ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 04 Mart 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

16. yy'dan günümüze
İZ BIRAKAN
ZİLELİ ŞAİRLER

Araştırma Özeti
Yazar : Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI
(İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü Öğretim Üyesi)
Kitap Adı : 16. yy'dan günümüze İZ BIRAKAN ZİLELİ ŞAİRLER
(mehmet.yardimci@deu.edu.tr)

Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI
http://kisi.deu.edu.tr/mehmet.yardimci/ozgecmis.html

          08 Ağustos 1945’te  Zile’de doğdu. İlk, Orta ve Yüksek  Öğrenim'ini Zile, Ankara, Tokat, Trabzon ve Malatya’da tamamladı. Yurdun çeşitli yörelerinde Edebiyat Öğretmenlikleri ve Müdürlükler'de bulundu. 1983’te Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlük Okutmanı oldu. Tokat Ziraat Fakültesi Türk Dili Okutmanı iken, 1985’te  İnönü Üniversitesi Personel Dairesi Başkanlığı'na atandı. Bu görevin yanı sıra Genel Sekreter Yardımcılığı'nı da yürüttü.

1987’de İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü'ne Öğretim Görevlisi olarak atandı. 1989’da İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde   yüksek lisans, 1997’de de Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde  Türk Halk Edebiyatı alanında doktora yaptı.

1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü’ne Yrd. Doç. Dr. olarak atandı. Halen bu görevdedir. Yazı hayatına 1962’de başlayan Yardımcı’nın 30. Sanat Yılı; Türkiye İlim ve Edebiyat Eserleri Meslek Birliği (İLESAM), İnönü Üniversitesi Rektörlüğü ve Tarla  Kültür Sanat Dergisi’nin  organizasyonunda pek çok şairin de katılımıyla  1992’de Malatya’da yapıldı.

40. sanat yılı ise Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi’nde  “Şiirle Kırk Yıl” adı altında düzenlenen bir törenle kutlandı. Türk Folkloru'na yaptığı hizmetlerinden dolayı 1990 yılı  İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü’ne lâyık görüldü.

1966’da Halkevi Hikâye Yazma Birincilik Ödülü, 1982’de M.E.B. Öğetmen Konulu Şiir Yarışması İkincilik Ödülü, 1985’te Tercüman Gazetesi Büyük Şiir Yarışması İkincilik Ödülü, yine aynı yıl  Türkülerin Hikâyesi Yazı Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1986’da Sabri Akay Şiir Yarışması ikincilik ödülü, 1988’de Yunus Emre Şiir Yarışması Birincilik Ödülü, 1993’te Anniversary Fest of Humanist Internationel Şiir Yarışması jüri özel ödülü, 1994’te İznik Şiir Yarışması Birincilik Ödülü, 1994’te TRT  Diyarbakır Radyosu Şiir Yarışması  Birincilik Ödülü ve 1995’te TBMM. 75. Yıl Ulusal Egemenlik Destan Yarışması Üçüncülük Ödülü gibi pek çok ödül kazandı.

Evli ve iki çocuk babası olan Yardımcı ulusal ve uluslararası pek çok sempozyum ve bilimsel kongrelerde 50 kadar bildiri sundu, 30 kitabı yayımlandı.

1955'te Zile - Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI Arşivi

Zile Belediyesi Kültür Yayınları - Mayıs/2004, 320 Sh.

SUNUŞ

            Bütün zenginlikleri bağrında saklayan Zile, varlığı M.Ö. 5000 yıllarına uzanan yedi bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Ninova hâkimesi Semiramis tarafından kurulan bugünkü Zile'nin yedi bin yıllık geçmişinde nice uygarlıkların izleri bulunmaktadır. Sezar'ın taşa işlettiği Veni - Vidi - Vici (Geldim - Gördüm - Yendim) kitabesinden, Romalılar devrinde doldurma olarak meydana getirilen kent ortasındaki kalesi, anfitiyatrosu, tarihin derinliklerinden yükselen kalın surları ve saat kulesi ve Maşat Höyük'teki buluntularla Anadolu'nun tapusu konumundaki tarihî kentlerden biri olan Zile Türk kültür ve sanat hayatına da önemli katkılarda bulunmuş en önemli yerleşim bölgelerinden biridir.

            16. yüzyıl Osmanlı'sının en meşhur medrese âlimlerinden Muharrem Efendi (Muallim Dede), velilerin, âlimlerin hocası diye bilinen Koca Kayser Sultan, Karaşeyh adıyla anılan Şeyh Şemseddin Sivasî hep Zile'de yetişmiş, yurda ışık saçmış simalardandır.

            Şüphesiz, daha öncesinde yetişmiş bugün adını bile bilemediğimiz nice âlim, şair, devlet adamı bu topraklardan çıkmış, fakat zamanın acımasız elinde izleri bile kaybolmuştur.


Ressam : Kemal TÜRKER

            Bu çalışmada elimizden geldiğince iz bırakan Zileli âşık ve şairleri, kısa yaşam öykü ve eserleriyle bir araya getirmeyi amaç edindik. İlk kez 1944 yılında Cahit Öztelli tarafından Zileli Şairler adıyla bir kitap yayımlanmış, Zileli 29 şairi tanıtarak Zile kültürüne çok önemli bir katkıda bulunmuştur. Biz, 1983'te yeni bulduğumuz âşıkların şiirlerini de ekleyerek Yüzyıllar Boyunca Zileli Halk Ozanları adlı bir kitap hazırlamış ve elli üç âşığa yer vermiştik.

            Bu kitapta saptadığımız yeni âşıklar yanında, son bölüme Türk Edebiyatı’nda çok önemli iz bırakan Külebi ile Zile halk kültürüne verdiği emekleri unutulmayan Fikret Tarhan'la bir iki şaire kısa yaşam öyküleri ile şiirlerinden örneklerle yer verdik. Amacımız şimdilik bu kadarıyla yetinip, ileride olanakların el verdiği ölçüde Zile'nin renkli simalarından rahmetli Ahmet Akbay, Âşık Kasım, Mehmet Ali Erdin gibi gelmiş geçmiş ve halen yaşayan Zileli tüm âşık ve şairleri geniş bir kitapta toplamaktır.

                                                                                              Saygılarımla.
                                                                             
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı

Prof. Dr. Muhan BALİ ile Gölcük/Bolu'da Göknar Ormanında

16. yÜzyıldan gÜnÜmÜze İz bırakan

zİlelİ Âşıklar ve şaİrler

                                      

            İlk adının muhterem anlamına gelen Sılay olduğu, daha sonraları Zele ve değişmelerle Zile biçimine girdiği belirtilmekte olan Zile, Anadolu'nun en eski kentlerinden biri olup, sanat dünyasına büyük âşıklar ve şairler kazandırmıştır. Şeyh Şemseddin Sivâsî adı ile ün yapan 16. yüzyılın tanınmış âlim ve şairi Şemsî, Kâmus-ı Âlam'da adı geçen Muharrem Efendi gibi âlimler bu topraklarda yetişmiştir. Zile ve yöresinde halk şiirimiz yüzyılların içinden usta çırak ilişkisi ile ses vermiş, dilimizin canlılığını koruyup, gelişmesinde büyük etken olmuş ve bu ata sanatını günümüze kopmadan uzanan bir zincir gibi getirmiştir.

            Öyle ki bu yörelerde yetişen âşıklar Anadolu'nun pek çok yöresini dolaşmış; Çorum, Yozgat, Amasya, Sivas hatta Çankırı yörelerinden çırak âşıklar edinmiş; Yozgatlı Seyhunî gibi adları anıtlaşan nice saz ustaları yetiştirmişlerdir. Köklü bir halk şiiri geleneği olan Zile'de yetişmiş halk şiiri ustaları arasında bir çok âşık bulunmaktadır. Elimizdeki örnekler bizim milletimize özgü bir geleneğin uzantısı olmakla birlikte, canlı bir geleneği koruması bakımından dikkat çekicidir.

            Anadolu'nun hiçbir ilçesinde Zile'de yetişen kadar çok sayıda âşık yetişmemiştir. Zile'de yetişen ve şiirlerinin önemli bir bölümünü su yüzüne çıkardığımız en eski âşıkların biri Âşık Hüseyin, diğeri de 1733 - 1813 yılları arasında yaşamış Âşık Tâlibî'dir. Gençliğinde kahvecilik yapmış, çevresinde çok sevilip hürmet görmüş, fakat çeşitli baskılar nedeniyle sıkıntılı günler geçirmiş bir âşıktır.

            "Tâlibî'yim kurtulmadan çileden
             
Mültezimler öşür alır kileden
             
En doğrusu kaçmak İmiş Zile'den
              Hiç gelmemek nûrun âlâ nûr imiş
"
diyen Tâlibî'nin mezar taşında;

            "Ben garip başım garip
              Sılada eşim garip
              Ölsem mezara girsem
              Mezarda taşım garip
" dizeleri okunmaktadır.

            "Ben de şâd isterim yine gam gelür
              Yaram yürektedir kimden em gelür
              Gelen günüm geçen günden kem gelür
              Bir gün şâd olup da güle mi bildim
" diyen
Tâlibî; Fedaî, Raşit, Âli ve Esat gibi âşıklara ustalık etmiş, Fedaî gibi ünlü bir âşığı yetiştirmiştir.

            "Cennette mekân dört köşedir
             
Dört yerde yanan şişedir
              İyiliğin can başadır
             
Derdime dermana geldim"
biçiminde yumuşak, rahat ve özlü söyleyişleri olan Âşık Gülam Haydar da Zileli Âşıklar zincirinin önemli halkalarından biridir.

            "Ol Allah 'ı zikredelim
              Gel Ali 'ye şükredelim
             
Muhammed'i fikredelim
           
Cemâlinden ayırmasın"
diyen ve 1854 - 1914 yılları arasında yaşamış Bektaşi bir âşık olan
Fikrî ile 1865 - 1935 yılları arasında Zile'nin Şıh Köyü'nde yaşamış, çevrede ermişliğine ve kerametlerine inanılıp hakkında pek çok menkıbeler anlatılan Sırrı Baba,

            "Cânânım aşkından kalan intizar
             
Ciğerim yanar dillerim sızlar
              Sevdiğim sohbetin kalsın yadigâr
             
Ne çâre ayrılık zamanı geldi"
biçimindeki şiirleri ile anılan âşıklardandır.

            Şiirleri mahlas karışıklı nedeniyle Malatyalı Sadık Baba'nın şiirleriyle karıştığı bilinen,

            "Her akşam her sabah yalvarır idim
            
 Gül yüzlü efendim sen eyle yardım
              Küllü kusurumla huzura geldim
             
Gel ağlatma güldür insan içinde
" gibi olgun şiirleri olan 19. yüzyıl Zile'nin güçlü âşıklarından
Sadık da üzerinde durulması gereken önemli saz ve söz ustalarındandır.

Eskişehir/Mihalıçcık - Yunus Emre Türbesi

            Kimi araştırmacılar tarafından kadın olduğu ileri sürülen, hayatı üzerine fazla bilgi edinilemeyen, fakat Cemalettin Çelebi döneminde yaşamış, ve onun hizmetinde bulunmuş olduğu belirlenen,

          "Talip isen bu manayı ver derler
            Veremezden sana âmâ kör derler
" biçimindeki söyleyişleri ile
Kâtibî, Zile'nin Karayün köyünden olup,

          "Yürüyen duvara dur dedi durdu
              Darı çec üstünde namazın kıldı
              Kara taşı hamur etti yoğurdu
              Kerameti belli ere merhaba
" biçiminde akıcı şiirleri bulunan Âşık İbrahim ve

            "Mümin ol tasdik et nesli hünkârı
              Evlâdı Muhammet hem yadigârı
              Bilmekse maksudun iş bu esrarı
              Azdırma yolunu Kur'âna gel gel
" biçimindeki söyleyişleri ile tanınan Zile'nin Aköz Köyü'nden
Âşık Sıtkı 19. yüzyıl Zileli âşıkların söz edilmeğe değer görülenlerdendir.

            Zileli âşıklar içinde Türk Halk Şiiri’ne en kalıcı mührünü vuran Ceyhunî'dir. Asıl adı Çördükoğlu Ömer olan Ceyhunî, 1832'de Zile'nin Çıkrıkçı Mahallesi'nde doğmuştur. O Ceyhun Baba adı ile ün yapmış bir âşık olup Erzurumlu Emrah'ın çırağıdır. Ceyhunî pek çok âşık yetiştirmiş Cesurî, Cemalî, Mevcî, Nâgâmî, Arap Hicrî, İlhamî, Şermî gibi Zileli âşıkların yanı sıra komşu illerde Sivaslı Pesendî ve Yozgatlı Seyhunî'ye ustalık etmiş, döneminde bir ekol olmuştur.

            "Kadir mevlam hikmetinden sorulmaz
              Kimi kullarını azız eyledin
              Kiminin sözleri zehirden acı
              Kimini çekerden leziz eyledin

              Kimine ad verdin ettin süvari
              Kimine vermedin topal himârı
              Kimine çok verdin gamı efkârı
              Kimini pirinçten temiz eyledin
" biçimindeki söyleyişlerle adı belleklerden silinmemektedir.

            "Felek senden kime feryad edeyim
              Bir cahil yare düşürdün beni
              Başım alıp ne diyâre gideyim
              Dost içinde ara düşürdün beni
" diyen ve 1861'de vefat ettiği bilinen Zileli Hacı Eşbaşoğulları'ndan
Kâmilî, usta âşıklığı yanı sıra, iyi bir hattat olarak da isim yapmıştır.

