ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 24 Ağustos 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

MAŞAT HÖYÜK
SARAYI VE ARŞİVİ

Araştırma : Tahsin ÖZGÜÇ
(Maşat Höyük Kazıları ve Çevresindeki Araştırmalar)
(Excavations at Maşat Höyük and Investigations in Its Vicinity)

Maşat - Höyük'te Açığa Çıkartılan Toprak Kerpiçten Yapılı Ev Duvarları

Fotoğraf : Prof. Dr. Ali ÖZÇAĞLAR 1981 - 1982

MAŞAT HÖYÜK
SARAYI VE ARŞİVİ
(Mashat Höyük : Palace, Archives)

Plân 1 - Maşat - Höyük II. ve III. Hitit Katlarının Plânı

Plân der II und III. Hethitischen Schichten von
Maşat-Höyük (T. Özgüç, Maşat Höyük II, Plân 1)

I
MAŞAT HÖYÜK SARAYI VE ARŞİVİ

Maşat - Höyük Büyük Saray

(Ressam : Ersal Yavi)

            1975 yılının önemli buluntusu, kazısına 1973 yılında başladığımız Kuzey Hitit ülkesindeki Maşat Höyük'te keşfedilmiş olan 130'u aşkın çivi yazılı Hitit tabletidir. Daha önce yazılı belgelerin bulunduğu çok önemli dört tarihî şehir vardı; şimdi bunların beşincisi Maşat Höyük'tür. Bu beş şehirde çivi yazılı ve hiyeroglifli belgeler, anıtsal mimarlık eserlerinin en güzel örnekleri ve M.Ö. ikinci bin yılının maddî kültür malzemesi iyi ve ünik bir şekilde temsil edilmektedir.

            Kazıları, özellikle, Türk Tarih Kurumu gerçekleştirmiş; ayrıca, Ankara Üniversitesi de katkılarda bulunmuştur. Ben, bu iki kuruma, devamlı destekleri için, şükran borçluyum. Maşat Höyük'te kazıya başlamamıza izin veren Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne teşekkürlerimi sunarım.

            1973 yılından beri Maşat Höyük kazılarını yürüten heyet benden başka. Doç. Dr. Kutlu Emre, Mimar-Arkeolog Mahmut Akok, Dr. Hayat Erkanal, Dr. Önder Bilgi, Arkeolog Hamdi Kodan, Desinatör Cengiz Erol, Fotoğraf Selâhattin Öztartan'dan oluşmaktadır. Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nü meslektaşımız Arkeolog Hayri Özeski temsil etmektedir. Burada yayımladığımız plânları Mimar-Arkeolog Mahmut Akok çizdi; Höyüğün ve sarayın fotoğraflarını S. Öztartan çekti. Küçük eserlerden bir kısmının fotoğraflarını da Fotoğraf Mehmet Ali Düvenci çekti. Meslektaşlarımın yardım ve katkılarına, içtenlikle teşekkür ederim.

            Maşat Höyük kazılarında, bir arada, toplu durumda veya dağınık olarak bulunmuş olan çivi yazılı metinler ve hiyeroglifli mühür baskıları - bulleler Ord. Prof. Dr. Sedat Alp tarafından yayımlanacaktır. Meslektaşımın yayın hazırlığı ve incelemeleri, Maşat Höyük'ün eski adını öğrenme ihtimalini çok kuvvetlendirmiştir.

            Ayrıca, metnin İngilizce müsveddelerini ve yayını sırasında provaları gözden geçiren öğrencim, Columbia Üniversitesinden Ann Gunter'e teşekkür ederim.

            Yerli halkın Höyük Tepe dediği Maşat Höyük, Zile'nin, kuş uçumu 20 km güneyinde, Ankara'nın 312 km kuzeydoğusunda ve bugün de aynı adı taşıyan (Maşat ovası) ovanın ortasındaki modern Maşat Köyü'nün (bugün Yalınyazı) 1500 m batısındadır (Lev. 1-4; Şek. 5).

YALINYAZI Kasabası'ndan Genel Görünüm

            Maşat ovası çok mümbit bir bölge olup, etrafı ağaçlarla ve yer yer sık ormanlarla kaplı dağlarla çevrilidir. Bölge genellikle iyi sulanmaktadır; yalnız su kaynağı yer altındadır; bugün köylüler tarlalarını kuyulardan çıkardıkları sularla sulamaktadırlar. Kasım Özü adıyla bilinen dere, köyün batısından, ikinci dere de köyün ortasından akmaktadır. Bu dereler Maşat Höyük'ün hemen kuzeyinde Çekerek Nehri'ne birleşip bağlanmaktadır. Bununla beraber, bu dereler uzun süre kurumuş durumda kalmaktadırlar. Bugün dere yatakları, onların eski çağlarda da arazinin suyunu sağladığını göstermektedir. Köyün batı ve güneybatısında, düz ovada I. zamanın mermerleşmiş kalker blokları, büyük kitleler halinde yükselmektedir. Maşat Höyük bunlardan bir tanesi üstünde oluşmuştur. Bu kaya taban Maşat Höyük sitadelinin en yüksek noktasını ve eski şehrin bütünleştirici kısmını teşkil etmektedir. Bu kayalık kitle, üstündeki şehrin tahkimini kolaylaştırmıştır (Lev. 1; tpf. harita : 1). Maşat Höyük büyük bir şehrin teşekkülü için gerekli bütün olanaklara sahiptir. Yapı malzemesi için gerekli taş ve ağaç kolayca sağlanmıştır. Eski kuzey-güney yolu veya yerlilerin "Kayseri Yolu" dediği anayol, ovayı Maşat Höyük'ün güneydoğusunda keserek devam etmektedir. Böylece, Samsun - Kayseri eski yolu Maşat'ın güneydoğusundan ve Deveci dağlarından geçmektedir.

            Maşat Köyü 280 hane ve bugünkü nüfusu 1.606'dır. Maşat adı Meşhed'den gelmektedir. Köyü, Horasan'ın başşehri Meşhed bölgesinden göç edip gelen Türkler kurmuştur (Lev. 3, 2). Köyün civarında birçok Selçuk sikkesi ve çini parçaları bulunmaktadır.

Tokat Sikkeleri

Tokat Kültür Araştırma Dergisi

            Deniz seviyesinden 886 m yükseklikteki Maşat-Höyük'ün, Orta Anadolu höyüklerinin boyutları göz önünde tutulursa, "büyük höyükler" tipine girdiği anlaşılır. Doğu-batı istikametinde uzunluğu 450 m, kuzey-güney istikametindeki 225 m'dir (Şek. 1-2). Höyük'ün bir tür aşağı şehrini oluşturan geniş terasları doğu ve güneydoğu yönündedir. Kuzey, güney ve güneybatı yönleri diktir ve bu yönlerdeki teraslar daha küçüktür. Höyük'ün ova seviyesinden yüksekliği 28.80 metredir. Höyük'ün boyutları ve bugün de görülebilen yapı harabeleri, önemli bir şehrin kalıntıları karşısında bulunduğumuzu ve bunun basit bir yerleşim birimi olmadığını, açık bir şekilde göstermektedir (topografik harita : 1).

            Maşat Höyük, 1945 yılında hocam H. G. Güterbock tarafından yayımlanmış olan çivi yazılı bir Hitit Tableti'nin1, Höyük üstünde 1943 yılında, bir rastlantı sonucu bulunmuş olmasıyla arkeoloji edebiyatına mal olmuştur. Bu satıh buluntusuna dayanan ilk kazıya 1945 yılında başlandı2, O zamanki kazılar çok sınırlı tutulmuş ve ondan sonra da sürdürülmemiştir. Biz 1973 yılında Türk Tarih Kurumu adına, mütevazı ölçüler içinde, iyi plânlanmış bir projeyi gerçekleştirmek üzere kazıya başladık, ilk kazı mevsiminde, Boğazköy dışında çok az bulunmuş olan Hitit metinlerini temsil eden üç tablet keşfettik. Bundan sonra, büyük çaptaki kazılara artan bir enerji ile 1974 - 1977 yıllarında devam olundu.

            Maşat Höyük, Kaşkalılar'ın işgal ettiği Karadeniz bölgesi ile asıl Hitit arazisi arasındaki sınır alanındadır. Yalnız, hemen ifade edilmelidir ki, Maşat Höyük, Boğazköy'e bağlı, onun yönetiminde ve Kaşka ülkesini sınırlayan alanda en güçlü ve en güvenilir Hitit merkezlerinden biri idi. Maşat Höyük'ün, Hattuşa'da oturan Büyük Kral'ın temsilcisi olan bir Hitit Beyi'nin merkezi ve uzun ömürlü bir yerleşim yeri olarak seçilmesinin nedenini, kayalık ovadaki stratejik durumunda, ovanın mümbit olmasında, su ve ağacın, bol bir şekilde temin edilebilmesinde aramalıdır. Maşat Höyük, kuzeyden güneye ve batıdan (Boğazköy'e) doğuya, çok önemli Hitit şehirlerinin bulunduğu Artova ve Zile bölgesine giden yolların, üstünde bulunan büyük bir merkezdir3.

            Saray ve Arşivi  (Plân : 1 - 3; izometrik plân : 4 - 6; Lev. 5 - 35) :

Hitit Çivi Yazılı Tablet

Maşat Höyük

            Maşat Höyük'te son medeniyet katını M. Ö. birinci bin yılın ilk yarısına tarihlenen Demir Devri temsil etmektedir. Bu çağda Höyük'ün yalnız en yüksek kısmı iskân edilmiştir. İkinci kültür katının temsilcileri de Hititler'dir. Bugüne kadar yürütülen kazılarda bu kültür çağına ait üç Hitit yapı katı gün ışığına çıkarılmıştır. Üçüncü veya en eski Hitit katının tahribi M. Ö. 15. yüzyılın  sonundan daha eski değildir. Hitit çağının üçüncü ve en eski yapı katı sitadelde keşfedildi. Biz burada, düz bir yapı alanı görevini ifa etmek üzere, suni bir terasın meydana getirilmesi suretiyle kayalık tepenin bir kısmının tesviye edildiğini ve ondan sonra şehrin topografyasına ve düzensiz profiline bağlı kalmış olan bir mimarlık anıtını meydana çıkardık. Hiç şüphe yoktur ki, Maşat Höyük tarihinin en önemli safhasını, Hitit Çağı'nın III. yapı katı ile temsil edilen bölümü teşkil eder. Kazılar, kuzey duvarı en az 100 m, doğu duvarı 80 m uzunluğunda olan muazzam bir binayı gün ışığına çıkardı (Plân. 1-4). Bina, tepenin tabanını oluşturan kayalığın zirvesi üstüne oturtulmuştur. Demir Çağı sakinleri evlerini tepenin sırtlarına inşa etmedikleri için, bina bir çok yerde iyi korunmuş durumda bulundu. Binanın, sırtın kuzey ve doğu uçlarına rastlayan kısımları erozyon nedeniyle kısmen süpürülmüştür.

            Bugüne kadar açığa çıkartılan 40 odadan çoğu bodrum katına aittir. Varlığı kesin olan ikinci veya üst katın yangın enkazı bodrumu doldurmuştur. Daha başlangıçta belirtmek gerekir ki, örgü tekniği Kaniş -  Acemhöyük, Boğazköy ve Alaca Höyük yapılarının tekniğinden ayrılmamaktadır. Burada Hitit mimarisinin bütün inceliklerini, metanetini ve mimarlarının maharetini görmek mümkündür. Bu binanın esas karakteristik yönünü, mükemmel işçilik ve plânlı ölçülere kesin sadakat oluşturmaktadır. Bina inşa edilmeden önce, daha eski yapılar yıkılıp kaldırılmış ve inşaat sahası derin ve geniş temellerin atıldığı düz bir satıh sağlanmak üzere, tamamen tesviye edilmiştir. Saray, kuvvetli bir ihtimalle, devamlı olarak Eski Tunç Çağı'ndan beri iskân edilmiş olan bir alana kurulmuştur. Kireçtaşı temeller, çok düzenli olarak düz bir satıh üzerine aynı seviyede inşa edilmiştir. Temellerin genişliği 1.50 metreyi geçmektedir. Genellikle örgü tekniği I. ve II. kat yapılarının tekniğine benzemektedir. Saray inşaatının hâkim tekniği temelin iki yüzünü (iç ve dış), oldukça iri, iyi kesilmiş, düz taşlarla örmek ve aralarını daha küçük, düzensiz taşlarla veya molozla doldurmak şeklinde karsımıza çıkmaktadır. Taşların her tarafı iyi düzeltilmiş ve birbirlerine dikkatli bir şekilde alıştırılmıştır. Köşelerin inşası sağlamdır; temel taşlan ve duvar kerpiçleri birbirlerine dikkatle bağlanmıştır. Daima iyi işlenmiş düz taşlardan oluşan sokl'lar kerpiç örgüyü taşımaktadır. Temellerin en alt kısmını dahi iri bloklar oluşturmaktadır. Derin temeller, bodrum tabanı seviyesinin 1.40 m altına inmektedir. Bu taş temeller taban seviyesine kadar yükselmekte ve bundan sonra da kerpiç duvarlar başlamaktadır (Lev. 5,1; 18, 1).

            Burada, Maşat Höyük sarayına özgü çok önemli bir yapı tekniğini belirtmek isterim. Sarayda, birbirlerine iyi alıştırılmış temel taşlarının iç ve dış yüzleri, taban seviyesi altında ve duvar boyunca örülen bir sıra ufak taşlarla kaplanmıştır. Bu ince örgü esas temele bağlanmamış, onun iki yüzüne yapıştırılmış, dayatılmıştır. Kalın ve sağlam harcın kullanıldığı bu örgü, taban seviyesine kadar yükseltilmiştir. Bunların üzerine kerpiç örgü basmamıştır. Böylece bu örgü temelde 25 cm kalınlığında bir papuç/çıkıntı meydana getirmiş olarak tabanın altında kalmaktadır (Lev. 8, 1).

            İç ve dış kapı açıklıklarına ait bir ize, merdivenin taş veya kerpiç ayağına rastlanmadı. Biz, böylece, yukarı kat odalarından birinin veya daha çoğunun tabanına açılan bir kapaktan ağaç merdiven vasıtasıyla bodruma inildiğini düşünüyoruz. Oda tabanları çok düzenli, kalın, sert ve çok güzel sıvalıdır (Lev. 7, 1-2). Duvarlar birbirine paralel ve oda köşeleri daima dik açı halindedir. Taş temeller üstündeki duvarlar iskân yerinin dışından getirilmiş ve kum karıştırılmış temiz çamurdan yapılmış iri kerpiçlerle örülmüştür (izometrik plân : 5). Dış duvarlar iri kerpiçlerle, bazı depo odalarının ara duvarları, boyutları daha küçük kerpiçlerle inşa edilmiştir. Şimdiye kadar bulunan kerpiçlerin boyutları : 63x45x12 cm; 65x45x 10 cm; 50x46x12 cm; 46x38x10 cm; 45x40x10 cm; 42x32x10; 40x36x10 cm ve 35x30x10 cm'dir. Esas itibariyle yapı malzemesi kireçtaşı, kerpiç ve ağaçtır. Kerpiç duvarlarda, ağaç kirişlere ve kerpiçlere düz bir kaide sağlamak için, temel taşlarının en üstteki sırasına özel bir dikkat gösterilmiştir (Lev. II, I; izometrik plân. 5).

            18, 19 ve 24 sayılı odaların 1.10 m kalınlığındaki kerpiç duvarlarının odaya bakan iç yüzleri, duvarlar yüksekliğince, 40 - 50 cm kalınlığında dikkatle örülmüş taş duvarlarla kaplanmış ve kalın bir çamur tabakası ile sıvanmıştır (Lev. 7, l; 16, 1-2; 18, l; izm. pl. 5, C). Aynı tekniği revakların avluya ve odaların içine (yani duvarın içinde ve dışında) bakan uzun duvarlarında da görüyoruz (Lev. 25 - 25; izm. pl. 6). Bu taş duvarlar, muhtemelen, kerpiç duvarları takviye etmek için inşa edilmiş olabilir. Aynı duvarın bu taş ve kerpiç kısımları da son yangında aynı zamanda yanmışlardır. Biz, bir anda tahrip edilme durumundan taş duvarların, odaların sonradan, kerpiç duvarlarla beraber ikinci defa kullanılmalarını sağlamak maksadıyla örülmediklerini, aksine duvarların her iki kısmının da daha başlangıçta beraber inşa edilmiş oldukları sonucunu çıkarıyoruz. Bununla beraber, bazı odaların duvarlarının bazı kısımları tamamen taşla örülmüş ve kalın bir çamur tabakası ile sıvanmıştır (Lev. 28, 2). Duvarlarda, birbirlerine sık bir şekilde düzenlenen, ağaç dikmeler kullanılmıştır (Lev. 13, 2; 19, 1). Direkler yandıktan sonra direk yerleri boş açıklıklar halinde kaldığı gibi, bazan da kömürleşmiş kirişler yerinde korunmuştur (Lev. 8, 2; 18, 2). Biz ağaç dikmelere ilâve olarak, taş temel boyunca uzayan ve kerpiç duvarların üstüne bastığı yatay ağaç kirişleri de keşfettik. Temeller üstüne, travers şeklinde, yan yana, taş örgü genişliğince uzayan ağaç kirişler yerleştirilmiştir (Lev. 9, 2 - 3; 18,2; izm. pl. 5A). Binada, geniş ölçüde ağacın kullanılmış olması, son yangının şiddetini çok arttırmıştır. Duvarlar, odalardan bazılarının köşelerine örülen taş direklerle takviye edilmiştir (Lev. 15, 2). Bu tasvir, ağacın kullanılmasına verilen önemi ve binanın birden fazla kata sahip olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.

            Sarayın iki katlı olması halinde biz, üst katın bol ağaç, az kerpiçle inşa edilmiş çamur sıvalı, nispeten zayıf bir kat durumunda olduğunu düşünüyoruz. Duvarlar krem, açık pembe sıvalı veya kırmızımsı beyaz renkle badanalıdır (Lev. 5, 2; 19, 1). Duvarların bazıları, 1.20 - 1.50 m yüksekliğe sürülen ince kırmızı şeritle süslenmiştir; fakat odaların hiç birinde duvar resmine rastlanmamıştır.

            Bina tümü ile şiddetli bir yangın sonunda tahrip edilmiştir. Taşlar kirece dönüşmüş, erimiş; binayı her yerde kömür kaplamış; kerpiçler ya sert tuğlaya dönüşmüş veya yeşil, koyu kırmızı cüruf halini almıştır (Lev. 15, l; 14).

            Sarayın B-H/2 plân karelerinde kuzeye bakan ve Höyük'ün dik sathına çok yaklaşmış olan odalarının kapanış şekillerini bilmiyoruz. Köylülerin bu yöndeki temel taşlarını sökmüş olmaları ve C-F/2-3 plân karelerinde, Hitit Çağı'nın II. yapı katına ait kalın teras duvarı inşaatı, saray kalıntılarının tahribini büyük ölçüde arttırmıştır (Lev. 10, 1 - 2; 12 - 13). Ayrıca, erozyon da şehrin bu kısmının tahribine sebep olmuştur; çünkü, buradaki enkaz incedir ve bu nedenle taşlan görülebilir duruma getirmiştir. Bu tahribe rağmen, biz, depoların kuzey duvarlarını daha iyi inceleyebilmek için, taş temellere ait daha fazla izlere rastlamak ümidiyle, bu alandaki derin kazılarımızı sürdürmeyi plânlıyoruz. Şu anda, açığa çıkarılanların önünde daha fazla depo odalarının bulunabileceğini beklemiyoruz (Plân. 1 - 4).

            Batıda B/4 karesindeki iz, sarayın bu yönde devamına işaret etmekte ve özellikle tahribatın fazlalığı da bu ihtimali kuvvetlendirmektedir (Lev. 6, l; 37, 1 - 2). Çünkü, köylüler buralarını, sadece, iri temel taşları için kazmışlardır; bunun için de en iyi kaynak sarayın temelleri olmuştur. Kazılarımız henüz, A/2-3-4 plân karelerinde inkişaf ettirilememiştir. Önümüzdeki kazı mevsimlerinde bu yöndeki çalışmalarımı yoğunlaştıracağız.

            Kuzeye bakan 21, 27, 30 - 38 no.lu odaların, Höyük'ün sırtına inşa edilmiş olmaları sebebiyle, sarayın zemin katını temsil ettiklerini düşünüyoruz (Lev. 7, 1 - 2). Bunların güneyinde kalanların hepsi bodrum katı durumundadır. 7.70x3.80 m ölçüsündeki odanın güzel sıvalı duvarları koyu kırmızı şeritle boyanmıştır (No. 20; Lev. 5, 1 - 2). 21 no.lu odanın kuzey duvarı, bu yöndeki bütün odalarda olduğu gibi, tahrip edilmiştir. E-F/2 plân karelerindeki tahribatın fazlalığı (No. 27), buradaki odaların belirlenmesine imkân vermemektedir (Lev. 7, 2). Buna rağmen, bu alanda yapılacak kazılar, odaların temellerinden bazılarını açığa çıkarabilir. Biz, burada da birbirine paralel dar - uzun üç odanın varlığını düşünüyoruz. Korunan duvarda ağaç dikmeler sık ve boş kalan yerleri 50 cm, 80 cm genişliktedir. Geniş boşluklara iki direk, yan yana yerleştirilmiş olabilir (Lev. 11, 1 - 2).

            22 - 26 no.lu odaların kapladığı 19.50x15 m boyutundaki alanda, en azından, altı bodrum odası vardır (Lev. 7 - 3). Demir Devri'nde bu alan çok tahrip edilmiştir. Bu çağ evlerinin temelleri burada saray tabanının altına inmiş ve sarayın temel taşları da sökülmüştür. Buradaki Demir Çağı enkazının kalınlığı 5.50 m üstündedir. (X) işaretli kısımlarda sarayın yangın enkazı içinde üç tablet, bir tablet parçası; dördüncüsü de Demir Devri enkazı içinde atılmış durumda bulundu (Plân. 2). 23. no.lu odada 9 kerpiçle yapılmış 1.40x1.30 m ölçüsünde bir bank vardır (Lev. 7, 1). Bu alandaki sık Demir Devri kuyuları, tahribatı büyük ölçüde arttırmıştır.

Maşathöyük Buluntuları

            Güney - kuzey istikametinde yan yana ve birbirine paralel olarak tertiplenen dört odanın da kuzey duvarları sökülmüştür. Bunlardan hâlâ 20 m uzunluğu koruyanlar da vardır. Genişlikleri 3.50 m'dir. Genellikle bu odalar dar, fakat çok uzundur. Sık ağaç dikmelerin genişlikleri değişiktir. Araştırmalarımız 30, 40, 50, 100, 1.40 cm enindeki boşluklarda tek, çift ve gruplar halinde direklerin yan yana ve arka arkaya tertiplendiğini göstermiştir (Lev. 10 - 13). Uzun odaların ikisinde (No. 32 - 33) bir sıra halinde tertiplenmiş dört yassı taş yerlerinde durmaktadır. Bunlar tavanı, yani birinci katın tabanını taşıyan ağaç direklerin kaideleridir (Lev. 12 - 13).

            Bunların güneyinde doğu - batı istikametinde ve avluya açık revaka paralel olarak inşa edilmiş iki bodrum odası vardır (No. 28 - 29; Lev. 9, 1; 39, 1). Bu odaların batı kısımları, C-D-E/3-4-5 plân karelerindeki daha sonraki Hitit katına ait büyük binanın temelleri tarafından tahrip edilmiştir. Birinin korunan uzunluğu 14 m, genişliği 4.70 m (No. 29), diğerininki 6.80 m ve 2.20 m'dir (No. 28). Odaların uzunluğu aslında aynı olmalıdır. Ağaç dikme yerlerinin genişliği de birbirinin aynıdır (50'şer cm). İlk odada (No. 29) yeni bir mimarlık özelliği müşahede edildi. Bunda ince kerpiç duvarlarla inşa edilmiş, 2x1.50 m; 2x1.70 m; 2x1.80 m boyutlarında, küçük kompartmanlar şeklinde altı tahıl ambarı vardır. Bunlarda kapıya ait bir ize rastlanmadı (Lev. 9, 1). Bunlar odanın kuzey duvarına bağlı olarak birbirinden, 20 cm kalınlığında içi - dışı sıvalı, kerpiç duvarlarla ayrılmıştır. Tabanları küçük çakıl taşları ile döşenmiş, üstleri kalın çamur tabakası ile sıvanmıştır. Bu tip tahıl ambarlarına 13 ve 17 No.lu depo odalarında da rastlanmıştır (Lev. 20 - 21; 33, 4). Tabanları çok düzgün ve açık renkli çamurla sıvalı bodrum odalarının içi yeşil cüruf haline gelmiş şiddetli yangın enkazı ile dolmuştur. 28 No.lu odanın korunan duvarlarının yüksekliği iki metreyi geçmektedir. 28 No.lu odada yangın enkazında bir tablet ve bir mızrak ucu pabucu bulundu (Lev. 47, 4).

            B-C/2 - 3 plân karelerindeki zemin kat odalarının (No. 34 - 39) tertibi, ölçüleri diğerlerinden farklıdır (Lev. 14; 15, 1). Burada küçük depolar yanında (No. 35=3x1 m; No. 38=4x1.30 m) büyükleri de vardır (No. 34=3.70x3 m; 39=11x3.50 m). B-C/2 plân karelerinde tahribat çok fazladır; biz buna rağmen, burada güney - kuzey istikametinde iki dar uzun odanın varlığını (No. 36 - 37) düşünüyoruz. Duvarlardaki ağaç dikme boşlukları çok sıktır (Lev. 14, 2; 15, 1). Bu sık dikmeler de yangının bu yöndeki şiddetini çok arttırmıştır. 39 No.lu odanın güneydoğu köşesi ve özellikle, bunun güneyinde varlığı anlaşılan 40 No.lu oda üstteki daha geç Hitit binası tarafından tamamen tahrip edilmiştir. Bu alanda 28 - 29 No.lu odalara benzeyen, en az iki oda daha vardır. Saray depoları esasta, yan yana ve arka arkaya tertiplenmiştir (Lev. 37, 2).

            Bu alanda duvarları satıhtan 50 cm derinlikte kalan saray depoları Demir Devri katlarından daha yüksek bir seviyededir. Sarayın güneybatı köşesi, ilk defa, Hitit Çağı'nın daha geç yapı katı tarafından, özellikle, Maşat Höyük'te III. Hitit katı sarayının güneybatı köşesini kaplayan II. kat şehrinin büyük binası tarafından tahrip edilmiştir. Buna karşılık, sarayın merkezi kısmı, ilk defa, en eski Demir Devri katları tarafından tahribe maruz kalmıştır.

Maşat Höyük

Aşağı Şehir Temelleri

            Sarayın doğuya bakan cephesinin bazı kısımları hem Demir Çağı'nda, hem de I. ve II. Hitit katı yapıları tarafından tahrip edilmiş olmasına rağmen, bu yönde de depo odalarının çoğu sağlam durumda elimize geçti. Sarayın kuzeydoğu köşesine, G-H-I/3 plân karelerinde üç oda inşa edilmiştir (Lev. 16, 1 - 2). Bunlardan ikisi (No. 18 - 19) Höyük'ün dışından getirilmiş gri renkli temiz kum ve küçük çakıl taşlan ile doldurulmuştur (Lev. 18, 1). Henüz, bunun sebebini kesinlikle bilmemekle beraber, yangından sonra, ikinci defa kullanılmak üzere, taban bu dolgu ile yükseltilmiş olabilir. Bu odaların bir kısmı kerpiç, bir kısmı taşla örülmüş duvarları bugün de o kadar sağlamdır ki, aynı odalar I. ve II. Hitit katı zamanında, rahatça, ikinci defa kullanılmış olabilir. Bu odalarda hiç bir eşyaya rastlanmadı. Küçüğü (No. 19) 5x2.5 m; büyüğü (No. 18) 10.50x6.50 m'dir. Duvarları bugün de 2.50 m yüksekliği koruyan 17 numaralı odada da kerpiç örülü iki ambar vardır. Burada iyi korunmuş hiyeroglifli bulleler bulundu (Lev. 33, 4).

            Bu üç odanın duvarlarındaki dikme yerlerinin genişliği (40 cm; 50 cm; 70 cm; 80 cm), diğer odalarda olduğu gibi, değişiktir (Lev. 16, l; 23, 2). I-H/2 - 3 karelerindeki geniş yangın tahribatı 18 - 19 numaralı odaların kuzeyinde varlığım kabul ettiğimiz diğer odaların plânını yapmamızı güçleştirmektedir. Bunların güneyinde birbirine paralel iki dar, fakat uzun depo odası vardır, ilkinin uzunluğu 17.50; genişliği 3.20 m olup, 50 cm genişliğindeki kerpiç duvarla ikiye ayrılmıştır. Doğuya bakan odalardan birini (10x3.20 m) yükseklikleri iki metreyi geçen çok iri küpler doldurmuştur. Küpler bir sıra halinde tertiplenmiş olup, hâlâ yerlerinde durmaktadır (Lev. 20; 23, l; 24, 1). Bunlar daha ilk bakışta Boğazköy ve inandık Tepe'deki depoları hatırlatmaktadır. Bunlar bize bir sarayın ekonomik kesiminin tabiatı hakkında bilgi sunmaktadır, ilk küpün yanında, küpün ağzına erişebilmek için yassı ve büyük bir basamak taşı vardır (Lev. 20, 2). Bütün iri küplerin yanında mataralara, büyük testilere, çanaklara, şişelere, kapaklara (Lev. 45, 3-2, 5) ve hiyeroglifli bullelere raslandı. İkinci deponun büyüklüğü birincinin aynıdır. Buradaki küçük odanın (No. 12 = 3x2 m) paralelleri sarayın diğer kısımlarında da vardır (Lev. 17, 1 - 2). Deponun uzun kısmı (No. 13), yalnız tabanları korunmuş üç ambar ve çoğu tahrip edilmiş büyük küplerle doldurulmuştur (Lev. 20 - 21). Bu ambarları birbirinden ağaç/tahta duvarlar ayırmıştır; tabandaki izlere göre bunların genişliği 10 cm'dir (Lev. 21, 2). Ambar tabanları, oda tabanından, 5 - 6 cm daha yüksektir. Bu alanda da Demir Çağı kuyuları, küpleri ve duvarları çok tahrip etmiştir. Bu kuyularda ve karıştırılmış enkazda iki tablet ve bulleler bulundu.

            13 numaralı deponun güney duvarının doğu yarısı, üstteki II. Hitit katının binası tarafından, temele kadar tahrip edilmiştir (Lev. 19, 2; 20 - 21, 1; 24, 2). Kerpiç duvarları 1.35 m, ara duvarları l m olan bu binanın doğu ve güney yönleri henüz kazılmadı (Lev. 42, 1 - 2; 22, 2). Yakılmamış olan bu bina, C-D-E/3-4-5 plân karelerindeki yanmış büyük, ocaklı binanın çağdaşıdır, iki kat arasında uzunca bir sürenin geçmiş olabileceğini gösteren ham toprak tabakasının varlığına dair bir iz yoktur. Bunun için, III. kat sarayının tahribi ile II. kat binasının inşası arasında önemli bir zamanın geçtiği sonucunu çıkarmak mümkün değildir.

            11 numaralı odanın da içi kum ve küçük çakılla tamamen doldurulmuştur. Bu operasyonda veya daha sonraki Hitit katına ait yapının inşası sırasında, odanın doğu duvarı tahrip edilmiştir (Lev. 22, 1-2).

            9 numaralı odada (4.50x2.80 m) her yönü sıvalı kerpiç bir bank (2.30xl m) vardır (Lev. 25; 33, 3). Buradan 1.15 m genişliğindeki kapıdan küçük odaya (No. 10 = 2.80x1.60 m) girilir (Lev. 25, 2). Büyük odada disk şeklinde bir taş mühür bulundu (Lev. 52, la-e).

            Şimdi sarayın doğuya bakan on dokuz odasından çivi yazılı tabletlerin bulunduğu ikisi üstünde (No. 8 - 9), kısaca, duracağım (Lev. 25 - 27). 6.50x2.50 m ölçüsünde olan bu odalardan ilkinin güneybatı köşesinde (No. 8) 1.60 m'lik bir alanda dağınık olarak, üst kattan düşmüş durumda, yangın enkazı içinde 20 tablet ve bir çok da bulle bulundu. Bu odanın güneyinde, boyutları aynı olan ikinci bir oda (No. 9) daha vardır.

            Bunun da güneybatı köşesinde ve yine çok yanmış kerpiç enkazı içinde 80 tablet daha bulundu (Lev. 26, 1). Büyük bir kısmı parça halinde idi, fakat bazılarını birleştirmek mümkün oluyordu. Sarayın tahribi sonucu ve ağaç tavanın yangını, tabletlerin de şiddetle yanmalarına ve hararetten çatlamalarına sebep olmuştur. Tabletlerden bazılarının cüruf haline geldiğini, 4 - 5 ve 6 tanesinin bir cüruf kitlesi halinde birbiri içinde kaynadıklarını, bazılarının da tamamen okunmaz bir hal aldıklarını görmek mümkün olmaktadır (Lev. 47, 1). Tabletlerle beraber ve bazen onların altında kömürleşmiş ağaç parçalarını meydana çıkardık. Bu, yangından önce tabletlerin ağaç raflar üstünde durduğunu göstermektedir.

            Felâket sırasında üst kattan bodruma düşmüş olan tabletlerin Boğazköy ve Kültepe'de de olduğu gibi, ağaç raflar üstüne düzenli bir şekilde yerleştirildiğinden şüphe edilemez. Batı'ya, revaka bakan bu iki oda duvarlarının iki yüzü taş örülü ve dikkatli bir şekilde çamur sıvalıdır; araları da kerpiç örgüdür (İzm. plân. 6). 50 cm genişliğindeki ara duvarlar kerpiç örülüdür. Yalnız, 7 numaralı odanın bir metre genişliğindeki güney kerpiç duvarı, tabandan 70 cm yükselen taş duvara basmaktadır. Buradaki iki ağaç dikme, taş duvar içinden tabana kadar inmektedir (Lev. 26, 2). Çivi yazılı belgeleri ile bu iki oda, Boğazköy'dekilerin dışında, ilk defa keşfedilmiş olan bir Hitit arşivini temsil etmektedir.

Tokat Sikkeleri

Tokat Kültür Araştırma Dergisi

            Bu iki odanın güneyinde tabanları yassı taşlarla iyi döşeli altı oda (No. 1 - 6) daha vardır (Lev. 27 - 29). Bunların altında bodrum katı yoktur. Bitişiğindeki bodrum odalarının tabanı iki metre daha derindedir. Bu odaların taban ve duvarlarını da Demir Devri kuyuları tahrip etmiş, yassı taşların çoğu sökülmüştür. Bu tahribat en çok 3 numaralı odada olmuştur (Lev. 28). Yassı taşlar, ufak moloz ve çakıl taşlarıyla yapılan, 50 cm yüksekliğindeki bir tabana basmaktadır. Yassı taşların üzeri de 5 cm kalınlığında çakıl karışık çamurla sıvanmıştır. l ve 2 numaralı odalarda taş döşeme izine rastlanmadı; bunların tabanları topraktır (Lev. 29, 1-2). I-H/7 - 8 plân kareleri, henüz kazılmadığından H/7 - 8 karelerinde koridor şeklinde kullanılmış olması muhtemel yerin fonksiyonu tayin edilemedi (Lev. 28, 1). Önümüzdeki kazı mevsimlerinde bu alanı geniş ölçüde, inceleyeceğiz. Burada, I. ve II. Hitit yapı katlarına ait binalara rastlayabiliriz. Bu yapı katlarına ait inşaatın, sarayın bu kısmını tahrip etmiş olması muhtemeldir. Bütün bu odaların yalnız l m kalınlığındaki taş temelleri korunmuş; kerpiç duvarları tahrip edilmiştir.

            6 numaralı oda, sarayda çok görülen küçük, dikdörtgen plânlı (4 x 1.60 m) bodrum odalarından biridir (Lev. 27, 1). Bu odaların uzunluk ve genişlikleri birbirinden farklıdır. En genişleri 4.50 m (No. 2) ve 4.00 (No. 5) m; en darları da 2.00 (No. 1) ve 3.00 (No. 3) metredir.

            Sarayın doğu cephesindeki inşaat alanı, kuzeydeki alandan daha dardır. Onun için bu yöndeki odaların hem sayısı daha az, hem de çoğu daha küçüktür. 6, 12 ve 16 numaralı küçük odalar müstesna, diğerleri avluya - açık revaka dik olarak bağlanmıştır (Plân. 1-3; İzm. plân. 4).

            G-H/8 karelerinde saray avlusunun sularını boşaltan, tabanı toprak, Hitit taş yapı tekniğinde örülmüş kanalın bir kısmı açığa çıkarıldı (Lev. 29, 2).

            Bu odalarda tam kaba hiç rastlanmadı. Gerçekte, tabletler ve hiyeroglif işaretlerinin baskılarına sahip bulleler, III. kat binasında bulunmuş olan seramik parçalarından daha çoktur.

            Bodrum odalarının hiçbirinde ocağa, fırına veya tandıra rastlanmadı. İri küplerin yanında bulunan çok uzun testiler (Şek. 34), mataralar, çanaklar ve kapaklar istisna edilirse, odaların boş olduğu görülür. Ev eşyasının felâketten önce sahipleri tarafından alınıp götürüldüğü anlaşılmaktadır. Yalnız, hiyeroglifli güzel bulleler ve bazı madenî eşya örnekleri, çanak - çömlek parçaları, ağırşaklar ve bir tas mühür kalmıştır. Ayrıca, boğa ve geyik heykellerinin parçaları da (boynuz, ayak, baş ve kulak kısımlarından parçalar) dağınık durumda bulundu (Lev. 46, 1 - 6; 47, 2 - 3). Bu heykel. parçaları daha önce Boğazköy4 ve İnandık'ta bulunmuş olanların tam benzeridir.

            Üstü açık avlu sarayın doğu ve kuzey depo odalarının batısında ve güneyindedir (Lev. 25; 30 - 32; 34). Avlu doğu ve kuzey yönlerinden, avluya açık revak direklerinin taş ayakları ile çevrilmiştir (Lev. 35). Avlunun iki yanında (doğu - kuzey) revak direklerini taşıyan taş ayakların taş temellerinin çoğu iyi korunmuş olarak, in-situ durumda açığa çıkarıldı (Lev. 27; 31; 34). Doğu revakının uzunluğu 40 m'yi, kuzeydeki 43 m'yi bulmaktadır (Plân. 1 - 3). Doğu yönde 8, kuzeyde 10 direk kaidesini veya taş temellerini meydana çıkardık. G/4-5 plân karelerinde, köşedeki kaide hem doğu, hem de kuzeydeki direğe ortak görev yapmaktadır (Lev. 6, 2). Taş ayakların temelleri : 1.50 x 1.20 m; 1.50 x 1.50 m; 2.00 x 1.50 m  ölçüsündedir (Lev. 34, 1 - 2). Bunların dört yanına iri, işlenmemiş taşlar yerleştirilmiş, araları daha ufak moloz taşlarıyla doldurulmuştur. Bu kaide taşlarının bir kısmı tam, bir kısmı kırılmış durumda bulundu; bir kısmı da tamamen kaybolmuş ve yalnız temelleri kalmıştır (Lev, 34). Bazılarının temelleri dahi bulunmadı; bütün taşları alınmıştır. Bunlardan bazıları bugün dahi 1.20 m, 1.10 m yüksekliği korumaktadır. Bu temellere basan taş kaidelerin her yönü çok düzgün bir şekilde işlenmiştir (Lev. 30; 33, 1 - 2). Bunlar yalnız doğu revakında korunmuş, kuzeydekiler alınmıştır. Kazılarımızda bu direk kaidelerinin Demir Devri evlerinde, sonradan - ikinci defa kullanıldıkları görülmüştür (Lev. 41, 1). Karşılıklı olarak, sıralar halinde, tertiplenen ayakların saray duvarına bağlananların iki yanı profillidir (İzm. plân. 6); ayakların bu profilli kısımları saray duvarı ile beraber, 5 cm kalınlığında, sıvalıdır (Lev. 31, 2; 33, 1 - 2). Profil derinliği 3.5 cm; profil uzunluğu 12.50 cm'dir.

            Dikdörtgen prizma şeklindeki kaidelerin boyutları değişiktir. Duvara bağlananlar avlu kenarındakilerden daha dardır. Hepsinin üst satıhları zıvana deliklidir (İzm. plân. 6). Duvara bağlananların 3 - 4 zıvana deliğine karşın, karşısındakilerde 6, 7, 8 delik vardır. Yuvarlak deliklerin varlığı ileri bir tekniğe örnektir. Deliklerin, genellikle uzunlukları 5 cm, genişlikleri 3,5 cm, derinlikleri 3 - 3,5 cm'dir. Kaideler arasındaki mesafe 3,82 m; revakın genişliği 3,70 m'dir. G/7 plân karede, yanındaki kaideye birleşik durumda, iki düzgün taşın oluşturduğu bir eşik vardır (Lev. 32, 1 - 2). Revak ve direk kaideleri beraber yanmış, çatı ağaçları taban üstüne, kömür halinde yığılmıştır. Bu durum ve duvarla kaidenin beraber sıvanmış olması, revakın üstünün kapalı olduğunu ispat etmektedir. Yağmur gibi, dış etkilere açık duvarlar bu şekilde sıvanmamaktadır.

            Revakın sıvalı tabanı, çamuruna küçük çakıl taşları karıştırılmış, sıkıştırılmış sert topraktır (Lev. 27, 2; 30, 1). Her yerde korunmamış olmasına rağmen, avlu kenarındaki kaidelerin arası, revak boyunca, bir sıra iri ve yassı taşlarla örülmüştür (Plân. 1). Birinci kat odalarının taban seviyesi, revakın ve avlunun taban seviyesi hizasındadır. Revak tabanı moloz taşlarından oluşan sağlam bir blokaja basmaktadır. Bu blokaj bütün avlunun tabanı altında görülmektedir (Lev. 31, 1). Bunun altında 35 cm kalınlığında bir toprak tabakası vardır ki, bu da ikinci taş moloz blokaja basmaktadır.

Maşathöyük

http://www.tayproject.org/dosyakardo.html

            Böylece, sağlam bir taban elde edilmiştir. Fakat avlu tabanı, hattâ tabanı altı, Demir Devri yapılarının taş temelleri, kuyuları tarafından tahrip edilmiştir. Demir Devri'nin üçüncü yapı katı saray avlusu üstündedir. Avlunun kuzey yönünde tahribat çok fazla olduğundan, o yönde kaide taşlarından hiçbiri yerinde kalmamış; yalnız, temellerin çoğu korunmuştur (Lev. 6, 2; 7, l; 35). Bunlardan ikisi (D/5 ve C/5 karelerinde), daha sonraki II. Hitit katına ait binanın temeli olarak, ikinci defa kullanılmıştır (Lev. 35, 1 - 2). Revak ayaklarının, B-C/5 plân karelerinde, batıya doğru veya C/5'de doğudakilere paralel olarak güneye doğru devam edip etmediklerini bilmiyoruz. Kanımca, bu kısımlarda güneye doğru dönüş beklenebilir. Esasında sarayın duvarları bu kısımda çok yüksek korunmuştur. Bunu, II. kat binasının altındaki enkazın kalınlığı da ispat etmektedir. Binanın bu yöndeki plânım C/6 karesinde yapılacak kazılar aydınlatacaktır.

            Avlunun güneyinde, G-F/8 plân karelerinde direk taşı kaidelerinden birinin temeli bulundu (Lev. 29, 1). Diğerlerinin tekniğinde, ölçüsünde ve seviyesinde olan bu buluntu, girişle ilgili değilse, revakın saray avlusunun güneyinde de varlığına işaret sayılabilir.

            Maşat Höyük'ün güneydoğu yönü müstesna, çok dik ve önemli bir kısmı da yerli kaya ile kaplıdır (Lev. l; 3, 2). Yalnız, güneydoğu yönü yayaların, süvarilerin ve arabaların çıkmasına en uygun olan tek yöndür (Lev. 2, 2). Bu bakımdan, saraya girişin bu yönde ve G-H/6 ve belki de F/6 karelerinde veya hemen bu karelerin güneyinde olması gerekir. Köylüler bu kısımları çok kazmışlar, işlenmiş taş blokları çıkarıp evlerinde kullanmışlardır. Çok ağır olanları götürememişler; tepe'de bırakmışlardır. Bu tahribata rağmen, sarayın girişiyle ilgili yapılarının temelleri bulunabilir. Bu bölgede Demir Devri iskânı, I - II. Hitit katı yapı kalıntıları yoktur. Yalnız, satha çok yakın olan sarayın enkazı vardır. Ayrıca, Eski Tunç Çağı'nın son yapı katı da burada Höyük sathına çok yakındır. Esasen, kazılar sarayın her yerde doğrudan doğruya Eski Tunç Çağı enkazı üstüne oturduğunu, açıkça göstermektedir. Buna göre :

            a - Ya, III. Hitit katından daha eski bir Hitit yapı katı yoktur; veya

            b - Sarayın inşası sırasındaki operasyonda daha eski Hitit katlarının tamamı kaldırılmıştır. Bu tabaka sorularını devam etmekte olan kazılarımız aydınlatmaktadır.

            Sarayın kanatlarından / yönlerinden hangisinin idareye, hangisinin ikamete ayrıldığı, henüz tespit edileme mistir. Bununla beraber, arşiv odalarının ve girişin bulunduğu yön, sarayın doğu kanadının idareye; kuzey kanadının da ikamete ayrıldığı izlenimini vermektedir.

            Doğrudan doğruya Büyük Kral'la, DUTUši ile muhabere eden güçlü Bey'in sarayının, kuzey ve kuzeydoğudan bakıldığı zaman, tabam geniş kayalığın üstünden yükselen bir sınır Bey'inin, Kral'ın güçlü temsilcisinin, askerî, siyasî ve idarî merkezinin anlamına uygun anıtsal bir görünüme sahip olduğu anlaşılmaktadır.

            Boğazköy (I - II, IV - V. mabedler) ve Alaca Höyük mabetlerinden de öğrenildiği gibi, bu tip büyük, açık avluları bir veya iki yönden çeviren açık revaklar Hititlere özgüdür. Bunlar mabetlerde ve Kral'ın, Bey'in ve çok önemli merkezlerdeki temsilcilerin saraylarında görülen saf bir mimarî katkının, şaşılacak bir yaratıcılığın belirgin işaretidir. Maşat Höyük sarayının açık revakları tertibi yönünden, aynı zamanda, Büyük Kale'deki Kıralî sitadelin yukarı avlusundaki revak direklerinin kaideleri için (ana kaya üstünde) hazırlanmış yataklara benzemektedir5.

Tokat Sikkeleri

Tokat Kültür Araştırma Dergisi

            Böylece, Hititlere has teknik ve plânda, Anadolu'da yerli diğer bir Hitit sarayı gün ışığına çıkarılmış oluyor. Hitit çağına tarihlenen, mimarî bakımdan etkin binanın keşfedilmiş olması, Hattuşa'da oturan Büyük Kırallar'a hizmet eden Beylerin ikametgâhları hakkındaki bilgimizi çok arttırdı.

            Sarayın genel fonksiyonuna ilâve olarak, Maşat Höyük sarayı bodrumunun önemli bir hizmeti de, depo olarak kullanılmasındadır.

            Beylerin mallarını saraylarında muhafaza ettikleri gerçeği çivi yazılı tabletlerle de teyid olunmuştur. Odalar, çok uzun fakat, çok büyük zahire küplerinin yerlerine yerleştirilebilmeleri için çok dardır. Onun için küpler, bir sıra halinde, saray inşa edilmekte iken tertiplenmişlerdir. Boğazköy'de6 ve Altıntepe'de7 olduğu gibi, Maşat Höyük'te de küplerin bazılarında içindekinin miktarını ve cinsini belirten işaretler vardır. Bu işaretler daima çizgi halindedir. Kuzeye bakan depolarda küp yoktur. Bu, depolarda çeşitli mallar için özel bir düzenin varlığını göstermektedir. Bu uygulama, Hattuşa'daki Büyük Mabed'in magazinlerindeki uygulamanın aynıdır.

            Bina, boyutuna, plânına ve özellikle arşivin varlığına, yani, Kral'dan gelen mektuplara göre, yalnız, Maşat Höyük Beyi'nin sarayı olabilir. Saray, anıtsal bir yapı şeklinde, tek binayı temsil etmektedir. O, münferit binalardan oluşmuş bir yapılar kompleksi halinde değildir.

            İki katlı sarayın üst katı tamamen tahrip ve yağma edilmiş, bodrumu enkaz doldurmuştur.

            Maşat Höyük sarayı, Bey'in ikametgâhını ve Hitit ülkesine bağlı bu bölgenin ekonomik ve siyasal yaşamının ve yönetiminin esas merkezini temsil etmektedir.

            Açık avlunun ve açık revaklarm da kompleksin önemli kısımları olduğunu belirtmek isterim. Günlük yaşamın en önemli uğraşıları birinci kattaki ocaklı odalarda geçmiş olmalıdır. Kazılar, bazı şüpheli noktalara rağmen, Maşat Höyük'te oturan Bey'in sitadeli hakkında açık - genel bir fikir edinmemizi sağladı. Saray, son şekliyle karşımızdadır; yani o, bir Bey'in idaresinde gerçekleştirilmiş bir projenin eseridir. Sarayın esas kısımları, tedrici genişleme safhaları uyarınca inşa edilmemiştir. Maşat Höyük sarayı en iyi korunmuş Hitit saraylarından biridir. Biz onun enkazından bir Hitit sarayı bodrum katının doğru plânını ve avlu ile ilişkisini detaylı olarak öğrendik. Höyük'ün bütün sitadelini saray kaplamıştır; O, o kadar geniştir ki, Tepe'de diğer binalara yer kalmamıştır. Eğer yerleşim yerinde bir mabet var idi ise, onun aşağı şehirde bulunması gerekir.

            Yukarı kat ile bodrum katı plânları arasındaki ayrılıklar nelerdir? Yukarı katın plânı nasıldı? Burada araştırılması zorunlu olan önemli sorunlar vardır. Şu anda sarayın, orijinal görünümünü yeterli detayla ortaya koyacak, rekonstrüksiyonu zordur. Bununla beraber, sürdürülen kazılarda yukarı katın rekonstrüksiyonu hakkında gerekli bilgiyi elde etmek için çalışıyoruz. Sarayın yukarı kat plânının bodrumun tertibinden ve boyutundan farklı olabildiği kabul edilmelidir. Bununla beraber, bu problemin kesin cevabı, bütün saray alanı kazılıncaya kadar açık kalmalıdır.

            Saray arşivlerinde bulunmuş olan çivi yazılı tabletlere gelince: metinlerin çoğu Kral'ın (DUTUši'nin) önemli kişilere gönderdiği resmî mektuplardır. Bunlar, Beyler, yani Büyük Kral'ın bu eski şehirde oturan temsilcileri olmalıdır. Hattuşa ve Maşat Höyük arasında sıkı bir haberleşmenin varlığı aşikârdır. Tabletlerden bazıları askerler ve arabalar hakkında önceki mektubun alındığını teyit etmekte, kendisine karşı ülkenin güven altında tutulması gereken düşmandan bahsetmektedir. Metinler arasında tahıl ve tarla listeleri, muhtelif şehirlerde oturan şahıs listeleri vardır. Tabletlerden bazıları hasat, bazıları düşman ve düşman tehlikesi hakkındadır. Aralarında özel bilgileri havi olanları da vardır. Ayrıca, Hititler'in korkunç düşmanı Kaşkalı'lardan söz eden önemli metinler de bulunmaktadır. Metinlerden birinde kör edilmiş on adamın değirmene gönderildiği anlatılmaktadır. Bu tabletlerde, düşmanlarla ve ekinlerle ilişkili olarak, önemli merkezler ve daha küçük şehirler de zikredilmektedir. Ayrıca, unvanları ile şahıs listelerini kapsayan metinler, depodaki bakırın, gümüşün, buğdayın ve diğer ürünlerin kalem kalem belirtildiğini gördüğümüz tabletler keşfedildi. Metinler arasında günlük idareye ve bu bölgedeki yaşamın organizasyonuna ait olanları da vardır. 28 numaralı odada keşfedilen bir metinde, bu depoda muhafaza edilen eşyanın listesi verilmektedir : Gümüşten 13 bi-ib-ru; Hurri modasında 47 güzel elbise; deriden 102 ayakkabı; 14 kemer; Kaşkalı modasına göre 110 serpuş; 8 araba, 9 yay. Sağlam durumdaki diğer bir tablet, bir köprüyü muhafaza etmekle görevli üç grup insan hakkında hazırlanmış bir rapor durumundadır.

            Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu metinler bir arşive aittir. Dinî ve edebî metinler yoktur. Fakat, 1974 yılı kazılarında, Boğazköy'de bulunmuş bu tür metinlerin (tam) üslûbunda ve şeklinde olan bir kehanet metni bulunmuştur. Tabletlerin hepsi Hititçe yazılmıştır; bugüne kadar Akadca veya Hurrice metin ele geçmemiştir. Maşat Höyük'ün eski adı, henüz, metinlerden çıkarılamamıştır. Bununla beraber, Maşat Höyük'ün bu beklenmeyen arşivlerini yayınlamakla sorumlu meslektaşım Profesör Dr. Sedat Alp şehrin eski adını kısa bir süre içinde açıklayacaktır.

            Belgelerden edinilen bilgilere göre, üçüncü kat sarayını M. Ö. aşağı yukarı 1400 yıllarına tarihleyebiliyoruz. Bu kronolojik takdir ayrıca, tabletlerin "Orta Hitit" yazısı üslûbunda olmalarıyla da teyit edilmektedir. Boğazköy vesikalarından öğrendiğimize göre ve Kurt Bittel'in de tasvir ettiği gibi, kuzeyde Hititlerin daima müteyakkız - uyanık düşmanları olan yarı nomad kabileler, yani, Pontos bölgesindeki Kaşkalılar, Hitit ülkesine yüz yıl içinde iki kez (ilki M.Ö. 1410 - 1380 yılları arasında, yani II. Tudhaliya'nın Kırallık döneminde, ikincisi de M. Ö. l305 ve 1282 yılları arasında, Muwattali zamanında) tecavüz etmişler, Boğazköy - Hattuşa'yı yakmışlar, zapt ve yağma etmişlerdir8. Hattuşa'da oturan Büyük Krallar'ın temsilcisi olan Bey'in, Hitit ülkesi ile Kaşka bölgesi arasındaki sınır alanında bulunan Maşat Höyük'teki merkezi, etkin saray kompleksi ile, saray arşivi ile birlikte M.Ö. 1400 yıllarında Kaşkalılar'ın kurbanı olmuş, onların eline düşmüş olabilir. Kanımca, Maşat Höyük'teki üçüncü yapı katı sarayı, Boğazköy'den önce tahrip edilmiş olmalıdır. Çünkü, Maşat Höyük'e Kaşka bölgesinden, kolayca erişmek mümkündür. Ayrıca, yukarıda belirtildiği gibi, Maşat Höyük'te bulunmuş olan çivi yazılı belgeler, devamlı olarak, düşmandan, ordudan ve tehdit edici tehlikeden bahsetmektedirler. Fakat, bu zamanda Hitit İmparatorluğu'nun kalbine kadar girdiği bilinen bu akınlardan hiç söz edilmemektedir. Yukarıda da açıkladığımız gibi, Maşat Höyük, Kaşkalı akıncıların kendi ülkelerinden Hattuşa'ya saldırılarında izledikleri çok önemli stratejik yollardan birisi üstündedir.

Tokat Sikkeleri

Tokat Kültür Araştırma Dergisi

            İki tablet üzerindeki iki damga mühür baskısında II. Tudhaliya'nın ve karısının isimleri vardır. Bunun için tabletler de bu Kral'la çağdaştır. Biz, yukarıda da açıkladığımız gibi, Boğazköy'ün, bu Kral'ın egemenliği zamanında yakıldığını biliyoruz. Böylece Hitit tarihinin, az bildiğimiz bu safhasını aydınlığa çıkartma fırsatını elde etmiş bulunuyoruz. Onbeşinci yüzyıldan sonraki Hattuşa hakkında, şimdiye kadar yapılan kazılarda, maalesef, çok az bilgi elde edilmiştir. Fakat, Maşat Höyük'ün kayalık tabam üstündeki Hitit müstahkem mevkii/şehri, Boğazköy'de olduğu gibi, kısa bir süre sonra, yani, I. Şuppiluliuma zamanında (M.Ö. 1380 - 1335) yeniden inşa edilmiştir. Bunu, bu Kral'ın mühür baskısının sarayın yanık enkazı üstüne inşa edilmiş olan II. yapı katına ait büyük binada keyfedilmiş olması teyit etmiştir.

            Daha önce de belirttiğimiz gibi, Maşat Höyük kazıları üç Hitit yapı katını açığa çıkarmıştır (Lev. 42, 1 - 2). Sarayla temsil edilen üçüncü, yani, daha eski yapı katının tahribi M.Ö. onbeşinci yüzyılın sonundan daha eski değildir. Biz bu yapı katının altında daha eski Hitit binalarının olup olmadığını bilmiyoruz. Çünkü, açığa çıkarılan binalar kaldırılmadı, yerinde bırakıldı.

            İkinci Hitit katına ait büyük bina çok şiddetli bir yangınla tahrip edilmiştir. Şimdi, Höyük'ün kuzeybatı sırtına, C-D-E/3 - 4 - 5 plân karelerine inşa edilen bu önemli binayı tartışmak isterim (Plân. 7). Bu alanda yapılan kazılar, henüz bitirilmedi; fakat, binanın daha şimdiden dokuz odası açığa çıkarıldı. Geri kalan üç odası da (X - XII) kısmen izlenebildi. Bu, büyük bir bina karşısında bulunduğumuzu ispat etmektedir. Temelleri kireçtaşıdır. Temellerin iç ve dış yüzlerine, köşelere iri ve iyi düzeltilmiş taşlar konulmuş olup, araları molozla doldurulmuştur (Lev. 6, 1; 35 - 39). ilk odanın taş duvarları taban seviyesinden itibaren 1.5 metre yükselmekte, kerpiç örgü ondan sonra başlamaktadır. Bununla beraber, odalardan bazılarının duvarları tamamen taş örülüdür. Kerpiç inşaatta olduğu gibi, taş duvarların da iç yüzleri sıvalıdır. Duvarlarda bol miktarda ağaç kullanılmıştır. Bu, son yangının şiddetini çok arttırmıştır. Bunun sonucu olarak, kireçtaşı kirece dönüşmüş; kazı alanının her tarafına kömürleşmiş kalas enkazı yayılmıştır. Duvarlar kalın sıva kullanılmak suretiyle itinalı bir şekilde düzleştirilmiş ve sonra üstüne ince beyaz badana çekilmiştir. Duvarlardaki ağaç dikmelerden başka, duvarlar içinde ve özellikle iki odanın köşelerinde (I - II numaralı odalar) taş direkler vardır (Lev. 38, l; 39, 3). Bu mimarî teknik Maşat Höyük'te geniş ölçüde uygulanmaktadır. Taş temeller üstüne, taş kaide genişliğince uzayan, travers şeklinde ağaç kalaslar yerleştirilmiştir; inşa tekniği, kesinlikle, sarayın tekniğine benzemektedir. Temel genişliği 1.30 metredir. En dar kerpiç ara duvarlarının kalınlığı 50 cm, ve 1.00 metredir. 3.70x3.70 m ölçüsündeki kare plânlı odada taban seviyesinden 50 cm yüksekliği olan bir sunak vardır. Taş örülü sunak, sıvalı ve odanın kuzey duvarına bağlıdır. Bu 1.60x2.00 m boyutunda bir tür sunak - ocaktır (Lev. 38, 1 - 2). Hitit metinlerinde, törenler sırasında sunak - ocaklara içki sunuluşu tasvir eden bilgi vardır.

            Kare plânlı odada üçgen biçimli, siyah, kırmızı, beyaz ve kahverengi mozaik taşları bulundu. Uzunlukları 12 - 4 cm; yükseklikleri 6 - 3 cm; kalınlıkları 2 - 3 cm arasında değişmektedir. Renkli taşların cinsi dolorit, serpantin, kireçtaşı/mermer ve tüftür (Lev. 51; Şek. 3 - 4). Bir yüzleri ayna gibi parlak perdahlıdır. Taşların hepsi tam ortalarından, düzenli bir şekilde delinmiştir. Deliklerde hiç maden izi yoktur.

            Kanımca bu taşlar taban mozaikleri olamaz. Bunların sunakta, oda içinde duvarın bir kısmında veya dayanmayan malzemeden yapılmış eşyanın süslenmesinde kullanılmış olmaları muhtemeldir. Bunlar üniktir; ve bu çağda ilk defa kullanılmaktadırlar.

            Kare biçimli odanın karşısındaki büyük oda 6.70x6.70 m ölçüsündedir. Tabanı, her zamanki gibi, sıkıştırılmış topraktır. G/4 plân karede, iki oda arasında geniş bir açıklık vardır (Lev. 6, l; 37, 2). Batı duvarı 50 cm'lik bir girinti ile daraltılmıştır (Plân. 7).

            Bu iki odanın altındaki III. kat sarayının enkazı, sağlam bir zemin meydana getirmek üzere, kaldırılmış ve yerine Höyük'ün dışından getirilmiş temiz kum ve çakıl taşı yığılmıştır (Lev. 6, l; 37). Sonra her iki oda da bu dolgu üstüne inşa edilmiştir. Bu operasyonun sebebi Höyük'ün bu kısmındaki meylini azaltmak içindir. Küçük buluntulara göre, tesviye işi kısa bir süre içinde gerçekleştirilmiş ve bina, sarayın yangınından hemen sonra inşa edilmiştir. Bu iki odanın altında bodrumları yoktur, onlar binanın birinci katını temsil etmektedir. Halbuki binanın diğer bütün küçük odaları, sarayda olduğu gibi, derin bodrum katı odalarıdır (Lev. 35 - 36). Bunların aralarında kapı yoktur. Kerpiçlerin boyu saray kerpiçlerinden farksızdır. Duvarları sıvalıdır; odaların hiç birinde ocak veya fırın yoktur. Odaların hepsi sarayın yanmış duvarlarının enkazı üstüne inşa edilmiştir. Bunların altında kum ve çakıl dolgu yoktur. Bodrum odaları : III = 2.80x3.60 m; IV = 1.50x3.50 m; V = 3.00x3.70 m; VI = 5.60x2.50 m; VII =  1.50x2.50 m; VIII = 1.50x2.50 m'dir. IV numaralı odada iri küp yerinde durmaktadır. V numaralı odanın güney köşesinde birbirinden kerpiç duvarla ayrılmış iki gözlü ambar vardır (Plân. 7). Odaların derinliği 2.50 metreyi geçmektedir.

            Binanın doğu, güneydoğu ve batı yönlerinde devanı ettikleri anlaşılan odaları tahrip edilmiştir. Binanın istikameti sarayın istikametinde değildir; ayrıca, eski yapının tertibinden de tamamen ayrılmaktadır. Odaların içini birinci katın yangın enkazı doldurmuştur. IV, V ve VI numaralı odaların sağlam duvarları, Demir Devri insanları tarafından yeniden kullanılmıştır.

            Kare biçimli odada Hitit imparatorluk Çağı üslûbunda bir çok hiyeroglifli bulle bulundu. Bunlar meslektaşım Profesör Sedat Alp tarafından tetkik ve neşredilecektir. Yalnız, ben burada binanın kronolojisi bakımından önemli olan iki damga mühür baskısı üstünde duracağım, ilk baskıda (NA4K) IŞIB ta-ba-ar-na LUGAL. GAL = "Büyük Kral Tabarna'nın taş mühürü" okunmaktadır. Bu Tabarna mühürü, içinde bulunduğu evden daha eskidir. Mühür baskısı binada uzun süre saklanmış olmalıdır. Bilindiği gibi, Tabarna, Büyük Krallar'a verilen bir unvandır9 (Mşt, 74/62).

            İkinci keşif Tudhaliya'nın oğlu Şuppiluliuma'nın (M.Ö. 1380 - 1335) lejand'ını havi bir bulledir. Bu bize binayı, doğru olarak, I. Şuppiluliuma'nın Krallık dönemine tarihlendirmemize yardım etmektedir (Mşt.76/15).

            Şu anda şehrin tarihî yapısı hakkında sonuçlar çıkarmak için çok erkendir. Buna rağmen, II. Tudhaliya zamanında yakılıp yıkılan Maşat Höyük'ün, kudretli Kıral Suppiluliuma zamanında yeniden imparatorluğa bağlanmış olmasından ve Boğazköy'de olduğu gibi kısa bir süre içinde yeni ve büyük binaların inşa edilmiş olduğundan şüphe edilemez. Yukarıda açıklandığı gibi, bu bina H-I/4 - 5 - 6 plân karelerindeki dar - uzun odalı bina ile çağdaştır (Lev. 19, l; 22, 2; 42). II. kat binasında bulunan çanak - çömlek parçaları, teknik ve şekil bakımından, III. kat sarayında bulunmuş olan seramik parçalarına çok benzemektedir. Binanın güney - batı kısmı B-C/4 - 5 plân karelerinde Eski Tunç Çağı'nın iri taş bloklarla yapılmış temelleri üstüne kurulmuştur. Eski Tunç Çağı'nın son yapı katına ait olan bu evler, özellikle, B/5 plân karede satha çok yakındır.

            Sonuncu Hitit katı (I. kat) M. Ö. 13. yüzyılın sonunda şiddetli bir yangınla tahrip edilmiştir. Şimdiye kadar kazılar, yan yana inşa edilmiş dikdörtgen plânlı üç odadan oluşan iyi korunmuş bir evi açığa çıkardı (Lev. 48 - 41). Bu, I-H/4 - 5 plân karelerinde II. yapı katının enkazı üstüne kurulmuş zayıf bir binadır. Taban seviyesi alttaki sarayın taban seviyesinden 2,25 m yukarıdadır. Odaların köşelerinde tavanı taşıyan ağaç direklerin bastığı yassı taşlar hâlâ yerlerinde duruyordu (Lev. 41, 1 - 2). Odaların ikisinde etrafı düzensiz taşlarla çevrili dikdörtgen biçimli basit ocaklar vardır. Taş temeller taban seviyesine kadar yükselmiş, kerpiç örgü ondan sonra başlamıştır. Bu binanın duvarları 40 cm genişlikte olup, beyaz sıvalıdır (Lev. 41, 2). Taş temellerin genişliği 50 cm'dir. Sıvalı, sert tabanlar tazyik edilmiş topraktır (Lev. 40, 1 - 2). Odaların boyutları : 6x3.70 m; 4.50x3.50 m; 4.30x4.50 metredir.

            Erozyon, odaların doğu duvarlarını çok tahrip etmiştir. Binanın satıh toprağına çok yakın oluşu tahribe maruz kalmasına neden olmuştur. Bunun için, bu alanda odaların detayları hakkındaki bilgimiz sınırlıdır. Odalar yakılmadan ve terk edilmeden önce çanak - çömlek ile dolu idi (Lev. 40 - 41). Çok kalın cidarlı olan bu seramiğin tekniği genellikle kabadır. Bunların kaba tekniğini (Lev. 48, 1 - 2) daha eski çağların ince teknikleri ile mukayese etmek mümkün değildir.

            Kültepe kazılarından öğrendiğimize göre, Assur Ticaret Kolonileri ve Eski Hitit Çağı'ndan sonra, Hititler görünüşe göre, bunlara yeni hiç bir şey katmamışlar veya yüksek teknik standardı koruyamamışlar, seramikteki gerileme önlenmemiştir. Seramiğin çoğu mutfak kapları grubuna girmektedir. Evin envanterini ocakta işlenmiş çanaklar, tabaklar, kapaklar, bir - iki - üç kulplu mataralar, uzun boyunlu yüksek testiler, gaga ağızlı testi, erzak küpleri, sepet kulplu çaydanlıklar, şişeler, iki riton ve bir tunç çanak oluşturmaktadır (Lev. 45, l, 4; 48 - 51). Bu mütevazi evin en önemli özelliğini kapsadığı iki buluntu grubu teşkil etmektedir :

            1 - Stirrup Jug ve testi biçimli Mycenaean  III B grubuna giren ithal edilmiş kaplar (Lev. 83 - 84). İki kulplu, soluk hamurları siyah, basit şeritlerle süslenmiş. Bu Miken şişelerini buraya kimler veya hangi tüccarlar getirdi? Kuzeyden mi veya güneyden mi? Çok muhtemeldir ki, güneyden!. Çünkü, Maşat Höyük'te sözde "süt çanakları" denilen Kıbrıs çanaklarına ait ithal edilmiş seramik parçalarını da keşfettik.

            2 - Odaların ikisinde Hitit hiyeroglifli bulleler bulundu. Uzun boyunlu şişelerin ve testilerin ağızlarını kapatmak için kullanılmış olan bullelerin hepsi damga mühür baskılarıdır. Maşat Höyük'ün ilginç özelliği, bullelerin bolluğu ve baskılarının daima hiyeroglif işaretli olması, yani, bu yazı türüne   verilen önemi ortaya koymasındadır. Hiyeroglif bu alanda, yani, Karadeniz Bölgesi'nin güney sınırında yaygın bir şekilde kullanılmış olmalıdır.

            Maşat Höyük, Helenistik, Roma, Bizans ve Türk Çağları'nda iskân edilmemiştir. Son kültür katını Demir Devri veya Frigler temsil etmektedir. Bu çağda Höyük'ün yalnız en yüksek kısmı iskân edilmiştir. Teraslar iskân edilmemiştir. Buna göre Frig yerleşim yeri, altındaki Hitit şehri ile mukayese edilince, çok daha küçük kalır. Frigler Orta Anadolu'da, örneğin, Alişar'da olduğu gibi10, Höyük'ün tahkimi çok daha kolay olan en yüksek kısımlarını iskân etmişler ve genellikle aşağı kısımlara doğru yayılmamışlardır. Bu çağ üç yapı katı ile temsil edilmektedir. Mütevazı tabiattaki yapıların temelleri gelişigüzel toplanmış taşlarla veya daha eski katlardan çıkarılanlarla inşa edilmiştir. Biz, bu evlerde Hitit sarayından alınmış bazı çok muntazam taşların da yeniden/ikinci defa kullanıldıklarını tespit ettik. Bu çağın mimarlık eserleri yeni bir özellik göstermemektedir (Lev. 43 - 44).

            Temellerin iç ve dış yüzleri, her zamanki gibi düzenli; araları da moloz dolgudur. Duvarların tamamen taş örülü olduğu çok az örnekle belgelenmektedir.

            I. ve II. kat evleri küçük ve 2 - 3 veya 4 küçük odalıdır. Temelleri dar ve çoğunlukla genişlikleri 50 - 60 cm'dir. Duvarları kerpiç örülüdür. Kerpiç boyutları : 40x30x6 cm, 40x32x8 cm ve 42x32x8 cm'dir. Odalardan bazılarının tabanları yassı taşlarla döşelidir. Evlerin sert tabanlarının çoğu sıvalı topraktır.

            III. katın 1,40 m enindeki moloz taş döşeli sokağının iki yanında birer ev vardır (Lev. 44, 1). Sokağın doğusundaki dikdörtgen biçimli odanın içten ölçüleri 5,75 x 3,30 m'dir. Temel genişliği 80 cm'dir. Taş duvarlar taban seviyesinden itibaren 1,10 m yükselmekte; kerpiç örgü ondan sonra başlamaktadır. Evin ikinci odası, ikinci yapı katının derin temelleri tarafından çok tahrip edilmiştir. Sokağın batısındaki ev iki odalıdır; ilk odası 3,25x3 m; ikincisi 3,40x2,10 m'dir. Ocak odanın kuzeybatı köşesindedir. Temeller odanın taban seviyesinden 1,30 m derine inmektedir.

            III. kat sokağının üstünde, II. yapı katına ait, kullanılmış suları akıtan taş kanalı inceledik (Lev. 44, 1). Biz burada, buna ilâve olarak I. katın daha büyük kanalını da açığa çıkardık. Bunun iki yanı ve üstü yassı ve iri taşlarla inşa edilmiştir (Lev. 44, 2). ikinci yapı katı, çok tahripkâr olmayan bir yangına maruz kalmıştır. III. yapı katının derin temelleri, alttaki Hitit sarayının tahribine neden olmuştur. Fakat, Hitit yapılarını, bundan da çok, Demir Çağı'nın derin ve geniş çöp kuyuları tahrip etmiştir. Bazı kısımlarda Demir Çağı'nı oluşturan üç mimarlık katının ve enkazının kalınlığı 5,50 metreyi aşmaktadır. Bugüne kadar elde edilen kazı sonuçlarına göre, bütün yapılar özel evlere aittir; bunlardan hiçbiri dinî veya resmî bir mimarî görünümünde değildir. Bunlar, mimarlık bakımından Orta Anadolu şehirlerinde görülen yapılardan farklı değildir11.

            Bu yapı katlarına ait evlerde bulunmuş olan seramiğin çoğunluğunu tek renkliler, yani, kırmızı, açık kırmızı, soluk kırmızı, açık kahverengi ve boz renkliler teşkil eder. Kap şekilleri, kesinlikle, Demir Çağı'nın tipik seramik şekillerinin benzeridir. Bazen kapların doğrudan doğruya açık zeminleri veya göğüsleri üstüne sürülen beyaz ve krem astarları kırmızı, siyah veya kahve rengi ile nakışlanmaktadır. Bununla beraber, boya ile süslenen kap türleri, tek renklilere bakınca, azınlıkta olup, bu oran hiçbir zaman 10/100'ü (yüzde onu) aşmamaktadır. Daha eski olan üçüncü kat seramiği tek renkle nakışlı olup, bunlarda geometrik motifler çoğunluktadır. Seramik parçaları üstündeki stilize geyik tasvirleri, boya ile nakışlı Demir Çağı seramiğinin erken safhasına aittir. Bu motifler, diğer Anadolu merkezlerinde bulunmuş olanlardan farksızdır. Eski katta tipik Frig fibulaları da bulundu.

            Son yapı katının kap şekilleri ve özellikle motifleri bakımından göze çarpan bir değişikliği vardır. Her ne kadar Orta Anadolu'da tanıdığımız kap şekillerinin ve motiflerin büyük bir kısmı, hâlâ, çoğunluğu teşkil etmekte ise de, bu bölgeye, yani Güney Pontos'a özgü bazı kap şekilleri de görülmektedir. Bu son safhada çiçek, bitki, yıldız, hayvan ve özellikle karışık varlıklar, acaip hayvan resimleri görülmektedir. Bu yapı katı M.Ö. 6. ve 5. yüzyıla tarihlenmektedir. Bu üslûp bu bölgede yerlidir ve Kurt Bittel'in de yıllarca önce yazdığı gibi12, daha güneydeki merkezleri, yani, Boğazköy'ü, Alişar'ı ve Kültepe'yi etkilemiştir. 1945 yılında bulunmuş olan at iskeleti bu yapı katına ait olmalıdır13. Kazılarımızda bulunan madenî eserlerden bazıları İskit özelliklerine sahiptir. Bu bölgede iskit mezarları ve başta kılıç olmak üzere, İskit silâhları açığa çıkarılmıştır. Onun için biz, sonuncu katın İskitler'le de ilgili olduğunu düşünüyoruz. Amasya Arkeoloji Müzesi'nde İskit buluntularından oluşan iyi bir koleksiyon vardır. Demir Çağı'nın bu son yapı katı ile birlikte Maşat Höyük'ün ömrü de sona ermiştir.

               KAYNAKÇA :

            1 H. G. Güterbock, Zile yakınında Maşat'tan gelme bir Eti mektubu (Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Dergisi II/3, 1944, s. 389 v.d.) ve John Garstang and O. R. Gurney, The Geography of the Hittite Empire, London 1959, s. 25, 125.

            2 Zile Maşat Höyüğü Kazısı (Belleten X/37, 1946, s. 220 - 222).

            3 Franz Taeschner, "Das anatolische Wegenetz nach osmanischen Quellen, Leipzig 1924, s. 239 v.d: Ankara - Tokat yolu hakkında şöyle diyor : sic gingen von der Halysbrücke nordöstl, bis zum Bezirk Budaq özü (Budaq Özü unter den Qazas von Boz Oq (ڊوز׀وق ) aufgeführt; früher Hauptort desselben Boghazköi, das heute zum Qaza Sunghurlu gehört. Möglicherweise ist mit H.Q.'s Budaq Özü der Ort Sunghurlu gemeint.), von da östl. über den Bezirk Hüsein Ova bis zum Knie der Tshekerek Su bei Qazanqaja; von da über einen. Meshhed genannten Ort in die Gegend von Zile, das von der Route nach Toqat anscheinend südl. umgangen wurde (H. Q.'s مثمدآباد  ist wohl am ehesten mit dem Meshat der Karte gleichzustellen, wenngleich dies an einer Stellc eingetragen ist, die nicht in die Route passt).
 
               H. Q. bringt fcrner noch ein zweites Itinerar von Angora nach Toqat, das indessen nicht eine direkte Route bedeutet : Es folgt über die Tshashnegir Köprüsü hinaus noch ein ganzes Stück (bis Sofular) nach SO. der Strasse nach Qaisarije und trifft erst an dem obengenannten Meshhed auf die gewöhmiche Route.
           
   Ayrıca bk. : Kâtib Çelebi (Hâcî Halîfa), Cihannüma, Müteferrika, s. 628, satır : 29'da : Tokat - Ankara arasında : ...........  مثمد آبادآق׀وزقز׀نقۑاځٽۑنٱب׀دٴ an söz etmektedir.

            4 Kurt Bittel, Die Hethiter (Universum der Kunst) München 1976, Abb, 156.
            5 Aynı eser, Abb. 114 (Oberer Hof).
            6 Kurt Bittel, Boğazköy, Die Kleinfunde der Grabungen 1906 - 1912, Osnabrück 1967, s. 52 v.d., Taf. 38; 40, 17 - 18; ve Boğazköy IV, Funde aus den Grabungen 1967 und 1968; s. 14, Beilage 5   (Peter Neve).
            7 Tahsin Özgüç, Altmtepe II, Ankara 1969, s. 35 v.d.
            8 Kurt Bittel, Hattusha, The Capital of the Hittites, New York 1970, s. 20 - 21.
            9 H. G. Guterbock, Siegel aus Boğazköy I, Berlin 1940, s. 47 v.d. ve Thomas Beran, Die   hethitische Glyptik von Boğazköy, Berlin 1967 (WVDOG 76) s. 66 v.d.
          10 H. H. von der Osten, The Alishar Höyük, Seasons of  1930 - 32, part II (OIP 2g)'de The Citadel and the Lower Fortress (K. Bittel) s. 290 v.d.
          11 Aynı eser, s. 308 v.d.; R. Naumann, Die phrygische Bebauung (MDOG 78) 1940,  s. 33 v.d.;  K. Bittel, Hattusha, s. 139. ve Tahsin Özgüç, Demir Devrinde Kültepe ve Civarı - Kültepe and Its Vicinity in the Iron Age, Ankara 1971, s. 1, v.d.
          12 Boğazköy I, Berlin 1935 (APAW), s. 60, Taf. 16, 1.
          13 Belleten 37, 1946, s. 221.

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR