.
|
ZELA - OİNOE |
|
Araştırma :
Prof. Dr. Bilge UMAR
Bir Tarihsel
Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi (248 sh.)
İ.Ö. 2. Binyıl
Maşat Höyük'te, o dönemde, Hititler'le ilişkisi bulunan bir yerleşimin varlığını biliyoruz; adının Tapigga olduğu saptanmıştır (Sh. 9);
İranlı Med halkının, egemenliğini Kızılırmak'a kadar
yaydığı dönem.
(Yaklaşık,
İ.Ö. 600 - İ.Ö. 430)
Yeni Krallık Dönemi'nde, Hititler, kuşkusuz, kendi başkentlerinin Kuzeydoğu yakınında ve ulaşılması kolay (aşılmaz duvar gibi yükselen dağ dizileri ardında bulunmayan) Samsun yöresine, kendi egemenliklerini tanıtmışlardı; bunu İkiztepe ve Dündartepe kazıları doğrulamıştır.
Ayrıca sözünü ettiğimiz dönemde, demir, altından daha değerli bir maden sayıldığı için, Samsun'dan Doğu ilerideki iki demir madenine, yâni Ünye'nin Kale Köyü yakınındaki demir madenine ve Tirebolu Güneydoğu ilerisinde, Bedrama Kalesi altında, Hark Köy'de bulunan demir madenine el koymuş da olabilirler (Sh. 17).
Antik Anadolu Coğrafyası
Xenophon'un, Karadeniz Kappadokia'sındaki halklar ve kentler üzerine verdiği bilgi (özet) (sh. 23)
a. Yörenin İ.Ö. 400'deki halkları
Khalyb'ler, Taokh'lar, Phasis'liler. Xenophon'la, Trabzon'a doğru yürüyüş sırasında onun komutasına giden onbin'ler, Doğa Anadolu'da o zamanki Ermeni Yurdu'nu (Armenia) aştıktan sonra, Pasinler Çayı'nı izleyerek Pasinler Ovası'na yaklaştıklarında, onların ilerlemesini durdurmak, kendi yurtlarına girmesini engellemek isteyen, bu halkların savaşçılarıyla karşılaşmış ve çatışmışlardı (Anabasis, 4 VI 5).
Yörenin asıl yerlileri, Khalyb'lerle Phasis'lilerdi; Taokh'ların yurdu Kuzeydoğu ilerideydi ve onbin'ler, Pasinler Ovası'nı aştıktan sonra, oradan da geçmişlerdi (4 VII 1).
Khalyb'ler (Hellen ağzında ve yazımında : oi Khalybes) Herodotos'ta da (I 28) anılan bir halktır. Maden işleyiciliğindeki ustalığıyla ünlüdür. Khalybes sözcüğü, herhalde bunların gerçek adı değildi; eski Hellen dilinde Khalyps ya da Khalybos, "Demir" (özellikle, çelik) demektir.
Zile Kalesi
Caesar - Pharnakes (sh. 56 - 58)
Caesar, İskenderiye'de kendisiyle savaşa tutuşanları yendikten sonra, Anadolu'daki gelişmeleri duyunca, denizden yola çıktı (İ.Ö. 47 yılı Haziran ayının başında). Roma Cumhuriyeti Suriye İli'nin başkenti Antiokheia/Antakya'ya gelip bazı yöresel sorunlarla ilgilendi, yeni düzenlemeler yaptı; yine aynı gemilerle, Kilikia kıyılarına vardı. Tarsus'ta bazı yerel sorunlarla uğraştı, asker topladı, Pharnakes üzerine sefer yürüyüşüne çıktı.
Kappadokia'yı geçerken, Mazaka'da (sonra Kaisareia, şimdi Kayseri) 2 gün kaldı. Yolunu biraz uzatmayı göze alarak, yerinden ve kalıntılarından ileride ayrıntılı olarak söz edeceğimiz, Pontos Komanası'ndaki Ma (Ana Tanrıça) Tapınağı'na da uğradı (temel bilgi kaynağımız olan ve Caesar'ın yaşamından bir kesiti anlatan, "İskenderiye Savaşı" adlı metinde yanlışlıkla Kappadokia Komanası'ndan söz ediliyor; oysa Kappadokia Komanası, Adana ili Tufanbeyli İlçesi'nde Şar Köyü yerinde bulunduğundan, hem Caesar'ın yoluna göre ilgisiz yerdedir hem de Tarsus'tan Kayseri'ye varışın sonrasında oraya uğramak ve sonra savaş yerine, Zile'ye gitmek, olacak iş değildir).
Bu tapınağın yarı bağımsız kral durumundaki baş kam'lığına, pek soylu bir Bithynia'lıyı, Lykomedes'i atadı. Her ikisi Roma'ya içten bağlı kişiler olan Kappadokia Kralı Ariobarzanes'le kardeşi Ariarathes arasında ileride krallık çekişmesi çıkmasın diye, eski Pontos Krallığı ülkesi kapsamındaki, o dönemde Armenia Minor denen yöreyi (yaklaşık olarak, Suşehri, Kemah, Divriği üçgeninin sınırladığı yöre) Ariarathes'e verdi; Ariarathes burada, Ariobarzanes'e bağımlı bir kral olarak, egemenlik sürecekti.
Zile - Eski Akropolis düzlüğündeki
Ortaçağ Kalesi'nin, iç kale kapısı. İç yandan bakış.
Caesar, ilerleyişini sürdürürken, Galatia Kralı Deiotaros çıkageldi. Bu kişi, Caesar'ın Pompeius ile çekişmesinde, Roma Cumhuriyeti bağımlısı doğu ülkelerine Roma adına egemen bulunan Pompeius'u desteklemek zorunda kalmıştı. Tüm krallık simgelerini bırakıp halktan bir kişi gibi, üstelik yargıç önüne çıkan biri gibi (yâni, kendine acındıracak görünüşte; saçı sakalı bakımsız, giyimi düzensiz, kir pas içinde) gelen Deiotaros, bağışlanması için yakardı. Caesar ona kızgındı; kendisinin Consul iken Deiotaros'a ettiği iyiliği anımsattı : Gerçekten, Pompeius'un doğu ülkelerinde yaptığı düzenlemeleri, o arada Deiotaros'a krallık yetkilerinin tanınmasını onaylayan Roma Cumhuriyeti buyrultusunu İ.Ö. 59 yılımla Caesar çıkartmıştı. Sonunda, Deiotaros'u bağışladı. Deiotaros, Roma ordusu örneğine göre kurup eğittiği ordusuyla Caesar'ın seferine katıldı.
Caesar yaklaştığında, Pharnakes ona elçiler ve altın bir taç yolladı; "Beni düşman bilmesin, her buyruğuna uyacağım; üstelik unutmasın ki Deiotaros, Pompeius'u desteklediği halde ben öyle yapmadım, Pompeius'a yardımcı birlik göndermedim" diye haber iletti. Oysa, iyi niyetli değildi. Caesar ondan istediklerini bildirdiği halde, istenenlerin yapılmasını çeşitli özürlerle savsaklamaya başladı. Çünkü Caesar'ın Roma'ya gecikmeden dönmek zorunda bulunduğunu düşünüyor ve onun buralarda uzun sürebilecek bir savaşla oyalanmayı göze alamayacağına inanıyordu. Ancak, Caesar onun düşüncelerini sezdi ve birden saldırıya geçti.
O çağdaki Zela (şimdi, Tokat ili Güneybatısındaki ilçe merkezi Zile) ele geçirilmesi zor, iyice berkitilmiş bir kentti. Kent, ovaya doğru uzanan bir dağ çıkıntısının ucundaydı ve kenti çevreleyen surlar, hemen altlarındaki dik yamacın yüksekliği de göz önüne alınınca, tırmanılacak, aşılacak gibi değildi. Kent çevresinde birçok tepe ve bunlar arasında vâdiler bulunuyordu. O tepelerin en yükseği, orada Büyük Mithridates İ.Ö. 72 yılında Romalı komutan Triarius'u yenmiş olduğu için, ünlüydü. Pharnakes, Zile'nin 5 km kadar Kuzeybatı ilerisindeki bu tepede, babasının eski konaklama yerinde tüm ordusunu konaklattı, çevreyi berkitti.
Caesar, düşmanından 8 - 10 km ileride konaklamıştı. İ.Ö. 47 yılının 31 Temmuz gününü 1 Ağustos'a bağlayan gece, sabaha doğru, tüm ağırlıklarını orada bırakıp yalnız hafif donanımla yola çıkarak, düşmana sezdirmeden, Pharnakes'in konaklama yerine çok yakın, oradan bir vâdi ile ayrılan arazi parçasını, tam Mithridates ile Triarius'un savaştığı vâdinin karşı yamacını ele geçirdi, oraya yerleşip çevresini berkitmeye başladı. Gün doğunca, Pharnakes, olan biteni anladı ve Caesar'ın hazırlıkları bitmeden pek güçlü bir saldırıya geçti; Pontos ordusu, sel gibi, yamaç aşağıya indi, vâdinin oldukça ılımlı karşı yamacına tırmanmaya başladı ve oraklı savaş arabalarıyla Caesar ordusuna önce hayli zarar verdi. Ancak, ok ve mızrak yağmuru, bu arabaları kaçışa zorladı; askerlerin göğüs göğüse giriştiği kızgın çatışma da Roma ordusunun yengisiyle sonuçlandı. Pharnakes, yalnız birkaç adamıyla, kaçabildi.
Bu sonuç, nice yengiler kazanmış Caesar'ı olağanüstü sevindirdi. Çünkü, savaşın bu kadar kısa sürede bitirileceğini beklemiyordu. Olan biteni, Roma'daki arkadaşı Amantius'a, kısaca "Geldim, gördüm, yendim" diyen ünlü yazısıyla bildirmiştir. Yazının bu kadar kısa yazılması, Pontos Kralı'na karşı Lucullus ile Pompeius'un Doğu Anadolu'da aylarca, yıllarca savaşmalarına karşılık, kendisinin pek kısa sürede kesin sonuç almış bulunduğunu vurgulamak içindi.
Sezar "Geldim - Gördüm - Yendim" ![]() "Veni - Vidi - Vici" |
Sezar'ın Savaş Haritası![]() Kâmil Paşay Arşivi |
Kale, Roma
Kumandanı SULLA tarafından yaptırıldı. ![]() Zile Kale Kapısı |
Savaşın ertesi günü Caesar, yanındaki, Mısır'dan birlikte getirdiği 6. Legio askerlerini ödüller almak üzere Roma'ya; Deiotaros'un askerlerini kendi yurtlarına, Galatia'ya yolladı. Pontos Kappadokia'sı yöresinde Caelius Vinicianus komutasında 2 legio bıraktı. Kendisi, hafif silâhlı atlılarla Galatia, Bithynia üzerinden Asia iline (Batı Anadolu'ya) geldi. İskenderiye'de, kendisine ve desteklediği Kleopatra'ya karşı savaşanlarca kuşatıldığı sırada yardımına koşan, Bergama yöresine yerleşmiş İran kökenli bir soylu kişiyi, Mithridates'i, Pharnakes yerine Kırım Yarımadası'ndaki Bosphoros/Bosporos Devleti'nin krallığına atadı, bazı yerel sorunlarla ilgilendi, sonra zaman yitirmeden Roma'ya döndü. (Sh. 58)
V. Roma egemenliği çağı
I. Polemon'ların bağımlı krallığı dönemi
Caesar'ın öldürülmesinden sonraki dönemde, Roma bağımlısı doğu ülkelerinde Roma Cumhuriyeti adına Antonius'un egemenliği süregiderken, Pontos Kappadokia'sı bölgesinde Polemon adlı birinin en önemli krallık ülkesine sahip bulunduğu biliniyor. Bu kişi, diğer bazı Roma bağımlısı krallar, kralcıklarla birlikte, İ.Ö. 36 yılı baharında, Antonius'un İranlı Parthia Devleti'ne karşı giriştiği sefere katılmış; Antonius ordusu Parthia bağımlısı Media Kralı'nın önemli kentlerinden birini, Phraata'yı (Hazar Denizi Güneybatı köşesi yakınında, kıyıdan az içeride bugünkü Ardebil kentini) kuşatırken büyük bir orduyla çıkagelen Parthia kralı Phraates'in saldırısına uğrayan (Antonius'un Atropatene/Azerbaycan bölgesinde bıraktığı) artçı kolordunun perişan edilmesinden, komutan Stratianus ile 10.000 askerinin öldürülmesi felâketinden nasibini almış. Parthia'lılara tutsak düşmüştü.
Map showing some of the major battles of the late-Republican period
Tutsaklıktan kurtuluşu sonrasında, Octavianus (sonraki İmparator Augustus) ile savaşmaya giden Antonius'un bir araya getirdiği orduya, donanmaya asker ya da donatılmış gemi sağlayan Roma bağımlısı doğu ülkelerinin diğer kralları, kralcıkları gibi, o da (İ.Ö. 31 yılında Actium/Aktion'da noktalanacak sefere kendisi katılmamakla birlikte) Antonius'a asker göndermişti. Donanmaların çatışması sırasında Kleopatra ile onu izleyen Antonius'un Mısır'a kaçmasından sonra, karada, iki yanın orduları arasında çatışma olmadı ve Antonius'un aynı yörede, kıyıda bekleyen ordusu, komutanlarının kaçışı üzerine, 7 gün süreyle, ne yapacağını bilemeden kaldı, sonra Octavianus ordusuna katıldı. Roma Cumhuriyeti ülkelerinde tek başına egemen duruma gelen Octavianus, İ.Ö. 27'de, imparator sanını aldı ve artık Augustus (bahtlı, görkemli, yüce, kutsal) diye anıldı. Polemon, bağımlı krallığının başında kaldı, İ.Ö. 8'de öldü. Yerine Roma'lıların bir başka kişiyi aynı konumda bağımlı kral olarak atadığına ilişkin bilgimiz yoktur. Belki onun ülkesi, Romalıların Bithynia - Pontus ili vâlisince yönetilmiştir.
Çok geçmeden, aynı ülkeye bir diğer Polemon bağımlı kral oldu. Caligula (Çizmecik) sanıyla anılan imparator Gaius (İ.S. 37 - 41), Trakya'nın Roma bağımlısı kralı iken İ.S. I9'da öldürülen Kotys'in, kendi çocukluk arkadaşı olan oğullarına, birer küçük krallık bağışladı: Pontos Kappadokia'sının, o dönemde Küçük Ermenistan (Armenia Minor) denen ve yaklaşık olarak Suşehri, Divriği, Kemah üçgeninin içinde kalan bölümü, (babasının adını taşıyan) Kotys'e : ilk Polemon'un egemenliğindeki kıyı bölümü de Polemon'a verildi. (Sh. 59)
b. Themiskyra kentinden söz eden kaynaklar (Sh. 88)
Ozan Aiskhylos (Prometheus, dize 725) Themiskyra Ovası'nda, Thermodon/Terme Çayı kıyısında, ana yurdu bu yöre olan Amazonlarca Themiskyra adında bir kent kurulmuş olduğunu söyler. Kendisinin bu yöreyi gerçekte ne ölçüde tanıdığı, hemen bir sonraki dizede, Salmydessos kentinin aynı yörede kıyıda olduğunu söylemesinden bellidir : Salmydessos (Midye/Kıyıköy) o yöreden kuş uçuşu 700 km kadar uzakta, Trakya'nın Karadeniz kıyısındadır.
Asia Minor Greek/Roman
http://www.meandertravel.com/biblicalanatolia/bigxxmap9.htm
Sinope=Sinop, Amisus=Samsun, Themiscyra=Terme,
Thermodon R.=Terme Irmağı
Cotyora=Ordu,
Cerasus=Giresun, Tripolis=Tirebolu, Trapezus=Trabzon, Rhizus=Rize
Buna karşılık, hiçbir diğer ilkçağ tarihçisi ya da coğrafyacısı, bir Themiskyra kentinden söz etmez. Themiskyra adını anan Herodotos'un (IV 86), Thermodon'un geçtiği ovayı değil de oradaki bir kenti kasdettiğini gösterecek hiçbir belirti yoktur. Strabon (12 III 15) ise Themiskyra'nın bir ova olduğunu açıkça söyler ve ovada aynı adı taşıyan bir kentin asla sözünü etmez. Bu yöreye komşu denecek kadar yakın bir kentin, Amasya'nın yerlisi olan ve yapıtında Themiskyra/Çarşamba Ovası üzerine ayrıntılı bilgi veren Strabon, ovadaki herhangi bir kenti anmadığına göre, Terme kasabası, onun çağında ya kurulmamıştı ya da pek önemsiz bir köy durumundaydı.
3. OİNOE / ÜNYE (Sh. 89)
a. Adının kökeni ve anlamı
Oinos, Hellen dilinde (Anadolulu Luvi dilinin "Bağ, üzüm, şarap" anlamlarındaki Wiana'smdan alınmış olarak) "Şarap" demektir. Bundan türetilen Oinoe adı, "Şarap yöresi, şarabı bol yöre" anlamına gelir.
b. Özel tarihçesi
Bu yöredeki ilk yerleşimin varlığının, oradaki demir madenini işletmekle bağlantılı olarak, İ.Ö. 2500 dolaylarına uzandığı olasıdır. Çünkü Alacahöyük kazılarında altın ve demirden bir boyun takısı ile, altın saplı, namlusu demirden bir hançer bulunmuştur (Herzfeld, The Persian Empire, s. 122).
İ.Ö. 2. binyılda, Hitit'ler döneminde bile demir, altından da değerli bir metaldi. II. Hattusili döneminde Hitit'lerin demirden hançer vb. yapımını devlet tekelinde tuttuğunu, üretilen malları devlet depolarında mühür altında sakladığını, yabancı krallardan Hitit Büyük Kralı'na demir hançer vb. alımı için istek geldiğini gösteren belgeler, günümüze ulaşmıştır. (Sh. 89)
Oinoe'nin adı Strabon'da geçmez, ama tarihçi Arrianos'un Karadeniz kıyılarını anlatan yapıtında, bölüm 16'da geçer. Kentin önem kazanması Bizans çağında gerçekleşmiştir (J.A. Cramer, A geographical and historical description of Asia Minor, c. I, Oxford 1832, s. 272).
c. Türkleşme öncesi dönem kalıntıları
Kasabanın içinde hiçbir İlkçağ ya da Ortaçağ kalıntısı görülmüyor ve olmadığını yerliler doğruluyor. Hattâ, kasabanın çekirdek bölümü olan Cumhuriyet Meydanı yöresinde, hemen hemen tüm eski evler yıkılmış ve yerine apartman türü yapılar dikilmiştir.
Oinoe/Ünye yakınlarında bulunan tek, ama önemli tarihsel kalıntı; pek de yerinde olmayarak Ünye Kalesi denen (Ünye'nin Kale Köyü'ndeki dense doğru olur) kale ve orada kale girişi yanıbaşında bulunan, Paphlagonia türü görkemli kaya mezarıdır.
Ünye Kalesi yanıbaşındaki
Kaya Mezarı'na Yakından Bakış
Söz konusu kale, Ünye'nin 5 km kadar Güneydoğusunda, demir madeninin yakınında, Kale Köyü'nün yanıbaşında dimdik yükselen hir doruğun (doruktan az aşağıdaki) küçük düzlük bölümünden oluşuyor. Küçük düzlük öylesine dik ve yalçın yamaç üzerindedir ki, altındaki kayalığın o dik yüzeyleri kendiliğinden, yâni doğal bir sur oluşturuyor. Bu nedenle, yalnız o küçük düzlüğe tırmanan dar yolun düzlüğe vardığı yerde, doruğun Güneydoğu yanında, sur kapısı türünde bir sur bölümü yapmak, amaca yetebilmiştir.
(Darende'nin Zengibar Kalesi de buna benzer bir kaledir ve sur bölümü pek küçüktür, tepe üstü düzlüğüne tırmanacak olan daracık yolu kesmekten, denetime bağlamaktan başka işlev görmez). Oinoe/Ünye'nin böyle kilometrelerce uzağındaki bu kale, asla Ünye'yi savunmaya yarayamaz; yalnızca iç bölgeden gelip Ünye'ye çıkan yolu denetlemek için yapıldığı bellidir.
Sözünü ettiğimiz kale kapısı ya da duvar, günümüzdeki biçimiyle, Bizans çağından kalmadır; işlenmemiş taşlarla yapılmış ve yapımında kireç harcı kullanılmıştır. Bu kapının yanıbaşında, dışında, yalçın kayalığın dimdik yüzeyi düzletilerek biraz yükseğe işlenmiş kaya mezarı, Bittel'in İ.Ö. 7. yüzyıla tarihlediği Paphlagonia kaya mezarlarının tüm özelliklerini gösteriyor. Buna bakılırsa, o da aynı dönemden kalmadır.
Ünye Kalesi Merdivenli Yeraltı Geçidi
Kale içinde, daha doğrusu sadece kapı işlevli duvarı olan düzlükle, sarnıçlar ve potern türü (kuşatma zamanında gizlice dışarıya çıkmayı sağlayabilecek) merdivenli yeraltı geçitleri vardır. Ancak, Hitit başkenti Hattusa'da da bu tür geçitle karşılaşmamız, sanmıyorum ki buradakini dahi Hitit yapıtı yahut Hitit'ler çağından kalmış saymamızı tek başına haklı gösterebilsin. (Sh. 92)
9. ZELA / ZİLE (Sh. 220)
a. Adının kökeni ve anlamı
Zela kenti, geçmişinin pek, pek eskilere dayandığı İliada'da anılmasından belli olan İlkçağ Mysia kenti Zeleia'nın (Gönen'in 12 km kadar Kuzey - Kuzeybatı'sında, Gönen - Biga yolu üzerindeki Sarıköy'ün yerinde ve orada bulunan orta yükseklikte tepenin yamaçlarında idi) adaşı olmalıdır.
Adının kökeninin Anadolulu Luvi dili ardılı Kappadokia diline dayandığı hiç kuşku götüremez ise de, bu adın öz biçimini ve anlamını güvenle saptayamadım. Çok güçlü olasılıkla, Luvi dilinde ve ardılı dillerde "Geçit, Boğaz" anlamlarına gelen Ela / İla sözcüğünü içermekte idi.
Zile - Eski Akropolis düzlüğünde,
kiminin üzeri Lâtince yazıtlı sütunlar.
b. Özel tarihçe ve kalıntılar
Zela kenti, altın çağını, İran (Pers) İmparatorluğu'nun egemenliği döneminde yaşadı. O dönemde, İranlılar'ın Su Tanrıçası Anaitis'in tapkı merkezlerinden biri oldu. Kentteki Anaitis Tapınağı, Strabon çağında, İ.S. 1. yüzyıl başında bile, büyük saygı görüyordu (Strabon, 12 III 37). Strabon'a bakılırsa, Pontos (Karadeniz Kappadokia'sı) yöresinin her yanından insanlar, önemli konularda and içmek için, buraya geliyordu.
Kappadokia'da Roma uydusu krallar egemen iken, bu tapınağın Baş Kam'ı, krala bağımlı bir yerel bey durumunda idi ve gerek tapınağın arazileri, malları, gerek yüzlerce tapınak görevlisi doğrudan doğruya ona bağlıydı. Roma egemenliği döneminde ise, Roma bağımlısı yöresel kral II. Polemon ve ardılları, Baş Kam'ın etkinliğini azalttılar.
Zela yöresi, Hellenistik çağ sonunda, VI. Mithridates'in Roma Cumhuriyeti'ne karşı giriştiği savaşlar sırasında askerlik açısından önem kazanmıştı. Ancak, kentin büyük ün kazanması, Mithridates'in, Roma bağımlısı Kırım yöresi kralı iken bağımsızlığa ve babasının devletini canlandırmaya heveslenen oğlu Pharnakes'e karşı Julius Caesar'ın, İskenderiye'den gelerek yürüttüğü savaşta burada Pontos ordusunu yenmesi ve bunu Roma'ya "Geldim, gördüm, yendim" mektubuyla bildirmesinden sonra olmuştur. Bu olay üzerine, § 2'de, yörenin genel tarihçesini anlatırken, daha ayrıntılı bilgi vermiştik. (Sh. 223)
Zile Acropolis in the Roman Era
(Oil Painting 65x85 by Ersal Yavi)
Tarihsel Zela/Zile akropolis'inde bugün görülen kale, sürekli onarım ve yenilemeler yüzünden tümüyle Ortaçağ kalesi görünüşü almış ve bir hayli bölümü günümüze ulaşabilmiş bir kaledir. Yalnız, surların çevrelediği düzlük ortasında bulunan iç kaleye ana geçiş yeri olan anıtsal kapıyı çerçeveleyen taşlara dikkat edince, bunlardan en alttakilerin Hellenistik Çağ ya da Roma egemenliği çağı kalıntısı dev rektangonal bloklar olduğu görülüyor.
Sözü edilen kapının önündeki, dış surla çevrili genişçe avluda şimdi bir park düzenlemesi yapılmış; anıtsal kapıdan ileriye uzanır bırakılan, iki yanı ağaçlı gezi yolunun orta yerine, ama sıralanmış ağaçların çizgisi dışına gelmek ve yazıtlı yüzleri de ağaçlar nedeniyle pek okunamayacak, kesinlikle resimlenemeyecek (fotoğrafı alınamayacak) durumda olmak üzere, Lâtince yazıtlı, Roma çağından kalma iki silindirik taş dikilmiştir.
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE
Bunların her biri yolun bir yanında, dışında ve ağaçlar arkasındadır. Avlunun sonuna, dış surlara kadar yürüyünce, orada da 7 - 8 tane aynı türden silindirik taşın yattığını, bunlardan biri üzerinde yine Lâtince yazıt bulunduğunu görürsünüz. Yalnız, ben oradaki incelememi 1985'de yapmıştım; belki şimdi değişik bir düzenleme gerçekleştirilmiştir.
Kale dışında, Türkleşme öncesi dönemden kalma, görmeğe değer tarihsel kalıntı yok gibidir. Kalenin taçlandırdığı akropolis tepesinin Kuzey eteğinde, rastlantı sonucu, eski tiyatro cavea'sının oturma sıralarından taşlar bulunmuş ve böylece tiyatronun orada olduğu anlaşılabilmiştir. Kent içindeki eski yapılardan kiminde, örneğin Boyacı Hasan Ağa Câmîi avlu duvarı dış yüzünde görülen Roma çağından kalma sütun başlığı parçaları gibi, İlkçağ mimarlık yapıtı parçalarının sıradan yapı taşı olarak kullanıldığı görülüyor; ama böyleleri pek az sayıdadır.
Maşat Höyük
Zile'de, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma, câmi, hamam, türbe gibi birkaç yapı vardır.
Zile İlçesi'nde, Boztepe Bucağı'na bağlı Maşat (şimdi, Yalınyazı) Köyü'nde bulunan Maşat Höyük'te yapılan kazılar sonucunda, orada, geçmişi bakır - taş çağına (Kalkolitik Çağ'a) uzanan bir yerleşim saptandı ve çok önemli buluntular (o arada, çivi yazılı levhacıklar, hiyeroglif yazılı mühür - baskılar) elde edildi. Söz konusu yerleşimin, Hitit'ler çağında, Tapigga adıyla anıldığı belirlendi. (Sh. 224)