            "Fani idim sayrı îdim
              Ben yarimden ayrı idim
              Âşıklardan gayrı idim
              Gayrılardan kemal olmaz
" gibi deyişleri olan 19. yüzyıl Zileli âşıklardan
Âşık Fânî'yi, Arifî gibi iyi bir saz ustası, söz ustası yetiştirmiş olmasından dolayı şükranla anmak gerekir. Zile'nin eski ailelerinden Tekkeşinzâde'lerden Arifî de 1831 - 1912 yılları arasında yaşamış, Zile'de yetişen âşıklar zincirinin en önemli halkalarından biridir.

            "Arif der Zile'den işte ben gittim
              Atayı anayı cümle terk ettim
              Dost ile her muhabbeti tükettim
              Gittiğimden naşı gurbet ellere
" deyişinden de anlaşıldığı gibi küçük yaşta gurbete gitmiş, fakat daha sonra dönerek Zile'de vefat etmiştir. Arifî'nin yakın arkadaşı olarak bilinen
Âşık Talat da,

            "Talat 'ı perişan eyleyen dilber
              Dilerim Mevlâ'dan perişan olsun
              Beni koyup gurbet ele gidersen
              Yolunun üstü boz duman olsun
" biçiminde söyleyişleri ile sevdadan yana başı dertte olanlardandır.


Bekir ALTINDAL, Âşık Ali KURT ve Oğlu Murtaza Haydar

            "Meyletme dünyanın yoktur vefası
              Daima ziyandır olmaz sefası
              Bir gün fânî olur cümle eşyası
              Cihanın sırrını sübhan'da buldum
" gibi özlü ve olgun söyleyişleri olan 1850 - 1915 yılları arasında yaşamış
Dabak Hürremî;

            "Kâmil boşuna göz yaşın döker
              Feleğe kahredip başım büker
              Olur olmazların kahrını çeker
              Gönül sana yazık örselenirsin
" diyen Palanlıoğullarından
Kâmil, 1870 - 1915 yıllarında yaşayıp, iyi bir medrese öğrenimi gören ve aynı zamanda iyi bir hattat olan Rıfat, Huzurhocalarından olup Zile'de yetişen sayılı âlimlerden, 1851 yılında sağ olduğu bilinen Ahmet Hürremî, doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte bir şiirinin altında geçen tarihten 1903 yılında sağ olduğu bilinen Hulûsî, çok kültürlü bir kişi olan ve 1859 - 1927 yılları arasında yaşayıp hem divan, hem halk edebiyatı alanında ürünler veren Lütfî ve

            "Bir kişi ne kadar okumuş olsa
              Gönderdiği nâmesinden bellidir
              İsterse âlemin sırrını bilse
              Kişizade söğmesinden bellidir
" diyen
Nevcî adı ile ün yapmış Tahtabacak Mehmet, Zile ve yöresinde gönüllerden, belleklerden adı ve izi silinmeyen söz ustası, saz ustası yürek adamları olup köklü bir âşıklık geleneğinin büyük ustalarıdır.

            Bugün Tokat'a, eskiden Zile'ye, bağlı Artovan'ın Tuzla Köyü'nde 1870'te dünyaya gelen ve hayatının büyük bir bölümünü Zile köylerinde geçirip, 1933’te Tokat'ın Fecirgen Köyü'nde vefat eden Zefil Necmî de bu yörede sazına ses veren unutulmayan âşıklardandır. Eserleri tarafımızdan bir kitap haline getirilmekte olan Necmî,

            "Zefil Necmî dünya bana dar oldu
              Mâsivâ elinden işim zor oldu
              Feryâd u figânım âh ü zar oldu
              Saz oldu vücudum tel ne ilâzım
" biçimindeki söyleyişi ile ustalığını, şiirde ne kadar özlü bir söyleyişe erdiğini bir kaç dizede ortaya koyabilmektedir.

Belediye Başkanı Zile Âşıklarıyla Kiraz Festivali'nde

            Yine mülkî taksimattan önce Zile'ye bağlı Artova'nın Bayazit Köyü'nde 1843 - 1919 yılları arasında yaşamış,

            "Yaramız mahlûkun yeri cehennem
              İmâm ikrarı bilen az kaldı
              Arifin kelamı doğrudur her dem
              Doğrusun söylesen alan az kaldı
" biçiminde söyleyişleri olan
Demânî Baba da adından söz edilmesi gereken usta âşıklardandır. 1882 - 1942 yılları arasında Zile'nin Çiftlik Köyü'nde yaşayıp Sırrı Baha'dan nasip olmuş onun yanında yetişmiş ve

            "Pazarlık eylersen ustayla eyle
              Dükkânı boş çürük hanı ne eylersin
              Eylersen iyinin methini eyle
              Çerçinin sattığı neylersin
" biçiminde olgun söyleyişleri olan bir âşığımız da
Nurettin Seyfî'dir. Halen hayatta olmayan son dönem âşıklarından,

            "Ey felek çarhında çevirdin beni
              Yıkılmaz kale iken devirdin beni
              Çileli dünyaya getirdin beni
              Görüşürüm elbet mahşer gününde
" diyen
Tayip, 1917'de Damıdere Köyü'nde dünyaya gelip, 1952'de yaşamını yitiren Sefil Sadık, 1922 - 1976 yıllarında yoksul bir hayat süren Âşık İskânî, 1932 - 1979 yılları arsında yaşayan Sefi Ednâ'nın çırağı Remzânî de 18. yüzyıldan günümüze Zileli âşıklar zincirinin birer halkasını teşkil eden âşıklardandır.

            "İsmim Âşık Sadık dedem Kemterî
              Er olanlar sever böyle erleri
              Bulamadım sizin gibi bir yâri
              Merhaba sevdiğim safa geldiniz
" diyen Kemterî'nin torunu
Sadık Doğanay radyolardan mahallî sanatçı olarak adını bildiğimiz ve bazı deyişlerinin çeşitli sanatçılar tarafından radyo ve televizyona sıkça söylendiği önemli âşıklarından biridir.

            1933 - 1979 yılları arasında yaşayan Sadık Doğanay doğuştan iki gözü de görmeyen bir âşık olup, saz ve keman çalabilen ve can gözü ile görüp, gönüllere girebilen Zile'de yetişen âşıkların son ustalarındandır. Asıl adı Nuri Özcan olup, 1925 - 1983 yılları arasında yaşayan Gülâmî de,

            "Felek bana etmediğin ne kaldı
              Neyine merhaba neyine selâm
              Aldatıp da ütmediğin ne kaldı
              Neyine merhaba neyine selâm
" gibi deyişleri eserleri ile bâki kalan bu yöredeki saz ustaları kervanının bir halkasını oluşturan seslerdendir. Yüzlerce usta malı şiirleri, eski âşıkların deyişlerini ezbere söyleyebilen ve seksen yaşında ailesiyle yerleştiği İzmir'de vefat eden, Zile ve yöresinde Âşık Kasım, Çakır Kasım gibi adlarla anılan Kasım Özfalay :

            "Sefil Kasım hangi duvar taşısın
              Bükülmüş belin hem de yaşlısın
              Yaşadığın ömründe de suçlusun
              Affetmek kırar mı şanım felek
" biçimindeki söyleyişleriyle ve bir destanı'nda,

            "Çarşısı pazarı bahçe bağ gibi
              Zümrütten bezenmiş yeşil ağ gibi
              Her taraf mis kokar gülden yağ gibi
              Görmeyince olmaz güzel Zile'yi
" diyen, birkaç yıl önce 75 yaşlarında yitirdiğimiz
Abdullah Şankaynağı belleklerde kalanlardandır.

            Araştırmalarımız sırasında Zile'de yetişmiş yüzlerce âşık arasında kadın âşıklara, âşık bacılara da rastladık. Bunlardan 1890 - 1953 yıllan arasında Zile'nin Alayurt köyünden,

            "Bülbüller ötüşür sesleri göyük
              Elleri koynunda boynumuz, buruk
              Ne kadar öğersen hepsine lâyık
              Nazlı yâri gamlı gördüm düşümde
" biçimindeki söyleyişi ile dikkâti çeken
Zikriye Bacı ile üzerinde durulması gereken âşıklardan olup, doğum tarihi bilinmemekle beraber, 1936'da vefat ettiği bilinen Büryan Ana da Zile'nin Palanlı Köyü'nde ermişliğine inanılarak,


Hocamız Kitaplığı Önünde Araştırma Yaparken.

            "Ey Büryan bize yolculuk düştü
              Lokmalar haloldu çiğlerde pişti
              Yetmiş iki millet isteği seçti
              Gelin helallaşak ben gider oldum
" gibi şiirler ezbere söylenip hakkında çeşitli menkıbeler anlatılan âşık bacılarındandır.

            Buraya kadar halen hayatta olmayan ve eserlerini elde edebildiğimiz Zileli âşıklardan söz ettik. Bunların dışında Zile'de yetişmiş 18. yüzyıldan günümüze Zileli âşıklar zincirinde eserlerini bulamadığımız, ama varlıklarını bildiğimiz Agâhî, Memüğün Hüseyin, Âşık Saftı, Çubukçu Salih Baba, Yiğit, Sarı Derviş, Gurap Ali gibi âşıkların olduğunu da hatırlatmadan geçemeyeceğiz.

            "Diri baş dirliğini bulur" derler. Bu nedenle hayatta olmayan âşıkların eserlerinin öncelikle su yüzüne çıkarılması gerektiği görüşü yaygın olarak söylenmekle birlikte, "Gürgenden kaşık, zenginden âşık olmaz" diyen Zefil Necmî’nin de işaret ettiği gibi bizim âşıklarımız fakir insanlardır. Seslerini duyurma olanakları günümüzde de oldukça kısıtlıdır. Bu nedenle araştırmacılara bir işaret olması açısından halen Zile ve yöresinde sazına ses verip yaşayan âşıklarımızı da belirteceğiz. Âşıklığın okulu yoktur, sevdası vardır bu yörede.

            Yıllardır gelmiş geçmiş Zileli âşıkları araştırırken bu sevdanın derinliğini yakından duyduk, ustalık geleneğinin en güzel örneklerini yakından gördük. Dinleyenlere söylediği içli deyişleri ve usta mızrabı ile iç geçirten güçlü âşıklarımızdan biri de Söylerî'dir. Söylerî; atışmaları, muammaları, lebdeğmezdeki ustalığı ve sazındaki ahengi ile çevrede en usta âşıklardan biri olarak bilinir.

Halk Ozanımız Kadir AKALAN

Kaynarî (Gaynarî)

            "Kaynârî'yi etti deli
              Çatık kaşı ince beli
              Aşkın için sarı teli
              Sazındaki tel olmaz mı
" diyen
Kaynarî de bu yörede halen coşkun akan bir sel gibi çağlayıp durmaktadır. Zile'nin usta âşıklarından Alîm, Kul Ali mahlâsını kullanan Ali Söyleyen, Yıldırım Hikmetî mahlâsını kullanan Ali Demircan, İskânî' nin oğlu Ali Tokgöz ve

            "Gafillerin meclisine varırsan
              Aklı ermez gözü görmez konuşur
              Bâtın ilminden haberi olmayan
              Ağma kördür gözü görmez konuşur
" diyen
Ali Bayar bu yöredeki Ali adlı günümüz âşıklarındandır.

Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI/Münih - 28/30.01.2005

1. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi

            "Gurbet elde bilmedik iş olur
              Etin sever nice vahşî kuş olur
              Ahu gözde incelenmiş yaş olur
              Eylen canan eylen gitme dön geri

              Turnam gel seninle haberleşelim
              Gelip görmemek var helallaşalım
              İstersen beraber dağlar aşalım
              Eylen canan eylen gitme dön geri
" biçiminde ustaca söyleşin zirvesine ulaşmış, 75 yaşını çoktan aşmış
Âşık Lütfî Gerçek. 18. yy'dan beri süre gelen âşıklar zincirinin güçlü halkalarındandır. Bu yörede yaşayan,

            "Cahil ile yoldaş olma ey kardeş
              Cahil masum başa belâ getirir
              Cahil kişilerle olmayın sırdaş
              Bir gün sırlarını dile getirir
" diyen
Gariban Tabşırmalı Şükrü Carus da olgun bir söyleyişe sahiptir.

            "İlim bir mürşîddir kendin bilene
              Bu sözlerden hisse kapıp alana
              Sadığın sözünde yoktur yalan ha
              Alan alır almayana ne fayda
" diyen 75 yaşındaki Sadık Kaygısuz'Ia,

            "Ey âşık Abdullah niçin kızarsın
              Sen de bu dünyada niçin gezersin
              Bugün canlı isen yarın mezarsın
              Ebedî mekânın toprak değil mi
" diyen
Abdullah Tipi bu yolda epey emek vermiş Zileli âşıklardandır. Kemterî'nin torunu âşık Hüseyin Sezer de

            "Al sazını çık seyrana
              Serin meydanda meydanda
" gibi rahat söyleyişi ile soydan gelen sanatkârlığını ustaca sürdürenlerdendir.

Tokat Yöresi Âşıkları

            "Kalktı gönül kuşu seyrân eyledi
              Ne yapsın konmaya dal bulamazsa
              Aşık maşukuna elbet yalvarır
              Derdini dökecek hâl bulamazsa
" gibi söyleyişleriyle ustalığını belgeleyen
Dursun Günel,

            "Çok çalıştım bilemedim derdinden
              Ayrı kaldım vatanımdan yurdumdan
              Pare pare olsam korkmam ölümden
              Sarayımda baykuş sesi var benim
" sözleri ile Biçâre Musa mahlâslı
Musa Taş, Bâkîri mahlâslı Eyüp Gülsen,

            "Baharını sevdim gelen yaz ile
              Düğününü yaptım elde saz ile
              Ben büyüttüm ben besledim naz ile
              Geldi de elimden el aldı gitti
" diyen Kemal Doğanay, Âşık Bayram mahlâslı
Bayram Sarıoğlu,

            "Hakiroğlu kurtarsınlar çileden
              Palanlıya yol uğratın Zile'den
              Bir su için Çivi Köyü’n gölünden
              Orada da mekân tutun turnalar
" diyen Hakiroğlu mahlâslı Cemal Demircili,

            "Gelen göçe dünya denen bu handan
              Kimisi usanmış şu tatlı candan
              Biçâre Köroğlu göçerde burdan
              Kimi mezar kazar kimi taş dizer
" diye gerçekçi bir söyleyişi olan Biçare mahlaslı
Murat Göral'la,

            "İlim bir deryadır boğulma sakın
              Gerçekler yolunda bir nişan takın
              Çekersin katarı menzilin yakın
              Çay menzile yetiremez ol seni
" diyen Deli Cemal mahlaslı
Cemal Çelebi halen Zile ve çevre köylerinde doğup yetişen sazı ile sözü ile Türk Halk Şiiri geleneğinin Zile'deki usta temsilcileri olarak yaşamaktadırlar. Zile ve köylerinde halk şiiri sevgisi o düzeye ulaşmıştır ki halen aynı köyde yetişmiş birkaç âşık bir arada sazlarına ustaca ses verebilmektedirler.

            İşte Zile'nin Karşıpınar Köyü'nden;

            "İbrahim der ya Rab gönlüm hoş eyle
              Ya bana sabır ver bağrım taş eyle
              Ya bir çift kanat ver beni kuş eyle
              Yetişeyim dost bağında talan var
" diyen usta âşık İbrahim Dilek;

            "Âşık Cemal kusur bulma huyuna
              Kurban olam kaşlarının yayına
              Benim için uğra dostun köyüne
              O yârdan bir haber sor seher yeli
" gibi yumuşak bir söyleyişi olan
Cuma Bektaş;

            "Bir garip âşığım yanıktır özüm
              Kahbe felek sana değdi mi sözüm
              Dertli dertli çalsın bu garip sazım
              Söyle benimle derdin ne felek
" diyen
Hıdır Bektaş ve

            "Mustafa'm der bitirken sözümü
              Dertlerime ortak atim sazımı
              Doya doya seyredeyim yüzünü
              Yüzünden peçeyi kaldır sevdiğim
" gibi rahat bir söyleyişi olan
Mustafa Sağlam aynı köyden ses veren günümüzün genç âşıklarındandır. Ferruzî mahlâslı Feramuz Yünal ile,

Ferruzî Bir Gecede Sazıyla Söylerken

Âşık Feramuz YÜNAL

            "Dik konuşma dostuma anana karşı
              Sana bu hayatı veren anadır
" diyen
Mehmet Coşkun sözü edilmesi gereken âşıklardan olup,

            "Eminî'yim gerçeklerin övgüsü
              Birlik beraberlik insan sevgisi
              Dillerinde özgürlüğün türküsü
              Telleriyle Cumhuriyet kurdular
" gibi coşkun söyleyişleri olan
Emin Düştü ve

            "Sevini sevini emendim geldim
              Beni arkan sıra bıktırma dilber
              Gece gündüz hayaline ben yeldim
              Beni arkan sıra bıktırma dilber
" diyen Kul Aşur mahlâslı
Aşur Koçak halen bu yörede yaşayan ve eserlerini kitap halinde toplamış âşıklarımızdandır. 16. yüzyıldan günümüze uzanan Zileli âşıklar zincirinin son halkalarından biri de ünlü âşık Kul Semâî'nin eşi Nevruz Bacı'dır.

            Şüphesiz evveliyatı olmakla birlikte bizim 16. yüzyıldan itibaren konu edindiğimiz Zile ve yöresindeki halk şiiri geleneğinin bu canlılığını daha da korumasını temenni ederken bu âşıkların sosyal güvenceye alınıp, sanatlarını daha iyi icra edebilme imkânlarına kavuşmalarının gerektiğini de belirtmek isterim. Elimizde kimi âşıkların pek çok şiiri bulunmasına karşın hepsini koymadık. Bir antoloji kapsamında olabilecek kadarını koymakla yetindik.

Yrd. Doç. Dr.
Mehmet YARDIMCI

SEVDALI ZİLE'M

Bu şiir, geleneksel Zile Kiraz Festivali'nde ödül kazanmış olup, Zile'nin 03 Temmuz 2002 tarih
ve 246 sayılı ÖZHABER Haftalık Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
ÂŞIKOĞLU NECATİ AKYUNAK
(14.07.1933 - 01.04.2003)

Diyar diyar gezdim, hiç eşin yoktur
Şu dünyada bil ki, sevenin çoktur
Senden ayrı kalmak bana zulümdür
Sen benim derdime merhemsin Zile'm.

Güllü bahçelerde öter bülbüller
Yazın müjdecisi beyaz
sümbüller
Sevda çeken bağrı
yanık gönüller
Âşıklar diyârı sevdalı Zile'm.

Yaz gelince başlar kiraz seyiri
Sonbaharda olur gezir seyiri
Sanatkârı çoktur, meşhurdur pîri
Sen benim
derdime merhemsin Zile'm.

Zillerle süslenir üzüm merkebi
Patentindir senin
pekmez, leblebi
Her camiden gelir ezan sesleri
Sen benim derdime merhemsin Zile'm.

Ulu Cami sanki senin mühürün
Bedesten Camisi asırlık gülün
Açılacak elbet Alaca yolun
Camilerin çoktur şipşirin Zile'm.

Yaz bahar gelince yemyeşil bağlar
Derin derelerde suların çağlar
Asker yolu bekler, vefalı kızlar
Âşıklar diyârı sevdalı Zile'm.

Ayağında beyaz güllü çoraplar
Bağlarında döner sulu dolaplar
Güzellerin bağlar renkli eşarplar
Sen benim derdime merhemsin Zile'm.

Yâri görüp dinle, kalp atışını
Çoktur güzelleri, esmer sarışını
Kaleden seyrettim gün batışını
Âşıklar diyârı sevdalı Zile'm.

Âşıkoğlu da der sevdan hiç bitmez
Deveci Dağı'nın dumanı gitmez
Bir asır yaşasan tanımak yetmez
Âşıklar diyârı sevdalı Zile'm.

ZİLELİ ÂŞIKLAR VE ŞAİRLER

Ahmet Divriklioğlu
Ahmet Hurremî
Ali
Ârifî
Asım Ozan (Kara Asım)
Âşık Aydın Ali (Ali Söyleyen)
Âşık Fânî
Âşık Fedai
Âşık Kul Aşur
Âşık Mümin
Âşık Otman (Hüseyin Gündoğdu)
Büryan Ana (Ayşe)
Cahit Külebi (Mahmut Cahit Erencan)
Cemal Çelebi (Deli Cemal)
Ceyhunî (Çördükoğlu Ömer)
Çakerî (Mehmet Çaker)
Dabak Hürremî (Mahmut)
Emin Düştü
Fakir Köroğlu (Murat Gönel)
Fehmi
Ferruzî (Feramuz Yünal)
Fevzî
Fikret Tarhan
Fikri (Ahmet)
Gulam Haydar (Dursun Kâhya)
Hamdi
Haydar Güpür
Hubbî
Hulusi
Hulusî (Şeyh Hulusi)
Hüseyin (Kul Hüseyin)
Hüseyin Ceylan
İbrahim
İskânî
İsmail
Kâmil (Halil)
Kâmilî
Kâtibî
Kaynarî (Kadir Akalan)

Kemterî (Yusuf)
Kul Yusuf
Lütfî (Hacı Veli)
Lütfi Gerçek
Mehmet Tayyip Serimer
Mehmet Yardımcı
Mevcî (Mehmet)
Nevruz Bacı
Nurettin Seyfî (Ali Verem)
Nuri Gulâmî (Nuri Özcan)
Rahmi Dönmez
Raşid
Recaî (Mehmet Ataolur)
Remzanî (Sadık Oytun)
Remzî
Rıfat
Rıza Hasgül
Sabri
Sabri Ünal Erkol
Sadık
Sadık Doğanay
Sadık Karadağ
Seferoğlu (Mustafa)
Sefil Ednâ (Abuzer Doğanay)
Seyid Derviş
Sezaî
Sırrı Baba (Hüseyin)
Sıtkı (Hasan)
Sofoğlu
Söylerî (Salih Yıldız)
Sûzî (Ali Özkan)
Şemsî (Şemseddin Ahmet)
Şermî (Ali)
Talat
Talibî
Vâsıf (Ömer)
Zefil Necmi (Mehmet)
Zikriye (Cemile)
 

                       
 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR