.
|
|
|
Sahibi :
Harun GÜNEYSU
Genel Yayın
Yönetmeni : Zeki
ORDU
E-mail :
sukut@sukutdergisi.com
http://www.sukutdergisi.com
Güneysu (KÜLLÜK) Çayevi Müdavimleri ve Sükût Dergisi Yazarları / 2007
SÜKÛT
Kültür - Edebiyat
Dergisi
(Nisan - Mayıs 2006 - Solda) / (Ocak - Şubat 2007 - Sağda)
(Yıl : 1, Sayı : 1) / (Yıl : 2, Sayı : 5)
SÜKÛT.. hür tefekkürün kalesi olan dergiler içerisinde o da bizden biri… Ünyeliler’in hislerine tercüman, dertlerine hemdert olarak kalesi de kalemi de açık bizlere…
Ünye menşeli, edebiyat temalı bir dergi.. iki ayda bir çıkıyor.
Keşaplı Sokağın Melodi FM’deki “Sükûtun Çığlığı Programı”nda yayınlanan tanıtımında Genel Yayın Müdürü Sayın Zeki Ordu ile Ankara’dan telefonla radyoya naklen bağlantı kurmak suretiyle sükûtu bozuverdik sessizliğimizde..
Edebiyatın imtiyazlı kelimeleri vardır.. “sükût” işte onlardan biridir.. anlamının derinliğini ve genişliğini hemen ölçemezsiniz…Karadeniz’inhırçın dalgalarının dövdüğü Ünye’de birkaç fikir ve edebiyat gönüllüsü, fikri ve güzelliği bütün yurda neşretmek için bir dergi çıkarmaya başlamışlar ve adına “sükût” demişler.. demindenberi bu buluştaki güzelliğin ve hayranlığın bende uyandırdığı hissiyâtı ifade etmeye uğraşıyorum.. demektedir “Ünye’den Gelen Ses” adlı makalesinde Sayın Osman AKKUŞAK.
İlk sayısı Nisan – Mayıs 2006 tarihli olarak Ünyeliler’le kucaklaştı. Sahibi ve Mesûl Müdürü Harun GÜNEYSU, Yayın Kurulu ise Ragıp KISASÖZ, Selim OSMANOĞLU ve Lale BAHÇE’den oluşmaktaydı.
Güneysu (Küllük) Çayevi kültür hizmeti olarak lânse edilmişti. Akkuşağın ifadesiyle “anlaşılıyor ki Yahya Kemaller’in, Fuat Köprülüler’in edebiyat ve tarihi canlı canlı yaşattıkları Beyazıt’taki Küllük’ten ilham alarak bu adı koymuşlar.”
Güneysu Çayevi (KÜLLÜK) Müdavimleri ve
Yazarları Sohbet Anında
Fotoğraf : Yahya Cumhur TAPÇI - 16 Mart 2007
Marmara Kıraathanesi ya da namı diğer Küllük'ü bilmeyen genç kuşaklara o kıraathaneden İbnülemin Mahmur Kemal İnal'dan tutun, Abdülbaki Gölpınarlı'ya, Mehmet Akif, Ahmed Haşim, Peyami Safa, Ahmed Hamdi Tanpınar, Asaf Halet Çelebi'den Erol Güngör'e kadar pek çok simanın geçtiğini söyleyeyim. Sahaflık yapan ama aynı zamanda Cerrahî Tarikatı şeyhi olan Muzaffer Özak Hoca'nın müritlerinden birinin işlettiği kahve bir tür 'açık hava üniversitesi'ydi.
Ayhan Türker'in Bir
Tablosu - Beyazıt Küllük
50 x 65 - 2003 Tual Üzerine Yağlıboya
“Boğazlar, nehirler, dereler üzerinde köprüler olduğu gibi.. küçücük su birikintileri üzerinde de köprü ya da köprücükler olur.” diyerek mütevazilik örneği veren Sükût “Biz küçük su birikintilerinde kurulan, küçücük köprü olmayı şiâr edindik.” demektedir.
18 yazar ve şâirin yazı ve şiirlerinden oluşan ilk sayısı edebiyat ağırlıklı olmakla birlikte, konu aralarına serpiştirilen Ünye odaklı makaleler de dikkati çekmektedir. Fatih ORDU “Ünye’de İki Erguvan” adlı yazısında “Bu iki erguvan, gerilmiş ve bağlanmış kollarıyla içten içe yanan ve böyle mevsimlerde de ateşi dışa vuran bir Bâki bir Nedîm beyti gibi kıpkızıl gülistanlar içinde gönül yangınlarına dönüşür..
Gülibrişim (İpek Ağacı) Güzelliğinde Ünye Sahilleri
Fotoğraflar : Aynur Zeren TAN / Temmuz 2006
İçimden hep Mezarlık Câmii’nin o taraftan Yüzüncü Yıl’a kadar olan kısımdaki evlerin balkonlarını çiçeklerle süslemek geçer. Bu kısımdaki tabiatın bütün şahsî hususiyetlerine rağmen beton bloklar pek de çirkin görünmektedirler. Hiç değilse bu evlerin balkonları küpe çiçekleri, cam güzelleri, filbahriler, akşamsefaları, begonyalar, mimozalar ve duvarlar boyu sardunyalarla süslenebilseydi, nasıl da peyzaja uyacaklardı. Ve Ünye’ye sağlı sollu bu çiçek rüyâsının arasından girilecekti.” demektedir.
Yahya Cumhur TAPÇI Hocamız "Unutkanlık" adlı hikâyesinde "Burası ona tanıdık geliyordu. Evet, buraya daha önce gelmişti. Çocukluk yıllarında arkadaşlarıyla piknik yapmaya, ekmek parası kazanmak uğruna dedesinin zorla simit sattırdığı yıllarda buralara geldiğini, bazen yorgunluğunu gidermek için soyunup denize girdiğini hatırladı. Aklı yavaş yavaş başına geldiğini düşünüp kendinde bir canlılık hâsıl olmuştu. Evet, burası Ünye'nin bir zamanlar çok meşhur olan çamlığı ve bu koy da o yıllarda arada sırada da olsa denize girdiği koydu. 'Ne kadar da değişmiş her yer?' diyerek üzülmeye başladı." ifadesinde âtide gerçekleşebilecek olası hüznünü dile getirmiştir.
Çamlık Koyu
Rahmetli Musa Sami Güven Diktiği Fıstık Çamlarıyla Ünye
Çamlığının Mimarı Olmuştur.
Çamlık içinde ağaçlar arasında denize paralel bir vaziyette yürümeye başladı. Mezarların olduğu yeri bulmalıydı. “Bir Fatiha-ı Şerif okur evime, arkadaşlarımın yanına yollanırım.” diye düşündü. Sol tarafta volkanik kayalıkları görünce sağ taraftaki feneri aradı gözleri, göremedi. Önce bir süre durdu. Etrafı dikkatlice süzdü. “Yukarılarda bir yerlerde olmalıydı.”diyerek yukarıya yöneldi. Buralar çok değişmişti. Ağaçlar arasından yukarı çıktığında yolun kenarındaki yürüyüş parkurunda insanların yürüyüş yaptığını gördü. Yola çıktı. İyice yorulmuştu. Yoldan geçenlere sormaya karar verdi.
“Burada mezarlıklar vardı yavrum. Bana gösterir misiniz?”dediğinde boş gözlerle kendine bakıldığını görüp; şaşırdı. Sorduğu insanların hiç birinin, daha önce burada bulunan mezarlardan haberleri yoktu!!!... Hiç böyle bir durumda hissetmemişti kendini. Ağlamak geliyordu içinden… İyice dolmuştu… Bunun nedenini de bilemiyordu. Kendini bıraktı. Ağladı… Ağladı… Ağladı.
Ünye Çamlığında Metruk Mezarlar![]() Ahmet Kabayel - Ahmet Varilci Fotoğraf Arşivi |
Çamlık Fener Mezarlığı![]() |
"Çay İsteme Âdabı" adlı makalesinde Hüseyin YILDIRAN 'Küllük' tesmiye edilen çay ocağında dostlarla eğleşip, yârenlikte bulunmuş. "Karamürsel Bey edebiyatçı değil ama kendisinden 'çay'ın tarihçesini öğrenmem lâzım, ayrıyyeten kendisi çayı da pek sevmez, salep içme alışkanlığı yüzünden mekâncının en çok sevdiği “tüketici” kendisidir de bu tarçınsız salep içme alışkanlığının nereden geldiğini bir bilebilsem; Kıpçak Türkü Ziya Bey ise, “efendim ne çayı, bırakın bu entel takılmaları falan, kuşburnu için…” gibi “ne olursa olsun ille de muhalefet, ille de muhalefet” hükmünce amel edeceğinden derdime derman olamaz." edebî atışmalarında Küllük'te çay isteme âdabını Ünyeli müdavimleriyle anıtsallaştırmıştır.
İbrahim OCAK, "Ünye'de Bir Acaip Yer" adlı Hayâlî Seyahatname'sinde "Bir kere bu acayip yerin camına Frenk harfleriyle ne olduğunu sökemediğim kocaman bir yazı yazmışlar. Sonradan öğrendim ki orada Küllük yazıyormuş. Bizim bildiğimiz küllük, evlerin bahçelerinde ocaktan, mangaldan çıkan küllerin döküldüğü yerdir. Oraya bazı hayvanlar, umumiyetle de tavuklar gider, küllerin içinde eşelenir, yatıp yuvarlanırlar. Böylelikle bit, pire, kene gibi üzerlerine yapışmış olan haşarattan kurtulmaya çalışırlar. Acaba, burada eğleşenler de bir nevi haşarattan kurtulmak istedikleri için mi buraya geliyorlar?...
Fotoğraf : Yahya Cumhur TAPÇI - 16 Mart 2007
Kimi Baki’den, Nedim’den, Fuzuli’den beyitler okuyor. Mevlana’yı, Hacı Bayramı biliyorlar. Bana da sualler soruyorlar, bildiklerimi anlatıyorum. Kimisi de hiç bilmediğim, duymadığım isimlerden, yerlerden sual ediyor. İlle de bizi camiden alıp oraya getiren adam beni adeta imtihana tabi tutuyor. Ben bir şeyler söyledikçe o, hafif öne doğru eğilip gözlerini gözlerime dikerek, genzinden tok bir “hımmmm!” diyor. Habire de ıhlamur, salep ve bir de çay dedikleri tavşan kanı gibi kırmızı, tadı hoş bir şeyden kaynar kaynar içiyoruz." diyerek Ünye Küllük rüyâsının hezeyanlarını empatik bir yaklaşımla duyumsatmaya çalışıyor bizlere!
(Ekim - Aralık 2006 - Solda) / (Ağustos -
Eylül 2006 - Sağda)
(Yıl : 1, Sayı : 4) / (Yıl : 1, Sayı : 3)
Muammer YEŞİLYURT, "Yazmak ya da Mecnûn Olmak" adlı makalesinde "Küllük’te sohbet dünyasının kapılarını bizlere açan ve bu ortamda birer çay misali demlenmemizi sağlayan değerli ağabeyimiz İsa Yar’dan ‘yazmak' üzerine öğrendiğim bir şey var : Ne yazacağını düşünmekle geçirirsen sayfaları, zamana bomboş sayfalar sunacaksın demektir. Yazıyorsan, yazacak şeylerin olur. Yazdıkça açılır içinin sırlı kapıları. Bilmediğin, tanımadığın, itiraftan korktuğun nice duygu bir kelimede varlık bulup kaleminden düşüverir.
Güneysu Çayevi (KÜLLÜK) Bir Düzeyli Sohbet Mekânıdır.
Burada Dem Kıvamında Edebî Sözcükler Yudumlanır.
Fotoğraflar : Yahya Cumhur TAPÇI - 16 Mart 2007
Yazdıklarındaki tek yakınlık belki senin kaleminden düşmüş olmasıdır. Yazmak mı
istiyorsun, mecnun mu olmak istiyorsun, şâir mi olmak istiyorsun, kendin olmak
mı istiyorsun? Yüreğini aç kelimelere. Bir sayfaya düşmelerine vesile, bir kalem
tut - daim - elinde. Uçsuz bucaksız karanlık gecelere kandil olmak mı
istiyorsun? Oku…" demek suretiyle yazmakla mecnûn olmak arasındaki
köprüyü kurmaya çalışmakta satırlarında!
İkinci sayısında derginin Genel Yayın Yönetmenliğine Zeki ORDU getiriliyor ve Yayın Kurulu da tümüyle değişiyor. Yahya Cumhur TAPÇI, İslâm ÜRKMEZ ve Recai KESKİN'den oluşan kurula dördüncü sayıda İsa YAR, Fatih ORDU, Ahmet ŞAHİN ve Hasan Fahri DURAL katılıyor.
Beşinci sayıda Hukuk Danışmanı olarak Avukat Engin SOBİ adını görüyoruz. Dört ve beşinci sayıda fotoğraflarıyla Beytullah MEHEL ve Yahya Cumhur TAPÇI telif hakkı getirmişler ve fakat yazıların kaynak gösterilmek suretiyle yayınlanmasına iktibas vermişler.
İkinci sayıda Yahya Cumhur TAPÇI "Harçlık" adlı yaşanmış hikâyesinde taze, susamlı simidin kendi cep harçlığından alınmışlığının vereceği gurur ve imrenişi nostaljik bir anlatımla bizlere aktarıvermiş. " - Bana harçlık verir misin dede?.. cümlesi dökülüverdi dilinden yalvarır bir ses tonuyla.
Bunu söyledi söylemesine ama önemli olan verilecek cevaptı! Dedesine, "Para ile simit alacağım" diyemezdi. "Simitçiden simit almak istiyorum, bu zevki tatmak istiyorum." da diyemezdi. Hiçbir şey diyemedi. Boynunu büktü, sessizce bekledi. Bir yandan da teneffüs saatinin bitmek üzere olduğunu, derse geç kalabileceklerini düşünmeye başladı.
Dedesi : - Para yok! dedi. Bunun üzerine dedesinin gözüne baktı; "Yapma bunu bana, ne olur, beni mahcup etme arkadaşımın yanında." der gibiydi bakışları. Ama bunun bir faydası olmadı harçlık almasına. Dedesi elini raflara doğru uzattı. Bir tahta sandık içine elini soktu. Duruşunu hiç bozmadan elindeki yuvarlak, kaymaklı bisküvinin birini torununa uzattı. İkincisini de arkadaşına vererek - Haydi okula gidin! dedi.
Harun GÜNEYSU, "Gönül ile Isınıp, Beden ile Işıyan Dost Meclisi KÜLLÜK" adlı makalesinde bir doğumun sancısını ve meyve oluşumunu hazzını şu ifadelerde okuyucusuyla buluşturuyordu : "Belli bir zaman manav olarak çalıştıktan sonra bulunduğum yerde bulunan küçücük bir yeri Çay Ocağı olarak işletmeye karar verdim. İşte belki de hayatımın dönüm noktası oldu bu karar...
... ilk defa gelen bir müşteri ocağın mahiyetini bir anda değiştirdi. Aslında daha ilk günden farklılığını ortaya koyarak, bu müessesenin bilim merkezi haline gelmesinde öncülük yaptı.
... Ve çay ocağına ilk giren o esrarengiz kişiyle neşv ü nemâ bulan Küllük,
yılların sonunda başka biri tarafından sesini dışarı SÜKÛT ile duyurmaya
çalışıyordu."
Derginin dördüncü sayısı Ünye Belediyesi, beşinci sayısı ise Tekkiraz Belediyesi'nin katkılarıyla neşredilmiştir. Ünye kültürüne sponsorluk temelinde yaklaşım sergileyen bu müesseseleri kutlamak gerekir. Aynı duyarlılığı tarihî, mimarî ve doğal mirasın da korunmasında göstermelerini bekleriz.
Dergi yazarlarının bir kısmı gazetelerde makale yazarlığı da yapanlar arasından, diğer bir kısmı ise teşvik amacı çerçevesinde öğrenciler arasından seçilmiştir.
Edebî makalelerde kullanılan dil ağırlıklı olarak edebiyat çevrelerinin kullandığı Osmanlıca kelime ve terkipleri bünyesinde barındırmaktadır. Dergi kültürel olmanın yanında tarihî bir misyonu da yüklendiğinden bazı makaleler de tarihî perspektiften yazarlarca ele alınmıştır. Makaleler arasında edebî nitelik arz edecek şiirlere rastlanılması mümkündür. Şâirler arasında görülen Necip Fazıl KISAKÜREK ve Hüseyin Nihal ATSIZ gibi isimler sağ yelpazede millî bir görüşün dergiye hâkimiyette baskın unsur olduğunu göstermektedir.
Maddî nedenlerle kâğıt kalitesi açısından henüz iddialı olmadıkları mâkul çerçevede mâzur görülebilir. Alınan reklâm destekleri umut vericidir. Ünyeli'lerin bu tip etkinliklerde faal bir rol alarak, sorumluluklarını yerine getireceklerinden ve abonmanlık gibi yaşamsal önem arz eden bir konuda da dergi yöneticilerini destekleyeceklerinden kuşkum yoktur.
Arastada Kavurma Ziyâfeti - İki Katlı Çayocağı'nda (2 x 8 m2)
Ramazan'da İftar Yemeği Sohbetleri Doyumsuzdur.
Yahya Cumhur TAPÇI Fotoğraf Arşivi - 16 Mart 2007 Cuma / Yağışlı Bir Ünye
Havası
Üçüncü sayıda, dergiye katkıda bulunan kişi ve kuruluşlara maddî ve manevî desteklerinden dolayı teşekkür edilmektedir. Bunlar : Bahar Market, Enfes Döner Dürüm Salonu, Fatih Kırtasiye, Nedim CAN, Genel Cerrahî Uzmanı Op. Dr. Çetin KARADAĞ, Beyin ve Sinir Cerrahîsi Uzmanı Op. Dr. İsmail BERKSOY, Ahmet ŞAHİN ve Aydın ZOROĞLU olarak çerçeve içerisinde zikredilmişlerdir.
Ahmet UYSAL doğup büyüdüğü yerleri.. derginin üçüncü sayısında "SEL" adlı makalesinde tasvir ederken tüm yaşadıklarını hayâl âleminden gelen sürrealist bir tablo gibi karşısına çıkarıverir. "Oldukça zordur; yere tükürmemenin üstün ahlâk gerektirdiği bir şehirde uçan kuşun, akan ırmağın, koşan çocuğun güzel olma şansı.
Fot. : M. Ufuk MİSTEPE - Orta Yeni Câmi Şadırvanı 12.05.2005
Bu yüzden altyapı sorunu giderilmiş yollar, temiz ve güvenli caddeler, balkonu çiçekli evler, şadırvanından su fışkıran câmiler, ailecek gidilecek sinemalar, balık tutulacak dereler, yüzülecek denizler.. bütün bunlar hayâl âleminden gelen sürrealist bir tablo olup, çıkıverir karşımıza... insan tabiatı yok sayarsa tabiat da onu yok sayar. Ne acıdır doğduğu yerden temiz gelen suların aramıza katılınca kirlenmesi!"
Çarpık Kentleşme ve Yapılaşma Sonucu Sokaklarımızı Seller
Götürürken
Begüm ÜNSAL "SÖYLE" adlı makalesinde bizim Cumhuriyet Meydanı'ndaki Kavakdibi Tarihî Çınar ağacımızı konuşturmakta ve "Sen bilirsin Çınar ağacı söyle! Bundan önce ne oldu, şimdi ne oluyor?..." diyerek özlemsi çığlıklarını dallar ve yapraklara duyurarak Çınar Dibi Ünye Düşleri'ni terennüm etmeye çalışmıştır burukluğunda...
"Kaç vedaya şahit oldun? Kaç asker uğurlandı gölgende? Kaç kere festival diye adlandırdıkları o yalancı ve içi boş etkinliklere de gövdene sahne kurdular? Kaç sanatçı gördün? Kaç bayram törene şâhit oldun? Kalıntıları biraz arkanda kalan o surların bir zamanlar saray halinden bu hale dönüşünü anlatabilir misin? Dalgalar vurmuş o surlara, şimdi ise denize ulaşmak için metrelerce yol yapıldı. Sen o yolu yapanları gördün, söyle nasıllardı?"
Melodi FM Fotoğraf Arşivi - 2006 / Ünye, Fot. : Mustafa MEHEL
Derginin dördüncü sayısında Ünye temalı makaleler daha yoğundur. Mustafa ŞIVGIN'ın "Hat Sanatında Bir Zirve : Ünyeli Mustafa Râkım Efendi" makalesi, M. Zeki ÇIRAKLI'nın "Ünye'de Tabiat Kitabını Okurken" adlı şiiri, İsa YAR'ın "Gecenin Rengi" makalesi, Yusuf Ziya BAŞBAY'ın "Eski Câmi'nin Ruhu" makalesi, Zeki ORDU'nun "Ünye'den Ünye'ye" adlı makalesi, Orhan SARIKAYA'nın "İslâm Yazı Sanatı ve Ünyevî Bir Hattat : Mustafa Râkım Efendi" makalesi, Hüseyin YILDIRAN'ın "Hat'tı Aşan Adam" makalesi, Harun GÜNEYSU'nun "Yemekten Sonraki Çorba" makalesi, İbrahim GÜRKAN'ın "Sözün Bittiği Yerde Ömer ÇAM" makalesi, Kadir ÖZKÖSE'nin "Kaliteyi Yakalamak ve Sanat Zevkini Tatmak" makalesi, Yahya Cumhur TAPÇI'nın "Bayramlar ve Eski Bir Bayram Hâtırası" makalesi, İbrahim OCAK'ın "Timur'un Ünye Seferi" adlı Hayâlî Seyahatnamesi diğer edebî ve tarihî makalelerle bir karışık meşcere oluşturmuş sanki tadımsılığında...
Küllük Çayevi'nin Edebî Atmosferinde İnsanlarımız / Sükût (Haziran - Temmuz 2006, Yıl : 1, Sayı : 2)
Yahya Cumhur TAPÇI, derginin beşinci sayısında Ünye temalı tek bir makale ile Ünye mührünü dergide iz olarak bırakmanın güzelliğinde ve anılarının duygusallığında "Gelecekte Ünye'ye Yapılmış Bir Gezi Yazısı"nda geçmişin tüm olumsuzluklarından bile özlem tadında bahsederken "Memleketimi; doğup büyüdüğüm yeri, her gün ayağım takılan taşlarını arşınlayıp, bileğimi incittiğim bozuk yollarını, üzerime sıçrattığım pis sularını, yağmur yağdığında tıkanan rögârlarını ve etrafa saçılan lâğım sularını, tozunu, sahildeki o pis kokusunu özledim..." demenin hazzını yaşamaktaydı.
"... ve nasıl uyuduklarından, Ünye'ye, çok eski bir dostun, hemşerilerinin geldiğinden bihaber, kendi iradeleriyle öldükleri yataklarında bilmem hangi rüyâlarla haşır neşir tekrar dirilmek üzere yatıyorlar... Bir zamanlar oturup edebî sohbetler yaptığımız ve ilk edebî dergiyi, Sükût'u çıkardığımız yer, Küllük namıyla andığımız Harun GÜNEYSU'nun çay ocağı ne olmuştu? ... Yok yok daha fazla düşünmemeliyim."
Küllük'te Arastaya Kavurma Ziyâfeti Öncesi Çay Sohbetinde
Dem Tadında Edebî Anıların Yudumsanması
Fotoğraflar : Yahya Cumhur TAPÇI - 16 Mart 2007 Cuma / Yağışlı Bir Ünye
Havası
Bu makalede sadece Ünye'ye odaklandık.. derginin edebî ve tarihî makale yazarları ve şâirleri bakış açımızın farklı bir perspektifinde yüreklerimizin coşkusunda yer aldılar. Her sayıda onlarca kalemşör bir Küllük müdavimi olmanın sorumluluğunda edebiyat dünyasına Yeşil Cenneti Ünye'den merhaba demenin tatlı büyüsünü yaşadılar.
Sadece edebiyat dergisi olmak gibi bir gayesi olan ve surları yâra açık, ağyara kapalı olan SÜKÛT her dergide olduğu gibi davasını anlatmış.. anlatmaya da devam ederek söyleyeceklerini söyleyip her baskısının ardından bekleyiş buudunda sükûta bürünmüştür soluklanmak için.. yazar, çizer ve okurlarıyla…
Gönülleri edebî duyumsamak, yürekleri ebedî yudumsamak dileğiyle...
Kapıdan Girerken Sükût'un Çığlığında Edebîyat Dünyası'nın
Ünye Kalem Ustalarının Söz Güzelliğiyle Kucaklaşırsınız.
Fotoğraflar : Yahya Cumhur TAPÇI - 16 Mart 2007 Cuma / Yağışlı Bir Ünye
Havası
Yazışma Adresi :
Kaledere Mah. Cengiz Topel Cad. No. 15 Güneysu (Küllük) Çayevi /
ÜNYE
E-mail :
sukut@sukutdergisi.com
http://www.sukutdergisi.com