.
|
HACI YUSUF
BAHRİ EFENDİ |
|
Makale :
Dr.
Mahmut TOKAÇ
(Başakşehir Devlet Hastanesi Başhekimi)
(T.C. Sağlık Bakanlığı İlâç ve Eczacılık Eski Genel Müdürü)
1873 Yılında Türkiye'de Halk Giysileri
HACI YUSUF
BAHRİ EFENDİ (Rh. A.)
ve
SADULLAH BEY MEDRESESİ*
Haftalık ÇAĞRI Gazetesi'nin
Yıl : 11,
Sayı :
485 - 489, 08.01.1988 - 05.02.1988 tarihli nüshalarında yayımlandı.
İslâm Dergisi'nin yaptığı “Çevremizin Manevî Mirasını Koruyalım” başlıklı
makale yarışmasına gönderilmiştir (1984).
Hacı Yusuf Bahri Efendi (Rh. A.) 11 Nisan 1255 (1839) tarihinde Ünye'ye bağlı Taflancık Köyü'nde dünyaya geldi.
Ailesi : Babası Taslı Hoca namıyla ma'ruf Hacı Feyzullah Efendi'dir. Bağdat taraflarından göç ederek, önce Bitlis civarında ikamet etmiş, sonra da Ünye'ye gelerek burada yerleşmiştir.1 Ziraatle meşgul olan ârif bir zat idi. Yusuf Bahri Efendi dört kardeşin ilkidir.
Kardeşlerinin isimleri : Mehmet (Hoca), Fadime ve Mustafa (Yazıcı)'dır.
Tahsili : Hacı Yusuf Efendi 20 yaşında iken (11 Ağustos 1274) Ünye'de Sadullah Bey Medresesi'ne kaydoldu. 12 sene, Müderris Abdullah Efendi'den ders gördü. 28 Teşrin-i Evvel 1286 tarihinde İstanbul'a gelerek Süleymaniye ve Darü’l-Hadis Medreseleri'ne kaydoldu.
Süleymaniye Dersiâmları'nda Hemşinli Hacı Salim Efendi'den Ulûm-i Âliyye'yi, Beyazıt Dersiâmları'ndan Abdülkerim Efendi'den İlm-i Tefsîr'i, Süleymaniye'de Şeyh Kasım ve Gümüşhaneli Şeyh Ahmed Ziyaeddin Efendi'lerden İlm-i Hadîs'i, Fatih Dersiâmları'ndan Hacı Şakir Efendi'den de Meâni, Usûl ve Cüz'iyyat'ı okuyup, 21 Kanun-i Evvel 1286'da bitirerek icazet alıp, memleketi olan Ünye'ye döndü. Arapça ve Farsça okur ve yazar, Arapça'yı ana lisanı gibi konuşurdu. AHMED
ZİYÂÜDDÎN-İ GÜMÜŞHÂNEVÎ (K. S.)
http://dostizleri.sitemynet.com/dostlar/ahmedziyauddin.htm
Halifelerinden Ünyeli Yusuf Bahri Efendi 1869’da Gümüşhânevî’den icâzet almıştır. Ünye Sadullah Bey Medresesi’nde müderrislik yapmış, 1872’de Ünye Müftülüğü’ne tayin olmuş, hem ilim hem tarikat neşrine çalışmıştır.
Tasavvufî Yetişmesi : İstanbul'da tahsili esnasında İlm-i Hadîs okuduğu hocası Gümüşhaneli Şeyh Ahmet Ziyaeddin Efendi'nin dergâhına devamla intisab eyledi ve aldığı feyzle memleketine döndü.
Dinî Hizmetleri : Ünye'ye döndükten sonra Sadullah Bey Medresesi'ndeki hocasının vefatı üzerine 30 Kanun-i Sani 1286 (1870)'da halkın seçmesiyle ilk feyz aldığı hocasının yerine Sadullah Bey Medresesi'nin müderrisi oldu (Resmen Fetvâhâne-i Âli tarafından beratla müderris tayin edilmesi ise 7 Mayıs 1303 tarihinde oldu).
1 Teşrin-i Sani 1299'da 100 kuruş maaşla Ünye Kazası Müftülüğü'ne tâyin oldu. Bu arada Bursa Müderrisliği payesi de verildi. Tedrisatına mâni olduğu gerekçesiyle 15 Şubat 1300'de Müftülük'ten istifa ederek halka-i tedrisinde bulunan talebeleriyle meşgul oldu. Ancak 14 Haziran 1325'de tekrar Ünye Müftüsü oldu.2
Hayli yaşlandığı için Mart 1331 (1912)'de emekli oldu. 1922 senesinde vefat edinceye kadar medresedeki vazifesine devam etti. Kabri, Ünye'de Tepe Mezarlığı'ndadır.Ahlâk ve Şemaili : Merhum uzun boylu idi. Ne çok şişman ne de çok zayıf değildi. Sakalı bir tutamdı (Bir tutamdan uzun olmasını sünnete uygun olmadığı için caiz görmezdi). Gömlek üzerine kavuşturmalı entari giyerdi. Alta şalvar, en üste ise hırka giyerdi.3
Başındaki sarığı beyaz değildi. Beytullah'tan gelme kenarları işlemeli bir sarıktı. Pazara giderken ve abdest alırken kolları bol bir abdestlik giyerdi. Cuma ve Bayram günleri, padişahın gönderdiği ve adına binit denilen siyah uzun bir cübbe giyerek Büyük Câmi'de va'z ederdi.
Çevrede etkisi büyüktü. Trabzon Vâlisi, Samsun Sancaktarı, Miralaylar ve diğer devlet adamları ziyaretine gelir, tavsiyelerini alırlardı. Evde çocuklarına karşı çok şefkatli davranırdı. Onları hiç azarlamazdı. Çocuklarına hitap ederken isimlerinin sonuna "efendi" ekleyerek hitap ederdi (Emin Efendi gibi).
Talebelerine karşı da gayet şefkatli davranır, onları dövmezdi. Ancak talebeleri de ona karşı çok saygılı idi. Evinden medresesine giderken, yolu üzerinde bulunan Kazancılar Arastası'ndan geçerken, çoğunluğu Rum olan bakırcı ustaları çalışmalarını bırakıp, ayakta Hoca Efendi'nin geçmesini beklerlerdi. O da hepsini selâmlar, tek tek hatırlarını sorardı.
Küçük çocukların bile selâmını alır, onlara selâm verirdi. Sokakta oyun oynayan çocuklar onu görünce oyunlarını bırakır, selâma dururlardı. Küçük çocukları çok severdi. Onlara "mübarek can" diye hitap ederdi.
Beşikte bir çocuk ağlasa hemen kucağına alır, mübarek can diye sever, ilâhiler okuyarak onu sustururdu. Peygamber Efendimiz'in torunları Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz'i, Ebu Cehil'in çocuklarının deveyle gezmelerine özendikleri için sırtında gezdirdiğini anlatır, bu sünneti de ifa etmek için torunlarını sırtında gezdirirdi.
İri, beyaz bir katırı vardı4. Bunun bakımıyla vazifeli himayesindeki yetim çocuk, Ramazan'da iftar yemeklerine gecikse onun gelmesini bekler, orucunu açmazdı. Kalın bir Tıp Kitabı vardı. Yazın yaylaya gittiğinde salgın hastalıklara yakalananlara bitkilerden ilâçlar yapar, dağıtırdı.Çocukları : Emin, Abdullah, Feyzi, Fahreddin, Tekabiddin ve Ahmet isimlerinde altı oğlu; Sıddıka, Fahriye, Safiye, Bahriye isimlerinde dört kızı vardı. Bunlardan Fahriye Hanım (95) yaşında ve Safiye Hanım (83) yaşında hayattadır.**
Menkıbeleri : Halk arasında Hacı Yusuf Efendi'nin menkıbeleri çok meşhurdur. Menkıbelerinden bazıları;
- Çok kurak geçen bir Yaz mevsiminde üç ay boyunca yağmur yağmayınca halk toplanıp Hacı Yusuf Efendi'ye gelerek, Yağmur Duası'na çıkmak istediklerini bildirmişler. Hacı Yusuf Efendi üç gün müddet istemiş. Üç gün sonra Yağmur Duası'na çıkılmış. Henüz Yağmur Duası'ndan dönerlerken sağanak halinde yağmur yağmaya başlamış; halk kuraklık tehlikesinden kurtulmuştur.
- Trabzon'da hocalar akaid ile ilgili bir mevzuyu anlayamamışlar. Bir arkadaşlarını, büyük âlimlerden bu mevzuyu öğrenmesi için İstanbul'a göndermişler. Adam deniz yolu ile İstanbul'a giderken Samsun Limanı'na uğramış. Halk, hoca kıyafeti ile gördüklerinden bu adama ilgi göstermişler; burada ne aradığını sormuşlar. O da durumu anlatınca, İstanbul'a gitmesine gerek olmadığını; Ünye'de Hacı Yusuf Efendi'nin bu sorunun cevabını verebileceğini söylemişler.
Adam Ünye'ye gelmiş; Hacı Yusuf Efendi derste olduğu için dershanenin kapısında
beklemeye başlamış. O sırada içeride Hoca Efendi talebelerine, dışarıdaki adamın
da duyacağı kadar yüksek bir sesle aynı mevzuyu anlatıp "bazıları bu mevzuyu
anlayamazlar, halbuki aslı böyledir." deyince adamcağız Hacı Yusuf Efendi'nin
eline sarılmış ve senelerce onun hizmetinde bulunmuş.
- Rus ordusunun Karadeniz kıyısı boyunca ilerlediği zamanda bütün Trabzon
ahalisi Ünye tarafına gelip Beylik horu denilen mevkiye yerleşmişler. Rus ordusu
Haşut'a5 gelince Ünyeliler'de de Tokat
civarlarına göç etme fikri oluşmuş. Bunu
Hacı Yusuf Efendi'ye sormuşlar. O da "Erbaa'da Hacı Bahrullah Efendi diye
mübarek bir zat var; bir heyet oluşturup ona gönderin ve ondan gelecek cevaba
kadar bir yere gitmeyin" demiş.
Hacı Bahrullah Efendi gelenlere "Hacı Yusuf Efendi kerametini gizliyor. Rus ordusu gidecek, onun için sizi oyalıyor." demiş. Heyet geri dönmüş. Bu arada Rusya'da Bolşevik İhtilâli çıktığı için ordu birbirine düşüp, çekilmiştir.
- Ünye'den Hac'ca giden bir adamın Hac'da parası bitmiş (veya kaybolmuş). Çaresiz bir halde Mescid-i Nebevî'ye gidip dua etmiş. O gece rüyasında Peygamber Efendimiz'i görmüş. Sabah namazını filân câmide kıl diye emretmiş. Sabah namazı için o câmiye gittiğinde namazı kıldıranın Hacı Yusuf Efendi olduğunu görmüş. Namazdan sonra elini öpüp, derdini ona anlatmış. O da kimseye söylemeyeceğine söz aldıktan sonra gözlerini kapatmasını ve aç deyinceye kadar açmamasını tembihlemiş. Adam gözlerini açtığında kendini Ünye'de bulmuş.
Fotoğraf : Eren Tokgöz - Aynur Zeren Tan
- Uzun yıllar Sadullah Bey Medresesi'nde talebe okuttuktan sonra artık tasavvufî eğitime yöneleyim düşüncesiyle şeyhi Gümüşhaneli Ahmed Ziyaeddin Efendi'den izin almak için İstanbul'a gitmeye karar vermiş. Ünye vaizi Arif Efendi'den de kendisine yol arkadaşı olmasını istemiş. Birlikte Ahmed Ziyaeddin Efendi'nin yanına girmişler. Onlar girer girmez daha hiçbir şey söylemeden Ahmed Ziyaeddin Efendi, Hacı Yusuf Efendi'ye hitaben "Sen tedrisine devam et" demiş. Tasavvufî eğitim görevini ise Arif Efendi'ye vermiş. Arif Efendi uzun yıllar Ünye'deki Nakşi Tekkesi Mürşitliği'ni yapmış. Hacı Yusuf Efendi ise medresedeki vazifesine devam etmiş.6
- Hacı Yusuf Efendi'nin evinde yangın çıkmış. Üç kütüphane dolusu, değerli kitapları da evle birlikte yanmış. Yangın esnasında evde bulunan, birisi Büyük Câmi'ye ait iki adet Sakal-ı Şerif'in bir Şeyh Efendi tarafından alınıp götürüldüğü görülmüş.
- Bir sonbaharda köyüne giden Hacı Yusuf Efendi annesinin karşı tepeye bir nûr düştüğünü söylemesi üzerine, kendisiyle görüşmeye gelen Cini Bağdat'ın7 Tekke Şeyhi Hacı Mehmet Efendi'yi de yanına alarak o tepeye gitmiş. Oradaki büyük bir ağacın altında yatan bir şehit olduğunu söyleyerek, o ağacın civarındaki araziyi satın almış. Kumarlı Tepe denilen bu yere bir medrese ve bir câmi yaptırmış. Yazları talebelerini alarak burada eğitime devam edermiş. (Ne yazık ki bugün o medresenin sadece temelleri kalmıştır.)
- 83 yaşındaki kızı Safiye Hanım, babasının her şeyin Kur'ân'da olduğunu söylediği, tarihî ve teknolojik pek çok hâdiseyi önceden haber verdiğini söylüyor.***
- Hayattaki son talebesi Hacı Abdullah (Aydın) Efendi'nin, hocası Hacı Yusuf Efendi'den naklettiği bir şiir :
"Bozulup durur bu cihan
Sanma bir dahi düzele,
Şimdi rağbet edilir
Puşt ile mübtezele.
İşimiz kaldı hem
Hüdayı lem yezele,
Hazreti Mehdi çıka
Bu Dünya bir daha düzele.
Sadullah Bey Medresesi
Yeri : Ünye'de Orta Câmi'nin arkasında, tarihî Eski Hamam'ın yanında idi.
Yapısı : Kare şeklindeki bir avluya bakan L biçimi iki katlı ahşap bir bina idi. Alt katta en başta büyük bir dershane vardı. Diğerleri talebelerin (mollaların) kaldıkları küçük küçük odalardı.
Medresede Yaşam : Aileleri şehirde olan talebelerin haricindeki talebeler medresedeki bu küçük odalarda kalırlardı. (Alt kattaki odalarda ise diğer talebeler kalırlardı. Medresede kalan talebeler kendi getirdikleri yataklarda yatarlar ve yemeklerini de odaların önündeki sıra sıra mangallarda pişirirlerdi. Çinko tepsiler üzerinde mısır ekmeği pişirirlerdi. 15 günde bir Salı günü tatil verilir, köylerine gidip erzaklarını getirirlerdi. Avludaki kuyudan abdestlerini alırlardı.
Medresede Eğitim : Sadullah Bey Medresesi'nde Başmüderris Hacı Yusuf Efendi'den başka müderrisler de vardı. Eğitim 15 sene sürerdi. Bu 15 senenin sonunda icazetle kimi Kadı, kimi Müftü, kimi de Müddeim (Savcı) olurlardı. Talebelerinden başka ayrıca çeşitli yerlerden gelen hocalar da Hacı Yusuf Efendi'den icazet alıp giderlerdi.
Eğitime ilk mektepte Emsile - Bina ile başlanır, sonra diğer dinî ilimlerin tahsiline geçilirdi. Astronomi ve Tıp gibi müsbet ilimler de okutulurdu. Sabahları küçük bir talebe Hacı Yusuf Efendi'nin evine gelir, Hoca Efendi'nin kitabını koltuğunun altına sıkıştırır, Hoca Efendi önde talebesi arkada dershaneye giderlerdi.
Talebeleri : Hacı Yusuf Efendi, Sadullah Bey Medresesi müderrisliği süresince pek çok âlim yetiştirdi. Rusya'dan bile talebeleri gelmiş, iki sene süreyle ders okuduktan sonra harp çıktığı için geri dönmek zorunda kalmışlardı. Talebelerinden meşhurlarının bazıları şunlardır :
- Nuri Kadı namıyla ma'ruf Mehmed Nuri Efendi
- Sabri Kadı
- Mehmed
Hamdi Efendi
- Hacı İhsan
Efendi (Kurna Müderrisi)
- Deryaoğlu
Mehmed Efendi (Karakuş Müderrisi)
- Halil
Efendi (Fartıl Müderrisi)
-
Kızılcakeseli Timac Hoca, Tekkirazlı Molla Hüseyin, Saraçoğlu Hatip, Elmalı
Mehmed, Börekçi Ömer, Zurna Ali vs.
Bu talebelerin hemen hepsi 16 ilâ 60 yaş arası herkesin askere alındığı seferberlik esnasında gittikleri askerlikten geri gelmediler. Sadece birkaç tanesi sağ kaldı. (Bugün yaşayan talebesi ise sadece Hacı Abdullah (Aydın) Efendi'dir.****
DİPNOTLAR :
* Makalenin yazılma hikayesi: İrfan Gündüz Hocamızın “Osmanlılarda Devlet-Tekke Münâsebetleri, Gümüşhânevî Ahmet Ziyâüddîn” kitabında öğrencileri arasında Ünyeli Hacı Yusuf Efendi’nin adının geçmesi üzerine bu çalışmaya başlamıştım. İrfan Gündüz Hocamdan hangi kaynaklarda bulabileceğimi sordum. Şer’i Siciller Arşivinde bulabileceğim bilgisini aldım. Önce İstanbul Süleymaniye’de İstanbul Müftülüğü bahçesinde yer alan Şer’i Siciller Arşivindeki Hacı Yusuf Efendinin kişisel dosyasına ulaştım. Şer'i Siciller Arşivi 2440 no.lu dosyada bulunan Hacı Yusuf Efendi'nin kendi el yazısıyla doldurduğu "Memurin ve Ketebe ve Müstahdeminin Tescil Edilecek Terceme-i Hallerinin Tahririne Mahsus Varaka"yı epeyce zorlanarak da olsa okudum. (Bu belgeyi okuma çabamın faydasını yıllar sonra Tıp Tarihi doktora tezimi yaparken Süleymaniye Kütüphanesindeki el yazması tıbbi eserleri okurken gördüm.)
Yaz tatilinde Ünye’ye geldiğimde o zaman henüz sağ olan Orta Mahalleden komşumuz Hacı Yusuf Efendinin büyük kızı Fahriye teyze ile mülakat yaptım. (Fahriye teyzenin oğlu Ziyaeddin amcanın adının da dedesi tarafından hocası Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi’ye hürmeten konulduğu bilgisini de orada öğrenmiştim.) O yıllarda 95 yaşında olan Fahriye teyzeden aldığım bilgiler yeterli olmayınca Fatsa’da ikamet eden ve kendisinden 12 yaş küçük kardeşi Safiye teyzeyi ziyaret ettim. Safiye teyze nispeten daha net bilgiler verdi.
Bu çalışmayı yaparken o zamanlar arkadaşlarla buluşma mekanımız olan Turgut Yurt’un ayakkabı imalathanesine gitmiş ve orada konudan bahsetmiştim. Turgut Yurt ile birlikte araştırırken yaşayan son talebelesi olduğunu öğrendiğimiz Hacı Abdullah (Aydın) Efendi’yi bularak onunla da mülakat gerçekleştirdik. Bu mülakatla medresenin tam yerinin Turgut Yurt’un işyerinin hemen arkasında olduğunu ama ne yazık ki yok olduğunu keşfettik. İlerlemiş yaşına rağmen Fahriye teyze ile birlikte tepedeki babasının kabrini ziyaret ettik. Kabrinin başında dua ederken resmini çektim. Yine kendi adını taşıyan torunu Yusuf Bahri Taslı hocamız ile eski evini ziyaret edip fotoğraflarını çektim. Ne yazık ki o yıllarda düşünemediğim için ikinci örneklerini çıkartmadığım fotoğrafları makalenin aslı ile birlikte dergiye verdiğim halde Çağrı gazetesinde yayımlanan makalelerde bu resimler yoktu. Geçtiğimiz günlerde o resimlerin negatiflerini buldum ama onlar da ne yazık ki zamanın yıpratıcı tesirleriyle iyice uçup gitmiş. Belki teknolojik imkanlar kullanılarak kurtarılabilir mi bilemiyorum.
Yine bu makaleyi hazırlarken o zamanlar KTÜ Mimarlık Fakültesi 3. Sınıf öğrencisi olan Ablam, anlatılanlardan mülhem olarak medresenin resmini çizmiş ve ek olarak makaleye konulmuştu. Ne yazık ki bu çizim de tek nüsha olduğu için artık yok.** Bu bilgiler makalenin yazıldığı 1984 tarihi itibariyledir. O tarihlerde 95 ve 83 yaşlarında olan iki kızı da artık hayatta değiller. Hacı Yusuf Efendinin kızı Fahriye Teyze ile torunu Yusuf Taslı Hoca 1988 yılında vefat etmiş olup halen Tepe mezarlığında Hacı Yusuf Efendinin yanında medfundurlar.
*** Ne yazık ki makalem intihal edilirken bazı yanlışlar da yapılmış. O zamanlar hayatta olan iki kızından 83 yaşındaki kızı Safiye Hanım ile yapmış olduğum görüşmede edindiğim bilgiler aktarılırken “93 yaşındaki kızı Bahriye Hanım, babasının her şeyin Kur'ân'da olduğunu söylediği, tarihî ve teknolojik pek çok hâdiseyi önceden haber verdiğini söylüyor.” şeklinde aktarılmıştır.
**** Bu bilgi de makalenin yazıldığı 1984 tarihi itibariyledir. O tarihlerde hayatta olan tek talebesi artık hayatta değil.
1 - Hacı Feyzullah Efendi Bağdat'tan göç ederken, yanında eşya olarak sadece bir tası olduğu için lâkabına Taslı Hoca denildiği rivayet edilmektedir. Bugün Hacı Yusuf Efendi'nin çocukları bu lâkabı soyadı olarak kullanmaktadırlar.
2 - Şer'i Siciller Arşivi 2440 no.'lu dosyada bulunan Hacı Yusuf Efendi'nin kendi el yazısıyla doldurduğu "Memurin ve ketebe ve müsahdeminin tescil edilecek terceme-i hallerinin tahririne mahsus varaka".
3 - Peygamber Efendimiz'in sünnetine uygun olduğu için hırka giyerdi.
4 - Bu katırı, ölmek üzere olan bir Rum, Hoca Efendi'ye verilmesini vasiyyet etmiş.
5 - Birçok kişinin naklettiği bu hâdisede adı geçen Haşut'un neresi olduğunu hiçbir ravi tam olarak bilememekte, bazıları bunun bir dere olduğunu söylemekteler. (Tahminimiz bunun Giresun'un Harşıt Nahiyesi'nden geçen Harşıt Çayı olabileceği yönündedir.)
6 - Hacı Yusuf Efendi, şeyhi Gümüşhaneli Ahmed Ziyaeddin Efendi'ye bağlılığını, kızı Fahriye Hanım'ın oğlu doğduğunda, torunuma şeyhimin adını vereceğim diyerek Ziyaeddin ismini koymakla bir kez daha kanıtlamıştır.
7 - Terme İlçesi sınırları içerisinde bulunan bu evliyânın Cüneyd-i Bağdadî olduğu, halk arasında Cini Bağdat denildiği iddia edilmektedir.