|
DESTAN SÖYLEME |
|
Bildiri : Prof. Dr. Erman ARTUN
http://picasaweb.google.com/zilesitesi/Zile_sempozyumu#
Sponsor ve Organizasyon : Zile Belediyesi
"TARİHİ VE KÜLTÜRÜYLE ZİLE
SEMPOZYUMU"
09/12 EKİM 2008 ZİLE
AÇIKLAMA
Bu tebliğin içeriği, Bildiriler Kitabı yayımlandıktan
sonra bu sayfada yayınlanacaktır.
Tarihi ve Kültürü ile Zile Sempozyumu Bildiriler Kitabı
09 / 12 Ekim 2008 - Saray Sineması / Zile Belediyesi Kültür Yayınları
DESTAN SÖYLEME
GELENEĞİNDE ZİLELİ
ÂŞIK TÂLİBÎ'NİN YERİ
Sanat ürünleri, toplumun yapısından soyutlanamaz. Bunlar toplumsal ilişkilerden doğan olgulardır. Her toplumun kendine özgü acıları, sevinçleri, umutları, özlemleri kısacası kendine göre bir iç dünyası vardır. Bu iç dünyanın birikimleri sanat ürünlerinde dile getirilir. Edebî eserler, yaşayan kültür topluluğunun ortak dünya görüşüne ve değerler sistemine göre şekillenir. Âşıkların şiirlerinde Anadolu halkının dünya görüşünün yanı sıra estetik modelleri de temsil edilir (Artun 1996:295-298).
Âşık, hem döneminde hem de sonraki dönemlerde sesini geniş kitlelere duyurmuş bir sanatçıdır. Her edebiyat akımı gibi, âşık şiiri de kendi döneminin zihinsel atmosferinin bir sonucu olarak oluşmuştur. Âşık yaşadığı kültürel ortamla iç içedir, âşık şiiri toplumun ihtiyacına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Âşık destanları, Türk millî edebiyat geleneğinin en eski şiir formlarından biridir. Ozan-baksı geleneğinden âşıklık geleneğine ve âşık şiirine intikal etmiştir (Çobanoğlu 2000:333). Âşıklar, toplumsal konuları en çok destanlarda işlemişlerdir. Günlük hayatın küçük olaylarından büyük sosyal hareketlere kadar destanlar her türden olayı içine alır.
Âşık edebiyatında destan, âşıkların sevgilerini, kahramanlık olaylarını, günlük olaylarla ilgili kimi durumları ve bazı acıklı olayları anlattıkları konu, anlatım ve ezgi yönüyle farklı olan ve dörtlük sayısı çok olan bir anlatım biçimidir. Destanlarda temel öge belirli bir olaydır. Savaş, deprem, salgın hastalıklar, kahramanlık olayları, aile ilişkileri; toplumsal yergi ya da eleştiriler, öğütler, gülünç olaylar vd. destanların konularını oluşturur. Tek bir olayı işlemeleri, koşmadan uzun olmaları ve özel ezgileriyle diğer koşmalardan ayrılır.
Âşık her hangi bir nedenle destan yazmaya değer bulduğu bir konuyu destanlaştırabilir. Geleneksel kültür kabulleri ve kültür kodları yeni olaylar güncelleştirilerek tekrarlanması ve güncelleştirilmesi esasına dayalı olarak toplumu törelerin değerleri doğrultusunda eğitme gibi işlevi vardır. Destanlar, Türk edebiyatının en eski şiir formlarından biridir. Ozan-baksı geleneğinden âşıklık geleneğine geçmiştir (Çobanoğlu, 2000:333).
Destanlar, âşıkların bir kahramanlık hikâyesini veya bir olayı anlattığı koşma nazım biçiminde yazdığı şiirlerdir. Âşıklar, toplumsal konuları en çok destanlarda işlemişlerdir. Günlük hayatın küçük olaylarından büyük sosyal hareketlere kadar destanlar her türden olayı içine alır. Destanlarda genel temalar yerine belli bir olay veya bazıları kalıplaşmış toplumu derinden etkileyen çeşitli olaylar, hayat sahneleri, yankı uyandıran savaşlar, ayaklanmalar, kıtlık, deprem, yangın, salgın vd. gibi belli konular işlenir. 19. yüzyılın sonlarından itibaren güldürücü, taşlama, tenkit, öğüt ve hiciv ögelerinin hakim olduğu destanlara da rastlanmıştır. Bazı meslek erbabı da destanların konusu olmuştur. Halk gelenekleri ve sosyal düzenle ilgili konularda da destanlar yazılmağa başlanmıştır (Şenel,1994:209, Yetiş, 1994:202, Koz,1985: 95, Koz, 1987: 266).
Destan bir olay çevresinde bulunur. Destanlar hikâye etme temeline dayalı olarak arka arkaya zincirleme biçiminde mantıksal bir düzene uygun olarak anlatılır. Destanlar, diğer nazım türlerinden dörtlük sayısı, ezgi, anlatım ve konu yönleriyle ayrılırlar. Destanlar, 4-120 dörtlük arasında yazılırlar. Diğer türlerde dörtlük sayısı sınırlıdır. Diğer halk şiiri türleri gibi destanlar da özel bir ezgiyle okunur. Bu ezgi, destanı diğer türlerden ayırır. Destanlar, bir olayın şiir boyunca şiire konu olması yönüyle diğer türlerden ayrılır. Destanlarda hikâye etme vardır. Güzellik ve tabiat tasviri yapan destanların dışında duygusal ögelere pek rastlanmaz. Destanlarda önemli olan bir olayın anlatılmasıdır. Çoğunda düzenli bir hikâye etme geleneği görülmüyor. Giriş, gelişme, sonuç bölümleri belirgin bir şekilde verilmemiş. Âşıklar kendilerine göre olayın önemli buldukları bir kesitini ön plana çıkartıp işlemişlerdir. Olayın detaylarının aktarılması âşıkların tercihlerine ve olaya bakışlarına göre belirlenir (Esen,1991:30).
Âşıklar destanlarında toplumsal, tarihsel, bireysel olgu ve durumlar karşısında epik-lirik olarak nitelendirebileceğimiz söyleyiş geliştirmiştir. Onlar halkın ortak duygu ve düşüncelerini dile getirmeleri bakımından Türk kültürünün korunmasında kültür taşıyıcıları olarak görev yapmışlardır. Âşıklar dışa dönüktür, siyasal ve toplumsal olaylara karşı duyarlıdırlar. Tanık oldukları, yaşadıkları ve duydukları olumsuz durumları yargılar eleştirirler (Artun, 2000 a:296).
Âşık destanları yüzyıllarca toplumun haberciliğini üstlenmiş, ezgiyle desteklenmiş şekil ve tür özellikleriyle günümüze taşınmıştır. Destanlar yeni yurt tutulan Osmanlı coğrafyasında oluşan kültürel değişim ve gelişimin toplumsal dokuya yansıma sürecini yapısal ve işlevsel bakımdan anlaşılmasında ve tahlilinde birinci derecede kaynaklardır.
Destanlarda işlenen ne olursa olsun doğrudan doğruya insan ögesi üzerindeki etkilerine değinilir. Destanlar âşığın yaşadığı çağdaki sosyal yapıyı belirlemek açısından önemlidir. Destanlarda toplumun sosyal yapısını, psikolojisini görebiliriz. Bu yönüyle destanlar sosyal tarihe kaynaklık ederler. Destanların arka planında dönemin sosyal, ekonomik çarpıklıkları, yozlaşan değerler karşısında farklı davranış biçimleri sergileyen kişiler vardır.
Hangi edebi gelenekte olursa olsun yaratılan eserlerin, yaratıcıları tarafından eserlerinin yüklenmesini istedikleri işlevleri vardır. Âşık, destanlarında geleneksel anlatımla vermek istediği mesajı işler. Destanlar konu bakımından sınırsızdır.
Âşıklar, destanlarında gördükleri, yaşadıkları ya da duydukları bir olayı bütün ayrıntılarıyla yansıtmazlar. Onlar olayla ilgili görüşlerini açığa vurup sıralarlar. Savaş destanlarında gerçeğe bağlı kalma çabası gözlenir. Gözlemlerini duygulu, heyecan dolu bir anlatımla dile getirirler. Savaş destanlarının bir tarihî olaydan kaynaklandıkları için gerçeklik payı vardır.
Destanlar, dinamik bir anlatım tekniğine sahiptir. Statik yapıda değildir. Destanda anlatımı etkili kılmakta duygunun önemli bir işlevi vardır. Ancak duygu yoğunluğu, bir aşk türküsünde ya da ağıtta olduğu gibi değildir. Destanlar, toplumun değer verdiği kişi ve olayları anlatan, halkı duygulandırıp halkın istek ve umutlarını sergileyen hayati bir yapıya sahiptir. Destanları karakterize eden ve canlı kılan olayların yoğunludur. Âşık, olayı kafasında şekillendirdiği şekliyle belirli noktalara değinerek anlatır.
Bu bildirimizde âşık edebiyatında destan söyleme geleneğini ve bu gelenekte Zileli Âşık Tâlibinin destanlarının yerini incelemeye çalışacağız. Bildirimize konu olan Âşık Tâlibi'nin 5 destanını ve hayatıyla ilgili bilgileri sayın Mehmet Yardımcı'nın "Zileli Âşık Talibi" adlı kitabından aldık (Yardımcı,1989: 36-47).
Zileli Âşık Talibi on sekizinci yüzyıl âşıklarındandır. Zile'de doğmuş ve orada ölmüştür. Zile'de bulunan mezarının taşında ölüm tarihinin 1813 tarihi yazılı olduğu bilinmektedir (Öztelli, 1944:7-29). Doğum tarihinin 1733 olduğu kabul edilir. Talibî'nin, kahvecilikle geçindiği söylenmektedir. 1776'da ölen, Turhal Şeyhi adıyla tanınan, dini ve tasavvufi eserleri de bulunan Mustafa Efendi'nin halifesidir (Yardımcı, 1989:5).
Tâlibi Hicaz'a gitmiş hacı olmuştur. Bazıları onu "Âşık Hacı Talibi" olarak adlandırırlar. Âşık Hacı Tâlibi'yi İstanbullu âşıklar da tanımaktadırlar. Âşık Fedai, Talibi'nin çıraklarındandır. Fedaî İstanbul'a yaptığı bir gezide Kumkapı'daki sazlı kahveye uğramış, saz çalıp şiir söylemeye başlamış. Bu arada ona Talibi'yi sormuşlar. O da "İstanbul Destanı" adı verilen destanın bir dörtlüğünde şöyle söylemiş;
Dediler mevlidin olur nireden
Dedim ki aslımız olur Zile'den
Dediler Tâlibi n'oldu oradan
Dedim bir Fatiha ihsan İstanbul
(Yardımcı-İvgin, 1983:24).
İstanbul'da tanınmış olması onun güçlü bir âşık olduğunu bize göstermektedir. Tâlibî'nin çırakları Âşık Fedaî, Âşık Raşit ve Âşık Esat'dır.
Mezar taşında şu dörtlük yazılıdır.
Ben garip başım garip
Sılada eşim garip
Ölsem mezara girsem
Mezarda taşım garip
(Yardımcı,1989: 6).
Zileli Âşık Tâlibi'nin beş destanını inceledik.
1. Nasihat Destanı
Âşık şiirinde öğretici, öğüt veren destanlara nasihat destanları adı verilir. İnsanları doğru yöne yöneltmek kötülükler korumak amacıyla çağlar boyu süzülerek gelmiş deneyimlerin âşıklar tarafından halka aktarılmasıdır. Destanlar bir şeyi öğretmek, bir düşünceyi tanıtıp yaymak için yazılan şiirlerdir. Âşıklarda öğretici olmak yaygın bir nitelik olduğu için âşıkların çoğunda az veya çok öğreticilik özelliği vardır. Âşıklar yaşadıkları toplumun sözcüleridir. Toplumsal değerlerden ödün vermezler, ahlakçıdırlar. Onlar güncel toplumsal olayları göndermeler yaparak halkı barış sevgi, kardeşlik vd. gibi insanlığın ortak paydalarında duyarlı kılmak için uyarırlar, yönlendirirler (Artun,2005:172).
Âşıkların öğütleme türü destanları işlevsellikten, şairanelikten uzaklaşır. Destanlar yer yer öğüde boğulur. Sanat ikinci plana itilir. Nasihat destanlarında atasözleri, deyimler, ayetler hadisler, din ulularının sözleri geniş yer tutar.
Destan 12 dörtlüktür. Zileli Âşık Talibi bu nasihat destanında toplumun ve kişilerin aksayan yönlerini sıralayarak iyiyi doğruyu güzeli göstererek yol gösterir.
Âşık Talibi ilmi öğrenmek için âlimlere danışılması gerektiğini, bilim yolunda olanlarla yarışılması gerektiğini, aksi halde yerinde sayılacağını, boş oturacağına bedava çalışılmasını akmasa da damlayacağını söyler. Âşık destanda Allah'ı bilenin kendini de bileceğini, nefsine hakim olacağını söyler. Allah'ı tanımayanın nefsini gümüşlü zurnaya heves eden garip çingeneye benzetir. Kimsenin hakkının alınmamasını aksi durumda bunun boynunda borç olacağını söyler. Büyüklerin küçüklere iyi örnek olması gerektiğini "Kurt büyüğünden gördüğünü yapar." "Keçinin çıktığı yere oğlağı da çıkar." diyerek atasözleriyle öğütlerini pekiştirir. Bir insanın mayası temiz değilse ne söylense para etmez. İnsanın aslı neyse odur. Âşık Talibi bunu "Bin yağ döksen darıdan bakla olmaz." "Şapı kaynatsan da şeker olmaz" diyerek anlatır. "Önündeki merteği görmez de başkasının gözünde çöp arar." Bunu yardan atlarken keçinin arkan gözüktü diye koyunla eğlenmesi üzerine koyunun keçiye "Senin hep açıkta ya" demesi hatırlatılır. Âşık öğütlerine devam ederek bazı insanlar vardır ki hırsızlık ve arsızlıkla senin malını sana satarlar deyip bu tür insanları yerer.
Âşık destanı "Alana, anlayana bir söz yeter". diyerek bitirir. Âşık edebiyatında âşıkların en önemli işlevlerinden birinin de öğüt vererek halkı eğitmektir. Bu destanda bunun güzel bir örneğini görüyoruz.
***
İlim öğren işin âlime danış
Haldaşını bul da halinle yarış
Avare yatma da tek boşa çalış
Yine akmazsa da damlar demişler (1/4)
Varsan bir zalimin eteğin tutsan
Yine aldanırsın oynasan ütsen
Darıdan bakla olmaz bin yağ döksen
Şap(ı) kaynatsan olmaz şeker demişler (1/8)
2. Peygamberler Destanı
Zileli Âşık Talibi bu destanında bazı peygamberleri sıralayarak övgülerini yapar, onların adlarını anar. Çağrışım yoluyla onların yaşamlarından kesitleri hatırlatır.
Zileli Âşık Talibi ilahi aşk yoluna girilince önce pirin olması gerektiğini söyler. Arifçe söz etmenin yolu bir pire kapılanıp irşad olmaktır. Destanda Adem, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Davut ve Yunus Peygamberlerden konu eder. Birkaç örnek verirsek İbrahim Peygamberin Kâbe ve kurban olayı hatırlatılır.
***
Âşık tarikine girdim der isen
Gel evvel pirinden kimdir haber ver
Arifane kelâm edelim dersen
Görelim üstazın kimdir haber ver (2/1)
Beyt-ül Mükerrem'i yaptı
İbrahim İsmail'i kurban et dedi
Rahim Koç kurban gönderdi yerine
Ol koçu gönderen kimdir haber ver (2/4)
Nesl-i İbrahim'dir İshak ve Yakup
Karındaşı anın canın bırakıp
Huda halk eyledi Yusuf'i mahdut
Kapıya çağıran kimdir haber ver (2/5)
3. Yer İle Gök Destanı
Âşık edebiyatında bir âşığın kış ile yaz, dağ ile ova, kız ile gelin, ay ile güneş, eli ile bekar, yer ile gök ruh ile gönül gibi iki varlığı sırasıyla birer dörtlükte konuşturmasıyla oluşan bu tür şiirlere "demeli", "demeli deyiş, "demeli destan" adı verilmektedir (Albayrak, 2004:118). Demeli destanlar ibret verici ve halkın düşüncelerini yansıttıkları için önemlidir.
Zileli Âşık Talibi bu destanında yer ve göğü karşılıklı konuşturur. Destan yer ve göğün çekişmesine dayanır. Destandan birkaç örnek verelim.
***
Gök:" Âlemi benden seyredebilirsiniz"
Yer: " Yedi iklim köşe meydan bendedir"
Gök:" Gece gündüz bendedir,haftalar,aylar,yıllar bendedir"
Yer: " Çöller dağlar, beller, ırmaklar, öten bülbüller, açan güller, bağ bahçe bendedir
Gök:" Bulutlar gökyüzünün narasından parça parça olup felekler inler, havada çakan binlerce şimşek, fırtınalar kar ve yağmur bendedir."
Yer:" İnsanları yedikleri, içtikleri ekmek ve su bendedir. Nuh'un gemisinin geçtiği yedi okyanus bendedir."
Gök:" On iki makam mertebe denizler durur öylece yıldızların doğduğu gök bendedir."
Yer:" Şehirler, Mekke, şifa veren zemzem suyu, bunca kutsal ziyaret yeri bendedir."
***
Yerin göğün birbiriyle bahsi var
Gök der ki âlemi seyran bendedir
Yer der ki gör bende ne var âşikâr
Yedi iklim köşe meydan bendedir (3/1)
Gök der ki dembedem Leyâl-i enhar
Enharlar içinde evkat-ı ezhar
Haftalarla aylar seneler her bar
Benimle bilünür devam bendedir (3/2)
4. Yaş Destanı
Âşık şiirinde genellikle insanın ana rahmine düşmesinden itibaren ortalama yüz yaşına kadar insan ömrünün aşamalarını yıllara göre karakterize ederek anlatan destanlara "yaşname" adı verilir. Yaşnamelerde insandaki değişiklikleri ifade eden özellikleri yanında öğüt veren yönleri de vardır. Bu tür yaşname destanlar dini karakter taşırlar.
Zileli Âşık Talibi bu destanında insan ömrünün aşamalarını anlatır. Birkaç örnek verelim:
"İnsanın nasıl doğduğunu düşün, vücudunla kibirlenme"
"Allah 120 günde insanın cismine can verir."
"İnsan dokuz ay dokuz gün dokuz saatte doğar."
"Altı ayda, güler iki üç yaşında dillenir."
" On yaşında bülbül gibi şakır."
" On iki yaşında gören dilek tutar."
" On üç on dört yaşında melek gibidir."
" On altısında civan olur."
" On yedisinde akranına aman vermez."
" On sekiz on dokuzunda yaman olur."
" Yirmi yaşında evlenir."
" Yirmi beşinde aklı başına gelir."
" Otuzunda mert olur."
" Otuz beşinde hünerli olur."
" Kırk yaşında kahraman olur."
" Ellisinde kararsız yürür."
"Altmışında az görür."
" Yetmişinde yıkılacak yer arar."
" Sekseninde pir yaşlı olur."
" Doksanında eksilir."
"Yüzünde yemeden içmeden kesilir."
" Yüz onda ayakları basmaz."
" Yüz yirmide hayat tamam olur."
***
On üç on dördünde sanki bir melek
On beş'te başına su koyar felek
On altıda gayet nevcivan olur
On yedi'de vermez akrana aman (4/9)
On sekiz'de on dokuz'da pür yaman
Yirmi yaşında evlenür heman
Yirmi birinde de mihriban olur
Yirmi beş'inde gelir aklı başına (4/10)
5. Beğenmez Destanı
Destanlar, bir olayın şiir boyunca şiire konu olması yönüyle diğer türlerden ayrılır. Destanlarda hikaye etme vardır. Bu tür destanlar âşıkların yergi amacıyla yazdığı destanlardır.
Toplumdaki aksaklıkların kişi üzerinde yansımasının yerilmesidir.
Zileli Âşık Talibi bu destanında toplumdaki ve kişilerdeki ahlaki yapıya uygun olmayan kendini beğenip kendisinden başkalarını beğenmeyip eleştirip alay konusu yapanları eleştirerek taşlar.
Âşıkların bu tür destanları sosyal normları düzenleyen bir nitelik kazanmıştır. Âşık şiirinin gerçekçi lirizmden uzak gerçekçi yönü bu destanlarda ortaya çıkar. Bu destanlar âşık edebiyatının işlevsel bir yönü olduğunu gösteren en güzel örneklerdir.
Zileli Âşık Talibi'nin destanından örnekler verelim.
" Olgun olmayan insan kendini beğenir başkasını beğenmez. "
" İman ve anlayış sahibi olmayanlar insanları beğenmez."
" Kendi özünü, sözünü bilmeyenler kimseyi beğenmez. Tavus kuşunun tüyleriyle süslü kaftanı beğenmez."
" Temiz geçinir elbisesi boydan boya lekelidir."
" Bir kahve için çekinmeden beş konak gezer, rafında merhem çanağı yoktur ama kahvehanelerde fincan beğenmez."
" Evinde kapsız yorganla oturur ama misafirlikte yorgan beğenmez."
" Yerini beğenmez köşe gözler, halka yük olur köşe beğenmez."
" Dağda kara çadırda kışlar, şehre gelir ev beğenmez."
" İyiler iyiyi, kötüler kötüyü bulur. Altının değerini sarraf bilir."
***
Kayıt etmeyen iştigal yapağı
Bir kahve için gezer beş konağı
Rafında olmayan melhem çanağı
Kahvehanelerde filcan beğenmez (5/5)
Diyeneksüz adam çok olur ilde
Yalana taş diker bu çekmez dilde
Evinde küsülür kötü mitilde
İle mihman olsa yorgan beğenmez (5/6)
Yolun bilmez elinizi izleyen içine
Uymaz taşrasın yüzleyen
Yerini bilmeyip köşe gözleyen
Halka sıklet iken köşe beğenmez (5/7)
Ömründe seçmeyen karayı akta
Girse taata düşer bahçede bağda
Kara çadır ile kışlayan dağda
Gelür şehirlerde evin beğenmez (5/8)
Sonuç:
Zileli Âşık Tâlibi, bir çok konuda destan yazarak geniş bir perspektifi olduğunu göstermiştir. Âşık toplumsal konulara duyarlıdır. Ayrıca toplumsal olayların arka planında insan ilişkilerini görüyoruz. Destanlarından âşığın yaşadığı dönemin halk kültürüne ait bilgiler ediniyoruz. Savaş destanlarında tarih kitaplarının yazmadığı bazı gerçekler yer almıştır. Âşık bu destanlarda olayları anlatırken ayrıntıları gözden kaçırmamıştır.
Zileli Âşık Tâlibi'nin destanlarında halkın içinde bulunduğu ortamı ve ruh halini anlatarak döneme ışık tutar. Halkın durumunu yaşanan felaketleri anlatarak döneme tanıklık eder. Tâlibi'nin destanlarında şehir hayatına ait kesitler vardır. Yazıldığı zamandaki kültür hayatına ait belgeleri destekleyecek bilgilere rastlanır. Âşık, sosyal hayata ait bilgiler vererek şehir tarihi araştırmacılarına kaynaklık eder.
Zileli Âşık Tâlibi'nin destanları; söylendiği dönemin sosyal yapısını, halkın psikolojisini, düşünüşünü, yaşayışını, inançlarını, duygularını yansıtması yönüyle sosyal tarihe kaynaklık ederler. Destanlar, söylendiği dönemin sosyal yapısını, halkın psikolojisini, düşünüşünü, yaşayışını, inançlarını, duygularını yansıtmaları yönüyle sosyal tarihe kaynaklık ederler diyebiliriz.
ÂŞIK ZİLELİ TÂLİBİ'NİN DESTANLARI (Yardımcı,1989: 36-47).
1. Nasihat Destanı
Gayreti imandan sayan âkiller
Mânidedir konar göçer demişler
Bir kararda durmaz deyen kâmiller
Çarmıhlı değildir döner demişler
İlim öğren işin âlime danış
Haldaşını bul da halinle yarış
Avare yatma da tek boşa çalış
Yine akmazsa da damlar demişler
Bilir Rabbisini kendüyi bilen
Boş yere çalışır efvaha yelen
Çay sıra gidip de iz sıra gelen
Keybatta danayı güder demişler
Bilmez Rabbisini nefsin bilir de
Gümüş boru çalar kıpti olur da
Yurdundan usanan bir dem gelir de
Dağdaki bağdakini kovar demişler
Ara bul kalmasın boynunda deyin
Nerden soyundunsa oradan geyin
Kelleden umulan dalaz bir beyin
Gönül umduğuna küser demişler
Aksine dönmeden dâim revişler
Hakk'ı terk eyleyip çekme teşvişler
Kurt da ulusundan gördüğün işler
Keçinin çıktığı yere oğlağı çıkar demişler
Mâyesiz âdeme kâr etmez sözler
Yalpak da kaypağın kardağın düzler
Hezenin görmez de il çöpün gözler
Keçi de koyuna güler demişler
Varsan bir zalimin eteğin tutsan
Yine aldanırsın oynasan ütsen
Darıdan bakla olmaz bin yağ döksen
Şap(ı) kaynatsan olmaz şeker demişler
Eğer düşünürsen gümrahın kastın
Daima şer işe uzatır destin
Söyletme kötüyü topraktan üstün
Kurdama elbette kokar demişler
Sirkatin kapısı pirsizlik ile
Temenna ederek arsızlık ile
Bazı âdem vardır hırsızlık ile
Senden alır sana satar demişler
Üstada mürüvvet şakirde tâat
Marifet yolunda verdim nihayet
İki kere olmaz sağıra kamet
Söyledikçe sohbet uzar demişler
Tâlibî Hak deyen geride kalmaz
Gavvas olmayanlar deryaya dalmaz
Ana dürr-ü meknûn okusan bilmez
Alana bir çift söz yeter demişler
2. Peygamberler Destanı
Âşık tarikine girdim der isen
Gel evvel pirinden kimdir haber ver
Arifane kelâm edelim dersen
Görelim üstazın kimdir haber ver
Âdem'i halketti türabdan Bari
Kim tâlim eyledi ilm-ül esmayı
Adem'e emretti Cibril igvayı
Şeytanın refiki kimdir haber ver
Nesl-i Âdem geldi dünyaya doldu
Azrail bunlara musallat oldu
Evvelâ onlara kim kail oldu
Kailin meftunu kimdir haber ver
Beyt-ül Mükerrem'i yaptı
İbrahim İsmail'i kurban et dedi
Rahim Koç kurban gönderdi yerine
Rahim Ol koçu gönderen kimdir haber ver
Nesl-i İbrahim'dir İshak ve Yakup
Karındaşı anın canın bırakıp
Huda halk eyledi Yusuf'i mahdut
Kapıya çağıran kimdir haber ver
Zindandan çağırdı getirdi Rebban
Pederin haberin getirdi giryan
Kendisine vezir eyledi sultan
Gömleğin getiren kimdir haber ver
Davut'a verildi divan-ı âyet
Yunus her nutkunda bulmuştu
Hazret-i Süleyman tahta makamat
Ederek seçildi kimdir haber ver
Hakk'a çok teşekkür minnet
Huda'ya Hatem-ül nebiyyün hem müçtebaya
Salât ile selâm ol Mustafa'ya
Evvel iman eden kimdir haber var
Tâlibî'yim hakikattir kelâmım
İtimadın olsun yoktur hilâfım
Dahi vardır âşık sana sualim
Feleklerden geçen kimdir haber ver
***
2. Yer ile Gök Destanı
Yerin göğün birbiriyle bahsi var
Gök der ki âlemi seyran bendedir
Yer der ki gör bende ne var âşikâr Yedi iklim köşe meydan bendedir
Gök der ki dembedem Leyâl-i enhar
Enharlar içinde evkat-ı ezhar
Haftalarla aylar seneler her bar
Benimle bilünür devam bendedir
Yer der ki sahralar dağlarla beller
Çağlayıp akmakta ırmaklar seller
Ötüşür bülbüller açışır güller
Bütün olmuş bağı bostan bendedir
Gök der ki bulutlar olurlar çâk çâk
Rağdın na'rasından iniler eflâk
Çakar havalarda bin türlü şimşek
Fırtınalar lerf-ü baran bendedir
Yer der ki muhtelif ins-ile nânım
Yenüp içilmekte ab-ile nânım
Yeşil zebercetten kaktur dört yanım
Keşt-i Nuh yedi umman bendedir
Gök der ki on iki makam meratip
Deryalar durur öylece acaip
Bihicap doğmakta bunca kevakip
Seb-i seyyare-i taban bendedir
Yer der ki bilâdlar Mekkeî vefa
Meylim var ahzerim mürüvvet safa
Babüsselâm mügan-i zemzem şifa
Bunca ziyaret beyti yezdan bendedir
Gök der ki kat be kat meleklerimle
Hep beta arşda beyt ül mamur mehya
Kürsü kalem mağripleri münteha
Levh-i mahfuz arşı rahman bendedir
Yer der ki Ademle Havva mükerrem
Anlardan havasla geldi müsellem
Her müminin kalbi arş-ı muazzam
Bu denlü maarif insan bendedir
Gök der ki açıktır dergâh-ı izzet
Bi haddi payındır derya-yı rahmet
Bürr-ü şehr kevseri hem sekiz cennet
Rıdvan-ı kasr huri gılman bendedir
Yer der ki camiler hazır amade
Hafızlar okurlar Kur'an azade
Temekkün ederler âhir me'vade
Ehl-i cennet ehl-i iman bendedir
Gök der ki lâ yuhza dü cennetleri
On sekiz bin âlem bereketleri
İdris ile İsa Hazretleri
Ali makamları elân bendedir
Yer der ki kurulur yarın yevmüddin
Yine icra olur ahkâm-ı metin
Enbiyayı mürselde kıldır mekin
Hususa Ahmed-i Zişan bendedir
Gök der ki eyvallah bu kavlin tamam
Anunçün halk oldu dü cihan enam
Koymadın söz bende hasılı kelâm
Istırab-ı aşk anbean bendedir
Tâlibî arif ol seyret her yana
Hakk'a zikret fikrin yetsün izana
Muhabbet nüshasın yazdın irfana
Arzuhal etmeğe nalân bendedir
3. Yaş Destanı
Yoktan var edip seyredin âlemi
Âdemi yaratır ne seyran olur
Tekdire tedbirler yazınca nemin
Hem üçler bais - i amiran olur
Nasıl vücut buldun fikreyle seni
Ne terkipte gördün kibretme teni
Çezilür damarlar rahmin er meni
Kırk günecek bir uyuşmuş kan olur
Melek alur ele hazrete karşu
Ne emreder eyler kuvvete bazu
Anı bünyat eder gerer er banu
Kimi şaki kimi saidan olur
Demişler azayı firiştah düzer
Velâkin suretin Hak düzer yazar
Anın için nice eylerler nazar
Esrar bir bir ile imtehan olur
Ol vakt olur ilik sümük damar kan
Yağ ten deri bulur canı nümayan
Yüz yirmi bir günde kurulur payan
Taalâ ruh verir cismi can olur
Hâmile fehm eyler ânı halette
Dokuz ay dokuz gün dokuz saatte
Doğar bu cihana iş figan olur
Kırk günecek ağladıkça hal diler
Altı ay ses alur birinde güler
İkisin üçünde dil olur meler
Beşin altısında hop lisan olur
Yedisinde varup mektebe okur
Sekiz dokuzda nur gibi balkır
On yaşında bülbül misali şakır
On birinde ruhlar el kavan olur
On ikide görenler eyler dilek
On üç on dördünde sanki bir melek
On beş'te başına su koyar felek
On altıda gayet nevcivan olur
On yedi'de vermez akrana aman
On sekiz'de on dokuz'da pür yaman
Yirmi yaşında evlenür heman
Yirmi birinde de mihriban olur
Yirmi beş'inde gelir aklı başına
Olursa mert olur otuz yaşında
Ehli hüner olur otuz beşinde
Kırk yaşında gayet kahraman olur
Elliyece şeci yüür bi-karar
Başlar altmışında görmeye zarar
Yetmişinde yıkılacak yer arar
Sekseninde pirlik hep ayan olur
Doksanında günden güne eksilür
Yüz yaşında yevmiyesi kesilür
Yüz onunda ayakları basulur
Yüz yirmi'de gayet perişan olur
Yüz yirmi ikiye varup gayrette
Anasır tamam olur ol halette
Aç gözün bakaya göçer elbette
Her yiğit bu halli piri fan(i) olur
Ömründe seçmeyen karayı akta
Girse taata düşer bahçede bağda
Kara çadır ile kışlayan dağda
Gelür şehirlerde evin beğenmez
Eyiler eyiyi kem kemi bulur
Altunun ayarın mihengi bilür
Herkese tuttuğu iş yahşi gelür
Tesellümün tayanını beğenmez
Deve dizi zan eyleyen dizini
Geyik izi sanan tavşan izini
Gönlüne koysalar çingen kızını
Bey diler varmaya oğlan beğenmez
Doğru yolu koymuş eğriye gider
Günde bir eğreğin sığırın güder
Ahşamadak elin atını güder
Katırlar sahibi şarban beğenmez
Tâlibî tevekkül eyle süphana
Sen sana nazar kıl bakmaya bana
İrfanın öğüttür sözün nadana
Nadanı söyletsen irfan beğenmez
Tâlibî bu remzi hoş bilür erler
Ziruhlar hep ölür boş kalur yerler
Yine halk dirilür genç olur pirler
Kuran Hak mahşerin bir divan olur
5. Beğenmez Destanı
Kâmil görüp kâmil insan olmayan
Beğenür kendüyü insan beğenmez
Tiynetinde i'man iz'an olmayan
Basiretsüz ehli izan beğenmez
Hilyeynen çuha yeter yoğununda
Tuzağın bek tutar bey toğurunda
Kırmızı ister saman buğununda
Has çiçek boyası elvan beğenmez
Eylemeyen kendi özün hayali
Lafzını bilmeyen bilmez ma'ali
Uryanlık çekmeyen tavus misali
Silkünür dembedem kaftan beğenmez
Tahirin geçinur boy boya leke
Utanmaz ki tuta lisanın çeke
Gen günde dünyaya sığmayan leke
Dar günde sığmaya kâmil beğenmez
Kayıt etmeyen iştigal yapağı
Bir kahve için gezer beş konağı
Rafında olmayan melhem çanağı
Kahvehanelerde filcan beğenmez
Diyeneksüz adam çok olur ilde
Yalana taş diker bu çekmez dilde
Evinde küsülür kötü mitilde
İle mihman olsa yorgan beğenmez
Yolun bilmez elinizi izleyen içine
Uymaz taşrasın yüzleyen
Yerini bilmeyip köşe gözleyen
Halka sıklet iken köşe beğenmez
KAYNAKÇA
Albayrak, Nurettin,2004, Ansiklopedik Halk edebiyatı Terimleri Sözlüğü, LM Yayınları, İstanbul.
Artun, Erman, 2005, Âşıklık Geleneği ve Âşık Edebiyatı, İstanbul, Kitabevi Yayınları.
…………….., 1996 a, Günümüzde Adana Aşıklık Geleneği ve Âşık Feymani, Adana, Hakan Ofset.
…………….., 1996 b, “Adanalı Aşıkların Şiirlerinde Kıbrıs Barış Harekatı”, Kıbrıs Araştırmaları Dergisi, 2-4, Gazimağusa.
.……………...2000 a, “Osmanlı-Türk Kültüründe Âşık Şiirinin Belirleyici Rolü”, Adana Halk Kültürü Araştırmaları, Adana, Epsilon Ofset.
…………….., 2000 b, “Günümüz Adana Aşıklık Geleneğinde Nasihat (Öğütleme)”, Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri,Balıkesir.
…………….., 2000 c, “Adana Aşıklık Geleneğinde Yiğitleme (Yiğit Üstüne Türkü)”, Adana Halk Kültürü Araştırmaları, Adana, Epsilon Ofset.
……………...,2000 d, “19.yy.Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun Sosyal Tarihine Bir Kaynak:Âşık Esrari’nin Vehhabi Destanı”, Folklor ve Edebiyat Dergisi, S.23, Ankara,Ürün Yay.
……………...,2000 e, “Prizrenli Âşık Ferki’nin Destanları “, 3. Uluslar Arası Kıbrıs, Balkanlar,Avrupa Türk Edebiyatları Sempozyumu Bildirileri, KKTC.
Çobanoğlu (Özkul), 2000, Âşık Tarzı Kültür Geleneği ve Destan Türü, Ankara, Akçağ Yay.
Esen (Ahmet Şükrü), 1991, Anadolu Destanları (Haz. P.N.Boratav, F. Özdemir), K.B.Yay. Ankara
Koz (M. Sabri), 1985,” Âşık Edebiyatında Destan ve Destan Konuları”, Türk Halk Edebiyatı ve Folklorunda Yeni Görüşler 2, Konya.
……………., 1987, “Âşık Edebiyatında Destan”, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, İstanbul
Özdemir (Fuad) , 1991, “ Anadolu Destanlarının Biçimleri ve Çeşitli Temaları”, Anadolu Destanları, Ankara.
Öztelli, H.Cahit : Zileli Şairler. Vilâyet Matbaası 1944 s. 7-29.
Yardımcı Mehmet - İvgin Hayrettin: Zileli Fedaî. Ayyıldız Matbaası AŞ. Ankara 1983, s.24
Yardımcı Mehmet, Zileli Âşık Talibi, 1989, İstanbul
Yetiş (Kazım), 1994,” Destan”, TDV İslam Ans.C.6, İstanbul.
Prof. Dr. Erman ARTUN, Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU ve Kutlu ÖZEN
Türk Evi Bahçesinde Öğle Yemeğinde.
Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - Mustafa BELDEK / 09.10.2008
Zile
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 09.10.2008 Zile
Devam Edecek