|
16. yy'dan günümüze |
|
Araştırma Özeti
Yazar :
Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI
(İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca
Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü Öğretim Üyesi)
Kitap Adı :
16. yy'dan günümüze
İZ BIRAKAN
ZİLELİ ŞAİRLER
(mehmet.yardimci@deu.edu.tr)
Yrd.
Doç.
Dr. Mehmet YARDIMCI
08 Ağustos 1945’te Zile’de doğdu. İlk, Orta ve Yüksek Öğrenim'ini Zile, Ankara, Tokat, Trabzon ve Malatya’da tamamladı. Yurdun çeşitli yörelerinde Edebiyat Öğretmenlikleri ve Müdürlükler'de bulundu. 1983’te Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlük Okutmanı oldu. Tokat Ziraat Fakültesi Türk Dili Okutmanı iken, 1985’te İnönü Üniversitesi Personel Dairesi Başkanlığı'na atandı. Bu görevin yanı sıra Genel Sekreter Yardımcılığı'nı da yürüttü. 1987’de İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü'ne Öğretim Görevlisi olarak atandı. 1989’da İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans, 1997’de de Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Türk Halk Edebiyatı alanında doktora yaptı.
40. sanat yılı ise Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi’nde “Şiirle Kırk Yıl” adı altında düzenlenen bir törenle kutlandı. Türk Folkloru'na yaptığı hizmetlerinden dolayı 1990 yılı İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü’ne lâyık görüldü. 1966’da Halkevi Hikâye Yazma Birincilik Ödülü, 1982’de M.E.B. Öğetmen Konulu Şiir Yarışması İkincilik Ödülü, 1985’te Tercüman Gazetesi Büyük Şiir Yarışması İkincilik Ödülü, yine aynı yıl Türkülerin Hikâyesi Yazı Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1986’da Sabri Akay Şiir Yarışması ikincilik ödülü, 1988’de Yunus Emre Şiir Yarışması Birincilik Ödülü, 1993’te Anniversary Fest of Humanist Internationel Şiir Yarışması jüri özel ödülü, 1994’te İznik Şiir Yarışması Birincilik Ödülü, 1994’te TRT Diyarbakır Radyosu Şiir Yarışması Birincilik Ödülü ve 1995’te TBMM. 75. Yıl Ulusal Egemenlik Destan Yarışması Üçüncülük Ödülü gibi pek çok ödül kazandı. Evli ve iki çocuk babası olan Yardımcı ulusal ve uluslararası pek çok sempozyum ve bilimsel kongrelerde 50 kadar bildiri sundu, 30 kitabı yayımlandı. |
1955'te Zile - Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI Arşivi
Zile Belediyesi Kültür Yayınları - Mayıs/2004, 320 Sh.
SUNUŞ
Bütün zenginlikleri bağrında saklayan Zile, varlığı M.Ö. 5000 yıllarına uzanan yedi bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Ninova hâkimesi Semiramis tarafından kurulan bugünkü Zile'nin yedi bin yıllık geçmişinde nice uygarlıkların izleri bulunmaktadır. Sezar'ın taşa işlettiği Veni - Vidi - Vici (Geldim - Gördüm - Yendim) kitabesinden, Romalılar devrinde doldurma olarak meydana getirilen kent ortasındaki kalesi, anfitiyatrosu, tarihin derinliklerinden yükselen kalın surları ve saat kulesi ve Maşat Höyük'teki buluntularla Anadolu'nun tapusu konumundaki tarihî kentlerden biri olan Zile Türk kültür ve sanat hayatına da önemli katkılarda bulunmuş en önemli yerleşim bölgelerinden biridir.
16. yüzyıl Osmanlı'sının en meşhur medrese âlimlerinden Muharrem Efendi (Muallim Dede), velilerin, âlimlerin hocası diye bilinen Koca Kayser Sultan, Karaşeyh adıyla anılan Şeyh Şemseddin Sivasî hep Zile'de yetişmiş, yurda ışık saçmış simalardandır.
Şüphesiz, daha öncesinde yetişmiş bugün adını bile bilemediğimiz nice âlim, şair, devlet adamı bu topraklardan çıkmış, fakat zamanın acımasız elinde izleri bile kaybolmuştur.
Ressam : Kemal TÜRKER
Bu çalışmada elimizden geldiğince iz bırakan Zileli âşık ve şairleri, kısa yaşam öykü ve eserleriyle bir araya getirmeyi amaç edindik. İlk kez 1944 yılında Cahit Öztelli tarafından Zileli Şairler adıyla bir kitap yayımlanmış, Zileli 29 şairi tanıtarak Zile kültürüne çok önemli bir katkıda bulunmuştur. Biz, 1983'te yeni bulduğumuz âşıkların şiirlerini de ekleyerek Yüzyıllar Boyunca Zileli Halk Ozanları adlı bir kitap hazırlamış ve elli üç âşığa yer vermiştik.
Bu kitapta saptadığımız yeni âşıklar yanında, son bölüme Türk Edebiyatı’nda çok önemli iz bırakan Külebi ile Zile halk kültürüne verdiği emekleri unutulmayan Fikret Tarhan'la bir iki şaire kısa yaşam öyküleri ile şiirlerinden örneklerle yer verdik. Amacımız şimdilik bu kadarıyla yetinip, ileride olanakların el verdiği ölçüde Zile'nin renkli simalarından rahmetli Ahmet Akbay, Âşık Kasım, Mehmet Ali Erdin gibi gelmiş geçmiş ve halen yaşayan Zileli tüm âşık ve şairleri geniş bir kitapta toplamaktır.
Saygılarımla.
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı
Prof. Dr. Muhan BALİ ile Gölcük/Bolu'da Göknar Ormanında
16. yÜzyıldan gÜnÜmÜze İz bırakan
zİlelİ Âşıklar ve şaİrler
İlk adının muhterem anlamına gelen Sılay olduğu, daha sonraları Zele ve değişmelerle Zile biçimine girdiği belirtilmekte olan Zile, Anadolu'nun en eski kentlerinden biri olup, sanat dünyasına büyük âşıklar ve şairler kazandırmıştır. Şeyh Şemseddin Sivâsî adı ile ün yapan 16. yüzyılın tanınmış âlim ve şairi Şemsî, Kâmus-ı Âlam'da adı geçen Muharrem Efendi gibi âlimler bu topraklarda yetişmiştir. Zile ve yöresinde halk şiirimiz yüzyılların içinden usta çırak ilişkisi ile ses vermiş, dilimizin canlılığını koruyup, gelişmesinde büyük etken olmuş ve bu ata sanatını günümüze kopmadan uzanan bir zincir gibi getirmiştir.
Öyle ki bu yörelerde yetişen âşıklar Anadolu'nun pek çok yöresini dolaşmış; Çorum, Yozgat, Amasya, Sivas hatta Çankırı yörelerinden çırak âşıklar edinmiş; Yozgatlı Seyhunî gibi adları anıtlaşan nice saz ustaları yetiştirmişlerdir. Köklü bir halk şiiri geleneği olan Zile'de yetişmiş halk şiiri ustaları arasında bir çok âşık bulunmaktadır. Elimizdeki örnekler bizim milletimize özgü bir geleneğin uzantısı olmakla birlikte, canlı bir geleneği koruması bakımından dikkat çekicidir.
Anadolu'nun hiçbir ilçesinde Zile'de yetişen kadar çok sayıda âşık yetişmemiştir. Zile'de yetişen ve şiirlerinin önemli bir bölümünü su yüzüne çıkardığımız en eski âşıkların biri Âşık Hüseyin, diğeri de 1733 - 1813 yılları arasında yaşamış Âşık Tâlibî'dir. Gençliğinde kahvecilik yapmış, çevresinde çok sevilip hürmet görmüş, fakat çeşitli baskılar nedeniyle sıkıntılı günler geçirmiş bir âşıktır.
"Tâlibî'yim
kurtulmadan çileden
Mültezimler öşür alır kileden
En doğrusu kaçmak İmiş Zile'den
Hiç gelmemek nûrun âlâ nûr imiş"
diyen Tâlibî'nin
mezar taşında;
"Ben garip başım garip
Sılada eşim garip
Ölsem mezara girsem
Mezarda taşım garip" dizeleri okunmaktadır.
"Ben de şâd isterim yine gam gelür
Yaram yürektedir kimden em gelür
Gelen günüm geçen günden kem gelür
Bir gün şâd olup da güle mi bildim" diyen
Tâlibî;
Fedaî, Raşit, Âli ve Esat gibi âşıklara ustalık etmiş,
Fedaî gibi
ünlü bir âşığı yetiştirmiştir.
"Cennette
mekân dört köşedir
Dört yerde yanan şişedir
İyiliğin can başadır
Derdime dermana geldim"
biçiminde
yumuşak, rahat ve özlü söyleyişleri olan
Âşık Gülam
Haydar
da Zileli Âşıklar zincirinin önemli halkalarından biridir.
"Ol
Allah 'ı zikredelim
Gel Ali 'ye şükredelim
Muhammed'i fikredelim
Cemâlinden ayırmasın"
diyen ve 1854 - 1914 yılları arasında yaşamış Bektaşi bir âşık
olan
Fikrî
ile
1865 - 1935 yılları arasında Zile'nin
Şıh
Köyü'nde
yaşamış, çevrede ermişliğine ve kerametlerine inanılıp hakkında
pek çok menkıbeler anlatılan
Sırrı Baba,
"Cânânım
aşkından kalan intizar
Ciğerim yanar dillerim sızlar
Sevdiğim sohbetin kalsın yadigâr
Ne çâre ayrılık zamanı geldi"
biçimindeki şiirleri ile anılan âşıklardandır.
Şiirleri mahlas karışıklı nedeniyle Malatyalı Sadık Baba'nın şiirleriyle karıştığı bilinen,
"Her
akşam her sabah yalvarır idim
Gül yüzlü efendim sen eyle yardım
Küllü kusurumla huzura geldim
Gel ağlatma güldür insan içinde"
gibi olgun şiirleri olan 19. yüzyıl Zile'nin güçlü âşıklarından
Sadık
da üzerinde durulması gereken önemli saz ve söz
ustalarındandır.
Eskişehir/Mihalıçcık - Yunus
Emre Türbesi
Kimi araştırmacılar tarafından kadın olduğu ileri sürülen, hayatı üzerine fazla bilgi edinilemeyen, fakat Cemalettin Çelebi döneminde yaşamış, ve onun hizmetinde bulunmuş olduğu belirlenen,
"Talip isen bu
manayı ver derler
Veremezden
sana âmâ kör derler"
biçimindeki söyleyişleri ile
Kâtibî,
Zile'nin Karayün köyünden olup,
"Yürüyen duvara dur dedi durdu
Darı çec üstünde namazın kıldı
Kara taşı hamur etti yoğurdu
Kerameti belli ere merhaba" biçiminde akıcı şiirleri bulunan Âşık İbrahim
ve
"Mümin ol tasdik et nesli hünkârı
Evlâdı Muhammet hem yadigârı
Bilmekse maksudun iş bu esrarı
Azdırma yolunu Kur'âna gel gel" biçimindeki söyleyişleri ile tanınan
Zile'nin Aköz Köyü'nden Âşık Sıtkı
19. yüzyıl Zileli âşıkların söz edilmeğe değer görülenlerdendir.
Zileli âşıklar içinde Türk Halk Şiiri’ne en kalıcı mührünü vuran Ceyhunî'dir. Asıl adı Çördükoğlu Ömer olan Ceyhunî, 1832'de Zile'nin Çıkrıkçı Mahallesi'nde doğmuştur. O Ceyhun Baba adı ile ün yapmış bir âşık olup Erzurumlu Emrah'ın çırağıdır. Ceyhunî pek çok âşık yetiştirmiş Cesurî, Cemalî, Mevcî, Nâgâmî, Arap Hicrî, İlhamî, Şermî gibi Zileli âşıkların yanı sıra komşu illerde Sivaslı Pesendî ve Yozgatlı Seyhunî'ye ustalık etmiş, döneminde bir ekol olmuştur.
"Kadir mevlam hikmetinden sorulmaz
Kimi kullarını azız eyledin
Kiminin sözleri zehirden acı
Kimini çekerden leziz eyledin
Kimine ad verdin ettin süvari
Kimine vermedin topal himârı
Kimine çok verdin gamı efkârı
Kimini pirinçten temiz eyledin" biçimindeki söyleyişlerle adı
belleklerden silinmemektedir.
"Felek senden kime feryad edeyim
Bir cahil yare düşürdün beni
Başım alıp ne diyâre gideyim
Dost içinde ara düşürdün beni" diyen ve 1861'de vefat ettiği bilinen
Zileli Hacı Eşbaşoğulları'ndan Kâmilî,
usta âşıklığı yanı sıra, iyi bir hattat olarak da isim yapmıştır.
"Fani idim sayrı îdim
Ben yarimden ayrı idim
Âşıklardan gayrı idim
Gayrılardan kemal olmaz" gibi deyişleri olan 19. yüzyıl Zileli âşıklardan
Âşık Fânî'yi,
Arifî gibi iyi bir saz ustası, söz ustası yetiştirmiş olmasından dolayı şükranla
anmak gerekir. Zile'nin eski ailelerinden Tekkeşinzâde'lerden
Arifî de
1831 - 1912 yılları arasında yaşamış, Zile'de yetişen âşıklar zincirinin en
önemli halkalarından biridir.
"Arif der Zile'den işte ben gittim
Atayı anayı cümle terk ettim
Dost ile her muhabbeti tükettim
Gittiğimden naşı gurbet ellere" deyişinden de anlaşıldığı gibi küçük
yaşta gurbete gitmiş, fakat daha sonra dönerek Zile'de vefat etmiştir. Arifî'nin
yakın arkadaşı olarak bilinen Âşık
Talat da,
"Talat 'ı perişan eyleyen dilber
Dilerim Mevlâ'dan perişan olsun
Beni koyup gurbet ele gidersen
Yolunun üstü boz duman olsun" biçiminde söyleyişleri ile sevdadan yana
başı dertte olanlardandır.
Bekir ALTINDAL, Âşık Ali KURT ve Oğlu Murtaza Haydar
"Meyletme dünyanın yoktur vefası
Daima
ziyandır olmaz sefası
Bir gün
fânî olur cümle eşyası
Cihanın
sırrını sübhan'da buldum" gibi
özlü ve olgun söyleyişleri olan 1850 - 1915 yılları arasında yaşamış
Dabak Hürremî;
"Kâmil
boşuna göz yaşın döker
Feleğe
kahredip başım büker
Olur
olmazların kahrını çeker
Gönül
sana yazık örselenirsin" diyen
Palanlıoğullarından Kâmil, 1870 - 1915 yıllarında yaşayıp, iyi bir medrese
öğrenimi gören ve aynı zamanda iyi bir hattat olan
Rıfat, Huzurhocalarından olup
Zile'de yetişen sayılı âlimlerden, 1851 yılında sağ olduğu bilinen
Ahmet Hürremî,
doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte bir şiirinin altında
geçen tarihten 1903 yılında sağ olduğu bilinen
Hulûsî, çok kültürlü bir kişi
olan ve 1859 - 1927 yılları arasında yaşayıp hem divan, hem halk edebiyatı
alanında ürünler veren Lütfî ve
"Bir
kişi ne kadar okumuş olsa
Gönderdiği nâmesinden bellidir
İsterse
âlemin sırrını bilse
Kişizade söğmesinden bellidir" diyen
Nevcî adı ile ün yapmış
Tahtabacak Mehmet, Zile ve yöresinde gönüllerden,
belleklerden adı ve izi silinmeyen söz ustası, saz ustası yürek adamları olup
köklü bir âşıklık geleneğinin büyük ustalarıdır.
Bugün Tokat'a, eskiden Zile'ye, bağlı Artovan'ın Tuzla Köyü'nde 1870'te dünyaya gelen ve hayatının büyük bir bölümünü Zile köylerinde geçirip, 1933’te Tokat'ın Fecirgen Köyü'nde vefat eden Zefil Necmî de bu yörede sazına ses veren unutulmayan âşıklardandır. Eserleri tarafımızdan bir kitap haline getirilmekte olan Necmî,
"Zefil
Necmî dünya bana dar oldu
Mâsivâ
elinden işim zor oldu
Feryâd
u figânım âh ü zar oldu
Saz
oldu vücudum tel ne ilâzım"
biçimindeki söyleyişi ile ustalığını, şiirde ne kadar özlü bir söyleyişe
erdiğini bir kaç dizede ortaya koyabilmektedir.
Belediye Başkanı Zile Âşıklarıyla Kiraz Festivali'nde
Yine mülkî taksimattan önce Zile'ye bağlı Artova'nın Bayazit Köyü'nde 1843 - 1919 yılları arasında yaşamış,
"Yaramız mahlûkun yeri cehennem
İmâm ikrarı bilen az kaldı
Arifin
kelamı doğrudur her dem
Doğrusun söylesen alan az kaldı"
biçiminde söyleyişleri olan Demânî Baba da adından söz edilmesi gereken usta
âşıklardandır. 1882 - 1942 yılları arasında Zile'nin Çiftlik Köyü'nde yaşayıp Sırrı
Baha'dan nasip olmuş onun yanında yetişmiş ve
"Pazarlık eylersen ustayla eyle
Dükkânı
boş çürük hanı ne eylersin
Eylersen iyinin methini eyle
Çerçinin sattığı neylersin"
biçiminde olgun söyleyişleri olan bir âşığımız da
Nurettin Seyfî'dir. Halen
hayatta olmayan son dönem âşıklarından,
"Ey
felek çarhında çevirdin beni
Yıkılmaz kale iken devirdin beni
Çileli dünyaya
getirdin beni
Görüşürüm elbet mahşer gününde" diyen
Tayip, 1917'de Damıdere
Köyü'nde dünyaya gelip, 1952'de yaşamını yitiren
Sefil
Sadık, 1922 - 1976 yıllarında yoksul bir hayat süren
Âşık İskânî, 1932 - 1979
yılları arsında yaşayan Sefi Ednâ'nın çırağı
Remzânî de 18. yüzyıldan günümüze
Zileli âşıklar zincirinin birer halkasını teşkil eden âşıklardandır.
"İsmim
Âşık Sadık dedem Kemterî
Er
olanlar sever böyle erleri
Bulamadım sizin gibi bir yâri
Merhaba
sevdiğim safa geldiniz" diyen
Kemterî'nin torunu Sadık Doğanay
radyolardan mahallî sanatçı olarak adını bildiğimiz ve bazı deyişlerinin çeşitli
sanatçılar tarafından radyo ve televizyona sıkça söylendiği önemli âşıklarından
biridir.
1933 - 1979 yılları arasında yaşayan Sadık Doğanay doğuştan iki gözü de görmeyen bir âşık olup, saz ve keman çalabilen ve can gözü ile görüp, gönüllere girebilen Zile'de yetişen âşıkların son ustalarındandır. Asıl adı Nuri Özcan olup, 1925 - 1983 yılları arasında yaşayan Gülâmî de,
"Felek
bana etmediğin ne kaldı
Neyine
merhaba neyine selâm
Aldatıp
da ütmediğin ne kaldı
Neyine
merhaba neyine selâm" gibi
deyişleri eserleri ile bâki kalan bu yöredeki saz ustaları kervanının bir
halkasını oluşturan seslerdendir. Yüzlerce usta malı şiirleri, eski âşıkların
deyişlerini ezbere söyleyebilen ve seksen yaşında ailesiyle yerleştiği İzmir'de
vefat eden, Zile ve yöresinde Âşık Kasım, Çakır Kasım gibi adlarla anılan Kasım
Özfalay :
"Sefil
Kasım hangi duvar taşısın
Bükülmüş belin hem de yaşlısın
Yaşadığın ömründe de suçlusun
Affetmek kırar mı şanım felek"
biçimindeki söyleyişleriyle ve bir destanı'nda,
"Çarşısı pazarı bahçe bağ gibi
Zümrütten bezenmiş yeşil ağ gibi
Her taraf mis
kokar gülden yağ gibi
Görmeyince olmaz güzel Zile'yi" diyen, birkaç yıl önce 75 yaşlarında yitirdiğimiz
Abdullah Şankaynağı belleklerde
kalanlardandır.
Araştırmalarımız sırasında Zile'de yetişmiş yüzlerce âşık arasında kadın âşıklara, âşık bacılara da rastladık. Bunlardan 1890 - 1953 yıllan arasında Zile'nin Alayurt köyünden,
"Bülbüller ötüşür sesleri göyük
Elleri
koynunda boynumuz, buruk
Ne
kadar öğersen hepsine lâyık
Nazlı
yâri gamlı gördüm düşümde"
biçimindeki söyleyişi ile dikkâti çeken
Zikriye Bacı ile üzerinde durulması
gereken âşıklardan olup, doğum tarihi bilinmemekle beraber, 1936'da vefat ettiği
bilinen Büryan Ana da Zile'nin Palanlı
Köyü'nde ermişliğine inanılarak,
Hocamız Kitaplığı Önünde Araştırma Yaparken.
"Ey Büryan bize yolculuk düştü
Lokmalar haloldu çiğlerde pişti
Yetmiş iki millet
isteği seçti
Gelin
helallaşak ben gider oldum" gibi
şiirler ezbere söylenip hakkında çeşitli menkıbeler anlatılan âşık
bacılarındandır.
Buraya kadar halen hayatta olmayan ve eserlerini elde edebildiğimiz Zileli âşıklardan söz ettik. Bunların dışında Zile'de yetişmiş 18. yüzyıldan günümüze Zileli âşıklar zincirinde eserlerini bulamadığımız, ama varlıklarını bildiğimiz Agâhî, Memüğün Hüseyin, Âşık Saftı, Çubukçu Salih Baba, Yiğit, Sarı Derviş, Gurap Ali gibi âşıkların olduğunu da hatırlatmadan geçemeyeceğiz.
"Diri baş dirliğini bulur" derler. Bu nedenle hayatta olmayan âşıkların eserlerinin öncelikle su yüzüne çıkarılması gerektiği görüşü yaygın olarak söylenmekle birlikte, "Gürgenden kaşık, zenginden âşık olmaz" diyen Zefil Necmî’nin de işaret ettiği gibi bizim âşıklarımız fakir insanlardır. Seslerini duyurma olanakları günümüzde de oldukça kısıtlıdır. Bu nedenle araştırmacılara bir işaret olması açısından halen Zile ve yöresinde sazına ses verip yaşayan âşıklarımızı da belirteceğiz. Âşıklığın okulu yoktur, sevdası vardır bu yörede.
Yıllardır gelmiş geçmiş Zileli âşıkları araştırırken bu sevdanın derinliğini yakından duyduk, ustalık geleneğinin en güzel örneklerini yakından gördük. Dinleyenlere söylediği içli deyişleri ve usta mızrabı ile iç geçirten güçlü âşıklarımızdan biri de Söylerî'dir. Söylerî; atışmaları, muammaları, lebdeğmezdeki ustalığı ve sazındaki ahengi ile çevrede en usta âşıklardan biri olarak bilinir.
Halk Ozanımız Kadir AKALAN
Kaynarî (Gaynarî)
"Kaynârî'yi
etti deli
Çatık
kaşı ince beli
Aşkın
için sarı teli
Sazındaki tel olmaz mı" diyen
Kaynarî de bu yörede halen coşkun akan bir sel gibi çağlayıp durmaktadır.
Zile'nin usta âşıklarından Alîm, Kul Ali mahlâsını kullanan
Ali Söyleyen,
Yıldırım Hikmetî mahlâsını kullanan Ali Demircan, İskânî'
nin oğlu Ali Tokgöz
ve
"Gafillerin meclisine varırsan
Aklı
ermez gözü görmez konuşur
Bâtın
ilminden haberi olmayan
Ağma
kördür gözü görmez konuşur" diyen
Ali Bayar
bu yöredeki Ali adlı günümüz âşıklarındandır.
Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI/Münih - 28/30.01.2005
1. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi
"Gurbet
elde bilmedik iş olur
Etin
sever nice vahşî kuş olur
Ahu
gözde incelenmiş yaş olur
Eylen
canan eylen gitme dön geri
Turnam
gel seninle haberleşelim
Gelip görmemek var helallaşalım
İstersen beraber dağlar
aşalım
Eylen canan eylen gitme dön geri"
biçiminde ustaca söyleşin zirvesine ulaşmış, 75 yaşını çoktan aşmış
Âşık Lütfî
Gerçek. 18. yy'dan beri süre gelen âşıklar zincirinin güçlü halkalarındandır. Bu
yörede yaşayan,
"Cahil
ile yoldaş olma ey kardeş
Cahil
masum başa belâ getirir
Cahil
kişilerle olmayın sırdaş
Bir gün
sırlarını dile getirir" diyen
Gariban Tabşırmalı Şükrü Carus da olgun bir söyleyişe sahiptir.
"İlim
bir mürşîddir kendin bilene
Bu
sözlerden hisse kapıp alana
Sadığın
sözünde yoktur yalan ha
Alan
alır almayana ne fayda" diyen
75 yaşındaki Sadık Kaygısuz'Ia,
"Ey
âşık Abdullah niçin kızarsın
Sen de bu dünyada niçin gezersin
Bugün canlı isen
yarın mezarsın
Ebedî mekânın toprak değil mi" diyen
Abdullah Tipi bu yolda epey emek vermiş Zileli âşıklardandır. Kemterî'nin
torunu âşık Hüseyin Sezer
de
"Al sazını çık seyrana
Serin meydanda meydanda" gibi
rahat söyleyişi ile soydan gelen sanatkârlığını ustaca sürdürenlerdendir.
Tokat Yöresi Âşıkları
"Kalktı
gönül kuşu seyrân eyledi
Ne
yapsın konmaya dal bulamazsa
Aşık
maşukuna elbet yalvarır
Derdini
dökecek hâl bulamazsa" gibi
söyleyişleriyle ustalığını belgeleyen Dursun Günel,
"Çok
çalıştım bilemedim derdinden
Ayrı kaldım vatanımdan yurdumdan
Pare pare olsam
korkmam ölümden
Sarayımda baykuş sesi var benim "
sözleri ile Biçâre Musa mahlâslı Musa
Taş, Bâkîri mahlâslı
Eyüp Gülsen,
"Baharını sevdim gelen yaz ile
Düğününü yaptım elde saz ile
Ben büyüttüm ben besledim naz ile
Geldi
de elimden el aldı gitti" diyen
Kemal Doğanay, Âşık Bayram mahlâslı Bayram Sarıoğlu,
"Hakiroğlu
kurtarsınlar çileden
Palanlıya yol uğratın Zile'den
Bir su
için Çivi Köyü’n gölünden
Orada
da mekân tutun turnalar" diyen
Hakiroğlu mahlâslı Cemal Demircili,
"Gelen
göçe dünya denen bu handan
Kimisi usanmış şu tatlı candan
Biçâre Köroğlu göçerde
burdan
Kimi mezar kazar kimi taş dizer" diye
gerçekçi bir söyleyişi olan Biçare mahlaslı
Murat Göral'la,
"İlim
bir deryadır boğulma sakın
Gerçekler yolunda bir nişan takın
Çekersin katarı
menzilin yakın
Çay
menzile yetiremez ol seni" diyen Deli Cemal mahlaslı
Cemal Çelebi
halen Zile ve çevre köylerinde doğup yetişen sazı ile sözü ile Türk Halk Şiiri
geleneğinin Zile'deki usta temsilcileri olarak yaşamaktadırlar. Zile ve
köylerinde halk şiiri sevgisi o düzeye ulaşmıştır ki halen aynı köyde yetişmiş
birkaç âşık bir arada sazlarına ustaca ses verebilmektedirler.
İşte Zile'nin Karşıpınar Köyü'nden;
"İbrahim der ya Rab gönlüm hoş eyle
Ya bana sabır ver bağrım taş eyle
Ya bir çift
kanat ver beni kuş eyle
Yetişeyim dost bağında talan var" diyen
usta âşık İbrahim Dilek;
"Âşık
Cemal kusur bulma huyuna
Kurban olam kaşlarının yayına
Benim
için uğra dostun köyüne
O
yârdan bir haber sor seher yeli" gibi
yumuşak bir söyleyişi olan Cuma Bektaş;
"Bir
garip âşığım yanıktır özüm
Kahbe felek sana değdi mi sözüm
Dertli dertli çalsın
bu garip sazım
Söyle benimle derdin ne felek" diyen
Hıdır Bektaş ve
"Mustafa'm der bitirken sözümü
Dertlerime ortak atim sazımı
Doya doya seyredeyim
yüzünü
Yüzünden peçeyi kaldır sevdiğim" gibi
rahat bir söyleyişi olan Mustafa Sağlam aynı köyden ses veren günümüzün genç âşıklarındandır. Ferruzî mahlâslı
Feramuz Yünal ile,
Ferruzî Bir Gecede Sazıyla Söylerken
Âşık Feramuz YÜNAL
"Dik
konuşma dostuma anana karşı
Sana bu hayatı veren anadır" diyen
Mehmet Coşkun
sözü edilmesi gereken âşıklardan olup,
"Eminî'yim
gerçeklerin övgüsü
Birlik
beraberlik insan sevgisi
Dillerinde özgürlüğün türküsü
Telleriyle Cumhuriyet kurdular" gibi coşkun söyleyişleri olan
Emin Düştü
ve
"Sevini
sevini emendim geldim
Beni arkan sıra bıktırma dilber
Gece
gündüz hayaline ben yeldim
Beni arkan sıra bıktırma dilber" diyen
Kul Aşur mahlâslı Aşur Koçak
halen bu yörede yaşayan ve eserlerini kitap halinde toplamış âşıklarımızdandır.
16. yüzyıldan günümüze uzanan Zileli âşıklar zincirinin son halkalarından biri
de ünlü âşık Kul Semâî'nin
eşi Nevruz Bacı'dır.
Şüphesiz evveliyatı olmakla birlikte bizim 16. yüzyıldan itibaren konu edindiğimiz Zile ve yöresindeki halk şiiri geleneğinin bu canlılığını daha da korumasını temenni ederken bu âşıkların sosyal güvenceye alınıp, sanatlarını daha iyi icra edebilme imkânlarına kavuşmalarının gerektiğini de belirtmek isterim. Elimizde kimi âşıkların pek çok şiiri bulunmasına karşın hepsini koymadık. Bir antoloji kapsamında olabilecek kadarını koymakla yetindik.
Yrd. Doç. Dr.
Mehmet YARDIMCI
SEVDALI ZİLE'M Bu şiir, geleneksel Zile
Kiraz Festivali'nde ödül kazanmış olup, Zile'nin 03 Temmuz 2002 tarih
|
|
Yaz gelince başlar kiraz seyiri
Ulu Cami sanki senin mühürün |
Ayağında beyaz güllü çoraplar
Âşıkoğlu da der sevdan hiç bitmez |
ZİLELİ ÂŞIKLAR VE ŞAİRLER
Ahmet Divriklioğlu |
Kemterî (Yusuf) |