|
ÜNYE KELİMELERİ (ÜNYE LÛGATÇESİ) |
|
Araştırma : Dr. Mürselin GÜNEY
(Sofular Mah. Yeşiltekke Sok. No. 35, D. 2 34260 - Fatih/İSTANBUL)
E-mail :
murselin@yahoo.com
ÜNYE KELİMELERİ
SÖZLÜĞÜ
(ÜNYE LÛGATÇESİ)
(Tarihi, Sarayı,
Konakları, Kadıları, Hattatları, Fındığı, Mısırı ve Gemiciliği ile
ÜNYE - Avrupa Yakası Ünyeliler Derneği, İstanbul/1999, sh. 193 - 221)
Fotoğraf, Solakoğlu tarafından 21.12.2007'de
yüklenmiştir.
http://www.negatif.com/foto/305906/
Ünye'de ve yakın çevresinde kullanılan bu bölgeye has çok sayıda kelime vardır. Bu kelimelerin çoğu Türkiye Türkçesi'nin esasını teşkil eden İstanbul Türkçesi'nde kullanılmamaktadır. Bir kısım kelimeler ise, İstanbul Türkçesi'nde mevcut olmakla beraber, Ünye ağzında o kadar farklı şekilde söylenmektedir ki, ayrı bir kelime olarak değerlendirilmesi zarurî hale gelmektedir.
Son on yıllar içinde, ülke içindeki ulaşımın kolaylaşması ve göçün artması, şehirleşme oranının yükselmesi, sesli ve görüntülü yayın organlarının çoğalması sonucunda mahallî ağızlar giderek hususiyetlerini kaybetmeye, terk edilmeye ve unutulmaya başlanmıştır. Yirmili yaşlar ve altındaki birçok Ünyeli'nin mahallî ağzı ve kelimeleri pek az bildikleri görülmektedir. Mahallî kelimeler ve ağız özelliklerinin tesbit edilmesinin ne kadar önemli olduğu açıktır.
Ünye kelimeleri büyük oranda tarihî Türk lehçelerine dayanmaktadır. Bu kelimelerin önemli bir kısmı, değişik orandaki söyleyiş farklılıkları ile birlikte Anadolu'nun ve Türk dünyasının çeşitli yerlerinde kullanılmaktadır. Meselâ "dav" (dağ) kelimesi Ünye ağzında "orman" karşılığı olarak kullanılmaktadır.
Bu manâ Orta Asya Türk lehçelerinde mevcut olduğu gibi, günümüzde Türk dünyasının en uzak köşesini teşkil eden ve Türkiye Türkçesi ile pek az benzerliği olan Yakut Türkçesi'nde de yaşamaktadır. Bir kısım kelimeler ise, tarihî Türkçe metinlerde geçmekle birlikte, günümüzde başka yörelerde kullanılmamaktadır.
Yerden Yıvma, Tokalak Uşak Çamlık'ta |
Orta Çarşı Câmii Önü Ü-STP
Standı |
Osmanlı Türkçesi'nde bulunan Arapça ve Farsça menşeli kelimelerden bazılarına Ünye ağzında, günümüz İstanbul Türkçesi'nden farklı manâlar yüklenmiş olarak, yahut ayrı kelime sayılacak ölçüde ses değişimine uğramış olarak rastlanmaktadır. Osmanlı Türkçesi'nde mevcut olduğu halde, günümüz İstanbul Türkçesi'nde terk edilmiş olan bazı Arapça ve Farsça kelimelere de Ünye ağzında rastlamak mümkündür.
Bunun yanı sıra, Türkçe dışındaki dillerden Osmanlı İmparatorluğu devrinde alınmış gibi görünen bazı kelimeler de vardır. Bu kelimeler daha ziyade Ünye şehir ağzında görülmekte olup, çoğu denizcilikle ilgilidir. Ses yapısı itibariyle bu kelimeler Rumca'dan geçmiş gibi görünmektedir.
Ayrıca, Ünye bölgesine yerleşen Kafkasya asıllı Müslümanlar'dan alınmış gibi görünen az sayıda kelime vardır. Bu kelimelere bir örnek "aznahur" kelimesidir. Son asır içinde Batı dillerinden geçip manâ kaymasına uğrayıp, mahallî hüviyet kazanan bazı kelimeler de vardır. Bu kelimelere "tiyatora" örnek olarak gösterilebilir.
![]()
Zaman Tünelimde Ünye |
Rahmetli Bedri Aabim, "ÜNYE İLE DÜNYA'YI DARTMIŞLAR, ÜNYE 250 GRAM AVUR GELMİŞ." derdi. İnanmadım dartdım. Bedri Abim haklu çıktı. BİZE İNANMAYAN VARSA, DARTABİLÜR... |
Ünye Kelimeleri Sözlüğü ile ilgili malzeme toplamaya 10 yıl kadar önce başladık. Tespit edilen kelime, deyim ve atasözleri kaydedilip doğrulama işlemi yapıldıktan sonra, alfabetik olarak bilgisayar ortamına kaydedildi. Bilindiği gibi, bazı kelimelerin söylenişinde köyler, hattâ mahalleler arasında bile farklılıklar görülebilmektedir.
Bu lûgatçede kullanılan malzemenin toplanmasında ve telâffuzun tespitinde Ünye şehir ağzı ile Saylan Köyü Hüsemli Mahallesi'nde kullanılan ağız esas alınmıştır. Bunların yanı sıra, Ünye'nin diğer yörelerinden alınan malzeme de değerlendirilmiştir.
İstanbul Türkçesi'nde kullanılan kelimelerin pek çoğu Ünye ağzında önemli ses değişmelerine uğramaktadır. Ses değişimine uğrayan bu kelimeler ayrı kelime olarak değerlendirilmemiştir. Ünye ağzında meselâ "baba" "buba"ya, "köy" "köv"e, "mescit" "meçit"e dönüşmüş olarak kullanılmaktadır. Bunların hiçbiri ayrı kelime sayılmamış ve lûgatçemizde yer verilmemiştir. Öte yandan, ses değişimi çok ileri seviyede olan ve ilk anda İstanbul Türkçesi'ndeki aslının ne olduğu anlaşılamayacak kadar değişime uğramış olan az sayıda kelime lûgatçemize alınmıştır.
Meselâ lûgatçemize aldığımız "damakkâr" kelimesi aslı "tamahkâr" olarak İstanbul Türkçesi'nde mevcuttur. Fakat tanınmasını zorlaştıracak ölçüde belirgin ses değişmesi olduğu ve manâ farklılaşması da bulunduğu için, ayrı kelime olarak değerlendirilmesi gerekmiştir. Bazı kelimeler ise İstanbul Türkçesi'ne göre ses değişimi hiç olmadan belirgin manâ kaymasına uğramışlardır. Meselâ "seyir" kelimesinin Ünye ağzında uğradığı belirgin manâ farklılığı onun ayrı bir kelime olarak değerlendirilmesini zarurî kılmıştır.
Bilgin HASDEMİR'in Ünye Ağzı ile Kaleme Aldığı Eserleri
Lûgatçemizde, kelimeler Ünye ağzındaki telâffuzla verildiği için, anlamayı kolaylaştırmak maksadıyla İstanbul Türkçesi'ndeki söyleniş köşeli parantez içinde gösterilmiştir. Genizden gelen n sesini göstermek için (ñ) işareti kullanılmıştır. Bütün gayretlere rağmen, bazı kelimelerin manâsını bulmak mümkün olmamıştır veya bulunan manâ şüphelidir.
Daha çok lâkap olarak kullanılan bu tip kelimelere şimdilik lûgatçede yer verilmemiştir. Eksiksiz ve kusursuz olmadığını bildiğim bu lûgatçe başta eşim Dr. Ayşe Güney olmak üzere çok sayıda Ünye dostunun yardımları ile derlenmiştir. Hepsini şükranla anıyorum. İleride daha kusursuz hale gelebilmesi için, okuyanların tespit ettikleri eksik kelimeleri ve farklı manâları bana bildirmelerini rica ediyorum.
Dr. Mürselin GÜNEY
E-mail :
murselin@yahoo.com
GARŞULUKLU GONUŞMALAR Zaman Tünelimde Ünye Bilgin HASDEMİR Temmuz 2003 - (Sh. 105 - 107)
|
|
1. - Ahretlik,
n'aapiin gı urda? - Baççeye Avrupa kemresi dökiim, hemşürem. |
8. - Söyle bakiim,
ne şikayetin var? - Doktur Bey, dışarı çıkma derdim var. Bazen dıkıl dıgıl olii, dişin kesmez; bazen su gibi olii, goy bardaa iç... |
2. - Ünye'ye hergün
tayyare seferleri başliimuş... - Yok, öllüyün körü. |
9. - Ne zaman kirez
yesem, garnım arii. Acuk kirez yedim, öliim... - Eee, hemşürem, madem biliidun götüyün huyunu, niye içtin yahninin suyunu?... |
3 - Haççe Abuma
gidip, özür diliyelim gı. - Nasibetsiz, nasibetsiz gonuşma. |
10 - Hasan, senin
içün şööle şiile dii... - Götümü yesin u benim... |
4 - Anşa İngem,
yarın yufga açmıya yardım etçek. - Andır galsın, unun yardımı. |
11 - Anaa! Memed,
baa vurdu... - Davun çıksın eline! |
5 - Ana, gı... Ba,
çökelee yımırta gırsan ya... - Yavruum... Anan gurban olsun boklu tomanıyan. |
12 - Bak gı, bak...
Hatçe nası oynii?.. - Tööbe, tööbe.. Utanmii daa, dibek gibi götünen gıvırtmıya... |
6 - İsiini
gızdudum, artuk ba bi guruş borç vermii... - Ee, bıldır yedüün hurmalar, gışın dübürüyün dırmalar. |
13 - Memed'in
gardaşını taniin mu? - Aman uzak dur, undan! Osuruunan çekiş eder u... |
7 - A bu ba dii
ki... - Fışgusunu garuşdumasın! |
14 - Osman'a bak,
zor yürii... - Ey gidi günler... Esgiden, denizin dibinde, şeyinin ucunda tendürük gibi döniidu.. |
A HARFI
aacu: agabey
aahorda: iste surada
aari: vasitasiyla, yoluyla, izleyerek "ameleler geçi yolundan aari gittiler."
aavorda: bk aahorda
abrul besi: eski nisan ayinin besine rastlayan firtina günü
abrul: eski nisan ayi
abu: abla
aceske: diz altina kadar uzanan, dar, körüklü bir çesit çizme
aci findik: erken olgunlasan bir findik çesidi
acimak: odun ve kerestenin vasfini kaybedip çürümeye dönmesi
acimuk: tadi acimsi olan
acimuk: yabani bir ot
agaç tokaç: çalilik, dikenlik ve düzensiz arazi
agiz öykünmek: birinin söyledigi sözü onu kizdiracak sekilde bozarak tekrarlamak
aglamsuk: aglamaya meyilli, çok aglayan
aha: iste bu
ahacuk: iste burada
ahrinda [âhirinda]: en sonunda, nihayet
ak armut: bir armut çesidi
ak kirez [ak kiraz]: pembemsi kirmizi renkli, lezzetli bir kiraz çesidi
ak üzüm: beyazimsi, sulu ve mayhos bir üzüm
akillu [akilli]: küçücük "akillu usaktan zopa yemiye utanmii mun?"
aklan: orman içlerinde sel akisiyla meydana gelen tabii yol
aksirak: mükemmel, âlâ
akulca: bk akillu
alaboz kirez [alaboz kiraz]: geç olgunlasan bir kiraz çesidi
aladana: sirti benekli, uzun duyargalari olan kinkanatli bir böcek
alaf: hayvan yiyecegi olan kuru bitkiler
alamuk: havanin kâh günes açip kâh bozmasi hali
alarmak: kirmizilasma, meyvanin kizarmasi
alçaarek: kisa boylu, alçak, basik
aldangoç: sasirtma, aldatma
algon: lagim çukuru
alku: ceviz meyvasinin yesil renkli dis kabugu
alkum: iki elle bir avuç miktari
amel: ishal
ana: sirkenin yüzeyinde olusan tabaka
ana-giz gavmu: gelin olan kizin dügünden sonra anne evine yaptigi ziyaret merasimi.
anca: az önce / ancak
ancaki: deminki, biraz önceki
andir galmak: ölmek, kahrolmak, kiymetten düsek
andir goymak: bir kisiyi veya esyasi degersiz saymak
andir: kötü ve ise yaramaz esya
aniim: azlik veya küçüklük ifade eden ünlem "aniim! baa u gadacuk mu börek ayirdiiz?"
añnalamak: esek ve benzeri hayvanlarin sirtlarini kasimak için yende yuvarlanmalari
arma: besibirlikten daha büyük bir altin
arma: av tüfegi mermilerinin yerlestirildigi fiseklik
artin armut: bir armut çesidi
asarmak: esirgemek, korumak, bir bitkinin çevresindeki baska bitkileri ortadan kaldirmak.
asil tüllü [asil türlü]: çesit çesit
asuda: bir çesit muhallebi
as: karalahana ve misir çekintisi ile yapilan bulamaç kivaminda yemek.
aslu firma [asili hurma]: trabzon hurmasi diye bilinen, çekirdeksiz, tatli ve iri meyva.
assaa göt [asagi göt]: egimli bir arazinin alt ucu
avrupa armudu: bir armut çesidi
avu [agu]: zehirli mantar.
ayikmak: bir seyin farkina varmak, gafletten kurtulmak
aykuru [aykiri]: çaprazlama
azinsamak: az görmek.
aznahur: azgin, korkunç, heybetli, azman
Kavak Dibi'nde Dr. Mürselin GÜNEY Anıt Ağacı Olan Çınar Ağacı Önünde
Devam Edecek