ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 18 Mart 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

MAHLEP AĞACI
MAHLEP
ŞARABI VE LİKÖRÜ

Derleme : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)

MAHLEP AĞACI
MAHLEP ŞARABI VE LİKÖRÜ

İdrisağacı veya Mahlep Ağacı
Mahaleb Cherry (Prunus mahalep L.)
ORMAN VE PARK AĞAÇLARININ ÖZEL SİSTEMATİĞİ
III. CİLT - ANGIOSPERMAE (Kapalı Tohumlular)
Prof. Dr. Hayrettin KAYACIK
Ana Britannica - Cilt 15, sh. 178
http://www.uwgb.edu/biodiversity/herbarium/trees/prumah01.htm
http://www-ang.kfunigraz.ac.at/~katzer/engl/generic_frame.html?Prun_mah.html

            Gülgiller (Rosaceae) familyasından, İdrisağacı olarak da bilinen kısa boylu çalı, bazen de 8 - 10 m'ye ulaşan ve kışın yaprağını döken ufak bir ağaçtır. Genç sürgünleri tüylüdür. Yapraklar dairemsi veya geniş yumurta biçimindedir. Boyları 3 - 6 cm, kenarları dişli, alt yüzlerinde ana damar boyunca tüyler vardır.

            Güzel kokulu çiçekleri beyaz renktedir. Küçük, tahminen 5 - 6 mm büyüklüğündeki meyve olgunlaşınca siyah bir renk alır.

     

            Fidanlıklarda anaç olarak kullanılır, üzerine aşı yapılır. Ayrıca kurutulan meyveleri baharat (Mahlep) olarak kullanılır. Meyvelerin içindeki sert kabuklu tohumlar, yaygın biçimde baharat olarak kullanıldığı gibi ayrıca kuvvet verici, balgam ve idrar söktürücü ilâç ve afrodizyak olarak da değerlendirilir.

        

            Tohumlardan  boya sanayiinde kullanılan bir yağ çıkarılır. Kumarin içeren hoş kokulu kabuklarından ötürü Mahlep Ağacı'nın dalları eskiden tütün çubuğu yapımında kullanılmıştır.

            Vatanı Avrupa ve Batı Asya'dır. Türkiye'nin muhtelif mıntıkalarında (Tokat, Niksar, Zile, Amasya, Çorum ve Mardin) dağ yamaçlarında, kalkerli arazide rastlanır. Son zamanlarda İç Anadolu'da Orman - Step sınırlarındaki kurak yerlerin ağaçlandırılmasında öncü ağaç olarak başarı ile kullanılmaktadır ve bu ağaçlandırmalardan iyi sonuç elde edilmektedir.

Mahlep likörünü Vasfi Diren buldu
milliyet.com.tr 05 Ağustos 2003 Salı
http://www.milliyet.com.tr/2003/08/05/business/bus10.html

            1958 yılında, dededen kalma evinin bir odasında şarap üretimine başlayan Vasfi Diren, vermut yapmak için Tokat dağlarında uygun bir bitki aradı. Sonunda mahlep ağacı ile mahlep likörü üretmeyi başardı. Diren'in şimdi oğulları tarafından yönetilen şirketi Diren Şarapçılık, bu rahat içimli tatlı likörü üreten tek firma.

            BÜLENT YARDIMCI

            Tokat'ın bağları meşhurdur. Tokatlı bağcılığı bilir. Fatih İstanbul'u aldıktan sonra, Beykoz'da, Tokat'tan getirttiği bahçıvanlara meyve bahçeleri ve bağlar kurdurmuş. Tarihî kayıtlara göre Tokat'ta bağcılığın gelişmesinde 1881 yılında kurulan Cizvit Okulu'nun büyük etkisi olmuş. Misyoner öğretmenler, teraslamalar şeklinde bugün halâ üzüm yetişen en güzel bağlarını kurmuşlar.

            En hâkim üzüm cinsi 'Narince'. Dayanıklı, kalın kabuklu, çıra renginde, şıra randımanı yüksek olan sofralık, pekmezlik ve şaraplık bir üzüm.

            Vasfi Diren Tokatlı. Türkiye şarapçılığının efsane isimlerinden biri. Yaşamı, girişimciliği, yenilik peşinde koşması, genç kuşaklara örnek olacak hikâyelerle dolu. Mahlep likörünü bulan da o! Rahat içimli, tatlı bir likör. Adı Tokat dağlarında yetişen mahlep ağacından geliyor.

Mahlep Ağacı Odununun Anatomik Yapısının Muhtelif Kesitlerden Görünüşü
         
Radyal Kesit - Transversal Kesit - Tanjansiyal Kesit

            Mahlep ağacının vermut üretiminde kullanılmasının Vasfi Diren'in merakıyla başlayan bir hikâyesi var. Şarap üreticileri, ellerinde kalan her çeşit şarabı birbirine karıştırarak vermut yaparlar. Yalnız, vermut sadece bir şarap çorbası değil. İçine bazı kokulu, aromalı bitkiler katılarak, imalâtçı terimi ile söylersek 'muamele' edilerek üretiliyor.

                                                   
Çekilmiş Mahlep, Kadehte Diren Şarabı ve Mahlep - Vermut

            Tokat dağlarında arıyor

            Vasfi Diren de bir şarap üreticisi olarak vermut üretmek istiyor. Bu kokulu bitkiler o zamanlar İtalya'dan geliyor. Bu durum, Vasfi Diren'i rahatsız ediyor. 'Binbir çeşit bitki, çiçek, ağaç yetişen Türkiye coğrafyasında nasıl olur da bu bitkiler olmaz?' diye düşünür. Aynı işi görecek bir bitki aramaya koyulur.

            Vasfi Diren birçok bitki ile deneme yapar ve sonunda mahlep ağacı meyvesinin bu iş için çok iyi olduğunu anlar. Tokat dağlarında yetişen mahlep ağacının meyvelerinin vermut yapımında kullanılabileceği keşfi böyle gerçekleşir.

            Bugün, çalışkan ve araştırmacı Vasfi Diren'in keşfi sayesinde, 1958 yılında kurduğu Diren Şarapçılık, Dünya'da Mahlep likörü yapan tek firma. Tokat bölgesi üzümleri, Tokat dağlarının mahlep ağacı ile ortaya çıkan yerel bir lezzet!

            70 cl'lik şişelerde satılan Mahlep Likör Şarabı şişesinin üzerinde üreticisinin şu uyarısı yer alıyor : Bir parça buz ile soğuk olarak yudumlayacağınız, her türlü kokteyle müsait olan mahlep, günün her saatinde çerez ve meyve ile içilebilir. Biz de bir not ekleyelim : Fazla kaçırmayın, yarım saat sonra çarpar!

M. Vasfi DİREN

            Diplomalı degüstatör

            Vasfi Diren, 1943 yılında Bursa Ziraat Mektebi'ni bitiriyor. Tarımı, bağı bahçeyi öğreniyor. O zamanlar bu işlerin eğitiminde bir gayret var. Öğretiliyor, öğreniliyor. Türkiye tarihinin idealizm dönemi. Gençler bir şeyler yapmak için yanıp tutuşuyorlar.

            Diren, Ziraat Teknisyeni olarak işe başlıyor. Teknisyenlik işi ne geçimini sağlamaya yetiyor, ne çalışma iştahını kesiyor. Şarap işine girmeye karar veriyor. 1958 yılında şirketini kuruyor. Babadan kalma üç odalı evin bir odasını imalâthane haline getirip, imalâta başlıyor. O üretiyor, çocukları şişeleri dolduruyor, mantar tıpaları basıyorlar. Tokat'taki içkili lokantalara şarap satıyorlar.

     

            Çocuklarının eğitimini de işe göre plânlıyor. Oğlu Orhan Diren Fransa'da Dijon Üniversitesi'nde bağcılık ve şarapçılık eğitimi alıyor. Ali Rıza Almanya'da, kızı Nihal Diren Suner Türkiye'de okuyup Gıda Mühendisi oluyor. Erol da Makina Mühendisliği'ni bitiriyor. Zamanla ikinci kuşak işi devralır.

Orhan Ziya DİREN

            Bugün aynı zamanda Türkiye'nin diplomalı tek degüstatörü (şarap tadımcısı) olan Orhan Diren, Tokat Milletvekili olarak parlamentoda. Şirketleri Ali Rıza Diren ve Erol Diren yönetiyor. Torun Ozan Diren ise satış ve pazarlama işlerinin başında.

.
Özellikle Dünya'da sadece Tokat'ta üretilen
Mahlep şarabının içimi ayrı bir zevktir.
http://www.bigglook.com/biggtravel/sehirler/tokat/yiyecek.asp
http://www.gezgin.com/?t=rehber&yer=60

.

            Mango ve kuşburnu

            Diren Ailesi 1963 yılında da Dimes markası ile meyve suyu işine giriyor. Dimes Gıda, Bugün 'Türkiye'nin en büyük 500 sanayi kuruluşu' listesinde 2001 yılında 426'ncı, 2002'de 412'nci sırada yer alan Diren Şarapları ve Dimes Meyve Suları 38 ülkeye ihraç ediliyor.

            Öküzgözü ve Boğazkere Üzümü'nden yapılan Karmen marka kırmızı şarabı, İngiltere marketlerinde, şişesi 7 - 8 pounda satılıyor. Tokat fabrikasından sonra bir de İzmir'de fabrika kuran Diren ailesi mango ve kuşburnu içeçeği imal eden tek firma.

Dalında, Kuşburnu Çiçeği ve Meyvesi

Pasture Rose - Rosa carolina L. (Rosa humilis Marsh.)

            Dimes, 1995 yılında yetiştirmeye başladığı fidanlarla bir de vişne bahçesi kurdu. Tokat'ta, 1.500 rakımlı bir yaylada, 800 dönüm araziye dikilen 42 bin adet vişne fidanı, bugün 4 - 6 yaşında. Bu fidanlar, 10 yaşına gelince orada bir vişne ormanı oluşacak ve ağaç başına 60 kilo vişne toplanacak.

MAHLEP
http://www.bitkiselsifa.com/main.php?islem=3&tip=1&id=233

  -   İdris, ağacının meyvelerinin iç kısmı öğütülerek
      un şeklinde mahlep,adı ile piyasaya verilir.
  -   Solunum yollarında : Astım, balgam sökücü
      olarak kullanılır.
  -   Böbreklerdeki taş sancısında,
  -   Midede hazımsızlıkta ve aşırı gazda,
  -   İdrar tutukluğunda,
  -   Karaciğer zayıflığında,
  -   Prostat büyümesinde,
  -   Şekeri düşürmede faydalıdır.
  -   Cinsel gücü artırıcı etkisi vardır.

 .

Saklı Meyvenin Öyküsü
http://www.atamanhotel.com/tr/mahlep.html
MAHLEP
Kaynak : Skylife 04/2002 Erdem Kabadayı, Yazar

            Kimi bitkiler, meyveler vardır, gündelik hayatımızda önemli bir yer tutar. Kiminin tadı, kiminin kokusu kalır aklımızda. Ama, ismini bilen, cismini tanıyan yoktur. Meselâ, kış günlerinin vazgeçilmez içeceği olan salebin özünün şifalı yabani orkide köklerinden elde edildiğini kim bilir? Mahlep de işte böyle bir meyve. Kokusuyla, tadıyla hatta çekirdeğiyle hayatımızın her alanına sızmış halde. Fakat tanıyan, gören yok.

            Mahlep ağacı ya da Türkiye'nin birçok yöresinde bilinen ismiyle İdrisağacı, vişne ve kirazın hayat bulduğu her toprakta yetişiyor. Aslında, söz konusu her iki ağacın da anacı. Yani, vişne ya da kiraz yetiştirmek istiyorsanız, bu meyve ağaçlarına mahlep aşılamak zorundasınız.

            Mahlep doğada yabani olarak yetişen bir bitki. Çiftçiler ekonomik getirisi az olduğu, meyvesi de zor toplanıp işlendiğinden mahlep ağacı yetiştirmeyi tercih etmiyor. Bu özelliğinden dolayı mahlep ağacı bulmak son derece zor. Doğada kendi kendine varolan mahlebin kaderi de sonunda vişneye, kiraza dönüşmek ya da daha da kötüsü kesilmek. Zira bu meyveleri yetiştirmeyen çiftçiler için mahlep ya tarla sınırı oluyor, ya da odun.

            Tokat Ziraat Müdürlüğü fidanlar ekerek mahlep ağacı sayısını artırmaya çalışıyor, ama bundan kesin bir sonuç alınmış değil. İnsan eliyle yetiştirilenlerin, yabanilerin taşıdığı özellikleri taşıyıp taşımadığı, aynı verimde olacağı da belirsiz. Mahlep, vişne ve kirazın yetiştiği her toprakta varolsa da en çok verim Tokat yöresinde yetişenlerden alınıyor. Meselâ Adapazarı'nın Geyve İlçesi'nde kiraz üretimi var, ama oradaki mahleplerden vermut, şurup ya da ilâç yapılması söz konusu değil. Bu yüzden bu çabanın ne getireceğini zaman gösterecek...

            İlâç ve içki sanayindeki yeri kuşkusuz mahlebin en büyük özelliklerinden biri.

            Geçmiş yıllarda sıtma hastalığına iyi geldiği için doğal bir ilâç gibi görülen mahlep, gelişen tıp teknolojisiyle aspirin olarak sağlık saçıyor.Aspirine hayat veren kısım ise çekirdeğinin içindeki beyaz bölüm. Aynı şekilde birçok şurupta da mahlebe hammadde olarak rastlamak mümkün. Kandil simitlerine koku ve tat veren mahlep, parfümeri sanayiinin de vazgeçilmezleri arasında.

            Bütün bunlar yetmezmiş gibi Tokat'ta 1958 yılından bu yana üretilen Diren Şarapları arasında yer alan Mahlep Likör Şarabı'na karakteristik tadını ve kokusunu veren meyve de o. 1881 yılında Tokat'ta kurulan Cizvit Okulu misyonerlerinin yetiştirdiği bağların ürünü Narince üzümlerinden üretilen bu leziz şarabın buruk tadının hemen arkasından gelen, neredeyse pekmezi andıran tat onun marifeti. Normalin birkaç derece üstündeki yüzde 18'lik alkol oranı ile vermut sınıfına giren Mahlep Likör Şarabı, mahlebin az bulunması sebebiyle her yıl son derece kısıtlı miktarlarda üretilebiliyor.

            Mahlep ağacı Mart sonunda çiçek açıyor. Bu çiçekler Nisan ayının onuncu gününden itibaren yerlerini yeşil yapraklara bırakıyor. Ve Haziran. Yani meyve verme dönemi. İki çeşidi var : Kırmızı ve siyah. Ayın son on günü meyveleri olgunlaşmış ağaçların sıyrılmasıyla geçiliyor. Sıyırma, meyvelerin ağaçtan toplanması sırasında yapılan işleme verilen ad. Aslında bu yöntem bir sonraki yılın çiçek tomurcuklarına zarar vermesi açısından zararlı. Fazla uygulanmayan, ama en sağlıklı mahlep toplama yöntemi ise dalların sallanarak meyvelerin dökülmesi.

            Yapraklar ve meyveler bir hafta güneşte bekletilip kurutulduktan sonra sıra uzun sopalarla mahlebin dövülmesine geliyor. Rüzgârlı bir havada tırmık ile havaya atılan meyve ve yapraklar ayrıştırılıyorlar. Rüzgâr hafif olan yaprakları savururken, meyveler de yere düşüyor. Bu uzun ve yorucu işlemlerden geçen meyveler son derece cüzi bir fiyata alıcı buluyor. Oysa ki geçmişte mahlebin ekonomik olarak büyük bir getirisi olmuş.


Hasandede, Narince, Öküzgözü ve Boğazkere Üzümleri

            Türk tarihinin önemli kişiliklerinden Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa'nın doğduğu ve kendisiyle aynı adı taşıyan köyde yaşayanlar, 1977 yılında bir teneke mahlebin aynı miktarda yağı alabilecek getirisi olduğunu anlatıyor. O yıl toplanan sekiz yüz elli kilo mahlep, bugünün parasıyla on milyar liraya satılırken günümüzde aynı miktara üç yüz milyon lira ödeniyor.

            Mahlebin en verimli yetiştiği yerlerden birisi olan Gazi Osman Paşa Köyü'nde ilk mahlep ağacı yaklaşık yüz yıl önce dikilmiş. Paşanın ailesi Yağcıoğulları ile birlikte yörenin ileri gelenlerinden olan Latifoğulları'ndan Hüseyin Bey, bu işin öncüsü. Günümüzde Gazi Osman Paşa Köyü'nde hâlâ mahlep yetiştiriliyor. Ancak Hüseyin Bey'in attığı tohumlar artık eskisi kadar revaçta değil. Bahçesinden, tarlasından vakit ayırabilenler mahleple uğraşsa da üretim miktarının yavaş yavaş düştüğü muhakkak. Oysa ki ne güzel çiçek açıyor Nisan'da mahlep. Ne de güzel süslüyor köyleri. Ancak galiba o da kaybolup gidiverecek. Yavaş ve sessiz buraları terk edecek.

Mahlep Şarabı
http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/07/19/yazarlar/yazarlar162.html

.

Köylü kadınlarla, dedelerle fazla muhabbet edemedik;
dilimizi pek konuşamıyorlardı. Bu köyün üzümleri güzelmiş. Eskiden şarap
fabrikası bile varmış, şimdi yine hayata geçirilecekmiş. Bölgenin üzümlerinden
yapılmış mahleple aromalandırılmış
kırmızı şarapları içtik. Adına mahlep şarabı
diyorlar. Mahlep de kiraz gibi ama ondan çok küçük bir meyve.
 

MAHLEP Vermut
http://www.diren.com/diren/urunler.asp

            Patenti kuruluşumuza ait olan bu nefis vermut; şarap, alkol ve Mahlep usaresi karışımı % 17 - 18 vol. dereceli bir içkidir. Eskiden sıtma hastalığı ve seks gücünü arttırıcı olarak kullanılan mahlep, çörek ve pastalara çeşni katmak üzere ilâve edilen ve parfüm sanayiinde önemli yeri olan bir meyvedir.

            Bir parça buz ile soğuk olarak yudumlayacağınız, her türlü kokteyle müsait olan Mahlep vermutu, günün her saatinde çerez ve meyve ile; toplantı, kokteyl ve aperatiflerin vazgeçilmez dostudur.

Orhan Ziya DİREN

http://www.tempodergisi.com.tr/soylesi/01520/
Meclis’in Şarapçısı CHP Tokat Milletvekili Orhan Ziya Diren
TEMPO'ya şarapçılığın püf noktalarını anlattı.

Şarabı hamal gibi içiyoruz

            Orhan Ziya Diren'e göre Şarap yudum yudum, damla damla içilir. Biz âmiyane tâbirle hamal gibi içiyoruz. Bunun yanında şarabın pek çok faydası var : Besleyici, kolesterol düşürücü. Gribe, sıtmaya, koleraya iyi geliyor. Üstelik Diren, şarap tüketen bölgelerin insanlarında bir asalet tespit edildiğini de söylüyor.

            - Mahlep'ten bahsedebilir miyiz?

            Vişne ve kirazın yabanisi bir meyve. Bu yıllara kadar çekirdeğinin içi kullanılırdı. Hatta bu çekirdeğinin içinden çıkanı Araplar çerez gibi yerlermiş. Güneş geçmesine karşı çok etkili. Bunun dışında mahlep meyvesinin seks gücünü de artırdığı iddia ediliyor. Hatta Arap şeyhlerinin haremlerindeki kadınların da suyuna bu çekirdeği koyarlarmış. Onların tenindeki kötü kokuları izole eden, cilde gerginlik sağlayan, güzellik sağlayan bir etki yapıyormuş.

            - Siz Mahlep'i ne zaman keşfettiniz?

            1962 - 1963 yıllarında. Çok kaliteli içki elde ettik. Alkollü içki olarak Mahlep bizim icadımız. Patenti de bize ait. Mahlep kendine özgü bir şişe ve kendine özgü bir tat ile tüm Dünya'ya pazarlanacak.

Tokatlı Karmen
http://www.radikal.com.tr/2000/02/16/yasam/tok.shtml

            Anadolu'nun önemli bağcılık merkezlerinden Tokat'ta 1958'de şarapçılığa başlayan Direnler, şimdi Türkiye'de kaliteli şarap denince ilk akla gelen markaları üretiyor.

            «Bektaşi üzümleri toplamış, şırasını çıkarmış, şaraba dönüşmeleri için küplere doldurup fermantasyona bırakmış. Oysa devir içki yasağı devri. Padişah tebdil-i kıyafet dolaşırken Bektaşi'nin şarap yapmakta olduğunu fark edip evine baskın düzenlemiş. "Bre zındık! İçkiyi yasak ettiğimizi bilmez misin? Niye şarap yaparsın?" diye kükremiş. Bektaşi en naif haliyle, "Ben şarap yapmıyorum ki, padişahım" diye yanıt vermiş. İyice çileden çıkan padişah, "Bir de yalan söylüyor!" diyerek sıra sıra küpleri göstermiş : "Peki bunları kim yaptı?" Bektaşi hemen yapıştırmış cevabı : "Vallahi padişahım, ben üzümü sıkıp şırasını çıkardım. Sonra ne olduysa Cenab-ı Allah tarafından oldu!.."»

            Rivayete göre, yukarıdaki hâdise Tokat'ta yaşanmış. Gerçi Anadolu'daki mizah anlayışı bunun herhangi bir yerde, herhangi bir durumda yaşanmasını mümkün kılıyor. Ama en azından, bugün Tokat'ın Narince üzümlerinden yapılan sek ve dömisek beyaz şaraplar dikkate alındığında, ağzının tadını bilen bir Bektaşi'nin, kaçak şarapları Tokat civarlarında yapmaması için hiçbir sebep yok. Padişahların da o civarlara baskın yapmasına şaşırmamak gerek, çünkü aralarında meşhur şarapçılar var. Sarı Selim'in bir diğer adı Sarhoş Selim örneğin. Sonra, Beyşehir Gölü kıyısında şarap yudumlamak II. Beyazıt'ın en büyük zevkiymiş. İçkiyi yasaklayan IV. Murat'ın bir şarap düşkünü olduğu ise herkesin malûmu. Tokat'ı basanın o olabileceği bile söyleniyor.

            Vasfi Bey'in 'Dörtnal'ı Tokat'ta meyvecilik ve bağcılık eski tarihlere dayanıyor. Sultan Mehmet İstanbul'u aldıktan sonra Beykoz civarlarında Tokat'tan getirttiği bahçıvanlara bahçeler ve bağlar kurdurmuş. Tokat'a katkıda bulunanlar da var. 1881 yılında Tokat'ta açılan 'Cizvit Okulu'nun misyonerleri teraslama yöntemiyle yeni ve bugün hâlâ mevcut olan en iyi bağları kurmuş. Tokat'taki bağlarda ağırlıklı olarak şıra randımanı yüksek, son derece lezzetli pekmez ve şaraplar üretilen Narince üzümleri yetişiyor. Şarap rotamızı Ürgüp'ten Tokat'a yönelten de işte bu üzümler.

Müzisyenler ve Katolik Papazlar - Tokat 1915

Fotoğraf : Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Arşivi

            1958 yılında, Ziraat Teknisyeni Vasfi Diren, Tokat'ın merkezindeki evinin bahçesini düzenleyip Narince üzümlerinden şarap yapmaya başlamış. Sekiz çocuğunun yardımıyla tam 15 ton şarap üretmiş. Ne var ki, şarapları şişeleme imkânı bulamamış. Bu yüzden bir meyhane açmaya karar vermiş. Vasfi Diren'in 1958'de açtığı Dörtnal Meyhanesi bugün Diren Şarap İşletmesi'nin beyaz sek şarabına da adını veriyor.

            Vasfi Bey bir süre sonra şarapları şişelemeye, civar kent ve kasabalara dağıtmaya başlamış. 1963'te Manisa'da düzenlenen ilk Türkiye Şarapçılık Yarışması'nın şampiyonu da Diren şarabı. Vasfi Bey'in kurduğu şarap imalâthanesi günden güne genişlemiş, imalâthane ve mahzenler bütün bahçeyi kaplamış, doğal sınırları'na ulaşmış. İşte o günden bu yana, Direnler az ama kaliteli üretim yapıyor. Yıllık üretimleri 750 ile 1.000 ton arasında ve bunun hatırı sayılır bir bölümü ihraç ediliyor.

            Vasfi Diren ilginç bir kişilik. Sürekli araştırma yapmış. Örneğin, kiraz ya da vişnenin aşılandığı, bir tür yabani kiraz olarak tanımlayabileceğimiz 'mahlep'ten vermut üretmiş. Gerçekten çok farklı bir tadı olan bu yüksek alkollü içeceğin patentini de 'Mahlep' adıyla almış. Vasfi Bey, daha kaliteli şarap üretebilmek için 1963'te Almanya'ya giderek Ren ve Mosel vâdilerindeki şarap tesislerini incelemiş. Bütün çocuklarını işini daha iyi yapabilmek için yönlendirmiş. Vasfi Diren'in çocukları, Türkiye'nin en büyük meyve suyu markalarından Dimes'in kurucusu.

            Ali Rıza Diren, "Babam Vasfi Bey, imkânlarımız son derece kısıtlı olmasına rağmen bir fırsatını yaratıp ağabeyim Orhan Diren'i Fransa'daki en ünlü şarapçılık okullarından birine gönderdi. Ben de Almanya'da alkollü ve alkolsüz içecekler üzerine tahsil yaptım. Oysa şarap imalâthanesinde çalışmaktan lisede tam dört yıl kaybım olmuştu" diye konuşuyor.

            Ne var ki, Türkiye'de şaraba önem verilmemesi, yurtdışında eğitim gören Orhan ve Ali Rıza Diren'in farklı arayışlara girmesine yol açmış. Böylelikle Diren Meyve Suları'nı (Dimes) kurmuşlar. Ali Rıza Bey, "Hep Tansu Çiller'in keşfi diye lânse edilen kuşburnundan biz yıllardır meyve suyu üretiyoruz. Ancak, şaraptan da hiç vazgeçmedik. Narince'den ürettiğimiz Dörtnal beyaz sek, Vadi beyaz dömisek, Boğazkere ve Öküzgözü'nden ürettiğimiz Karmen kırmızı son derece kaliteli şaraplar" diye konuşuyor. Direnler ailece 'degüstatör'. Ali Rıza Bey, ilk 'degüstasyon' eğitimimizi verirken şunları anlatıyor :

            Ali Rıza Diren, geniş bir arazide inşa etmeyi planladıkları tesisle birlikte, bağ kurmayı düşündüklerini de açıklıyor. Öyle ki, bu bağların bir kısmında yabancı üzüm çeşitleri üzerinde çalışmayı, melezlemeleri gerçekleştirmeyi hedef alan denemeler de yapılacak. "Köylülerle işbirliğine giderek, ziraî danışmanlık sağlayarak Narince'nin yanı sıra, Kalecik Karası'nı ve yabancı üzüm çeşitlerini yaygınlaştırmayı ve geliştirmeyi düşünüyoruz" diyen Ali Rıza Bey, "Çünkü, ne kadar iyi şarapçı olursanız olun, şaraba değerini ve kalitesini veren üzümdür" diye ekliyor.

Ertan Anlı : Şarapçılık politikası lâzım!

            Türkiye'deki üniversitelerde şarapçılık ve bağcılığı birlikte ele alarak geliştirmeye çalışan bir bölüm yok. Ama Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden hocalar özverili çalışmalarıyla gerçekten önemli işlere imza atıyor. Örneğin, Türkiye'nin uluslararası şarap arenasında en önemli şanslarından biri olarak görülen Kalecik Karası Ziraat Fakültesi'nden Prof. Dr. Yılmaz Fidan'ın uzun araştırmaları sonucunda yeniden canlandırıldı.

            Ankara Kalecik kökenli bu üzüm, filoksera adı verilen ve önlemi bulunamayan bir bakteri yüzünden tükenme noktasına gelmişti. Kalecik Karası, tek tek evlerde, ikişer üçer asma kalmıştı. Filoksera, rüzgârla, tekerleklere yapışan çamurlarla yayılıyor. Birinci yıl asma zayıflıyor, ikinci yıl mahsûl vermiyor, üçüncü yıl kuruyor. Filokseraya yalnızca acı asma, ya da Amerikan asması denilen bir bitki direnç gösteriyor. Acı asma alınıyor, üzerine istenen üzüm türü aşılanıyor. Kalecik Karası işte bu hastalıktan dolayı tükenme noktasına gelmişti. Prof. Dr. Yılmaz Fidan araştırmalarında bunu bulup çeşitli klonlarını üniversitenin bağında yetiştirmeye başlamış. Prof. Yılmaz Fidan'ın eşi Prof. Işıl Fidan da bu klonlardan şarap üretmiş. En iyi sonuç veren klonlardan sekiz dönüm bağ yapılmış. Bu bağ şimdi 15 yaşında.

            Doç. Dr. Ertan Anlı da, Ziraat Fakültesi'nde şarap konusunda yoğunlaşan genç bir akademisyen. Bordeaux Üniversitesi Şarap Bilimi Fakültesi'nde TÜBİTAK bursuyla post-doktora çalışması yapan Ertan Hoca, bildiğimiz baldan bile şarap yapıyor. Üniversitenin imalâthanesinde Kalecik Karası'ndan 'Porto' adında nefis bir likör şarap üretmiş. Aynı zamanda degüstasyonla ilgili çalışmalar da yürüten Ertan Hoca şunları söylüyor :

Mahlep :
http://www.mardinliyiz.biz/d_kultur_sanat_yemekler_sifali_bitkiler.htm

.

Taze olarak yenildiğinde mide sancısını, likörü yapılıp içildiğinde
karın bölgesinde olan sancıları, kurutulup yenildiğinde baş  dönmesini önlediği,
kurutulmuş iç çekirdeği  yenildiğinde ise kalp ağrılarını giderdiği bilinmektedir.
 

            "Türkiye şarapçılık alanında büyük mesafe kat edebilir. Bu aynı zamanda önemli bir ihracat gelirine ulaşma imkânı demek. Ancak bunun için bağcılık ve şarapçılığı birlikte ele alacak, üzüm çeşitleri üzerinde ıslah ve genetik çalışmaları öngörecek ciddi bir devlet politikası gerekiyor. Bulgaristan, böylesi bir politika ve plan uygulayarak dünyanın önemli şarap ihracatçılarından biri haline geldi." Gerçekten de Bulgaristan bugün 150 milyon litre şarap ihraç ediyor. Bizde ise üretim 50 milyon litre civarında. Oysa geçen yüzyılın başında, 1904 yılında Anadolu'dan Avrupa'ya 140 milyon litre şarap ihraç edilmiş.

            Doç. Dr. Ertan Anlı'yla sohbet ederken tarihsel bilgi de alıyoruz: "Şarapçılığın gelişim seyrini din olgusundan bağımsız ele alamayız. Örneğin, Hıristiyanlar'da şarap İsa'nın kanını sembolize ediyor. Papazlar, kiliselerin ve manastırların etrafını dev bağlarla donatıp buralardan şarap üretmiş. Kiliselerin şarap satışından elde ettikleri gelir muazzam." Ertan Hoca'nın bu anlattıkları, zamanında kilisenin burjuva devrimlerine karşı neden feodalizmi desteklediğini de izah ediyor. Meğerse, feodal sistemin vazgeçilmez unsuru kilisenin elindeki büyük topraklardan elde edilen 'İsa'nın kanı', ciddî miktarda nakite dönüşüyormuş!..
 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR