, Ünye'nin Güney'inde Niksar'a giden karayolunun 5 inci kilometresinde Kaleköy adlı köyün yakınındaki Çaleoğlu olarak bilinen Kale harabelerinin bulunduğu ve Bizanslılar'ın bir tahkim noktası olan bir yerdir. Kale, Türkçe adını 18. y.y.'da bu tahkim noktasını elinde tutan yerel bir derebeyinin adından almıştır. Andronicus I. Comnenus bu kaleyi 1183 yılında Konstantinopele'de imparator olmadan önce kısa bir süre zeamet olarak elinde tutmuştur.

            Çaleoğlu Kalesi, Jean D. Arrus tarafından yazılan 14. yy. romanı Melusine'de efsanevî olarak "Şahin Kalesi" adıyla kullanılmıştır. Kafkaslar, Rusya ve Anadolu'nun Kuzey'inde seyahat eden Johan Shiltberger şöyle der : Pontus Dağları'nda Şahin denilen bir kale vardır. Oraya her kim giderse ve 3 gün uyumaz, üçüncü gün ve gece beklerse dileği verilir. Sonra içeri girerse orada bekleyen bir şahini görür ve onu gören şahin çığlık atar. Bunun üzerine dilek perisi gelir ve "sen beni üç gün üç gece bekledin, dile benden ne dilersen" diye sorar. Maddî şeyler dileyeni lânetler ve böyle bir kimse bir daha hiçbir liyakat kazanamaz.

            Ben ve yanımdakilerle birlikte bir adama para vererek bizi kaleye götürmesini istedik; arkadaşlarımdan biri beklemek istedi. Bizi getiren eğer beklemeyi sürdürmezse kaybolacağını ve kimsenin onun nerede olacağını bilemeyeceğini ve kale ağaçlarla gizlendiği için kimse nasıl gidileceğini bilmediğini söyledi.

            Hamilton, Oinaion Kalesi'ni aramaya giden ilk yabancı gezgindir. Ünye'deki Rum ev sahibi tarafından ona şunlar söylenmiştir. Ünieh yakınında ilgiye değer tek şey bir kayalık üstünde inşa edilmiş harika merdivenleri, hamamları, kaya içine oyularak yapılmış olan Kale'dir. Böyle bir yeri görmek için büyük bir meraka kapıldım ve iki Rum çocuğunun rehberliğinde Unieh Suyu vâdisinde bir buçuk saatlik yürüyüşle kalenin eteklerine vardık.

            Kale bir kaya üstüne yerleştirilmişti. Ormanlık tepelerle çevriliydi, etrafta çayırlık alanlar ve çevresinde 150 metre yüksekliğe ulaşan ağaçlar bulunan bir yerdi. Bölgenin bir kenarında Kalek Kievi (Kale Köyü) adlı bir köy vardı. Tapınak gibi bir yerinde resimler vardı. Her halde bunlar Rum Azizleri'ydi.

            Hamilton tarafından kaydedilen Tapınak, kanatları açık bir kartalla kayaya kazınmış yerdi. Resimlerden anlaşıldığı kadarıyla bu mekân Bizans zamanında Hıristiyan tapınağı olmuştu. Oinaion Kalesi'nin Hamilton tarafından ziyareti onun demir madenini keşfetmesini de söyledi. Bunu şöyle anlatır :

038.jpg (57557 bytes)

            İlk başarısız denemeden sonra Ünieh'e dönmeye hazırlandığım sırada girdiğim ormanda 3 - 4 siyah kulübe gördüm. Bunların demir ocağı olduğu söylendi. Bana bilgi veren, ayrıca yukarıdaki tepelerde de demir işleriyle uğraşanların olduğunu söyledi. Oinaion Kalesi'ni gördükten sonra, Niksar'a giden karayolunda yeni bir keşif yolculuğuna başladık. (John Freely - The Black Sea Coast of Turkey - Türkiye'nin Karadeniz Kıyısı adlı eser, sayfa : 88 - 93, İng. Çev. Cemil Gürşen).

            Ünye ve yöresine 1095 - 1173 tarihleri arasında Anadolu Selçukluları'na bağlı olarak, Danişmendliler hâkimdi. Devletin kurucusu, Emirgazi Danişmend Taylı Bey'dir. Danişmend Taylı Bey, Anadolu'nun fethine katılan ve Türkiye'nin kurulmasında rol oynayan büyük bir kumandandır. Kurduğu devlete Danişmend adı verilir. Danişmend Bey bölgeye tamamen hâkim olmuş; Ünye, Fatsa ve Doğu'da Aybastı ve Mesudiye'yi ele geçirerek, Ordu toprakları tamamen Türkler'in elinde kalmıştır.

            Danişmendli Sultanlar'dan Melik Gazi'nin oğlu Emir Nizamettin Yağı Basan, 1157 yılında Niksar üzerinden Ünye'ye inerek, Ünye'yi Bafra'ya kadar sahili işgal etmiştir. Ertesi yıl işgal ettiği Ünye ve Bafra ile sahil mıntıkalarını bir anlaşma ile Bizans'a iade eden Yağı Basan'ın Ünye'nin Tekkiraz Bucağı yakınında bulunan, kendi adını taşıyan köyde karargâh kurduğu ve buradan sefer yaptığı kuvvetle muhtemeldir.

            Danişmendliler'in, Yağı Basan zamanında (1142 - 1164), Ünye'nin yukarı bölgeleri ile Fatsa, Aybastı arasındaki dağlık araziye hâkim oldukları, bu bölgedeki Danişmendliler'e ait köy ve yer adlarından anlaşılmaktadır. Ünye 1831 yılında Canik (Samsun) livâsına bağlanmıştır. (Cumhuriyetin 50. Yılında Ordu 1973 İl Yıllığı, sayfa : 5 - 7).

            CANİK'DE TACÜDDİN OĞULLARI :

            Canik veya Canit, Karadeniz sahilinde Bafra Kazası ile Terme arasındaki bugünkü mıntıkadan ibaret olmayıp, XIII. asırda hududu Ordu Vilâyeti'ni de ihtiva eden iki kısım Canik'ten teşekkül etmişti. Bu Canik'lerden birisine Sivas Caniği adı verilerek Samsun ve Çarşamba tarafları bu mıntıkada idi. Diğer Canik'e de Karahisar Caniği adı verilmiş olup, bu da sahilde Ünye, Fatsa ve dahilde Niksar'a kadar olan sahayı işgal ediyordu.

            Anadolu Selçuklu Devleti'nin inkirazı ve Moğol hâkimiyeti esnasındaki karışıklıklar da yer yer türeyen derebeyi tarzındaki Türkmen Beylikleri'nden birisi de Canik Emiri Tacüddin Bey ve Oğulları Beyliği olup, merkezi Niksar'dı. İskefser tarafları da Karahisar Caniği dahilinde idi. Tacüddin Bey 780 H. (1378 M.)'de Canik Emiri bulunuyordu. Cesur, cüretkâr bir zat olduğundan Sivas ve Kayseri hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed'le mücadeleden çekinmiştir. Trabzon Rum İmparatoru III. Aleksi'nin kızı Evdoksiya, Tacüddin'in zevcesi idi.

            Tacüddin Bey, Ordu Vilâyeti dahilinde Türkmen Emiri Hacı Emir Zade Süleyman Bey'in memleketine yapmış olduğu bir taarruzda mağlup ve maktul düşmüş, yerine oğlu Mahmud Bey emir olmuştur (1386). (Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı - Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri isimli eser, sayfa : 153). Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız da "Ordu Tarihinden İzler" isimli eserinin 41. sayfasında, kral kızı Eudocie'yi Ünye'ye götürerek Taceddin Çelebi ile evlendirdiğini yazar. Alexsios III, kızı Eudokia'yı bütün gelinlik eşyalarıyla birlikte Kerasont isimli bir yere bırakıyor. Aradan kısa bir müddet geçtikten sonra İmparator Oeneon'a gelerek bizzat Taceddin'le mülâki oluyor. Taceddin, İmparator'dan kızını alarak 8'inci Teşrin 1381'de tekrar Limnia'ya, yani kendi memleketine geldi. Bütün bunlar bize gösteriyor ki, bu sıralarda Taceddin Trabzon'a karşı tehditkâr bir vaziyet almıştı. İmparator bu vaziyetten kurtulmak için Alexsios III kızını Taceddin'e kendi eliyle teslim edecek kadar ileri gitmişti.

            OENEON : Eski ismi Diaonopolis, şimdi Terme'ye 18 mil mesafede bir yerin ismidir. Zamanında burada büyük gemiler inşa edilmekte idi. "Michel Panarite, Venedik'te bulunan bir yazmaya nazaran neşreden M. Tafel 1829, Fransızca'ya Tercüme Eden : M. Brosset. Histoire du Bas Empire par Lebau, Tom. XX. aupplement P. 48" (Ank. Ünv. D.T.C.F. Ortazaman Tarihi Dr. Öğrencisi Mevlüd Oğuz'un Mezuniyet Tezi - Kasım/Aralık 1948 tarih, 5 sayılı Fakülte Dergisi, Cilt VI, sayfa : 478 - 479.)

            Trabzon Rumları'yla mücadele halinde olan Taceddin Bey askerlerini toplayarak ani bir surette Ordu ve Ünye taraflarına iki defa hücum ederek yağmalarda bulunmuştur. Fakat bir zafer elde edemedi. Ordu ve çevresinde hüküm süren Hacı Emir Oğulları Beyliği'nden Süleyman Bey bu hâdiseyi bertaraf etmiştir (Aynı eser sayfa : 476).

            HACI EMİROĞULLARI BEYLİĞİ :

            Anadolu'ya XI. Yüzyıl'dan beri yerleşmeye başlayan Oğuzlar, ya oturdukları bölgenin adına nisbetle yahutta etrafına toplanmış veyahut kendilerini birleştiren bir oymağın ismini takarak, yeni yeni uluslar ve boylar vücuda getirmişlerdir.

            Yeni teşekkül eden bu ulus veya boylar, evvelce parçalara ayrılan ana Oğuzlar'ın muhtelif oymaklarının bir araya gelen topluluklar olarak, yeni aldıkları adlarla devletler kurmuşlardır. Ordu topraklarında hâkimiyetini sürdüren Hacı Emiroğulları Beyliği de bunlardan biridir. Bu Beylik Ordu İli'nin Mesudiye İlçesi topraklarında oturan Türkmen'lerden (Oğuz) Çepni Boyu'na mensup Bayram Bey oğlu Hacı Emir Bey tarafından kurulmuştur. (Sıtkı Çebi - Ordu Tarihi ve 50. Yılda Ordu Şehri isimli eser, sayfa : 29.)

Altın Küpe

Denizbükü Mevkiinde Bulundu
Ünye'de Bastırılan Para

İlhanlı Hükümdarı Muhammed Han (Hicri 738)

            Çepni Boyları 1297'de Ünye'yi fethetmiş, Doğu'ya doğru ilerleyerek, Trabzon'a akın düzenlemişlerdir. Fakat bir Çepni grubu 1301'de Giresun'da yenilgiye uğramıştır. Hacı Emiroğulları Beyliği'nin kurucusu olan Bayram Bey 1313'de Trabzon İmparatorluğu sınırları içindeki bir pazar yerini basmıştır. 30 Ağustos 1332'de Hamsiköy yakınlarına kadar ilerlemiş, fakat geri püskürtülmüştür. (Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız - Ordu Tarihinden İzler, sayfa : 39.)

            Hacı Emir Oğulları Beyliği (1344 - 1461) yılları arasında Ordu İli topraklarında, varlıklarını muhafaza edebilmişlerdir. Fatih'in Trabzon Seferi sonunda Hacı Emir Oğulları Beyliği'nin derebeyliğine son verilmiştir. (Sıtkı Çebi - Ordu Tarihi ve 50 Yılda Ordu Şehri isimli eser, sayfa : 31.)

            1930'lu yıllarda yayımlanan "Resimli Ünye Rehberi" isimli yapıtının 12. sayfasında eserin müellifi M. Bahattin Bey Ünye Tarihi ile ilgili olarak şöyle der : "Ünye Milât'tan 1270 sene evvel vuku bulan Truva muharebe-i meşhuresinden sonra, Karadeniz sahilinde tesis edilmiş müstemlekelerden birisi olup, ismi kadimi (One) veyahut (Oney)'dir.

            Ünye, Kral (Sarokin) zamanında Asurîler'e intikal etmiş ve kablelmilât 722'de (Kapadokya) Hükûmeti'nin eline geçmiştir. Bir müddet sonra Mısırlılar'ın ve tekrar Asurîler'in idaresinde bulunmuş ve bir müddet de Fenikeliler'in müstemlekesi olarak kalmıştır.

Ilkhanids, Muhammad Khan, Unye mint 738 AH, silver dirham, 17 mm 1.000 gm.  UE-1932
Obverse : "Lailahe illallah Muhammed resulullah.  Ebu Bekir Ömer Osman Ali"

            Milât'tan (520) sene evvel Ünye ve civarı İran Hükûmeti (1) Dara ile İskender'in muharebesinden sonra İskender'e geçmiştir. İskender'in vefatiyle mumaileyhin bu havalide bulunan vâlisi Mühürdad'ın ilânı istiklâliyeti üzerine Ünye, teşekkül eden Pont Hükûmeti'nin idaresine geçmiştir.

            Pont Hükûmeti'nin ayrılmasına mebni Ünye, Pont Polmonyak kısmında kalmıştır. Bu havali Pont'un son hükümdarı olan II. Mühürdad'ın zamanında Romalılar'ın tecavüzü karşısında kalmış ve Mühürdad'ın merdane müdafaası memleketlerini kurtarmıştır. Mühürdat zehirlenerek vefat edince Ünye de civar memleketler meyanında Romalılar'ın idaresine geçmiştir.

            Roma İmparatorluğu inkisama uğrayınca Ünye tabii olarak Şarki Roma İmparatorluğu hissesine düşmüştür. (Kamusülalâm : Şemsettin Sami Bey, Muhtelif Salnameler). Çevrede Romalılar'a ait birçok kalıntılar bulunmaktadır. Değerli hemşehrimiz, Ankara D.T.C.F. Prehistorya Kürsüsü Profesörü, rahmetli Dr. İ. Kılıç Kökten, yaptığı kazılar için, Temmuz - Aralık/1962 tarihli ve 3 - 4 sayılı Fakülte Dergisi'nde yayımladığı makalesinde şöyle der :

            "Memleketim olan Ünye'de ve Cevizderesi boyunda ve bu derenin Doğu'sundaki sekiler (taraçalar) üzerinde Tarihöncesi (Prehistorya) araştırmaları yaptım. Evvelce (1944 - 1945) Rize'ye kadar yaptığım bir gezide, bu noktadan geçerken uzaktan birkaç tabii mağara görmüş, sekiler üzerinde çakmaktaşından yapılmış âletler toplamıştım.

            Yüceler Köyü, Ünye'nin 7 - 8 km Doğu'sundadır. Cevizderesi'ne çok yakındır. Sahil yolu, köyün ve buluntu yerinin önünden geçer." Bu kazılar sırasında, hemşehrimize eşlik eden ve Ünye'nin yakından tanıdığı, İlçe Millî Eğitim Müdürü iken emekliye ayrılan ve şimdilerde aramızda bulunmayan rahmetli Orhan Bora hocamız, 29 Ağustos 1964 tarih ve 201 sayılı "Şirin Ünye Akkuş Sesi" Gazetesi'nde yayımlanan aşağıdaki makalesinde şöyle der :

            ÜNYE'DE 2000 YILLIK BİR ROMA ŞEHRİ BULUNDU

            "Demir ve bakırı en iyi bir şekilde işleyen şehir sakinlerine ait muhtelif eşyalar toprak altında yatmaktadırlar. Bu arada Cevizdere Irmağı'nın mecrasını takiben Akkuş istikametinde bir yolun kalıntıları da kendini bâriz bir şekilde göstermektedir. Zamanla alanlarını orman kaplamış olan bu yollar kamufle edilmiş durumdadır. Şehir halkı tarihin bütün devrelerinde oldukça sakin bir hayat geçirmiş ve çevrede mebzul bulunan av hayvanlarından, denizdeki hayvanlardan ve çevrenin verimli topraklarından bir hayli istifade etmişlerdir.

            Seramik sanayiinin en güzel örneklerini veren bu insanlar oldukça ileri adımlar atmışlardır. Toprak altından çıkan seramik eserler fazlası ile teyit eder mahiyettedir.

            İki dağ arasına sıkışarak yaşayan Romalılar ziraatle bir hayli meşgul olmuşlar ve demir âletlerle toprağı işlemişlerdir. Daha uzun ve vadeli olarak yapılacak kazılar bizleri fazlasıyla tenvir edecek kuvvettedir. İki sene öncesine kadar Ünye ve çevre tarihi hakkında kesin bir hükme sahip değildik. İki yıl evvel başlanmış sondaj mahiyetindeki kazılar hakikatleri tamamen ortaya koymuştur. Bugün toprak altından çıkan müspet eserlerle Ünye tarihi olumlu bir safhaya girmiş ve Dünya literatürlerinde yerini almış bulunmaktadır.

            Kısa zaman içinde Ünye ve çevresinin arkeolojik bir saha içine gireceğine muhakkak nazarı ile bakılmaktadır." Aynı tarih ve sayılı gazetenin bir başka haberi de şöyle :

            "3001'inci mağarasını Ünye'de açan Prof. Dr. İ. Kılıç Kökten yarın Ünye'den ayrılıyor." "Tarih öncesi kazıları ile Berlin Üniversitesi Dekanlığı'nca Takdirname ile taltif edilen hemşehrimiz Profesör İ. Kılıç Kökten'in yarın Ünye'den ayrılacağı öğrenilmiştir. 3001'inci mağarasını Ünye'de açan Kökten, programına almış olduğu beş bölgedeki kazılarını tamamlamıştır.

            Beş bölgede yapılan kazılarda tarih öncesinde Ünye'mizde yaşayanların yaşayışları aydınlatılmaktadır. Kazı yapılan yerlerde çıkan eserler :

            Cevizdere Koytakkaya : Prehistorya ve Roma'ya ait eserler.
           
Tilkikaya Mağaraları : Paleotik ve Kalkoletik eserler.
           
Kale : Paleoletik ve Roma - Bizans'a ait eserler.
           
İn-Önü Mağaraları : Roma - Bizans, Cilâlı Taş eserleri.
           
Göçet Mağaraları : Paleoletik devre ait eserler.

            Burada yapılan kazılarda iskanın pek az oluşu, çıkan eserlerden anlaşılmıştır." Söz konusu gazetenin (29.08.1964 tarih ve 201 sayılı) 2'nci sahifesindeki bir diğer haberde :

            "Prof. Dr. İ. Kılıç Kökten, yaptığı kazılar neticesinde çıkardığı eserler hakkında halka bilgi verecek. Ankara D.T.C.F. Prehistorya Tarihi Kürsüsü Profesörü Dr. İ. Kılıç Kökten tarafından Ünye ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılar neticesinde bulunan binlerce âlet ve eserlerin İlçe İlköğretim Müdürlüğü'nde ilgili profesör tarafından tasnifine çalışılmaktadır.

            Her yönden ilçe ve çevre tarihini aydınlatacak bu eserlerin muhafazası için vitrinler düzenlenmekte ve ilk müzenin bu suretle nüvesi teşkil edilmektedir. 29 Ağustos Cumartesi günü ilgili profesör tarafından halk bu meyanda aydınlatılacak ve eserler hakkında bilgi verilecektir. Bu sevindirici olay çevrede büyük bir ilgi ile izlenmektedir."

            Bu kadar eski bir yerleşim yeri olan Ünye ve çevresinde pek çok kale, kilise ve kaya mezarları vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz : Ünye Kalesi, Ünye Niksar yolu üzerinde ve yaklaşık 300 - 400 metre yüksekliğindedir. (Bu kale hakkında yazımızın başında geniş bilgi verilmiştir.)

            Kevgürk Kalesi : 1954 yılına kadar ilçemize bağlı bir nahiye merkezi iken, bu tarihten sonra kaza haline getirilen Akkuş'un 30 km Güneybatı'sındadır. Kale, Akkuş - Niksar hudutlarını kesen (Tifi Çayı) Gökçebayır Çayı'nın devamının Güneybatı'sında, tabandan itibaren 300 m yükseklikte yalçın bir kaya üzerine kurulmuştur. Dört yönü görünüşte araziye tamamiyle hâkimdir. Karşıdan basit bir kaya parçası şeklinde görülen kale, yaklaştıkça san'at değerini, güzelliğini, stratejik önemini, büyüklüğünü belli etmektedir.

            Strabon'un feyz ve bereketi ile meşhur İris Yeşilırmak Nehri'nin bir kolu bulunan Tifi Çayı kenarlarında diyerek, överek bahsettiği kale (küçük Gömmans şehri) burasıdır. (Ağustos 1965 tarih ve 27 sayılı Türkiye Turizm Mecmuası Ordu Özel Nüshası.)

            Ünye Kalesi Kaya Mezarı : Ünye Kalesi'nin alt tarafında M.Ö. VII. y.y.'a ait, cephesi bir mabet şeklinde yapılmış, mevcut kaya mezarlarının en güzelidir.

            Tozkoparan Mağaraları : İlçemize 4 km uzaklıkta ve Günpınarı Köyü'nün kendi adıyla anılan mevkiinde bulunan Tozkoparan Mağaraları ve Kaya Mezarları, görülmeye değer tarihî eserlerdir.

Tozkoparan Mağarası

            Surlar : XIX. y.y.'da Ünye Sancak Beyi Süleyman Paşa'nın yaptırmış olduğu saray, bir yangın sonucu tamamen yanmıştır. Ancak Paşabahçe mevkiinde bu sarayın surlarının özellikle deniz tarafındaki bölümü oldukça iyi korunmuştur. (Ünye Turizm Müdürlüğü'nün hazırladığı broşürden.)

Hazinedaroğulları (Süleyman Paşa) Sarayı Surları

1830 Yılında Yanmıştır. Günümüze Sadece Surları Ulaşmıştır.

            Aya Nikola : İlçenin Batı yönünde Rum'lardan kalma bir yarımadadır. Bu kilise ismini eski gemicilerin pirî Aziz Nikola'dan almıştır. Halen harabe halindedir. Çevrede sadece eski duvar izlerine rastlanmaktadır. Diğer iki kilisenin biri Çarşı'da, Anafarta İlköğretim Okulu arkasındadır. Bu, hamam olarak kullanılmakta, diğeri de Yalıkahvesi'ndedir. Şimdilerde Düğün Salonu olarak kullanılmaktadır.

Şehir Hamamı

Ayanikola Kilisesi Adacığı

 

Kilise

 

            Kadim Ticaret Yolları : Çok eski zamanlarda Ünye'den Samsun'a Karadeniz sahiline muvazi olarak bir yol varmış. Bu yolun döşeme ve köprü enkazı halâ mevcuttur. Vaktiyle Strabon bu yoldan Ünye'ye uğramış ve Ünye'de demirci bir kavim görmüştür. Poleminom şehri kurbunda ve bugün Fatsa'nın Bolaman Irmağı sol sahilinde bulunan ve şimdiki ismi manastır olan mabede bu yoldan gitmiştir.

            Bundan başka sahilden dahile doğru Terme tarafından ve Ünye'nin Keriş Köyü yakınından geçerek Kuzköy, Haliluşağı Köyleri tarikiyle Kagır Kal'ası kurbundan Erbaa'ya giden bir yol üzerinde bulunan büyük taş su teknesi o mahallin kervansaray olduğunu zannettirmektedir.

            Bunlardan başka bir yol daha var ki bu da Ünye Kal'a Köyü'nden Tekkiraz Köyü'ne çıkıyor. Oradan da Dereköy tarikiyle Niksar ve Taz Yaylası etekleri civarından Kagir Kal'a'sına uğrayarak Erbaa'ya gidiyor. Yolun eseri geniş ormanlar arasında görülmektedir. (Eski İpek Yolu) (Ünye Ticaret ve Sanayi Odası 1923 - 1933 İktisadî Hareketleri isimli Rapor, Sayfa : 3)

            Evliya Çelebi'ye göre Ünye Kalesi : Bunu eski zamanlarda Trabzon Tekfuru (Ünyes) adlı Kral yaptırmıştır. Selçuk Oğulları'ndan Keykabad fethetmiştir. Sonra Umurhan eli ile Osmanlılar tarafından zapt edilmiştir. Canik Sancağı hudutları içinde Voyvodalık'tır. Yüz akçelik kazadır. Ayrıca Yeniçeri Serdarı, Kale Dizdarı ve neferleri vardır. Müftüsü ve Nakib'i yok; kalesi deniz kıyısında dört köşe kâgir bir binadır. (Mehmet Zillioğlu - Seyahatname, Cilt : 1 - 2, Sayfa : 409 - 410)

            Şemsettin Sami XIX. y.y.'da Ünye'yi şöyle anlatır : "Trabzon Vilâyeti'nin Canik Sancağı'na bağlı kaza merkezi bir kasabadır. 6700 kişilik nüfusu vardır. Limandaki tezgâhlarda gemi yapılır. Ticareti oldukça canlıdır. Kırım ve İstanbul'a ticaret ilişkisi süreklidir. Kazanın toplam nüfusu 50.778'dir. Başlıca tarım ürünleri tahıl, baklagiller, keten, kenevir, sebze ve meyvedir. Kazada mermer ve madencilikle uğraşanların sayısı günden güne artmaktadır. Ayrıca kazada simli kurşun (gümüşlü kurşun), demir ve manganez gibi madenler de işletilir.

            Ali Cevad ise Ünye'ye ilişkin olarak şunları yazar : "Trabzon Vilâyeti'nin Canik Sancağı'na bağlı kaza merkezi bir kasabadır. Tüm kazanın 25.000'i Müslüman, 8.000'i Rum, 5.000'i Gürcü, 2.000'i Ermeni olmak üzere 40.000 nüfusu vardır. Kaza Karauç Nahiyesi'yle 104 köyden oluşur. (Karakuş Nahiyesi 1954 yılında Ünye'den ayrılmıştır.) Tüm kazada 1 Rüştiye, birçok Sıbyan Okulu, 75 câmi ve mescit, 2 han, 3 hamam ve 400 dükkân vardır." (Yurt Ansiklopedisi Ordu Bölümü, Cilt : 9, Sayfa : 6273)

            AMAZONLAR :

            Yörenin tarihî özelliklerinden biri de Amazonlar'a yurt olmalarıdır. "Tarihi M.Ö. 1000 yıllarına kadar uzanan ilçede efsanevî kadın savaşçılar Amazonlar'ın yaşadığı birçok eski tarihçi ve coğrafyacı tarafından ileri sürülmektedir.

            Amazonlar'ın yerleşmiş olduğu alanlar kaynaklarda Karadeniz kıyıları olarak tanımlanmaktadır. Özellikle Thermodon (Terme Çayı) kıyısında Themiscyra kentini kurmuş oldukları bilinmektedir.  Themiscyra kentinin Terme ile Ordu arasında olduğu sanılmaktadır. Birçok efsanede adları geçen Amazonlar sadece kadınlardan oluşan bir topluluktu; savaşmayı çok seven ve savaşçı olarak ün yapmışlardı. (Samsun ve Çevresi Turizm Envanteri, Sayfa : 87).

           

            Ünye ve çevresinin tarihî özelliklerini anlatırken; kentin herkesçe bilinen birkaç hususiyetine değinmeden geçemeyeceğim : "20.08.1952 tarihli Vatan Gazetesi Ordu İlâvesi'nden"

            ÜNYE

            "Ünye, lâtif, mamur bir şehirdir. Buraya varır varmaz, çok şeyler görmüş, geçirmiş, olgun bir muhitte olduğunuzu hissedersiniz. Ünye'yi geniş ufuklu bir yer haline koyan tesirlerden bir kısmı denizcilikten gelir. Ünye, eskiden Karadeniz'in bir nevi Hamburg'u idi. Buradan açık denizlere büyük gemiler hareket eder, aylarca uzak diyârlarda dolaşıp, iş gördükten sonra ana limana dönerlerdi. Eski gemi kaptanlarının kurduğu mahalle, halâ şehirde mevcuttur.

            Ünye'nin denizci an'anesi kuvvetli olduğu için İskenderiye gibi uzak yerlere giden gemiler, geri geldiği zaman fener alayları tertip edilir, helvalar yapılır, toplar atılır, Derya Hamamı diye meşhur olan hamam hazırlanırdı. Denizciler gelince, bu hamamda yıkanarak, uzun bir seferden sonra temizliğe kavuşurlar, öylece evlerine giderlerdi. Ağalar Mahallesi diye tanınan bir mahallede de gemici aileleri yaşarlardı.

            Bir asırdır buharlı gemilerin, yelkenlileri yavaş yavaş ortadan kaldırması üzerine Ünye'nin denizcilik hüviyeti azaldığı gibi, sahil yolunun açılması üzerine deniz hareketinin büyük bir kısmı daha karaya geçmiştir. Ünye'nin unutamayacağı simalardan, emekli öğretmen rahmetli Hasan Tahsin Kadıoğlu hocamız, 18.03.1980 tarihinde Ünye Çağrı gazetesi'nde yayımladığı "Tarihte Ünye Kaptanları" başlıklı yazısında, bu kaptanların özgeçmişlerini ve başarılarını anlatır.

Kadırga

http://www.truemetal.org/hailandkill/korsan/52.htm

            Buraya o kaptanların sadece isimlerini almakla iktifa ediyorum : Saraçoğlu Hacı Hasan Kaptan, Eğri Mehmetoğlu Hacı Hasan Kaptan, Abbas Kaptan, Mustafa Cinbaşoğlu Kaptan, Garipoğlu Ömer Kaptan, Dilaverzade Hasan Kaptan, Kadir Kaptan, Konstantin Kaptan, Dilaveroğlu Süleyman Kaptan, Dilaveroğlu Mustafa Kaptan, Dilaverzade Hacı Hafız Mehmet Kaptan, Hacı Mustafa Kaptan, Ahmet Şahin Kaptan, Korkmazoğlu Şahin Kaptan, Sarı Hacıoğlu Mehmet Kaptan, Ekmekçioğlu Armatör Hacı Mehmet Kaptan, Ekmekcioğulları Mustafa ve İbrahim Kaptan, Cinoğlu Kaptan, Yamak Ailesi Kaptan, Ali Kaptan, Köylüoğlu Cevdet Kaptan, Keşaplı Salih (Reis) Kaptan, Veysel Karaduman Kaptan, Kalemen Mustafa ve Kara Ali'nin Mehmet Kaptanlar, 31 Oğlu Hasan Kaptan, 31 Oğlu Sabri Kaptan, Haydar Kaptan, Lütfi Kaptan, Helvacıoğlu Kadir Kaptan, Kocabaş Mustafa Kaptan, Selâhattin Reis, Memişoğlu Kaptan, Kürt Ömeroğlu Hüseyin Reis, Bozkurt Kaptan.

            Ünye'nin bir başka özelliği de kadıları ile meşhur olmasıdır. Bu hususta da 20.08.1952 tarihli Vatan Gazetesi Ordu İlâvesi bakın ne diyor : "Kadıları ile meşhur belde." Ünye'nin ikinci bir hususiyeti eski devirde Kadı yetiştirmesidir. Kadılık Mesleği'nde en ileri giden ve Vilâyet Kadılığı gibi makamlara yükselen Kadı'ların çoğu Ünyeli'dir. Bunlar tekaüde sevk edilince, Ünye'ye dönerler, bir ev yaptırırlar, yerleşirler; memleketin dört tarafında başlarından geçenleri anlatmak suretiyle, umumî alâkayı üzerlerine toplarlar ve nüfuzlu bir rol oynarlardı.

            Kaledere Mahallesi'nin Hükûmet Binası'na yakın bir mahallinde Kadılar Yokuşu diye ünlenen sokak bu Kadı'ların hâtırasını yaşatmaktadır. Ünye Yerel Tarih Grubu kurucularından Sayın Öğretmen Aynur Tan bu sokaktaki evlerin fotoğraflarını çekmiş ve Ünye Belediyesi'nin bir kültür hizmeti olarak, geçmişi günümüze ve de geleceğe taşımıştır.

Yerel Tarih Grubu Fotoğraf Sergisi

Temmuz Ayı Son Haftası Sokak Sergisi
Yerel Tarih Grubu Fotoğraf Sergisi

Temmuz Ayı Son Haftası Sokak Sergisi

            Ünye'de yetişen ve şöhretleri dilden dile dolaşan Kadı'larımızın isimlerini de şöyle sıralayabiliriz. : Ali Kadı Zade Süleyman Kadı, Oğlu Hacı Ali Kadı, Oğlu M. Tevfik Kadı, Ali Enver Kadı, Çoldur Zade Ali Rıza Kadı, Oğlu Sabri Kadı, Şükrü Kadı, Süleyman Kadı Zade İzzet Kadı, Oğlu Hilmi Kadı, Kemal ve Ragıp Kadılar, Emin Ağa Zade Has Kadı (Hakiki adı Şükrü'dür), Bektaşi Kadı (ismi Feyzullah'tır), Feyzullah Efendi Zade Nuri Kadı, Kemal Kadı, Arif Kadı, Celil Kadı, Mehmet Rasih Efendi, Ahmet Şükrü Efendi.

            06 Şubat 1965 tarih ve 246 sayılı "Şirin Ünye Akkuş Sesi" Gazetesi'nin 3. sayfasında, rahmetli Hasan Tahsin Say (sonradan soyadını Kadıoğlu olarak değiştirdi) hocamızın, yayımladığı tarihî değer taşıyan yazısını da bilgilerinize sunuyorum.

Ünye Osmanlı Kadıları

            ÜNYE SANCAK BEYLİĞİ

            "Cumhuriyet Gazetesi'nin on, onbeş sene önce yayımladığı Osman Gazi'den Atatürk'e adlı tarihî eserde Ünye Sancak Beyliği Sarayı'nın resmi vardır. Ünye'de Paşa torunlarından rahmetli Hamit Haznedar'ın evinde 1930'da yayımlanan Ünye Rehberi'nde aynı sarayın resimleri mevcuttur.


Hazinedaroğulları (Süleyman Paşa) Sarayı 1830 Yılında Yanmıştır. Günümüze Sadece Surları Ulaşmıştır.

            Bu resmin aslı XVI. asırda Venedikli seyyah bir ressam tarafından bakır madalyon üzerine yapılmıştır. Sancak Beyliği Sarayı'nın denize karşı duvarları bugün halâ durmaktadır. Askerlik Şubesi ile Çınar ağacı arasındaki duvarlar Paşa Sarayı'nın duvarlarıdır.

            Ünye'nin namlı Kadı'larından olup, Sultan Hamit devrinde Kudüs, Şam, Amasya gibi şehirlerde Kadılık yapan ve sonra da Ünye'de Paşa torunları Haznedaroğulları'nın umumî vekilliğini yapan ve 1920'de ölen büyük dedem Ali Kadı XIX. asırda Sancak Beyleri'nin Kadılık'larını yapmışlardır.

            1854 Kırım Savaşı'na Ünye Sancak Beyliği ordusu da katılmıştır. Bu ordunun bayraktarlığını yapan Kenehor Köyü'nden Veli Efendi'dir. Veli Efendi'nin çok mutekit bir insan olup, şehit olmak en büyük arzusu imiş ve bu yüzden hiç evlenmemiş Kırım Savaşı'nda şehit olamayıp gazi olunca, üzülmüş devrin Sancak Paşası da gönlünü alarak seni bundan böyle ölünceye kadar ordunun bayraktarı yaptım, adın da Veli Bayraktar olsun demiş ve Veli Efendi gazi olarak köyünde ölmüştür. Bugün halâ sağlam duran 2 metre boyunda mezarı vardır. 1935'de Soyadı Kanunu çıkınca Ünye'nin avukatlarından rahmetli Ahmet Hasip Bilgiç büyükamcası olan rahmetli Veli Efendi'yi Atatürk'e yazar; Büyük Ata da kabul ederek, Kenehor Köyü'nün ismi Velibayraktar olur.

            Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi Ünye XVI. asırdan Sultan Hamid'e kadar, yani 1876 yılına kadar Sancak Beyliği olmuştur. Ünye Sancak Beyliği'ne, Askerlik Şubesi kuyudatından anlaşıldığı gibi Terme, Fatsa, Niksar Kaymakamlıkları bağlı idi. Askerleri Ünye Şubesi'nden sevk olunurdu. Ünye Sancak Beyliği Trabzon Beylerbeyliği'ne ve bazen de Sivas Beylerbeyliği'ne bağlı kalmıştır.

            Günümüzde Tümgeneral rütbesine muadil olan, bilinen Sancak Beyleri'mizin isimlerini şöyle sıralayabiliriz :  Haznedar Zade Vezir Süleyman Paşa, Hüseyin Battal Paşa, Hacı Ali Paşa, Cafer Paşa, Osman, Abdullah, Memiş ve Ahmet Paşalar, Mehmet Nurettin Paşa.

            Tarihçi Reşad Ekrem Koçu'nun yayımladığı ve yukarıda Sancak Beyliği başlıklı yazıda söz konusu edilen Osman Gazi'den Atatürk'e isimli eserin 73. sayfasında Kanije Kalesi kahramanı Tiryaki Hasan Paşa'nın da Ünyeli olduğundan söz edilmektedir. Bu zat Ünye'nin Çatak Köyü'nde yerleşik olan ve ahfadı şimdilerde İstanbul'da ikamet eden Tiryakioğulları'ndandır.

            Zira, ahvaddan Demir Tiryakioğlu'nun 25.06.1996 tarihinde vefatı üzerine merhumun ailesi 30.06.1996 tarihli Milliyet Gazetesi'ne bir ilân vermiş ve bu ilânda aynen şu beyanda bulunmuşlardır. "ACI KAYBIMIZ - Ünyeli Bahriye Mirlivası Tiryaki Hasan Paşa, Osmanlı Müşirleri'nden Semih Paşa ahvadından, iyiliksever, değerli insan 'Demir Tiryakioğlu' vefat etmiştir. Ailesi" Bu durum, belleklerde oluşan izdihamı tamamen izale etmekte ve Paşa'nın Ünyeli olduğunu apaçık ortaya koymaktadır ve mezarı da Ünye'dedir.

Kanije Kumandanı Tiryaki Hasan Paşa'nın Kabri Zannedilen Mezar / Ünye - (Eski ve Yeni Hali)
  

            1985 tarihinde, Milliyet Gazetesi'nin eki olarak yayımlanan "Osmanlı Şehirleri" isimli yapıtının 300 ve 301'inci sayfalarında Prof. Pars Tuğlacı Ünye için şöyle der : "Ünye Makedonya Kralı Büyük İskender'in eline geçti. Onun M.Ö. 323 yılında Babil'de ölmesi üzerine de Pont Krallığı'na, onlardan Roma İmparatorluğu'na, Romalılar'ın ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma İmparatorluğu'nun eline geçti. Bu sırada Ünye, özellikle şarapları ile ün yapmış, Bizans Sarayları'nda aranılır olmuştur. İstanbul 1453'te Türkler tarafından alınınca, Ünye şarapları Roma'ya gitmediğinden Romalı şâirler "Gelmez oldu artık Ünye'nin şarapları" diye yakınmışlardır.

            Osmanlı Dönemi'nde XIX. y.y.'da Sancak olan Ünye, sonraları kaza haline dönüştürüldü. 1893 yılında boş araziler ıslah edilerek göçmenler yerleştirildi. XIX y.y.'da kazaya bir köprü (1864), bir Rum Kız Mektebi (1860) inşa edilmiştir.

            06 Şubat 1949 tarihinde yayımlanan "İktisadî Uyanış" Ordu Özel Sayısı, sayfa 44-4'den aldığım şu satırlarda Ünye'nin kültüründen şöyle bahseder :

            "KÜLTÜREL ALANDA ÜNYE"

            Ünye'de gemiciliğin sükûtiyle geçimlerini sağlamaktan âciz kalan Ünyeliler çocuklarını okutmak için İstanbul okullarına göndermişler ve bundan sonra Ünye'de gemiciliği kadılık takip etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu zamnında Rüştiye Mektepleri açılmış ve bu mektep o zamanın ihtiyaçlarına göre gençler yetiştirmiştir.

            1884'ten sonra Ünye'de medresecilik hayatını görüyoruz. Medreselerin Ünye kültürüne birçok faydaları dokunmuş ve bilâhare halk bu okulları askerlikten kurtulmak için bir vasıta olarak kullanmıştır. Meşrutiyet'in ilânıyla medresecilik eski alâkasını tamamen kaybetmiş, buna mukabil mekteplere daha çok önem verilmiştir. 1908 yılında da Ünye köylerinde onbir ilkokul açılmış, 1912'de daha çok önemli adımlar atılmıştır.

            Bu meyanda 1908 yılında hususî olarak açılan Kız Okulu'nu 1913'te resmî bir Kız Rüştiyesi takip etmiş, 1920'de Ünye Rüştiyesi (Numune Mektebi)'ne tahvil olunmuştur. 1921'de bu mektep lâğvedilerek tahsisatı idarî hususiyeden verilmek üzere bir İdadi Mektebi tesis edilmiştir. 1921 senesinde İdadi Mektebi liseye tahvil olunmuşsa da maalesef 1923'de Maarif Vekâleti'nin emirleriyle kapatılmıştır.

            1923 yıllarında hususî olarak sahibi Hüseyin Tokatlı ve imtiyaz sahibi merhum Ali Kemal Alpaslan, Mustafa Kemal Paşa ismiyle bir mektep açtıklarını ve bu mektebin o zamanki ihtiyaçlara cevap verebilecek bir durumda olmamasıyla muhitte iyi bir tesir göstermiş olmasiyle beraber Bay Hüseyin Tokatlı'nın Belediye Reisliği'ne seçilmesiyle bu okul da 1927 yılında kapanmıştır.


Hüseyin Tokatlı

            Cumhuriyet hükûmetimizin okullara gösterdiği yakın ilgiyi görmek, dünle bugün arasında yapılacak ne güzel miyardır. Bugün ilçe merkezinde bir ortaokul ve üç ilkokul, köylerde ise 14 ilkokul binası tedrisata hazır bir duruma getirilmekte ve 6 köy de öğretmenli okullar tedrisat yapmaktadır.

            Devletin yurt genelinde millî eğitim işlerine büyük önem vermesi üzerine, Ünye ve köylerinde her geçen yıl yeni okullar açılmaya başlamıştır. Bugün ilçemize bağlı köylerin hemen hepsinde ilkokul, bazılarında da ilköğretim okulu mevcuttur.

            Ünye köylerinde genç nesil arasında okuma yazma bilmeyen hiç yoktur. 1933 yılında faaliyete geçen Merkez Ortaokulu, senelerce bölgenin yegâne irfan ocağı olarak kalmış ve o tarihlerde komşu ilçeler Fatsa, Terme ve çevresi gençleri ortaokul tahsillerini Ünye'de tamamlamışlardır.

            Görüldüğü gibi Ünye'de her türden lise ve 1994 - 95 Eğitim ve Öğretim Dönemi'nde faaliyete geçen "Ünye İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi" bulunmaktadır. Millî eğitimin çok eski tarihlere uzanması, burada değişik mesleklerde otorite olan çok değerli hemşehrilerimizin yetişmesine etken olmuştur.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ünye İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi

            Çağlar boyu isimleri belleklerimizden silinmeyen bu şöhretlerimize bir göz atalım :

            İşte Hattatlarımız : İsmail Zühdî Efendi ve kardeşi Mustafa Râkım Efendi, Mustafa Bin Hasan

İsmâil Zühdî ve Mustafa Râkım Efendi'lerden Birer Şaheser
    

            İşte Şâirlerimiz : Ziya Behlül ve Mazhar Efendiler.

            İşte Ulema ve Din Bilginlerimiz : Hüseyin Hüsnü Efendi, Mahmut Cemal Efendi, İbrahim Hakkı Efendi, Mustafa Nazif Efendi, Yusuf Bahri Efendi, Mahmut Hamdi Efendi.

            İşte Parlamentoya Katılan Siyaset Adamlarımız : Hasan Fehmi Efendi, Rafet Aksoy, Hüsrev Yürür, Muammer Tekin, Feridun Cemal Erkin (Döneminin Dışişleri Bakanı), Mehmed Said Erbil, Senayi yazıcı, Şükrü Yürür (Sanayi ve Ticaret Eski Bakanı), Refaiddin Şahin (tarım ve Köyişleri ve Eski Devlet Bakanı), Yılmaz Sanioğlu, M. Hasan Öz, Ali Mazhar Haznedar (Eski Danışma Meclisi Üyeleri'nden).


Hüsrev Yürür

Muammer Tekin

Şükrü Yürür

Refaeddin Şahin

Cemal Uysal

Mehmet Hilmi Güler

            İşte değişik branşlarda ve değişik fakülte ve resmî kurumlarda eğitim görevi yapan sayıları bir hayli kabarık Profesörlerimiz. İşte devletin en yüksek kademelerinde görev alan ve büyük bir özveri ile görevlerini ifa eden sayısız bürokratlarımız. İşte her meslekten otorite olmuş iş adamlarımız ve memurlarımız.

            Hele bir de Ünye'nin Kiraztepe sırtlarında, görkemli türbesinde yatan Türk ve Dünya Edebiyatı'nın büyük ismi, Yunus Emre'miz var ki, kentimizle özdeşleşmiş âdeta. Eldeki verilere göre 1280 - 1330 tarihleri arasında yaşadığı tahmin edilen ozanımız 7 asra yaklaşan bir zaman içerisinde Ünye topraklarında huzur içinde yatıyor.

            Ünye'de yok yok. Tarihî dokusu, ekonomik girdileri ve turizm özelliği ile kentimiz yöreye örnek olacak özelliklere sahip. Yöre halkının tüm amacı, bu güzel şehri değil yurdun, Dünya'nın medarı iftiharı yapmak. El ele vermişler, birlik olmuşlar, bu inanç içinde çalışıyorlar. Bu inancın en somut örneği de enternasyonal boyutlara ulaşan görkemli Ünye Festivali.

            İleride bizi daha çok atılımlar bekliyor. Yeter ki Devlet Baba elimizden tutsun.

            "1867'den sonra ilçe olarak Samsun Mutasarrıflığı'na bağlanmış olan Ünye Sancak Beyliği'nin sınırları Tapu ve Şube kayıtlarından anlaşılacağı üzere Ünye Merkez, Fatsa, Terme, Niksar ve Erbaa'ya kadar uzanmaktadır. Birinci Cihan Savaşı sırasında bu yörelerin askerleri Ünye Askerlik Şubesi Başkanlığı'nca sevk edilmiştir. (Hasan Tahsin Say)

            Bugün Ünyeliler'in tek arzusu 04 Nisan 1921 tarihinde 69 Sayılı Yasa ile Ordu İli'nin bir ilçesi haline getirilen "Tarihin tarihi kadar eski kentimizi, eski Sancak Beyliği hudutları içerisinde İL olarak görmek"tir.

            Ünye Yerel Tarih Grubu'nu kurmakla çok isabetli karar veren değerli hemşehrilerimizin, yöremizi araştırmakta gösterdikleri büyük başarıyı ulusal basından izlemekle büyük gurur duyuyoruz. İşte "Çınarın Gölgesinde Cumhuriyet Meydanı". İşte internette açılan "Ünye Yerel Tarih Grubu Sayfası - http://www.tarihvakfi.org.tr/yereltarih/unye/ ".

            Düşünün bir kez; Dünya'nın bir ucu Avustralya'nın Sidney Kenti'nde, Çalışma Bakanlığı görevlisi olan yeğenim Cemil Gürşen internette gezinirken söz konusu siteye giriyor ve Ünye ile ilgili bilgiler ediniyor. Hemen çıktılar alıyor ve bana gönderiyor. Tabi bu konuda uğraş verenlere de başta Aynur Tan Hanım olmak üzere, sonsuz takdir hislerini sunuyor.

            Ünye hizmetlerin en güzeline lâyık. Onu ihya edenlere binlerce teşekkürler...

                                                                         Yüksel ŞEN
 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR