|
ZİLE'DEN |
|
Bildiri : Yrd. Doç. Dr. Mehmet AKKAYA
http://picasaweb.google.com/zilesitesi/Zile_sempozyumu#
Sponsor ve Organizasyon : Zile Belediyesi
"TARİHİ VE KÜLTÜRÜYLE ZİLE
SEMPOZYUMU"
09/12 EKİM 2008 ZİLE
AÇIKLAMA
Bu tebliğin içeriği, Bildiriler Kitabı yayımlandıktan
sonra bu sayfada yayınlanacaktır.
Tarihi ve Kültürü ile Zile Sempozyumu Bildiriler Kitabı
09 / 12 Ekim 2008 - Saray Sineması / Zile Belediyesi Kültür Yayınları
ZİLE’DEN BİR MECMUA
VE SELİM BABA
Yrd Doç. Dr. Mehmet AKKAYA*
Tokat/ Zile’den temin edilen el yazma mecmuada Alevi-Bektaşi geleneğinde şiir söyleyen şairlerin şiirleri dikkati çekmektedir.Bu şairlerin içinde yöre eşrafından Selim Baba’nın şiirleri ağırlıklı bir yer tutmaktadır.Bu eser, tam bir cönk olarak değerlendirilemez.Müstensihi ve istinsah tarihi belli olmayan yazma eser, nesihle yazılmış ve muhtemelen 19.Yüzyıl sonları- 20.Yüzyıl başları tertib edilmiştir.
Eser, “Fersude-i Selim Sultan” başlığında,
“Cihânun kutbü’l- aktâbı
Hüseyn Sultân hû kutb-ı âlem hû” beyitiyle başlar ve
“İsmi olsun dilimde vird
Hüseyn Sultân hû kâmil insân hû” beyitiyle biter.
Şiir,Kerbela şehidi Hz. Hüseyin hürmetlerine yazılmış bir mersiye niteliği taşımaktadır. Alevî- Bektâşî geleneğinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, sevgisi ve kederiyle her zaman birinci sırada mevzu olmuştur.Yine bu gelenek içinde önemli bir isim de Abdülkadir Geylânî (Gilânî)’dir. Nesebinin Hz. Ali’ye dayandırılması [1]nedeniyle bu gelenekteki şairler tarafından her zaman hürmet ve derin bir sevgiyle pîr olarak zikredilir. Yine 17. Yüzyıldan bu güne gönüllerde yer tutmuş derviş gönüllü Niyâzi-i Mısrî(1) Bektaşi şairleri arasında sevilen ve hürmet edilen bir kişidir.Bazı şiirlerini tesbit ettiğimiz Selim Baba da bu gelenek minvalince adı geçen bu isimleri derin bir sevgi ve hürmetle şiirlerinde anmaktadır.
Değerli araştırmacı Mehmet YARDIMCI’nın kendi yöresi olan Zile, Tokat ve daha önce bulunduğu Malatya şairleri ile ilgili kıymetli tesbit ve değerlendirmeleri mevcuttur(2)
Halk şiirinin ve Türk kültürünün zengin kaynaklarından sayılabilecek Tokat/ Zile yöresinde Aşık Tâlibî, Seferoğlu, Kul Yusuf, Çaker Efendi, Kemterî, Kâtibî, Aşık Sıtkı, Aşık Fânî,Ârifî, Demânî Baba gibi şairler dikkati çekmektedir.
Mecmuada adı geçen şairler içinde Selim Baba, daha çok ilahi, nefes ve mersiyeleriyle dikkati çekmektedir.Vezin ve mazmun konusunda çok sağlam bir şiir yapısı olduğu görülmemektedir. Şiirlerinden Hz. Ali sevgisinden ilham aldığı ve derviş gönüllü bir şair olduğu anlaşılmaktadır.
Şimdi Selim Baba’nın mecmuadaki şiirlerinden bir deste sunalım:
Fersûde-i Selîm Sultân
Cihânun kutbü’l- aktâbı
Hüseyn Sultân hû kutb-ı âlem hû
Allâhun mazhar-ı teemmî
Hüseyn Sultân hû
Baş açık gezdim cihânı
Bulmadım böyle sultânı
Bundadır sırr-ı Geylânî
Hüseyn Sultân hû kâmil insan hû
Deryâ-yı vahdet dürridür
Abdü’l-Kâdirin sırrıdur
İsm-i a’zam hem virdidür
Hüseyn Sultân hû kutb-ı âlem hû
Bir nazar kılsa bir câna
İrgürür ânı cânâna
Vuslat bulur ol sübhâna
Hüseyn Sultân hû kâmil insân hû
Gönline giren şâd olur
Cümle gamdan âzâd olur
‘İlmullâhda üstâd olur
Hüseyn Sultân hû kutb-ı âlem hû
Mürşidim Hasan’ım oldur
Söyler dilim cânum oldur
Kulıyam sultânım oldur
Hüseyn Sultân hû kâmil insân hû
Bilmedüm kadrin nideyim
Pâyına yüzüm süreyim
‘Afv itsün cürmüm diyeyim
Hüseyn Sultân hû kutb-ı âlem hû
Selîm dîvâneye meded
Andan irdi kalmadı derd
İsmi olsun dilimde vird
Hüseyn Sultân hû kâmil insân hû
Selîm Baba Sultân
Feyz irişdi pîrimden
Yönüm (yüzüm olmalı) Allâha döndüm
Geçip cân u serimden
Yönüm Allâha döndüm
Nideyim şâl u kabâyı
Hem hırkayı abâyı
Fâni bilip dünyâyı
Yönüm Allâha döndüm
Terk eyledüm taklîdi
Hem istemem tahkîki
Satun alup yokluğu
Yönüm Allâha döndüm
Zâhid alsun kerâmet
Hem istemem velâyet
Yeter bana melâmet
Yönüm Allâha döndüm
Çaldım melâmet tablını
Hîçe saydım varımı
Aşkda Yakup nârımı
Yönüm Allâha döndüm
Aşka düşüp yanayım
Mahv-ı mutlak olayım
Fenâ-ender-fenâyım
Yönüm Allâha döndüm
(Ben) Selîm-i dîvâne
Bunda geldim seyrâne
Gönül düştü hayrâne
Yönüm Allâha döndüm
Selîm Baba
Yine arz itdi cemâlin cânımın cânânesi
Olmuşum cân ile ânın şimdi ben dîvânesi
İrdi bir sırr kem’-i câna külli fânî ol deyu
Ol sebebden nâra yandı vücûdum pervânesi
Yaradılmazdan bu cihân anda ben âşık idim
Anın içün bunda oldum âbdâl uryânesi
Gice vü gündüzü ben fark eylemekden kalmışım
İçmişim aşkın şarâbın olmuşum mestânesi
Levhine dîvâne yazdı bu Selîm’in adını
Yoylasa Mecnûn Hudânın dünyâ vü ukbânesi
Fersûde-i Hazret-i Selîm
Çün bana Mecnûn dinildi dostumun Mecnûn’uyum
Ehl-i ‘aklın ‘aklı irmez bir ‘aceb dîvâneyim
Anlamaz ehl-i şeri’at ‘âlemin bir katresin
Katremin katresi cihân ben ânın ‘ummânıyım
İdalk olmazdan bu mahluk zât ile bir zât idim
Zuhûtum hikmeti böyle (‘unsurun) devrânıyım
Yok iken Hızr’ın nişânı ‘ilm idi ledün bana
Lenterânî (sen) dimişim Mûsâ’nın dîzârıyım
‘Ârifin ‘irfanıyım hem zâkirin tesbihiyim
Idem Kerîm hem Rahîm ‘âsîmin gufrânıyım
Zât ile kıldı tecellî bu Selîm dîvâneye
Sanurlar kim ben Selîm ‘âlemin Sultânıyım
Nutk-ı Selîm Baba
Rehber oldum bugün gelsün uyanlar
Varını terk idüp câna kıyanlar
(Safânın) şarâbın içsün elimden
Geçüp cân u başdan fânî olanlar
‘Aşk âteşin yakdım şimdi meydanda
Gelsün Hakk yolına oda yananlar
İnanman mü’minler münkir sözine
Hakk zikrin men’ ider muzırr olanlar
Gel Selîm dîvâne Hakkı zikr eyle
Zikr ile irdiler Hakka erenler
Selîm Baba
Bir ‘aceb sırra yetişdim beni hayvân anlamaz
…………..sildim ehl-i dîvân anlamaz
Âteş-i ‘aşka yanarım her seher pervâne-veş
Doldu sînem âteş ile nâr-ı sûzân anlamaz
Ben ol âbdal ‘âşıkam kimse bil(e)mez hâlimi
Bulmuşam Hakk ile vuslat ânı nâdân anlamaz
Key ‘aceb mi ehl-i râza hâlimi keşf eylesem
Himmet-i merdân neydüpih ânı her cân anlamaz
Bulmuşam mürşid-i kâmil kâlimi hâl eyledim
İçirdi ledün hayâtın âb-ı hayvân anlamaz
Ben Selîm dîvâneyim kim varlığım mahv eyledim
Varlığından geçmeyenler sırr-ı Sübhân anlamaz
İlâhî-i Selîm Baba Hazretleri
Gice gündüz işim âh u zâr u efgân oldu gel
Bu benim dîvâne gönlüm külli vîrân oldu gel
Âteş-i ‘aşk-ı derûnum yakdı berbâd eyledi
Söndüremez bahr-ı ummân yandı külhân oldu gel
Kör olan görmez yüzinde ehl-i îmân oldu gel
Gören ol vechi yüzinde ehl-i îmân oldu gel
Rûz u şeb isterdim ey dost nûr-ı hüsninden meded
Ânı bildim ki bu derdim bana dermân oldu gel
Vuslatundur bu dil-i mecrûhun ey dost (çâresi)
Gel ki bu bî-çâre ‘âşık yandı bî-cân oldu gel
Varlığı mahv oldu gitdi bu Selîm dîvânenin
Gitdi benlik geldi senlik cümle yeksân oldu gel
Fî-Medh-i Selîm Baba
Cihâna gelmemiş misli gâyet latîf irüp cismi
Dilimden gitmesin ismi Sultânım Şeyhim Selîmî
Her kime eylese nazar ‘aşk bahrine dalmış gezer
Derd içinde dermân sezer Sultânım Şeyhim Selîmî
Her kande bassa kademi cezbesi tutar ‘âlemi
Kaldırır kıyl u kâlini Sultânım Şeyhim Selîmî
Her kim ana ikrâr eder ânı gamdan âzâd ider
Kalbin dahi küşâd ider Sultânım Şeyhim Selîmî
Her kim ana didi belî oldu ashâbın bir gülü
Çöllüzâde kemter kulu Sultânım Şeyhim Selîmî
Kalender Selîm Baba Sultân
Ey yâr-ı cinân ten ile cânım senin olsun
Mezheb ile dîn ile îmânım senin olsun
‘Aşkınla senin varlığımı hep sana virdüm
Evrâd ile ezkâr ile esmam senin olsun
Yüzinde olan nûr ile envârını gördüm
Bana sebeb ol gül ile varım senin olsun
Ağlatma beni nûr-ı Muhammed’i seversen
Yakma meded ol kalb-i hazînem senin olsun
Hüccet vireyim büsbütün âlem şâhid olsun
Bendeki olan kâl ile hâlim senin olsun
Dîvâne Selîm mahv olsun çıksun aradan
Bi’l cümle olan nâm ile şânım senin olsun
Fersûde-i Hazret-i Selîm Dîvâne
Firkatin odına yandım gitdi cânım gel yetiş
Hızr-veş vaslun hayâtın sun cinânım gel yetiş
Şânına Levlâk dinildi şâh-ı kevneyn Seyyidin
İt şefâ’at kıl tecellî bana cânım gel yetiş
Secde-gâhımdır cemâlin ma’bûd-ı mutlaksın bana
Senden mahv oldu vücûdum dîn ü imânım gel yetiş
Ruhların alında gördüm şem-i vechullâhı ben
Gösteren nûr-ı ilâhîden nişânım gel yetiş
Ey ‘aceb Mecnûn’un oldum sultân-ı âlem ben senin
Kalmadı nâm u nişânım nâmür u ‘ârım gel yetiş
Âteş-i ‘aşkınla yandı bu Selîm dîvâne gel
Varlığım mahv oldu sende bende varım gel yet
_________
(1) Cumbur, Müjgan, Başakların Sesi, Ankara - 1968, s. 351
(2) Yardımcı, Yrd. Doç. Dr. Mehmet, 18. Yüzyıldan Günümüze Zileli Âşıklar Zinciri, VIII. Millî Türkoloji Kongresi, İstanbul - 1987
*Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Akkaya.
Devam Edecek