ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 16 Şubat 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLE'DEKİ
RAMAZAN'A

ÖZLEM

Makale : Bekir ALTINDAL
(Araştırmacı, Yazar, Başmüfettiş)
(Tokat Kültür Haber Dergisi Web Sitesi'nde Yayınlandı.)
http://www.tokatkultur.com/articledetail.asp?AuthorID=12&ArticleID=22


Zile Belediyesi Tanıtım CD'si

ZİLE'DEKİ
RAMAZAN'A
ÖZLEM

            Eski ramazanlar mı güzeldi? Yoksa biz mi çocukluğumuzu özledik? Büyük şehirlerin, Üstad M. N. Sepetçioğlu`nun deyimiyle `gulguleli`  koşturmacası içinde  ramazan gelip geçiyor. Onun manevî hazzını doya doya yaşayamıyoruz. Sultanahmet`te, Eyüp Sultan`da, Süleymaniye`de, Beyazıt`ta tabii ki  başka haz, başka manevî duygular var ama, şehrin trafiğinde, maddiyâtında  bu mekânlarda otuz  ramazan gününü yaşamanız imkânsız. Top yok, imsak fişeği yok, televizyon, radyo sizi esir almış. Bir duyduğunuz ezan sesi…

            Manevî nurların, bereketin  insanların üzerine yağdığı bir ramazan gecesinin yarısında, Zile`den sekiz yüz km uzakta İstanbul`daki evinizin balkonunda otururken gökyüzünün berraklığına bakarak hatırlamaz mısınız çocukluğunuzdaki Zile ramazanlarını? Dalıp gitmez misiniz uzaklara bakarak?


Zile Belediyesi Tanıtım CD'si

            Önce Ulucâmi`de, sonraları Dabakhane Câmisi`ndeki  nur yüzlü, güleç yüzlü Müftü Ârif Hoca'mızın (mekânı Cennet olsun) o baba şefkati tonundaki sesiyle verdiği vaazlarını, Kale`den atılacak topun habercisi fişeğin havada bir yıldız gibi kaymasını,  evde duyulmasına rağmen hepimizin illâ da bir dama veya pencereye çıkıp ta gözlemeyi  çevre köylerin de motor sesleriyle kirlenmemiş sessizliğinde bekledikleri  ramazan topunun sesini,  Ulucâmi`nin müezzinlerinden Sofu Emmi'nin er ezanlarını, Hacı Salif`in, Hacılarlı Mustafa Hafız`ın okuduğu ezanları, her teravih namazı için dolaştığımız câmileri, sonunda da en hızlı teravih kılınan câmilerde karar kıldığımızı, çocuk hevesiyle bilmeden gittiğimiz  Dutlupınar Câmisi`nde hatimle kılınan teravih namazını bir daha göze alamayışımızı, teravih namazlarından sonra ışıl ışıl Zile gecelerinde kadınlı erkekli Zilelilerin huşu içinde dağılışını Mahallemiz Kislik`te, Derebaşınlı Câmisi`nde  çocukların sevgilisi, mahallenin göz bebeği trampetlerimizin derilerini yapan Eşref Emmi ile kılınan teravihleri, O`nun doyulmaz nüktelerini, her gün sahurda ve ikindiden sonra Kale`nin etrafında çalınan davulun sesini, Haznedar Sokak`ta, Kültür`ün önünde iftariyelik satanların nağmelerini, fırınların pide kokusunu, sahurdan sonra Hüseyin Gazi Tepesi`ne çıkıp şafakta Zile`yi seyretmeyi unutmak mümkün mü?

Ulu Câmi İç Mekânından Detaylar
    
TGRT KEŞİF Programı - Sunucu Yeliz PULAT / 11 Eylül 2001

            Belli bir yaşta olan bizlerin hafızalarında yaşayan ve bizimle birlikte ebediyete gidecek bu güzelliklerin, anıların pek çoğu  yine yaşanıyor Zile`de. Hele hele yukarda verdiğimiz büyük şehirlerin koşuşturmacaları dikkate alındığında, eskisi gibi  olmadığını söylesek de yine bunlar yaşanıyor eminim. Yaşandığını düşünüyor ve kilometrelerce öteden Zile`den uzaklarda bu güzellikleri yaşamayı, orada olmayı hayâl ediyorum. Ediyorum, ediyorum da orada bu güzellikleri yaşayan, hemşerilerimi biraz da kıskanıyorum ne yalan söyleyeyim.

            Biliyorum ve hissediyorum ki; yine  her gün sahurda ve ikindiden sonra Kale`de davul çalınıyor. Tümtümün Çene`de, Haznedar Sokak`ta iftariyelik satılıyor, oruçla tanışan, onun manevî sevincini yaşayan çocuklar babalarından iftariyelik istiyorlar,  fırınlarda odun ateşinde yumurtalı, susamlı pideler, cevizli, haşhaşlı yağlılar yapılıyor. Akşam evine sıcak pide götüren Zileli hemşerilerim; O Yüce İnsan`ın, O fakir ve yetim Dostu`nun, 'Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.' sözünün gereği olarak  ramazan ayının bereketi ve hürmetine fakir komşularını, kimsesizleri, yaşlıları, evinde pide görmeyen, bir sıcak çorbaya muhtaç çocukları  unutmuyorlar. Unutmuyorlar; her düşüncede olan kimsesizlere, muhtaç olanlara   bir yıl, on iki ay, üç yüz altmış beş gün  sıcak yemek veren Belediye`nin  Aşevi'ni. İhtiyacı olan çocuklara bayramlık elbise, ayakkabı almayı, yaklaşan kış için  ısınacak yardımı yapmayı…


Zile Belediyesi Tanıtım CD'si

            Yine teravihlerde câmiler doluyor son saflara kadar; aralarda ilâhiler, tevhitler okunuyor. Belki de yine bir câmide hatimle teravih kılınıyor. Çocuklar o câmi senin bu câmi benim dolaşıp en hızlı teravih kılınan câmiyi arıyorlar. Çocukluğun verdiği  enerji ve dayanılmaz, karşı konulmaz hisleriyle arka saflarda, birbirini etkileyerek kıkırdıyorlar eminim. Yine bazı amcalar onları tatlı sert ikaz ediyorlar. Olsun, belki şimdi onlarla ilgilenecek, sevildiklerini anlatacak Eşref Emmiler yoksa da, o yavrular câmiye gelsinler, bir kelime `Allah` desinler, heveslensinler namaza, namazın iyiliğe, güzelliğe götürdüğünü, doğruluğu, insanları sevmeyi öğrettiğini öğrensinler yeter ki!

            Balkonda, daldığım  hayâl âleminde bunları düşündüm. Düşündüm de Zile dışında yaşayan Zileliler'le, Zile dostlarıyla paylaşmak istedim. İnsanların, hemşerilerimizin birbirine anlayışla davrandığı, hoşgörüyle baktığı, yardım elini uzattığı,  nice  sağlıklı, huzurlu ramazanlar ve bayramlar dileğiyle…

YOLUN SONU
ÖLÜMÜ

HATIRLAMAK

Makale : Bekir ALTINDAL
(Araştırmacı, Yazar, Başmüfettiş)
(Tokat Kültür Haber Dergisi Web Sitesi'nde Yayınlandı.)
http://www.tokatkultur.com/articledetail.asp?AuthorID=12&ArticleID=23

YOLUN SONU
ÖLÜMÜ
HATIRLAMAK


http://www.cekulvakfi.org.tr

            Zile Belediyesi’nin internet sitesini açtığımda ilk baktığım yer ‘bugün kaybettiklerimiz’ sütunu oluyor. Bazen bir tanıdık hemşerimiz çıkıyor aramızdan ayrılan. Bazı hemşerilerimizi tanımıyoruz ama rahmet diliyoruz Allah’tan. İnsan çevresindekileri bir bir kaybedince ölümü hatırlıyor. Ama hayat da devam ediyor. Devam edecek de.

            Sadece ateş düştüğü yeri yakıyor. Geçen yıl 80’li yıllarda aynı heyette çalıştığım sonradan ayrılıp avukat olan bir müfettiş meslektaşımızı toprağa verdik, benden iki yaş küçük. İstanbul’da yağmurlu bir günde, ismini çok duyduğum, kenarından geçtiğim Karacaahmet’i gördük meslektaşımıza karşı yaptığımız son görevde. Karacaahmet Mezarlığını duymuşsunuzdur hepiniz. Çok eski olduğundan, mezarlık çok sık, geçmeye bile yol kalmamış. Hani Necip Fazıl Kısakürek Üstadın "Karacaahmet" şiirinde;

            Deryada sonsuzluğu fikretmeye ne zahmet!
            Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!

dediği son durak, son yer…

Hüseyin Gazi Tepesi'nden Zile Kenti, Zile Kalesi ve Asrî Mezarlık

Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi

            Ne diyor Cahit Sıtkı Tarancı "Otuz Beş Yaş" şiirinde;

            Neylersin ölüm herkesin başında;
            Uyudun, uyanmadın olacak,
            Kim bilir nerde, nasıl kaç yaşında?
            Bir namazlık saltanatın olacak
            Taht misali o musalla taşında.

            Cahit Sıtkı’nın bu şiirinden yüzyıllar önce Büyük Şair Bâki de vurgulamış bunu;

            Kadrini sengi musallada bilip ey Bâki!
            Durup el bağlayalar yaran saf saf.

            Çevremizdeki pek çok değerlerin kıymetini sağlığında biliyor muyuz? Hiç ölmeyecekmiş gibi bu düşmanlıklar, bu geçimsizlikler, kalp kırmalar niye? Niye?

            Peki kimsesizlerin, gariplerin karşısında kimler el bağlayacak? Hey Koca Emre Yunus;

            Bir garip ölmüş diyeler
            Soğuk su ile yuyalar
            Üç gün sonra duyalar
            Şöyle garip bencileyin.

diyerek gariplere, kimsesizlere tercüman oldu asırlar önce. Bize de yolu gösterdi aşağıdaki mısralarıyla;

            Mal sahibi, mülk sahibi
            Hani bunun ilk sahibi
            Mal da yalan mülk de yalan
            Var biraz sen de oyalan.

            Yahya Kemal Beyatlı da ölümü hatırlayanlardan;

            Gidenin her biri memnun ki yerinden
            Seneler geçti dönen yok seferinden.

diye noktalıyor "Sessiz Gemi" isimli şiirini.

            Bizim Tokatlı, Zileli Şâirlerimiz, âşıklarımız da söylemiş ölüm, emri Hak üzerine. Tâlibî;

            Tâlibî hâsılı oldu kıl amel
            Fırsat hayâl olur gelince ecel,
            Ancak seni ister versen bin bedel
            Mal mülk nerde kaldı can elden gider.

            Ceyhunî elden ayaktan düşünce anlar gençliğin kıymetini;

            Evvel ateş püskürürken ağzımdan
            Şimdi bir pamuğu yakamaz oldum
            Tab ü fer kesildi iki gözümden
            İpliği iğneye takamaz oldum.

            Kurupınar’da yaşayan Suzî de hatırlar ömrün sonunu mısralarında;

            Suzî der bahar güz gelir
            Kiminçin gamlı saz gelir
            Bütün dünya senin olsa
            Ber top kefen verir ölüm.

            Namazsız ezan ile ezansız namaz arasında geçen hayatın sonucunda "Her canlı ölümü tadacaktır." O Yüce İnsan diyor ki; "Yarın ölecekmiş gibi ahret için, ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışın." Ne giden sevdiklerimizin ardından, dünyadan el etek çekip başkalarına yük olmalı ne de bu ibreti unutup bütün bütün mal, mülk, mevki makam hırsına kapılmalı...

Turhal Yolu Aile Kabristanı

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 18.08.2004 Çrşb. 11:14

            Ne diyor Necip Fazıl Kısakürek Üstad?

            Olmasın çelengim, top arabam
            Alıp götürsün beni dört inanmış adam.

            Bugün bu mübarek gece de yazdığımız bu satırlarla belki içinizi kararttık. Ama hayatın akışının bir gereğini hatırladık. Onun için diyorum ki sevgili Hemşerilerim; Tokat`tan, Tokat dışından; Zile’den, Zile dışından, güzel memleketimizin her köşesinden, dünyanın her yerinden memleket aşkıyla, özlemiyle, hasretiyle, sevgisiyle bu sütunlarda karşılıklı bir hoşgörü içinde yazışıyor, dertleşiyor, sohbet ediyoruz. Zaman zaman ortak paydamız olan memleket sevgisi ve sevdası üzerinde dahi bunu anlamayan, birileri çıkıyorsa ne diyelim onlara.

            Değer mi bunlar? Değer mi hiç yere birbirimizi kırmaya? Niye hemşerilerimize faydalı olmayalım? Gençlere iş, ekmek kapısı için el ele vermeyelim? Karakışın ülkemizi kasıp kavuracağı, zemherinin karabulut gibi çökeceği günler öncesi sekiz yüz km uzaktan ciğerlerimde hissettiğim Tokat`taki, Zile’mdeki fakirimize, kimsesizimize yakacak kömür, odun verene, sıcak bir tas çorba ikram edene, Aşevi'ni kuranlara, yaşatanlara, yardım edenlere tek sözüm var : Allah sizlerden razı olsun...

Muharrem Efendi'nin Kabri (Devlet Hst. Bahçesi)

Fotoğraf : Dr. Orhan YILMAZ - 08.01.2004

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR