|
CAHİT KÜLEBİ |
|
Araştırma :
Yrd.
Doç.
Dr. Mehmet YARDIMCI
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca
Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü Öğretim Üyesi
ŞİİRİNİ HALK ŞİİRİNİN GÜR KAYNAĞINDAN BESLEYEN
CAHİT KÜLEBİ
VE
ŞİİR DÜNYASI
Dr. Mehmet YARDIMCI
20 Haziran l997'de yitirdiğimiz Cahit Külebi'nin annesi Erzurum'un Pasinler İlçesi'nin Aşağı Tayhoca Köyü'nden Karabeyoğulları'ndan Feride, babası da Erzurumlu Gullebiler'den Necati'dir.
Zile'nin Çeltek köyünde 02 Ocak l9l7'de dünyaya gelen Külebi'nin asıl adı Mahmut Cahit'tir. Anne tarafından geniş topraklara sahip, zengin bir ailenin üçüncü çocuğu olan Külebi'nin aile soyadı Erencan'dır. Külebi takma adını sonradan soyadı olarak tescil ettirmiştir.
Üç yaşında Zile'nin Dutlupınar Mahallesi'ndeki Anaokulu'na başlayan Mahmut Cahit, bir süre Dutlupınar (İstiklâl) Okulu'na giderse de normal olarak okula Artova İlçesi'nin merkezinde başlar. Üçüncü sınıfta iken babasının Niksar Nüfus Memurluğu'na atanmasıyla ilkokulun dört ve beşinci sınıflarını Niksar'da okur. Sonra Sivas'ta ortaokulu, Bursa ve Sivas'ta da liseyi bitirir.
1936'da birincilikle kazandığı Yüksek Öğretmen Okulu'na gider. Bu okulda iken, Reşit Rahmeti Arat'ın aracılığı ile Berlin'e gönderilen Külebi, Reşit Rahmeti Arat, Fuad Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ali Nihat Tarlan'ın derslerinden de yararlanmıştır.
l939 - 1940 ders yılı Eylül döneminde okulu bitiren Külebi Trakya'da 46. Süvari Alayı'nda iki buçuk yıl yedek subaylık yapar. Askerlikten sonra, Antalya Lisesi Edebiyat Öğretmenliği'ne atanır ve l941'de de evlenir. Vefatından kısa bir süre önce Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Senatosu tarafından Fahrî Doktor unvanı verilen Külebi 20 Haziran l997'de vefat etmiştir.
Haziran'da vefat eden Külebi ne ilginçtir ki ilk şiirlerini yayımladığı 1938 yılında Haziran adlı bir şiir yazıp yayımlamıştır. Bu şiirde :
Her akşam bulutlar
Belki de Haziran
Bilmez telâşımı
Bulacak naaşımı
Her akşam bulutlar
Belki de Haziran
dizeleri ile sanki ölümünün Haziran ayında olacağını bilmiş gibidir.
http://www.balca.net/duygularim10051
Bulunduğu Görevler
l946'da Ankara Devlet Konservatuarı Diksiyon Öğretmenliği'ne ve Dramaturgluğu'na, sonra da aynı okulun Edebiyat Öğretmenliği'ne atanır. Bir süre de Müdür Yardımcılığı yapar. l954'te de Ankara Gazi Lisesi Edebiyat Öğretmenliği'ne atanır, uzun bir süre bu okulda çalışır. Sonra da Müfettişlik, İsviçre Bölgesi Kültür Ataşeliği ve Öğrenci Müfettişliği, Kültür Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulunur. Emekli olduktan sonra ise Türk Dil Kurumu'ndaki yapısal değişikliğe kadar Türk Dil Kurumu Genel Sekreterliği'ni yürütür.
Sanata Tutkusu
Şiir yazmaya 13 - 14 yaşlarında başlayan Külebi ilk şiirini babasının ölümü üzerine yazmıştır.
İlk şiirlerini l933'te Sivas Erkek Lisesi'nin dergisi olan Toplantı'da yayımlayan Külebi, sonra Yücel Dergisi'nde şiirlerini yayımlamıştır. İlk yayımladığı şiir Gurbet Acısı başlığını taşır. Bazı kaynaklarda ilk şiirlerinden biri olarak bildiğimiz Gidene başlığını taşıyan şiirinin ilk şiiri olduğu işaret edilmektedir.
Zile'nin o zamanki sihirli havasından büyük ölçüde etkilenen Külebi sanata tutkusunun başlayışını şöyle anlatır :
"Zile'de bir akşam babam bana üç kitap getirdi. İhtimal o yaşımdan hatırladığım tek gün olan o aydınlık gecede edebiyatı sevmişimdir. Belki de her akşam, yassı kalesinden tellallar çağıran, sokaklarında yaz boyunca yük yük üzüm, alaca mısırlar, tenteneli uzun kavunlar taşınan, sabahlara kadar büyük leğenlerde pekmez kaynatılan, bu yüzden kışa kadar sokakları sıcak üzüm kokan ve geceleri uzaktan (Şu Zile'den gece de geçtim görmedim aman) diye türküler duyulan Zile bana sanatı sevdirdi. Babam kitapları getirmişti, ama okuma bilmiyordum."
Şiirlerini Yayımladığı Dergiler
İlk şiirlerini Toplantı'da yayımlayan Külebi İstanbul'a geldikten sonra değişik şiirler yazmaya başlar.
İlk üç şiiri Haziran - Temmuz l983'de Nazmi Cahit imzası ile Gençlik Dergisi'nde çıkar. Sonra aynı adla Varlık'ta görülür (Ekim l938). Daha sonra da Sokak (l940), İnsan (1941), Varlık (l940'tan bu yana) Türk Dili (l951 - l980), Türk Dünyası (l954) ve kurucuları arasında olduğu, sonraları dil ve düşünce ayrılıkları nedeniyle aralarından ayrıldığı Hisar'ın ilk sayılarında, son yazılarını da yalnız Varlık ve Türk Dil Kurumu'ndan ayrılıp kurum dışında yayımladıkları Türk Dili dergilerinde yayımlamıştır.
SEÇME ŞİİRLER
ADAM Yayıncılık
Kitapları
Yalnızca şiirle uğraşan Külebi eserlerini de sadece bu türde vermiştir. l985'te Şiir Her Zaman adlı deneme, l986'da da İçi Sevda Dolu Yolculuk adlı anı kitaplarını yayımlamıştır.
Şiir kitapları ise :
a. Adamın Biri
(l946)
b. Rüzgâr
(1946)
c. Atatürk Kurtuluş
Savaşında (l952)
ç. Yeşeren Otlar
(l954)
d. Süt
(l965)
e. Türk Mavisi
(l973)
f. Yangın
(l980)
g. Güz Türküleri (l995)
Cahit Külebi'nin Yeşeren Otlar adlı kitabı l955 yılında Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü'nü kazanmış, Nüvit Kodallı da Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı eserinden bir Atatürk Oratoryosu meydana getirip bestelemiştir.
Sanat Gücü
Mehmet Kaplan Külebi için; "Ben ona inanıyorum ki, Anadolu'yu çocuklukları bu topraklarla karışmış, şehre geldikten sonra yüksek kültür edinmekle beraber ilk yaşantılarını kaybetmemiş sanatkârlar anlatabilirler. Cahit Külebi, bunu başaran nadir şairlerden biridir." [1] demektedir.
Dil devriminden, çağdaş eğitimden ve şiir sanatından ödün vermeyen, Türkçe'nin duru şiirlerini yazan, içimizi ışıtan, bize umut veren, güç veren, yaşanmış bir duyarlığı hep hissettiren Külebi'nin l946'da yayımladığı ilk kitabı Adamın Biri'nde umutlu özlemler, küçük kırılışların ardından iyimser direnişler, insanlara sevgi ve acımalarıyla yaklaşımlar, gerçekçi bir yurt sevgisi, Anadolu insanının güçlü bir tasviri ve tertemiz aşklar görülmektedir.
Bu kitapta, insan - doğa ilişkisi üzerine güçlü şiirler yer almakta ve Anadolu gerçekleri tablo gibi yansıtılmaktadır.
Cemal Süreya (Seber)'in, Külebi'nin şiiri için "Humor - mizah ağır basmakla beraber, humorla lirizm yan yana, iç içe hattâ bir birine dönüşecek biçimde."[2] deyişini :
Ressam Nihat AKYUNAK - 1987 |
|
Nasıl sevmezsin
bu sabahları
Şu denizi nasıl sevmezsin |
Ya ırmaklar ki yalnız yurdumuzda
Nasıl sevmezsin arkadaşları |
biçimindeki söyleyişi kanıtlamakta olup, Külebi kendine özgü bir yol tutmağa çalışarak, doğa ve insan sevgisinin içten anlatımına ermektedir.
Adamın Biri'ndeki şiirler ile önemli bir çıkış yapan Külebi bu dönemde yenilik eyleminin en umutlu ozanlarından biri olarak belirmektedir. Benim doğduğum köylerde derken tüm Anadolu köylerinin gereksinimlerini, akşamları eşkıyaların basmasını, gülmesini unutmuş insanları, bıçak gibi esen rüzgârlarda Sivas yollarındaki kağnı gıcırtısını ve sürücüleri, buğday tarlaları bile olmayan köylüleri yumuşak bir dil ve anlatı ile ama tüm yalınlığıyla önümüze koymaktadır.
Eleştirel bir gözle incelendiğinde l949'da yayımladığı Rüzgâr'daki şiirlerin, Adamın Biri'ndekilerden daha usta işi olduğu da hemen belirginleşmektedir. Nitekim Çare şiirinde :
Ressam Nihat AKYUNAK |
|
Bu
yerlerin havası ağacığım
Sen her gün
akşama kadar ağacığım |
Lavanta kokuları gelir uzak mahallelerden
Türkiye uçsuz bucaksız ağacığım! |
deyişinde olduğu gibi Adamın Biri'ne göre Rüzgar'daki şiirlerin daha uzun ve duygulardan düşüncelere yönelen bir tutum aldığı sezilmektedir. Rüzgar'da Anadolu coğrafyası, tarihi ve insanı daha bilinçli olarak gözler önüne serilir. Savaş yıllarının getirdiği bazı güçlükler de ustaca şiirleşmiştir.
Rüzgar'da Külebi'nin derdinin de sevincinin de hep yurt için olduğu sezilir. Ağladığı, güldüğü hep Anadolu uğrunadır. Bu kitaptaki şiirlerde insan sevgisiyle yurt sevgisi atbaşı yürümektedir.
Cemal Süreya'nın öne sürdüğü gibi Rüzgar'da Külebi, Orhan Veli'nin söyleyişine doğru kayıp, Orhan Veli edasına yaklaşır.[5]
Rüzgar'daki Atatürk'e Ağıt'tan doğup genişçe bir destan niteliğinde görülen Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı üçüncü şiir kitabında Orhan Veli edası daha da belirginleşmekte, Adamın Biri ve Rüzgar'daki sade dil biraz daha ağırlaşmakta olup biraz daha ağdalı bir dille konuşur gibi yazmaktadır.
Külebi Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı eserinde hiç de karamsar değildir. Tersine bilinçli, umutludur. Şiirleri elle tutulurcasına canlı ve gümbür gümbürdür. Sanki bu kitapta Kurtuluş Savaşı'nın panoramasını yapmıştır.
Külebi'de sonsuz bir Atatürk hayranlığı vardır. Bu hayranlık gün geçtikçe artarak büyür ve ona :
Önce adını öğrenir çocuklarımız
Binler yaşa yurdumuza hizmeti büyük
Eli kalem tutup yazanda
Kemal Paşa! Ölümsüz insan, Şanlı Atatürk
dizelerini yazdırtır.
Dördüncü kitabı Yeşeren Otlar'da Külebi'de yeni bir değişme sezilmekte; Adamın Biri'ndeki olanaklar bizce daha gelişkin bir biçimde görülmektedir. Yeşeren Otlar'daki şiirler incelendiğinde Külebi'nin değişik konulara değindiği görülür.
Seferde bir gemi, bir adam
Oturmuş gitmesini bekler.
Yolculuk ömrüm gibi tamam
Deyince açsa çiçekler
Gülse çocuklar
inanmam.[6]
dediği, Bir Gemi Bir Adam adlı şiirde olduğu gibi kötümser ve umutsuz söyleyişlerle yüklü dizelerde Adamın Biri'ndeki mizahın gerilerde kaldığı, mizah yerine güçlü bir lirizmin geçtiği ve bu kitapta Yeşeren Otlar, Eski Bahçe, Tokat'a Doğru, Çoban, Avrat, Sevda Bahçesi gibi unutulmayan, değişik ve güncelliğini yitirmeyen şiirlerin yer aldığı görülmektedir.
Bu kitapta şiire özellikle insanın alın yazısı, kimi ağaçların ve hayvanların yazgısı ile ilişki kurularak, benzerlik aranarak verilir. Fare ve Zerdali Ağacı şiirleri bu durumun ilginç örneklerindendir.
Cahit Külebi'ye göre; köylerin ve insanların yazgılarının değişmesi yollara, okullara, tarıma ve sanayiye bağlıdır. Tarlaları su basar, tohum sulara gider, kurak olur, ekinler bir karış kalır. Ne var ki Külebi bu gerçeklerin burukluğunu dizelere yansıttığı halde, çözümünden fazla umutlu değildir.
Külebi Yeşeren Otlar'la kendisini de düşünmeye başlar. Özellikle ölüm korkusu, bu dünyayı bırakıp gitme korkusu onu üzer. Tüm acıları sevgide unutmak ister. Yeşeren Otlar, Kayıp Sevda, Sevda Peşinde, Türküler adlı şiirleri bu düşüncenin ürünleridir.
Külebi'nin beşinci kitabı Süt'de ise, düşünce yönü daha ağır basan şiirlerin yer aldığı görülmektedir.
Erzurum'dan kalkar bir uçak
Hay benim yoksul memleketim!
Ne orman, ne bahçe bir dilim,
Dağlar omuz omuza kayalık çorak
Biz
Artvin'dik, Erzurum'duk, Çemişkezek'tik
Biz bu çorak topraklardık, ne od
ne ocak...
Yıllarca buğday yerine yıldız
ektik,
Bulut devşirdik kucak kucak
Belliydi her savaşta yenilecektik
Şimdi
söyler de ağlarım ancak.[7]
ve
Çemişkezek'te, Patnos'ta, Malazgirt'te doğanlar!
Malazgirt'e, Çemişkezek'e, Patnos'a
gitmezseniz
Çocuklarımız öksüz kalır, yetim kalır
Köylere ışık iletmezseniz
Ve
onlar, yıldızlar gibi
Gözleri ışıl ışıl yananlar
Oyuncak için değil, kâğıt kalem
Kitap için gizlice ağlayanlar.
Çemişkezek'te
Patnos'ta Malazgirt'te doğanlar
Bütün bunları düşünmelisiniz.
Yüce ırmaklar gibi sessiz, sürekli
Kağnılarla, arabalarla, kamyonlarla
Akıp köylere gitmelisiniz!
Yurdumuza ışık
iletmelisiniz.[8]
biçimindeki dizelerinde de yurtseverlikle uyarıcı örnekler vermektedir. Külebi, Köy Öğretmenleri, Tek Tanrı Sevi gibi şiirlerinde Anadolu'yu en çarpıcı biçimiyle verirken; Ülser gibi bazı şiirlerinde de karamsar düşüncelere dalmaktadır.
Külebi bu kitabında; bir yandan yurt üzerine yazdığı şiirlerle dikkat çekerken, bir yandan da kendine dönük duyguları dile getirir. Köy Öğretmenleri, Tek Tanrı Sevi, Alacakaranlıkta Anadolu'yu bulurken, Ülser'de kendine dönük koyu bir karamsarlıkla karşılaşırız. Bu şiirde yaşlılıktan, sağlıksızlıktan şikâyetçidir.
Altıncı kitabı olarak yayımlanan Şiirler adlı kitap ilk beş kitabın toplamı olup bir eklenti bulunmamaktadır.
Cahit KÜLEBİ
Bütün Şiirleri
Yedinci kitabı Türk Mavisi incelendiğinde ise 11 yeni şiirine ilk beş kitabından yapılan seçmeler konularak bir kitap oluşturduğu görülmektedir.
Türk Mavisi'ndeki şiirleri okuyunca yılların deneyimli usta bir ozanının usta söyleyişlerini bulmak mümkün olmakla beraber uzun bir zaman süreci içinde Külebi gibi isme göre oldukça az şiir yazılmış olduğunu görmek usta ozanın suskunluk dönemine girdiğini de düşünmemek elde değildir.
Türk Mavisi kitabının Karanlıkta adlı şiirinde geçen :
Kim
tutup kurtaracak bunları
Okyanusta kaynayıp gitmekten?
Hayvansal, bitkisel, taşsal
Bir yaşantı
içinde yitmekten.[9]
hayvansal, bitkisel, taşsal, yaşantı gibi sözcüklerin ifadeyi güçlendirmek için yerli yerinde kullanıldığı dikkati çekmektedir.
Türk Mavisi - TÜRKIS
Veröffentlichung des Kulturministeriums
der Türkischen Republik Nr. 1552
Türk Mavisi'ndeki şiirlerde yalnızlık, sevi, karamsarlık umut ve iyimserlik duyguları ustaca işlenmiştir. Yurdun geri kalmışlığı, insanın doğa karşısında çaresizliği de ön plâna çıkan temalar olarak görülür.
Türk Mavisi'nden yedi yıl sonra yayımladığı Yangın ise sekizinci şiir kitabı olarak uzun bir suskunluk döneminin ardından sesini duyurduğu ve Yeditepe Şiir Ödülü ile ödüllendirilen önemli kitaplarından biridir. Kitap, son yıllarda yazdığı şiirlerden ve önceki kitaplardan seçtiği şiirlerden oluşmaktadır.
Son kitabı Güz Türküleri ile kaynağına dönüp Türkiye coğrafyasının şiirini yazan bir ozan olarak ebedîleşmiştir.
Şiirlerinde Dış Yapı
Cahit Külebi birçok sanatçıdan farklı olarak içerikle biçimi birbirinden ayrı düşünmemektedir. Biçim ve içeriğin bir araya gelmesi ile şiirin yapısının oluştuğu görüşündedir. Ona göre bütün sanat ürünlerinde içerik de biçim de birer ilk öğe konumundadır.
Külebi şiirlerini genellikle dörtlüklerle kurar. Günler Bana Bir Hikâye Anlattı, Mehmet Ali, Dünyamız, Açık adlı şiirlerinde olduğu gibi dört dizeden daha çok sayıda dizelerden oluşan şiirleri ile Güzelleme, Giden ve Bâki gibi beyit birimine dayalı olarak yazılmış şiirleri de mevcuttur.
Ayhan Doğan'a göre yarım dizeyi ilk defa bulup çıkaran ve en güzel kullanan Külebi'dir.[10]
Yurdumuzun herhangi iki
Kasabası arasında gezerken
Bir sararmış diken görürseniz
Bilin işte benim
o diken[11]
Biz bu yargıyı doğru bulmuyoruz. Külebi, yarım dizeyi güzel kullanan şairlerden biri olabilir, ama ilk kullanan değildir. Ondan önce dizeyi kıranlar olmuştur. Nazım Hikmet Ran'dan başka l931'de S.O.S. adlı şiir kitabıyla serbest söyleyişin örneklerini veren Ercüment Behzat Lav l940'ta yayımladığı Açıl Kilidim Açıl adlı şiir kitabında:
İçim
dikenli geometri
Kurtul
Düzgünlü mısra çakıltaşı
Kalıp kafiye akla köstek
Yalnız gözle okunması için şiir
Buğulu aynadan
ahengi sil[12]
örneğinde görüldüğü gibi dizeyi bölmüş ve gerçeküstücü (sürrealist) şiirin bizde ilk denemelerini vermiştir.
Orhan Veli nasıl nesre yaklaştı ise Külebi de o oranda nesirden uzaklaşmış, şiirin kendi bünyesinde bir iç ses aramış ve bu arayışta Mehmet Kaplan'ın Tokat'a Doğru şiirinde örnek verdiği; çoktan, şak şak, akçakavak, çırılçıplak, alçacık, yaşarıyor, uzaklaşır, çizgi sözcüklerinin belirttiği gibi (ç), (ş) harflerini[13] bizim kendi incelememize göre de en çok (s) ve (z) harflerini kullanmıştır.
Büyük
bir ulusuz biz, büyük...
Mutlu günler düşünmek, ağlatır insanı
Çemişkezek'te, Patnos'ta Malazgirt'te
doğanlar
Öksüz kor musunuz
vatanı[14]
biçiminde olduğu gibi şiirlerinin çoğunu dörtlüklerle yazan Külebi, uyak araştırmalarına da girişmiş; değişik biçimler ve dizeler arasında, değişik uyak düzenleri kurmuştur. En çok kullandığı uyak biçimi ise tam uyaktır.
Cumhuriyet'in 25. Yıldönümünde Yeni Türk Şiirine Bakış adlı yazısında uyak için şöyle demektedir Külebi : "Güzelliği sağlayan sadece vezin ve kafiye olsa idi, bu çeşit bilgi veren kitapların en iyi şiir kitabı olması gerekirdi. Kaldı ki vezni, kafiyesi yerinde olan hattâ manâsı da mevcut bulunan nice şiirler bedii zevk vermekten çok uzaktırlar; ama vezinsiz ve kafiyesiz olmak da tabiatıyla bir meziyet değildir."[15]
Eski Bahçe,[16] Tokat'a Doğru,[17] Dostlara Türkü,[18] Yağmur Altında,[19] Ülser,[20] ve benzeri şiirlerini göz önünde bulundurursak, Külebi'nin aynı şiirin bütün bölümlerinde o şiirde uyguladığı uyak düzenini tüm şiir boyunca bozmadan sürdürdüğünü görürüz. Ses ilintileri ile aradığı uyaklara dörtlüklerde daha çok iki ve dördüncü dizelerde yer verir.
Külebi, bu uyak araştırmalarını yaparken dizeyi kestiği gibi, bazan da sözcüğü böler.[21] Bu bölüşü de :
Kursağımda küçük bir çıban
Küçük bir bomba içil içil
Gün gelip patladığı an
Da artık ne barut ne fitil...
Gövde bile gövde
değil.[22]
Ülser şiirindeki gibi önemsediği ses kontrolü ve ritm için yapmıştır.
Külebi, ölçülü olmayan şiirlerinde seslerin uzunluğu ve kısalığından, ince ve kalınlığından yararlanarak ritme ulaşmıştır. Külebi'de belirli bir cümle yapısı yoktur. O şiirde konuya en uygun ve içten anlatımı yakalamış, cümlenin kurallı - kuralsız oluşuna bakmadan istediği kıvraklıkta kullanmış, cümleleri düşünceye göre sıralamıştır.
Bazan peş peşe getirdiği kurallı cümleler yanında, yüklemleri cümle başına ve ortasına getirerek kıvrak ama unutulmayan, kalıcı bir anlatım yakalamıştır. Yeri gelmiş eylem cümlelerini sık sık kullanıp şiirine güçlü bir hareket ve akıcılık kazandırmış, yeri gelmiş çok kısa dizelerin yanında bir satıra sığmayacak kadar uzun dizeler kullanıp anlatımda denge kurmuş, yeri gelmiş ad fiillerin eklerini düşürerek anlatıma süreklilik kazandırmış ve şiirde geniş bir anlam bütünlüğü sağlamıştır. Külebi'nin cümleleri; sadece anlatıma hizmet eden somut, açık, mahallî ve süslemelerden arınmış olup, her okuyucunun kolayca anlayabileceği niteliktedir.
Dize Yinelemesi
Dize yinelemesini en çok yapan ozanlarımızdan biri Külebi'dir. İlk kitabı Adamın Biri'nde çok rastlanır buna. Yeşeren Otlar'da da çok rastladığımız yinelemeleri öbür kitaplarında pek bulamayız. Bu yinelemeler Külebi'nin şiirlerine tatlı bir ritm getirmekte, daha çok sevdirmektedir şiirlerini.
Külebi bazan düzenli bir biçimde bölüm ya da dörtlüklerinin başında :
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Niksar'da evimizdeyken
Küçük bir serçe
kadar hürdüm.[23]
örneğinde olduğu gibi peş peşe iki dizeyi yineler, sonra başka dizeler ekler. Tokat'a Girerken adlı şiirinde de :
Tokat'a girerken bir derin
Vadi var her taraf yeşil,
Tokat'a girerken bir derin
Vadi var her taraf yeşil.
Ben hep gece geçtim oradan
Bir su gibi
dibinden ekinlerin[24]
iki dizeyi peş peşe yinelemiştir. Bu tipte üç tane şiir yazan Külebi'nin öbür şiiri de :
Pasinlerdeki köyümüzün
Sokakları beyazdı,
Pasinlerdeki köyümüzün
Sokakları beyazdı;
Sonra ovalar gördüm ki
Ne çöldü, ne
ayazdı.[25]
biçiminde yinelemeleri olan Yurdumuz şiiridir.
Külebi, bazan da şiirin gelişigüzel yerlerinde, belli bir ya da iki dizeyi daha çok anlam pekiştirmek amacı ile yineler. Sivas Yollarında[26] şiirinin Sivas yollarında geceleri dizesi şiirin 7, 12, 18. dizeleri olarak yinelenir. Yine 6. dize olan Ağır ağır kağnılar gider dizesi 13. dize olarak yinelenir. Adamın Biri[27] şiirinde de :
Sen
ki kış ve yaz düşünceli
Sen ki kış ve yaz yalnayak
dizeleri 8 - 9, 18 - 19. dizeler olarak yinelenir. Uçak yolculuğu[28] adlı şiirinde de ilk iki dize 8-9 ve 17-18. dizeler olarak yinelenmiştir. Masaldaki yalnızlıklar[29]' da yinelemeleri birer dize ara ile yapmıştır. Bu şiirinde :
Ben
yalnızlığı
Gökte uçar gördüm
Ben yalnızlığı
Garip naçar gördüm.
Ben yalnızlığı
Gelip geçer gördüm
dize yinelemeleri yanında sözcük yinelemeleri de vardır. Farenin Ölümü[30] şiirinde 14. dize olan Kibardı incecikti kuyruğu dizesi, 20. dize olarak yinelenir.
Behçet Aysan, Ali Püsküllüoğlu, Ahmet Say, Cahit Külebi
20 Aralik1989
Köy Öğretmenleri[31] şiirinde de Çemişkezek'te Patnos'ta Malazgirt'te doğanlar dizesi 27 ve 34. dize olarak, 8. dize, Sevinçle türküsünü söyle de 9. dize olarak yinelenmektedir. Günler bana bir hikâye anlattı[32] ve Temmuz I[33] adlı şiirde de Vücudum çıra gibi tutuştu tutuşacak dizesinin iki kez yinelendiğine rastlanmaktadır.
Bir de Külebi, dizenin herhangi bir sözcüğünü değiştirerek yinelemeler yapmaktadır. Hikâye[34] şiirinde dördüncü dize olan Tut biraz dizesinin biraz sözcüğü değiştirilmeden, diğeri her bölümün sonunda değişerek yinelenmektedir. Buna benzer yinelemeler Sivas Yollarında[35], Hürriyet[36] ve Yaşamak I[37] şiirlerinde de görülür.
Külebi'nin Dili
Ozan çoktur Türkiye'de. Çoktur ama, durup durup da okunan, yeniliğini yitirmeyen ozan çok azdır. İşte bu azlardan biri de Külebi'dir. Bu durum bizde bir soru uyandırmaktadır : Külebi'nin şiirlerini sevdiren sır nedir? Bize göre bu sır Külebi'nin dili ve tatlı anlatımıdır.
Anadolu insanı türküyü çok sever. Bahçede, tarlada, harmanda hep yanık türküler söyler. Bunlarla yoğrulur. Çocuğunun ninnisi çoğu kez anasının yanık ezgisi olur. İşte Külebi'nin dili Anadolu insanının bağrında elif elif tüten bir türkü, gerçekten bir türkü dilidir. Ama, türkülerden giderek söyleyişe ermez Külebi.
Cemal Süreya'nın dediği gibi "Sonuçta ulaşır türkülere".[38] Gerçi, Tokat'a Doğru şiirinde Dön geri bak yinelemeleri, Çare şiirinde Bir fakirlik, bir yalnızlık, bir gurbet dizesi türkülerden geçmekte, Tabanca şiiri de :
Bir
tabancam olsa benim
İnce bilekli yâr!
Dünyaya eyvallah etmem
Altın yürekli yâr!
Çocuksun gülüp söylersin
Uçan kuşlara benzersin
Ben ölürsem eğer neylersin
Telli duvaklı yâr!
dizeleriyle koşmalardaki söyleyişe benzer bir söyleyişi andırmaktadır. Ama, bunlar Külebi'nin bilerek aktarmaları değil, onun benliğinde yoğrulmuş, sonra da ustaca dizelere geçip bir ulusun ortaklaşa sesi durumuna gelmiştir.
Külebi, doğaya özgü sözcükleri çok kullanan ozanlarımızdan biridir. Bu durum romantikliğini güçlendirirken, duygu ve söyleyiş yönünden resme gidişi ve basit imgelerle yüklü dilinin sıcaklığı da kendine özgü bir anlatım kazandırmıştır ona.
Yağmur yağar camlarına dökülür
Benim yüzümdür çizilen camlarda
Yalnızlığın sesidir rüzgâr değil,
Gürgen
ağaçlarında[39]
Türkiye bayrağımız gibi
Dalga dalgadır;
Sivas kiliminden yolları
Gökte yıldız
kadar köyleri vardır.[40]
Külebi'nin romantizmi, kendine özgü bir romantizmdir ki bu, sanki düş ve hayalle bir ilgisi yok, sanki realizmle romantizmin bir kapta yoğrulması gibi bir şey. Buna Ayhan Doğan'a uyarak Yeni Romantizm ya da Gerçekçi Romantizm [41] diyebiliriz.
Köylerim!
Ta çocukluğumdan sevdiğim köylerim
Küçük vadilerde küskün kimsesiz
Bakar gibiydiler
konuşmadan[42]
Bir ozan için en güç iş; politikaya sapmadan, halkçı şiir yazmak, bir öğreti bildirisi niteliğindeki yinelemelere kapılmadan yokluğu, yoksulluğu, acı gerçekleri anlatabilmektir. Bizde bu işi yapabilen ilginç ozanlardan biri Külebi'dir.
Külebi, dıştan Anadolu gerçeğini, Anadolu insanının ezilmişliğini anlatmaya kalkmamış; içinden çıktığı toplumun yaşamını, insancıl duygularla yoğrulan kendini anlatmıştır. Zaten "Şair doğrudan doğruya kendi dünyasına girmelidir. Kendi dünyasına giremezse, yazdığı şiirlerin niteliğinde düşüşler olur."[43] diyen Külebi şiiri kendini anlatmak saymaktadır. Çünkü insanın en iyi tanıdık kimse yine kendisidir. Öyleyse ozanın kendini anlatması ve şiiri kendini anlatmak sayması doğaldır. Sanatçı da içinde yaşadığı toplumun bir parçasıdır ve o toplumun izlerini taşır. Dolayısıyla ozan kendini anlatırken başkalarını, başkalarını anlatırken de kendini anlatmış olur.
Külebi şiir için : "İnsanın kendi anadilinin çalgısında söylenen bir türkü olduğu düşünülebileceği gibi, gerçek şiirin ulusal çalgısıyla çalınan bir ezgi olduğu da düşünülebilir."[44] demektedir. Bu görüşün kaynağı büyük bir olasılıkla halk şiiriyle olan kan bağında aranmalıdır. Çocukluğunda Zile ve Artova'da dinlediği âşıklardan büyük haz duyduğunu sık sık belirtmesi de bu görüşümüzü doğrular niteliktedir.
Bu görüşe paralel olarak, bir yazısında şiirin "En ilkel, en yalın, en öz bir sanat" olduğunu vurgulamaktadır.[45] Şiirde ilkellik, yalınlık ve özlülük halk şiirinin ana unsurlarındandır. Külebi de Halk Şiiri kaynağından bolca nasibini alan ozanların başında gelenlerindendir.
Şiirlerinde Duygularını kimi Mehmet Ali'ye, kimi ad vermediği Adamın Biri'ne yükleyen ozan, çoğu kez de kendi üstlenmiştir bunları.
Zeytin yağı ve ekmek kadar
Kıttı hürriyet memlekette
Büyüdüğü zaman akranları Mehmet Ali'nin
Her şey bol olur
elbette[46]
Çifte koştuğun öküzler,
Senin kadar yorgun değil kardaş!
Sen ki kış ve yaz düşünceli
Sen ki kış ve yaz
yalnayak.[47]
Ozan, doğrudan doğruya olmasa da, dolaylı yollardan ustaca yaptığı benzetmelerle, hem şiirine tatlı bir söyleyiş getirir, hem de sevdirir yaptığı benzetmeleri. Külebi öyle ustaca yapmış ki bu işi, Orhan Veli bile benzetmeyi sevmediği halde, sevmiştir Külebi'ninkileri. Adamın Biri üstüne bir yazı yazan Orhan Veli, "Şair muhatabının saçlarını buğday tarlalarına benzetiyor. Ben teşbihten haz etmem. Niçin öyle ise bu kıtayı seviyorum. Çünkü Külebi bu işi ustalıkla idare etmeyi biliyor da ondan."[48] demiştir.
Külebi'nin ustaca yaptığı benzetmeler için :
İnsanın sevdası on beşinde
Horoz şekerlerine
güneşlere benzer[49]
Kavak yaprakları gibi pırıl pırıl[50]
Elişi kâğıtları
gibidir eski bahçemiz[51]
Gökte yıldız
kadar köylerimiz var[52]
Sakız kabakları
gibi iner kalkar ta beline[53]
Boynun bir
gelincik çiçeğinde çizgi kadar narin[54]
dizeleri ilginç örneklerdendir. Şiirlerinde benzetmelere çok yer veren Külebi, ince alaylarla da bazı yurt gerçeklerine değinip kadınlar üstüne hicve kadar varan alaylı şiirler yazmıştır.
Bir komşumuzun kızı var
Gece gündüz türkü söylüyor
Ya doktor ya mühendis diyor da
Başka bir şey demiyor
dediği Kadınlar[55] şiiri ile Günler bana bir hikâye anlattı,[56] Bir Yılbaşı Gecesi,[57] Kuşun Hikâyesi,[58] Farenin Ölümü,[59] Küçük Hanımın Sevdası[60] ile Süt'teki :
Cümle
sağlık kitapları
Yalnız kazandırmak için
Beyaz gömlekli bayları
Sağlık evleriyse
bütün
Korkutmak için çocukları[61]
Ülser şiiri de bunların ilginç örneklerdendir.
Cemal Süreya'ya Hiç bir şair bir şiiri bitirmeyi Cahit Külebi gibi bilmez[62] dedirten, Külebi'de temel öğe olan müziktir. Ozanın bu alandaki tutumu Cemal Süreya'nın belirttiği gibi Guillaume Apollinaire'i anımsatırsa da ondan ayrı yanları vardır. Apollinaire'nin şiiri Cemal Süreya'nın öne sürdüğü gibi yüzde yüz entellektüel bir kökten çıkar. Külebi'nin çıkışı ise böyle aydın bir köke bağlanamaz.
Bir kır ozanı olan Külebi :
Biz
Artvin'dik, Erzurum'duk, Çemişkezek'tik.
Biz bu çorak topraklardık, ne ot ne ocak...
Yıllarca buğday yerine yıldız ektik,
Bulut devşirdik
kucak kucak.[63]
diye tanımladığı Anadolu'dan, bulunduğu gerçekten çıkmakta; onun çıkışı piknik olmayan bir kıra bağlanmaktadır. Gerçekten de Cahit Külebi'den başka kırı kır olarak veren ozan yok gibidir bizde.
Kır üstüne şiir yazan kimi ozanlar, kırı piknik olarak düşünmüşler, öylece vermişlerdir. Bunların çoğu büyük kentlerde doğmuş, oralarda büyümüş, Anadolu'yu dolaşarak ya da görevi gereği atandığı yerleri görerek dile getirmişlerdir. Ömer Bedrettin Uşaklı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Kemalettin Kamu bunlardandır.
Muzaffer Uyguner, Külebi'nin dilini Erzurum'a, Erzurum'dan Zile'ye göçen ailesinin diline bağlamaktadır.[64] Bizce bu yargı doğru değildir. Külebi'nin dili, kullandığı halk sözcükleri, doğduğu Zile'nin Çeltek Köyü'ne, çocukluk yıllarının geçtiği Zile'ye ve Zile'ye 40 km uzaklıktaki Artova'ya özgü sözcüklerdir. Bu yargıya, Zileli oluşum ve yörenin mahallî dilini çok iyi bilişim nedeniyle, doğup büyüdüğüm Zile merkezine Külebi'nin doğduğu Çeltek köyünün l0 km kadar yakın oluşu ile varmaktayım.
Ayrıca görüşümüzü, l984'te Zile'de yaptığımız halk kültürü araştırmalarımız sırasında yaşlı bir kadının "Vay hayın oğlan vay, derede çimmiş yine" diye bağırmasına tanık olmamızla, Çeltek Köyü'ndeki bir düğünde "Güveynin sağdıcı kim olacak bacanak" biçiminde geçen bir konuşmaya tanıklığımızla ve Külebi'nin şiirlerinde geçen çimmek, yalınayak, bebe, meyil, hark, konuk, bıldır, güleşmek, zalım, ağız dil vermek vb. sözcük ve deyimlerin kendimin de doğup büyüdüğüm Zile ve çevresine özgü sözcük ve deyimler oluşu doğrulamaktadır.
Külebi'nin dilini çocukluğunun bir bölümünün geçtiği Niksar'a bağlayanlara da hak vermekteyiz, çünkü Niksar da Tokat'ın ilçelerinden biri olup Zile'deki ağız özelliği ile yakınlık göstermektedir. Külebi'nin dilini Erzurum'a bağlamak yerine doğup büyüdüğü Zile ve çevresine bağlamak daha tutarlı bir hareket olacaktır.
Alçakgönüllülükle kendi şiirlerini dokuyup yol üstüne attığı birer küçük köylü kilimine benzeten ve bir konuşmasında "Şiir dili vardır, vardır ya şiirin içinde. Bütün sözcükler şiirin emrindedir. Şair de bunlardan istediğini kullanabilir. Yeter ki gönlü hükmetsin, hükmedince de gücü yeterse her kelime şiir diline girebilir. Sözün kısası şiir dili ile düpedüz dil arasında ayrılık gayrılık yoktur."[65] diyen Külebi, bir köylü kilimi gibi rengârenk, cıvıl cıvıl, el emeği göz nuru şiirlerindeki türkü dolu diliyle Türkçe'nin en sevilen ozanlarından biri olarak anılacaktır.
Külebi'de Yalnızlık
Küçük yaşta Sivas'a, Bursa'ya, İstanbul'a tahsil için gidip aile ocağından uzak kalışı, Külebi'nin içine öyle işlemiş ki yalnızlığı Türk edebiyatında en kısa, en etkili ve en güzel bir dize ile haykırmıştır.
Ağlamayacak kimse ardından, gülmeyecek[66]
deyişi ile tek dizeye kimsesizliği, yalnızlığı ve sanki bir yaşam öyküsünü sığdırmıştır.
"Benim
doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz![67]
Külebi'nin doğduğu yerlere özlemini hikâyemsi bir tutumla tanımlayan Hikâye şiirindeki özlem, Çare şiirinde :
Bu
yerlerin havası ağacığım
Bize yaramadı
Günden güne zayıflıyoruz
Ne üst ne baş kaldı
Sen her
gün akşama kadar ağacığım
Anaya hasret, babaya hasret,
Ekmeğe, insan yüzüne
Sokaklara hasret.
Lavanta kokuları gelir uzak mahallelerden
Yel estikçe sıra sıra kavaklar sallanır,
Bir yoksulluk, bir yalnızlık, bir gurbet
İnsan nasıl olsa katlanır.
Türkiye uçsuz bucaksız ağacığım!
Bu yerlerin havası bize yaramadı,
Kalkıp başka şehirlere gidelim
artık
Çare
kalmadı.[68]
daha belirginleşir. İstanbul şiirinde de :
Nihat Akyunak - İskeleden Görünüm |
Anladım bu şehir başkadır |
yalnızlıktan yakındırır onu.
Artık
ne pencerem var seni koyacak
Ne masam
Sevgilim de yok ki bu şehirde
Çiçek seni alıp ne yapsam
deyişinde yalnızlığı en duygulu dizelerle anlatan ozan, bu duyguyu sevdiklerinden, baba ocağından ayrı kalan her insan gibi duymuş, Masaldaki Yalnızlık :
Ben
yalnızlığı
Gökte uçar gördüm
Ben yalnızlığı
Gelip geçer gördüm.
Ben yalnızlığı
Gelip geçer gördüm.
şiiri ile, Yaşamak :
Gecelerin
hapishanesinde
Bu şiirin sahibi tek başına,
Ümitlerin hapishanesinde
İn cin yok.
şiirinde en belirgin dizelerle vermiştir.
Külebi yalnızlığın her türünü duymuş, bu duyguyu çeşitli yönlerden işlemiştir dizelerinde. İç sıkıntısından duyduğu yalnızlığı Resim[70] şiirinde verirken, Dost[71] şiirinde toplumdan kaçışı ve bu kaçıştan doğan yalnızlığı vermiştir.
İnsanlardan buz gibi soğudum
İşte yalnız sen varsın.
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.
biçimindeki deyişiyle bu duyguyu dizelere içtenlikle aktarmıştır. Yine, Dostlara Türkü[72]'de işlediği yalnızlığı Diken'de :
Bense boyuna yalnız, boyuna derbeder[73]
diye karamsar bir açıdan dile getirmiş, Alacakaranlık'ta :
Sen de
sarılmışsın yalnızlığına
Akşamlar
karanlıklarla sarmaş dolaş[74]
ve aynı şiirin devamında;
Sen
de yalnızlık saçarsın
İçmeğe korkarsın efkâr basar
deyip, Batı'da :
Acı acıyı,
geceler geceleri
Yalnızlık
yalnızlığı yer bitmez[75]
biçiminde bitmeyen yalnızlığını soyut bir görünüşle işlemiştir. Bu örneklerden şöyle bir yargıya varabiliriz : Külebi, bütün kitaplarında gurbet ve yalnızlık temini işlemiş; Yeşeren Otlar, Rüzgâr ve Adamın Biri'ndeki yalnızlık Süt'te daha soyut görünüm almıştır.
İçi
Sevda Dolu Yolculuk
ADAM Yayıncılık - 125 sh.
Külebi'deki yalnızlık doğduğu, ilk anılarını halâ unutamadığı doğal güzellikler beldesi Zile'ye olan özleminin genelleşerek Anadolu'ya duyulan bir yurt özlemi biçiminde yansımasıdır. Külebi'nin büyüklüğü de Zile özelinde Anadolu genelini vermesidir. Bizce büyük sanatçı oluşu da buradan kaynaklanmaktadır.
Külebi'de Sevi ve Kadın
Külebi'nin şiirlerinde kadın önemli bir yer tutar. Öyle ki Rüzgâr adlı şiir kitabının bir bölümüne Kadınlar adını vermiştir. Külebi'ye Gözleri çıra gibi yanan, ak badem tenli ve güvercin kanadına benzeyen elli kadınlar sevgiyi öğretmişlerdir. Kız ve kadın sözlerine şiirlerinde çok sık yer veren Cahit Külebi, aşkı ve kadını hiç bayağılaştırmadan temiz ve asil duygularla işlemiştir.
Boynun bir gelincik çiçeğinde çizgi kadar narin,
Endamın İstanbul
akşamlarının yükselişidir.[76]
Masalda iki tel bir
birine
Sürtülürse yardımına
devler koşar.
Senin saçların öyle
gür ki
Rüzgâr esse kıyamet
kopar.[77]
diyen Külebi, şiirde ilk ustasının halk, ikinci ustasının doğa, üçüncü ustasının kadınlar olduğunu vurgular.
Üçüncü ustamdı kadınlar
Tekdüze yaşantıya
Kaynar dururlar semaver gibi
Onlar öğretti bana sevgiyi
Gözleri çıra gibi yanar
Güvercin kanadına benzer elleri
diyen Külebi'ye şiir yazmayı, sevgiyi, sevmeyi, öğreten bir bakıma sevinçler, acılar, özlemler içinde çırpınıp duran fedakâr Anadolu kadınları olmuştur. Külebi, bütün kitaplarında sevgi şiirlerine yer vermiş; bu şiirlerin kimi gençlik sevdalarının izlerini, kimi gelip geçici sevgileri anlatmış, kimi de yurt sevgisiyle karışmış sevda şiiri biçiminde verilmiştir.
Bildim ki nasibim yalnız sen,
Ekmeğim senden gelirmiş,
İnsan uyuyabilirmiş,
İzin verirsen.[78]
Sevda şiirindeki bu yalnızlık ve Sevda Peşinde şiirinde geçen;
Birisi var yolumu bekler,
Ömrüm günüm yalnız geçiyor
Bir tek sevda peşinde[79]
dizeleri, bir kişiye bağlanmanın mutluluğunu taşımaktadır.
Cahit KÜLEBİ
Yeşeren Otlar'daki Yeşeren Otlar[80] ve Süt'teki :
Seninle el ele deniz boyunca
Tasalardan uzak
Bir çift yıldız gibi kayıp gecede
Küçüle küçüle uzaklaşarak
Türküler çağırsak[81]
biçiminde sıcak dizelerle yüklü Deniz Boyunca şiiri bir kişiye bağlanmanın mutluluğunu gizler. Yine Sevda Bahçesi şiiri :
Bir
gül baygın durur bahçede
Yaprakları serin.
Sen sarı güllerin en sarısı
Yağmur gibisin.[82]
bağlanılan bir kişiye söylenilen dizelerdir.
Adını
bile unuttum
Yüzünü de gemileri de,
Yalnız ara sıra hatırladığım oluyor,
Sabah akşam iş başında
Ve asfalt
caddelerde[83]
İstanbul'daki ve :
Öyle
saatlerce oturduk
Bir çift söz edemedik.
Ayağımızın dibinde,
Gazellerin içinde
Bir şey yitirmiş
gibiydik...[84]
Esma'nın Hikâyesi şiirlerinde gençlik sevdalarının izlerini taşır. Eski Bahçe şiiri :
İşte
İzmir'dekiler, bir değil, beş değil.
Gelip dizildiler sıra sıra.
Narin, vefasız, hepsine meyil
Duymuştum deli gibi bir ara.
Gitmiştiler
yelkenler gibi kapılıp rüzgâra[85]
gelip geçici sevgilerin öyküsüdür. Süt'teki Helâl şiiri de :
Ben
senin hasretinle
Yanar dururum ömrüm boyunca
Tanrı'dan sonra yurdum,
Yurdumdan sonra sen varsın.
Haziranda bir duman tüter buram buram
Sen o dumansın.[86]
yurt sevgisiyle birleşmiş sevi şiiridir.
Yine Adamın Biri'ndeki Hikâye adlı şiiri aşk ve yurt sevgisini birlikte veren :
Ressam Nihat AKYUNAK - 1982 |
|
Senin
dudakların pembe
Benim doğduğum köylerde
Benim doğduğum köylerde |
Benim doğduğum köyleri
Benim doğduğum köylerde
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin! |
en güzel şiirlerindendir Külebi'nin. Yeşeren Otlar'daki Kayıp Sevda'da :
Nerde evvel zaman içindeki aşklar[88]
diyen Külebi, aynı şiirde : Bir sevişmek kaldı romanlarda deyip, bugünün aşklarını çok yüzeysel bulduğunu belirtir. Sembolik aşkı yine araya yurt sevgisini katarak, en güzel örneklerle verir.
Sonra
yine ev yine sen,
Solgun bir lâmba altında oturup çalışmak.
Ara sıra gözlerimiz bir birini bulursa
Birden ısınıyor
içim,
Birden ışıyor kitabın yaprakları,
Yaşadığımı hatırlıyorum
Bakıp gülerken.[89]
Başka türküler çağırdığım çok olmuştur.
Bir tanesi var ki o da sensin
Bırak yine çağırayım
Nasıl olsa
güzelsin.[90]
S. I ve S. II adlı şiirlerinde sevgiyi her yönden işlemiş, kadını da bütün yönleriyle şiire sokmuştur diyebiliriz Külebi'ye. Onun şiirlerinde; bir bakarsınız sevgili, bir bakarsınız anne, bir bakarsınız eş, bir bakarsınız sokak kadını görünümündedir, çoğu kez de soyut bir görünüm alır kadın.
Dişi şiirinde :
İstanbul boğazından beyaz
Gemiler geçer su kesimi mavi.
İnsanı gecelerce uyutmaz
Benim sevdiğim de
bu gemiler misali.[91]
diyen Külebi : Kadınlar I-II-III,[92] S.I-II,[93] İstanbul'daki,[94] Kadınlar,[95] Kendisi,[96] şiirlerini alaylı bir biçimde söylemiş, Avrat adlı şiirinde de :
Gerdeğe girdiği gece
Utandı sustu.
Üç gün geçince
Zebani gibi olmuştu.
Kırkından sonra
Durmadı konuştu.[97]
hicvetmiştir.
Külebi'de Çocuk ve Çocukluk
"Ağaç nasıl kökü ile beslenerek büyürse, sanatkârların çoğu da kendi köklerini teşkil eden çocukluk yıllarının hayat tecrübelerinden ilham almak suretiyle bir şahsiyet haline gelirler."[98] der Mehmet Kaplan.
Külebi'nin kişiliğine de çocukluğu çok büyük etkide bulunmuş, sanatının bir temel taşı halk şiiri, kır ve müzikse, diğeri de çocukluk günleri, o günlerin anıları olmuştur.
Niksar'da evimizdeyken
Küçük bir serçe
kadar hürdüm.[99]
Efendime söyleyim, bir gün
Kızı bırakmadılar dışarı,
Cihanda tek başıma kalmıştım
Düşünerek
Esma'yı...[100]
diye çocukluğunu, çocukluk sevilerini anımsar. Kadınlar şiirinde de :
Ben çocukları severim
Bütün kadınlardan
ziyade[101]
dizelerini söylemeye dek gider Külebi'de çocuk sevgisi.
Bir yanda,
Masmavi dumanlar tüter
Onların gözlerinde,
Kara çalılara benzeyen bacakları
Toz duman içinde[102]
deyip,
Ve onlar yıldızlar gibi
Gözleri ışıl ışıl yanarlar
Oyuncak için değil kâğıt kalem
Kitap için
gizlice ağlayanlar.[103]
Anadolu çocuklarının tablosunu çizerken, diğer yanda :
Kimimiz değnekle dürte dürte...
Kimimiz de kaynar su döktük.
İşedik bir güzel üstüne,
Garip kuşu öldürdük.
Yaralı bir gemi gibi yüze yüze
Köprünün dışına çıktı.
Vura vura eğlendik,
Attık birbirimize.
Uzaklardan gelme garip kuş
Mürekkep rengi gözlerinle
Artık dünyamızı göremezsin!
Bağrışmamız gitmez kulaklarından,
Yaprakların arasında güneşe karşı
Çiftleşemezsin.
Dişiysen yumurtlayamazsın da!
Böyle deyip kuşun dört yanında
Akşama kadar hora teptik,
İnsan olduğumuzu iyice
Garip kuşa
öğrettik.[104]
deyip kentlerin şımarık çocuklarını anlatır dizelerinde.
Cahit Külebi'ye Saygı
Haz. M. Şerif Onaran, Abdülkadir Budak, Ali Cengizkan
1998 - 116 sh.
Külebi'de Toprak
Ozanları en çok ilgilendiren temlerin biri de toprak temidir.
Bir halk ozanı:
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim
kara topraktır[105]
diye sazı ile bu temin en güzel şiirlerinden birini söylerken, çoğu ozanlarımız dizelerinde kimi kez onun verimliliğini, kimi kez kıraçlığını, kimi kez de içten gelen bir duygusallıkla onun çeşitli görünümlerin anlatmışlardır.
Külebi de çoğu şiirlerini toprak temi üzerine kurmuştur. Toprağı, özellikle Anadolu toprağını şiirleştiren ozan bu tutumuyla da gerçekten bir kır ozanı görünümü kazanmıştır.
Bir şiirinde:
Pasinlerdeki köyümüzün
Sokakları beyazdı
Sonra ovalar gördüm ki
Ya çöldü, ya
ayazdı.[106]
diyen Külebi, pek çok şiirinde toprağı dile getirmiş ve :
Güneyde mis kokulu bir ağaç
Yuvarlak yaprakları ince
Yaz gelip de güneş vurunca
Dallarından bal
akar[107]
biçimindeki söyleyişiyle de toprağın, Anadolu toprağının sevdalısı bir ozan olarak çıkar karşımıza.
Külebi'de Yurt Sevgisi ve Doğa
Bir yazısında : "En çok yurdumdan söz ettim" diyen Külebi'nin şiirlerinde yurt sevgisi, sevinçleri - acıları - özlemleriyle baş temadır. Külebi şiirlerinde yurdunu doğasıyla - insanıyla içli dışlı anlatmıştır.
Bir söyleşide : "Ben Anadolu'yu, Anadolu insanını yansıtmaya çalışan bir şiir yöntemi güttüm. Buna heves ettim. Çocukken içimde büyük bir eziklik vardı... Asıl olan köyü tanımak, köyü yansıtmak, köyle ilgili konularda belli bir işlev görmektir. Bunu bir ölçüde yaptım. Şiirdeki ilk girişimlerimden başlayarak İstanbul'dan söz ettiğim zaman bile Anadolu'yu yansıttım."[108] demektedir. Anadolu'yu kadınıyla, erkeğiyle, günlük yaşantısını veren; doğanın her yönünü en gerçek, en sıcak, en açıklığıyla dizelere aktaran Külebi bir şiirinde :
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz.[109]
deyip, her ozana özgü olmayan bir yumuşaklıkla verirken, başka bir şiirinde :
Ne yıldızlar kaynaşır gökyüzünde
Ne sevdayla dolar taşar gönüller,
Bir rüzgâr eser ki bıçak gibi
El ayak şişer.[110]
deyip, birden sertleşiverir.
Cahit Külebi, kendinden önce uzaktan ve kısmen görülebilen Anadolu'yu bizzat yaşayarak şiirleştirmiştir.
Yolculuk şiirinde :
Bir dikili ağacım bile yok yeryüzünde
Ama bir memleketim var sevilecek!
Eriyen karlar gibi içinden
Bütün
sıkıntıların akıp gidecek[111]
diyerek Anadolu'da yolculuk yapmanın insanın bütün sıkıntılarını giderdiğini vurgulayıp yumuşak ve sevgi dolu bir tavır gösterir.
Birçok ozan vardır Türkiye'de. Köyde doğmuştur. Ayakları nasır bağlamıştır harman yerinde. Sonra okumuş, büyük kentlere gitmiştir. Köyünü unutmuş, köylüsünü unutmuş, içinden çıktığı toplumun dertlerini sanki yaşamamış, sanki duymamıştır. Anadolu'yu kitaplardan öğrenen çoğu ozanlar Anadolu üstüne şiirler yazarken o, büyük kentlerin gürültüsüne şiirler yazmıştır.
İşte bunlar arasına girmeyen, çıktığı toplumu, acı gerçekleri unutmayan Külebi, Yurdumuz şiirinde :
Uzak köyler
Harap köyler
Uzak köylerimizde doğan hemşeriler
Neler konuşurlar,
Neler düşünürler,
Ne yerler?[112]
deyip onları anımsamakta. Süt şiirinde :
Konya ovasından bir gece geçtim.
Kıraçtı ya avutucuydu, genişti.
Ilık memelerden damlayan süt
Yüzyıllar boyunca su yerine
Bu toprakları
beslemişti.[113]
ve :
Erzurum'dan kalkar bir uçak
Hay benim fakir memleketim.
Yüzlerce mil ne od ne ocak,
Ne orman, ne bahçe bir dilim,
Dağlar omuz omuza
kayalık çorak.[114]
dediği Tek Tanrı Sevi şiirinde Anadolu'nun tablosunu çizmektedir. Külebi'de büyük kentlerde duyduğu yalnızlık yurt sevgisini daha da güçlendirerek
İSTANBUL
Anladım bu şehir başkadır |
Nihat Akyunak - Menekşe Köprüsü 1982 |
dediği İstanbul şiirini yazdırtır. Bir şiirinde Anadolu dağlarından söz eder:
Çamlıbel'de Köroğlu kalmaz naçar
Kop dağında
öküzlerin çektiği.[115]
ve över onları. Denizin Getirdikleri şiirinde de :
Sen biricik kadınımsın mavi deniz
Kalbinde çarpan
sevgi dalgadır[116]
deniz kıyısının güzelliklerini anlatır. Tokat'a Doğru şiirinde ise :
Orda derenin içinde
İki üç akçakavak.
Tekerler döner, başım döner,
Kavaklar
yeşeriyor dön geri bak.[117]
deyip, Anadolu'nun çorak topraklarına çeker bizi. Yurdum şiirinde de sanki bir dost, bir sevgiliymiş gibi Anadolu'dan içtenlikle söz eder :
Ağladığım senin içindir!
Güldüğüm senin için;
Öpüp başıma koyduğum
Ekmek gibisin.
diyerek de kutsallaştırır Anadolu toprağını. Külebi'de müzik vardır, ses vardır, hareket vardır, folklor motifleri vardır. Şiirlerinde yurt temlerini işlerken; Anadolu insanının olanaksızlıklarını, acı gerçeklerini de katıp verince, Anadolu insanını en güzel anlatan Külebi'nin şiirleridir diyebiliriz.
ADAM Yayıncılık - 277 sh.
Adamın Biri'nde Adam yorgundur, düşüncelidir, yalınayaktır.
Çifte koştuğun öküzler,
Senin kadar yorgun değil
kardaş!
Sen ki kış ve yaz düşünceli
Sen ki kış ve yaz
yalınayak![118]
Ama yine seven, yine türkü söyleyen, gerektiğinde ölen o adamdır.
Sevmesi sana mahsustur
Yüreğin hükmedince,
Boynunun damarları kabararak
Türkü söylersin söyleyince,
En iyi sen gülersin,
Ölürsün öl
deyince.[119]
Adamın Biri şiirinde tanımladığı Anadolu insanının umudunu yağmurlara bağlayışını Yağmur şiirinde :
Artık geçti hüzün taşımanın modası
Getir bize yeşillik, sevinç getir.
Sendedir bütün nafakamız
Bil ki bütün
umudumuz sendedir.[120]
biçiminde verirken, Yurdumuz şiirinde de Anadolu kadınının yaşantısından söz eder; gerçek görünümünü çizer onların :
Ya yurdumuzun kadınları
Hep yanık tenlidirler;
Hepsi de çınar gibi
Yahut
veremlidirler.[121]
deyip aynı şiirde :
Ya onların doğurduğu Karacaoğlanlar,
Çiftçiler, balıkçılar, çobanlar.
dizeleriyle, Anadolu kadınının asıl görevini belirtir, onu bir kat daha yüceltir. Kadın ve yurt temini kendine özgü bir anlatımla birlikte sunan Külebi :
Kaybolur gider sanırdın
Tarla çapalarken güneş altında,
Karanlık odalarda tütün dizerken
Yanıp sönerdi
ıslak ıslak.[122]
dizeleriyle yine Anadolu'nun ve Anadolu kadınının tablosunu çizer gözlerimizin önüne. Bir kır ozanı, Anadolu ozanı olan Külebi, Anadolu'yu gördüklerini, buruk bir acılıkla, çoğu kendi yaşantısına dayalı olarak dile getirir. Bazan da romantizme kaçan şiirler söyler Anadolu üstüne.
Cahit Külebi'nin şiirlerinde doğa bütün temalarına sinmiştir. O, Anadolu'yu, çocuğu, dostluğu, kadını şiirleştirirken hep doğadan yararlanmış bir şekilde özleştirmiştir doğa temi ile diğer temleri. Çünkü o doğaya âşıktır. Doğa ona yaşama sevinci aşılar. Doğanın güzelliği karşısında öylesine duygulanır ve coşar ki insanlara :
Nasıl sevmezsin dünyayı
diye sorar.
Külebi'de doğa içinden çıktığı ve yaşamı boyunca kopamadığı Anadolu doğasıdır. Bu doğayı öylesine sever ki :
Yurdumuzun herhangi iki
Kasabası arasında gezerken
Bir sararmış diken görürseniz
Bilin işte benim o diken
diyecek kadar özleşir doğayla. Külebi'nin hemen her şiirinde sezinlediğimiz doğa ve insan sevgisi, O'nu Karacaoğlan'a yaklaştıran kullandığı halk şiirlerinin motifleri yanında belirgin bir özellik olarak görülmektedir. Külebi de Karacaoğlan gibi insan ve doğa sevgisini bir arada, ustalıkla, ama Karacaoğlan'dan ap ayrı kendine özgü bir anlatımla verir.
Külebi'de Ölüm Temi
Kişioğlu yaşlandıkça ölümü daha çok düşünür olur. Ozanlar da böyledir. Ölüm üzerine şiir yazan çoğu ozanlar, ya hastadırlar ya da yaşlı. Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı Tarancı hastalıkları nedeniyle ölüm şiirleri yazmıştır. Yahya Kemal de hastalığından sonra ve yaşlandıkça ölüm üstüne şiirler yazmıştır.
Külebi'nin ilk dört kitabında rastlayabildiğimiz bir iki ölüm temini işleyen şiire karşın Süt'teki ölüm şiirlerinin çokluğu bu yargıyı doğrulamaktadır.
Ölüm mü?
Doğduğum günden beri
Ardımdan gezer
caddelerde[123]
Ölüm ara sıra yokluyor beni
Oturuyor geçip karşıma;
Daha diyor, daha vakit erken
Sonra dönüp
gidiyor başkasına.[124]
Eldesizliğin karanlığında bin kez yokluk
vardır
Duyarsızlık ötesi
şaşkınlık, ölüm ötesi gülünç[125]
Hepiniz öleceksiniz
Tanrı katına çıkacaksınız utanmadan
Ruhlarınız koyup kaçacak sizi
Topraklara
gömüleceksiniz[126]
dizelerinde de belirttiği gibi Külebi'nin ölüm üstüne düşünceleri gerçekçidir. Her şeyin ölümle bittiğine inanır.
Külebi'de Atatürk ve Kurtuluş Savaşı
Türk Edebiyatında en çok işlenen temlerden biri de Atatürk ve Kurtuluş Savaşı temleridir. Ozanlarımızın çoğu Atatürk üstüne şiirler yazmışlar, her yönüyle işlemişlerdir onu.
Dağlarca :
Atatürk çağlar üzre
Bayrak bayrak gelen Türk
Altayca Tanrı
Dağca Ağrıca yükselen Türk[127]
demiş. Necatigil :
Bu resimle başlar bizim günümüz
Karşımızda Atatürk'ü gördükçe
Kıvançla dolar,
taşar bizim gönlümüz.[128]
diye söylemiş; Atatürk ozanı diye bilinen Behçet Kemal Çağlar da şiirlerinin çoğunu bu temde dile getirmiştir. Daha nice ozanlar gibi Külebi de Atatürk temine eğilmiş ve Atatürk Kurtuluş Savaşında destanını yazmıştır. Önce Yenilik Yayınları arasında 1950'de bir kitap biçiminde çıkan Yeşeren Otlar'la birlikte yeniden basılmış 1969'da da bütün kitaplarını bir araya getirdiği Şiirler adlı kitabında yer almıştır.
Nüvit Kodallı tarafından Atatürk Oratoryosu adı altında bestelenen bu destan; Cemal Süreya'nın ileri sürdüğü gibi Külebi'nin en zayıf yapıtı[129] değildir. Gerçi Orhan Veli'ye ve halk söyleyişlerine yaklaşmışsa da geniş bir soluk, yiğit bir hava taşıyan bu destan, edebiyatımızın en önde gelen eserlerindendir.
13 bölüm olan destanın 2, 3, 5, 6, 7, 9, 11, 12. bölümlerinde;
Bir gün kara bulutlara konaklamıştı.
II
Yaylılar
gelip geçiyordu güneyden,
Örtük
kara perdeler sallanıyordu.
Utanıyordu Anadolu'dan gelip geçen
Milletin
yüreği kan ağlıyordu.
Ne
bulutlar gitti, ne göklerden bir haber geldi.
Bu sefer
de millet padişahlara seslendi.
IV
Biz
yoksul bir milletiz.
Gözlerimizde solgun ışıklar yanar.
Nasılsa
yenilmişiz bir kere
Ama uzun sürmez o kadar![130]
örneklerinde olduğu gibi epigraf vardır. Diğer bölümleri dörtlüklerle veren Külebi 9, 12 ve 13. bölümleri beyitlerden oluşturmuş, diyeceklerini;
XII
Devrimlerle yüceltti, çok yüceltti,
Bu
milleti temiz ellerin
Sana
borçluyuz ta derinden
En büyüğü Mustafa Kemallerin![131]
IX
Vur ki
anam babam, vur ki kardaşım!
Hayın düşman yurdumuzu almıya![132]
XIII
Binler
yaşa, yurdumuza hizmeti büyük
Kemal Paşa! Ölümsüz insan! Şanlı
Atatürk![133]
biçiminde yürekten ve yiğitçe söylemiştir.
Külebi'de Öğretmen Temi
Öğretmenlik; şefkat, anlayış ve hoşgörü mesleğidir. Öğretmenlik sabır ister, gönüllülük ister, maddî yönünü ön plâna almadan özveri ister. Çünkü öğretme işi için harcanan çaba para ile ölçülemez...
Öğretmenlik temini edebiyatımızda pek çok ozanımız en ince ayrıntılarına değin işlemiş; Ceyhun Atuf Kansu, Coşkun Ertepınar, Yahya Akengin, Şadiye Akay gibi ozanlar dizelerinde öğretmenlik temini çarpıcı söyleyişleriyle dile getirmişlerdir.
Aslında öğretmen olup emekli olana değin bu mesleğin içinde yoğrulan Külebi ise bu temi o denli güçlü bir söyleyişle dile getirmiş ki, o'nun Köy Öğretmenleri şiirini okuyunca ruhu ile, işlevi ile, etkileri ile Türk Milli Eğitimi'nin temel taşı olan Köy Enstitüleri'ni hatırlamamak mümkün değildir. Köy Enstitüleri'nde öğrenci köyden alınmakta, eğitilip yine köye gönderilmektedir. İşte;
Çemişkezek'te, Patnos'ta, Malazgirt'te doğanlar!
Malazgirt'e, Çemişkezek'e, Patnos'a gitmeseniz
Çocuklarınız öksüz kalır, yetim kalır
Köylere ışık iletmezseniz[134]
biçimindeki dizelerle örülü günümüzde de boşluğu hissedilen Köy Enstitüleri'ni ve Öğretmen Okulları'nı hemen aklımıza getirmekte ve o okulların, o büyük eğitim kurumlarının önemini gözler önüne sermektedir.
Doç. Dr. İsmail Çetişli
AKÇAĞ Yayınları - 376 sh.
KAYNAKÇA :
[1]
Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri, C.II, İstanbul , s.249
[2]
Cemal Süreya (Seber), Cahit Külebi’nin Çıkışı Üstüne Notlar, Papirüs,
S.11, Nisan l967
[3]
Adamın Biri, s.43
[4]
Rüzgar, s.18
[5]
Cemal Süreya , a.g.y.
[6]
Yeşeren Otlar, s.39
[7]
Süt, s.5
[8]
Süt, s.17
[9]
Türk Mavisi, s.20
[10]
Ayhan Doğan, Cahit Külebi, İstanbul Dergisi, S.3
[11]
Yeşeren Otlar, s.22
[12]
Ercüment Behzat Lav, Açıl Kilidim Açıl, İstanbul, l9311
[13]
Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri, İstanbul l973, s.251
[14]
Süt, s.15
[15]
Cahit Külebi,Cumhuriyet’in 25. Yıldönümünde Yeni Türk Şiirine Genel
Bakış, Ülkü Dergisi, 23 Kasım l948, S.23
[16]
Yeşeren Otlar, s.11
[17]
Yeşeren, s.13
[18]
Rüzgâr, s.60
[19]
Yeşeren Otlar
[20]
Süt, s.24
[21]
Cahit Külebi, Deniz Boyunca, Türk Mavisi, İstanbul, l973,
s.106
[22]
Şiirler, s.224
[23]
Adamın Biri, s.8
[24]
Yeşeren Otlar, s. 15
[25]
Adamın Biri, s.48
[26]
Adamın Biri, s.14
[27]
Adamın Biri, s. 20
[28]
Adamın Biri, s.30
[29]
Adamın Biri, s.51
[30]
Şiirler, s.162
[31]
Süt, s. 15
[32]
Rüzgar, s.9
[33]
Rüzgar, s.32
[34]
Adamın Biri, s.11
[35]
Adamın Biri, s. 14
[36]
Adamın Biri, s.46
[37]
Adamın Biri, s.53
[38]
Cemal Süreya Seber, Cahit Külebi’nin Çıkışı Üstüne Notlar,
Papirüs, İstanbul, Nisan l967, S.2
[39]
Süt, s.40
[40]
Adamın Biri, s.49
[41]
Ayhan Doğan, Cahit Külebi, İstanbul Dergisi, S.3
[42]
Rüzgâr, s.68
[43]
Gösteri, Ekim l982, s.8
[44]
Cahit Külebi, Şiir Üstüne, Şiir Her Zaman, s.40
[45]
Varlık Dergisi, S.548, l5 Nisan l961
[46]
Adamın Biri, s. 33
[47]
Adamın Biri, s. 20
[48]
Orhan Veli Kanık, Adamın Biri, Ülkü Dergisi, İstanbul 16 Ekim
l946
[49]
Adamın Biri, s.7
[50]
Rüzgâr, s.48
[51]
Yeşeren Otlar, s.12
[52]
Süt, s.13
[53]
Türk Mavisi, s.15
[54]
Türk Mavisi, s.157
[55]
Rüzgâr, s.24
[56]
Rüzgâr, s.11
[57]
Rüzgâr, s.12
[58]
Rüzgâr, s.24
[59]
Yeşeren Otlar, s.36
[60]
Yeşeren Otlar, s. s.51
[61]
Süt, s.25
[62]
Cemal Süreya Seber, Papirüs, İstanbul,l967, s.11
[63]
Süt, s.3
[64]
Muzaffer Uyguner, Cahit Külebi’nin Şiiri, Yeni Dergi, Temmuz l967,
s.34
[65]
Nihat Kuşlu, Külebi İle, Kaynak Dergisi, İstanbul, Mart l973
[66]
Rüzgâr, s.63
[67]
Rüzgâr, s.17
[68]
Rüzgâr, s.17
[69]
Adamın Biri, s.9
[70]
Adamın Biri, s. 59
[71]
Rüzgâr s.33
[72]
Rüzgâr, s. 60
[73]
Yeşeren Otlar, s. 22
[74]
Süt, s. 20
[75]
Süt, s.28
[76]
Türk Mavisi, s.15
[77]
Süt, s.23
[78]
Adamın Biri, s.56
[79]
Adamın Biri, s.17
[80]
Yeşeren Otlar, s.10
[81]
Türk Mavisi, s.106
[82]
Yeşeren Otlar, s.40
[83]
Rüzgâr, s.29
[84]
Rüzgâr, s.49
[85]
Yeşeren Otlar, s.11
[86]
Süt, s.38
[87]
Adamın Biri, s.12
[88]
Yeşeren Otlar, s.53
[89]
Rüzgâr s.36
[90]
Rüzgâr, s.38
[91]
Yeşeren Otlar, s.47
[92]
Rüzgâr, s.21
[93]
Rüzgâr, s.35
[94]
Rüzgâr, s.28
[95]
Adamın Biri, s. 32
[96]
Yeşeren Otlar, s.50
[97]
Yeşeren Otlar, s.56
[98]
Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri, İstanbul l973, C.II, s. 246
[99]
Adamın Biri, s.8
[100]
Rüzgâr, s.48
[101]
Adamın Biri, s. 32
[102]
Rüzgâr, s. 42
[103]
Süt, s.16
[104]
Süt, s. 102
[105]
Âşık Veysel, Dostlar Beni Hatırlasın, Ankara, l990, s.147
[106]
Adamın biri, s. 48
[107]
Şiirler, s. 204
[108]
Gösteri, Ekim l982, s.7
[109]
Adamın Biri, s.12
[110]
Adamın Biri, s.14
[111]
Bütün Şiirleri, s.10
[112]
Adamın Biri, s.49
[113]
Süt, s.18
[114]
Süt, s.7
[115]
Rüzgâr, s.64
[116]
Rüzgâr, s.66
[117]
Yeşeren Otlar, s. 14
[118]
Adamın Biri, s.20
[119]
Adamın Biri, s.20
[120]
Adamın Biri, s.40
[121]
Adamın Biri, s.48
[122]
Rüzgâr, s.25
[123]
Yeşeren Otlar, s.68
[124]
Yeşeren Otlar, s.42
[125]
Süt, s.45
[126]
Şiirler, s.131
[127]
Fazıl Hüsnü Dağlarca, Atatürk, Varlık, Kasım l969
[128]
Necdet Alpay, Türk Şiirinde Atatürk, Hür Yay. İstanbul l980, s.484
[129]
Cemal Süreya Seber, a.g. e.
[130]
Şiirler, s.209
[131]
Süt, s.223
[132]
Süt, s.224
[133]
Süt, s.224
[134]
Şiirler, s.233
Cahit KÜLEBİ
İçi Sevda Dolu Yolculuk