ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 26 Nisan 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

CAHİT KÜLEBİ
VE
ŞİİR DÜNYASI

Araştırma : Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü Öğretim Üyesi


(mehmet.yardimci@deu.edu.tr)

ŞİİRİNİ HALK ŞİİRİNİN GÜR KAYNAĞINDAN BESLEYEN

CAHİT KÜLEBİ
VE
ŞİİR DÜNYASI

                                                                                                                Dr. Mehmet YARDIMCI

            20 Haziran l997'de yitirdiğimiz Cahit Külebi'nin annesi Erzurum'un Pasinler İlçesi'nin Aşağı Tayhoca Köyü'nden Karabeyoğulları'ndan  Feride, babası da Erzurumlu Gullebiler'den Necati'dir.

            Zile'nin Çeltek köyünde 02 Ocak l9l7'de dünyaya gelen Külebi'nin asıl adı Mahmut Cahit'tir.  Anne tarafından geniş topraklara sahip, zengin bir ailenin üçüncü çocuğu olan Külebi'nin aile soyadı Erencan'dır. Külebi takma adını sonradan soyadı olarak tescil ettirmiştir.

            Üç yaşında Zile'nin Dutlupınar Mahallesi'ndeki Anaokulu'na başlayan Mahmut Cahit, bir süre Dutlupınar (İstiklâl) Okulu'na giderse de normal olarak okula Artova İlçesi'nin merkezinde başlar.  Üçüncü sınıfta iken babasının Niksar Nüfus Memurluğu'na atanmasıyla ilkokulun dört ve beşinci sınıflarını Niksar'da okur. Sonra Sivas'ta ortaokulu, Bursa ve Sivas'ta da liseyi bitirir.

            1936'da birincilikle kazandığı Yüksek Öğretmen Okulu'na gider.  Bu okulda iken, Reşit Rahmeti Arat'ın aracılığı ile Berlin'e gönderilen Külebi, Reşit Rahmeti Arat, Fuad Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ali Nihat Tarlan'ın derslerinden de yararlanmıştır.

            l939 - 1940 ders yılı Eylül döneminde okulu bitiren Külebi Trakya'da 46. Süvari  Alayı'nda iki buçuk yıl yedek subaylık yapar. Askerlikten sonra, Antalya Lisesi Edebiyat Öğretmenliği'ne atanır ve l941'de de evlenir.  Vefatından kısa bir süre önce Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Senatosu tarafından Fahrî Doktor unvanı verilen Külebi 20 Haziran l997'de vefat etmiştir.

            Haziran'da vefat eden Külebi ne ilginçtir ki ilk şiirlerini yayımladığı 1938 yılında Haziran adlı bir şiir yazıp yayımlamıştır. Bu şiirde :

                                         Her akşam bulutlar                          Belki de Haziran
                                         Bilmez telâşımı                                Bulacak naaşımı
                                         Her akşam bulutlar                          Belki de Haziran

dizeleri ile sanki ölümünün Haziran ayında olacağını  bilmiş gibidir.

 
http://www.balca.net/duygularim10051

            Bulunduğu Görevler

            l946'da Ankara Devlet Konservatuarı Diksiyon Öğretmenliği'ne ve Dramaturgluğu'na, sonra da aynı okulun Edebiyat Öğretmenliği'ne atanır. Bir süre de Müdür Yardımcılığı yapar. l954'te de Ankara Gazi Lisesi Edebiyat Öğretmenliği'ne atanır, uzun bir süre bu okulda çalışır. Sonra da  Müfettişlik, İsviçre Bölgesi Kültür Ataşeliği  ve Öğrenci Müfettişliği, Kültür Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulunur. Emekli olduktan sonra ise Türk Dil Kurumu'ndaki yapısal değişikliğe kadar Türk Dil Kurumu Genel Sekreterliği'ni yürütür.

            Sanata Tutkusu

            Şiir yazmaya 13 - 14 yaşlarında başlayan Külebi ilk şiirini babasının ölümü üzerine yazmıştır.

            İlk şiirlerini l933'te Sivas Erkek Lisesi'nin dergisi olan Toplantı'da yayımlayan Külebi, sonra Yücel Dergisi'nde şiirlerini yayımlamıştır. İlk yayımladığı şiir Gurbet Acısı başlığını taşır. Bazı kaynaklarda ilk şiirlerinden biri olarak bildiğimiz Gidene başlığını taşıyan şiirinin ilk şiiri olduğu işaret edilmektedir.

            Zile'nin o zamanki sihirli havasından büyük ölçüde etkilenen Külebi sanata tutkusunun başlayışını şöyle anlatır :

            "Zile'de bir akşam babam bana üç kitap getirdi. İhtimal o yaşımdan hatırladığım tek gün olan o aydınlık gecede edebiyatı sevmişimdir. Belki de her akşam, yassı kalesinden tellallar çağıran, sokaklarında yaz boyunca yük yük üzüm, alaca mısırlar, tenteneli uzun kavunlar taşınan, sabahlara kadar büyük leğenlerde pekmez kaynatılan, bu yüzden kışa kadar sokakları sıcak üzüm kokan ve geceleri uzaktan (Şu Zile'den gece de geçtim görmedim aman) diye türküler duyulan Zile bana sanatı sevdirdi. Babam kitapları getirmişti, ama okuma bilmiyordum."

            Şiirlerini Yayımladığı Dergiler

            İlk şiirlerini Toplantı'da yayımlayan Külebi İstanbul'a geldikten sonra değişik şiirler yazmaya başlar.

            İlk üç şiiri Haziran - Temmuz l983'de Nazmi Cahit imzası ile Gençlik Dergisi'nde çıkar.  Sonra aynı adla Varlık'ta görülür (Ekim l938). Daha sonra da Sokak (l940), İnsan (1941), Varlık (l940'tan bu yana) Türk Dili (l951 - l980),  Türk Dünyası (l954) ve kurucuları arasında olduğu, sonraları dil ve düşünce ayrılıkları nedeniyle aralarından ayrıldığı Hisar'ın ilk sayılarında, son yazılarını da yalnız Varlık ve Türk Dil Kurumu'ndan ayrılıp kurum dışında yayımladıkları Türk Dili dergilerinde yayımlamıştır.

 SEÇME ŞİİRLER
   
ADAM Yayıncılık

             Kitapları

            Yalnızca şiirle uğraşan Külebi eserlerini de sadece bu türde vermiştir. l985'te Şiir Her Zaman adlı deneme, l986'da da İçi Sevda Dolu Yolculuk adlı anı kitaplarını yayımlamıştır.

            Şiir kitapları ise :

                a. Adamın Biri (l946)
                b.
Rüzgâr (1946)
                c.
Atatürk Kurtuluş Savaşında (l952)
                ç.
Yeşeren Otlar (l954)
                d.
Süt (l965)
                e.
Türk Mavisi (l973)
                f.
Yangın (l980)

                g. Güz Türküleri (l995)

            Cahit Külebi'nin Yeşeren Otlar adlı kitabı l955 yılında Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü'nü kazanmış, Nüvit Kodallı da Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı eserinden bir Atatürk Oratoryosu meydana getirip bestelemiştir.

            Sanat Gücü

            Mehmet Kaplan Külebi için; "Ben ona inanıyorum ki, Anadolu'yu çocuklukları bu topraklarla karışmış, şehre geldikten sonra yüksek kültür edinmekle beraber ilk yaşantılarını kaybetmemiş sanatkârlar anlatabilirler. Cahit Külebi, bunu başaran nadir şairlerden biridir." [1] demektedir.

            Dil devriminden, çağdaş eğitimden ve şiir sanatından ödün vermeyen, Türkçe'nin duru şiirlerini yazan, içimizi ışıtan, bize umut veren, güç veren, yaşanmış bir duyarlığı hep hissettiren Külebi'nin  l946'da yayımladığı ilk kitabı Adamın Biri'nde umutlu özlemler, küçük kırılışların ardından iyimser direnişler, insanlara sevgi ve acımalarıyla yaklaşımlar, gerçekçi bir yurt sevgisi, Anadolu insanının güçlü bir tasviri ve tertemiz aşklar görülmektedir.

            Bu kitapta, insan - doğa ilişkisi üzerine güçlü şiirler yer almakta ve Anadolu gerçekleri tablo gibi yansıtılmaktadır.

            Cemal Süreya (Seber)'in, Külebi'nin şiiri için "Humor - mizah ağır basmakla beraber, humorla lirizm yan yana, iç içe hattâ bir birine dönüşecek biçimde."[2] deyişini :

Ressam Nihat AKYUNAK - 1987

Peyzaj - 36x40 cm Mukavva Üzerine Yağlıboya

Nasıl sevmezsin bu sabahları
Her gün kuvvet getirir içimize
Nasıl sevmezsin gökyüzünü
Çalışanlar da muhtaçtır maviye

Şu denizi nasıl sevmezsin
Ta uzaklara götürür bizi
Karımızdan daha iyi şu rüzgâr
Kurutur derimizi

Ya ırmaklar ki yalnız yurdumuzda
Sahipsizdirler
Canları istediği gibi
Alıp başlarını giderler

Nasıl sevmezsin arkadaşları
Türkü söylerken
Nasıl sevmezsin tarlaları

Yeşerirken
[3]

biçimindeki söyleyişi kanıtlamakta olup, Külebi kendine özgü bir yol tutmağa çalışarak, doğa ve insan sevgisinin içten anlatımına ermektedir.

            Adamın Biri'ndeki şiirler ile önemli bir çıkış yapan Külebi bu dönemde yenilik eyleminin en umutlu ozanlarından biri olarak belirmektedir.  Benim doğduğum köylerde derken tüm Anadolu köylerinin gereksinimlerini,  akşamları eşkıyaların basmasını, gülmesini unutmuş insanları, bıçak gibi esen rüzgârlarda Sivas yollarındaki kağnı gıcırtısını ve sürücüleri, buğday tarlaları bile olmayan köylüleri yumuşak bir dil ve anlatı ile ama tüm yalınlığıyla önümüze koymaktadır.

            Eleştirel bir gözle incelendiğinde l949'da yayımladığı Rüzgâr'daki şiirlerin, Adamın Biri'ndekilerden daha usta işi olduğu da hemen belirginleşmektedir. Nitekim Çare  şiirinde :

Ressam Nihat AKYUNAK

60x73 cm Tual Üzerine Yağlıboya

Bu yerlerin havası ağacığım
Bize yaramadı
Günden güne zayıflıyoruz
Ne üst ne baş kaldı

Sen her gün akşama kadar ağacığım
Anaya hasret, babaya hasret
Ekmeğe, insan yüzüne,
Sokaklara hasret

Lavanta kokuları gelir uzak mahallelerden
Yel estikçe sıra sıra kavaklar sallanır,
Bir yoksulluk, bir yalnızlık, bir gurbet
İnsan nasıl olsa katlanır.

Türkiye uçsuz bucaksız ağacığım!
Bu yerlerin havası bize yaramadı,
Kalkıp başka şehirlere gidelim artık

Çare kalmadı.
[4]

deyişinde olduğu gibi Adamın Biri'ne göre Rüzgar'daki şiirlerin daha uzun ve duygulardan düşüncelere yönelen bir tutum aldığı sezilmektedir. Rüzgar'da Anadolu coğrafyası, tarihi ve insanı daha bilinçli olarak gözler önüne serilir. Savaş yıllarının getirdiği bazı güçlükler de ustaca şiirleşmiştir.

            Rüzgar'da Külebi'nin derdinin de sevincinin de hep yurt için olduğu sezilir. Ağladığı, güldüğü hep Anadolu uğrunadır. Bu kitaptaki şiirlerde insan sevgisiyle yurt sevgisi atbaşı yürümektedir.

            Cemal Süreya'nın öne sürdüğü gibi Rüzgar'da Külebi, Orhan Veli'nin söyleyişine doğru  kayıp, Orhan Veli edasına yaklaşır.[5]

            Rüzgar'daki Atatürk'e Ağıt'tan doğup genişçe bir destan niteliğinde görülen Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı üçüncü şiir kitabında Orhan Veli edası daha da belirginleşmekte, Adamın Biri ve Rüzgar'daki sade dil biraz daha ağırlaşmakta olup biraz daha ağdalı bir dille konuşur gibi yazmaktadır.

            Külebi Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı eserinde hiç de karamsar değildir.  Tersine bilinçli, umutludur. Şiirleri elle tutulurcasına canlı ve gümbür gümbürdür.  Sanki bu kitapta Kurtuluş Savaşı'nın panoramasını yapmıştır.

            Külebi'de sonsuz bir Atatürk hayranlığı vardır.  Bu hayranlık gün geçtikçe artarak büyür ve ona :

                        Önce adını öğrenir çocuklarımız                    Binler yaşa yurdumuza hizmeti büyük
                        Eli kalem tutup yazanda                                  Kemal Paşa! Ölümsüz insan, Şanlı Atatürk

 dizelerini yazdırtır.

            Dördüncü kitabı Yeşeren Otlar'da Külebi'de yeni bir değişme sezilmekte; Adamın Biri'ndeki olanaklar bizce daha gelişkin bir biçimde görülmektedir. Yeşeren Otlar'daki şiirler incelendiğinde Külebi'nin değişik konulara değindiği görülür.

                                                     Seferde bir gemi, bir adam
                                                     Oturmuş gitmesini bekler.
                                                     Yolculuk ömrüm gibi tamam
                                                     Deyince açsa çiçekler

                                                     Gülse çocuklar inanmam.
[6]

dediği, Bir Gemi Bir Adam adlı şiirde olduğu gibi kötümser ve umutsuz söyleyişlerle yüklü dizelerde Adamın Biri'ndeki mizahın gerilerde kaldığı, mizah yerine güçlü bir lirizmin geçtiği ve bu kitapta Yeşeren Otlar, Eski Bahçe, Tokat'a Doğru, Çoban, Avrat, Sevda Bahçesi gibi  unutulmayan, değişik ve güncelliğini yitirmeyen şiirlerin yer aldığı görülmektedir.

            Bu kitapta şiire özellikle insanın alın yazısı, kimi ağaçların ve hayvanların yazgısı ile ilişki kurularak, benzerlik aranarak verilir. Fare ve Zerdali Ağacı şiirleri bu durumun ilginç örneklerindendir.

            Cahit Külebi'ye göre; köylerin ve insanların yazgılarının değişmesi  yollara, okullara, tarıma ve sanayiye bağlıdır. Tarlaları su basar, tohum sulara gider, kurak olur, ekinler bir karış kalır. Ne var ki Külebi bu gerçeklerin burukluğunu dizelere yansıttığı halde, çözümünden fazla umutlu değildir.

             Külebi  Yeşeren Otlar'la kendisini de düşünmeye başlar. Özellikle ölüm korkusu, bu dünyayı bırakıp gitme korkusu onu üzer. Tüm acıları sevgide unutmak ister. Yeşeren Otlar, Kayıp Sevda, Sevda Peşinde, Türküler adlı şiirleri bu düşüncenin ürünleridir.

            Külebi'nin beşinci kitabı Süt'de ise, düşünce yönü daha ağır basan şiirlerin yer aldığı görülmektedir.

                                   Erzurum'dan kalkar bir uçak
                                   Hay benim yoksul memleketim!
                                   Ne orman, ne bahçe bir dilim,
                                   Dağlar omuz omuza kayalık çorak

                                               Biz Artvin'dik, Erzurum'duk, Çemişkezek'tik
                                               Biz bu çorak topraklardık, ne od ne ocak...
                                               Yıllarca buğday yerine yıldız ektik,
                                               Bulut devşirdik kucak kucak
                                               Belliydi her savaşta yenilecektik

                                               Şimdi söyler de ağlarım ancak.
[7]

ve

                                   Çemişkezek'te, Patnos'ta, Malazgirt'te doğanlar!
                                   Malazgirt'e, Çemişkezek'e, Patnos'a gitmezseniz
                                   Çocuklarımız öksüz kalır, yetim kalır
                                   Köylere ışık iletmezseniz

                                               Ve onlar, yıldızlar gibi
                                               Gözleri ışıl ışıl yananlar
                                               Oyuncak için değil, kâğıt kalem
                                               Kitap için gizlice ağlayanlar.

                                   Çemişkezek'te  Patnos'ta  Malazgirt'te doğanlar
                                   Bütün bunları düşünmelisiniz.
                                   Yüce ırmaklar gibi sessiz, sürekli
                                   Kağnılarla, arabalarla, kamyonlarla
                                   Akıp köylere gitmelisiniz!

                                   Yurdumuza ışık iletmelisiniz.
[8]

biçimindeki dizelerinde de yurtseverlikle uyarıcı örnekler vermektedir. Külebi, Köy Öğretmenleri, Tek Tanrı Sevi gibi şiirlerinde Anadolu'yu en çarpıcı biçimiyle verirken; Ülser gibi bazı şiirlerinde de karamsar düşüncelere dalmaktadır.

            Külebi bu kitabında; bir yandan yurt üzerine yazdığı şiirlerle dikkat çekerken, bir yandan da kendine dönük duyguları dile getirir. Köy Öğretmenleri, Tek Tanrı Sevi, Alacakaranlıkta Anadolu'yu bulurken, Ülser'de kendine dönük koyu bir karamsarlıkla karşılaşırız. Bu şiirde yaşlılıktan, sağlıksızlıktan şikâyetçidir.

            Altıncı kitabı olarak yayımlanan Şiirler adlı kitap ilk beş kitabın toplamı olup bir eklenti bulunmamaktadır.

Cahit KÜLEBİ

Bütün Şiirleri

            Yedinci kitabı Türk Mavisi incelendiğinde ise 11 yeni şiirine ilk beş kitabından yapılan seçmeler konularak bir kitap oluşturduğu görülmektedir.

            Türk Mavisi'ndeki şiirleri okuyunca yılların deneyimli usta bir ozanının usta söyleyişlerini bulmak mümkün olmakla beraber uzun bir zaman süreci içinde Külebi gibi isme göre oldukça az şiir yazılmış olduğunu görmek usta ozanın suskunluk dönemine girdiğini de düşünmemek elde değildir.

            Türk Mavisi kitabının Karanlıkta adlı şiirinde geçen :

                                   Kim tutup kurtaracak bunları
                                   Okyanusta kaynayıp gitmekten?
                                   Hayvansal, bitkisel, taşsal

                                   Bir yaşantı içinde yitmekten.
[9]

hayvansal, bitkisel, taşsal, yaşantı gibi sözcüklerin ifadeyi güçlendirmek için yerli yerinde kullanıldığı dikkati çekmektedir.

Türk Mavisi - TÜRKIS

Veröffentlichung des Kulturministeriums
der Türkischen Republik Nr. 1552

            Türk Mavisi'ndeki şiirlerde yalnızlık, sevi, karamsarlık umut ve iyimserlik duyguları ustaca işlenmiştir. Yurdun geri kalmışlığı, insanın doğa karşısında çaresizliği de ön plâna çıkan temalar olarak görülür.

            Türk Mavisi'nden yedi yıl sonra yayımladığı Yangın ise sekizinci şiir kitabı olarak uzun bir suskunluk döneminin ardından sesini duyurduğu ve Yeditepe Şiir Ödülü ile ödüllendirilen önemli kitaplarından biridir. Kitap, son yıllarda yazdığı şiirlerden ve önceki kitaplardan seçtiği şiirlerden oluşmaktadır.

            Son kitabı Güz Türküleri ile kaynağına dönüp Türkiye coğrafyasının şiirini yazan bir ozan olarak ebedîleşmiştir.

            Şiirlerinde Dış Yapı

            Cahit Külebi birçok sanatçıdan farklı olarak içerikle biçimi birbirinden ayrı düşünmemektedir. Biçim ve içeriğin bir araya gelmesi ile şiirin yapısının oluştuğu görüşündedir. Ona göre bütün sanat ürünlerinde içerik de biçim de birer ilk öğe konumundadır.

            Külebi şiirlerini genellikle dörtlüklerle kurar. Günler Bana Bir Hikâye Anlattı, Mehmet Ali, Dünyamız, Açık adlı şiirlerinde olduğu gibi dört dizeden daha çok sayıda dizelerden oluşan şiirleri ile Güzelleme, Giden ve Bâki gibi beyit birimine dayalı olarak yazılmış şiirleri de mevcuttur.

            Ayhan Doğan'a göre yarım dizeyi ilk defa bulup çıkaran ve en güzel kullanan Külebi'dir.[10]

                                    Yurdumuzun herhangi iki
                                   Kasabası arasında gezerken
                                   Bir sararmış diken görürseniz

                                   Bilin işte benim o diken
[11]

            Biz bu yargıyı doğru bulmuyoruz. Külebi, yarım dizeyi güzel kullanan şairlerden biri olabilir, ama  ilk kullanan değildir. Ondan önce dizeyi kıranlar olmuştur. Nazım Hikmet Ran'dan başka l931'de S.O.S. adlı şiir kitabıyla serbest söyleyişin örneklerini veren Ercüment Behzat Lav l940'ta yayımladığı Açıl Kilidim Açıl adlı şiir kitabında:

                                   İçim dikenli geometri
                                   Kurtul

                                  
Düzgünlü mısra çakıltaşı

                                   Kalıp kafiye akla köstek
                                   Yalnız gözle okunması için şiir

                                   Buğulu aynadan ahengi sil
[12]

örneğinde görüldüğü gibi dizeyi bölmüş ve gerçeküstücü (sürrealist) şiirin bizde ilk denemelerini vermiştir.

            Orhan Veli nasıl nesre yaklaştı ise Külebi de o oranda nesirden uzaklaşmış, şiirin kendi bünyesinde  bir iç ses aramış ve bu arayışta Mehmet Kaplan'ın Tokat'a Doğru şiirinde örnek verdiği; çoktan, şak şak, akçakavak, çırılçıplak, alçacık, yaşarıyor, uzaklaşır, çizgi sözcüklerinin belirttiği gibi (ç), (ş) harflerini[13]  bizim kendi incelememize göre de en çok (s) ve (z) harflerini kullanmıştır.

                                   Büyük bir ulusuz biz, büyük...
                                   Mutlu günler düşünmek, ağlatır insanı
                                   Çemişkezek'te, Patnos'ta Malazgirt'te doğanlar

                                   Öksüz kor musunuz vatanı
[14]

biçiminde olduğu gibi şiirlerinin çoğunu dörtlüklerle yazan Külebi, uyak araştırmalarına da girişmiş; değişik biçimler ve dizeler arasında, değişik uyak düzenleri kurmuştur. En çok kullandığı uyak biçimi ise tam uyaktır.

            Cumhuriyet'in 25. Yıldönümünde Yeni Türk Şiirine Bakış adlı yazısında uyak için şöyle demektedir Külebi : "Güzelliği sağlayan sadece vezin ve kafiye olsa idi, bu çeşit bilgi veren kitapların en iyi şiir kitabı olması gerekirdi. Kaldı ki vezni, kafiyesi yerinde olan hattâ manâsı da mevcut bulunan nice şiirler bedii zevk vermekten çok  uzaktırlar; ama vezinsiz ve kafiyesiz olmak da tabiatıyla bir meziyet değildir."[15]

            Eski Bahçe,[16] Tokat'a Doğru,[17] Dostlara Türkü,[18] Yağmur Altında,[19] Ülser,[20] ve benzeri şiirlerini göz önünde bulundurursak, Külebi'nin aynı şiirin bütün bölümlerinde o şiirde uyguladığı uyak düzenini tüm şiir boyunca bozmadan sürdürdüğünü görürüz.  Ses ilintileri ile aradığı uyaklara dörtlüklerde daha çok iki ve dördüncü dizelerde yer verir.

            Külebi, bu uyak araştırmalarını yaparken dizeyi kestiği gibi, bazan da sözcüğü böler.[21] Bu bölüşü de :

                                   Kursağımda küçük bir çıban
                                   Küçük bir bomba içil içil
                                   Gün gelip patladığı an
                                   Da artık ne barut ne fitil...

                                   Gövde bile gövde değil.
[22]

Ülser şiirindeki gibi önemsediği ses kontrolü ve ritm için yapmıştır.

            Külebi, ölçülü olmayan şiirlerinde seslerin uzunluğu ve kısalığından, ince ve kalınlığından yararlanarak ritme ulaşmıştır.  Külebi'de belirli bir cümle yapısı yoktur.  O şiirde konuya en uygun ve içten anlatımı yakalamış, cümlenin kurallı - kuralsız oluşuna bakmadan istediği kıvraklıkta kullanmış, cümleleri düşünceye göre sıralamıştır.

            Bazan peş peşe getirdiği kurallı cümleler yanında, yüklemleri cümle başına ve ortasına getirerek kıvrak ama unutulmayan, kalıcı bir anlatım yakalamıştır. Yeri gelmiş eylem cümlelerini sık sık kullanıp şiirine güçlü bir hareket ve akıcılık kazandırmış, yeri gelmiş çok kısa dizelerin yanında bir satıra sığmayacak kadar uzun dizeler kullanıp anlatımda denge kurmuş, yeri gelmiş ad fiillerin eklerini düşürerek anlatıma süreklilik kazandırmış ve şiirde geniş bir anlam bütünlüğü sağlamıştır. Külebi'nin cümleleri; sadece anlatıma hizmet eden somut, açık, mahallî ve süslemelerden arınmış olup, her okuyucunun kolayca anlayabileceği niteliktedir.

           Dize Yinelemesi

            Dize yinelemesini en çok yapan ozanlarımızdan biri Külebi'dir. İlk kitabı Adamın Biri'nde çok rastlanır buna. Yeşeren Otlar'da da çok rastladığımız yinelemeleri öbür kitaplarında pek bulamayız. Bu yinelemeler Külebi'nin şiirlerine tatlı bir ritm getirmekte, daha çok sevdirmektedir şiirlerini.

            Külebi bazan düzenli bir biçimde bölüm ya da dörtlüklerinin başında :

                                   Kamyonlar kavun taşır ve ben
                                   Boyuna onu düşünürdüm
                                   Kamyonlar kavun taşır ve ben
                                   Boyuna onu düşünürdüm,
                                   Niksar'da evimizdeyken

                                   Küçük bir serçe kadar hürdüm.
[23]

örneğinde olduğu gibi peş peşe iki dizeyi yineler, sonra başka dizeler ekler. Tokat'a Girerken adlı şiirinde de :

                                    Tokat'a girerken bir derin
                                   Vadi var her taraf yeşil,
                                   Tokat'a girerken bir derin
                                   Vadi var her taraf yeşil.
                                   Ben hep gece geçtim oradan

                                   Bir su gibi dibinden ekinlerin
[24]

iki dizeyi peş peşe yinelemiştir. Bu tipte üç tane şiir yazan Külebi'nin öbür şiiri de :

                                   Pasinlerdeki köyümüzün
                                   Sokakları beyazdı,
                                   Pasinlerdeki köyümüzün
                                   Sokakları beyazdı;
                                   Sonra ovalar gördüm ki

                                   Ne çöldü, ne ayazdı.
[25]

biçiminde yinelemeleri olan Yurdumuz şiiridir.

            Külebi, bazan da şiirin gelişigüzel yerlerinde, belli bir ya da iki dizeyi daha çok anlam pekiştirmek amacı ile yineler. Sivas Yollarında[26] şiirinin  Sivas yollarında geceleri dizesi şiirin 7, 12, 18. dizeleri olarak  yinelenir. Yine 6. dize olan  Ağır ağır kağnılar gider dizesi 13. dize olarak yinelenir. Adamın Biri[27] şiirinde de :

                                   Sen ki kış ve yaz düşünceli
                                   Sen ki kış ve yaz yalnayak

dizeleri 8 - 9, 18 - 19. dizeler olarak yinelenir. Uçak yolculuğu[28] adlı şiirinde de ilk iki dize 8-9 ve 17-18. dizeler olarak yinelenmiştir. Masaldaki yalnızlıklar[29]' da yinelemeleri birer dize ara ile yapmıştır. Bu şiirinde :

                                   Ben yalnızlığı
                                   Gökte uçar gördüm
                                   Ben yalnızlığı
                                   Garip naçar gördüm.
                                   Ben yalnızlığı
                                   Gelip geçer gördüm

dize yinelemeleri yanında sözcük yinelemeleri de vardır. Farenin Ölümü[30] şiirinde 14. dize olan Kibardı incecikti kuyruğu dizesi, 20. dize olarak yinelenir.

Behçet Aysan, Ali Püsküllüoğlu, Ahmet Say, Cahit Külebi

20 Aralik1989

            Köy Öğretmenleri[31] şiirinde de  Çemişkezek'te Patnos'ta Malazgirt'te doğanlar dizesi 27 ve 34. dize olarak, 8. dize, Sevinçle türküsünü söyle  de 9. dize olarak yinelenmektedir. Günler bana bir hikâye anlattı[32] ve Temmuz I[33] adlı şiirde de Vücudum çıra gibi tutuştu tutuşacak dizesinin iki kez yinelendiğine rastlanmaktadır.

            Bir de Külebi, dizenin herhangi bir sözcüğünü değiştirerek yinelemeler yapmaktadır. Hikâye[34] şiirinde dördüncü dize olan  Tut biraz  dizesinin biraz sözcüğü değiştirilmeden, diğeri her bölümün sonunda değişerek yinelenmektedir. Buna benzer yinelemeler Sivas Yollarında[35], Hürriyet[36] ve Yaşamak I[37] şiirlerinde de görülür.

 

            Külebi'nin Dili

            Ozan çoktur Türkiye'de. Çoktur ama, durup durup da okunan, yeniliğini yitirmeyen ozan çok azdır.  İşte bu azlardan biri de Külebi'dir. Bu durum bizde bir soru uyandırmaktadır : Külebi'nin şiirlerini sevdiren sır nedir? Bize göre bu sır Külebi'nin dili ve tatlı anlatımıdır.

            Anadolu insanı türküyü çok sever. Bahçede, tarlada, harmanda hep yanık türküler söyler.  Bunlarla yoğrulur. Çocuğunun ninnisi çoğu kez anasının yanık ezgisi olur. İşte Külebi'nin dili Anadolu insanının bağrında elif elif tüten bir türkü, gerçekten bir türkü dilidir.  Ama, türkülerden giderek söyleyişe ermez Külebi.

            Cemal Süreya'nın dediği gibi "Sonuçta ulaşır türkülere".[38]   Gerçi,  Tokat'a Doğru şiirinde  Dön geri bak yinelemeleri,  Çare şiirinde  Bir fakirlik, bir yalnızlık, bir gurbet dizesi türkülerden geçmekte, Tabanca şiiri de :

                                   Bir tabancam olsa benim
                                   İnce bilekli yâr!
                                   Dünyaya eyvallah etmem
                                   Altın yürekli yâr!

                                               Çocuksun gülüp söylersin
                                               Uçan kuşlara benzersin
                                               Ben ölürsem eğer neylersin
                                               Telli duvaklı yâr!

dizeleriyle koşmalardaki söyleyişe benzer bir söyleyişi andırmaktadır.  Ama, bunlar Külebi'nin bilerek aktarmaları değil, onun benliğinde yoğrulmuş, sonra da ustaca dizelere geçip bir ulusun ortaklaşa sesi durumuna gelmiştir.

            Külebi, doğaya özgü sözcükleri çok kullanan ozanlarımızdan biridir.  Bu durum romantikliğini güçlendirirken, duygu ve söyleyiş yönünden resme gidişi ve basit imgelerle yüklü dilinin sıcaklığı da kendine özgü bir anlatım kazandırmıştır ona.

                                   Yağmur yağar camlarına dökülür
                                   Benim yüzümdür çizilen camlarda
                                   Yalnızlığın sesidir rüzgâr değil,

                                   Gürgen ağaçlarında
[39]

                                   Türkiye bayrağımız gibi
                                   Dalga dalgadır;
                                   Sivas kiliminden yolları

                                   Gökte yıldız kadar köyleri vardır.
[40]

            Külebi'nin romantizmi, kendine özgü bir romantizmdir ki  bu,  sanki düş ve hayalle bir ilgisi yok, sanki  realizmle romantizmin bir kapta yoğrulması gibi bir şey. Buna  Ayhan Doğan'a uyarak  Yeni Romantizm ya da Gerçekçi Romantizm [41] diyebiliriz.

                                   Köylerim!
                                   Ta çocukluğumdan sevdiğim köylerim
                                   Küçük vadilerde küskün kimsesiz

                                   Bakar gibiydiler konuşmadan
[42]

            Bir ozan için en güç iş; politikaya sapmadan, halkçı şiir yazmak, bir öğreti bildirisi niteliğindeki yinelemelere kapılmadan yokluğu, yoksulluğu, acı gerçekleri anlatabilmektir. Bizde bu işi yapabilen ilginç ozanlardan biri Külebi'dir.

            Külebi, dıştan Anadolu gerçeğini, Anadolu insanının ezilmişliğini anlatmaya kalkmamış; içinden çıktığı toplumun yaşamını, insancıl duygularla yoğrulan kendini anlatmıştır. Zaten "Şair doğrudan doğruya kendi dünyasına girmelidir. Kendi dünyasına giremezse, yazdığı şiirlerin niteliğinde düşüşler olur."[43]  diyen Külebi şiiri kendini anlatmak saymaktadır. Çünkü insanın en iyi tanıdık kimse yine kendisidir. Öyleyse ozanın kendini anlatması ve şiiri kendini anlatmak sayması doğaldır.  Sanatçı da içinde yaşadığı toplumun bir parçasıdır ve o toplumun izlerini taşır. Dolayısıyla ozan kendini anlatırken başkalarını, başkalarını anlatırken de kendini anlatmış olur.

            Külebi şiir için : "İnsanın kendi anadilinin çalgısında söylenen bir türkü olduğu düşünülebileceği gibi, gerçek şiirin ulusal çalgısıyla çalınan bir ezgi olduğu da düşünülebilir."[44] demektedir.  Bu görüşün kaynağı büyük bir olasılıkla halk şiiriyle olan kan bağında aranmalıdır.  Çocukluğunda Zile ve Artova'da dinlediği âşıklardan büyük haz duyduğunu sık sık belirtmesi de bu görüşümüzü doğrular niteliktedir.

            Bu görüşe paralel olarak, bir yazısında şiirin "En ilkel, en yalın, en öz bir sanat" olduğunu vurgulamaktadır.[45] Şiirde ilkellik, yalınlık ve özlülük halk şiirinin ana unsurlarındandır. Külebi de Halk Şiiri kaynağından bolca nasibini alan ozanların başında gelenlerindendir.

            Şiirlerinde Duygularını kimi Mehmet Ali'ye, kimi ad vermediği Adamın Biri'ne yükleyen ozan, çoğu kez de kendi üstlenmiştir bunları.

                                   Zeytin yağı ve ekmek kadar
                                   Kıttı hürriyet memlekette
                                   Büyüdüğü zaman akranları Mehmet Ali'nin

                                   Her şey bol olur elbette
[46]

 

                                   Çifte koştuğun öküzler,
                                   Senin kadar yorgun değil kardaş!
                                   Sen ki kış ve yaz düşünceli

                                   Sen ki kış ve yaz yalnayak.
[47]

            Ozan, doğrudan doğruya olmasa da, dolaylı yollardan ustaca yaptığı benzetmelerle, hem şiirine tatlı bir söyleyiş getirir, hem de sevdirir yaptığı benzetmeleri. Külebi öyle ustaca yapmış ki bu işi, Orhan Veli bile benzetmeyi sevmediği halde, sevmiştir Külebi'ninkileri. Adamın Biri üstüne bir yazı yazan Orhan Veli, "Şair muhatabının saçlarını buğday tarlalarına benzetiyor. Ben teşbihten haz etmem. Niçin öyle ise bu kıtayı seviyorum. Çünkü Külebi bu işi ustalıkla idare etmeyi  biliyor da ondan."[48] demiştir.

            Külebi'nin ustaca yaptığı benzetmeler için :

                                    İnsanın sevdası on beşinde
                                   Horoz şekerlerine güneşlere benzer
[49]

                                  
Kavak yaprakları gibi pırıl pırıl[50]
                                   Elişi kâğıtları gibidir eski bahçemiz
[51]
                                   Gökte yıldız kadar köylerimiz var
[52]
                                   Sakız kabakları gibi iner kalkar ta beline
[53]
                                   Boynun bir gelincik çiçeğinde çizgi kadar narin
[54]

dizeleri ilginç örneklerdendir. Şiirlerinde benzetmelere çok yer veren Külebi, ince alaylarla da bazı yurt gerçeklerine değinip kadınlar üstüne hicve kadar varan alaylı şiirler yazmıştır.

                                   Bir komşumuzun kızı var
                                   Gece gündüz türkü söylüyor
                                   Ya doktor ya mühendis diyor da
                                   Başka bir şey demiyor

dediği Kadınlar[55] şiiri ile Günler bana bir hikâye anlattı,[56]  Bir Yılbaşı Gecesi,[57] Kuşun Hikâyesi,[58] Farenin Ölümü,[59] Küçük Hanımın Sevdası[60]  ile Süt'teki :

                                   Cümle sağlık kitapları
                                   Yalnız kazandırmak için

                                   Beyaz gömlekli bayları

                                   Sağlık evleriyse bütün

                                  
Korkutmak için çocukları[61]

Ülser şiiri de bunların ilginç örneklerdendir.

            Cemal  Süreya'ya Hiç bir şair bir şiiri bitirmeyi Cahit Külebi gibi bilmez[62]  dedirten, Külebi'de temel öğe olan müziktir.  Ozanın bu alandaki tutumu Cemal Süreya'nın belirttiği gibi  Guillaume Apollinaire'i anımsatırsa da ondan ayrı yanları vardır. Apollinaire'nin şiiri Cemal Süreya'nın öne sürdüğü gibi yüzde yüz entellektüel bir kökten çıkar.  Külebi'nin çıkışı ise böyle aydın bir köke bağlanamaz.

            Bir kır ozanı olan Külebi :

                                   Biz Artvin'dik, Erzurum'duk, Çemişkezek'tik.
                                   Biz bu çorak topraklardık, ne ot ne ocak...
                                   Yıllarca buğday yerine yıldız ektik,

                                   Bulut devşirdik kucak kucak.
[63]

diye tanımladığı Anadolu'dan, bulunduğu gerçekten çıkmakta; onun çıkışı piknik olmayan bir kıra bağlanmaktadır. Gerçekten de Cahit Külebi'den başka kırı kır olarak veren ozan yok gibidir bizde.

            Kır üstüne şiir yazan kimi ozanlar, kırı piknik olarak düşünmüşler, öylece vermişlerdir. Bunların çoğu büyük kentlerde doğmuş, oralarda büyümüş, Anadolu'yu dolaşarak ya da görevi gereği atandığı yerleri görerek dile getirmişlerdir. Ömer Bedrettin Uşaklı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Kemalettin Kamu bunlardandır.

            Muzaffer Uyguner,  Külebi'nin dilini Erzurum'a, Erzurum'dan Zile'ye göçen ailesinin  diline bağlamaktadır.[64]  Bizce bu yargı doğru değildir. Külebi'nin dili, kullandığı halk sözcükleri, doğduğu Zile'nin Çeltek Köyü'ne, çocukluk yıllarının geçtiği  Zile'ye ve Zile'ye 40 km uzaklıktaki Artova'ya özgü sözcüklerdir. Bu yargıya, Zileli oluşum ve yörenin mahallî dilini çok iyi bilişim nedeniyle,  doğup büyüdüğüm Zile merkezine Külebi'nin doğduğu Çeltek köyünün l0 km kadar yakın oluşu ile varmaktayım.

            Ayrıca görüşümüzü, l984'te Zile'de yaptığımız halk kültürü araştırmalarımız sırasında  yaşlı bir kadının  "Vay hayın oğlan vay, derede çimmiş yine" diye bağırmasına tanık olmamızla,  Çeltek Köyü'ndeki bir düğünde "Güveynin sağdıcı kim olacak bacanak" biçiminde geçen bir konuşmaya tanıklığımızla ve Külebi'nin şiirlerinde geçen  çimmek, yalınayak, bebe, meyil, hark, konuk, bıldır, güleşmek, zalım, ağız dil vermek vb.  sözcük ve deyimlerin  kendimin de doğup büyüdüğüm Zile ve çevresine özgü sözcük  ve deyimler oluşu doğrulamaktadır.

            Külebi'nin dilini  çocukluğunun bir bölümünün geçtiği Niksar'a bağlayanlara da hak vermekteyiz, çünkü Niksar da Tokat'ın ilçelerinden biri olup Zile'deki ağız özelliği ile yakınlık göstermektedir. Külebi'nin dilini Erzurum'a bağlamak yerine doğup büyüdüğü Zile ve çevresine bağlamak daha tutarlı bir hareket olacaktır.

            Alçakgönüllülükle kendi şiirlerini  dokuyup yol üstüne attığı birer küçük köylü kilimine benzeten ve bir konuşmasında "Şiir dili vardır, vardır ya şiirin içinde. Bütün sözcükler şiirin emrindedir. Şair de bunlardan istediğini kullanabilir. Yeter ki gönlü hükmetsin, hükmedince de gücü yeterse her kelime şiir diline girebilir. Sözün kısası şiir dili ile düpedüz dil arasında ayrılık gayrılık yoktur."[65]  diyen  Külebi, bir köylü kilimi gibi rengârenk, cıvıl cıvıl, el emeği göz nuru şiirlerindeki türkü dolu diliyle Türkçe'nin en sevilen ozanlarından biri olarak anılacaktır.

            Külebi'de Yalnızlık

            Küçük yaşta Sivas'a, Bursa'ya, İstanbul'a tahsil için gidip aile ocağından uzak kalışı, Külebi'nin içine öyle işlemiş ki yalnızlığı Türk edebiyatında en kısa, en etkili ve en güzel bir dize ile haykırmıştır.

                                   Ağlamayacak kimse ardından, gülmeyecek[66]

deyişi ile tek dizeye kimsesizliği, yalnızlığı ve sanki bir yaşam öyküsünü sığdırmıştır.

                                   "Benim doğduğum köyleri
                                   Akşamları eşkıyalar basardı.
                                   Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem

                                   Konuş biraz!
[67]

            Külebi'nin doğduğu yerlere özlemini hikâyemsi bir tutumla tanımlayan Hikâye şiirindeki özlem, Çare şiirinde :

                                   Bu yerlerin havası ağacığım
                                   Bize yaramadı
                                   Günden güne zayıflıyoruz

                                   Ne üst ne baş kaldı

                                               Sen her gün akşama kadar ağacığım
                                               Anaya hasret, babaya hasret,
                                               Ekmeğe, insan yüzüne
                                               Sokaklara hasret.

                                   Lavanta kokuları gelir uzak mahallelerden
                                   Yel estikçe sıra sıra kavaklar sallanır,
                                   Bir yoksulluk, bir yalnızlık, bir gurbet
                                   İnsan nasıl olsa katlanır.

                                               Türkiye uçsuz bucaksız ağacığım!
                                               Bu yerlerin havası bize yaramadı,
                                               Kalkıp başka şehirlere gidelim artık

                                               Çare kalmadı.
[68]

daha belirginleşir. İstanbul şiirinde de :

Nihat Akyunak - İskeleden Görünüm

21 x 35 cm - Mukavva Üzerine Yağlıboya

Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti
Yine kamyonlar kavun taşır

Fakat içimde şarkı bitti.
[69]

yalnızlıktan yakındırır onu.

                                   Artık ne pencerem var seni koyacak
                                   Ne masam
                                   Sevgilim de yok ki bu şehirde
                                   Çiçek seni alıp ne yapsam

deyişinde yalnızlığı en duygulu dizelerle anlatan ozan, bu duyguyu sevdiklerinden, baba ocağından ayrı kalan her insan gibi duymuş, Masaldaki Yalnızlık :

                                   Ben yalnızlığı
                                   Gökte uçar gördüm
                                   Ben yalnızlığı
                                   Gelip geçer gördüm.
                                   Ben yalnızlığı
                                   Gelip geçer gördüm.

şiiri ile, Yaşamak :

                                   Gecelerin hapishanesinde
                                   Bu şiirin sahibi tek başına,
                                   Ümitlerin hapishanesinde

                                   İn cin yok.

şiirinde en belirgin dizelerle vermiştir.

            Külebi yalnızlığın her türünü duymuş, bu duyguyu çeşitli yönlerden işlemiştir dizelerinde. İç sıkıntısından duyduğu yalnızlığı Resim[70] şiirinde verirken,  Dost[71]  şiirinde toplumdan kaçışı ve bu kaçıştan doğan yalnızlığı vermiştir.

                                   İnsanlardan buz gibi soğudum
                                   İşte yalnız sen varsın.
                                   Öyle halsizim ki hiç sorma
                                   Anlarsın.

biçimindeki deyişiyle bu duyguyu dizelere içtenlikle aktarmıştır. Yine, Dostlara Türkü[72]'de işlediği yalnızlığı Diken'de :

                                   Bense boyuna yalnız, boyuna derbeder[73]

diye karamsar bir açıdan dile getirmiş,  Alacakaranlık'ta :

                                   Sen de sarılmışsın yalnızlığına
                                   Akşamlar karanlıklarla sarmaş dolaş
[74]

ve aynı şiirin devamında;

                                   Sen de yalnızlık saçarsın
                                   İçmeğe korkarsın efkâr basar

deyip,  Batı'da :

                                   Acı acıyı, geceler geceleri
                                   Yalnızlık yalnızlığı yer bitmez
[75]

biçiminde bitmeyen yalnızlığını soyut bir görünüşle işlemiştir. Bu örneklerden şöyle bir yargıya varabiliriz :  Külebi, bütün kitaplarında gurbet ve yalnızlık temini işlemiş; Yeşeren Otlar, Rüzgâr ve Adamın Biri'ndeki yalnızlık Süt'te daha soyut görünüm almıştır.

 İçi Sevda Dolu Yolculuk

ADAM Yayıncılık - 125 sh.

            Külebi'deki yalnızlık doğduğu, ilk anılarını halâ unutamadığı doğal güzellikler beldesi Zile'ye olan özleminin genelleşerek Anadolu'ya duyulan bir yurt özlemi biçiminde yansımasıdır. Külebi'nin büyüklüğü de Zile özelinde Anadolu genelini vermesidir. Bizce büyük sanatçı oluşu da buradan kaynaklanmaktadır.

            Külebi'de Sevi ve Kadın

            Külebi'nin şiirlerinde kadın önemli bir yer tutar. Öyle ki Rüzgâr adlı şiir kitabının bir bölümüne Kadınlar adını vermiştir. Külebi'ye Gözleri çıra gibi yanan, ak badem tenli ve güvercin kanadına benzeyen elli kadınlar sevgiyi öğretmişlerdir. Kız ve kadın sözlerine şiirlerinde çok sık yer veren Cahit Külebi, aşkı ve kadını hiç bayağılaştırmadan temiz ve asil duygularla işlemiştir.

                                    Boynun bir gelincik çiçeğinde çizgi kadar narin,
                                   Endamın İstanbul akşamlarının yükselişidir.
[76]

                                                           Masalda iki tel bir birine
                                                           Sürtülürse yardımına devler koşar.
                                                           Senin saçların öyle gür ki

                                                           Rüzgâr esse kıyamet kopar.
[77]

diyen Külebi, şiirde ilk ustasının halk, ikinci ustasının doğa, üçüncü ustasının kadınlar olduğunu vurgular.

                                   Üçüncü ustamdı kadınlar
                                   Tekdüze yaşantıya
                                   Kaynar dururlar semaver gibi
                                   Onlar öğretti bana sevgiyi
                                   Gözleri çıra gibi yanar
                                   Güvercin kanadına benzer elleri

diyen Külebi'ye şiir yazmayı, sevgiyi, sevmeyi, öğreten bir bakıma sevinçler, acılar, özlemler içinde çırpınıp duran fedakâr Anadolu kadınları olmuştur. Külebi, bütün kitaplarında sevgi şiirlerine yer vermiş; bu şiirlerin kimi gençlik sevdalarının izlerini, kimi gelip geçici sevgileri anlatmış, kimi de yurt sevgisiyle karışmış sevda şiiri biçiminde verilmiştir.

                                    Bildim ki nasibim yalnız sen,
                                   Ekmeğim senden gelirmiş,
                                   İnsan uyuyabilirmiş,

                                   İzin verirsen.
[78]

        Sevda şiirindeki bu yalnızlık ve Sevda Peşinde şiirinde geçen;

                                   Birisi var yolumu bekler,

                                   Ömrüm günüm yalnız geçiyor

                                   Bir tek sevda peşinde[79]

dizeleri, bir kişiye bağlanmanın mutluluğunu taşımaktadır.


Cahit KÜLEBİ

            Yeşeren Otlar'daki Yeşeren Otlar[80] ve Süt'teki :

                                   Seninle el ele deniz boyunca
                                   Tasalardan uzak
                                   Bir çift yıldız gibi kayıp gecede
                                   Küçüle küçüle uzaklaşarak

                                   Türküler çağırsak
[81]

biçiminde sıcak dizelerle yüklü Deniz Boyunca şiiri bir kişiye bağlanmanın mutluluğunu gizler. Yine Sevda Bahçesi şiiri :

                                   Bir gül baygın durur bahçede
                                   Yaprakları serin.
                                   Sen sarı güllerin en sarısı

                                   Yağmur gibisin.
[82]

bağlanılan bir kişiye söylenilen dizelerdir.

                                   Adını bile unuttum
                                   Yüzünü de gemileri de,
                                   Yalnız ara sıra hatırladığım oluyor,
                                   Sabah akşam iş başında

                                   Ve asfalt caddelerde
[83]

İstanbul'daki ve :

                                   Öyle saatlerce oturduk
                                   Bir çift söz edemedik.
                                   Ayağımızın dibinde,
                                   Gazellerin içinde

                                   Bir şey yitirmiş gibiydik...
[84]

             Esma'nın Hikâyesi şiirlerinde gençlik sevdalarının izlerini taşır. Eski Bahçe şiiri :

                                   İşte İzmir'dekiler, bir değil, beş değil.
                                   Gelip dizildiler sıra sıra.
                                   Narin, vefasız, hepsine meyil
                                   Duymuştum deli gibi bir ara.

                                   Gitmiştiler yelkenler gibi kapılıp rüzgâra
[85]

gelip geçici sevgilerin öyküsüdür. Süt'teki Helâl şiiri de :

                                   Ben senin hasretinle
                                   Yanar dururum ömrüm boyunca
                                   Tanrı'dan sonra yurdum,
                                   Yurdumdan sonra sen varsın.
                                   Haziranda bir duman tüter buram buram

                                   Sen o dumansın.
[86]

yurt sevgisiyle birleşmiş sevi şiiridir.

            Yine Adamın Biri'ndeki Hikâye adlı şiiri aşk ve yurt sevgisini birlikte veren :

Ressam Nihat AKYUNAK - 1982

Peyzaj - 23x28 cm Sunta Üzerine Yağlıboya

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı,
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi
Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi.
Sen de anlat doğduğun yerleri,

Anlat biraz!
[87]

en güzel şiirlerindendir Külebi'nin. Yeşeren Otlar'daki  Kayıp Sevda'da :

                                    Nerde evvel zaman içindeki aşklar[88]

diyen Külebi, aynı şiirde : Bir sevişmek kaldı romanlarda  deyip, bugünün aşklarını çok yüzeysel bulduğunu belirtir. Sembolik aşkı yine araya yurt sevgisini katarak, en güzel örneklerle verir.

                                   Sonra yine ev yine sen,
                                   Solgun bir lâmba altında oturup çalışmak.
                                   Ara sıra gözlerimiz bir birini bulursa

                                   Birden ısınıyor içim,

                                   Birden ışıyor kitabın yaprakları,
                                   Yaşadığımı hatırlıyorum

                                   Bakıp gülerken.
[89]

                                   Başka türküler çağırdığım çok olmuştur.
                                   Bir tanesi var ki o da sensin
                                   Bırak yine çağırayım

                                   Nasıl olsa güzelsin.
[90]

            S. I ve S. II adlı şiirlerinde sevgiyi her yönden işlemiş, kadını da bütün yönleriyle şiire sokmuştur diyebiliriz Külebi'ye. Onun şiirlerinde; bir bakarsınız sevgili, bir bakarsınız anne, bir bakarsınız eş, bir bakarsınız sokak kadını görünümündedir, çoğu kez de soyut bir görünüm alır kadın.

            Dişi şiirinde :

                                   İstanbul boğazından beyaz
                                   Gemiler geçer su kesimi mavi.
                                   İnsanı gecelerce uyutmaz

                                   Benim sevdiğim de bu gemiler misali.
[91]

diyen Külebi :  Kadınlar I-II-III,[92] S.I-II,[93] İstanbul'daki,[94] Kadınlar,[95] Kendisi,[96] şiirlerini alaylı bir biçimde söylemiş, Avrat adlı şiirinde de :

                                   Gerdeğe girdiği gece
                                   Utandı sustu.
                                   Üç gün geçince
                                   Zebani gibi olmuştu.
                                   Kırkından sonra

                                   Durmadı konuştu.
[97]

hicvetmiştir.

            Külebi'de Çocuk ve Çocukluk

            "Ağaç nasıl kökü ile beslenerek büyürse, sanatkârların çoğu da kendi köklerini teşkil eden çocukluk yıllarının hayat tecrübelerinden ilham almak suretiyle bir şahsiyet haline gelirler."[98]  der Mehmet Kaplan.

            Külebi'nin kişiliğine de çocukluğu çok büyük etkide bulunmuş, sanatının bir temel taşı halk şiiri, kır ve müzikse, diğeri de çocukluk günleri, o günlerin anıları olmuştur.

                                   Niksar'da evimizdeyken
                                   Küçük bir serçe kadar hürdüm.
[99]
                                   Efendime söyleyim, bir gün
                                   Kızı bırakmadılar dışarı,
                                   Cihanda tek başıma kalmıştım

                                   Düşünerek Esma'yı...
[100]

diye çocukluğunu, çocukluk sevilerini anımsar. Kadınlar şiirinde de :

                                   Ben çocukları severim
                                   Bütün kadınlardan ziyade
[101]

dizelerini söylemeye dek gider Külebi'de çocuk sevgisi.

                                   Bir yanda,
                                   Masmavi dumanlar tüter
                                   Onların gözlerinde,
                                   Kara çalılara benzeyen bacakları

                                   Toz duman içinde
[102]

deyip,

                                   Ve onlar yıldızlar gibi
                                   Gözleri ışıl ışıl yanarlar
                                   Oyuncak için değil kâğıt kalem

                                   Kitap için gizlice ağlayanlar.
[103]

            Anadolu çocuklarının tablosunu çizerken, diğer yanda :

                                   Kimimiz değnekle dürte dürte...
                                   Kimimiz de kaynar su döktük.
                                   İşedik bir güzel üstüne,
                                   Garip kuşu öldürdük.

                                               Yaralı bir gemi gibi yüze yüze
                                               Köprünün dışına çıktı.
                                               Vura vura eğlendik,
                                               Attık birbirimize.

                                   Uzaklardan gelme garip kuş
                                   Mürekkep rengi gözlerinle
                                   Artık dünyamızı göremezsin!
                                   Bağrışmamız gitmez kulaklarından,

                                               Yaprakların arasında güneşe karşı
                                               Çiftleşemezsin.
                                               Dişiysen yumurtlayamazsın da!
                                               Böyle deyip kuşun dört yanında
                                               Akşama kadar hora teptik,
                                               İnsan olduğumuzu iyice

                                               Garip kuşa öğrettik.
[104]

deyip kentlerin şımarık çocuklarını anlatır dizelerinde.

 Cahit Külebi'ye Saygı
Haz. M. Şerif Onaran, Abdülkadir Budak, Ali Cengizkan

1998 - 116 sh. 

            Külebi'de Toprak

            Ozanları en çok ilgilendiren temlerin biri de toprak temidir.

            Bir halk ozanı:

                                   Dost dost diye nicesine sarıldım
                                   Benim sadık yarim kara topraktır
[105]

diye sazı ile bu temin en güzel şiirlerinden birini söylerken, çoğu ozanlarımız dizelerinde kimi kez onun verimliliğini, kimi kez kıraçlığını, kimi kez de içten gelen bir duygusallıkla onun çeşitli görünümlerin anlatmışlardır.

            Külebi de çoğu şiirlerini toprak temi üzerine kurmuştur. Toprağı, özellikle  Anadolu toprağını şiirleştiren ozan bu tutumuyla da gerçekten bir kır ozanı görünümü kazanmıştır.

            Bir şiirinde:

                                   Pasinlerdeki köyümüzün
                                   Sokakları beyazdı
                                   Sonra ovalar gördüm ki

                                   Ya çöldü, ya ayazdı.
[106]

diyen Külebi, pek çok şiirinde toprağı dile getirmiş ve :

                                   Güneyde mis kokulu bir ağaç
                                   Yuvarlak yaprakları ince
                                   Yaz gelip de güneş vurunca

                                   Dallarından bal akar
[107]

biçimindeki söyleyişiyle de toprağın, Anadolu toprağının sevdalısı bir ozan olarak çıkar karşımıza.

            Külebi'de Yurt Sevgisi ve Doğa

            Bir yazısında : "En çok yurdumdan söz ettim" diyen Külebi'nin şiirlerinde yurt sevgisi, sevinçleri - acıları - özlemleriyle baş temadır.  Külebi şiirlerinde yurdunu doğasıyla - insanıyla içli dışlı anlatmıştır.

            Bir söyleşide : "Ben Anadolu'yu, Anadolu insanını yansıtmaya çalışan bir şiir yöntemi güttüm. Buna heves ettim. Çocukken içimde büyük bir eziklik vardı... Asıl olan köyü tanımak, köyü yansıtmak, köyle ilgili konularda belli bir işlev görmektir. Bunu bir ölçüde yaptım. Şiirdeki ilk girişimlerimden başlayarak İstanbul'dan söz ettiğim zaman bile Anadolu'yu yansıttım."[108]  demektedir.  Anadolu'yu kadınıyla, erkeğiyle, günlük yaşantısını veren; doğanın her yönünü en gerçek, en sıcak, en açıklığıyla dizelere aktaran Külebi bir şiirinde :

                                   Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
                                   Benim doğduğum köyler de güzeldi
                                   Sen de anlat doğduğun yerleri,

                                   Anlat biraz.
[109]

deyip, her ozana özgü olmayan bir yumuşaklıkla verirken, başka bir şiirinde :

                                   Ne yıldızlar kaynaşır gökyüzünde
                                   Ne sevdayla dolar taşar gönüller,
                                   Bir rüzgâr eser ki bıçak gibi

                                   El ayak şişer.
[110]

deyip, birden sertleşiverir.

            Cahit Külebi, kendinden önce uzaktan ve kısmen görülebilen Anadolu'yu bizzat yaşayarak şiirleştirmiştir.

            Yolculuk şiirinde :

                                   Bir dikili ağacım bile yok yeryüzünde
                                   Ama bir memleketim var sevilecek!
                                   Eriyen karlar gibi içinden

                                   Bütün sıkıntıların akıp gidecek
[111]

diyerek Anadolu'da yolculuk yapmanın insanın bütün sıkıntılarını giderdiğini vurgulayıp yumuşak ve sevgi dolu bir tavır gösterir.

            Birçok ozan vardır Türkiye'de. Köyde doğmuştur. Ayakları nasır bağlamıştır harman yerinde. Sonra okumuş, büyük kentlere gitmiştir. Köyünü unutmuş, köylüsünü unutmuş, içinden çıktığı toplumun dertlerini sanki yaşamamış, sanki duymamıştır.  Anadolu'yu kitaplardan öğrenen çoğu ozanlar Anadolu üstüne şiirler yazarken  o, büyük kentlerin gürültüsüne şiirler yazmıştır.

            İşte bunlar arasına girmeyen, çıktığı toplumu, acı gerçekleri unutmayan Külebi, Yurdumuz şiirinde :

                                   Uzak köyler
                                   Harap köyler
                                   Uzak köylerimizde doğan hemşeriler
                                   Neler konuşurlar,
                                   Neler düşünürler,

                                   Ne yerler?
[112]

deyip onları anımsamakta.  Süt şiirinde :

                                   Konya ovasından bir gece geçtim.
                                   Kıraçtı ya avutucuydu, genişti.
                                   Ilık memelerden damlayan süt
                                   Yüzyıllar boyunca su yerine

                                   Bu toprakları beslemişti.
[113]

ve :

                                   Erzurum'dan kalkar bir uçak
                                   Hay benim fakir memleketim.
                                   Yüzlerce mil ne od ne ocak,
                                   Ne orman, ne bahçe bir dilim,

                                   Dağlar omuz omuza kayalık çorak.
[114]

dediği Tek Tanrı Sevi şiirinde Anadolu'nun tablosunu çizmektedir. Külebi'de büyük kentlerde duyduğu yalnızlık yurt sevgisini daha da güçlendirerek

İSTANBUL

Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti.
Yine kamyonlar kavun taşır,
Fakat içimde şarkı bitti.

Nihat Akyunak - Menekşe Köprüsü 1982

38x45 cm Duralit Üzerine Yağlıboya

dediği İstanbul şiirini yazdırtır. Bir şiirinde Anadolu dağlarından söz eder:

                                   Çamlıbel'de Köroğlu kalmaz naçar
                                   Kop dağında öküzlerin çektiği.
[115]

ve över onları. Denizin Getirdikleri şiirinde de :

                                   Sen biricik kadınımsın mavi deniz
                                   Kalbinde çarpan sevgi dalgadır
[116]

deniz kıyısının güzelliklerini anlatır. Tokat'a Doğru şiirinde ise :

                                   Orda derenin içinde
                                   İki üç akçakavak.
                                   Tekerler döner, başım döner,

                                   Kavaklar yeşeriyor dön geri bak.
[117]

deyip, Anadolu'nun çorak topraklarına çeker bizi. Yurdum şiirinde de sanki bir dost, bir sevgiliymiş gibi Anadolu'dan içtenlikle söz eder :

                                   Ağladığım senin içindir!
                                   Güldüğüm senin için;
                                   Öpüp başıma koyduğum
                                   Ekmek gibisin.

diyerek de kutsallaştırır Anadolu toprağını. Külebi'de müzik vardır, ses vardır, hareket vardır, folklor motifleri vardır. Şiirlerinde yurt temlerini işlerken; Anadolu insanının olanaksızlıklarını, acı gerçeklerini de katıp verince, Anadolu insanını en güzel anlatan Külebi'nin şiirleridir diyebiliriz.


ADAM Yayıncılık - 277 sh.

            Adamın Biri'nde Adam yorgundur, düşüncelidir, yalınayaktır.

                                   Çifte koştuğun öküzler,
                                   Senin kadar yorgun değil kardaş!
                                                   

                                   Sen ki kış ve yaz düşünceli

                                   Sen ki kış ve yaz yalınayak!
[118]

            Ama yine seven, yine türkü söyleyen, gerektiğinde ölen o adamdır.

                                   Sevmesi sana mahsustur
                                   Yüreğin hükmedince,
                                   Boynunun damarları kabararak
                                   Türkü söylersin söyleyince,
                                   En iyi sen gülersin,

                                   Ölürsün öl deyince.
[119]

            Adamın Biri şiirinde tanımladığı Anadolu insanının umudunu yağmurlara bağlayışını Yağmur şiirinde :

                                   Artık geçti hüzün taşımanın modası
                                   Getir bize yeşillik, sevinç getir.
                                   Sendedir bütün nafakamız

                                   Bil ki bütün umudumuz  sendedir.
[120]

biçiminde verirken, Yurdumuz şiirinde de Anadolu kadınının yaşantısından söz eder; gerçek görünümünü çizer onların :

                                   Ya yurdumuzun kadınları
                                   Hep yanık tenlidirler;
                                   Hepsi de çınar gibi

                                   Yahut veremlidirler.
[121]

deyip aynı şiirde :

                                   Ya onların doğurduğu Karacaoğlanlar,
                                   Çiftçiler, balıkçılar, çobanlar.

dizeleriyle, Anadolu kadınının asıl görevini belirtir, onu bir kat daha yüceltir. Kadın ve yurt temini kendine özgü bir anlatımla birlikte sunan Külebi :

                                   Kaybolur gider sanırdın
                                   Tarla çapalarken güneş altında,
                                   Karanlık odalarda tütün dizerken

                                   Yanıp sönerdi ıslak ıslak.
[122]

dizeleriyle yine Anadolu'nun ve Anadolu kadınının tablosunu çizer gözlerimizin önüne. Bir kır ozanı, Anadolu ozanı olan Külebi, Anadolu'yu gördüklerini, buruk bir acılıkla, çoğu kendi yaşantısına dayalı olarak dile getirir. Bazan da romantizme kaçan şiirler söyler Anadolu üstüne.

            Cahit Külebi'nin şiirlerinde doğa bütün temalarına sinmiştir. O, Anadolu'yu, çocuğu, dostluğu, kadını şiirleştirirken hep doğadan yararlanmış bir şekilde özleştirmiştir doğa temi ile diğer temleri.  Çünkü o doğaya âşıktır. Doğa ona yaşama sevinci aşılar.  Doğanın güzelliği karşısında öylesine duygulanır ve coşar ki insanlara :

                                   Nasıl sevmezsin dünyayı

diye sorar.

            Külebi'de doğa içinden çıktığı ve yaşamı boyunca kopamadığı  Anadolu doğasıdır. Bu doğayı öylesine sever ki :

                                   Yurdumuzun herhangi iki
                                   Kasabası arasında gezerken
                                   Bir sararmış diken görürseniz
                                   Bilin işte benim o diken

diyecek kadar özleşir doğayla. Külebi'nin hemen her şiirinde sezinlediğimiz doğa ve insan sevgisi, O'nu Karacaoğlan'a yaklaştıran kullandığı  halk şiirlerinin motifleri yanında belirgin bir özellik olarak görülmektedir. Külebi de Karacaoğlan gibi insan ve doğa sevgisini bir arada, ustalıkla, ama Karacaoğlan'dan ap ayrı kendine özgü bir anlatımla verir.

            Külebi'de Ölüm Temi

            Kişioğlu yaşlandıkça ölümü daha çok düşünür olur. Ozanlar da böyledir. Ölüm üzerine şiir yazan çoğu ozanlar, ya hastadırlar ya da yaşlı.  Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı Tarancı hastalıkları nedeniyle ölüm şiirleri yazmıştır. Yahya Kemal de hastalığından sonra ve yaşlandıkça ölüm üstüne şiirler yazmıştır.

            Külebi'nin ilk dört kitabında rastlayabildiğimiz bir iki ölüm temini işleyen şiire karşın Süt'teki ölüm şiirlerinin çokluğu bu yargıyı doğrulamaktadır.

                                   Ölüm mü?
                                   Doğduğum günden beri

                                   Ardımdan gezer caddelerde
[123]

                                   Ölüm ara sıra yokluyor beni
                                   Oturuyor geçip karşıma;
                                   Daha diyor, daha vakit erken

                                   Sonra dönüp gidiyor başkasına.
[124]

                                   Eldesizliğin karanlığında bin kez yokluk vardır
                                   Duyarsızlık ötesi şaşkınlık, ölüm ötesi gülünç
[125]

                                   Hepiniz öleceksiniz
                                   Tanrı katına çıkacaksınız utanmadan
                                   Ruhlarınız koyup kaçacak sizi

                                   Topraklara gömüleceksiniz
[126]

dizelerinde de belirttiği gibi Külebi'nin ölüm üstüne düşünceleri gerçekçidir. Her şeyin ölümle bittiğine inanır.

            Külebi'de Atatürk ve Kurtuluş Savaşı

            Türk Edebiyatında en çok işlenen temlerden biri de Atatürk ve Kurtuluş Savaşı temleridir.  Ozanlarımızın çoğu Atatürk üstüne şiirler yazmışlar, her yönüyle işlemişlerdir onu.

            Dağlarca :

                                   Atatürk çağlar üzre
                                   Bayrak bayrak gelen Türk

                                   Altayca Tanrı Dağca Ağrıca yükselen Türk
[127]

demiş. Necatigil :

                                   Bu resimle başlar bizim günümüz
                                   Karşımızda Atatürk'ü gördükçe

                                   Kıvançla dolar, taşar bizim gönlümüz.
[128]

diye söylemiş; Atatürk ozanı diye bilinen Behçet Kemal Çağlar da şiirlerinin çoğunu bu temde dile getirmiştir. Daha nice ozanlar gibi Külebi de Atatürk temine eğilmiş ve Atatürk Kurtuluş Savaşında destanını yazmıştır. Önce Yenilik Yayınları arasında 1950'de bir kitap biçiminde çıkan Yeşeren Otlar'la birlikte yeniden basılmış 1969'da da bütün kitaplarını bir araya getirdiği Şiirler adlı kitabında yer almıştır.

            Nüvit Kodallı tarafından Atatürk Oratoryosu adı altında bestelenen bu destan; Cemal Süreya'nın ileri sürdüğü gibi Külebi'nin en zayıf yapıtı[129] değildir. Gerçi Orhan Veli'ye ve halk söyleyişlerine yaklaşmışsa da geniş bir soluk, yiğit bir hava taşıyan bu destan, edebiyatımızın en önde gelen eserlerindendir.

            13 bölüm olan destanın 2, 3, 5, 6, 7, 9, 11, 12. bölümlerinde;

            Bir gün kara bulutlara konaklamıştı.

            II

            Yaylılar gelip geçiyordu güneyden,
            Örtük kara perdeler sallanıyordu.
            Utanıyordu Anadolu'dan gelip geçen
            Milletin yüreği kan ağlıyordu.
            Ne bulutlar gitti, ne göklerden bir haber geldi.
            Bu sefer de millet padişahlara seslendi.

            IV

            Biz yoksul bir milletiz.
            Gözlerimizde solgun ışıklar yanar.
            Nasılsa yenilmişiz bir kere

            Ama uzun sürmez o kadar!
[130]

örneklerinde olduğu gibi epigraf vardır. Diğer bölümleri dörtlüklerle veren Külebi 9, 12 ve 13. bölümleri beyitlerden oluşturmuş, diyeceklerini;

            XII

            Devrimlerle yüceltti, çok yüceltti,
            Bu milleti temiz ellerin
            Sana borçluyuz ta derinden

            En büyüğü Mustafa Kemallerin!
[131]

            IX

            Vur ki anam babam, vur ki kardaşım!
            Hayın düşman yurdumuzu almıya!
[132]

            XIII

            Binler yaşa, yurdumuza hizmeti büyük
            Kemal Paşa! Ölümsüz insan! Şanlı Atatürk!
[133]

biçiminde yürekten ve yiğitçe söylemiştir.

            Külebi'de Öğretmen Temi

            Öğretmenlik; şefkat, anlayış ve hoşgörü mesleğidir. Öğretmenlik sabır ister, gönüllülük ister, maddî yönünü ön plâna almadan özveri ister. Çünkü öğretme işi için harcanan çaba para ile ölçülemez...

            Öğretmenlik temini edebiyatımızda pek çok ozanımız en ince ayrıntılarına değin işlemiş; Ceyhun Atuf Kansu, Coşkun Ertepınar, Yahya Akengin, Şadiye Akay gibi ozanlar dizelerinde öğretmenlik temini çarpıcı söyleyişleriyle dile getirmişlerdir.

            Aslında öğretmen olup emekli olana değin bu mesleğin içinde yoğrulan Külebi ise bu temi o denli güçlü bir söyleyişle dile getirmiş ki, o'nun Köy Öğretmenleri şiirini okuyunca ruhu ile, işlevi ile, etkileri ile Türk Milli Eğitimi'nin temel taşı olan Köy Enstitüleri'ni hatırlamamak mümkün değildir. Köy Enstitüleri'nde öğrenci köyden alınmakta, eğitilip yine köye gönderilmektedir. İşte;

            Çemişkezek'te, Patnos'ta, Malazgirt'te doğanlar!
            Malazgirt'e, Çemişkezek'e, Patnos'a gitmeseniz
            Çocuklarınız öksüz kalır, yetim kalır

            Köylere ışık iletmezseniz
[134]

biçimindeki dizelerle örülü günümüzde de boşluğu hissedilen Köy Enstitüleri'ni ve Öğretmen Okulları'nı hemen aklımıza getirmekte ve o okulların, o büyük eğitim kurumlarının önemini gözler önüne sermektedir.

Doç. Dr. İsmail Çetişli

AKÇAĞ Yayınları - 376 sh.

                     KAYNAKÇA :

              [1] Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri, C.II, İstanbul  , s.249
             
[2] Cemal Süreya (Seber), Cahit Külebi’nin Çıkışı Üstüne Notlar, Papirüs, S.11, Nisan l967
             
[3] Adamın Biri, s.43
             
[4] Rüzgar, s.18
             
[5] Cemal Süreya , a.g.y.
             
[6] Yeşeren Otlar, s.39
              [7] Süt, s.5
             
[8] Süt, s.17
             
[9] Türk Mavisi, s.20
           
[10] Ayhan Doğan, Cahit Külebi, İstanbul Dergisi,  S.3
           
[11] Yeşeren Otlar, s.22
           
[12] Ercüment  Behzat Lav, Açıl Kilidim Açıl,  İstanbul, l9311
           
[13] Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleriİstanbul l973, s.251
           
[14] Süt, s.15
           
[15] Cahit Külebi,Cumhuriyet’in 25. Yıldönümünde Yeni Türk Şiirine Genel Bakış, Ülkü Dergisi, 23 Kasım    l948, S.23
           
[16] Yeşeren Otlar, s.11
           
[17] Yeşeren, s.13
           
[18] Rüzgâr, s.60
           
[19] Yeşeren Otlar
           
[20] Süt, s.24
           
[21] Cahit Külebi, Deniz Boyunca, Türk Mavisi, İstanbul, l973, s.106
           
[22] Şiirler, s.224
           
[23] Adamın Biri, s.8
           
[24] Yeşeren Otlar, s. 15
           
[25] Adamın Biri, s.48
           
[26] Adamın Biri, s.14
           
[27] Adamın Biri, s. 20
           
[28] Adamın Biri, s.30
           
[29] Adamın Biri, s.51
           
[30] Şiirler, s.162
           
[31] Süt, s. 15
           
[32] Rüzgar, s.9
           
[33] Rüzgar, s.32
           
[34] Adamın Biri, s.11
           
[35] Adamın Biri, s. 14
           
[36] Adamın Biri, s.46
           
[37] Adamın Biri, s.53
           
[38] Cemal Süreya Seber, Cahit Külebi’nin Çıkışı Üstüne Notlar, Papirüs,  İstanbul, Nisan l967, S.2
           
[39] Süt, s.40
           
[40] Adamın Biri, s.49
           
[41] Ayhan Doğan, Cahit Külebi, İstanbul Dergisi, S.3
           
[42] Rüzgâr, s.68
           
[43] Gösteri, Ekim l982, s.8
           
[44] Cahit Külebi, Şiir Üstüne, Şiir Her Zaman, s.40
           
[45] Varlık Dergisi, S.548, l5 Nisan l961
           
[46] Adamın Biri, s. 33
           
[47] Adamın Biri, s. 20
           
[48] Orhan Veli Kanık, Adamın Biri, Ülkü Dergisi, İstanbul 16 Ekim l946
           
[49] Adamın Biri, s.7
           
[50] Rüzgâr, s.48
           
[51] Yeşeren Otlar, s.12
           
[52] Süt, s.13
           
[53] Türk Mavisi, s.15
           
[54] Türk Mavisi, s.157
           
[55] Rüzgâr, s.24
           
[56] Rüzgâr, s.11
           
[57] Rüzgâr, s.12
           
[58] Rüzgâr, s.24
           
[59] Yeşeren Otlar, s.36
           
[60] Yeşeren Otlar, s. s.51
           
[61] Süt, s.25
           
[62] Cemal Süreya Seber, Papirüs, İstanbul,l967, s.11
           
[63] Süt, s.3
           
[64] Muzaffer Uyguner, Cahit Külebi’nin Şiiri, Yeni Dergi, Temmuz l967, s.34
           
[65] Nihat Kuşlu, Külebi İle, Kaynak Dergisi, İstanbul, Mart l973
           
[66] Rüzgâr, s.63
           
[67] Rüzgâr, s.17
           
[68] Rüzgâr, s.17
           
[69] Adamın Biri, s.9
           
[70] Adamın Biri, s. 59
           
[71] Rüzgâr s.33
           
[72] Rüzgâr, s. 60
           
[73] Yeşeren Otlar, s. 22
           
[74] Süt, s. 20
           
[75] Süt, s.28
           
[76] Türk Mavisi, s.15
           
[77] Süt, s.23
           
[78] Adamın Biri, s.56
           
[79] Adamın Biri, s.17
           
[80] Yeşeren Otlar, s.10
           
[81] Türk Mavisi, s.106
           
[82] Yeşeren Otlar, s.40
           
[83] Rüzgâr, s.29
           
[84] Rüzgâr, s.49
           
[85] Yeşeren Otlar, s.11
           
[86] Süt, s.38
           
[87] Adamın Biri, s.12
           
[88] Yeşeren Otlar, s.53
           
[89] Rüzgâr s.36
           
[90] Rüzgâr, s.38
           
[91] Yeşeren Otlar, s.47
           
[92] Rüzgâr, s.21
           
[93] Rüzgâr, s.35
           
[94] Rüzgâr, s.28
            [95] Adamın Biri, s. 32
           
[96] Yeşeren Otlar, s.50
           
[97] Yeşeren Otlar, s.56
           
[98] Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri,  İstanbul l973, C.II, s. 246
           
[99] Adamın Biri, s.8
           
[100] Rüzgâr, s.48
           
[101] Adamın Biri, s. 32
           
[102] Rüzgâr, s. 42
           
[103] Süt, s.16
           
[104] Süt, s. 102
           
[105] Âşık Veysel, Dostlar Beni Hatırlasın, Ankara, l990, s.147
           
[106] Adamın biri, s. 48
           
[107] Şiirler, s. 204
           
[108] Gösteri, Ekim l982, s.7
           
[109] Adamın Biri, s.12
           
[110] Adamın Biri, s.14
           
[111] Bütün Şiirleri, s.10
           
[112] Adamın Biri, s.49
           
[113] Süt, s.18
           
[114] Süt, s.7
           
[115] Rüzgâr, s.64
           
[116] Rüzgâr, s.66
           
[117] Yeşeren Otlar, s. 14
           
[118] Adamın Biri, s.20
           
[119] Adamın Biri, s.20
           
[120] Adamın Biri, s.40
           
[121] Adamın Biri, s.48
           
[122] Rüzgâr, s.25
           
[123] Yeşeren Otlar, s.68
           
[124] Yeşeren Otlar, s.42
           
[125] Süt, s.45
           
[126] Şiirler, s.131
           
[127] Fazıl Hüsnü Dağlarca, Atatürk,  Varlık, Kasım l969
           
[128] Necdet Alpay, Türk Şiirinde Atatürk, Hür Yay. İstanbul l980, s.484
           
[129] Cemal Süreya Seber, a.g. e.
           
[130] Şiirler, s.209
           
[131] Süt, s.223
           
[132] Süt, s.224
           
[133] Süt, s.224
           
[134] Şiirler, s.233

Cahit KÜLEBİ

İçi Sevda Dolu Yolculuk

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR