ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 17 Ekim 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

DESTAN SÖYLEME
GELENEĞİNDE ZİLELİ
ÂŞIK TÂLİBÎ'NİN YERİ

 

Bildiri : Prof. Dr. Erman ARTUN


http://picasaweb.google.com/zilesitesi/Zile_sempozyumu#

Sponsor ve Organizasyon : Zile Belediyesi

"TARİHİ VE KÜLTÜRÜYLE ZİLE SEMPOZYUMU"
09/12 EKİM 2008 ZİLE

AÇIKLAMA
Bu tebliğin içeriği, Bildiriler Kitabı yayımlandıktan sonra bu sayfada yayınlanacaktır.

Tarihi ve Kültürü ile Zile Sempozyumu Bildiriler Kitabı

09 / 12 Ekim 2008 - Saray Sineması / Zile Belediyesi Kültür Yayınları

DESTAN SÖYLEME
GELENEĞİNDE ZİLELİ
ÂŞIK TÂLİBÎ'NİN YERİ

Sanat ürünleri, toplumun yapısından soyutlanamaz. Bunlar toplumsal ilişkilerden doğan olgulardır. Her toplumun kendine özgü acıları, sevinçleri, umutları, özlemleri kısacası kendine göre bir iç dünyası vardır. Bu iç dünyanın birikimleri sanat ürünlerinde dile getirilir. Edebî eserler, yaşayan kültür topluluğunun ortak dünya görüşüne ve değerler sistemine göre şekillenir. Âşıkların şiirlerinde Anadolu halkının dünya görüşünün yanı sıra estetik modelleri de temsil edilir (Artun 1996:295-298).

Âşıklık geleneği ve âşık şiiri sözlü kültür ortamının ürünüdür. Bağımsız bir sosyo-kültürel kurum kimliğiyle 16. yüzyılda başladığı kabul edilen gelenek, günümüzde de sürmektedir. Âşıklık geleneği Türk toplumunun bütün sosyo-kültürel katmanlarınca özümsenmiş, Osmanlı döneminden günümüze ortak kültürü oluşturan değerleri bünyesinde barındıran kurumlaşmış bir gelenektir (Çobanoğlu 2000: l).

Âşık, hem döneminde hem de sonraki dönemlerde sesini geniş kitlelere duyurmuş bir sanatçıdır. Her edebiyat akımı gibi, âşık şiiri de kendi döneminin zihinsel atmosferinin bir sonucu olarak oluşmuştur. Âşık yaşadığı kültürel ortamla iç içedir, âşık şiiri toplumun ihtiyacına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Âşık destanları, Türk millî edebiyat geleneğinin en eski şiir formlarından biridir. Ozan-baksı geleneğinden âşıklık geleneğine ve âşık şiirine intikal etmiştir (Çobanoğlu 2000:333). Âşıklar, toplumsal konuları en çok destanlarda işlemişlerdir. Günlük hayatın küçük olaylarından büyük sosyal hareketlere kadar destanlar her türden olayı içine alır.

Âşık edebiyatında destan, âşıkların sevgilerini, kahramanlık olaylarını, günlük olaylarla ilgili kimi durumları ve bazı acıklı olayları anlattıkları konu, anlatım ve ezgi yönüyle farklı olan ve dörtlük sayısı çok olan bir anlatım biçimidir. Destanlarda temel öge belirli bir olaydır. Savaş, deprem, salgın hastalıklar, kahramanlık olayları, aile ilişkileri; toplumsal yergi ya da eleştiriler, öğütler, gülünç olaylar vd. destanların konularını oluşturur. Tek bir olayı işlemeleri, koşmadan uzun olmaları ve özel ezgileriyle diğer koşmalardan ayrılır.

Âşık her hangi bir nedenle destan yazmaya değer bulduğu bir konuyu destanlaştırabilir. Geleneksel kültür kabulleri ve kültür kodları yeni olaylar güncelleştirilerek tekrarlanması ve güncelleştirilmesi esasına dayalı olarak toplumu törelerin değerleri doğrultusunda eğitme gibi işlevi vardır. Destanlar, Türk  edebiyatının en eski şiir formlarından biridir. Ozan-baksı geleneğinden âşıklık geleneğine geçmiştir (Çobanoğlu, 2000:333).

Destanlar, âşıkların bir kahramanlık hikâyesini veya bir olayı anlattığı koşma nazım biçiminde yazdığı şiirlerdir. Âşıklar, toplumsal konuları en çok destanlarda işlemişlerdir. Günlük hayatın küçük olaylarından büyük sosyal hareketlere kadar destanlar her türden olayı içine alır.  Destanlarda genel temalar yerine belli bir olay veya bazıları kalıplaşmış  toplumu derinden etkileyen çeşitli olaylar, hayat sahneleri, yankı uyandıran savaşlar, ayaklanmalar, kıtlık, deprem, yangın, salgın vd. gibi belli konular işlenir.  19. yüzyılın sonlarından itibaren güldürücü, taşlama, tenkit, öğüt ve hiciv ögelerinin hakim olduğu destanlara da rastlanmıştır. Bazı meslek erbabı da destanların konusu olmuştur. Halk gelenekleri ve sosyal düzenle ilgili konularda da destanlar yazılmağa başlanmıştır (Şenel,1994:209, Yetiş, 1994:202, Koz,1985: 95, Koz, 1987: 266).

Destan bir olay çevresinde bulunur. Destanlar hikâye etme temeline dayalı olarak arka arkaya zincirleme biçiminde mantıksal bir düzene uygun olarak anlatılır. Destanlar, diğer nazım türlerinden dörtlük sayısı, ezgi, anlatım ve konu yönleriyle ayrılırlar. Destanlar, 4-120 dörtlük arasında yazılırlar. Diğer türlerde dörtlük sayısı sınırlıdır. Diğer halk şiiri türleri gibi destanlar da özel bir ezgiyle okunur. Bu ezgi, destanı diğer türlerden ayırır. Destanlar, bir olayın şiir boyunca şiire konu olması yönüyle diğer türlerden ayrılır. Destanlarda hikâye etme vardır. Güzellik ve tabiat tasviri yapan destanların dışında duygusal ögelere pek rastlanmaz. Destanlarda önemli olan bir olayın anlatılmasıdır. Çoğunda düzenli bir hikâye etme geleneği görülmüyor. Giriş, gelişme, sonuç bölümleri belirgin bir şekilde verilmemiş. Âşıklar kendilerine göre olayın önemli buldukları bir kesitini ön plana çıkartıp işlemişlerdir. Olayın detaylarının aktarılması âşıkların tercihlerine ve olaya bakışlarına göre belirlenir (Esen,1991:30).

Âşıklar destanlarında toplumsal, tarihsel, bireysel olgu ve durumlar karşısında epik-lirik olarak nitelendirebileceğimiz söyleyiş geliştirmiştir. Onlar halkın ortak duygu ve düşüncelerini dile getirmeleri bakımından Türk kültürünün korunmasında kültür taşıyıcıları olarak görev yapmışlardır. Âşıklar dışa dönüktür, siyasal ve toplumsal olaylara karşı duyarlıdırlar. Tanık  oldukları, yaşadıkları ve duydukları olumsuz durumları yargılar eleştirirler (Artun, 2000 a:296).

Âşık destanları yüzyıllarca toplumun haberciliğini üstlenmiş, ezgiyle desteklenmiş şekil ve tür özellikleriyle günümüze taşınmıştır. Destanlar  yeni yurt tutulan Osmanlı coğrafyasında oluşan kültürel değişim ve gelişimin toplumsal dokuya yansıma sürecini yapısal ve işlevsel bakımdan anlaşılmasında ve tahlilinde birinci derecede kaynaklardır.

Destanlarda işlenen ne olursa olsun doğrudan doğruya insan ögesi üzerindeki etkilerine değinilir. Destanlar âşığın yaşadığı çağdaki sosyal yapıyı belirlemek açısından önemlidir. Destanlarda toplumun sosyal yapısını, psikolojisini görebiliriz. Bu yönüyle destanlar sosyal tarihe kaynaklık ederler. Destanların arka planında dönemin sosyal, ekonomik çarpıklıkları, yozlaşan değerler karşısında farklı davranış biçimleri sergileyen kişiler vardır.

         Hangi edebi gelenekte olursa olsun yaratılan eserlerin, yaratıcıları tarafından eserlerinin yüklenmesini istedikleri işlevleri vardır. Âşık, destanlarında geleneksel anlatımla vermek istediği mesajı işler. Destanlar konu bakımından sınırsızdır.

Âşıklar, destanlarında gördükleri, yaşadıkları ya da duydukları bir olayı bütün ayrıntılarıyla yansıtmazlar. Onlar olayla ilgili görüşlerini açığa vurup sıralarlar. Savaş destanlarında gerçeğe bağlı kalma çabası gözlenir. Gözlemlerini duygulu, heyecan dolu bir anlatımla dile getirirler. Savaş destanlarının bir tarihî olaydan kaynaklandıkları için gerçeklik payı vardır.

Destanlar, dinamik bir anlatım tekniğine sahiptir. Statik yapıda değildir. Destanda anlatımı etkili kılmakta duygunun önemli bir işlevi vardır. Ancak duygu yoğunluğu, bir aşk türküsünde ya da ağıtta olduğu gibi değildir. Destanlar, toplumun değer verdiği kişi ve olayları anlatan, halkı duygulandırıp halkın istek ve umutlarını sergileyen hayati bir yapıya sahiptir. Destanları karakterize eden ve canlı kılan olayların yoğunludur. Âşık, olayı kafasında şekillendirdiği şekliyle belirli noktalara değinerek anlatır.

Bu bildirimizde âşık edebiyatında destan söyleme geleneğini ve bu gelenekte Zileli Âşık Tâlibinin destanlarının yerini    incelemeye çalışacağız.  Bildirimize konu olan Âşık Tâlibi'nin  5 destanını ve hayatıyla ilgili bilgileri sayın Mehmet Yardımcı'nın "Zileli Âşık Talibi" adlı kitabından aldık (Yardımcı,1989: 36-47).

Zileli Âşık Talibi on sekizinci yüzyıl âşıklarındandır.  Zile'de doğmuş ve orada ölmüştür. Zile'de  bulunan mezarının taşında ölüm tarihinin 1813 tarihi yazılı olduğu bilinmektedir (Öztelli, 1944:7-29).  Doğum tari­hinin  1733 olduğu kabul edilir. Talibî'nin, kahvecilikle geçindiği  söylenmektedir. 1776'da ölen, Turhal Şeyhi adıyla tanınan, dini ve tasavvufi eserleri de bulunan Mustafa Efendi'nin halifesidir (Yardımcı, 1989:5).

Tâlibi Hicaz'a gitmiş hacı olmuştur. Bazıları onu "Âşık Hacı Talibi" olarak adlandırırlar. Âşık Hacı Tâlibi'yi İstanbullu âşıklar da tanımaktadırlar. Âşık Fedai, Talibi'nin çıraklarındandır. Fedaî  İstanbul'a yaptığı bir gezide Kumkapı'daki sazlı kahveye uğramış, saz çalıp şiir söylemeye başlamış. Bu arada ona Talibi'yi sormuşlar. O da "İstanbul Destanı" adı verilen destanın bir dörtlüğünde şöyle söylemiş;

Dediler mevlidin olur nireden

Dedim ki aslımız olur Zile'den

Dediler Tâlibi n'oldu oradan

Dedim bir Fatiha ihsan İstanbul

(Yardımcı-İvgin, 1983:24).

İstanbul'da tanınmış olması onun  güçlü bir âşık olduğunu bize göstermektedir. Tâlibî'nin çırakları Âşık Fedaî, Âşık Raşit ve Âşık Esat'dır.

 Mezar taşında şu dörtlük yazılıdır.

Ben garip başım garip

Sılada  eşim  garip

Ölsem mezara girsem

Mezarda taşım garip

 (Yardımcı,1989: 6).

Zileli Âşık Tâlibi'nin beş destanını inceledik.

1.        Nasihat Destanı

Âşık şiirinde öğretici, öğüt veren destanlara nasihat destanları adı verilir. İnsanları doğru yöne yöneltmek kötülükler korumak amacıyla çağlar boyu süzülerek gelmiş deneyimlerin âşıklar tarafından halka aktarılmasıdır. Destanlar bir şeyi öğretmek, bir düşünceyi tanıtıp yaymak için yazılan şiirlerdir. Âşıklarda öğretici olmak yaygın bir nitelik olduğu için âşıkların çoğunda az veya çok öğreticilik özelliği vardır. Âşıklar yaşadıkları toplumun sözcüleridir. Toplumsal değerlerden ödün vermezler, ahlakçıdırlar. Onlar güncel toplumsal olayları göndermeler yaparak halkı barış sevgi, kardeşlik vd. gibi insanlığın ortak paydalarında duyarlı kılmak için uyarırlar, yönlendirirler (Artun,2005:172).

Âşıkların öğütleme türü destanları işlevsellikten, şairanelikten uzaklaşır. Destanlar yer yer öğüde boğulur. Sanat ikinci plana itilir. Nasihat destanlarında atasözleri, deyimler, ayetler hadisler, din ulularının sözleri geniş yer tutar.

Destan 12   dörtlüktür. Zileli Âşık Talibi bu nasihat destanında   toplumun ve kişilerin aksayan yönlerini    sıralayarak   iyiyi doğruyu güzeli göstererek yol gösterir.

 Âşık Talibi ilmi öğrenmek için âlimlere danışılması gerektiğini, bilim yolunda olanlarla yarışılması gerektiğini, aksi halde yerinde sayılacağını, boş oturacağına bedava çalışılmasını  akmasa da damlayacağını söyler.  Âşık destanda  Allah'ı bilenin kendini de bileceğini, nefsine hakim olacağını söyler. Allah'ı tanımayanın nefsini gümüşlü zurnaya heves eden garip çingeneye benzetir. Kimsenin hakkının alınmamasını aksi durumda bunun boynunda borç olacağını söyler.  Büyüklerin küçüklere iyi örnek olması gerektiğini "Kurt büyüğünden gördüğünü yapar." "Keçinin çıktığı yere oğlağı da çıkar." diyerek atasözleriyle öğütlerini pekiştirir.   Bir insanın mayası temiz değilse ne söylense para etmez. İnsanın aslı neyse odur. Âşık Talibi bunu  "Bin yağ döksen darıdan bakla olmaz." "Şapı kaynatsan da şeker olmaz" diyerek anlatır. "Önündeki merteği görmez de başkasının gözünde çöp arar." Bunu yardan atlarken keçinin arkan gözüktü diye koyunla eğlenmesi üzerine koyunun keçiye "Senin hep açıkta ya"  demesi hatırlatılır.  Âşık öğütlerine devam ederek bazı insanlar vardır ki hırsızlık  ve  arsızlıkla senin malını sana satarlar deyip bu tür insanları yerer.

Âşık destanı "Alana, anlayana  bir söz yeter". diyerek bitirir.     Âşık edebiyatında âşıkların en önemli işlevlerinden birinin de öğüt vererek halkı eğitmektir. Bu destanda bunun güzel bir örneğini görüyoruz.

                                ***

İlim öğren işin âlime danış

Haldaşını bul da halinle yarış

Avare yatma da tek boşa çalış

Yine akmazsa da damlar demişler (1/4)

Varsan bir zalimin eteğin tutsan

Yine aldanırsın oynasan ütsen

Darıdan bakla olmaz bin yağ döksen

Şap(ı) kaynatsan olmaz şeker demişler (1/8)

2. Peygamberler Destanı

Zileli Âşık Talibi bu destanında bazı peygamberleri sıralayarak övgülerini yapar, onların adlarını anar.  Çağrışım yoluyla onların yaşamlarından kesitleri hatırlatır.

Zileli Âşık Talibi ilahi aşk yoluna girilince önce pirin olması gerektiğini söyler. Arifçe söz etmenin yolu bir pire kapılanıp irşad olmaktır. Destanda Adem, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Davut ve Yunus Peygamberlerden konu eder. Birkaç örnek verirsek İbrahim Peygamberin Kâbe ve kurban olayı hatırlatılır.

                               ***

Âşık tarikine girdim der isen

Gel evvel pirinden kimdir haber ver

Arifane kelâm edelim dersen

Görelim üstazın kimdir haber ver (2/1)

Beyt-ül Mükerrem'i yaptı

İbrahim İsmail'i kurban et dedi

Rahim Koç kurban gönderdi yerine

Ol koçu gönderen kimdir haber ver (2/4)

Nesl-i İbrahim'dir İshak ve Yakup

Karındaşı anın canın bırakıp

Huda halk eyledi Yusuf'i mahdut

Kapıya çağıran kimdir haber ver (2/5)

3. Yer İle Gök Destanı

Âşık edebiyatında bir âşığın kış ile yaz, dağ ile ova, kız ile gelin, ay ile güneş, eli ile bekar, yer ile gök ruh ile gönül gibi iki varlığı sırasıyla birer dörtlükte konuşturmasıyla oluşan bu tür şiirlere "demeli", "demeli deyiş, "demeli destan" adı verilmektedir (Albayrak, 2004:118). Demeli destanlar ibret verici ve halkın düşüncelerini yansıttıkları için önemlidir.

Zileli Âşık Talibi bu destanında yer ve göğü karşılıklı konuşturur. Destan yer ve göğün çekişmesine dayanır. Destandan birkaç örnek verelim.

                          ***

Gök:" Âlemi benden seyredebilirsiniz"

Yer: " Yedi iklim köşe meydan bendedir"

Gök:" Gece gündüz bendedir,haftalar,aylar,yıllar bendedir"

Yer: " Çöller dağlar, beller, ırmaklar, öten bülbüller, açan güller, bağ bahçe bendedir

Gök:" Bulutlar gökyüzünün narasından parça parça olup felekler inler, havada çakan binlerce şimşek, fırtınalar kar ve yağmur bendedir."

Yer:" İnsanları yedikleri, içtikleri ekmek ve su bendedir. Nuh'un gemisinin geçtiği yedi okyanus bendedir."

Gök:" On iki makam mertebe denizler durur öylece yıldızların doğduğu gök bendedir."

Yer:"  Şehirler, Mekke, şifa veren zemzem suyu, bunca kutsal ziyaret yeri bendedir."

                   ***

Yerin göğün birbiriyle bahsi var

Gök der ki âlemi seyran bendedir

Yer der ki gör bende ne var âşikâr

Yedi iklim köşe meydan bendedir (3/1)

Gök der ki dembedem Leyâl-i enhar

Enharlar içinde evkat-ı ezhar

Haftalarla aylar seneler her bar

Benimle bilünür devam bendedir (3/2)

4. Yaş Destanı

Âşık şiirinde genellikle insanın ana rahmine düşmesinden itibaren ortalama yüz yaşına kadar insan ömrünün aşamalarını yıllara göre karakterize ederek anlatan destanlara "yaşname" adı verilir. Yaşnamelerde insandaki  değişiklikleri  ifade eden özellikleri yanında öğüt veren yönleri de vardır. Bu tür yaşname destanlar dini karakter taşırlar.

Zileli Âşık Talibi bu destanında insan ömrünün aşamalarını anlatır. Birkaç örnek verelim:

"İnsanın nasıl doğduğunu düşün, vücudunla kibirlenme"

"Allah 120 günde insanın cismine can verir."

"İnsan dokuz ay dokuz gün dokuz saatte doğar."

"Altı ayda, güler iki üç yaşında dillenir."

" On yaşında bülbül gibi şakır."

" On iki yaşında gören dilek tutar."

" On üç on dört yaşında melek gibidir."

" On altısında civan olur."

" On yedisinde akranına aman vermez."

" On sekiz on dokuzunda yaman olur."

" Yirmi yaşında evlenir."

" Yirmi beşinde aklı başına gelir."

" Otuzunda mert olur."

" Otuz beşinde hünerli olur."

" Kırk yaşında kahraman olur."

" Ellisinde kararsız yürür."

"Altmışında az görür."

" Yetmişinde yıkılacak yer arar."

" Sekseninde pir yaşlı olur."

" Doksanında eksilir."

"Yüzünde yemeden içmeden kesilir."

" Yüz onda ayakları basmaz."

"  Yüz yirmide hayat tamam olur."

                    ***

On üç on dördünde sanki bir melek

On beş'te başına su koyar felek

On altıda gayet nevcivan olur

On yedi'de vermez akrana aman (4/9)

On sekiz'de on dokuz'da pür yaman

Yirmi yaşında evlenür heman

Yirmi birinde de mihriban olur

Yirmi beş'inde gelir aklı başına (4/10)

5. Beğenmez Destanı

Destanlar, bir olayın şiir boyunca şiire konu olması yönüyle diğer türlerden ayrılır. Destanlarda hikaye etme vardır. Bu tür destanlar âşıkların yergi amacıyla yazdığı destanlardır.

Toplumdaki aksaklıkların kişi üzerinde yansımasının yerilmesidir.

Zileli Âşık Talibi bu destanında toplumdaki ve kişilerdeki ahlaki yapıya uygun olmayan kendini beğenip kendisinden başkalarını beğenmeyip eleştirip alay konusu yapanları eleştirerek taşlar.

Âşıkların bu tür destanları sosyal normları düzenleyen bir nitelik kazanmıştır. Âşık şiirinin gerçekçi lirizmden uzak gerçekçi yönü bu destanlarda ortaya çıkar. Bu destanlar âşık edebiyatının işlevsel bir yönü olduğunu gösteren en güzel örneklerdir.

Zileli Âşık Talibi'nin destanından örnekler verelim.

" Olgun olmayan insan kendini beğenir başkasını beğenmez. "

" İman ve anlayış sahibi olmayanlar insanları beğenmez."

" Kendi özünü, sözünü bilmeyenler kimseyi beğenmez. Tavus kuşunun tüyleriyle süslü kaftanı beğenmez."

" Temiz geçinir elbisesi boydan boya lekelidir."

" Bir kahve için çekinmeden beş konak gezer, rafında merhem çanağı yoktur ama kahvehanelerde fincan beğenmez."

" Evinde kapsız yorganla oturur ama misafirlikte yorgan beğenmez."

" Yerini beğenmez köşe gözler, halka yük olur köşe beğenmez."

"  Dağda kara çadırda kışlar, şehre gelir ev beğenmez."

" İyiler iyiyi, kötüler kötüyü bulur. Altının değerini sarraf bilir."

                        ***

Kayıt etmeyen iştigal yapağı

Bir kahve için gezer beş konağı

Rafında olmayan melhem çanağı

Kahvehanelerde filcan beğenmez (5/5)

Diyeneksüz adam çok olur ilde

Yalana taş diker bu çekmez dilde

Evinde küsülür kötü mitilde

İle mihman olsa yorgan beğenmez (5/6)

Yolun bilmez elinizi izleyen içine

Uymaz taşrasın yüzleyen

Yerini bilmeyip köşe gözleyen

Halka sıklet iken köşe beğenmez (5/7)

Ömründe seçmeyen karayı akta

Girse taata düşer bahçede bağda

Kara çadır ile kışlayan dağda

Gelür şehirlerde evin beğenmez (5/8)

Sonuç:

Zileli Âşık Tâlibi,  halk üzerinde derin izler bırakan konularda yazdığı destanlarında halkın duygu ve düşüncelerine tercüman olur. Dönemine ışık tutar. Âşık'ın destanları dönemin sosyo-kültürel şartlarını belirlemekte yardımcı olacaktır. Destanların arka planında dönemin sosyal, ekonomik çarpıklıkları, yozlaşan değerler karşısında farklı davranış biçimleri sergileyen kişiler vardır (Artun, 1996:177). 

Zileli Âşık Tâlibi, bir çok konuda destan yazarak geniş bir perspektifi olduğunu göstermiştir. Âşık toplumsal konulara duyarlıdır. Ayrıca  toplumsal olayların arka planında insan ilişkilerini görüyoruz. Destanlarından âşığın yaşadığı dönemin halk kültürüne ait  bilgiler ediniyoruz. Savaş destanlarında tarih kitaplarının yazmadığı bazı gerçekler yer almıştır. Âşık bu destanlarda olayları anlatırken ayrıntıları gözden kaçırmamıştır.

Zileli Âşık Tâlibi'nin destanlarında  halkın içinde bulunduğu ortamı ve ruh halini  anlatarak  döneme ışık tutar. Halkın durumunu yaşanan felaketleri anlatarak döneme tanıklık eder.  Tâlibi'nin  destanlarında  şehir hayatına ait kesitler vardır. Yazıldığı zamandaki kültür hayatına ait  belgeleri destekleyecek  bilgilere rastlanır. Âşık, sosyal hayata ait bilgiler  vererek şehir tarihi araştırmacılarına kaynaklık eder.

 Zileli Âşık Tâlibi'nin   destanları; söylendiği dönemin  sosyal yapısını, halkın psikolojisini,  düşünüşünü, yaşayışını, inançlarını, duygularını yansıtması yönüyle sosyal tarihe kaynaklık ederler. Destanlar, söylendiği dönemin  sosyal yapısını, halkın psikolojisini,  düşünüşünü, yaşayışını, inançlarını, duygularını yansıtmaları yönüyle sosyal tarihe kaynaklık ederler diyebiliriz.

 ÂŞIK ZİLELİ TÂLİBİ'NİN DESTANLARI (Yardımcı,1989: 36-47).

               1.  Nasihat Destanı

Gayreti imandan sayan âkiller

Mânidedir konar göçer demişler

Bir kararda durmaz deyen kâmiller

Çarmıhlı değildir döner demişler

İlim öğren işin âlime danış

Haldaşını bul da halinle yarış

Avare yatma da tek boşa çalış

Yine akmazsa da damlar demişler

Bilir Rabbisini kendüyi bilen

Boş yere çalışır efvaha yelen

Çay sıra gidip de iz sıra gelen

Keybatta danayı güder demişler

Bilmez Rabbisini nefsin bilir de

Gümüş boru çalar kıpti olur da

Yurdundan usanan bir dem gelir de

Dağdaki bağdakini kovar demişler

Ara bul kalmasın boynunda deyin

Nerden soyundunsa oradan geyin

Kelleden umulan dalaz bir beyin

Gönül umduğuna küser demişler

Aksine dönmeden dâim revişler

Hakk'ı terk eyleyip çekme teşvişler

Kurt da ulusundan gördüğün işler

Keçinin çıktığı yere oğlağı çıkar demişler

Mâyesiz âdeme kâr etmez sözler

Yalpak da kaypağın kardağın düzler

Hezenin görmez de il çöpün gözler

Keçi de koyuna güler demişler

Varsan bir zalimin eteğin tutsan

Yine aldanırsın oynasan ütsen

Darıdan bakla olmaz bin yağ döksen

Şap(ı) kaynatsan olmaz şeker demişler

Eğer düşünürsen gümrahın kastın

Daima şer işe uzatır destin

Söyletme kötüyü topraktan üstün

Kurdama elbette kokar demişler

Sirkatin kapısı pirsizlik ile

Temenna ederek arsızlık ile

Bazı âdem vardır hırsızlık ile

Senden alır sana satar demişler

Üstada mürüvvet şakirde tâat

Marifet yolunda verdim nihayet

İki kere olmaz sağıra kamet

Söyledikçe sohbet uzar demişler

Tâlibî Hak deyen geride kalmaz

Gavvas olmayanlar deryaya dalmaz

Ana dürr-ü meknûn okusan bilmez

Alana bir çift söz yeter demişler

2. Peygamberler Destanı

Âşık tarikine girdim der isen

Gel evvel pirinden kimdir haber ver

Arifane kelâm edelim dersen

Görelim üstazın kimdir haber ver

Âdem'i halketti türabdan Bari

Kim tâlim eyledi ilm-ül esmayı

Adem'e emretti Cibril igvayı

Şeytanın refiki kimdir haber ver

Nesl-i Âdem geldi dünyaya doldu

Azrail bunlara musallat oldu

Evvelâ onlara kim kail oldu

Kailin meftunu kimdir haber ver

Beyt-ül Mükerrem'i yaptı

İbrahim İsmail'i kurban et dedi

Rahim Koç kurban gönderdi yerine

Rahim Ol koçu gönderen kimdir haber ver

Nesl-i İbrahim'dir İshak ve Yakup

Karındaşı anın canın bırakıp

Huda halk eyledi Yusuf'i mahdut

Kapıya çağıran kimdir haber ver

Zindandan çağırdı getirdi Rebban

Pederin haberin getirdi giryan

Kendisine vezir eyledi sultan

Gömleğin getiren kimdir haber ver

Davut'a verildi divan-ı âyet

Yunus her nutkunda bulmuştu       

Hazret-i Süleyman tahta makamat

Ederek seçildi kimdir haber ver

Hakk'a çok teşekkür minnet

Huda'ya Hatem-ül nebiyyün hem müçtebaya

Salât ile selâm ol Mustafa'ya

Evvel iman eden kimdir haber var

Tâlibî'yim hakikattir kelâmım

İtimadın olsun yoktur hilâfım

Dahi vardır âşık sana sualim

Feleklerden geçen kimdir haber ver

                     ***

2.      Yer ile Gök Destanı

Yerin göğün birbiriyle bahsi var

Gök der ki âlemi seyran bendedir

Yer der ki gör bende ne var âşikâr Yedi iklim köşe meydan bendedir

Gök der ki dembedem Leyâl-i enhar

Enharlar içinde evkat-ı ezhar

Haftalarla aylar seneler her bar

Benimle bilünür devam bendedir

Yer der ki sahralar dağlarla beller

Çağlayıp akmakta ırmaklar seller

Ötüşür bülbüller açışır güller

Bütün olmuş bağı bostan bendedir

Gök der ki bulutlar olurlar çâk çâk

Rağdın na'rasından iniler eflâk

Çakar havalarda bin türlü şimşek

Fırtınalar lerf-ü baran bendedir

Yer der ki muhtelif ins-ile nânım

Yenüp içilmekte ab-ile nânım

Yeşil zebercetten kaktur dört yanım

Keşt-i Nuh yedi umman bendedir

Gök der ki on iki makam meratip

Deryalar durur öylece acaip

Bihicap doğmakta bunca kevakip

Seb-i seyyare-i taban bendedir

Yer der ki bilâdlar Mekkeî vefa

Meylim var ahzerim mürüvvet safa

Babüsselâm mügan-i zemzem şifa

Bunca ziyaret beyti yezdan bendedir

Gök der ki kat be kat meleklerimle

Hep beta arşda beyt ül mamur mehya

Kürsü kalem mağripleri münteha

Levh-i mahfuz arşı rahman bendedir

Yer der ki Ademle Havva mükerrem

Anlardan havasla geldi müsellem

Her müminin kalbi arş-ı muazzam

Bu denlü maarif insan bendedir

Gök der ki açıktır dergâh-ı izzet

Bi haddi payındır derya-yı rahmet

Bürr-ü şehr kevseri hem sekiz cennet

Rıdvan-ı kasr huri gılman bendedir

Yer der ki camiler hazır amade

Hafızlar okurlar Kur'an azade

Temekkün ederler âhir me'vade

Ehl-i cennet ehl-i iman bendedir

Gök der ki lâ yuhza dü cennetleri

On sekiz bin âlem bereketleri

İdris ile İsa Hazretleri

Ali makamları elân bendedir

Yer der ki kurulur yarın yevmüddin

Yine icra olur ahkâm-ı metin

Enbiyayı mürselde kıldır mekin

Hususa Ahmed-i Zişan bendedir

Gök der ki eyvallah bu kavlin tamam

Anunçün halk oldu dü cihan enam

Koymadın söz bende hasılı kelâm

Istırab-ı aşk anbean bendedir

Tâlibî arif ol seyret her yana

Hakk'a zikret fikrin yetsün izana

Muhabbet nüshasın yazdın irfana

Arzuhal etmeğe nalân bendedir

3.      Yaş Destanı

Yoktan var edip seyredin âlemi

Âdemi yaratır ne seyran olur

Tekdire tedbirler yazınca nemin

Hem üçler bais - i amiran olur

Nasıl vücut buldun fikreyle seni

Ne terkipte gördün kibretme teni

Çezilür damarlar rahmin er meni

Kırk günecek bir uyuşmuş kan olur

Melek alur ele hazrete karşu

Ne emreder eyler kuvvete bazu

Anı bünyat eder gerer er banu

Kimi şaki kimi saidan olur

Demişler azayı firiştah düzer

Velâkin suretin Hak düzer yazar

Anın için nice eylerler nazar

Esrar bir bir ile imtehan olur

Ol vakt olur ilik sümük damar kan

Yağ ten deri bulur canı nümayan

Yüz yirmi bir günde kurulur payan

Taalâ ruh verir cismi can olur

Hâmile fehm eyler ânı halette

Dokuz ay dokuz gün dokuz saatte

Doğar bu cihana iş figan olur

Kırk günecek ağladıkça hal diler

Altı ay ses alur birinde güler

İkisin üçünde dil olur meler

Beşin altısında hop lisan olur

Yedisinde varup mektebe okur

Sekiz dokuzda nur gibi balkır

On yaşında bülbül misali şakır

On birinde ruhlar el kavan olur

On ikide görenler eyler dilek

On üç on dördünde sanki bir melek

On beş'te başına su koyar felek

On altıda gayet nevcivan olur

On yedi'de vermez akrana aman

On sekiz'de on dokuz'da pür yaman

Yirmi yaşında evlenür heman

Yirmi birinde de mihriban olur

Yirmi beş'inde gelir aklı başına

Olursa mert olur otuz yaşında

Ehli hüner olur otuz beşinde

Kırk yaşında gayet kahraman olur

Elliyece şeci yüür bi-karar

Başlar altmışında görmeye zarar

Yetmişinde yıkılacak yer arar

Sekseninde pirlik hep ayan olur

Doksanında günden güne eksilür

Yüz yaşında yevmiyesi kesilür

Yüz onunda ayakları basulur

Yüz yirmi'de gayet perişan olur

Yüz yirmi ikiye varup gayrette

Anasır tamam olur ol halette

Aç gözün bakaya göçer elbette

Her yiğit bu halli piri fan(i) olur

Ömründe seçmeyen karayı akta

Girse taata düşer bahçede bağda

Kara çadır ile kışlayan dağda

Gelür şehirlerde evin beğenmez

Eyiler eyiyi kem kemi bulur

Altunun ayarın mihengi bilür

Herkese tuttuğu iş yahşi gelür

Tesellümün tayanını beğenmez

Deve dizi zan eyleyen dizini

Geyik izi sanan tavşan izini

Gönlüne koysalar çingen kızını

Bey diler varmaya oğlan beğenmez

Doğru yolu koymuş eğriye gider

Günde bir eğreğin sığırın güder

Ahşamadak elin atını güder

Katırlar sahibi şarban beğenmez

Tâlibî tevekkül eyle süphana

Sen sana nazar kıl bakmaya bana

İrfanın öğüttür sözün nadana

Nadanı söyletsen irfan beğenmez

Tâlibî bu remzi hoş bilür erler

Ziruhlar hep ölür boş kalur yerler

Yine halk dirilür genç olur pirler

Kuran Hak mahşerin bir divan olur

5. Beğenmez Destanı

Kâmil görüp kâmil insan olmayan

Beğenür kendüyü insan beğenmez

Tiynetinde i'man iz'an olmayan

Basiretsüz ehli izan beğenmez

Hilyeynen çuha yeter yoğununda

Tuzağın bek tutar bey toğurunda

Kırmızı ister saman buğununda

Has çiçek boyası elvan beğenmez

Eylemeyen kendi özün hayali

Lafzını bilmeyen bilmez ma'ali

Uryanlık çekmeyen tavus misali

Silkünür dembedem kaftan beğenmez

Tahirin geçinur boy boya leke

Utanmaz ki tuta lisanın çeke

Gen günde dünyaya sığmayan leke

Dar günde sığmaya kâmil beğenmez

Kayıt etmeyen iştigal yapağı

Bir kahve için gezer beş konağı

Rafında olmayan melhem çanağı

Kahvehanelerde filcan beğenmez

Diyeneksüz adam çok olur ilde

Yalana taş diker bu çekmez dilde

Evinde küsülür kötü mitilde

İle mihman olsa yorgan beğenmez

Yolun bilmez elinizi izleyen içine

Uymaz taşrasın yüzleyen

Yerini bilmeyip köşe gözleyen

Halka sıklet iken köşe beğenmez

KAYNAKÇA

Albayrak, Nurettin,2004,  Ansiklopedik Halk edebiyatı Terimleri Sözlüğü,  LM Yayınları, İstanbul.

Artun, Erman, 2005, Âşıklık Geleneği ve Âşık Edebiyatı, İstanbul, Kitabevi Yayınları.

…………….., 1996 a, Günümüzde Adana Aşıklık Geleneği ve Âşık Feymani, Adana, Hakan Ofset.

…………….., 1996 b, “Adanalı Aşıkların Şiirlerinde Kıbrıs Barış Harekatı”, Kıbrıs Araştırmaları Dergisi, 2-4, Gazimağusa.

.……………...2000 a, “Osmanlı-Türk Kültüründe Âşık Şiirinin Belirleyici Rolü”, Adana Halk Kültürü Araştırmaları, Adana, Epsilon Ofset.

…………….., 2000 b, “Günümüz Adana Aşıklık Geleneğinde Nasihat (Öğütleme)”, Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri,Balıkesir.

…………….., 2000 c, “Adana Aşıklık Geleneğinde Yiğitleme (Yiğit Üstüne Türkü)”, Adana Halk Kültürü Araştırmaları, Adana, Epsilon Ofset.

……………...,2000 d, “19.yy.Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun Sosyal Tarihine Bir Kaynak:Âşık Esrari’nin Vehhabi Destanı”, Folklor ve Edebiyat Dergisi, S.23, Ankara,Ürün Yay.

……………...,2000 e, “Prizrenli Âşık Ferki’nin Destanları “, 3. Uluslar Arası Kıbrıs, Balkanlar,Avrupa Türk Edebiyatları Sempozyumu Bildirileri, KKTC.

Çobanoğlu  (Özkul), 2000, Âşık Tarzı Kültür Geleneği ve Destan Türü, Ankara, Akçağ Yay.

Esen (Ahmet Şükrü), 1991, Anadolu Destanları (Haz. P.N.Boratav, F. Özdemir), K.B.Yay. Ankara

Koz (M. Sabri), 1985,” Âşık Edebiyatında Destan ve Destan Konuları”, Türk Halk Edebiyatı ve Folklorunda Yeni Görüşler 2, Konya.

……………., 1987,  “Âşık Edebiyatında Destan”, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi,      İstanbul

Özdemir  (Fuad) , 1991, “ Anadolu  Destanlarının Biçimleri ve Çeşitli Temaları”, Anadolu Destanları, Ankara.

Öztelli, H.Cahit : Zileli Şairler. Vilâyet Matbaası 1944 s. 7-29.

Yardımcı Mehmet - İvgin Hayrettin: Zileli Fedaî. Ayyıldız Matbaası AŞ. Ankara 1983, s.24 

Yardımcı Mehmet, Zileli Âşık Talibi, 1989, İstanbul

          Yetiş (Kazım), 1994,” Destan”, TDV İslam Ans.C.6, İstanbul.

Prof. Dr. Erman ARTUN, Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU ve Kutlu ÖZEN Türk Evi Bahçesinde Öğle Yemeğinde.

Fotoğraflar : M. Ufuk MİSTEPE - Mustafa BELDEK / 09.10.2008 Zile


Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 09.10.2008 Zile


Devam Edecek

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR