|
NİHAT
AKYUNAK |
|
Makaleler
:
Gültekin
ELİBAL, O. Zeki ÇAKALOZ, Sezer TANSUĞ,
Prof. Dr. Nurullah BERK, Mehmet ERGÜVEN,
SANAT ÇEVRESİ Dergisi - Ocak
1982,
Sayı : 39, sh. 8 - 15'de yayımlandı.
Ressam Nihat AKYUNAK
(Mayıs 1922 Zile -
1986 Selçuk)
Ressam Nihat AKYUNAK
1964 - İstanbul
BİR YERLERDEN BAKARKEN
NİHAT
AKYUNAK
Makale :
Gültekin ELİBAL
Nihat Akyunak - 1980
36x44 cm - Tual Üzerine Yağlıboya
Evet, bir yerlerden bakıyor Nihat Akyunak. Pek usumuza düşmeyen, belki de düşünmediğimiz, görmediğimiz, üzerinde durmadığımız, değerlemediğimiz bir yerlerden bakıyor. Büyük bir sabrın, alçakgönüllü aşkın, duyarlığın, bilinçle yüklü kimliklerine özgelikten başka bir şey değildir bu bakış.
Evet, bir yerlerden bakıyor Nihat Akyunak. Nihat Akyunak, ışıktan, renkten ve dinginlikten bakıyor doğa'ya. Diğer değişiyle resim olgusuna ışıktan, renkten ve dinginlikten giriyor. İlk bakışta kolay gibi görünen ya da gelen, hele dinginliği kendisine seçe gelen tutumun, yaman bir sabrı, bir içtenliği, yürekliliği içerdiğini anlamakta gecikilmez. Işık ile, renk ile, dinginlikle eşdeşleşmek her babayiğidin harcı değildir. İşte onun için bir yerlerden bakıyor Nihat Akyunak.
Ressam Nihat AKYUNAK - 1987 |
Uzun yıllar Nihat Akyunak, memurluk, öğretmenlik, yöneticilik, sanat yazarlığı , eleştirmenlik yaptı. Yanısıra sanat derneklerine emek verdi... Yalnız ve yalnız hiç bir sapma göstermeden, bir yerlerden bakmayı unutmuyordu.
Akademi öğretisi içinde Akyunak, somut, belki bazı kübist, giderek soyuta yönelen bir kimlik gösterir. Ardından bir on yılı aşan ve 1950 - 1960'ları tutan soyut dönemi izlenilir. Burada sanatçı geometrik soyutun ya da renk musikisinin geometrisini biçim kaygusunda birleştirmektedir. Ki geometrinin bir musikisi, musikinin de bir geometri basamağı soyutlamanın temasını, şematizmi içinde yoğurmakta bulunur. Ne var ki, bu deneysel çabaların ürünlerinde de Nihat Akyunak ışıktan, renkten, musikinin yoldaşlığıyla de dinginlikten yana bir denetimi, doğa'ya dönüş diyebileceğimiz içtenliğini hazırlamakta, daha yerinde bir deyişle pekiştirmekte bulunmuştur.
Ressam Akyunak, daha bu soyut yapıtlarında bile, yalın bir söyleyişin, yaklaşımın içindedir. Soluklanmasının bu dönemecindeki becerisi, rengin, ışığın hizmetine giren desen, düzenlemenin de alışılmış dışında düğümlendiğini vurgulamaktan geri kalmaz. İnanıyordu ki Nihat Akyunak, bu soyut anlatı içinde de doğayla birliktelik vardır; doğa unutulmuyordu..
Sonra Akyunak, ağır ve ağır acele eden kimliğinde birçok ısmarlamaların, istek göstergelerinin yolunda olmamak, girmemek etkinliği içinde artık somutun, diğer deyişle soyut dışı ve geometrinin musikisinde, musikinin geometrisinde eriyecek olan dinginliğin sanatçısı basamaklarını verir. Bu basamaklar bitmeyecek, bir yerlerden bakıyor Nihat Akyunak çünkü.
Doğa içtenliğindeki doğasından seslenirken Nihat Akyunak, ilkin desenin ağır bastığı, ışığın oldukça derinlerden geldiği ve de rengin koyuluklarından, sessizliği hazırlayan, yer yer aşırı duyguları, bir bakıma hüznü çağıran, anımsatan, içeren çalışmalarında görüldü... Sonraki yıllarından figürlü çabaları, ölüdoğalar, özellikle görünü'ler yeni, taze, birlikteliğindeki erimişliği, tam doğa musikisi, dinginliği içinde kavraya geliyor...
Ressam Nihat AKYUNAK |
Yaşamı sevdirme, yansıtma, kalıcılığını vurgulama olgusunda, bu kaçınılmazlıkta kimileri nesneyi, nesneyle insanı; öte yandan kimileri de doğayı, kendisinin olduğu doğayı figürlü, figürsüz, doygun, bırakılmış ya da tüm içtenliğindeki, denetimiyle gözlemciliğin ışıldağından geçerek dingin ama kişisel, öznel açıdan potalarına alıyorlar. Hiç kuşkusuz, ikinci yön, yöntem, göstergenin seçkinleri arasından bakıyor bizlere Nihat Akyunak...
Nihat Akyunak, ince bir sezgi ve doygunluğun içinden yalın mı, yalın, giderek katkısı belli olmayan biçimde, insansı, seven ve de sevdiren fırçasında, ışıklanıyor. Rengin, ışığın ve dinginliğin üçlemini yüreğinden yeni ve başka yüreklere ulaştırıyor...
İmrenilecek bir dinginliğinin altında çok derinlerde kaynayan bir volkandan ılık ılık, soluk verirken, yapıtları artık şiir, boya, ter, bir bulut, bir plaj, bir ölüdoğa, bir yol boyu, evler kıyıda köşede kalmış, giderek eldeğmemiş duvarlar, sarmaşıklar, köprüler olur, olurlar...
Yeniden yaşamın bir sessizlikteki sıcağıdır bu. Baharı ayrı, sonbaharı bir kısa hazırlığın ardından gene yazı hazırlamakta bulunur...
Doğa, çıplaktır. Doğa'nın temel varlığı insan da önce çıplaktı. Sonra, doğa ve insan giyinmeğe başladılar. Öyle ki bu giyinmede söz, göz, yazı işbirliği ettiler, diyorlar! Yeni çıplaklığın, yeni bu yoldaki yaratmaların basamakları gelecekte çıkılırken, nice kapılar aralanırken, bir yerlerden bakanların bulunduğu, elbetteki görülecek, elbette anımsanacaktır yapıtlar ile...
Öyleyse, Akyunak yaratmasını sürdürmelidir... Kare ya da dikdörtgen boyutlar ile bizlere en yenilerini, bir sabah, saksımızda açılmış örneği ulaştıracaktır, biliyorum, inanıyorum...
Evet, bir yerlerden bakıyor Nihat Akyunak... Baktırıyor da...
Nihat Akyunak - 1964
80x115 cm Tual Üzerine Yağlıboya
BİR GÖRÜNÜ YORUMCUSU :
NİHAT AKYUNAK
Makale :
O. Zeki ÇAKALOZ
Nihat Akyunak'ın Şenlikköy'deki atölyesine, Kasım rüzgârına karşın henüz yeşilliklerini dökmemiş, direnebilmiş ağaçlıklı yoldan ilerlerken, sessiz, dingin bir doğa. Çağımızın hızlı, tedirgin ve zorlu yaşamında, özellikle kentler yaşamında, alabildiğine gergin sinirlerimiz, ancak bir doğa kucağına kendimizi atabildiğimizde bir parça olsun yumuşuyor...
Bu ağaçlı yolda, bu sessiz, dingin soluğu kesen, salt arabamın motor sesi... Yorgun kafamda bir çağrışım... Geçenlerde, bu zorlu yaşamdan bir an çalabilip. O bizden, ben yazılarımdan ve çalışmalarımdan başımızı alıp şöyle bir dolanırken yanımda oturan, yıllarını eğitime, bana ve çocuklarına verip halâ da didinen eşim, «Durmaksızın böyle gitsek, hep gitsek Zeki...» diyordu.
Ressam Nihat AKYUNAK - 1982 |
Bir de «hep gidemediğimiz» bu doğayı dilim dilim, sıcacık soluğuyla yanı başımıza getiren, bu yorgun beynimiz ve gözlerimize veriveren insanlar var... Bir bakıma, sıradan, olağan diye başımızı ve yüreğimizi şöyle bir çevirip bakmadığımız nice doğa kesitinin, ne sıradan ne de olağan olmayan, göremediğimiz, tadına varamadığımız büyüsünü, lekesizliğini böyle kesit kesit kucağımıza dolduran Nihat Akyunak...
Doğal ki bu açmazlarla gerilimliyken ve bu gerilimimizi ancak sanat denen o gizemli ve erişilmez olgunun bu tür yaklaşımıyla gidermede ister istemez bir parça romantik olacaksınız, duygularınız ağır basacak, demek istedikleriniz yazıya dökülünce de «yazınsal» bir anlatımla bu arayışın içinden çıkabileceksiniz.
Yeri geldiğinde sıkça, «salt estetizm», «salt edonizm»den söz ederim. Özellikle resim sanatında plâstik değerlerin, ya bu kavramların altına itildiği ya da yaklaşımı sadece kimi beceri oyunlarıyla işte bu «salt estetizm ve edonizm» olan sonuçlar karşısında... Yoksa, çağımız sanatının, yine doğal olan, gerek ve kaçınılmaz olan tüm varyantlarına, eğilimlerine karşın, hattâ bunlarla iç içe yine bu estetizm ve edonların sağlam bir plâstikte buluşmasını özleriz... Özleriz bu ozan'ın «Aç pencereyi bağır, bağırabildiğin kadar» dediğince, patladığınız, bunaldığınız ve de coştuğunuz kimi anlarda...
Nihat AKYUNAK - 1981
38x44 cm Duralit Üzerine Yağlıboya
Nihat Akyunak'ın atölyesi, eski ürettikleriyle, yenileriyle işte bu bağırmak için açacağınız değil, zaten açılmış birer pencere... Nihat Akyunak, dünya görüşleriniz, sanat biçemlerine yaklaşımlarınız ve inançlarınız ne olursa olsun, değil mi ki et ve kemik olarak her zaman yine de sıradan birer insansınız ve bu hızlı, acımasız çağın tutsağısınız, umarsız kaldığınız, bir açmaz ânınızda işte bu estetiği ve edonları resim plâstiğinin ölçüleriyle uzlaştıran, dengeleyen, aradığınız ressamdır...
Bu nitelikte, göçüp gitmiş ve yaşayan daha bir bölük sanatçılarımızdan biri... Kimi yarış ve yarışmalardan, ödül beklentilerinden benliğini arındırmış, aşırmış, sadece, insanımızın bu yanına, bir gün yitip gidecek ve bir zamanlar yaşam serüvenimizin kimi sahnelerinin geçip gittiği bu sıradan, olağan görünen anların, nesnelerin, doğa köşeciklerinin duyarlılıklarını sürekli anlatan biri...
Bu yazım, birden fazla dünyaları ve zıtlıkları bir gün içinde yaşadıktan sonra, atölyesindeki ilk yazlar, yazlar ve sonbaharlarla, kara bulutların ve fırtınanın delicesine tepemde dolanıp durduğu 8 Aralık 1981 gününde yazılıyor ve hep gözlerimde o öncelikle sıcacık, doyumsuz pastoraller...
Bu yeni ürünleriyle Nihat Akyunak, Ocak 1982'de, Nişantaşı «A» Sanat Galerisi'nde yer alacak... Atölyesinde, önümde, Menekşe Koyu'ndan bir görünü... Bir seansa kırk yılın katılmasından gelen bir rahatlık ve tazelik ürünü... Klâsik pentür bilgisinin ustalığıyla, bir yaz gününün, bir kaç saatlik yaşamının durdurulması... Koyu doldurmuş irili ufaklı teknenin, genelinde ılık, sıcak dizi dizi renklerin birbirine duraksamadan atlayışıyla tüm tuvali kapladığı, içimizi bir kalite Fransız konyağı örneği ısıtan iletimi...
Nihat Akyunak - Menekşe Köprüsü 1982 |
Hemen yanında, yine 1981 ürünü, Hat Boyu'ndan mor ağaçlı görünü... Bu yapıtta öğeler, önümüzde bilgili plân ayrıcalıkları ve kompozisyon düzeni içinde dizilirken, sihirli bir elin. ya da bir, yaz yelinin birden, bir yerlerden, bir «Baraganın Dikenleri» gibi, tüm bu öğelerin ortasına, gerçek bir final ezgiyle oturuverdiği bir top mor ağaç... Çayır yeşillerinin, yapıların kırmızı kiremitlerinin ve duvarın beyazının dizelerinde, bu erinç yüklü mor ağaç hele...
Şenlikköy'de ilkyaz bir başka her halde... Baksanıza şu görünüye de... Orhan Veli, Şenlikköy'den bu bahar ağacını yeniden bir görebilseydi, yeniden üflerdi hepimize o ölümsüz dizesini bir kez daha... «Deli eder insanı bu dünya, bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç...». Salt tepeden tırnağa açan çiçekler mi? Ağaçların o gövdelerindeki ayrıştırılmış, şiirsel renkler, geride içlerindeki evrene, anılarına sokuluvermek istediğiniz bu kır kesitinin alçak gönüllü evleri.
«Menekşe Köprüsü» görünüşünde, klâsik izlenimciliği özleten, Akyunak'ın günlük izlenimciliğinin ışıltılı, titreşimli yorumu... Bu köprüye uzanan, içi cıvıl cıvıl tekneler dolu deniz, bu denizi saran gök ve atmosfer, kıyı şeridindeki bir dizi beyazlı yapılarda, ışık öğesi, plâstik/estetik, plâstik/edon işbirliğinde böylesine uzlaşabilir.
Dedik ya yukarıda... İşte ben de o «sıradan» insanlardan biriyim. Günlerin getirdikleriyle, götürdükleriyle, çalışmalarıyla yorgun düşen ve bu yapıtlar karşısında bir günlük de olsa dinlenen bir insan ve de denetlenemez bir duygusallık ve edebiyatçılıkla bu yazıda bir insan.
Nihat AKYUNAK - Saksılı Duvar - 1984
20x29 cm Tual Üzerine Yağlıboya
NiHAT AKYUNAK'IN
DOĞA İLE SESSİZ SÖYLEŞİSİ
Makale :
Prof. Dr. Nurullah BERK
Çağımız sanatı - hele resim ve heykel - klâsik dönemlerin ilkelerini unutalı, daha doğrusu bir yana atalı beri, «modern eğilimler» adı verilen verim topluluğu anarşinin çeşidini deneyerek sanat tarihine hiç bir mantığa, bir düzene, bir uyuma gelmez sayfalar kattı.
Ressamda resim yapabilme, heykeltıraşta düzenli biçimler yontma zorunluluğu kalmadı. Gauguin, «bir kilo yeşil yüz gram yeşilden daha yeşildir» derken, deniz etkisini tablosunda uyandırmak isteyen yirminci yüzyıl ressamının tuvali baştan başa maviye boyayacağını düşünmemişti.
Oysa, günümüzde, sonsuz bir blöf ile karşı karşıyayız : boyalı muşambalar «tablo» oluyor, tahta parçaları, hurda demirler heykel. Biçim düzen ve uyumu, renk güzelliği, plâstik olgunluk, kişisel yorum modası geçmiş kaygılar olarak yerlerini bir takım «tezgâh işi» tertip ve «trük»lere bıraktılar.
Nihat Akyunak - Dr. Zeki Sıtkı Köseoğlu Portresi
55x46 cm Tual Üzerine Yağlıboya - 1984
Nihat Akyunak sanatçının doğa karşısında beslemesi gereken saygınlığı unutmuyor. Abartısız, şarlatanlıktan uzak, sabır ve titizlikle dile getirmeye çalışıyor görüşünü, duygusunu; bunu yaparken de teknik zorluklara çetin bir savaş açıyor. Eski hasreti içinde yeniyi yerme savaşı söz konusu değil yazdıklarımda. Sanatın soyluluğu, prestiji, giderek bozulan «seviye»sidir derdim. Hangi Avrupalı eleştirmen söylemiş, hatırlamıyorum : bugün cesaretlerin en büyüğü cesaretsiz olmaktır. Nihat Akyunak'ın cesaretsizliğini kutlarım.
Bu ressam, doğa ile sessiz söyleşisi içinde cesaretli kavgaların en büyüğüne girişmiştir.
DUYARLI BİR KİŞİ :
NİHAT
AKYUNAK
Makale
: Sezer TANSUĞ
Nihat Akyunak - Peyzaj
37x39 cm Mukavva Üzerine Yağlıboya
Manzara ressamlığında karar kılmıştır Nihat Akyunak; ve zaman zaman ulaştığı nitelik düzeyi yönünden, işinin alçak gönüllü bir ehli olduğunu da kanıtlamıştır. Nedir bu nitelik düzeyi diye sorarsanız, buna kolay kolay cevap getiremem, ama sadece ben değil, bir başkası da cevap getiremez.
Nihat Akyunak'ın öteden beri sürdürdüğü ısrarlı manzara ressamlığı, bu sanatçının halis bir deneyim ölçütüdür. Nihat Akyunak'ın her biri uzun bir deneyimin ürünü olan resimlerini sözle tasvir edip, ilgisini hangi pitoresk yörelere yönelttiğini mi söylememi istersiniz; hangi renklerden oluştuğu saptanabilecek bir tür vokabüler saymacasına mı girişelim?
Sanırım benden bu kadar kolay işler beklemezsiniz. Bekleyebileceğiniz zor açıklamalarsa, deneyim uyuşmazlığı yüzünden olanaksızdırlar. Umarım Nihat Akyunak'ın tarafımdan önemsenmediğini düşünmezsiniz. Tam aksine düzen dengesi ve renk uyumu konusunda duyarlı bir kişi olarak dikkate değer bir sanatçıdır. Çağdaş Türk resim vizyonunu elinden geldiğince paylaşan her sanatçımız makbulümüzdür.
Nihat Akyunak - Halk Plâjı/1981
37x44 cm Duralit Üzerine Yağlıboya
NİHAT AKYUNAK'LA
BİR SÖYLEŞİ
Söyleşi
: Mehmet ERGÜVEN
Soru — Sayın Akyunak, değişik sanat eğilimlerinin birbiriyle örtüştüğü dönemde, resim diline özgü anlatım olanakları salt bireysel yaklaşıma koşut yönsemeler gösterebilir mi?
Yanıt — Sayın Ergüven, söyleşinize «Değişik sanat eğilimlerinin birbiriyle örtüştüğü dönemde.» diye başladığınıza göre, resim olayına çok geniş bir açıdan baktığınızı ve soruna çağdaş bir anlayışla yaklaştığınızı görüyor ve bu görüşünüzü tümüyle paylaşıyorum.
Nihat Akyunak - Oda İçi/1968
21x26 cm Sunta Üzerine Yağlıboya
Günümüz sanatında belli akımlar, belli eğilimlerden çok, bireysellik ve de özgünlük egemendir. Bir başka deyişle, ne kadar sanatçı varsa bir o kadar da eğilim var demektir. Bu nedenledir ki her sanatçı, kendi sanat anlayışına ve dünya görüşüne uygun görsel bir anlatım dili bulmak zorundadır.
Soru — Sayıları giderek artan galerilerin sanatçı ile toplum arasında üstlendiği görevi tanımlar mısınız?
Yanıt — Gerek resmî, gerekse özel galeriler, sanatçı ile toplum arasında bir köprüdür. Özellikle özel galerilerin, sanatımızın bugünkü canlı durumuna gelmesinde büyük katkıları olmuştur. Benim öğrencilik yıllarımda, değil Anadolu illerinde, İstanbul'da bile bir tek galeri yoktu. Yılda bir, yaz aylarında açılan Galatasaray sergilerinden başka sergi göremezdik.
Sanatçılarımız bu günlere, kıraathane köşelerinde, boş şapkacı dükkânlarında, Halkevleri salonlarında ve de yabancı konsolosluk binalarında sığıntı gibi sergiler açarak geldiler. Bu nedenledir ki açılan her kamu galerisinden dolayı ilgilileri kutlamak, her özel galericinin de boynuna sarılıp öpmek gelir içimden.
Nihat Akyunak - Peyzaj/1978
23x32 cm Tual Üzerine Yağlıboya
Soru — Türk resminin bir kaç kuşak içinde oluşturduğu birikim, günümüz sanatçılarına somut ipuçları veriyor mu? örneğin görünüme ağırlık veren çalışmalarınızın, geleneğimizle, teknik ve konu açısından, kesiştiği noktaları nasıl tanımlayabiliriz?
Yanıt — Türk resminin bir kaç kuşak içinde bir birikim oluşturduğu yadsınamaz kuşkusuz. Ancak bu birikimin günümüz sanatçılarına somut ipuçları verdiği kanısında değilim. Her kuşak kendi sanatını oluşturmak zorundadır.
Sorunuzun ikinci paragrafındaki kendimle ilgili bölüme gelince : Çalışmalarımda görünü'ye ağırlık verdiğim doğrudur. Ancak bunun ne geleneğimizle, ne de onlardaki teknik ve konuya yaklaşım biçimi ile hiç bir ilgisi yoktur. Resimlerime sadece yüzeysel bir açıdan, ön yargılar ve kalıplaşmış düşüncelerle bakan bazı kimselerle, sergilerime gelmemiş, çalışmalarımı izlememiş olanlar öyle sanabilirler. Ancak bunun böyle olmadığının bilincine varabilen aydın sanatseverler ve eleştirmenler de var.
Nihat Akyunak - Peyzaj
32x23 cm Duralit Üzerine Yağlıboya
Bence, bir ressamın yapıtları onun kişiliğinin aynasıdır. Bu nedenledir ki bir sanatçının yapıtlarında, o sanatçının dünya görüşünü, ruhsal yapısını görmek, iletmek istediği mesajı kolaylıkla anlamak olasıdır. Ben, görünü resmine ağırlık veriyorsam bunu, ne geleneğimizle bir bağı olsun diye, ne de görünü resmi daha çok tutuluyor diye yapmıyorum. Görünü resmi, ruhsal yapıma daha uygun düştüğü için, doğa, görsel duyularımı daha çok harekete getirdiği, beni heyecanlandırdığı ve bana resim yapma coşkusu verdiği için yapıyorum. Kişi inandığı ve doğru bildiği şeyi samimiyetle ve içtenlikle yapmalıdır. Başka türlüsü zorlama olur ya da özenti.
Resim sanatında görünü geleneği çok eskilere uzanır. Batı'da, özellikle de izlenimcilerde en yaygın ve de en yetkin düzeye ulaşan görünü resmi, ne yazık ki sonraları bütün dünyada, bu bağlamda bizde de en çok sulandırılmış bir konudur. Resmin alt yapısından habersiz kimselerin, doğa karşısına geçip yaptıkları resimleri Empresyonist resim olarak nitelendirmeleri çokça rastlanan yanılgılardandır.
Bütün öteki konularda olduğu gibi, görünü resminde de önemli olan, konunun kendisi değil, konuya bakış ve onu yorumlayış tarzıdır. Bir başka deyişle neyin yapıldığı değil, nasıl yapıldığıdır. Batılı büyük ustaların görünü resimlerine baktığımızda, onlardaki ayrıcalığın görününün kendisinden çok, görünü karşısındaki duyarlık, teknik, içerik ve biçemlerinden kaynaklanmış olduğunu görürüz.
Nihat Akyunak - Ataköy/1984
45x55 cm Duralit Üzerine Yağlıboya
Soru — Konusu doğrudan yerleşim bölgelerinden kaynaklanmasına karşın yapıtlarınızdaki istemli ıssızlığı oluşturan dürtüyü çözümler misiniz?
Yanıt — Bu sorunuzu, bir önceki sorunuzun yine ikinci paragrafındaki, neden görünü resimlerine ağırlık verdiğim konusuna açıklık getirmeye çalışarak yanıtlamak isterim. Dört beş yıl öncesine gelinceye kadar değil bağımsız bir atölyeye, bir odasını çalışma odası olarak kullanabileceğim üç odalı bir eve bile sahip olamadım. Öte yandan memleketimizde, salt sanatı ile yaşamını sürdüremeyen pek çok ozan, yazar, çizer gibi ben de günün en güzel, en verimli saatlerini mesleğimle hiçte ilgisi olmayan işlerde, kapalı duvarlar arasında ve masa başlarında geçirmek zorunda kaldım.
Bu nedenledir ki her fırsatta tuvalimi ve boya kutumu kaptığım gibi dışarıya fırlayıp sehpamı doğanın ortasına, o en büyük, o en verimli atölyenin bir köşeciğine kurup, susamışçasına ve kendimden geçercesine çalışmaya koyuldum. Bu benim için bir boşalış, tatmin edilememiş arzularımın kısmen de olsa giderilmesini sağlayan bir şifâ olmuştur.
Empresyonistlere, onların özgürce yaşamlarına karşı olan hayranlığım ve Gustave Courbet'nin «Bonjour, Monsieur Courbet» adlı tablosuna bakarken duyduğum gıpta ile karışık haz da bu yüzdendir. Soyut resimler yaptığım dönemlerde bile fırsat buldukça doğaya açılır, masa başlarında oturmak zorunluluğunda bulunduğum saatlerde ve geceleri ise soyut çalışmalar yapardım. Bunlar benim için birer alt yapı araştırması olmuştur.
Nihat Akyunak - Peyzaj
46x55 cm Tual Üzerine Yağlıboya
Konusu, doğrudan yerleşim bölgelerinden kaynaklanmasına karşın, yapıtlarımdaki istemli ıssızlığı oluşturan dürtüye gelince : Bunun en doğru yanıtını ruhbilimciler verir elbet. Ancak ben derim ki, doğup büyüdüğüm çevre, ailemden aldığım ilk etkiler ve de mesleğimden uzak; apayrı işlerde ömür tüketmenin yanısıra çalışma hayatının güçlükleri, insanların vefasızlıkları, riyakârlıkları, aile ve geçim sorunları gibi etkenler ve bunlara eklenen toplumsal bunalımlar çoğu zaman beni kırlara itmiştir.
Doğa karşısında çalıştığım saatler, bütün bu dertlerden ve üzüntülerden uzak, sadece sanatsal endişelerle yoğrulduğum, yorulurken dinlendiğim en mutlu zamanlarımdır. Resimlerimdeki istemli ıssızlığın nedeni belki de o güzel ve düşsel dünyamı kimse ile paylaşmak istemememden kaynaklanmaktadır. Ben öncelikle kendim için, çalışırken mutlu olduğum için resim yaparım. Bunun ötesinde olsa olsa beni mutlu eden, beni dinlendiren resimlerimin, seyirciyi de dinlendirmesini, konu ve teknik bütünlemesinde insanlara huzur ve mutluluk vermesini isterim.
Ne yeni eğilimci, ne atılımcı, ne de öncü olmak gibi hiç bir iddiam yok. Doğruluğuna inandığım şeyi içtenlikle ve dürüstlükle yapmaktan başka. Yaşadığımız dünya o kadar bunalımlarla dolu ki bu dertli, bu yorgun, bu bunalmış insanların, duvarlarında sabah akşam yüz yüze gelecekleri ve yaşam boyu seyredecekleri çirkinliklerle ve yenilik adına yapılan acaipliklerle (üstelik para da vererek) gözlerini ve gönüllerini karartacaklarını sanmıyorum. Dünyamız, yüzyılımıza gelinceye kadar, sanatın her dalında güzeli yaratmayı, ideale ulaşmayı amaçlayan, yıkıcı değil, yapıcı ve yaratıcı sanatçılarla bugünkü yerine ulaşmıştır.
Nihat Akyunak - 1984
44,5x53,5 cm Tual Üzerine Yağlıboya