|
ZİLELİ |
|
Araştırma :
Yrd.
Doç.
Dr. Mehmet YARDIMCI
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca
Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü Öğretim Üyesi
(Türk Tarihinde ve Kültüründe Tokat Sempozyumu,
02 - 06 Temmuz 1986)
(Ankara 1987, Sh. 641 - 652)
(mehmet.yardimci@deu.edu.tr)
ZİLELİ ÂŞIKLARDA DİNÎ MOTİFLER*
Türk halk şiirinin odak noktalarından biri şüphesiz Tokat’dır. Tokat’ın da halk şiirinde en çok emek veren, sazı ile sözü ile bu duygulu edebiyat türüne en çok hizmet eden yöresi Zile’dir.
Anadolu’nun hiç bir ilçesinde Zile’de yetişen saz ustası, söz ustası güçlü âşık sayısında âşık yetişmemiştir. Daha nüfusu 50 bine ulaşmamış bir ilçede yetişen sayısı 60’ın üzerinde iz bırakmış gelmiş geçmiş Zileli âşığın binin üzerinde eserini derlemiş olmamız, bu ilçede halk şiirine verilen önemi ortaya serer kanısındayım.
Tokat yöresinde yaşayan âşıklar İslâmî kuralları gerek hayatlarının tamamına gerekse sanatlarına tam uygulamışlardır. Tokatlı Nuri’den Fedai’ye, Ceyhunî’den Talibi’ye, Bedri’den Zefil Necmi’ye kadar Tokat yöresinde yetişmiş hangi âşığı irdelerseniz irdeleyin Tanrı sevgisinin, hak yolunun, her duygudan üstün olduğunu görmezlikten gelemezsiniz.
Şüphesiz bu yörede yetişen âşıklar doğa üstüne, gurbet üstüne, sevda üstüne nice şiirler söylemişler, nice güzellemeleri tele ve dile dökmüşler, ama en özgün deyişlerini de Tanrı yoluna, Peygamber ve Ehl-i Beyt yoluna söylemişlerdir. Bu tebliğimizde zamanın da kısıtlılığı nedeniyle sadece Zileli âşıklar üzerinde durmayı uygun bulduk. Örneklerin bir bölümünü de henüz yayımlanmamış elimizdeki örneklerde bulunan şiirlerden seçtik. Tokat’ın yetiştirdiği âşıklar üzerinde de çeşitli zamanlarda duracağız.
Zile ve yöresi âşıklarının şiirlerinde dinî motifler baş köşeyi almış şiirler bu duygu ile zarif bir dantel gibi örülmüştür. Bu âşıkların şiirlerini okuyunca dine, doğruluğa, halkı iyi yolda eğitmeye ne büyük emek verdiklerini görmeden geçemeyiz.
1854 - 1914 yılları arasında yaşamış Zileli Fikri’nin Bakara Sûresi'nin 152. âyetine işaret eden “Ol Allah’ı Zikredelim”,
19. yüzyıl âşıklarından Sadık’ın İhlâs Sûresi’nin 1. âyetine işaret eden “İsminde okunur Allah-u ahed” dizesi; yine aynı âşığın “İptida eliftir Hakk’ın kelâmı” deyişi; Mevcî’nin “Yaratan Allah’ı zikreder dilim” deyişi;
1850 - 1915 yılları arasında yaşamış Dabak Hürremî’nin “Cihanın sırrını Sübhan’da buldum” biçiminde söyleyişi, (ve aynı aşığın Allah Cennet'i dilediğine, ilmi ise isteyene verir Hadis-i Şerif'ini işaret eden “Daima Hudadan ilim arzettim, verdi muradımı ilmim ahzettim” biçimindeki söyleyişi),
Recai’nin “Nimeti yezdanı inkâr eyleme” şeklindeki dizesi,
1743-1813 yılları arasında yaşayan ve Zile’nin bilinen en eski âşığı Talibî’nin; İhlâs Sûresi’nin 2. âyetini işaret eden,
Zikredip okuyup Allahüssamed
Âlemin rızkını veren bir ahed
beyiti; yine aynı âşığın
“Ey yaratan sana sığındım kaldım”
“Görsem Hakk’ı hayalimde düşümde”
ve
“Talibi hasılı kıl Hakk’a amel”
dizeleri;
18. yüzyıl âşıklarından Zileli Mümin’in;
“Kulda medet yoktur yalvar Allah’a”,
deyişi;
Suzî’nin
Bir kişiye Hak’tan nazar olursa
Çekilir boran kış yazınan gider
beyiti;
Zileli Fedai’nin;
“Bakıp her surette Hakk’ı görmeyen
İşte ona derler ama gözü yok” ,
ve
“Kör oldum kim Hakk’ın nişanın görmez”
deyişi,
“Kadir Mevlam hikmetinden sorulmaz
Kimi kullarını aziz eyledin
Kiminin sözleri zehirden acı
Kiminin şekerden leziz eyledin”
diyen Zileli Ceyhunî’nin 88 dizeden oluşan Hikmet Destanı, Tanrı motifi ile yüklenmiş Allah’ın hikmetlerini çarpıcı biçimde dile getirmiştir.
Zileli âşıklardaki Allah sevgisini, bu yüce inancı dile getiren yüzlerce dize tespit etmiş durumdayım. Yer ve zaman darlığı nedeniyle bu konudaki örnekleri daha çoğaltmayacağım.
Zileli âşıklar Hz. Muhammed sevgisini de coşkulu bir biçimde dile getirmişlerdir;
“Ayırma şefaatinden bizi Muhammed”
“Nuru Muhammed’e güher dediler”
ve
“Nuri kudret Mustafa’nın hakkıçün”
diyen Âşık Sadık,
“Muhammed Miraç’ta Hakk’ı görürken
Bu esrar-ı nebi bürhan içinde”
diyen Zileli Fedai,
“Züptei Muhammet Sultan’a gel gel”
diyen Sıtkı gibi âşıklar şiirlerinde Hz. Muhammed sevgisini ve ona bağlılığı ifade eden güzel deyişlere ulaşmışlardır.
Zileli âşıkların şiirlerinde Hz. Ali sevgisi de özenle işlenmiş motiflerdendir.
Dabak Hürremi’nin;
“Hak aslana verdi Düldül Zülfikar
Keramet-i Ali Arslan’da buldum”,
Fevzi’nin;
“Var nesl-i Ali’den inabet eyle”,
Sofoğlu’nun;
“Ali imdat yetiş diye çağıran”
Fikri’nin;
“Ali Rinde gelir Zülfikar kati”
Kadın âşıklarımızdan Büryan Ana’nın;
“Ali evlâdı hiç inkâr olur mu?”
deyişleri ve
Âşık İsmail’in;
“Der ki İsmail’in bu bir nur idi
Akıl fikir ermez bu bir sır idi
Bizim bildiğimiz Ali bir idi
Şimdi her köyde Ali eylediler”
biçimindeki söyleyişi Hz. Ali sevgisini belirleyen güzel örneklerdendir.
Zileli âşıklar şiirinde Kur’ân konusuna da eğilmiş, bu yolda güzel dizeler vermişlerdir.
Kul Yusuf’un;
“Balçığım topraktır inancım Kur’ân”
deyişi,
Dabak Hürremî’nin;
“Evvela lezzeti Kur’ân'da buldum”
deyişi,
Zefil Necmi’nin
“Dört kapı kırk makam bâkidir Kur’ân”
ve
Âşık Sadık’ın;
“Altı bin altı yüz atmış altayet
Kalbim Kur’ân'ımış bilmezdim ezel”
biçimindeki söyleyişleri bu yüce duyguyu ustaca dile ve tele aktarışlarının kanıtlarıdır.
Zileli âşıklar Namaz konusunda;
Cuma Namazı Farzı Öncesi
Müminler Hûşu ile Hutbeyi Dinliyor
Zefil Necmi
sözün okunup yaza
Talip oldur kendi özünde geze
Kırk sekiz Cuma farz oldu bize
Beş vakti kılmayana ne deyim
deyip namaz konusunda tavırlarını ortaya koymuş,
Büryan Ana adlı kadın şair;
“Girdi câmisine namazın kıldı”
biçimindeki söyleyişi ile bu motifi en güzel biçimiyle şiirlerinde kullanırken,
Âşık Fedai de;
“Şirretin kabul olmaz ibadeti
Günde bin rekat kılsa namazı”
ve
“Kabul olmaz Hakk’a namaz niyazı”
şeklindeki deyişleri ile dinî motiflerin en önemlilerinden namaz temini ustaca şiirlerine sokmuştur.
Zileli âşıklardan Gulam Haydar;
“Dört kitabın dördün buyurdu Allah”
Zikriye Bacı;
“Dört Kitab içinde okunur âyet”
Büryan Ana da;
“Dört kitabın dördü ezberi verdi”
diyerek dört kitap gerçeğini şiirlerinde dile getiren âşıklarımızdandır.
Zileli âşıklarda Ehl-i Beyt ve Kerbela olayı da sıkça dile getirilmiş bu konuda çokça şiirler yazılmıştır.
Âşık Fikri;
“Elestüde Hak buyurdu inandım
Ehl-i beyte ikrar vermezsen olmaz”
derken Tanrı’nın insanları yaratmadan ruhlarını bir araya toplayıp “Ben sizin Rab'biniz değil miyim?” dediği dinî olayı telmih edip Ehl-i Beyt’i yani Hz. Muhammed’in aile efradını dizelerle ustaca aktarmıştır.
“Ehl-i Beyt yoluna vermişiz başı”
diyen Sıtkı ve
“Bülbül gibi gönül ah ü zar eder
Arif helalından kisb-i kar eder
Sever Ehlibeyt’i iftihar eder”
biçiminde söyleyen Fevzi bu yolda güzel şiirler yazmışlar;
“Turnam sen de Kerbela’ya vardın mı?”
diyen Kemterî gibi Zileli bir çok âşık Kerbela olayına dizelerinde ustaca telmih yapmışlardır.
Bu yöre âşıklarının şiirlerini incelediğimizde
“Bendal bir mürşide irfana gel gel” diyen Sıtkı,
“Eriş bir mürşide ol kâmil insan” diyen Fevzi,
“Mürşidin sevmeyen bulmaz saadeti” diyen Fedai,
“Bir usta kâmilden gerçeği buldum” diyen Remzanî
“Bir mürşitten kendin düzelt
Gevher al dükkanın bezet”
diyen Kâtibî’nin şiirlerindeki mürşid ve kâmil insan temini işleyen dizelere çok sık rastlanmaktadır.
Çeşitli din uluları, kutsal bilinen kişiler Zileli âşıkların şiirlerinde en bol rastlanan unsurlardandır.
İbrahim;
“Altından aridir gümüşten temiz
Hazreti Fatıma nuruna benzer”
derken,
Dabak Hürremî;
“Dini aşikar etti bu cehar-yar”
deyip dört halifeyi dile getirir.
Kâtibî;
“Ey Katib’im güçtün nefsin öldürmek
Erlik değil koymadığın kaldırmak
Bu zaman mahluka Hakk’ı bildirmek
Mehdî gibi adil sultana kaldı”
biçiminde söyleyiş ile Mehdî’yi
Nurettin Seyfi de;
“İsrafil idi senin sırdaşın
Mikail miraçta oldu yoldaşın
Hazreti Hızır sır karındaşın
Oluşuna hayran kaldım Kemal’im”
derken,
İbrahim;
“Hazret-i Meryem’in sırrına benzer”
deyip, Al-i İmran Sûresi'nin 47. âyetine telmih yapar.
Fedai,
Eyüb’ün tenini kurda yedirdi
Pare pare etti her azasını
diye Eyüp Peygamberi dizelerinde anlatırken yine Zile’nin meşhur âşıklarından
Âşık Kâmilî;
“İki kurt bıraktı Hazret-i Eyyüb
Biri ipek sarar, biri bal eyler”
diye aynı konuyu ustaca dile ve tele dökmüştür.
Fevzi,
“Akibet Yusuf’u caha düşürdü”
dizesi ile,
Kâtibî,
“Olmayayım deer isen hüda’dan mahcub
İbret al Yusuf-u kıssa-i Yabub”
deyişi ile,
İsmail,
“Mısır ellerinde Yusuf-u Kenan
Hiç mahrum mu olur onanıp kalan”
biçimindeki söyleyişleri ile Hz. Yusuf menkıbesini dile getiren Zileli âşıkların başında gelmiştir.
Zileli âşıkların şiirlerinde Hacı Bektaş-ı Veli sevgisi de yoğun biçimde gözükmektedir.
İbrahim’in,
“Benden selam söylen Sultan Bektaş’a”
ve İsmail’in,
“Dervişlerin hırka giyer şalıdır
Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin derdi”
dizeleri bu sevgiyi belirlerken,
Sıtkı’nın,
“Nesil Hünkar Balım Sultan’a gel gel” ve
Talibî’nin,
“Balım Sultan sana imdaad geldim”
deyişi,
Sefil Haydar’ın
“Danışık dağında doksan bin erler
Kadıncık Ana’ya hizmetçi derler”
biçimindeki söyleyişi Hacı Bektaş’ta bulunan bazı ermişleri de anmaktadır.
Belediye Başkanı Zile Âşıklarıyla Kiraz
Festivali'nde
Çevrenin sosyal ve kültürel etkinliklerinden olsa gerek Zileli âşıkların şiirlerinde dinî motifler o denli yoğundur ki,
Sefil Haydar’ın;
“Mansur gibi yapışırlar derime”
İbrahim’in;
“Enel Hak Mansur’un darına benzer”
Sıtkı’nın;
“Dara çekilmişiz Mansur’lar ile”
deyişleri,
Zikriye’nin;
“Elneza gölünde salman’ı bulan”
Talibî’nin;
“Eşin yoktur cihanda hasbinallah
Caferî Sadık’tan dersin alasın”
Kemterî’nin;
“Şehitlerle Celal Abbas nerede”
Fedai’nin;
“Yarama em verir lokman habersiz”
ve
“Ne denli Süleyman Kahraman ise”
örneklerinde geçen dinî kişilerin adları yüzlerce örnekten sadece bir kaçıdır.
Dinî deyimler de bu yöre aşıklarınca çok kullanılan motiflerdendir.
Dabak Hürremî’nin;
“Tıfl iken öğrendim rah-ı İslam-ı
İptida dinimi imanda buldum”,
Ferdaî’nin;
“Niceler bu milke konup göçtüler
Evliya enbiya ahkam açtılar
Derdi belâ çekip zehir içtiler”
ve
“Erem dersen dü cihanda murada
Bin can ile bendal Al-i evlada”
Talibî’nin;
“Sırlar ağah olur ruz-u mahşerde”
Kâmilî’nin;
“Ne imiş an asıl zat-ı Tecelli”
deyişlerinin yanı sıra;
Zefil Necmi’nin;
“Müminin işlediği ah ile zardır”
Sefil Haydar’ın;
“Dinle münafıkın halin diyeyim
İnsafı kalbinden siler münafık”
Sıtkı’nın;
“Münafık şerinden adu sözünden”
dizeleri mümin ve münafık temini,
Fedaî’nin;
İman hazinedir iblis uğrudur
Çalar imanı ki şeytan habersiz
deyişi iman konusunu,
Zefil Necmi’nin
“Ruhu hiç batılda koymaz aşıklar”
Sadık’ın
“Günahın ve sevabın hesabın bilmez”
Büryan Ana’nın;
“Ezelden içmiştir kevser’i suyun”
Sadık’ın;
“Mübarek aylarda zekâtın gönder”
deyişleri de ruh, günah - sevap, Kevser, zekât temlerini işleyen güzel dizelerdendir.
Dört kapı, kırk makam ve Kırklar temine özel bir önem veren Zileli âşıklardan
“Dört kapıyı kırk makamı bilen var”
diyen Nurettin Seyfi,
“Şeriattan türlü günah getirmiş
Tarikatın kapısına oturmuş
Hakikatle defterini yitirmiş
Marifeti bilmeyene ne deyim”
diyen Zefil Necmi,
“Kırkların deminde bire bir geldi”
diyen Safoğlu gibi âşıklar bu yolda olgun eserler vermişlerdir.
Her âşık gibi Zileli âşıklar da felekten yakınmış sitemlerini, kahırlarını dile ve tele dökmüşlerdir.
Âşık Kamil;
“Kamil boşuna gözyaşın döker
Feleğe kahredip başını büker”
Âşık Ali;
“Yarı cüda kıldın benden ey felek”
Arifî;
“Felek bendesini düşürdü zare”
İskanî;
“Emeğimiz alıp veririz ele
Adi felek bizi düşürdün dile”
Tayıp;
“Ey felek çarhından çevirdin beni”
Kâtibî;
“Mala mülke bakıp eyleme gurur
Bu felektir bölük bölük böldürür”
diye feleğe kimi kez küsmüş, kimi kez yakınmış, kimi kez de kahretmiştir.
Arif insan konusu da Zileli aşıklarda sıkça rastladığımız motifler olduğundan,
“Arifler haddedir aşıklar teldir”
diyen Sadık,
“Arif meclisine vardım oturdum”
diyen İskanî,
“Arif olup şu cihanda gezelim”
diyen Talibî,
“Arif helalindan kisb-i kar eder”
diyen Fevzi’nin güzel örneklerini anmadan geçemeyeceğim.
Tekke ve zaviyelerin kapatılma olayını en güzel biçimde,
Zefil Necmi’nin;
“İtibar yok tekke ile dervişe”
ve
“Dergâh yollarını boylamak kalktı”
dizeleri bu yörelerdeki âşıkların aynı zamanda birer aydın kişi olduğu gerçeğini gözler önüne süren unsurlardandır.
Zile’de yaşayan âşıkların şiirlerindeki dinî motifler,
Fikri’nin;
“İsm-i azam duası da okuna”,
ve
“Elestü’de Hak buyurdu inandım”
Necmi’nin;
“İlm-i ledünn okur gayrı dil bilmez”,
Gulam Haydar’ın;
“Ezeli ervahtan hem nesli belli”,
Fikri’nin;
Fatiha süresinin 7. ayetini işaret eden
“Sırad-el müstakim yolun doğrudur”
Mevcî’nin;
“İlm-i ledünn sırrı cavidan Hak’tır
Zahir ilmi okur gör hakın çoktur”
Kâtibî’nin;
“Men arefe ilminden nasip almayan”
Fedai’nin;
“Gavvas olup ilm-i hikmete daldım”
örneklerinde de belirtildiği gibi çoğu belli bir kültürü gerektiren örneklerden seçilerek dizeler arasına yerleştirilmiştir.
Her âşıkta olduğu gibi Zileli âşıklarda da ölüm temi ve buna bağlı olarak Cennet - Cehennem motifi en çarpıcı ve gerçek yüzü ile gözler önüne serilmiş âşıkların diline ve teline dökülmüştür.
Zefil Necmi;
“Şu ansana dellal oldum usandım
Öğüt verdim almayana ne deyim”
diye başlayan şiirinde dinî vecibelerini yerine getirmeyen ve doğru yoldan sapmış kişiler için “Yeri Cehennem'dir didar göremez” deyip Cehennem motifini,
Remzanî;
“Kayıpta arama bulunmaz cennet”
deyişiyle Cennet motifini dizelere aktarırken,
Zefil Necmi’nin;
“Ölüm vardır bu dünyanın sonunda”,
Fedai’nin;
“Zebani elinden alınamazsın”
Raşit’in;
“Vakit ahır oldu ömrüm tükendi”
Talibî’nin;
“Fırsat hayal olur gelince ecel
Mal mülk nerde kaldı can elden
gider”
Âşık Kâmilî’nin; Rahman Sûresi'nin 26. âyetini belirleyen;
“Cihana gelenler elbette ölür”
dizeleri ölüm gerçeğini vurgulayan en güzel söyleyişlerdendir.
* Türk Tarihinde ve Kültüründe Tokat Sempozyumu, 02 - 06 Temmuz 1986