ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 23 Nisan 2004 tarihinde güncellenmiştir.)


 

MUSA GÜVEN

(Haftalık ÇAĞRI Gazetesi'nin Yıl : 17,
Sayı : 715, 23.08.1993 tarihli nüshasında yayımlandı.)

Makale : Prof. Dr. Sait KAPICIOĞLU

            Musa GÜVEN bizim kuşağın yetiştiği ve bildiği, Ünye'nin simgelerinden biridir. Özetle Musa GÜVEN'i ben, yüzyıllar boyu izleri sürecek konularda düşünen, proje yapan ve onları hayata geçiren bir kişi olarak anımsıyorum.


Gülây ÖĞRETİM (MİSTEPE) Fotoğraf Arşivi

            Yaptığı işlerin hiçbirinin sonuçlarını ve ürünlerini keyifle gördüğünü sanmıyorum. Çünkü uğraşıları çok uzun vadeli işlerdi. Onun bu yapısında ders alınacak büyük filozofik potansiyel olduğuna inanmıyorum; ve hattâ Çin kültürü yerine Musa GÜVEN hayatını inceleyiniz.

            Musa GÜVEN Ünye'nin köhne tabyalarını kendi imkânları ile çamlandırmış; kabirleri rahatsız etmeden naklettirmiş. Bu işlerle meşgul iken "boşuna uğraşma" denilmiş. Kimseyi ikna edememiş.

Eko Sistemin Çamlık'ta Duvarlarla Yerle Bir Edilmesi

!!! BİR EKOLOJİK KATLİAM ÖRNEĞİ !!!

            Ama yılmamış. "Başaramazsam masrafları benden alın" demiş. Sonunda kendisinin göremediği, ancak hepimizin onurla bahsettiği Çamlığı açarak ormanlarımızı yaratmış. Hem de o günün koşullarında, orman yakmanın moda olduğu bir dönemde.

Ünye Çamlığı ve Sun'i Yapılaşmayla Kirletilen Sahilin Görünümü
Çamlık Motel ve Restoran (Burunucu Mahallesi)

Solda Ünye Hastanesi ve Meteoroloji - Sağ Üstte Ünye Radar Üssü

            Musa GÜVEN bununla da kalmamış; ağaç sevgisini, çevreciliği, turizmi, cemiyetçiliği, insanlığı, Ünye'nin himayesinde tüm Karadeniz'e ve ülkemize tohumlamış. Hem de bu işlerin telâffuz edilmediği dönemlerde.

Hırtarış Üzümü'nün Farklı Bir Türü

            Her şeyin en iyisini, ziraatin öncülüğünü yapmış. Ben Musa GÜVEN'in tüm özelliklerini bildiğimi söyleyemem. Elbette bugün O'nu temsil eden ülke hizmetindeki evlâtları daha iyi bilirler. Bence bu kadarı bile fazla.

Ünye'nin Meşhur Kokulu Siyah Üzümü (İsabella)

            Şimdi Musa GÜVEN'i bu haliyle kaç kişi biliyor? Veya eserleri üzerinde O'nu simgeleyen ne var? Eserlerine ya adını veya O'nu simgeleyecek bir yapıt koymak bir şükran borcumuzdur.

            Bunu yerine getiremezsek geleceğimizi tesadüflere bırakmış oluruz. Çünkü Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şu mısraları Musa GÜVEN için bize esas mesaj veriyor :

Çamlık Koyu

Fotoğraf : Eren Tokgöz/Aynur Zeren Tan

                                        Gidecektir, kuvvetli soyunuzla nesillerden,
                                        Şerefte, fazilette, hakta,
                                        Hizmetiniz,
                                        Varlığınız,
                                        Can Can aksederek bu toprakta!

 

ALİ RIZA

ŞİMŞEK'İN ARDINDAN

(Haftalık ÇAĞRI Gazetesi'nin Yıl : 17,
Sayı : 716, 30.08.1993 tarihli nüshasında yayımlandı.)

Makale : Prof. Dr. Sait KAPICIOĞLU

            Geç de olsa bir özlemimi yerine getirmekten çok memnunum. Ali Rıza'nın vefatından beri kaç yıl geçti tam bilemiyorum; bilmek de istemiyorum. Çünkü o zaten kalbimizde her zaman anılıyor ve hayâli bizimle yaşıyor.

            Ali Rıza ile olan arkadaşlığımızın da başlangıcını bilemiyorum. İkinci Cihan Savaşı'nın sıkıntılarında doğmuş iki kardeş olarak kendimizi bildiğimizden beri mahalle, sıra, okul ve kader arkadaşı olduk.

            Ünye nüfus tabelâsının 6 Bin yazdığı yıllarda tertemiz, gelenek, örf ve âdetleri ile gıpta edilen Ünye'nin iki evlâdının Meçhul Asker'de başlayan sıra arkadaşlığı, Haydarpaşa'nın kasvetli sıralarına kadar 9 yıl sürdü.

            Bu beraberlikten nice anılarımız vardır. Benim yüzümden başı az mı derde girdi : Rahmetli Yusuf Bahri Taslı Hoca'nın attığı Osmanlı tokadı ile kulağı sağır mı olmadı? Ömer Çam Hoca'nın gazabına mı uğramadı? Meçhul Asker'in duvarından kafa üstü mü yuvarlanmadı? Daha niceleri!

            Ama bunların hiçbiri, birbirimizi bir gün bile ayırmadı. Hattâ vefatı bile! Kimseye açamadığım hasretimin bendeki kederi ölümünden uzun zaman sonra bu yazıyı bana yazdırmaya mecbur etti.

            Otuzüç (33) yıl önce yazdığı ve bugüne kadar saklanmış mektuplarla sanki garipten gelen bir mesaj gibi bu derdimi sizinle paylaşıyorum. Çünkü biliyorum ki O'nu tanıyan herkes benim duygularımı taşıyor.

            Şimdi sütunlarını okuduğunuz bu gazetenin bir virgül hatası nedeniyle, O'nu vefatından önce Hakk'ın rahmetine kavuşmuş gibi bir yanlış anlama ile Amerika'nın garip havasında günlerce gözyaşlarına boğulduğumuz Ali Rıza'yı şimdi kalbimize gömmenin duygularını yaşıyoruz.

            Mertti, dürüsttü, memleketini severdi. Büyüklerine çok saygılıydı. Ailesi ile övünürdü. "İsiin Ağa"nın torunu olmaktan gururlanırdı. An'anelerine çok bağlıydı. Bu yüzden bu konudaki sapmalara tahammül edemez, sık sık çakır gözleriyle reaksiyon gösterir kavgacı olurdu.

            Ömer Çam Hoca'nın ezberlettiği "VATAN Şiirleri"ni okurken ağlardı. Ünye'de o'nun sevgi ile anacağı çalışmaları olduğuna inanıyorum. En önemlisi O'nun özlenen karakterini ve an'anesini yaşatacak Nail gibi bir oğlu var. Ne mutlu ona ki, Ali Rıza ŞİMŞEK gibi bir babanın oğludur!

            Şimdi Elmalık surlarında, yeşillikler içinde yatarken, çoğu zaman birlikte mırıldandığımız Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın şu mısraları O'nun ruhunu şâd edecektir.

                                        "O ağaçlar neresidir diye sorma güzelim,
                                          O ağaçlar batıp giden Güneş'lerin gölgesi,
                                          O selviler hayâl olan varlıkların ülkesi."


 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR