ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 06 Nisan 2009 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLE'DEN
BİR MECMUA VE
SELİM BABA

 

Bildiri : Yrd. Doç. Dr. Mehmet AKKAYA


http://picasaweb.google.com/zilesitesi/Zile_sempozyumu#

Sponsor ve Organizasyon : Zile Belediyesi

"TARİHİ VE KÜLTÜRÜYLE ZİLE SEMPOZYUMU"
09/12 EKİM 2008 ZİLE

AÇIKLAMA
Bu tebliğin içeriği, Bildiriler Kitabı yayımlandıktan sonra bu sayfada yayınlanacaktır.

Tarihi ve Kültürü ile Zile Sempozyumu Bildiriler Kitabı

09 / 12 Ekim 2008 - Saray Sineması / Zile Belediyesi Kültür Yayınları

ZİLE’DEN BİR MECMUA
VE SELİM BABA

Yrd Doç. Dr.  Mehmet AKKAYA*

           Tokat/ Zile’den temin edilen el yazma mecmuada Alevi-Bektaşi geleneğinde şiir söyleyen şairlerin şiirleri dikkati çekmektedir.Bu şairlerin içinde yöre eşrafından Selim Baba’nın şiirleri ağırlıklı bir yer tutmaktadır.Bu eser, tam bir cönk olarak değerlendirilemez.Müstensihi ve istinsah tarihi belli olmayan yazma eser, nesihle yazılmış ve muhtemelen 19.Yüzyıl sonları- 20.Yüzyıl başları tertib edilmiştir.

          Eser, “Fersude-i Selim Sultan” başlığında,        

          “Cihânun kutbü’l- aktâbı

            Hüseyn Sultân hû kutb-ı âlem hû” beyitiyle başlar ve

         “İsmi olsun dilimde vird

           Hüseyn Sultân hû kâmil insân hû” beyitiyle biter.

          Şiir,Kerbela şehidi Hz. Hüseyin hürmetlerine yazılmış bir mersiye niteliği taşımaktadır. Alevî- Bektâşî geleneğinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, sevgisi ve kederiyle her zaman birinci sırada mevzu olmuştur.Yine bu gelenek içinde önemli bir isim de Abdülkadir Geylânî (Gilânî)’dir. Nesebinin Hz. Ali’ye dayandırılması [1]nedeniyle bu gelenekteki şairler tarafından her zaman hürmet ve derin bir sevgiyle pîr olarak zikredilir. Yine 17. Yüzyıldan bu güne gönüllerde yer tutmuş derviş gönüllü Niyâzi-i Mısrî(1) Bektaşi şairleri arasında sevilen ve hürmet edilen bir kişidir.Bazı şiirlerini tesbit ettiğimiz Selim Baba da bu gelenek minvalince adı geçen bu isimleri derin bir sevgi ve hürmetle şiirlerinde anmaktadır.

          Değerli araştırmacı Mehmet YARDIMCI’nın kendi yöresi olan Zile, Tokat ve daha önce bulunduğu Malatya şairleri ile ilgili kıymetli tesbit ve değerlendirmeleri mevcuttur(2)

          Halk şiirinin ve Türk kültürünün zengin kaynaklarından sayılabilecek Tokat/ Zile yöresinde Aşık Tâlibî, Seferoğlu, Kul Yusuf, Çaker Efendi, Kemterî, Kâtibî, Aşık Sıtkı, Aşık Fânî,Ârifî, Demânî Baba gibi şairler dikkati çekmektedir.

          Mecmuada adı geçen şairler içinde Selim Baba, daha çok ilahi, nefes ve mersiyeleriyle dikkati çekmektedir.Vezin ve mazmun konusunda çok sağlam bir şiir yapısı olduğu görülmemektedir. Şiirlerinden Hz. Ali sevgisinden ilham aldığı  ve  derviş gönüllü bir şair olduğu anlaşılmaktadır.

Şimdi Selim Baba’nın mecmuadaki şiirlerinden bir deste sunalım:

Fersûde-i Selîm Sultân

Cihânun kutbü’l- aktâbı

Hüseyn Sultân hû kutb-ı âlem hû

Allâhun mazhar-ı teemmî

Hüseyn Sultân hû

Baş açık gezdim cihânı

Bulmadım böyle sultânı

Bundadır sırr-ı Geylânî

Hüseyn Sultân hû kâmil insan  hû

Deryâ-yı vahdet dürridür

Abdü’l-Kâdirin sırrıdur

İsm-i a’zam hem virdidür

Hüseyn Sultân hû kutb-ı âlem hû

Bir nazar kılsa bir câna

İrgürür ânı cânâna

Vuslat bulur ol sübhâna

Hüseyn Sultân hû kâmil insân hû

Gönline giren şâd olur

Cümle gamdan âzâd olur

‘İlmullâhda üstâd olur

Hüseyn Sultân hû kutb-ı âlem hû

Mürşidim Hasan’ım oldur

Söyler dilim cânum oldur

Kulıyam sultânım oldur

Hüseyn Sultân hû kâmil insân hû

Bilmedüm kadrin nideyim

Pâyına yüzüm süreyim

‘Afv itsün cürmüm diyeyim

Hüseyn Sultân hû kutb-ı âlem hû

Selîm dîvâneye meded

Andan irdi kalmadı derd

İsmi olsun dilimde vird

Hüseyn Sultân hû kâmil insân hû

Selîm Baba Sultân

Feyz irişdi pîrimden

Yönüm (yüzüm olmalı) Allâha döndüm

Geçip cân u serimden

Yönüm Allâha döndüm

Nideyim şâl u kabâyı

Hem hırkayı abâyı

Fâni bilip dünyâyı

Yönüm Allâha döndüm

Terk eyledüm taklîdi

Hem istemem tahkîki

Satun alup yokluğu

Yönüm Allâha döndüm

Zâhid alsun kerâmet

Hem istemem velâyet

Yeter bana melâmet

Yönüm Allâha döndüm

Çaldım melâmet tablını

Hîçe saydım varımı

Aşkda Yakup nârımı

Yönüm Allâha döndüm

Aşka düşüp yanayım

Mahv-ı mutlak olayım

Fenâ-ender-fenâyım

Yönüm Allâha döndüm

(Ben) Selîm-i dîvâne

Bunda geldim seyrâne

Gönül düştü hayrâne

Yönüm Allâha döndüm

Selîm Baba

Yine arz itdi cemâlin cânımın cânânesi

Olmuşum cân ile ânın şimdi ben dîvânesi

İrdi bir sırr kem’-i câna külli fânî ol deyu

Ol sebebden nâra yandı vücûdum pervânesi

Yaradılmazdan bu cihân anda ben âşık idim

Anın içün bunda oldum âbdâl uryânesi

Gice vü gündüzü ben fark eylemekden kalmışım

İçmişim aşkın şarâbın olmuşum mestânesi

Levhine dîvâne yazdı bu Selîm’in adını

Yoylasa Mecnûn Hudânın dünyâ vü ukbânesi

Fersûde-i Hazret-i Selîm

Çün bana Mecnûn dinildi dostumun Mecnûn’uyum

Ehl-i ‘aklın ‘aklı irmez bir ‘aceb dîvâneyim

Anlamaz ehl-i şeri’at ‘âlemin bir katresin

Katremin katresi cihân ben ânın ‘ummânıyım

İdalk olmazdan bu mahluk zât ile bir zât idim

Zuhûtum hikmeti böyle (‘unsurun) devrânıyım

Yok iken Hızr’ın nişânı ‘ilm idi ledün bana

Lenterânî (sen) dimişim Mûsâ’nın dîzârıyım

‘Ârifin ‘irfanıyım hem zâkirin tesbihiyim

Idem Kerîm hem Rahîm ‘âsîmin gufrânıyım

Zât ile kıldı tecellî bu Selîm dîvâneye

Sanurlar kim ben Selîm ‘âlemin Sultânıyım

Nutk-ı Selîm Baba

Rehber oldum bugün gelsün uyanlar

Varını terk idüp câna kıyanlar

(Safânın) şarâbın içsün elimden

Geçüp cân u başdan fânî olanlar

‘Aşk âteşin yakdım şimdi meydanda

Gelsün Hakk yolına oda yananlar

İnanman mü’minler münkir sözine

Hakk zikrin men’ ider muzırr olanlar

Gel Selîm dîvâne Hakkı zikr eyle

Zikr ile irdiler Hakka erenler

Selîm Baba

Bir ‘aceb sırra yetişdim beni hayvân anlamaz

…………..sildim ehl-i dîvân anlamaz

Âteş-i ‘aşka yanarım her seher pervâne-veş

Doldu sînem âteş ile nâr-ı sûzân anlamaz

Ben ol âbdal ‘âşıkam kimse bil(e)mez hâlimi

Bulmuşam Hakk ile vuslat ânı nâdân anlamaz

Key ‘aceb mi ehl-i râza hâlimi keşf eylesem

Himmet-i merdân neydüpih ânı her cân anlamaz

Bulmuşam mürşid-i kâmil kâlimi hâl eyledim

İçirdi ledün hayâtın âb-ı hayvân anlamaz

Ben Selîm dîvâneyim kim varlığım mahv eyledim

Varlığından geçmeyenler sırr-ı Sübhân anlamaz

İlâhî-i Selîm Baba Hazretleri

Gice gündüz işim âh u zâr u efgân oldu gel

Bu benim dîvâne gönlüm külli vîrân oldu gel

Âteş-i ‘aşk-ı derûnum yakdı berbâd eyledi

Söndüremez bahr-ı ummân yandı külhân oldu gel

Kör olan görmez yüzinde ehl-i îmân oldu gel

Gören ol vechi yüzinde ehl-i îmân oldu gel

Rûz u şeb isterdim ey dost nûr-ı hüsninden meded

Ânı bildim ki bu derdim bana dermân oldu gel

Vuslatundur bu dil-i mecrûhun ey dost (çâresi)

Gel ki bu bî-çâre ‘âşık yandı bî-cân oldu gel

Varlığı mahv oldu gitdi bu Selîm dîvânenin

Gitdi benlik geldi senlik cümle yeksân oldu gel

Fî-Medh-i Selîm Baba

Cihâna gelmemiş misli gâyet latîf irüp cismi

Dilimden gitmesin ismi Sultânım Şeyhim Selîmî

Her kime eylese nazar ‘aşk bahrine dalmış gezer

Derd içinde dermân sezer Sultânım Şeyhim Selîmî

Her kande bassa kademi cezbesi tutar ‘âlemi

Kaldırır kıyl u kâlini Sultânım Şeyhim Selîmî

Her kim ana ikrâr eder ânı gamdan âzâd ider

Kalbin dahi küşâd ider Sultânım Şeyhim Selîmî

Her kim ana didi belî oldu ashâbın bir gülü

Çöllüzâde kemter kulu Sultânım Şeyhim Selîmî

Kalender Selîm Baba Sultân

Ey yâr-ı cinân ten ile cânım senin olsun

Mezheb ile dîn ile îmânım senin olsun

‘Aşkınla senin varlığımı hep sana virdüm

Evrâd ile ezkâr ile esmam senin olsun

Yüzinde olan nûr ile envârını gördüm

Bana sebeb ol gül ile varım senin olsun

Ağlatma beni nûr-ı Muhammed’i seversen

Yakma meded ol kalb-i hazînem senin olsun

Hüccet vireyim büsbütün âlem şâhid olsun

Bendeki olan kâl ile hâlim senin olsun

Dîvâne Selîm mahv olsun çıksun aradan

Bi’l cümle olan nâm ile şânım senin olsun

Fersûde-i Hazret-i Selîm Dîvâne

Firkatin odına yandım gitdi cânım gel yetiş

Hızr-veş vaslun hayâtın sun cinânım gel yetiş

Şânına  Levlâk dinildi şâh-ı kevneyn Seyyidin

İt şefâ’at kıl tecellî bana cânım gel yetiş

Secde-gâhımdır cemâlin ma’bûd-ı mutlaksın bana

Senden mahv oldu vücûdum dîn ü imânım gel yetiş

Ruhların alında gördüm şem-i vechullâhı ben

Gösteren nûr-ı ilâhîden nişânım gel yetiş

Ey ‘aceb Mecnûn’un oldum sultân-ı âlem ben senin

Kalmadı nâm u nişânım nâmür u ‘ârım gel yetiş

Âteş-i ‘aşkınla yandı bu Selîm dîvâne gel

Varlığım mahv oldu sende bende varım gel yet

_________

 (1) Cumbur, Müjgan, Başakların Sesi, Ankara - 1968, s. 351

(2) Yardımcı, Yrd. Doç. Dr. Mehmet, 18. Yüzyıldan Günümüze Zileli Âşıklar Zinciri, VIII. Millî Türkoloji Kongresi, İstanbul - 1987


*Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Akkaya.


Devam Edecek

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR