ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 29 Mayıs 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLE'Lİ
ŞÂİRLERİMİZ

Derleyen : Yahya YAHYAOĞLU
Derleyen : Avni ZİLELİGİL

(ÇAĞILTI Aylık Kültür ve Sanat Dergisi'nin
Cilt 1, Sayı 1, Nisan 1961 ve Yıl II, Sayı 12, Mayıs 1962 nüshalarında yayımlandı.)


Cilt : 1, Sayı : 1, Nisan 1961, 125 Krş

            Bütün zenginlikleri göğsünde saklayan Zile'miz çok eski ve turistik bir şehirdir. Bu zenginliklerden birisi de edebiyat tarihidir. Bu uğurda değerli çalışmalarıyla gizli kalmış Zile, edebî  zenginliklerinden bir parçasını "Zile'li Şâirler" isimli eseriyle bizim de çok faydalandığımız kıymetli hocamız Cahit Öztelli'ye «Çağıltı» adına teşekkür etmeyi borç biliriz.

            Zile'nin geçmişi 17 - 18 asra dayanan edebiyatında sayısı otuzu geçen şâirleri dikkate değer. Bunları ki ozan (saz şâiri), halk şâiri ve divancı olarak belirmektedirler. Bunlardan Talibî, Fedaî, Seyyit Derviş, Ali, İsmail, Âşık Farşî, Tal'at Kamilî, Seferoğlu, Ceyhunî, Fehmi, Sezaî, Lütfî, Şeyh Hulusi gibileri başlıcalarındandır. Biz bu şahsiyetleri her sayımızda teker teker tanıtmaya çalışacağız.

TALİBÎ

            Edebî şahsiyeti : Zile'nin en eski şâirlerindendir. 1813 yılında 80 küsur yaşında ölmüş, çok eser vermiş bir şâirimizdir. Mutasavvuftur. Buna rağmen şiirlerini halk - nazım şekilleri tesiri altında yazmıştır. Şiirlerinde önceleri kuvvetli bir lirizm sezilmekte ise de hayatının son yıllarında her nedense bu akıcılık pek hissedilmemektedir. Halk edebiyatı nazım örneklerinden koşma, türkü, destan, semaîleri vardır.

            Fizikî portresi : Asrında ilmî kuvveti, yaşlılığı ile sevilen, sayılan ak sakallı âşık bir şâirdir. Kendinden sonra gelen şâirlerden bilhassa âşık Raşit, Es'at, Fedaî üzerinde tesirleri kuvvetle görülür. Rivayete göre ananevi Zile Panayırı mevsiminde İstanbul çağdaş şâirleri Zile'ye gelerek Talibî'yi ziyaret etmişlerdir. Bu arada günlerce Zile'nin meşhur kahvelerinden "Boğaz kesen"de edebî toplantı olur, şiir sohbetleri yapılırdı.

Zile Panayırı Giriş Takı'nın Elektrik Teknikeri Mehmet SEZEN Tarafından Işıklandırılması

Fotoğraf : Ressam Mehmet SEZEN

            Şiirlerden bâzı örnekler :
           
Semaîsinden:

            Sevip bir dilber-i mümtazı ben geçtim gönül geçmez
            Revişi her işi pür nazı ben geçtim gönül geçmez
            Boyu servi vücudu sîm ruhu gül yanağı gonca
            Henüz bülbül dil-i âvâzı ben geçtim gönül geçmez

            Türküsünden :

            ......... Seni sevdim anca dünyada
           
Dolandırma beni sem'a ziyade
            ........ Gördüğüm kâr bana yeter
           
Bu kadar nâr bana yeter

            Gök yer destanından :

            Yerin göğün birbiriyle bahsi var
           
Gök der ki âlemi seyran  bendedir.
            Yer derki gör bende ne var aşikâr
            Yedi iklim car köşe meydan bendedir.

            Yaş destanından :

            Yedisinde varıp mektebe okur
           
Sekizinde, dokuzunda nûr gibi balkır
            Onbirinde bülbül misali şakır
            Onikisinde görenler eyler dilek
            Onüçünde ondördünde sanki bir melek
            Onbeşinde başına su koyar felek
            Onaltısmda gayet nevcivan olur.

            Kalenderî'sinden bir beyit :

            Dilber bu derdiyle firkat bize yeter oldu.
           
Her Leyl-i nehar çevriyle mihnet yeter oldu.

            Çağıltı'nm birinci sayısında Tâlibî başlıklı yazımızdaki bazı hata ve noksanlarından dolayı sayın okuyucularımızdan özür dileriz.

            Bu sayımızda da Zileli şâirlerden Seyyid Derviş ve Ali isimli iki şahsiyeti tanıtmaya çalışacağız.


Büyük Halk Ozanı Âşık VEYSEL Bir Grup Halk Ozanı ve Radyo San'atçısı
İle Birlikte... Altta Soldan Birinci Sadık DOĞANAY

SEYYİD DERVİŞ

            18. yüzyıl başında yaşamış bir şâirdir. "Zileli Yatırlar" ve "Aşure" isimli iki manzumesinden  anlaşıldığına göre koyu bir tekke şâiridir. Zile Yatırları Destanı  dinî günlerde, mevlûtlerde halâ Zile kadın ve erkeklerinin aşk ve vecd içinde söyledikleri bir destandır. Bu destandan bâzı dörtlükler veriyoruz.

            Niçin beğenmezsin şehri Zile'yi
            Şeyh Edhem Çelebi bunda yatmaz mı?
            Velilerin hocasının  ulusu
           
Koca Kayser Sultan bunda yatmaz mı?

            Ruzu Şeb ederdi hakka niyazi;
            Yanında bir idi dağ ile yazı,
           
Veliler zümresinde kem dahi gazi
            Hüseyin Gazi Sultan bunda yatmaz mı?

            Dini İslâm için gazâ edenler
            Ruzu Şeb durmayıp ceylân ederler,
            Kâfir elinde hep helâk olanlar,
            Şehid-
i Şüheda banda yatmaz mı?

Aşure Dağıtım Töreninde Damak Zevkinin Hazzı

Şubat 2005/Zile Hükûmet Meydanı

            Aşure  ilâhisinden :

            Edelim niyazı mümin kardeşler,
            Ol mübarek aşure günleri,
            Bizimle bile olan haldaşlar,
            Ol mübarek aşure günleri

            Seyyid Derviş eydür bir nesnem  yoktur.
           
Hakkın kullarına ihsanı çoktur.
            Günah defterinde günahım çoktur.
            Ol mübarek aşure günleri.

ALİ

            Şâirin hayatı hakkında bugüne kadar maalesef güvenilir bir kaynağa rastlanmamıştır. Onun hayatı hakkında bilgi veren yegâne eser yine elimizdeki tek manzumesidir. Bu manzumeden iki dörtlük :

Zile dilberine meyil  vereli,
Aklımı başımdan yel aidi gitti.
Ayrılık firkati canıma ereli,
Dîdelerim yaşın sel aldı gitti.
Cihana geleli Ali'm gülmedi.
Aşkın ateşinden halâs olmadı,
Düşüp garip ele selâm  gelmedi;
Servi revanimi kul aldı gitti.

CEYHUNÎ

            Zile'li şâirler içerisinde en çok şöhret yapmış, muhitimin sevgisini toplamış bir şahsiyettir. Bugün dahi üstadı İç Anadolu'nun bazı illeri kendilerine mal etmek için büyük bir hevesle tenakuza düştükleri görülmektedir. Halbuki şâirin ne Tokat ne de Çorum veya Yozgatlı olduğunu tevsik eder hiç bir vesika yoktur. Ahmet Talât Bey, "Halk Şiirlerinin Şekli ve Nıev'î" isimli eserinde Çorumlu olduğunu söylemek hatasına düşmüştü. Bu cümleden olarak Sadettin Nüshet Bey de "Bektaşi Şâirleri"nde hatayı tekrarlamışsa da "Tokatlı Nuri" isimli eserinde gafletini anlamıştır. Buna benzer bir takım arzular.

Şıhali Mahallesi
Solda Sıraköprü Cad., Sağda Şair Ceyhunî Caddesi

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 17.08.2004 Salı 18:40

            Evet değerlerin sahibi çok çıkar, fakat hakikatlere gözlerimizi kapayamayız. Zira «Güneş balçıkla sıvanmaz».

            Ceyhunî 1912 Balkan Harbi sıralarında (70 - 75) yaşlarında Yozgat'a bir düğüne davetli olarak giderken Alaca'da öldü. Mezarı oradadır simdi. Asıl adı Çördük oğlu Ömer'dir. Sağlığında bazı aile geçimsizlikleri olmuş ve karısından ayrılmıştır. Olay onu pek üzmüş bu yüzden içli şiirler yazmıştır.

            Ceyhunî tam bir Bektaşi şâiri ve babasıdır. Hayatı boyunca elinden çöğürünü, kadehini, dilinden şiirini bırakmamıştır. Onun şiir ve sazdan başka işi ve sanatı yoktu. Zile'de âdet üzere «gelin çıkarma, asker uğurlama», düğünler onun için geçim kaynağıydı. Yalnız Zile değil Tokat, Çorum, Sivas ve Ankara'ya giderdi. Halk arasında onu (Baba Ceyhunî, Âşık Ceyhunî, Ceyhunî) diye anarlardı.

            Fizikî portresi : Uzun boylu, yakışıklı, uzun sakallı bir zattı. Mizacı ve durumu icabı seyahati çok severdi. İstanbul'da Veli Efendi Çayırı'nda, Semaî Kahveleri'nde, Ankara'da Saman Pazarı ve Pilavoğlu Hanı'nda, Cemalî ve Nuri isimli şâirlerin parçalarını söylerdi. Hattâ bir seyahatında devrinin İçişleri Bakanlığı'nda görevli meşhur Şâir Memduh Paşa ile tanışmış saz ve şiirlerinden çok memnun Paşa ona dört akçe ihsan etmiştir.

            Görülüyor ki Ceyhunî'nin hayatı ekseriyetle dışarıda, malûm şehirlerde geçmiştir. Belki de Ceyhunî'yi Çorum veya Tokatlı şeklinde iddialar buradan gelmektedir zannediyorum.

            Ceyhunî muhitinde bıraktığı geniş şöhret ve yetiştirdiği çırakları pek fazladır. Tokatlı Asafoğlu Cemalî. Zileli Negâni (Alibaba), İlhanî, Zileli Tahtabacak Mehmet (Mevcî) gibi daha bir çok kimseler üzerine müessir olmuş hayli çıraklar yetiştirmiştir.

            Ceyhunî Tokatlı Nuri'nin çırağı olduğunu bir koşmasında; «Ceyhunî var Nuri çıraklarından» şeklinde iftiharla söyler. Bu sebepten Nuri'yi, Emrah'ı çok sevdiği anlaşılıyor. Hattâ Nuri Samsun'da ölüm döşeğinde iken yalnız Ceyhunî vardı.

            Kendisi Bektaşi olduğu halde onu bütün halk candan severdi. Çünki Bektaşi şiirlerini sadece âyinlerde söyler, dışarıda halk ruhuna hitap eden genel şiirlerini çalar ve söylerdi. Cevhunî tasavvufla da uğraşmıştır. Tokatlı Balak Baba'ya intisap etmiş ve bıı ııev'i şiirler vermek istemişse de muvaffak olamamıştır.

            Halk Edebiyatı'nın her çeşit nazım dalında manzumeleri vardır.

KOŞMASINDAN
.

A.
Dostlar kıyam edin  kalkın ayağa,
Nezâket
tahtının şahı geliyor,
Kim büyütmüş kim götürmüş bu çağa.
Tiği  gamzeleri bağrım deliyor.

B.
Lebinin lezzeti dimağımda,
Sanki taze güldür can bağrınızda,
Bir kuzu yayılıyor oymağımızda,
Ceyhunî de koyun olmuş geliyor.

C.
İklimi Cânanın soldu gülleri,
Bağı vuslat gülüzarsız olur mu,
Hâl ehli  hallerde bu müşkülleri,
Gonca harsız bülbül zarsız olur mu?

D.
Kan karıştı Ceyhun yine seline,
Gönül arzu ediyor canan iline,
Körpe kuzum bakar kimin eline,
Kan ağlayup çağlıyayım bir zaman.

E.          Muamma
Nuri'nin çırağı olduğunu söylemesi :
Sırrı Enelhak d
iyecek kimdir,

Kanaat lokmasını yiyecek kimdir,
Melâmet hırkasın giyecek kimdir,
Ceyhunî var Nuri çıraklarından.

F.

Neden âşık oldum sen gonca güle,
Bülbül tek yolunda ömrüm geçecek,
Uzatsan gerdanın emmesem bile,
Korkarım sevdiğim yaşın küçücek.

G.
İçerdim içerdim bırakmaz idim ben,
Kimsenin hatırın yıkmaz idim ben,
Evvel meyhaneden çıkmaz idim ben,
Şimdi bir badeyi çakamaz oldum.

K.
Ehlidil olmanın  âşinâsıyız,
Kemâlet ehlinin aynasıyız,
Ceyhun'uz velâkin kum deryasmdayız,
Cuşa geldim amma çıkamaz oldum.

L.          Karısına
Ne düşmüşsün Ceyhunî'nin kastına,
Yakan geçsin zebaniler destine,
Dokuz ay yatasın bir yanın üstüne
Onbir ayda can veresin sevdiğim.

FEDÂİ
Derleyen : Avni ZİLELİGİL

            Ne yazıktır ki, içli, samimi ve kuvvetli ifadeye sahip olan şâirimiz, bir Anadolu kasabasında yetişmesi, şiirlerinin çoğunun kaybolması, gereken alâkanın gösterilmeyip, tanıtılmaması yüzünden bugünkü edebiyat tarihimizde hakkı olan yerini alamamış, bir köşede unutulduğu için de ruhu muztarip olan büyük edebî varlıklarımızdan birisidir. Tâlibî'den sonra Zile'nin en eski şâiridir. Hayatı hakkında (İstanbul Destanı'ndan başka kaynak yoktur. Bu destanda :

            Dediler mevlüdün olur nireden
            Dedim ki aslımız olan Zile'den
            Dediler (Tâlibî)  noldu oradan
            Dedim bir Fatîna  ihsan İslambol

            Dörtlüğü, açıkça Zile'li olduğunu ve zamanını anlatmış oluyor. Bu hale re Tâlibî'nin ölüm yılı olan 1813'te sağdır. Fedâi İstanbul'a yaptığı seyahatte Kumkapı'daki Sazlı Kahve'ye uğramış ve bu destanı orada söylemiştir. Çok gezer bir âşık olduğu anlaşılmaktadır. Hayatına ait bundan başka ne şifahî ve ne de yazılı bir bilgiye rastlanmamıştır.

            Koşmalarında oldukça lirizm vardır. O zamanki İstanbul'un saz şâirlerinin bir çoğunu dinlemiş olduğu anlaşılıyor. Ele geçirilen cönklerde Tâlibî'nin yanında Fedâyi de bulunur. Tâlibî'nin çırağı olması ihtimali kuvvetlidir.

            Şimdiye kadar Fedâyi'nin hayatı ve şiirleri hakkında ciddî bir tetkik maalesef yapılmamıştır. Yalnız, Şakir Ülkü Daşır on bir koşmasını neşretmiş, M. Kaya Kusurî adlı eserinde sadece isminden bahsetmiş, Sadettin Nüzhet (Bektaşi Şâirleri'nde) iki şiirini kitabına almıştır. Fedâyi'den Zileli'lerin de haberi yoktur. Halk ne ismini ne de şiirlerini tanır. Şimdilik 17 koşma, bir destan, bir ilâhisi ele geçirilmiştir. Koşmalarında tam  olarak aşkı işlemiştir. İşte :

Gönlümün ateşin keşf itsem eğer
Bu cihan baştan başedek yanar
Şimdi bir ah
etsem tâ arşa değer
İmdada benim için melekler iner.
Ciğerde alevli ateşin hicran
Gayrıdan dilemem imdadü aman
Bir
nusret verirse Hazreti Mennan
Gönlümün her dalına bülbüller konar.
Fedâyi sabır ol cevrü cefaya
Bu yolda hazır ol
cânı fedaya
Bunca  emeklerin gider hebaya
İşitir ehli dil hep seni kınar.

            Diğer bir koşmasından;

Ey saba uğrarsan gülşeni yâra
Yokla var mı benden gayri bülbülü
Selam et gülşen de hârü gülzara
İncitmesin dalda o gonca gülü.
Bahçe-i hüsnüne girmesin ağyar
Bensiz o bahçeye gelmesin bahar
Söyle bahçıvana etmesin timar
Keşf olmasın ruyi arza sümbülü
 Görmesin bir dile ol gülüstanı
 
Göstermesin gayrıya o hüsnü anı
 
Fedâyi kuldur o da sultanı
 
Budur sadakatin erkânı yolu

            Yirmi kıt'adan ibaret olan İstanhul Destanı'nda, her kıt'asında İstanbul'un meşhur yerlerini tasvir etmektedir. Bunlardan birkaç kıt'a;

Seni medhedelüm bir bir İslambol,
Olasın dillerde destan İslambol .
Yedi iklim çar kösede menendin,
Bulunmaz cihanda akran İslambol.
Sultan Ahmet Câmisi cümleden ulu,
Fatih Sultan Mehmed'in yücedir yolu,
Ne güzeldir Sultan Beyazıd'ı Veli
Şiründür Nuru
Osman İslambol.

            İlâhisinden örnekler;

Ayrılık günleri geldi yetişti
Bu derde çare bulamam gayri
Be kardaşlar bize ölüm yetişti
Ecelime derman bulaman gayri.
Anam atam gelüp başıma üştü
Yemişim bitmeden gazelim düştü
Yüklendi barhanam kerdanım göçtü
Bir dahi bu yurda
konamam gayri
Fedâyi Eydür acep böyle ne haldür?
Mevlam lütfun eyle cümlemiz güldür
Benim gideceğim bir ırak yoldur.
Bir dahi bu yoldan gelemem gayri.

Tokat Yöresi Âşıkları

İSMAİL
Derleyen : Avni ZİLELİGİL

            Zile köylerinden ise de hangi köylü olduğu ve hayatı hakkında malûmat yoktur. Saf bir köy alevi şâiridir. Neşrettiğimiz manzumesi şifahî olarak derlenmiştir. Başka bir şiirini bulamadık.

Muhammet Ali'nin güzel yolları,
Şimdi tevir tevir yol eylediler,
Ne yaman zor imiş insanın dili,
Gerçek akıllıyı deli eylediler
.
Kırmızı gül idik açılıyorduk,
Yetmiş iki dinden seçiliyorduk,

Varup eyi kötü geçiniyorduk,
Vah bunun ötesin çöl eylediler.

Kara çalı kesmeyeli üredi,
Şeytan'a uyanlar almaz muradı,
Bu yola giden kalmadı fitne türedi,
Zati rüsvaylığı yol eylediler.

Noktası yok imiş gelen Salih'in,
Sırtı yere gelsin tacı deliğin.
Yazıda yabanda çoban çoluğun,

Onu da Hak'ka yarar kul eylediler.

Der ki İsmail'in bu bir nûr idi,
Akıl fikir ermez bu bir sır idi,
Bizim bildiğimiz Ali bir idi,
Şimdi her köyde Ali eylediler.

ALİ
Derleyen : Avni ZİLELİGİL

            Hayatı hakkında malûmatımız yoktur. Yalınız Tâlibî'nin çırağı olduğu söylenmektedir. Mevcut yegâne parçası da Zileli olduğunu imâ etmektedir. Esasen bu parça Tâlibî'ye ait cönk'te bulunmuştur. 19'uncu yüzyılda yaşadığı muhakkaktır.

Zile dilberine gönül vereli,
Aklımı başımdan yel aldı gitti.

Ayrılık firkatı canıma ereli,
Dîdelerim yaşın sel aldı gitti.

Yarı cuda kaldın benden ey felek,
Bilmem huri midir, bilmesem felek.
Efendim şimdice mecliste gerek,
Hasretim bülbülün gül aldı gitti.

Yârdan ayrılalı asla gülmedim,
Gördüdüm Doğan'ı ava salmadım,
Fırsat eldeyken kadrin bilmedim.
Aldurdum yârimi el aldı gitti.

Cihana geleli Ali'm gülmedi.
Aşkın ateşinden halas olmadı,
Düşüp garip ele selâm gelmedi,
Servirevanımı kul aldı aldı gitti.

ÂRİFÎ
ÇAĞILTI AYLIK KÜLTÜR VE SANAT DERGİSİ

            Şiirlerinde ekseriya Ârif, bazan Ârifî adını kullanır. Zile'nin eski ve maruf bir ailesi olan Tekkeşin zâdelerdendir. Sofîyundan meşhur Bayezid-i Bestamî torunlarındandır. 1831 yılında   Zile'de doğmuş, 1912 yılında  ölmüştür. Şiirlerini gençlik ve ihtiyarlık devirlerine ayırmak mümkündür.  Gençlik şiirleri konu itibariyle daha serbest ve daha sadedir. Olgunluk devrinde Divan Edebiyatı tesirine daha çok kapılmıştır. Ârifî'nin biraz medrese tahsili vardır. Fakat çok seyahat etmiştir.

            Rivayete göre babasının kendisini 18 yaşında iken istemediği bir kızla evlendirmek için tazyik etmesi üzerine, Zile'yi terkederek ustası Fânî ile Anadolu'nun  birçok şehirlerini dolaşmıştır. Bu arada İstanbul'a da gitmiştir. Bu gurbet acısı aşağıdaki koşmasında da açıkça görülmektedir.

Kesildi ümüdim her bir taraftan,
Uçtu gönül kuşu gurbet ellere,
Akibet düşürür kahrile böyle,
Bir kardaş kardaşı gurbet ellere.

Felek bendesini düşürdü  zâre, Takdirimiz böyle imiş ne çare,
Daim sığınırım Settare,
Saldım garip başı gurbet ellere.

Tutarım destimde aşkın aynasın, Ciğerciğim ol aşkından kaynasın,
Eller yârim ile gülsün oynasın,
Biz dökelim yaşı gurbet ellere.

Ârif der, Zile'den işte ben gittim,
Atayı, anayı cümle terkettim,
Dost ile her muhabbeti tükettim,
Gittiğimden nâşi gurbet ellere.

REMZÎ
ŞEYH ZADE
Derleyen : Lütfi Rahmi KAYRAN

            Geçmişteki şâirlerimiz arasında şiirleri ve sanatı bakımından ayrı bir özellik taşıyan bir şâirimiz varsa o da REMZÎ'dir. REMZÎ çok ve çeşitli şiirler yazmış başarılı bir sanatkârdır. Vefatı 30 yıl evvel olduğu için REMZÎ'yi bizim çağımızdaki hemşerileri iyi tanırlar. REMZÎ Zile'de Eytam Müdürlüğü ve Belediye Reisliği yapmış, biraz içkiye düşkün ve o devrin modasına uygun temiz geyinen, hoş sohbet, nüktedan, herkes tarafından sevilip sayılan efendi bir adamdı.

            Zile'li Şâirler yazarı değerli bilgin arkadaşım Cahit Öztelli kitabının REMZÎ'ye ait kısmında şâirin yazılı eserlerini bulamadığından bahseder, keşki o zaman benim incelediğim defterler yazarın eline geçse idi, kitaba REMZÎ'ye ait daha fazla eser konulmuş olurdu. REMZÎ'nin torunu genç dostum FUAT SEZGİ'nin merhumun defterlerini bana getirmesi üzerine kendi el yazısıyle yazılmış bütün şiirlerini okudum; bunlardan bugünkü dilimizde anlaşılması nisbeten kolay olanlarını seçerek buraya aldım.

Bu âlemde ne iş tutsam beğenmezler fena derler.
Devasız dertlere düşsem buna bu dert seza derler,
Olup tesbih ile meşgul bütün terki fena etsem,
Ki, surette sofî amma esası yok riya derler.
Sukûnet âleminde inzivayı ihtiyar etsem,
Tenezzül eylemez halka yazıktır bir hava derler.
Edip ihvan ile ülfet biraz hoş merhaba etsem,
Olurlar çok fikre zahip oyun var mutlaka derler.
Asil insan budur makbul kusuru nefsinde bilmek,
Ne mümkündür beğendirmek buna ehli fena derler.

            Remzî'nin elinde ve cebinde durmadığı için para ile hiç arası yoktur ve Para ile Hasbihal adlı manzumesinin ilk mısraları;

            Bazı yerde sîm ve zer evrak nikel derya gibi,
            Bizde bir evrakı nakti âdeta kimya gibi.

der ve devam eder. Başka bir şiirinde :

            Bak kahbe felek aksine devrana bulaştı,
            Kaçtımsa da takib edip arkamdan ulaştı.

ve sonra işi daha ileri götürüp :

            Bu nasıl âlem ki kederi zevkini değmez
            Kışının zulmüne bak yaz gününün şevkini değmez,
            Bu hebaya giden ömrüm verilen rızkını değmez.

diye çatarsa da başka bir şiirinde :

            Hüda'nın emrini tuttum nehyinden içtinab ettim,
            Ulûm eyleyip talimi mahret iktisab ettim

deyip övünür.

            Bir mısrasında :

            İnsanı kâmil isen çok söyleme, az ye, az uyu.

            Ve başka bir şiirinde :

            Teşekküreyle her işte Hüda'ya daima REMZÎ,
            Tariki istikamette yürü ol maksada nail.

der ve başka bir mısrasında ise :

            Vefa ummak hamâkattır zamanın dilrübasından.

şeklinde güzel sözler eder.

            REMZÎ'nin asıl sanat değeri hiciv ve mizahî alanda yazmış olduğu şiir ve kıt'alarıdır, bunlardan en meşhuru Rüya adlı hicvidir :

Rüya

Nukudum varım emvalim,
Çekip aldın neyim kaldı,
Setirden eyledin tecrit
Libastan nim geyim kaldı.

Ne ekle bir kuru nanım,
Ne şürbe bir meyim kaldı,
Süyemden Tûl karıştan dûn,
Alırsan bir şeyim kaldı.

            Bundan başka REMZÎ'nin Zile'de dostları arasında bulunduğunu bildiğimiz, fakat daima dokunduğu bir şahıs için söylediği parça o devirde o şahıs için ne kadar yerinde söylenilmiş bir söz olması dolayısıyle özellik taşımaktadır :

            Terkedip küfrü inadı,
            İhtida etti Ziya,
            Hazreti İsa sevindi,
            Hiddet etti Mustafa.

            Yine aynı kişi için söylediği ikinci parça ise :

            Câmi'ye girdin fakat
            Kapmak için bir külah,
            Müslüman oldum diyorsun,
            Ya neden veçhin siyah?

            Bunlardan başka tanıdığı başka bir şahsın evinin kapısı yanına yaptırdığı çeşme için şâirden bir kitabe yazmasını ısrarla istemesi üzerine ayak üstü yazıp verdiği;

            Çaldın, çırptın yaptırdın bir çeşme,
            İç suyunu kişne ha kişne.

diyen iki mısrası meşhurdur.

            REMZÎ'nin birçok şiirleri arasında buraya aldığım güzel bîr koşması da şâirin bu alanda da başarılı ve değerli eser vermiş olduğuna bir misâldir.

E Y V A H
.

Bais nebir bu gazele,
Meftun oldum bir güzele,
Yalvarırım   lemyezele,
Bu nedir çare eyvah!

 

Dökülmüş cepheye perçem,
Ağu doldur ver ki içem,
Mümkün müdür ben vaz geçem?
Düşürdün şikâra eyvah!

 

Taktı boynum kemendine,
Bakmaz akan göz seline,
Bent etti zülfün teline,
Çekti beni dara eyvah!

Derdile oldum efsane,
Ne mecnunum ne divane,
Derunum döndü külhane,
Yaktı beni narâ eyvah!

 

Sarfettim yoluna varım,
Kalmadı hiç kisbi kârım,
Rahmeylemez   gülüzârım,
Tükendi pul para eyvah!

 

Dedim bir buse ihsan et,
Mahzun gönlümü şadet,
Dedi sen bana ihsan et,
O benden zampara eyvah!

            REMZÎ'nin defterlerinde birçok şiirlerinden başka, Allah'a Mektup, Mektep Destanı, Hikati Âlem, Para ile Hasbihal, Münkir ve Nekre Arzuhal, Cumhuriyet Marşı gibi uzun manzumeleri de ayrı ayrı incelemeye değer eserlerdir.

            REMZÎ 1877'de Zile'de doğmuş, medresede ve Rüştüye Mektebi'nde okumuş, hemen bütün hayatı Zile'de geçmiştir. REMZÎ, 1932'de 55 yaşında iken Zile'de vefat etmiştir.

         
 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

* ÇAĞILTI Aylık Kültür ve Sanat Dergileri'nin bu sayılarında yer alan fotoğraf ve metinlerin
her hakkı saklıdır ve Osman UĞUREL ile Fikret TARHAN'a aittir. İzinsiz çoğaltılamaz, alıntı yapılamaz,
kopyalanamaz. Aksine hareket edenler; Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'nın hükümlerine göre sorumlu olur.*

YAZDIR