|
TARİHÎ DOKUSU |
|
Makale
:
Bekir ALTINDAL
(Araştırmacı - Yazar -
Başmüfettiş)
(TOKAT Kültür Haber Dergisi - Yıl :
2, Sayı : 13, Eylül - Ekim 2003, sh. 14 - 15'te yayımlandı.)
(Tokat Kültür Araştırma Dergisi - Yıl : 11, Sayı : 18, Aralık 2003, sh. 30 -
38'de yayımlandı.)
ZİLE KÜLTÜR YAPISI VE ÖRNEKLER
Zile'nin yetiştirdiği hemşehrimiz Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU'nun bundan tam kırk yedi yıl önce Yeşilırmak Dergisi'nin sayfalarında “Seni Zile'ye götürüyorum sevgili okuyucum. Sana Zile'yi göstereceğim. Zile'ye dört yoldan girilir. Dört yolun dördü de seni, şehrin kucağına götürür. Sana Cennet’ten bahsediyorum. Anlattığım yer Zile'dir. Ama bu memlekete baharın gelmelisin, baharın. Evvel bahar ayları geldi mi sen görmelisin Zile'yi bi yol.” der.
Yine SEPETÇİOĞLU yukarda bahsedilen yazısında Zile'yi tanımlarken şöyle demektedir. Evler büyüyüp küçülecek. Evler yükselip alçalacaktır. Evler bir kardeş gibi sıkışıp birbirine yaslanacak. Evler bir düşman gibi evler. Gözünüz bahçelerin yeşilinden renk alacak. Ve sen yeni bir şehre gelmenin heyecanını, garipliğini ve yabancılığını duymayacaksın.
Ali Kadı Mah. Ekinci Sok.
No. 2 - 4
Demiryolundan Emekli Necmettin AKDOĞAN'ın Evi
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 19.08.2004 Perş. 17:04
Câmilere rastlayacaksın : Büyük, kocaman taştan yapılmış. İçinde loş bir ferahlık. İçinde kilimler dolusu nakış. Yine câmilere rastlayacaksın küçük ve ahşap. İçinde şamdanlar dolusu sükûnet. İçinde pencereler dolusu aydınlık. Ve hamamlar göreceksin buğulu. Hamamlar göreceksin can kardeşim : Sular mermerlerde şekli olur.
Evliyâ Çelebi şehirde üç bin hane olduğunu yazmaktadır. Charles Texier 1823 yılında Zile evlerinin kiremitle örtülü olduğunu belirtmektedir.
Zile şehir olarak bir antik tepenin etrafında kurulmuştur. Türkler’in Anadolu'yu fethinden sonra Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar dönemine ait eserler kalenin eteklerindeki düzlüklerdedir. İlçede 1956 yılında çıkan büyük bir yangında dokuz yüzden fazla dükkân ve işyeri yanmıştır.
Zileli
Âşık Ârifî;
Sene bin iki yüz yetmiş ikide,
Bir
ucu Medrese bir ucu Taşhan,
Zile'nin çarşısı büsbütün yandı,
Bir ucu Demürcü bir ucu Hapan,
Rebiyülevvelin on ikisinde,
Başı açık seyirtti yerinden kalkan,
Bir Cuma gecesi ateş sallandı.
Diye başladığı "Yangın Destanı'nda Zile tarihine ışık tutmaktadır. Bazı kaynaklar bu yangının Zile Panayırı’na gelen tüccarları etkilediğini belirtmektedir.
1920 yılının Haziran ayında Kuvayı Milliye Ordusu'nun isyanı bastırmak için Bakırköy'den yaptığı top atışlarında da şehrin bazı evleri yıkılmış ve hemen iki yıl sonra 1922 yılında yine bir yangında şehrin büyük bir bölümü yanmıştır. Zile tarihi ve kültürüne ışık tutacak pek çok belge bu yangınlarda yok olmuştur.
. Zile'nin bugün mevcut 24 mahallesinden yaklaşık 16 - 18 mahallesi Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki mimarîsini korumuştur ki bu eski Zile'nin neredeyse tamamı demektir. . |
Şair, Yazar Ceyhun Atıf KANSU 1950'li yılların başlarında Turhal'da doktordur. Cahit KÜLEBİ'nin doğduğu yerleri görmek için Zile'ye gelir. Külebi'ye atfettiği "Zile'ye Düştü Yolum" isimli şiirinde 1950'li yılların Zile'sini şöyle tanımlar;
Bir gün Zile'ye düştü yolum
Ortaçağı yaşar gibi oldum
Çarşıyla, kalesiyle, loncasıyla
Halâ bir Ferhadü Şirin hikâyesi
Cumhuriyet'in ilk yıllarında yanan mahalleler bir plân dahilinde yapılmıştır. İstasyon Caddesi - Çekerek Caddesi - Saraç Çayı arasındaki kalan bölüm ile Çekerek Caddesi ile Ulu Câmi - Küçük Minare Câmisi arasındaki kısım plâna göre yapılmıştır. Kanaatimizce bu bölümler büyük yangınlarda yanan yerlerdir. Ancak bu yeni yapılan binalarda da eski binalarda olduğu gibi belirli bir mimarî tarz yoktur.
Hacı Mehmet Mah. Odabaş
Sok. No. 11
Necibe - Hilmi Odabaşoğlu Konağı, Misafir Odası Tavanı
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 20.08.2004 Cuma 15:09
Evler genelde bir, iki, üç mağ denilen genişlikte (bir mağ yaklaşık 3 - 5 metre) iki, üç katlı olarak yapılmakta; katın biri bölme tâbir edilen kışlık asma katlardır. Eski binaların tavanları oymalı ve boyalıdır. Odaların ve sofaların tabanları tahtadır. Evler genel olarak duvarlarla çevrili bir avlu veya bahçe içinde. Ahırı, samanlığı, bağdamı olacak şekilde yapılmıştır. Duvarları ahşap ve kerpiç geçmelidir. Ancak özellikle ana cadde ve sokaklara bakan evler bitişik nizamda yapılmış olup bahçeleri arka taraftadır. Bir iki resmî daire kârgir binadır.
Şehrin çarşı kısmı Cumhuriyet'in ilk yıllarında esnaf ve san’atkârlara göre kümelenmiş arasta şeklindedir. Hemşehrimiz M. Necati Sepetçioğlu bunu şöyle ifade etmektedir; “Gelmiş geçmiş o eski yüzyılların arasta düzeni, çarşılar halinde halâ yaşamaktaydı. Demirciler Arastası, Mazmanlar Arastası, Terziler Arastası; Leblebiciler, Yemeniciler, Bakkallar, diye üreyen sayısı bir hayli kabarık bir arastalar Uzun Çarşı'nın sağlı sollu sokaklarına serpilip yayıldıkları gibi şehrin belli başlı bölgelerinde de sokaklar oluşturmaktadır; kimine çarşı kimine arasta denilirdi ve insanlar hangi işin hangi çarşı veya arastada yapılabileceğini adından bilir, yanılmazlardı.
Uzun Çarşı
Çok partili siyasî hayata geçilen 1950'li yıllardan sonra şehirde imar faaliyetleri hız kazanmıştır. Bu yılların ortalarında Zile'de Muharrem Efendi Mezarlığı ile Hıdırlık olarak bilinen yer, imar çalışmalarında konut yeri olarak ayrıldığından mezarlık kaldırılarak yerine Hastane ve Altın Evler yapılmıştır. Kaldırılan bu mezarlık yerinin Müslüman Türkler öncesi ve sonrası Zile tarihine ışık tutacak bir mezarlık ve antik bir yer olduğu Müftü Ârif KILIÇ tarafından bahsedilmekte ve 1961 yılında Zileli aydın gençler tarafından çıkarılan ÇAĞILTI sayfalarında şöyle denmektedir.
Bu devreyi (İslâmiyet öncesi antik dönemi) aydınlatacak vesika yok denecek derecededir. Bin yılların tahribatı bütün vesikaları mahvetmiştir. Ne hikmetse her devirde tarih vesikalarına düşman gibi saldırmışlardır. Halâ da bu usul değişmiş değildir. Füzeler asrının bu tekâmülüne rağmen bu düşmanlık iptilâ halindedir.
Şimdi Muharrem Efendi Kabristanı'na birkaç bina yapılıyor. Sözde kasabamız maddî inkişaf (gelişme) yoluna girmiş bulunuyor. Manevî zararımıza gelince hadsiz hesapsızdır. Koca ovada münasip bir yer yokmuş gibi uzun asırların yadigârını öldürmüşlerdir.
Muharrem Efendi'nin
Kabri - Hicrî 910 - 1000
Fotoğraf : Necmettin ERYILMAZ
Milâttan evvelki devirlere ait Afrodit Enaitis Tapınağı’nın bulunduğu tahmin edilen yerler o mıntıkadadır. Bazı emareler de mevcuttur. Bundan başka kasabamızın eski ailelerine, âlim ve şairlerine, devlet adamlarına ait mezar kitabelerinden eser kalmamıştır. Bu kıymetli tarih vesikaları kim bilir hangi hoyrat ellerin delâletiyle hangi kaldırım veya bina temeline konmuştur.”
Ârif Hoca'nın bahsettiği yerin imara açılmasının yanlış olduğu şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Hele de bu satırları özellikle antik çağa ait eserlerle ilgili sızlanma satırlarını ÂRİF KILIÇ gibi Zile'nin sevdiği, hürmet ettiği bir Müftü'den, din âliminden okumak başka bir mutluluk.
1950'li yıllardan sonra başlayan yerin imar faaliyetleri paralelinde ilçede klâsik ahşap Zile evleri yanında, betonarme binalar yükselmeye başlamıştır. Bu binaların yüksekliği tarihî dokuyu oluşturan evleri geçmemektedir. Özellikle 1960'lı yıllardan itibaren kooperatifleşme yoluyla yapılan yerleşme yerleri şehrin Batı ve Güneybatı’sında bulunan tarım arazilerine doğru yönelmiştir.
Yunus Emre
Mah. Yunus Emre Câmîi ve Kardelen Sitesi
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 17.08.2004 Salı 18:21
Bu yeni iskan yerleri her ne kadar tarım alanlarını yok etse de, Osmanlı'nın son dönemi ile Cumhuriyet'in başlarındaki şehir dokusunun korunmasını sağlamıştır. Ancak Turhal Caddesi'nin genişletilmesi sırasında Hacı Beyazıt Câmii ve bazı eski evler yıkılmış, diğer cadde ve sokaklardaki mimarî özelliği olan bazı evler ise yanmış veya bakımsızlıktan yıkılmıştır.
Hemşehrimiz Prof. Dr. Muammer Hacıbaloğlu "Mimarî Açıdan Zile'de Yapılaşma" isimli yazısında : “Zile'de 1950'li yıllara kadar geleneksel ahşap yapı geleneğinin sürdürüldüğünü, 1950'lerden sonraki beton yapılaşmanın, merkezin aynı bölgede yoğunlaşmasına sebebiyet verdiğini, şimdiki Hükûmet Konağı'nın yerindeki parkın kaldırılmasının talihsizlik olduğunu, Kültür ve Tabiat ve Varlıkları Kanunu uygulanmasının Zile'de halkın kâbusu haline geldiğini, bürokratik engeller ve maliyet yüzünden bakım ve onarımların yapılamadığını, bu çok değerli mimarî mirasın yıkılıp yok olmaktan kurtulamayacağını” belirtmekte ve şöyle devam etmektedir;
"Bunlar ancak kamulaştırılarak restore ettirilip yeni işlevler kazandırılarak kurtarılabilir veya mimarlar bilinçlendirilip yeni konut tasarımlarında geleneksel mimarî öğelerin kullandırılması ve böylece mimarî mirasın gelecek kuşaklara ulaştırılması sağlanabilir. Türkiye'de tarihî Türk evleri ağırlıklı şehir, ilçe ve kasabalardaki yapılaşmaların bir bölümü Zile'dekine paralel olsa da Zile evlerinin mimarisi, şehirleşmesi, şehrin bulunduğu ovanın düz olması sebebiyle iki önemli farklılık gösterdiği düşünülmektedir.
Birincisi Zile'nin bugün mevcut 24 mahallesinden yaklaşık 16 - 18 mahallesi Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki mimarisini korumuştur ki bu eski Zile'nin neredeyse tamamı demektir. İkinci belirgin farklılık ise çıkmaz sokaklar ve bu sokaklara açılan evlerin yerleşme durumudur. Yukarda belirtilen ve yangınlar sonrası yeniden plânlı bir şekilde imara açılan mahallelerdekiler hariç, hemen hemen bütün sokaklarda bir veya iki çıkmaz sokak bulunmaktadır. Bu çıkmaz sokaklara açılan evlerin arka taraflarında bulunan bahçeler; cadde ve sokaklara açılan birbirine bitişik evlerin arka bahçelerinden geniş ve büyüktür.
Bahçelerde meyve ağaçlan bulunmakta ve bazılarında şehir veya kuyu suyu ile sebze dahi yetiştirilmektedir. Çıkmaz sokağa açılan evlerin sakinleri, komşular, çıkmaz sokağın verdiği avantajla bu mekânda gece gündüz bir arada, büyük bir aile gibidir. Çıkmaz sokağın çıkmazı ile çene arası sanki bir evin avlusudur. Buradaki günlük hayat bir yerde Zile kültürünün bir parçası olduğu kadar onu ortaya çıkaran bir olgudur da.
Hocam M. Necati SEPETÇİOĞLU bu çıkmaz sokakları şöyle tanımlamaktadır. “Zile'nin Kislik Mahallesi'nin Sepetçi Sokağı’nda çifte çıkmazlara sapan daracık bir üçgen alana açılan kapısıyla, halâ Selçuklu kalabilirmiş. Fakat Osmanlı'da eskimiş bir ev benim doğduğum ev idi.
Sepetçioğlu Sokağı
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 10.02.2003
Benim doğduğum evin bulunduğu sokak mahallesiyle birlikte, komşu bir iki mahalle gibi şimdi SİT alanı adı altında korumaya alınmış; son gidişimde öğrendim. Kim düşündü, kim karar verdi ise iyi bir iş yapmış. Her ne kadar eksikliği pek uzun bir geçmişe dayanmıyor ise de oradaki evler genel görünüşleri ve bir aradalığın özgünleştirdiği havasıyla bizim eski Türk yapısı evler ve sokaklar hakkında yeterince bilgi verebilecek durumdalar. Eh, bu kadarı bile, şu günlerin yenileşme uğruna taşlaşmış yapılarına karşı bir ruh sığınağı olması bakımından örneklemeye yeter de artar bile!
Özellikle 1950'li yıllardan sonra şehirdeki imar gelişmelerine paralel olarak bazı çıkmaz sokaklar, bahçeler kaldırılarak, birleştirilerek yollar açılmıştır. Ancak bu şekilde açılan sokakların iki yanına yapılan ve her ne kadar yüksekliği diğer evleri geçmese de şehrin tarihî dokusuna aykırı uygulamalardır diyebiliriz. Örnek olarak Amasya Caddesi'nden Serezli Sokağı'na açılan Vanlı Sokak gösterilebilir.
Genel olarak tarihî dokunun bir başka yönü köy, mahalle, cadde, sokak isimleridir. Sayın Ahmet Şimşirgil'in "Osmanlılar İdaresinde Zile Şehri" isimli yazısında 16. yüzyılda tespit edilebilen mahalle isimleri ile bizim "Osmanlılar Döneminde Zile" isimli araştırma yazımızda bazı mahalle (ve bazı köy) isimlerinin günümüze kadar korunduğu anlaşılmaktadır.
Mahalle isimleri 1580 Sayılı Belediye Kanunu'nun 8. maddesi uyarınca Belediye Meclisi ve Mahalli İdare Heyeti’nin kararı ve Vâli’nin tasdiki ile değiştirilir. Aynı kanunun 15/35. maddesi ve 1927 tarihli 1003 Sayılı Kanun’un 2. maddesine göre sokak isimlerinin tayininde Belediye yetkilidir.
Çay Mah.
Kolcuoğlu Sokak'ta Bir Aralık
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 18.08.2004 Çrşb. 11:39
Milliyet Gazetesi'nde Edip Emil Öymen bu konuda ; Bizde ise kentin sokak ve caddelerini yıllardır ve yıllardır isimsiz bırakıp şimdi böyle "abartmaya" başladılar. Elbette hiç yoktan iyidir. Ama bir sorun var; sokakların isimlerini zırt fırt değiştirmeye, herkesin bildiği ismi itip, beş yıl içinde kimsenin hatırlamayacağı isimleri koymaya pek meraklıyız ya! Yeni levhalardaki isimler bakalım ne zaman değişmeye başlayacak? (6 Ekim 1997)
Ülkemizde yerel yönetimler seçimlerde sık sık değiştiğinden, ilk yapılan işlerden birisi mahalle, özellikle de cadde ve sokak isimlerinin değiştirilmesidir. O beldede, farklı görüşte olan insanların yaşadığı dikkate alınmadan, isimlendirme yapılması sonucunda verilen isimler çoğunlukla benimsenmemektedir. Örnek verilecek olursa, Zileli İstasyon Caddesi'ni, Çekerek Caddesi'ni, Partal Sokağı'nı, Partal isminin Partal Hafız'dan geldiğini bilir. Kıyı Mahalle, Kışla Mahalle der ama resmiyette yoktur. Cahit ÖZTELLİ ve Müftü Ârif KILIÇ, Dürmelik Sokak'ın isminin Danişment Hükümdarı Melik Gazi'den geldiği yolunda rivayette bulunmaktadır.
Zile'de buna benzer bir isim değiştirme 6 - 7 yıl önce yapıldı. Yeni kurulan mahallelere, yeni açılan cadde ve sokaklara yörenin özelliğine göre yeni isimler verilebilir. Ancak halk dilinde yerleşmiş, tarihe mal olmuş, herkesin bildiği, kullanmakta zorlanmadığı, bilinen cadde ve sokak isimlerinin değiştirilmesinin, tarihî dokunun bozulmasına sebebiyet verdiğini düşünmekteyim.
Şeyh Ahmet Mesire Yeri/Kepez Köyü
Zile'de tarihî doku niteliğinde olan Şeyhahmet Çamlığı'ndan bahsetmeden geçemeyeceğim. 1999 yılında Zileli bir hayırsever tarafından Evliyâ’nın bulunduğu yerin çevresi kazılarak bir betonarme yapı yapılmaya başlandığı ve daha sonra gerekli izin alınmadığı anlaşıldığından inşaatın durdurulduğu, halen bu haliyle bırakıldığı, yatırın çevresinin doğal halinin yok edildiği gözlemlenmiştir. Bir hayırsever tarafından iyi niyetle bu çevre düzenlenmesinin yapılmak istendiği düşünülse bile, eski doğal halinin korunması daha iyi olurdu. Halen buranın durumu belirsizliğini korumaktadır.
Özetlemek gerekirse; Zile iki ayrı şehirden meydana gelmiştir. Kale ve etrafını çepeçevre kucaklayan tarihî dokusu büyük ölçüde korunmuş Zile ile Saraç Çayı'nın Batı Güney’indeki modern şehircilik anlayışıyla yapılaşan Zile. Kısaca yeni yerleşimler, eski doku korunarak yapılmıştır denilebilir. Yukarda belirtilen mezarlık yerinin iskana açılması ve cadde genişletmeleri dışında bütün yerel yönetim yöneticilerinin bu hususa özen gösterdiği söylenebilir. Bu sayededir ki eski Zile tarihî dokusuyla bir açık hava müzesidir.
Turhal Yolu Aile
Kabristanlığı
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 18.08.2004 Çrşb. 11:14
Kaynakça :
Ahmet Şimşirgil : Osmanlı
Döneminde Zile - Türklük Araştırmaları Dergisi, Sayı : 8, Marmara.
Ârif Kılıç : Zile Tarihi
- Çağıltı Dergileri, 1903.
Cahit Öztelli : Zileli
Şairler - 1944 Vilâyet Matbaası –Samsun.Ceyhun Atıf Kansu : Yanık Hava –
1948.
Charles Texier : Küçük Asya
– Çeviren : Ali Suat, Cilt : 3 Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı
Ank. 2002, Özkan Matbaacılık Ltd. Şti. Ank.
Edip Emil Öymen : Milliyet
Gazetesi - 6 Ekim 1997.
Evliyâ Çelebi : Seyahatnamesi
- Cilt III – IV, Hicrî 1060 yılı sadeleştiren : Tevfik Temel Kuran,
Necati Aktaş, Üç Dal Neşriyat, İst. 1986.
Mehmet Yardımcı : Yüzyıllar
Boyu Zileli Ozanlar - Ank. 1983.
Muammer Hacıbaloğlu : Mimarî
Açıdan Zile - İstanbul Zileliler Demeği 2000 Belgeseli, 2000.
Mustafa Necati Sepetçioğlu :
Zile'ye Giriş, Ulukavakta, Kışlada - Yeşilırmak Dergisi, Sayı : 1 - 4,
Mayıs 1954
Mustafa Necati Sepetçioğlu :
Dünden Bugüne, Yarına 1, 2.