ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 08 Kasım 2010 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

KEŞAPLI SOKAK
ÜNYE'NİN
DOKUMA VE KÜLTÜR MERKEZİ

Makale : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

1) Rüveyde Hanımlar / Enver Bahçe'lerin evi, 2) Mehmet/Asiye Özsoy'ların evi, 3) Galip/Macide Keşaplı'ların evi, 4) Dramalılar / Agiler
Balıkçı Yüksel'in evi, 5) Kuşçalı Mahmut Yılmaz'ların evi, 6) Bakan Refaiddin Şahin'lerin evi, 7) Leon / Paylon Baygın'ların evi,
8) Hüseyin / Seniha ve M. Ufuk Mistepe'lerin evi, 9) Mahmut / Meryem Güven'lerin evi, 10) Cemal / İhsan Güven'lerin evi,
11) Çerkez Emine - Habakaslar / Adire Teyzeler'in evi, 12) Meçhulasker İlkmektebi, 13) Sıtkı /Ayşe Karabıyık'ların evi, 14) Ahmet
Hüseyin / Mahmure ve Yüksel Şen'lerin evi / Hasan Basri ve Yücel - Feride - Gülhiz Süman'ların evi, 15) Özel Ünye Lisesi (Ortaokul),
16) Agavni Oluk'ların evi, 17) Sait / Emine Demirkol'ların evi, 18) Temel /Emine Çınar'ların evi, 19) Faruk Yıldız'ların evi.

KEŞAPLI SOKAK
ÜNYE'NİN
DOKUMA VE KÜLTÜR MERKEZİ

    
Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi - 06.07.2004 (Solda)

            Tarih : 17 Şubat 2007, Yer : Ankara /Keçiören.. akşamın sessizliğinde telefon çalar.

            Zırrrrrrrrrrrrrrrr !!!

            - Aloo.. ben Seniha, buyrun!?

            - Aaaa.. Seniha Abla sen misin? Ben Mari.. Kanada'dan arıyorum. Nasılsın Seniha Abla? Sizleri o kadar özledim ki anlatamam! Geçen Gülay'la konuşmuştum.. şimdi doya doya bi hasret gidereyim seninle be abla.. yıllar geçse de özlem öyle bir kavuruyor ki yüreğimizi.. baba ocağından gurbet ellere düşmek anlatılması çok zor bir vatan hasreti...

Yusuf GÜVEN, Gazaros BAYGIN, Hüseyin MİSTEPE

Gönderen : Gazaros BAYGIN Temmuz 1989 Orta Mah. Keşaplı Sok. No. 22 (Eski 28)

            - Ah gızım.. sorma! Bi gittiyiz, pir gittiyiz! Ben de Daşçı İsiin'nen gızımın evinde galiyuk artuk Angara'da.. yaşlanduk biliyn. Annen rahmetli Paylon Abla da gurbette toprağa girdi.. Leon Abi gene baba evinde gözlerini yumdu da gözü arkada galmadı. Gözlerim yaşardı gız.. boğazıma sözler düğümlendi şimdi.. sen gonuş acuk da ben gendümü toparliym!

Orta Mahalle Keşaplı Sokak'tan Kapı Komşumuz Terzi Leon ve Paylon Baygın'ların
Oğlu Mimar Mardiros Baygın, Fatsa Et ve Balık Kombinası'nın da Mimar Mühendisiydi.

La première pelletée de terre du nouvel édifice de la Fraternité fut un grand moment pour
plusieurs membres de la Fraternité. Étaient présents, de gauche à droite, les confrères
Serge Dupuis et Yves Ouellet, Luis Miranda, président de l'arrondissement Anjou, les
confr
ères Yves Mercure et Laurian Carrière, Daniel Maisonneuve, président de l'entreprise
chargé du projet, le groupe Arcotech et notre architecte, Mardiros BAYGIN (Sağ Başta).

            - Sanki benim gözlerim yaşarmadı.. sesini duyunca kendimi Ünye'de hissettim şimdi Seniha Abla.. film şeridi gibi geçti gençliğim gözlerimin önünden. Bak Arman da "kimle konuşuyosun anne?" diyor! Oğlum henüz evlenmedi Seniha Abla.. burdaki kızları beğenmiyor.. Türkiye'deki gibi namuslu kızlar bulamazsam evlenmem diyor. Napıcaz bilmiyom abla?

            - Haklısın gızım.. kızın Alin napıyo? Gazaros, Mardiros nasıllar? Keşke gelseniz de bir hasret gideriversek be gızım!

            - Abla.. kızım Alin Kanada'da, bir Başpapaz'la evlendi. Mardiros eşinden boşandı.. eşi eşyaları da birlikte aldı gitti! Gazaros da bildiğin gibi.. Ünye özlemiyle dopdoluyuz hepimiz! Ufuk nerde şimdi, Selma, Nilgün napıyorlar Seniha Abla.. Hüseyin Abi.. komşular nasıl? Anlat haydi... Mardiros internetten sizleri bulur ve Ufuk'la bol bol hasret giderirsiniz artık!

Keşaplı Sokağın Başladığı Makinist Osman'ın Evi

Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi - 08.07.2004

            Evet sevgili Ünyeli hemşehrilerim,

            Yarım saat süren bu vatan hasreti kokan telefon görüşmesi beni doğduğum Keşaplı Sokağın buram buram Ünye kokan anılarına taşıdı ve gözlerim buğulu bu satırları yazmama vesile oldu.. Keşaplı Sokak Rum evlerinde ikamet eden Ermeniler'in yerleşim yeriydi vaktiyle.. Orta Mahalle Ermeni, Yılmazlar Mahallesi de Rum kesimin yoğunlaştığı mahallerdi. Daha sonra birleşti ve adı Ortayılmazlar Mahallesi oldu.

            Keşaplı Sokağın tam ortasında Çakırtepe istikametinde, dereye paralel, fındık bahçesi içerisindeki Ermeniler'den kalma Rum yapısı bir evde Dünya'ya gelmişim. 03 Mart 1956 Cumartesi ve 13 gün sonra 52 yaşıma merhaba diyeceğim...

Çakırtepe'den Keşaplı Sokağın Görünümü (Okla Gösterilen Evde Doğdum)

Emek İş Kartpostal ve Tebrikleri/İst. - Nur Ofset

            "Bu sokak Ünye'nin en eski ve en asil sokaklarından biridir" diyor Yahya Kemal BAHÇE kardeşimiz Vikipedi Sanal Ansiklopedisi'nde. Bu abartı değil.. bir hakikattir sevgili hemşehrilerim... Sizleri bu sokakta anılarımla dolaştırırken hüznün buğusunu yüreğinizde hissedeceksiniz benimle birlikte!

            Sokağın eski adının ne olduğunu henüz öğrenemedim. Bugün anne ve babamla birlikteydim ve onlar da bilemediler! Babam 7 yaşındayken.. 1926 yılında gelmiş sokağa ve Keşaplı Sokağın başındaki Sobacılar'ın evinde kalmışlar bir müddet. Geldiklerinde sokak aynı adla anılırmış...

Sobacılar'ın Evi ve Nihat SATIROĞLU'nun Evi (Sağda)

Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi - 05.06.2002

            Bildiğiniz gibi hemşehrilerim, Ünye halkı Ünye'nin yerlisi değildirler.. ama doğma büyüme Ünyeli olan hemşehrilerimiz de vardır artık. Babamın kütüğü Sürmene ilçesi Köprübaşı Nahiyesi /Garbi Göneşara Köyü'ndeki Mollaoğulları sülâlesinden gelir.. o soy da Trabzon'un 10. Vâlisi İskender Paşa'ya (? - 1533) uzanır.

Daşçı İsiin (Hüseyin MİSTEPE), Eşi Terzi Seniha MİSTEPE (Külünk) ve Oğlu. - Keçiören / 18.02.2007
  
M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi

            Sokağımızın sakinleri, tehcir olayı (27 Mayıs 1915) ardından muhtelif yörelerden gelerek bu sokağa yerleşmişlerdir. Ermeniler de Mübadele Sözleşmesi'nden sonra dönerek evleri Rumlar'dan almışlardır. Devlet boş kalan meskenleri kamulaştırmış ve resmî yollardan talipli olanlara bedeli karşılığında satarak devretmiştir. Benim doğduğum ev de devletten dedem Mollaoğlu Mahmut tarafından 900 liraya alınmıştır. Babamlar 8 yaşında iken 1927 yılında bu eve taşınmışlar.. o sene annem de doğmuş!

Doğduğum Ev ve Çamaşır Asan Annem

Keşaplı Sokak - No. 28 / ÜNYE

            Bu ev Makri'nin kardeşi Marnos Nine'nin babasına aitti. Makri Nine evindeki tezgâhında havlu, bez, peşkir ve peştemal dokurdu. Marnos Nine ben küçükken vefat etmiş.. kendisini hatırlamıyorum. Yoksulluk içerisinde, Becoğlu Cemal GÜVEN'lerin bahçelerindeki samanlıkta geçirmiş yaşantısının son günlerini..  o samanlığın önündeki İncir Ağacı ise benim size duygularımı aktardığım ve Barış Manço'dan uyarladığım İncir Ağacı adlı şiirime ilham veren ağaçtı.

İNCİR AĞACI
(Bu şiir Barış Manço’nun Dut Ağacı adlı güftesinden uyarlanmıştır.)

         Bu Pazar, doğup büyüdüğüm Ünye’min
         Orta Mahalle sokaklarında dolaştım.
         Çocukluğumu yeniden yaşamak istiyordum o an...
         Yaşadığım şimdiki zaman olmasaydı diye düşündüm!
         Keşke bugün, dünküler gibi kalsaymış...

         Şu sağdaki üç katlı tuğla kırmızısı ev
         İhsan ve Meryem Teyzeler’indi galiba?
         Evet evet, Paylon Teyzeler’inki daha soldaydı..
         Agavni Nine’ninkinin yanındaki yeşillik mi?
         Top oynayıp, kelebek tuttuğumuz Kilise Tepesi'ydi orası.

         Ya kilise bahçesi?
         Mektep ve taş duvarları nerdeler?
         Kimler yıktı, kimler süpürdü o kalıntıları, o güzelim anıları bizden?

         Birden Cemal Amca’yı gördüm!
         Yine o incir ağacının altında oturuyordu.
         Koştum paltosuna sarıldım.
         Önce Kopuk dedi, sonra paltosuna sardı beni soluklarcasına.
         Ve pencerede Mahmut Amca’nın sımsıcak bakışlarında
         Çocukluğumu yeniden yaşamaya başlamıştım...

         Tam karşımızdaki yokuşa bitişik sıvalı evin
         İkinci katında otururlardı Ayşe Abla’lar.
         Anılar Ortaokul duvarlarında şekillenir,
         Bahar melteminin esintisi duyulurdu bahçelerde.
         Mahalleli kızlar düşlerde çoktan uçmayı beklerken
         Eskisi gibi mi Ünye? diye sordum Fatma’ya.
         Eskisi gibi, ... dedi mazinin suskunluğunda.
         Biraz ekonomik sorunlar varmış, o kadar.
         Olsun, sorunlu olmak bile yakışmıştır memleketime ...
         Zaten ne yakışmazdı ki ?

         İlâhi Galip Amca, Hafız Teyze’min yadigârı,
         Nüfus Müdürlüğü’nden emekli de oluvermiş.
         Tüm vakti, kardeşi mecnûn ile geçerdi (Allah rahmet eylesin).
         Son üç seceremizi ve bütün sülâlemizi ezbere bilir
         Ve bize de saydırırdı sırasıyla çocukluğumuzda.
         Halâ hatırlıyor musun diye sorardı?
        
Hiç unutamamıştım ki...

         Bilekten bağlı naylon ayakkabılar giyerdim.
         Nedense pek derin bir iz bıraktı derimde bu beyaz sandaletler?

         Gezerken, rahmetli kardeşim Emin’in ağabeysi İsmail
         Çamlıca sigarasını uzatmıştı dudaklarıma kilise bahçesinde.
         Ne gururlanmıştım ya Rabbi?
         Nasıl da çekmiştim ciğerlerime derinden
         Yıllarca hayallerim lise duvarlarının dumanlarında islenmişti.
         Oysa Sami ve Muharrem benden daha bir tecrübeliydiler ...
         Şimdi kimbilir hangi eller yakıyordur sigaralarını
         Mahmure Teyze’nin köşesine dayanmışken evinin?

         Gülhiz Abla’nın penceresi altında söz vermiştim oysa.
         Hep mâzide kaldı dedi Sıtkı Amca derinden ve içinden...

         Yıkılmadık ev bırakmamışlardı mahallede!!!
         Evlerle beraber bahçeler de yok olmuştu!!!
         Bir şu incir ağacı kaldı (!)
         Onu da kesmeseler bari?

         Adire Teyze’den önce Sevim Teyze’ler otururdu az yukarımızda.
         Birden Leon Amca, Garbis Abi ve Mari Abla’nın silueti beliriverdi...
         Sahi Günal Abla’yı da düşlerdin değil mi Dünya’sının sessizliğinde?
         Hadi söyle, çık; kalp gözüyle, gönül sesiyle pat pat söyle
         Şu incir ağacını kesmesinler de!!!

         Aslında dizinde derman olsa ağaca çıkar da inmezdi Asiye Teyze’m..
         Ama gençler ne güne duruyordu ki?
         Baktı ki olmayacak
         Söz verdi Yusuf Ağabey mahalleliye,
         İncir ağacını kestirmeyeceğine.
         Dünü bilmeden bugünü yaşamanın bedeli öylesine ağırdı ki
         Yarını bugünden kurtarmak için hayatının önemli bu sözünü verdi.

         İlâhi Hasan Ağabey seni unuttuk mu sandın?
         Keşaplı Sokağın vefakâr delikanlısı, civanmerdi.
         Nar ağacının dibindeki çamur yalağı gülücüklerle seni anmakta
         Az mı can eriği koparmıştı can evimizden, bahçelerimizden?
         Mehmet Amca’nın hâtırası kaldı mahalleliye yeşil malikâneden

         Yoksa çocukluğu yeniden yaşatmaya mı başlamıştım?
         Çeşme başında annem, Emine Teyze, Feride ve Meral Ablalar.
         Yontabilir miydi elinde keseriyle maziyi Sait Amca’m?
         Temel Amca dingilini kırabilir miydi Çakır Tepe’nin?
         Kim kökünü kazıyabilirdi fındık bahçelerimizin?
         Halâ tadımsamaktayken salatalarını Meryem Teyze’min ...

         Yamadan inerken aşağıya sessiz, anladım ki geçen bir ömürmüş.
         Ve karda merdivenle kayan sokak, Zekiye Teyze’lerde nihayet bulacak...
         Medeniyet, seni affedecek miyiz sandın, yıktıklarınla burada?
         Zamanı geri getirebilmekten âciz, bakarken karanlıkta...
         Kalabuzu’nu bile çok gören, martı uçmalarında insanlığa!
         Yaşatırk
en hasreti, yaşamadan sahilinde ömrümün...
         Kaldır yeniden, kaldır ki mâkus talihim yeniden gülsün
         Mazim Çamlığın kucağına gülümseyişlerle dönsün.

                                                  M.Ufuk MİSTEPE / 27 Kasım 2000/Ankara

 

5 Ağustos 2001 günü Ünye'ye
evimizi, komşularımı ve mahallemi görmeye gitmiştim.
İncir Ağacı'nın kesildiğini ve yıkılmış evimizi görünce doğrusu içim bir tuhaf oldu !!!

            Şu an gözyaşı hüzünlerinde yazmaya devam ediyorum hemşehrilerim.. zaten sevdanıza bu damlacıklar serinlik veremezse.. yüreciğinize işleyebilir mi dizelerim? Bu gözyaşı ve hüzünler incir ağacının kökünden mâziye taze bir filiz vererek yeniden büyümeye başlamış çok şükür!

Şimdi Şu Antensi Yeşillikler Arasında M. Ufuk Mistepe'nin
Doğup Büyüdüğü Evi Yerinde Görememesi Ne Acıdır Bilir misiniz?

Ünye Orta Mah. Keşaplı Sok. No. 28

            Galip Keşaplı Amca Ünye Nüfus Müdürü idi.. ailesi dedemlerden daha önce Giresun Keşap'tan Ünye'ye gelip yerleşmişlerdi. Annesi Hafız Teyze'nin kardeşi Kaptan Faik Bey Belediye'de, diğer kardeşi Necati Bey de Hükûmet'te vazifeli olduklarından ailenin ağırlığını soyadlarını sokağa verdirmek suretiyle göstermişlerdi.

            Efendim,

            Keşaplı Sokağa, sahilden Dere Ağzı ya da Dere Boğazı dediğimiz kavşaktan sola doğru 35 m parke yoldan tatlı bir meyille ilerleyerek ulaşabilirsiniz.

Dere Ağzı'nın Denize Açıldığı ve Orta Mahalle Gençlerinin Yüzdükleri Deniz Sahili

Dere Ağzından Çömlekçi Mahallesi'ne Bakış

Mehmet Özsoy

Dere Ağzından Çömlekçi Mahallesi'ne Bakış

Mehmet Oğlu Hasan Özsoy

            Yeni yapılan binalardan detay olarak bahsetmeyeceğim.. ilerde onlar da belki anılmaya değer hâtıralar zincirine eklenirler umarım!

Hasbiye Hanım'ın Evi

Sarnıçlı Ev

            Sokak şimdiki haliyle parke taş döşelidir. 1950’lı yıllara kadar Ermeniler’den kalma 1,5 m genişliğinde ırmak taşlarından oluşan ve sokağı boydan boya ortalayan bir yol bulunmaktaydı. Bu yol gene sokak sakinlerinin ve Belediye’nin işbirliğiyle ırmak taşları desteğinde genişletilmek suretiyle 70’li yıllara dek orijinalitesini korumayı başarmıştır. Ardından yer yer betonarme ve yer yer de parkeye dönüşerek sun’i bir görüntü kirliliği ile mâzisini geride bırakmıştır.

Keşaplı Sokağın Başladığı Makinist Osman'ın Evi
En Solda Hasbiye Hanım'ın Evi (Kirli pembe duvarlı alanda sarnıç vardı.)
 
   
Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi - 06.07.2004

            Keşaplı Sokağın girişinde soldaki ilk ev “Lâmbabiciler”in Makinist Osman Abiler’indi.. kızı Tombul Hatçe (Hatice) ve kardeşleri Hamiş (Hamiye) ile Mustafa evin sakinleriydiler. Çocukları Zeki ve Erdinç yaşıtımdılar ve Erdinç’i geçen yıl kaybetmiş olmanın hüznünü yaşıyorum. Hollanda’da ailecek uzun yıl kaldılar ve tatillerde geldiklerinde farklı kültürün oyuncaklarıyla mahallemize neş’e kaynağı olurlardı…

Keşaplı Sokağın Başladığı Makinist Osman'ın Evi (Ortada)
Solda Hasbiye Hanım'ın Evi (Kirli pembe duvarlı alanda sarnıç vardı.)

Fotoğraf : Eren TOKGÖZ http://www.UNYE.8m.com

            Hemen sağında Sobacılar’ın taş binaları vardı. Babam da bu sokağa 1926 yılında ilk geldiklerinde 7 yaşındaymış ve 1 yıl kadar bu evde ikamet etmişler. Rami ve Sami YANAR kardeşler sobacılık mesleğiyle iştigal ederlermiş.

            1953/54 yıllarında evin Akşam Kız Sanat Okulu olarak eğitime hizmet verdiğini görüyoruz. Terzi Seniha MİSTEPE (Külünk) o yıllarda mesleğin eğitimini burada almıştır. Daha sonra okul Hüsrev Bey'in evine taşınmıştır.

            Bu evde Erkan Ağabey de yaşardı.. çok haşarı bir çocuktu ve mahallenin bitirimiydi.. ayrıca kiracı olarak da rahmetli eniştemin Hopa’dan akrabası olan bir komiser ve ailesi de kısa dönem mahallenin misafiri oldular… Evin yokuş cihetindeki avlusunda bir Parmak Dut ağacı vardı ve geliş gidişlerimizde bir iki tane yemeden edemezdik.

    
Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi - 06.07.2004

            Daha sonra bu evde Cevat ÇALIK ailesi ikamet etti. İşte bu evin köşesinden sola dönüldüğünde meşhur Keşaplı Sokak yokuşu başlar.

            Yokuşun alt girişinde sağ tarafta rahmetli Hamdi SATIROĞLU’nun evi bulunmaktaydı. Huriye Hanım Teyze ile annemler çok sık görüşürlerdi. Oğlu rahmetli Ziya SATIROĞLU ve onun da oğlu rahmetli Nihat Abi ve eşi Zekiye Abla da her zaman ziyâret ettiğimiz akraba yakınlığında komşularımızdı. Kızı Gülnur, oğlu Bilgin ve gelinleri Türkân’la yeni nesil yaşamını günümüzde torun destekli idame ettirmektedir.

            Satıroğulları'nın sonradan yaptırdıkları üç katlı betonarme evin zemin katında Daşçı İsiin Usta ve eşi Terzi Seniha Hanım üç yıl kadar kirada oturdular ve zaten akrabalık düzeyinde olan ilişkileri daha bir içtenliğe büründü. Satıroğulları'nın gelinleri Fatsalı Türkân Hanım da artık evin bir kızı olmuştu.. torun Ziya ise babamın adını Toranaga Dede koymuştu.:)))

Keşaplı Sokağı Yokuşu ve Evlerinin Balkonunda Gülnur SATIROĞLU
  
Fot. : M. Ufuk MİSTEPE (Solda) / Ahmet Derya - Fatoş VARİLCİ Fotoğraf Arşivi - 06.07.2004 (Sağda)

            Satıroğlu Geçidi, Keşaplı Sokağa dikti ve sokak bu geçitte bir duvarla nihayet bulmaktaydı.. bu taş duvar kışın kayak günlerimizdeki frenleyici doğal engelimizdi.. yoksa o hızla soluğu Sahil Karayolu’nda almak işten bile değildi…

            Ziya Amcalar’ın arka bahçede de dut ağacı vardı ve nadir de olsa dalıverirdik bazen dut yemek için.. ama izinsiz girdiğimizde yakalanma riskimiz bayağı yüksekti! Oradan Mehmet ÖZSOY Amcalar’ın bahçesine kaçardık.. oradan da bizim fındıklığa…

Mehmet / Asiye ÖZSOY'ların Koruma Altına Alınan Tarihî Binası

Fotoğraf : Foto ZALIM GÜNEŞ / Hasan ÖZSOY Fotoğraf Arşivi

            Satıroğlu'nun evine bitişik olarak yapılan evde ise mahallenin yeni komşuları Lokantacı Mehmet'ler ikamet etmektedir.

            Bu evin yukarısındaki.. sokağımızın yeni sakinleri Saylanlılar’ın evi önceleri Satıroğlu Mâlikanesi’ne komşuydu. Liseden sınıf arkadaşım Mustafa GÜNEY ve kardeşi Dr. Mürselin GÜNEY ailesiyle burada otururlardı. Mustafa’ya hiç hak etmediği bir lâkap takmıştık : Eşkıya! Oysa evliyâ gibi bir insandı.. arkadaş canlısı, temkinli ve iyi bir dosttu.

            Bir gün haydi bizim köye gidelim dedi. Yürüyerek Saylan Köyü’ne gittik. Yemyeşil, Ünye’ye tepeden bakan güzel bir köydü. Sana dedi yılan tutmasını öğreteyim. Ben de afallamış bakıyordum.. oluuur.. dedim! Yol kenarlarındaki taşları kaldırıyordu ve altlarındaki yavru yılanları kuyruğundan tutup beni de tutmaya alıştırıyordu. Alışmıştım da.. Uzun yıllar kendisini göremedim…

Galip KEŞAPLI'nın - Rüveydeler'in / Enver BAHÇE'lerle Saylanlı GÜNEY'lerin ve Lokantacı MEHMET'in Evleri
    
Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi - 06.07.2004 (Solda)

            BAHÇE Ailesi de GÜNEY Ailesi'yle aynı evde ikamete tâbi oldular Baba Enver BAHÇE ve çocukları Yahya Kemal BAHÇE ve Mehmet Özcan BAHÇE unutulmaz anılarını bu evde yaşamanın güzelliğinde buldular.

Aşağıdaki tapudan okunan bilgilere göre sokağın eski adı Osmanlıca'sında ŞİRVANİ yazıyor.
Tapu Türkçe'ye çevrilirken ŞİRVANLIOĞLU biçiminde transkribe edilmiş. Mahallenin Eski Adı : Rum - Yılmazlar

Tapuyu ve Son Bilgileri Aktaran : Yahya Kemal BAHÇE

            Gençler.. bahçelerimizden fındık ışgını aşırmanın heyecanını, fındık toplama ertesinde dipte kalan döküntülerin BAŞAK adı altında zevkle toplanmasını, sahil kayalıklarından toplanan midyelerin derede yıkanıp, sac üzerinde pişirilmesinin sergilediği lezzet ve sohbeti bu sokağın gizemli köşelerinde yaşadılar.

Dr. Mürselin GÜNEY ve Yahya Kemal Bahçe - Enver BAHÇE Bıraktığı Güzel Anılarında...
   
http://www.unye.net/murselin.htm     http://ykbresim.sitemynet.com/ykbresim/

            Rüveydeler'in evinin yerinde eskiden bir duvar varmış.. daha sonra ev yapılmış. Kocası Müzevir Osman BAHÇE namıyla anılırdı. Oğlunun adı da Mehmet idi. Evden sağa döndüğünüzde şimdi koruma altına alınan rahmetli Mehmet / Asiye ÖZSOY'ların evlerini görürsünüz. Çıkmaz sokakta sağda Rüveydeler'in, ortada ÖZSOY'ların ve solda da KEŞAPLI'ların evi tüm haşmetiyle karşınıza çıkar..

Mehmet / Asiye ÖZSOY'ların Evlerinin Sağ Yandan, Önden ve Arka Cepheden Görünümü
     
Sol ve Sağdaki Fotoğraflar : FOTO Zalım GÜNEŞ

            Bu evde Hüseyin, Hasan ve Dr. Faruk ÖZSOY kardeşler ve kız kardeşleri Samiye Hanım'la, gelinleri Meliha Hanım güzel anıların büyüsünde Ünyeli olmanın hazzını yaşadılar. Evin arka cephesindeki bahçeleri bizim iki dönümlük fındık bahçesi ile Leon Amcalar'ın ve Galip Abiler'in bahçesine komşuydu. Bahçemizle aralarında fıraklı dediğimiz ahşap çit vardı sınır olarak. Paylon Teyzeler'le aralarında ise büyükçe bir inşaat duvarı sınırdı. Galip Abiler'le hem taştan yığma duvar hem de fıraklı vardı.

            Evin sağında Muşmula dediğimiz Yenidünya meyve ağacı ve arka tarafta da bizim bahçeye dalları uzanan Can Eriği ağacı bulunmaktaydı. Bu meyve harika bir lezzete sahip olduğundan en büyük müşterisi bendim. Eriğin altındaki hayvan damı konuşsa da erik koparmak ve düşürmek için kırdığım kiremitler bir anlatıverse o günleri... Hasan Ağabey de bizim bahçedeki Nar ağacının müdavimiydi.. arada bir de fıraklıyı kırarak Beyaz İncir aşırır ve mor - beyaz zambaklardan (süsen) kopararak eve vazo için getirirdim.

            Hüseyin Ağabey'in oğulları İbrahim ve İsmail ÖZSOY'un çocuklukları ile Hasan Ağabey'in çocukları Elif ve Elvan'ın küçüklük anıları bu evde geçti. Komşumuz Fatma Hasan Ağabey'le izdivaç yaptı ve şimdi Ankara'da sık sık görüşüyoruz. Bu ev Leon Amca'nın kız kardeşi Maryam'ın (Marianne) kocasının eviydi.. tehcirden sonra devlet kanalıyla ÖZSOY ailesinin mülkiyetine geçti.

Mehmet / Asiye ÖZSOY Ailesinin Evi

            Ve yerleşim sırasındaki Keşaplı Sokağa adını veren Ünye Nüfus Müdürü Galip KEŞAPLI'nın üç katlı evi yokuşun ortasında ben buradayım demektedir halâ. Bu ev de Şapkacı Maksut'ların dedesinden kamu yoluyla Keşaplı Ailesi'ne geçmişti.

            Evin tam karşısında değerli ve boş bir arsa bulunmaktadır. İçerisindeki Muşmula (Yenidünya) Ağacı'nın sapsarı meyveleri gelip geçenleri çıldırtacak güzelliktedir. Çok ortada bulunduğundan meyvelerini aşırmak nasip olmadı ne yazık ki! Küçükken bahçesinde oynardık ve etrafta çömlek kırıkları vardı küçük parçalar halinde.. sonradan babamdan öğrendiğim kadarıyla.. burada eskiden bir Çömlek İmalâthanesi bulunmaktaymış.

Galip KEŞAPLI Ailesinin Evi

Fotoğraf : Eren TOKGÖZ

            Aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü üzere Muşmula'nın dalları sol köşeden Dramalılar'ın evine doğru uzanmaktadır. Hafız Teyze'nin oğulları Galip ve İshak uzun yıllar bu evde ikamet ettiler. İshak Abi bir sevda tutkunluğu nedeniyle aklî dengesini kaybetmiş ve kendini içkiye vermişti. Sevdalısı olduğu ailenin deniz vasıtaları denizde batmış, malî durumları bozulmuş ve kızlarını İshak Abi'ye vermemişlerdi. Kimseye zararı dokunmazdı ve bir Mecnûn olarak hayata gözlerini yumdu. Gelinleri Macide Abla misafir odasına görülmeye değer güzellikte bir pirinç mangal yerleştirmişti ve bayramlarda pırıl pırıl konuklara gülümserdi... Torunları Makina Mühendisi Musa KEŞAPLI ise boş arsada her yılın Temmuz ayının son Cumartesi günü sokağın eski müdavimlerinin toplanması için Y. Kemal BAHÇE ile birlikte bir özel gün plânlamışlardı.

Dramalılar'ın / Nalcı Haceliler'in ve Agiler'in Evi

Ahmet Derya VARİLCİ Fot. Arşivi - 06.07.2004

            Keşaplı Mâlikanesi'nin tam karşısında Dramalılar'ın ve Nalcı Haceliler'in evi vardı. Agiler'in Fatma Teyze ve çocukları Balıkçı Yüksel, Yorgancı Seniha ve Mustafa ailesiyle bu evi şenlendirdiler. Seniha Abla'nın yorganları muhitinde bayağı ün yapmıştı. Yılmazlar Mahallesi cephesinde Papaz Kuyusu ve Papaz Mektebi varmış vaktiyle... Evin yukarı cihetinde ise bir kuyu bulunmaktaydı. İkinci bir kuyu da yolun karşı tarafında İhsan Teyzeler'in bahçesi ile Marnos Nine'nin son yıllarını yaşadığı Samanlığın arasındaki çeşme yanında bulunan kuyu idi.

Keşaplı Sokağın Satıroğulları (Sağda) ve Sobacıların Ev Duvarlarındaki Tabelâları

Sağ ve Soldaki Fotoğraflar : Fikri TERZİOĞLU - Temmuz 2008 Ünye

            Ünye'nin Kuyu Kültürü başlı başına bir araştırma konusudur. Kuyu başı sohbetleri, kuyulara file içerisinde iple sarkıtılan ve buz gibi soğutulan karpuzlar ve gençlerin bunları aşırması hikâyeleri her mahallede tebessümle anlatılan anılardandır. Bir keresinde de ben bu kuyuya bakalım ne yapacak diye yavru bir kedi atıvermiştim. Baktım can havliyle miyavlıyor.. koşarak ablamların yanına gitmiş ve kuyuya kedi düştü koşunnnn diye bağırmıştım.. kuyuya salına bakraç yardımıyla kedi cascavlak halde kurtarılmıştı.. ve kurtarılmasına vesile olmaktan gururluydum!!! Gerçekten çok yaramaz bir çocuktum.. ele avuca sığmazdım!

   
Ünye Kültürü'ne Damgasını Vuran Muhtelif Mahallelere Ait Kuyular.

            Kuyunun hemen 5 m önündeki kapıdan Keşaplı Sokağın sol cephesindeki Kuşçalı Mahmut YILMAZ’ın evine ulaşırsınız. Betonarme sahanlığı görmeye değer güzellikte.. portakal bahçesi kokusunu içinize çekerek ilerlersiniz diğer mekânlara doğru..

            Kuşçalı Mahmut ve eşi Emine YILMAZ'ın çocuklarından eski topçulardan Kuşçalı Hakkı YILMAZ (DYP Ordu İl Bşk.), Ayşe YILMAZ (Yusuf GÜVEN’in eşi), Yaşar, Hatice, Rahmi, Osman ile Ayhan YILMAZ bu mekânın unutulmaz isimleri.

Hanıminge Yılmaz, Fatsalu İsmail, Guşcalu Hakkı, Ayu Tahir,

Bilgin Hasdemir, İsmail Daşgunsu, İsmail Güven, Orhan Tokcan
Ordu Stadı (1964 - 1965)

            Ortaokul ve Lise’den devre arkadaşım Aydın YILMAZ’ın evleri ise daha içerde. Kardeşi Ayfer Hanım Ünye Yerel Tarih Grubu Üyesi. Her iki evin arasında ise eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Refaiddin ŞAHİN Bey’in evleri var. Mahallemizin bir Bakan çıkarmış olması güzel bir bahtiyârlık aslında.. daha sonra da bahsedeceğim gibi bu sokağın Kültür Merkezi olmasını haklı kılan birçok nedenler var. Yeri geldikçe değineceğim… Lâf aramızda bizim bahçenin fındık ışgınları müdavimleri arasında Sayın Bakan’ımız da var!.. annem öööle sööölii.:)))

Sayın Bakanımız Refaiddin ŞAHİN Fakülte Açılış Seremonisinde

Hizmet TV ve Gazetesi Fotoğraf Arşivi

            Refaiddin Beyler'in evlerinde annesi Ayşe, babası Ahmet, babaannesi Fatma, ağabeyi Faruk ve kardeşleri Sebahattin ile Gülser yaşardı. Faruk Amca'nın küçük oğlu Hakan ŞAHİN ABD'de yaşıyor ve bu sene kısa film dalında ödül aldı.

            Evlerinin yarısını Kuşçalılar aldı.. daha sonra Kuşçalılar Hacı Aliler'in evini alınca o eve Beden Eğitimi ve Resim Öğretmeni Beethoven lâkaplı Ali Rıza Hoca kiracı olarak girdi ve bu hocamızın da birçok müzikle ilgili anıları yaşandı bu sokakta...

Bakanımız Refaiddin ŞAHİN ve M. Ufuk MİSTEPE Ünye Söyleşisinde
(Arka Fonda Ressam Rahmi PEHLİVANLI'nın Ünye Manzaralı Resmi Asılı)

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 06.03.2007 14:37 Kurtuluş/Ankara

            Bakanımız bana ilginç bir anısını nakletti : "Babası Ahmet Bey 1970 yılında Çömlekçi Câmii'nden öğle namazı çıkışında Makinist Osmanlar'ın evinin önündeki merdivenlerden evlerine doğru çıkarken bir bayanın köşede beklediğini görür ve ileride Lâstikçi Dursun YILMAZ ve Manav Zekeriyalar'ın evlerinin duvarına ellerini dayamış bir adamın hüngür hüngür ağladığını görür. O ev sakinleri Bakanımızın akrabaları olduğundan "acaba der bir yakınımız mı öldü?".. ve bu kuşkuyla adama yaklaşır.. kim ve ne olduğunu sorar hüzünlü bir sesle!

42. Ahmet / Ayşe ve Refaiddin Şahin'lerin Evi.

32. Lâstikçi Dursun YILMAZ ve Manav Zekeriyalar'ın Evi.

            Adam adının Hristo Deodorakis olduğunu ve köşedeki bayanın da eşi Poli Teyze olduğunu söyleyince babası Ahmet ŞAHİN Bey çocukluk arkadaşını tanır. Hristo Amca bu evin kendilerine ait olduğunu ve anılarının tazelendiğini.. kendini tutamadığını hıçkırarak anlatmaya başlayınca kucaklaşır ve sarılırlar.. 1,5 ay o sokakta komşuları onları ağırlarlar.

06.04.1978 / Fotoğrafın Arkasında KOZAMİ - Hristo Amca ve POLİ Teyze Yazıyor.
Kuşçalı Ahmet ŞAHİN, Hristo DEODORAKİS, Poly Teyze, Kuşçalı Mahmut YILMAZ Kozani'de.

Kaynak : Cyln YILMAZ Fotoğraf Arşivi

            Daha sonra yerleştikleri Yunanistan'a döner. Gittikleri Kozani şehrinde ikamet ettikleri köylerine ÜNYE adını verirler. Hristo ayrılmadan önce Ahmet ŞAHİN Bey'e bir vasiyette bulunur. Der ki : "Çocuklarımız her ne olursa olsun bu diyaloğu koparmasınlar" der. Ve bu vasiyet tutulur ilişkiler koparılmaz ve her sene tatillerde buluşmak âdet haline gelir.

Ahmet ŞAHİN
Bakanımız Refaiddin ŞAHİN Bey'in Babası


Refaiddin ŞAHİN Fotoğraf Arşivi

REFAİDDİN ŞAHİN

http://www.gsgm.gov.tr/sayfalar/genel_mudurler/rsahin.htm

 

  

            19.04.1939 tarihinde Samsun’un Terme ilçesinde doğdu. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde vekil öğretmenlik, Devlet Orman İşletme İdaresi ve Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'nde memurluk görevlerinde bulundu. 1971 yılında İzmir’de düzenlenen Akdeniz Oyunları’nda Muhasebe Müdürü olarak idarî görev aldı. Refaiddin ŞAHİN, 1976 yılında Kanada’nın Montreal kentinde yapılan olimpiyat oyunlarına yönetici olarak katıldı.

            Gençlik ve Spor Bakanlığı'nda Uzman, Bağ – Kur Genel Müdürlüğü’nde Genel Sekreterlik ve Gençlik ve Spor Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 22.01.1980 – 16.04.1980 döneminde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü görevini yürüttü.

            Şahin, atletizm, futbol, yüzme ve su topu branşlarında amatör sporcu olarak uğraş gösterdi. Yüzme antrenörü olarak görev aldı. Mesleği ekonomist olan Şahin, 19 ve 20. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği'ne seçildi. Tarım ve Köyişleri Bakanı ve Devlet Bakanı olarak hükûmette görev aldı. Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. 1971 yılında İzmir’de düzenlenen Akdeniz Oyunları’nda Muhasebe Müdürü olarak idarî görev aldı.

            Şahin, Güney Kafkas ve Batum Göçmenleri Derneği Genel Başkanı, Gürcistan – Türkiye Vakfı Başkanı ve Türk – Tayvan Vakfı Başkanlığı görevlerinde bulundu. Şahin, Üniversite mezunu olup, orta derecede İngilizce ve Fransızca bilmektedir. Evli ve 2 çocuk sahibidir.

            Keşaplı Mâlikanesi’nin yukarısında Becoğlu Cemal Ağa’nın bahçesi ve karşısında da Kuşçalılar’ın bahçesine sonradan yapılan rahmetli Mehmet Amca ve Emine Teyzeler’in iki katlı betonarme evleri var (sonra bir yarım çatı kat daha ilâve olundu).

Meçhulasker İlkmektebi (Ortaokul) Duvarı ve Sivaslı Mehmet'in Evi

Fotoğraf : Eren TOKGÖZ

            Sivas asıllı olan bu ailenin çocukları Hatice, Asiye, Yaşar ve Ayşe şimdi kim bilir nerededirler? Onlar da bu sokağın cıvıl cıvıl neş’esini bizlerle birlikte yaşadılar Orta Mahalle’de..

Sağda Sivaslı Mehmet / Emine Hanımlar'ın Evi
Keşaplı Sokak ve Solu Kuşçalı / Dramalılar'a Çıkar

Ahmet KABAYEL - Ahmet Derya VARİLCİ Fot. Arşivi - 05.06.2002

            Evleri tek katlı iken üzerinde filiz demirleri bırakılmıştı. Küçüktüm.. okul duvarından evin damına atlamış ve filiz demirlerini oyun bahanesiyle büküvermiş.. iyice ayırmıştım bi güzel ! Emine Teyze de soluğu bizim kapının önünde alıvermişti arkamdan.. :)) Hey gidi günler !

            Ya İhsan Teyzeler’in (İksan Teyze derdük) fraklusu? Kış mevsimi geldi miydi.. maallelüden çok çekiidu! Önce yokuşun tepesinden aşşaa bi güzel kayma plâtformu açılır.. su dökerek buzlandırılır ve u sokaktan geçenler mutlaka yere düşer ve yelkenler fora olur neticede.. :)) ve ardından İksan Teyzeler’in merdiveni kayak pistine çekilir.

Demir Parmaklıklarına Asılıp Oynadığımız
Becoğlu Cemal ve MahmutAğalar'ın (GÜVEN) Evleri

Ahmet KABAYEL - Ahmet Derya VARİLCİ Fot. Arşivi - 05.06.2002

            Şoför mahalline iri kıyım biri geçmelidir.. yoksama direksiyonu gumanda edemedüğünden fıraklunun o beklenen akıbeti meydana gelür. U bakımdan ya Gazaros Abi, ya Mardiros Abi, ya Hasan (İzmarit) Abi ya da İsmail (Guççalu) Abi geçerdi merdivenin en başına.. arkasındaysa tüm mahalle.. sanırsınız ki lunaparkta üstüvanede uçuyorsunuz.. çığlıkları duymalıydınız.. yere serilenleri.. kahkahaları.. inlerdi tüm sokak neş’eyle.. ve Zekiye Teyzeler’in evlerinin önündeki taş duvara merdiven küüüüüüüüüt! diye vurduu gibi.. zınk diye durur ve herkes üst üste balık istifi olurdu. :)) Bazen de o kadar kalabalık olurdu ki merdiven yolcuları.. şimendifer kumandayı elünden gaçurur ve İksan Teyze’nin fraklusu darmadavan olur, maallenin anaçgaları yellere serülürdü. :))

            Ve kuyunun 10 m sağında meşhur İncir Ağacı bulunurdu. Bu patlıcan incirin meyveleri tüm mahalleliyi doyururdu.. çok bereketliydi. Zaten her bahçede incir ağacı vardı.. bizim bahçede ise 3 ayrı cinsi vardı farklı lezzet açısından..

            Sokağın müdavimleri akşam olmak üzereyken Kuşçalı Cemal ve Mahmut Ağalar’ın evleri önünde toplanır ve muhtelif oyunları sergilerlerdi. Akşam oyunları içerisinde en muteber olanı da Saklambaç’tı. Mahallenin zıpırları saklanmak için İncir Ağacı’nın tepesine dek çıkarlardı.. ara ki bulasın!

Meşhur Keşaplı Sokak Taş Kaldırımları

Orta Mahalle - Keşaplı Sokak

Gülây Öğretim - Terzi Seniha Mistepe - Selma Tuzcuoğlu
Önde Becoğlu Cemal GÜVEN, Ortada /Habakaslar /
Adire Hanım, En Arkada Sıtkı KARABIYIK'ların Evleri

            Bahçedeki düzlükte de kızlar ÇİZGİ oyunu oynarlardı.. Nesrin Abla (ŞEN), Ahretlik Ayşe (YILMAZ), Selma Ablam (TUZCUOĞLU) ANCA MANCA oynarlardı incirin dibinde ve yiyecek ne varsa taşırlardı evlerinden oraya.. biz de Fatma’yla (ÖZSOY) beraber tıkınmak için yanlarında döner dururduk.:)))

            Raametlü anaanemin adını KİPİ koymuştu Ermeni komşularımız!.. neden mi? Küçükken ÇİZGİ oyunu oynarlarmış.. gözleri kapalı imtihan olurmuş önce adım adım geçmek suretiyle kare bölmeciklerden.. eğer çizgiye adımı değerse “SU mu?” anlamına gelen Ermenice KİPİ diye sorarmış.. eğer SU değilse Hayır anlamına gelen “NOS” derlermiş ve oyun KİPİNOS – KİPİNOS = Su Değil şeklinde devam edegele dururken anaanemin adı da KİPİ kalmış.:)))

            Becoğlu Cemal Ağa (GÜVEN) ile Mahmut Ağa (GÜVEN)’nın ikamet ettikleri san’at harikası üç katlı yığma tuğla örgülü evin hikâyesini ise şöyle anlatayım..

Beroğullarından (Solda) - Ortada Abdullah ŞAHİN (Bakanımızın
Dedesinin Babası Rus Harbi'nde) - Yavuz ACAR'ın Dedesi (Sağda)

Refaiddin ŞAHİN Fotoğraf Arşivi

            Leon Amca’nın annesi Makri Hala’nın kardeşi Mardiros’unmuş bu ev. İlerisindeki vaktiyle Çerkez Emine / Habakas’ların oturdukları iki katlı kârgir evin yapılmasından dolayı aralarında doğan husumet nedeniyle kardeşine inat Mardiros bu evi dikivermiş yanına nispet olarak!

            Gürcü kökenli olan ÖZSOY, YILMAZ ve GÜVEN aileleri yanında ermeniler, macirler, lâzlar ve Kafkas kökenli ailelerle mahalle tam bir mozayik sergiliyordu. Uyum görülmeye değerdi doğrusu.. yaşamak lâzımdı bu güzelliği.. ve yaşadık da!

            Mahalleli bir gün İksan Teyzeler'in evine koşturuyordu. Biz de ailecek olay mahalline geldik. Telâşenin sebebi Köprübaşı'nda Ürer Lâstik Fabrikası'nda çıkan yangınmış meğer! Evin üçüncü kat pencerelerinden uzanarak 4 km uzaklıktaki yangını korku ve endişeyle seyretmeye başlamıştı tüm mahalleli!!! Gökyüzü parlayan devâsa alevler nedeniyle kıpkırmızı olmuş.. çocuk beynimle mahşer canlanıvermişti tahayyülümde! Ve korkudan sık sık çişim gelmişti yangın esnasında! Metabolizmamın doğal olarak verdiği masumâne tepkiydi bu...

Becoğlu Cemal ve Mahmut GÜVEN Evleri

Ahmet KABAYEL - Ahmet Derya VARİLCİ Fot. Arşivi - 08.07.2004

            Becoğlular’ın oturduğu ev üç katlı ve yan yana iki evdi. Sokağa bakan tarafında rahmetli Cemal / İhsan GÜVEN ve ailesi, Dere ve Çakırtepe cephesinde ise rahmetli Mahmut / Meryem Güven ve ailesi ikamet ederdi. Şimdi Cemal Amca’nın evinde eski topçulardan Yusuf / Ayşe GÜVEN ve ailesi, Mahmut Amca’nın evinde de gene eski topçulardan İsmail / Fatma GÜVEN ve ailesi yaşamaktadır.

            Cemal Amca bana KOPUK derdi ve beni çok severdi.. ağır paltosuna beni sarar ve nefessiz kalıncaya dek de beni kucaklardı. Bir gün elimdeki en sevdiğim topla birlikte beni kucaklamış ve nefes alma çabaları çerisindeyken topu elimden kaçırmıştım. Top da okulun avlununun pöğreklerindeki delikten lâğım kanalına düşmüştü. Çok ağlamıştım o zaman.. tabi çıkarmak mümkün değildi topu!!!

Adire Teyzelerin Fıraklusu
Sıtkı Karabıyık'ların Evin Duvarı

Keşaplı Sokak Taş Kaldırımı
M. Ufuk MİSTEPE

            Cemal Amca’nın Meral, Yusuf, Günal ve Ayşe adlı dört çocuğu vardı. Meral Abla ve Günal Abla sağır – dilsizdi. Günal Abla evlenmedi.. geçen yıl Ankara’da bizde okey oynadık.. eski neş’esinden bir şey kaybetmemişti. Meral Abla Karabük’e gelin gitmişti. Zeki, Mine, Celal, Cemal ve Itır adlı beş çocuğu oldu onun da! Zeki ve Cemal hariç onlarda aynı hastalığa duçar kalmışlardı. Celal, beni ağabey olarak çok severdi.. kendisini kollardım her zaman yaramaz çocuklara karşı! Can Eriği operasyonunda en sadık yardımcımdı. Sünnet olmalarının arefesinde Karabük’te bir trafik kazasında hayata veda etti.. Allah (C.C.) rahmet eylesin! Yusuf Abi Kuşçalı Ayşe YILMAZ'la evlendi ve dalyan gibi Cemal, Cüneyt ve Fatih adlarında üç erkek evlâdı oldu.

Aşağıdaki tapudan okunan bilgilere göre sokağın eski adı Osmanlıca'sında ŞİRVANİ yazıyor.
Tapu Türkçe'ye çevrilirken ŞİRVANLIOĞLU biçiminde transkribe edilmiş. Mahalle : Rum - Yılmazlar

Tapuyu ve Son Bilgileri Aktaran : Yahya Kemal BAHÇE

            Cemal ve Mahmut Ağalar Curi ve Akçay’da hatırı sayılır fındık bahçelerine sahiptiler. Yazın para kazanmak için onların fındık bahçelerine fındık toplamaya giderdim. Rahmetli Meryem Teyze bana kıyamaz, sabah kahvaltısında özel yaptığı Türbe Eriği reçeli ile tereyağını Hüseyin’le bana yedirirdi Curi Köyü’nde. Çöremez de derlerdi o havaliye. Rahmetli İksan Teyze de Akkuş’tan gelen işçileri ağırlar kızları Günal ve Ayşe Abla’yla ve gelini Ayşe Abla’yla sabahtan akşam dek yemek, bulaşık ve harmanla boğuşurlardı. Bir gün bana dediler ki : Ufuk.. işçi kadın ve kızlar eğlenmek istiyor.. çalgıları da yok! Sen git Ünye’den mandolinini al da gel! Azıcık şunları eğlendirelim. Ben de eve dönüp mandolini aldım ve akşamları Akkuşlu işçileri bir güzel oyun havalarıyla eğlendirdim. Günal Abla duymasa da gönül gözüyle hisseder ve ritmine göre oynardı.. halâ gözlerimin önündedir o hâtıralar…


Ahmet KABAYEL - Ahmet Derya VARİLCİ Fot. Arşivi - 08.07.2004

            Çataltepe Muhtarı Hasan GÜLAY'ın kızı Meryem Teyze'nin İsmail, Cevat, Hüseyin ve Fatma adlı dört çocuğu oldu. Annesinin adı Feride idi. Fatma sınıf arkadaşımdı, İsmail Abi Ünye futbolunda derin izler bıraktı ve Belediye Sineması İşleticisi idi. Hüseyin esnaflığa soyundu ve beyaz eşya ticaretine devam etti.. bir ara yerel gazetede köşe yazarlığı da yaptı.

            Cevat GÜVEN ise Özel Yıldız Tekniği bitirerek İnşaat Mühendisi oldu.. kendini sektöre kabul ettirdi ve şimdi Ünye'nin sayılı müteahhitleri arasına girdi. Delta İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin kurucusu oldu. Halen Yönetim Kurulu Başkanı olarak Ünye Çağdaş Eğitim ve Kültür Vakfı kanalıyla uzun yıllardan beri Ünye gençlerinin eğitimine hizmet vermektedir.

Cevat GÜVEN

Vakıf Yön. Kur. Bşk.
İsmail GÜVEN

Ünye İrtibat Bürosu
Nevin GÜVEN

Vakıf Üyesi
Yüksel ŞEN

Vakıf Genel Müdürü

            Mahmut Amcalar’ın evi cihet olarak bizim eve bakardı.. bahçeleri de bizim ev ve fındık bahçesine komşuydu. Dolayısıyla bahçeler arası sebze ve meyve operasyonunda en hareketli anlar bu iki bahçede yaşanırdı. Meryem Teyze’nin hıyarları dayanılmazdı ve sabırla büyümelerini beklerdim.. Trabzon Hurmaları’nın da hatırı sayılırdı hani.:)))

            Bir gün pancar (kara lâhana) gövdelerini aşırma operasyonunda iken (o gövdeleri çakı ile sıyırır ve nezük yerlerini yerdik) yerde bir elma buldum. Baktım sapa sağlam.. oysa elma mevsimi değildi. Tam alıp uzaklaşayım derken gömülü bir tane daha gözüme çarptı.. onu çıkarırken sanki maden bulmuşçasına toprağa gömülü elma yığınına rast gelmeyeyim mi? Rahmetli Meryem Teyze’nin gömdüğü elmaları köpekler eşeleyerek meydana çıkarmış ve bana ikram edilmişti.:))) Bir kucak dolusu çıkarıp sevinçle evin yolunu tutmuştum. Tabi annem kızardı böylesi işlere.. ve Meryem Teyze’ye vaziyeti hemen ulaştırdı!

            Efendim, bu çıkmaz sokaktaki Yusuf oğlu Becoğlu Mahmut GÜVEN'lerden önce burada.. Ünye'mizde "Hocaların Hocası" namıyla anılan Rahmetli Ömer ÇAM Hocamız da uzun yıllar ikamet etmişti. Sivas Muallim Mektebi'ni bu evdeyken tamamlamıştı. 1940'lı yılın başlarından 1950'li yılların sonuna dek muhtelif tarihlerde gidip gelmek suretiyle bu mekân onun yuvası oldu.

 

 

Ömer ÇAM Hoca Öğrencisi Prof.
Dr.
Şefik DURSUN'dan plâket alırken.

http://ibogurkan.sitemynet.com/yeni/id2.htm

            Meryem Teyzeler'le İhsan Teyzeler evin diğer tarafında beraber oturmaktaydılar o yıllarda. Ömer ÇAM Hocamız da Teyzesi Huriye GÜRKAN'ın ikamet ettikleri bu eve gelmişti okumak için. Huriye Hanım Teyze ve bir âlim olan eşi Ali Haydar GÜRKAN'ın Afife (Ömer Çam'ın eşi), Mezahir, Rıza, Nadir, Perran ve Sutude adlı altı çocuğu vardı.

Huriye - Afife - Ali Haydar Gürkan
(Ortada Ömer Çam'ın Eşi Afife Hanım)

http://ibogurkan.sitemynet.com/index/id2.htm

            Ömer ÇAM Hoca 1962 yılında Özel Lise'yi faaliyete geçirdi ve kendisi de ilk müdürlüğünü yaparak Edebiyat Öğretmenliği'ne atandı. Ailecek her dönem yakînen görüştüğümüz rahmetli hocamız 1923 yılında Ünye İlçesi - Karakuş Beldesi - Kuzköy'ünde dünyaya gözünü açmıştı ve Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'nden Din Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Elemanı olarak emekli olduktan sonra 14.12.2002 tarihinde 79 yaşında soğuk bir kış günü aramızdan ayrılmıştır.

Solda Ahmet Hüseyin Şen Evi - Ortada Meçhulasker İlkmektebi - Sağda Habakaslar'ın Evi

Fotoğrafı Günümüze Taşıyan : Eren TOKGÖZ - İnş. Mühendisi

            Becoğlular’ın evinin aşağısında Keşaplı Sokağa dik 30 m’lik çıkmaz sokakta iki ev vardı. Şimdi her ikisi de maalesef yıkıldığından anılarda kaldı. Evlerden biri, sokağın sağındaki rahmetli Leon / Paylon BAYGIN’lara ait olanı, diğeri de çıkmaz sokağın nihayetindeki Daşçı İsiin Usta’nın Hüseyin / Seniha MİSTEPE’lerin evi idi. Her iki ev de Ermenilere aitti. Leon Amcaların evlerinin yerinde Aslan BAHÇE’nin yaptırdığı iki katlı betonarme bina var şimdi. Bizim evin bahçe ve arsasını da Aslan BAHÇE’ye satmıştı babam.. yeni sahibi evimizi tamamen söktürdü.. yerinde bir kameriye var şimdi…

Becoğlu Cemal ve Mahmut Ağa (Solda) ile Mistepe'lerin Evi.

M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi

            Paylon Teyze’nin üç evlâdı vardı; Gazaros, Mari ve Mardiros. Leon Amca ve Gazaros Abi terziydi. Mari Abla ev hanımıydı, ama dikiş de dikerdi.. Merzifon’dan Garbis Ağabey ile evlendi. Ben Zile’deyken (1969) İstasyon Caddesi’ndeki dükkânlara içki dağıtımı yaparken karşılaşmıştık o yıllarda. Şarap pazarlamacısıydı ve Arman ve Alin adlarında iki çocukları oldu. Düğünleri Paylon Teyzeler’in bahçesinde yapılmıştı. İyi bir insandı Garbis Abi.. ailecek severdik onu.. ne yazık ki genç yaşta vefat etti!.. Toprağı bol olsun!

            Evin sokağa bakan penceresinde küçük bir pencere vardı ve altındaki kârgir duvara Kabakçın Kuşu (Baştankara) yuva yapardı. Beşiktaş derdik bu kuşa.. Gazaros Abi yavrularını bazen eline alıp severdi.. kabakçınlar incecik gagalarıyla ısırdıklarında azıcık acıtırlardı da!... Paylon Teyze’yi kızdırmak için bizim evden güneşli günlerde.. o mutfakta çalışırken gözüne ayna tutup, gözünü kamaştırırdım.. Zo (uşağım) diye sesini yükseltir ve yapmamamı tenbihlerdi!!!

Mahallemizin vefakâr ve anılarımızda cıvıldayan ötücü kuşlarından Kabakçın ve Cırtlık
    
Büyük Baştankara - Kabakçın (Solda) ve Kızılgerdan - Cırtlık (Göksü gınalı) Kuşları

            Evlerinin alt katında sarnıç vardı.. Becoğlu Cemal Amca’nın evinde mutfakta vardı su sarnıcı. Aslan Bey evi satın alınca sarnıcı boşaltmış ve kalite kontrol yapmıştı.:))) Evimizi ona satarken babam şartlı satmıştı.. evimizin temelinde ya da bahçemizin aşağılarındaki virane ev temellerinde antika ya da gömü çıkarsa devlete verecektik! :)) Nasip bu ya! .. bi şey çıkmadı!…

            Dinî bayramlarda önce Mardiros Abiler’e giderdim.. arefe gününde çocuklar için küçük şişelerde sıvılar hazırlar.. üflendiğinde yüzbinmilyoncuk balonlar çıkaran mini oyuncaklar sunardı bizlere.. güzel anılardı, halen tadımsılığında sizlere duyumsayarak aktarabiliyorum. Mahallede bayram havasını birlikte soluklardık.. komşularımız da dindardı.. İncil okusalar da.. Agavni Nine’nin namaz kıldığını biliyorum! Adire Teyze’nin oturma odasında bizim mushaflar gibi İncil asılı dururdu.

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

1) İskenderzâdeler'den Sürmeneli Mollaoğlu Mahmut Usta ve oğlu Daşçı İsiin Usta'nın (Hüseyin MİSTEPE) Evi,
2) Terzi Leon BAYGIN'ın Evi, 3) Becoğlu Mahmut GÜVEN'in evi, 4) Becoğlu Cemal GÜVEN'in evi,
5) Çerkez Emine - Habakaslar'ın /Adire Teyze'nin Evi, 6) Şoför Sıtkı KARABIYIK'ın Evi, 7) Meçhulasker İlkmektebi,
8) Özel Ünye Lisesi, 9) Su Sarnıcı, 10) Papaz Evi Harabesi, 11) Sabri Efendiler'in Evi (Öğretmen Mahmut SEZER,
Uğurtay'ın Amcası), 12) Denizbükü Muhtarı Sarıkayalar'ın Evi, 13) Avni ŞAHİN ve Kuyumcuoğlu Mahmut ve
Hamdi KUYUMCU'ların evi, 14) Eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Refaiddin ŞAHİN'in evi, 15) Kuşçalı Mahmut
YILMAZ'ın evi, 16) Meletli Ayşe Hanım'ın Evi (Kocası Taşçı Ustası - Rafet SOYTÜRK'ün Dedesi).

             Paylon Teyzeler’in oturma odasında boncuklarla süslü torbasında bir deste 52’lik oyun kâğıdı vardı. Onlara gittiğimde o oyun kâğıtlarına bakmaya doyamazdım!.. Annem kahvesini yudumlarken.. kahve fincanı altlığına azıcık kahve akıtır ve bana da föşürt diye içirirdi bi fıttırım. Malûm çocuklar fazla içerse Arap olurdu.:)))

Ayaktakiler (Soldan Sağa)

Annem Seniha Mistepe (Külünk)
Babam Hüseyin Mistepe
Ablam Selma Tuzcuoğlu

Mistepe Ailesi

1967 / Ünye Keşaplı Sokak'taki Ev

Öndekiler (Soldan Sağa)

Büyük Ablam Gülay Öğretim
Kardeşim Nilgün Kılıçarslan
Ben M. Ufuk Mistepe

            Mahallemizin gençleri çok matrak ve muziptiler!:)))

            Hiç unutmam.. her halde 1966’lı yıllardı? Hürriyet Gazetesi’nin “Çat Kapı” ya da “Hürriyet Kapıda” adlı bir sürpriz kampanyası vardı. Muhabir ansızın bir evin kapısına gelir.. kapıyı çalar ve Hürriyet Gazete’niz var mı diye sorardı. Eğer gazeteniz evde bulunuyorsa büyükçe bir ikramiyeyi almaya hak kazanıyordunuz.

            Gazaros Ağabey bu kampanyayı bir eğlenceye dönüştürmek istedi. Gülây Ablam, Yusuf Abi, İsmail Abi oyunun içerisindeler.. Gazaros Abi kalınca bir palto giymiş, takma sakal takmış ve başına da tanınmamak için bir fötr şapka geçirmişti. Önce Becoğlular’ın evlerine tıkladılar.. gazete olmadığından hediye kazanamadılar tabi. Evde gülmekten yerlere yatıyorduk. Paylon Teyzeler’de gazete vardı ve asıl oyun annesine tezgâhlanmıştı.:)))

Hüseyin, Seniha, Selma ve M. Ufuk MİSTEPE

Keşaplı Sokak No. 22 / 1965

            Bizim kapıya geldi Hürriyet Muhabiri mahalleli çocuklar peşinde.. Paylon teyze rahmetli pencereden olan biteni gözlüyordu.

            Bizim kapıyı çaldılar tokmağını vurarak.. o zaman zil tertibatı yoktu.. elektriği bile yeni almıştık evimize! “Gazete var mı?” diye sordu Gazaros Abi.. biz de onları oyalamaya başladık ve ben koşarak Paylon Teyze’nin kapısını çaldım. Tak Tak Tak !!!

-         Paylon Teyze evinizde Hürriyet Gazetesi var mı?

-         Yok oğlumm.. Leon Amca’n belki akşama getirir.. dedi.

            Plân işliyordu.. zaten vermeyeceği kanaati oluşmuştu önceden.. çünkü işin içinde ikramiye vardı.:))) Muhabir kasıtlı olarak Paylon Teyzeler’in evini atladı ve çıkmaz sokaktan Keşaplı Sokağa doğru yavaşça ilerlemeye başladı.

Aslan BAHÇE'nin Evin Damında Keşaplı Sokak Sakinleri
Sağ Başta Seniha MİSTEPE, Ortada Nilgün MİSTEPE, Fatma GÜVEN, Sol Başta Sevim
KARAKUŞ, Nimet KEŞAPLI,İlknur ALPARSLAN, Sevinç Hanım ve Eşi Mat. Öğrt.,
Beden Eğitimi Öğretmeni Ahmet Hoca, Kiracılar ve Diğerleri

Fotoğrafın Aslı Ünye'deki İki Sel Felâketinde Diğer Fotoğraflarla Birlikte Yok Oldu.

            Paylon Teyze kapı aralığından olanları gözlüyordu. Baktı ki Muhabir kaçıyor.. kapıyı hışımla açtı ve fırladı Muhabir’in peşinden..

-         Hürriyet, Hürriyet gel buraya.. bende gazete var gellll!

            O anda Mardiros Abi dayanamadı.. başladı kahkahaya pencereden.. ardından mahallelide bir kahkaha tufanı gidiyor ki sorma!:)))) Hah hah haaaaaaaaaaaaaa

            Gazaros Abi, Paylon Teyze’nin şaşkınlığı geçmeden sakalını aşağı çekince olay anlaşıldı tabi.. ve Paylon Teyze “Allah senin cezmayın versin e mi Zooo!” diye bağırarak utanç içerisinde ve Gazaros Abi’yi Ermenice bir güzel haşlayaraktan eve döndü. :)) Tabii.. o gece Gazaros Abi eve giremedi.:)))

            Ermeni komşularımızın bir kısmı İstanbul’a kalanı Kanada’ya göç ettiler ve şimdi Kanada’da yaşamlarını sürdürmekteler. Onlarla yakın temasa geçip daha farklı bilgi ve belgelerle sizlere ulaşmayı düşünüyorum.

Muz Yaprağı ve Taştan Çamaşır Tekneleri

Fotoğraf : M. Ufuk Mistepe 04.08.2001
Dereağzında Mistepe'lerin Fındık Bahçesi

Fotoğraf : M. Ufuk Mistepe 04.08.2001

            Aslan BAHÇE ve saygıdeğer eşleri yurt dışında işçi olarak çalışırlarken Leon Amca’ların ev ve arsasını satın almışlardı ve şimdi kendileri 2 katlı yeni yaptırdıkları evlerinde oturmaktalar. Daha sonra bizim ev ve fındık bahçesini de satın aldılar. Makri'nin kardeşi Marnos Nine'nin babasına ait olan bu ev de Aslan BAHÇE tarafından yıktırıldı.. yerinde bir kameriye var ve yanında da muz ağacı yetiştirmiş bizden sonra.

            Evimizin arkası 2 dönüm meyve ve fındık bahçesiydi.. erik, incir, nar, ceviz, kiraz, dut, elma, fındık, taflan ve armut ağaçları vardı. Dolayısıyla mahalle gençlerinin sık uğrak yeriydi.. onlar bizim bahçeyi ben de onların bahçelerini talanlardık.. asayiş berkemâldi yani…

            Evin arka cephesinde muhtelif tarihlerde babamın aile bireylerinin de desteğiyle inşa ettiği küçük kapasitede 3 tane Çömlek Fırını vardı. Gençliğimde çok emeğim geçti bu fırınlarda çalışırken.

            Babam Hüseyin MİSTEPE'nin yaptığı çömlekler o derece ustaca yapılırdı ki sırlandıktan sonra satmaya kıyamazdım çoğunu. Şimdiki aklım olsa onlardan birer numune saklar ve müze için muhafaza ederdim. Ne yazık ki bu san’at tarihi eserleri yok oldu.. bazılarının ise fotoğrafları kaldı sadece!!! Babam gerçek bir san’atkârdı ve çömlek ustalığını da bakarak kendi kendine öğrenmişti. Alçı kalıplamada, döküm potaları yapmada, yağlı tebeşir ve terzi sabunu icadında hayli başarılı çalışmaları olmuştur.


Çömlekçi Başustası (Daşçı İsiin) Hüseyin MİSTEPE

            Fırınların üstte olanın yanında iki tane oyma taştan Çamaşır Teknesi vardı. Onların deliklerini çamurla tıkar.. dere boğazından deniz kenarına iner.. tenekelerle deniz suyu doldurur ve içerisini de midye, yengeçler, yosunlar ve küçük kaya balıklarıyla süslerdim. Güya doğal akvaryum yapma zevkini tadardım birkaç saatliğine de olsa. Fazla uzun süreli olmazdı bu keyfim.. çünkü yengeçler taştan tırmanarak kaçarlardı dışarıya.. balıkları da kargalar mideye götürürdü. Elma ağacımızın tepesinde karga yuvası vardı ve evimizin etrafında karga ve baykuşlar, gelincikler eksik olmazdı hiç.

1880 Yılında Ünye Orta Yılmazlar Mahallesi
II. Abdülhamit Han Fotoğraf Albümü - Yıldız Kütüphanesi İ. Ü. Nadir Eserler Bölümü Fotoğraf Albümü
Orta Mahalle'deki Rum Kilisesi Çan Kulesi (1) ile Papaz Mektebi Kulesi (2) Görülmektedir.


Günümüze Aktaran : Tarihçi Osman DOĞAN
(İlk Kez 06.05.2005 Tarihli Hizmet Gazetesi'nde Yayımlandı.)

            Becoğlu Ailesi’nin evlerinin karşısında 1873 yılında yapılan Rum Kilisesi vardı. Topal Osman zamanında adamları tarafından Çan Kulesi yıkılan bu ibadethâne ne yazık ki okula arsa açmak bahanesiyle 1954/55 yıllarında yıkılmıştır. Benzerî bir Kilise bugün Ordu ilimizde ne ifa ediyorsa bugün bu kilise de yerinde kalsaydı aynı görevi ifa edecekti. Şimdi Ünye Müzesi’ni kurmak için acaba Düğün Salonu mu olsun hamamlardan biri mi olsun diye köşe bucak yer arar olduk.

Solda : Meçhulasker İlkmektebi, Ortada : Su Sarnıcı ve Refaiddin Şahin'in Evi, Sağda : Rum Kilisesi
Fot. : Foto Ahmet Hüseyin (ŞEN) - Gön. : Aynur TAN, Refaiddin ŞAHİN, Yüksel ŞEN.

Ayakta Sağdan : 1. Suli, 2. Şerif ÖZTÜRK, 5. Kemancı Saip, 6. İbrahim ŞENGÜL,
7. Arzuhalci Şefiğin Oğlu Tevfik, 9. ÖMER ÇAM, 11. Çamoğlu Ömer'in Oğlu. (1930/ÜNYE)

            Topal Osman deniz yoluyla Ünye’ye uğradığında Keşaplı Sokak’taki ahbabı Keşaplı Salih (Reis) Kaptan'da konuk olurdu. Çetecilik faaliyetleri döneminde Keşaplı Kaptan Salih Reis'in evindeki yattığı yerden çan seslerinden rahatsız olmuş olacak ki bu kuleyi devirtmiş olsa gerek diye düşünüyorum!?

Topal Osman Ağa (1884 - 04.04.1923)
    
Topal Osman Ağa, Atatürk ve İsmet İnönü ile birlikte.

Keşaplı Salih (Reis) Kaptan

            Motorlu gemi kaptanlarımızdandır. Kuvay-i Millîye harekâtında gemisi ile ordumuza cephane taşımıştır. Rus donanması tarafından takip edilmiş, Ünye limanında gemisi bombalanmıştır. Giresunlu Topal Osman Ağa Ünye'ye geldiğinde Keşaplı Salih Reis'e misafir olurmuş. Ahfadları; Nüfusçu Galip Keşaplı ile Mustafa Kalemen'in eşi Hatice Hanım, Yavuz Kemal ve akrabalarıdır.

Tarihte Ünye Kaptanları - Tahsin KADIOĞLU
(Tarihi, Sarayı, Konakları, Kadıları, Hattatları, Fındığı, Mısırı ve Gemiciliği ile ÜNYE)

            Refaiddin ŞAHİN Bey'in Kurtuluş'taki bürosunda bu konuda söyleşi yaparken yanımızda bulunan en son ATABEK Hükümdarı Ali ATABEK'in torunu, Ünye'deki Ankara Otel'in sahibi Arslan ATABEK Beyefendi babası Hurşit Bey ve Topal Osman'la ilgili çetecilik anılarını babasının ağzıyla ağlayarak güzel bir anı şeklinde bizlere anlattı. O anıları ayrı bir makalede değerlendirmenin uygun olacağı kanaatindeyim.

Orhan KADIGİL, M. Ufuk MİSTEPE, Arslan ATABEK,
Mustafa ENGİNAR ve Bakanımız Refaiddin ŞAHİN Ünye Söyleşisinde
(Arka Fonda Ressam Rahmi PEHLİVANLI'nın Ünye Manzaralı Resmi Asılı)


M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 06.03.2007 15:51 Kurtuluş/Ankara

            Kilise’nin Keşaplı Sokağa bakan cihetinde Meçhulasker İlkmektebi ve onun aşağısında Su Kuyusu ile Papaz Evi Harabesi bulunmaktaydı. Bu evin duvarlarına tırmanmak suretiyle okulun bahçesine girerdik çoğu zaman.. kapısını dolaşmak işimize gelmezdi… Bu tırmandığımız kapı – pencere mimarîsi görünümündeki taştan bölmede bazen midye pişirirdim. İki tane çakmak taş oturtur.. üzerine de sac teneke parçası yerleştirir.. üzerine temizleyerek dizdiğimiz midyeleri cızır cızır canlı canlı alttan yaktığımız ateşte pişirir ve iç organlarını temizlemeden hüppppp diye bir lokmada yutardık.. tüm mahalleliye yeterdi topladığımız midyeler.. nasıl olsa Dere Ağzı karşısındaki kayalıklar midye doluydu! Ben genelde deniz kenarında temizlerdim midyelerin kabuklarını.. ama Yahya Kemal BAHÇE ve yeni yetme tayfası derede temizlerdi…

Dereağzı - Çömlekçi Mahallesi / Midye Topladığımız Kayalıklar

Burhan Hanhan, Terzi Şerif ve Vahap Helvacı Evleri

            Rahmetli Vahap Amca'nın torunu Vahap HELVACIOĞLU da bakın anılarında neler söylüyor : "Birçoğumuz bazen devamlı gittiğimiz yollarda kafamızı kaldırıp incelemez veya her gün gördüğümüz için ayrıntılara dikkat etmeyiz. Ben de yıllar sonra Keşaplı Sokağın önemini anladım. Ortaokulda okurken sürekli o sokaktan okula gidip gelir, bazen Yüzüncü Yıl Parkı'nın oradaki kumlukta futbol maçları oynamak için bazen de okuldan kaçarken kullandığımız o sokağın macerasında yıllar sonra anlattıklarınız ve eklemiş olduğunuz fotoğraflar ile eski okul yıllarıma döndüm.. emeği geçen herkese teşekkürler..."

            Okulun hademesi Şaban Emmi benden çok çekti rahmetli.. tüm günümüz ya deniz kenarında ya okul bahçesinde ya da meyve bahçelerinde geçtiğinden ve her geçtiğimiz alan vukuatlarla neticelendiğinden Şaban Emmi de koştururdu arkamızdan.. ya pencere camlarını aşağı indirirdik ya tebeşir silgi haşırtlardık ya ders saatlerinde cıyaklar.. öğrencileri rahatsız ederdik ya da İstiklâl Marşı okunurken taş yağmuruna tutardık eğitimcileri.:)))) En hoşumuza gideni de okulun etrafında rulman tekerlekli el ve ayakla idare ettiğimiz ve sesleriyle mahalleyi ayağa kaldırdığımız Bilyeli Araba sefamız vardı! Gıcıklık parayla değildi nasıl olsa!

            Okulun bahçesinde Agavni Nine’nin evinin önüne gelen alanda duvardan basket sahasına inen büyük bir rampa vardı.. daha eskiden bu alanlar meyve bahçesi ve mezarlıkmış.. kafataslarıyla oynardık küçükken! Kilise’nin malları talan edilmiş. Bizim evde de oradan alınma bembeyaz porselenden bir yoğurt kabı vardı ama kapağı ne yazık ki kırıldı.. şimdi kardeşim Nilgün’ün evinde o nadide porselen!

            Ablalarım eski ve yeni binada okudular.. ben sadece Ortaokul II. Sınıfı yeni binasında okudum. Kilise’nin bahçe duvarları üzerinde geçti çocukluğumuz.. bazen o duvarlara dizilir ve öğrencilerin Beden Eğitimi çalışmalarını seyreder bazen de futbol, basketbol ve voleybol maçlarını kısmen de bayram hazırlıklarını izlerdik!

Orta Mahalle Ortaokul Arkası - Mahalle Arasında Rum Kilisesi Bahçe Duvarları İçinde Halktan Bir Grup
Soldan Sağa : Tamirci Temel Çınar - Şeker Teyze - Marangoz Sait Demirkol - El Dokumacısı Agavni Oluk - Fotoğrafçı Ahmet Hüseyin (Şen)

Fotoğraf : Ahmet Hüseyin (Şen)

            Meçhulasker İlkmektebi’nin Keşaplı Sokak yönüne bir tuvalet binası yapıldı.. tam Adire Teyzeler’in evinin karşısında idi.. yapılmasını engellemek için çok çalışıldıysa da fayda etmedi.

            Bu ev merhum Leon BAYGIN Amca’nın dayısının eviydi. Sonra Çerkez Emine / Habakaslar ikamet ettiler bu iki katlı kârgir evde. Evin yapılmasında kardeşler arasında niza olduğundan Mardiros tarafından Becoğlular’ın oturduğu Nispet Konağı inşa edilmişti o yıllarda. Habakas bir eşkıya idi.. eve gizlice gelirdi kalmak için geceleri. Annesi Nuriye, eşi Emine ve kızı Muteber ebeveynlerimin gençliğinde bu mahallede yaşamışlardı.

            Suluhan’ın sahibi Beres Nene’nin kızı olan Adire Hala evlenip Ordu’ya gidince, şoförlük yapan Dursun Ağa’nın Ahmet geldi bu eve. Onların ardından Yüksel Hoca ve Sevim Teyze ailesiyle ikamet ettiler. Çocukları Atilla, Hamlet Yüksel ile lisede aynı dönemde okuduk.. küçük erkek kardeş Yücel ve kız kardeşleri de çocukluklarını bu evde yaşadılar ve daha sonra Konak Sineması bitişiğindeki eve taşındılar.

            Ardından Hakkı Düzkaya Hoca geldi ailesiyle. Kızı Nejla sınıf arkadaşımdı.. oğlu Aydın Perşembe Öğretmen Okulu’nda okuyordu.. basketçiydi ve yakışıklı iri kıyım bir delikanlıydı.. diğer üç çocuğu da kardeşim Nilgün’ün devre arkadaşlarıydılar. Turhan evimizin müdavimiydi.. Sevim ve Nejla babaları gibi öğretmen oldular. Ortanca oğul Gürsel'le (Ayhan Nadi) birlikteliğimiz daha bir anlamlıydı. Yaşına göre oldukça olgun olduğundan onunla vakit geçirmek beni mutlu ederdi. Tahtalı yapar, sahilde demir çubukla yengeç yakalardık. Can eriği operasyonlarımızı da unutmamak gerek! Şimdi Keçiören'de bir alışveriş merkezinde yönetici. Aydın, emekli olup Ünye'ye yerleşti. Nejla Trabzon'da, Turhan ve Sevim de Ordu'da. Birbirimize hissiyât olarak çok yakın olduğumuz bir aileydik Düzkaya'larla...

            Gürsel'le kaderimiz Kilise bahçesindeki böğürtlen sarkan duvarda birleşmişti. O böğürtlenleri koparmak için sarmaşıklara tutunup aşağıya uzanırken kopuverdiği an baş aşağı Hakkı YILMAZ Ağabeylerin bahçesine 4 m'den düşmüştüm.. Allah'tan hiçbir şey olmamıştı. Yanılmıyorsam 1968 yılıydı. Gürsel de aynı yerde böğürtlenlere uzanmış vaziyette iken benim yaptığımın tersine sağlam tedbir almıştı. Bir bacağına kardeşi Turhan'ı oturtmuş, öteki bacağına da kız kardeşim Nilgün'ü.. ve emniyetli bir şekilde böğürtlenler zulaya giderken o an tepelerinden bir uçak geçivermiş. Turhan'la Nilgün "Aaa, uçağa bak!" diye ayağa kalkıp birbirlerine gösterirlerken Gürsel ortadan kayboluvermiş.:))) Bir de bakmışlar ki Gürsel bahçede yerde iki büklüm! :))) Bugün (21.03.2008) Gürsel Ankara'da işyerime yanıma ziyârete geldi ve eski günleri gülerek ve hüzünle karışık yâd ettik!

            Onların arkasından Adire Teyze tekrar evine döndü ve devamında da Sivaslılar satın aldılar evi ve halen de oturmaktalar. Evin arkasında dereye kadar uzanan 75 m uzunluğunda bir bahçe vardı. O bahçede kış manzarası harika görünürdü. Muşmula Ağacı altında elimdeki Cırtlık Kuşu’na bakarken ailecek çektirdiğimiz fotoğraf o yılların kış manzaralı anılarına güzel bir örnektir.. bol kar yağardı!

Adire Hala'nın Bahçesi
Orta Mah. Keşaplı Sok. 1960

Selma, Ufuk, Gülay ve Seniha Mistepe

            Adire Teyze’nin evi ile Şoför Sıtkı KARABIYIK’ların evleri arasındaki arsaya da zaman içerisinde Mari Ablalar 2 katlı betonarme ev yaptırdılar. Sonraki alıcıları 3 kata çıkardılar. Leon Amca bu evde vefat etti.. şimdi başka bir aile oturmakta evde..

            Sıtkı Amca ve eşi Ayşe Teyze o virane evin bakımsızlığından hayli çektiler. Bizim eski ev gibi rüzgâr bir yerden girer diğer yandan çıkardı. Yerdeki Ünye Keşaplı Mahallesi dokuma kilimleri rüzgârın etkisiyle havaya kalkar ve çocuklar kabaran kilimlerin üzerinde hoplayıp zıplayarak oynarlardı. O manzaraya bayılırdım.:)))

(Solda) Sıtkı / Ayşe KARABIYIK'ların Evi,
Ortada Mari / Gazaros Baygın'ların ve Sağda Adire Hala'nın Evi

            İki katlı olan bu evin önünden itibaren Kilise Tepesi başlardı ve Temel Çınar’ın bahçesine dek uzanırdı tepe. Keşaplı Sokağın en geniş alanıydı. Ortasında daracık taş yol ve her iki tarafı çimenlikti. Ayrık otları arasında mor çiçekli dikenler, papatyalar, ballıbabalar, ısırganlar, mendekler bolca bulunurdu. Burası çocuklar topluca oyun oynadıkları ve benim de un eleğinin içerisinde saklanmak üzere kelebek, tayyare böcüü (Yusufcuk), Cennet Böcüü (Uğur Böceği) ve arı yakaladığım en şirin yerdi. Yere çukur kazar, içerisine rengarenk çiçekler doldurur ve üzerini ya kırılmış camla kapatır ya da elekle örterdim. Yakaladığım minik yaratıklarla da doldururdum içini. Ne oyunlar oynamazdık ki!?

            Sıtkı Amca'nın bir kamyonu vardı. Oğulları Muharrem, Habip, İsmet, Uğur, Zafer ve kızları Perihan, Pervin, Fahire mahallenin neş'esiydiler.. cıvıl cıvıldı ortalık. Evlerinin bitişiğinde de akrabaları Eyüp, Hasan ve Hüseyin (Gıdık) otururlardı. Habip, mahallede en çok dalaştığım komşu çocuğuydu.. ailecek bana Ufuli diye takılırlardı.. uzun yıllar gemicilikte çalıştı.. şimdi taksi şoförlüğü yapıyormuş.

            Evlerine komşu olan ve Kilise Duvarı'nın tam karşısında ve Kilise Tepesi'nin tam ortasındaki ev ise Ünye Sevdalısı Araştırmacı, Emekli Bankacı, Şâir ve Yazar Yüksel ŞEN Ağabey'in ailesi ile Hasan Basri SÜMAN'ların.. yani Feride Abla'ların eviydi.

Hasan Basri Süman - Sancaklı Gümrük Muhafaza Memuru

Mebruke / Cemal Hadi GÜRŞEN Fotoğraf Arşivi

            Yücel Abi'nin kız kardeşleri Feride Abla, Gülser Abla ve Gülhiz Abla mahallenin vazgeçilmezleri.. ablasıydılar. Anneleri Münire Teyze sevecen ve sıcacıktı. Feride Abla Samsun'a taşındı, evlendi ve CANEROĞLU soyadını aldı. Kızı Hale CANEROĞLU, Avrupa Yakası adlı dizide YAPRAK rolü ile büyük bir beğeni topladı.

Hale Caneroğlu

FERİDE ABLA
Anı : M. Ufuk MİSTEPE

               Feride Abla derdim.. halen de öyle derim ya! Evlerimiz arasında üç ev vardı. Becoğlu Cemal ve Mahmut GÜVEN'lerin evi, Adire Teyzeler'in Evi ve Sıtkı Amcalar'ın evi. Çocukluğum bahçelerinde, evlerinin önünde geçti.

               Kilise Tepesi'ydi orası. Arı ve kelebek tutardım; Agavni Nine'nin evi önünde eşek siluetindeki taşa biner at gibi sürerdim. Kısa pantalon giymiş, naylon, bilekten çıtçıtlı ayakkabımla atçılık oynarken, elinde valizle bir ağabey Tamirci Temel ÇINAR Amcalar'ın oradan görünmüştü.

               Koşa koşa bağırdım : "Gülhis Ablaaa, Feride Ablaaaa.. Yücel Abi gelii, goşun.. müjdemi istiiimm ha!" Evet, Almanya'dan geliyordu ve küçük yaşta onu hiç görmediğim halde gıyabında tanımama hepsi hayret bakışlarıyla karşılık vermişti.

Orta Mah., Keşaplı Sok. 1) Fotoğrafçı Hüseyin Ahmet ŞEN - Yüksel
ŞEN'lerin Evi, 2) Şoför Sıtkı KARABIYIK'ın Evi, 3) Eski Meçhulasker İlkmektebi
(Eski Ünye Ortaokulu), 4) Ünye Ortaokulu, 5) Feride CANEROĞLU'nun Evi, 6) Çakırtepe.

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

               Evleri Ünye Sevdalısı Yüksel Ağabey'in evleriyle bitişik ve arka - yan cephesindeydi ve iki katlıydı. Arka bahçede mısır ekilirdi.. ceviz ağacı vardı ve Ünye'nin meşhur Siyah Üzümü (İzabella) sarılırdı ağaca. Kara lâhana (pancar) da ekilir ve nezük gövdelerini bıçakla soyup yerdik.

               Annem terziydi.. Feride Ablanın ablası Gülhiz Abla dikiş dikerken, dikiş makinasının iğnesi parmağını delmişti.. annemin evden fırlayıp da ilk yardıma koşuşunu hiç unutamam.. hele Becoğulları'nın kuyu ve çeşme başındaki mahalle hanımlarının sohbetine doyum olmazdı.. o fotoğraf 2000 yılı sel faciasında annemlerin evinde diğer tüm fotoğraflarla birlikte yok oldu!' Kimler yoktu ki o karede? Mari Abla, Emine Teyze, Gülhiz Abla, Feride Süman, Seniha Mistepe, Günal Güven, Paylon Teyze ve diğerleri..

               Feride Abla ablamdan 3 yaş büyüktü ve o da ablam gibi Elâzığ Öğretmen Okulu'ndan mezun olmuştu. Ablamla Samsun'a gittiğimizde Feride Ablalar'a uğramıştık; annesi vardı ve eşi de biblo dükkânı açmıştı.. güzel sanatlara düşkündü eşi. TV'deki İstanbul Yakası dizisinde Yaprak rolünde oynayan kızı Hale henüz Dünya'ya gelmemişti.

               Ömer ÇAM Hoca'mızın hayatının yayımlanması özel sayı dergi olarak gündeme gelmeseydi, Yüksel ŞEN Ağabey'den telefonunu almak nasip olmayacaktı. Yücel Ağabey'i de en son 2005 yılında Yüksel Ağabey'in Çukurambar'daki evinde gördüm ve Ünye'yi solukladık bir çırpıda... Ne yazık ki o da 2011'de vefat etti...

Yüksel ŞEN, Mistepe Ailesiyle Çukurambar'daki Evinde (Lâmba Yanan)

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE

               Feride Abla söz verdi bize geleceğine.. son kez telefon görüşmemizde dişleriyle ilgili tedavi gördüğünü ve üzülerek gelemeyeceğini ifade etti.. bir başka bahara kaldı Ünye'yi yâd etmemiz.. anılarda yaşattığımız gibi...

                                               M. Ufuk MİSTEPE 02 Temmuz 2006 / Ankara

            Feride Ablalar'ın evlerine bitişik olan ev Ünye'nin ilk Türk profesyonel fotoğrafçısı Ahmet Hüseyin ŞEN'in ikamet ettiği evdi. Hatice Mahmure Teyze'yi çok severdim.. mûnis bir insandı.. dokuma tezgâhı vardı ve çok kaliteli kırpık kumaşlardan kilim dokurdu. Annem terziydi ve biriken artık kumaşları şerit şeklinde ablamlar keserdi.. sonra onları uç uca dikerlerdi ve topak haline getirip Mahmure Teyze'ye kilim yapması için götürürlerdi. Annesi Rasiye Teyze'nin vefatı anında.. Yılmazlar Mahallesi'ne annem beni de götürmüş ve olayı yakından görmüştüm. Ünye'nin Leylüfer VARİLCİ Hanım'dan sonraki ikinci bayan fotoğrafçısı idi aynı zamanda Hatice Mahmure Teyze.

            Hatice Mahmure ŞEN, beyinden öğrendiği fotoğrafçılık mesleğini Orta Mahalle Keşaplı Sokak'ta 23 numaralı evde sürdürürdü. 1940 - 1944 yılları arasında eve gelen pek çok ailenin fotoğraflarını çekmişti. Metal sehpalı Kodak Makinası'nı iyi kullanırdı. Fotoğrafların tab işlemlerini akşam, evlerindeki karanlık odada eşi Foto Ahmet ŞEN yapardı.

Hatice Mahmure ŞEN ve Oğlu Cemil

Orta Mah. Keşaplı Sok. No. 23

            Büyük oğulları Yüksel ŞEN, Ünye Sevdalısı olarak yayımladığı 90 Ünye makalesiyle erişilmesi çok zor bir rekoru kırmıştı. Ablası Mebruke Hanım ve eşi Cemal Hadi GÜRŞEN Bey'ler de (Ünye İcra Müdürü) hayli zengin bir fotoğraf arşivi bıraktılar Ünyeliler için. Kardeşi Cemil Bey sevecen ve sessiz mizaçlıydı.. onu da iki yıl önce Ankara'da kalp krizinde uğurladık ebedî yolculuğuna. Kız kardeşi Nesrin Abla Ankara'da bir dikiş atölyesinde Terzi Başustası olarak hayatını devam ettirmektedir.

            Ahmet Hüseyin ŞEN Ünye'nin ilk fotoğrafçısı olarak geriye tarihî önem arz eden yüzlerce fotoğraf bıraktı. Ünye'nin 40 serilik ilk kartpostal koleksiyonunu çeken insan olarak Ünye'mizi anlatan ilk kitap Resimli Ünye Rehberi'nin ve 1923 - 1933 İktisadî Hareketleri adlı kitabın tüm fotoğraflarını da çeken kültürlü bir zattı.

Ahmet Hüseyin Şen
Ünye'nin İlk Türk Profesyonel Fotoğrafçısı


.
Hüsrev Yürür Evi Merdivenleri

27.04.1917

            Eski Ünyeliler'in Foto Ahmet olarak tanıdığı Hüseyin ŞEN, 31.05.1323 tarihinde Ünye Keşaplı Sokak, 23 numaralı evde doğdu. Babası Astarcıoğlu Eyüp Efendi, annesi Hacı Hafızlar'dan Ahmet Kaptan'ın kızı Pembe Hanım'dır.

            Kendisine fotoğrafçılığı meslek edinen ŞEN, ilk kez 1922 yılında Ünye'de "Alimünot" yani Sehpa Makinası ile fotoğraf çeken Fotoğrafçı Dükkânı'nı açmıştır. Bilâhare atölyesini büyütmüş, Zeisikon - Kodak marka körüklü el makineleri ile atölye dışı, istenilen mekânlarda da fotoğraf çekmeye başlamıştır.

Ahmet Hüseyin Şen
Ünye'nin İlk Türk Profesyonel Fotoğrafçısı

            Kilise Tepesi'ni Yüksel ŞEN Ağabey'den dinleyelim :

            "Bir zamanlar Rum aileleri burada çoğunlukta imişler. Genellikle de Yılmazlar Mahallesi'nde ve Yalıkahvesi çevresinde otururlarmış. Dinî âyinlerini yukarıda belirttiğim KİLİSE'de, eğlenceye yönelik yaşamlarını da Yalıkahvesi'nde tesis ettikleri mekânlarda icra ederlermiş.

            Orta Mahalle'deki kilisenin çok geniş bahçesi vardı. Burada Kilise Papazı için bir de ev inşaatı başlamış ama tamamlanamamıştır. Mahallenin tüm çocukları, bu natamam bina kalıntısında saklambaç oynardı.

            Bahçedeki büyük bina önce MEÇHULASKER İLKMEKTEBİ olarak istihdam edilmiş; 1933'lü yıllarda da ORTAMEKTEB'e dönüştürülmüştü.

            Kilisenin bahçesinde çok büyük bir sarnıç vardı. Üzerine, okulun ihtiyacı için Su Deposu yapılmış ve bu depoya musluklar takılmıştı. Büyük bir emmebasma tulumba ile sarnıçtan musluklu depoya su çekilirdi.

            Kilisenin bahçesinde çok değişik meyve ağaçları ve süs bitkileri vardı. Bahçede, zaman zaman yapılan kazılarda Marsilya kiremidi ile örtülü kanaletlere rastlanır ve bu kanaletlerden insan iskeletleri çıkardı.

            Evimiz bu bahçeyle karşı karşıya olduğu için, yapılan tüm çalışmaları rahatlıkla izlerdik.

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

1) Becoğlu Mahmut GÜVEN Evi, 2) Becoğlu Cemal GÜVEN Evi, 3) Çerkez Emine - Habakaslar / Adire Teyze'lerin
Evi, 4) Papaz Evi Harabesi, 5) Su Sarnıcı, 6) Meçhulasker İlkmektebi, 7) Sıtkı KARABIYIK'ların Evi, 8) Ahmet
Yüksel ŞEN ve Hasan Basri SÜMAN'ların Evleri, 9) Agavni OLUK'un Evi, 10) Sait DEMİRKOL'un Evi,
11) Kiziroğlu Geçidi Girişi, 12) Temel Çınar'ın Evi, 13) Yusuf BAYRAKTAR'ın Evi, 14) Nalcı Basri AKIN'ların Evi,
15) Sabri Efendiler'in Evi (Öğretmen Mahmut SEZER, Uğurtay'ın Amcası), 16) Özel Ünye Lisesi (Ünye Ortaokulu)

            Bahçe ile ikinci bölüm bahçe arasında Bergama, Efes, Side Antik Tiyatroları misali 15 - 20 basamak yüksekliğinde, sahan taşı ile yapılmış, boydan boya uzanan merdivenler vardı. Öğrenciler ve halk burada oturur, spor gösterilerini seyrederdi."

            Hattâ, 1939 Erzincan Depremi'nden yöremiz etkilenmiş, halk evlerine girmekten çekindikleri için bu alana çadır kurmuş ve günlerce orada barınmıştı. Olay hemen evimizin önünde cereyan ettiği için, alanda yapılan her harekâta tanık oluyorduk.

            Bu kilisede, Ünye Halk Evi Tiyatro Grubu'nu oluşturan gençler, şehir halkına pek çok oyun sergilemişti. Örneğin İhtiyar Kız, Ya İstiklâl Ya Ölüm, Kanun Adamı, Çığ bu oyunlardan hatırda kalanlardır. Kilise'nin iç zemini ve Âyin Mahalli sonradan restore edilerek, yağmurlu havalarda ve kışın okulun Beden Eğitimi Dersleri'nin rahatça yapılabileceği, tiyatro gösterilerinin de gayet nezih sergileneceği mekân oluşturulmuştu.

Solda : Ortaokul (Meçhulasker İlkmektebi)
Ortada : Sarnıç ve Merdiveni - Sağda : 1873 Yılında Yapılan ve 1954/55'te Yıkılan Rum Kilisesi

Ünye : Ortamektep Talebesi Beden Terbiyesi Dersinde

            Yüksel Ağabey'le benzer tarafımız vardı. Çalışarak para kazanmayı ikimiz de çok severdik. O ayakkabı boyacılığı ile şansını denedi.. ben de önce bahçemizden topladığım elma ve incirleri satıverdim Ortaokul'un kapısında.. sonra da Konak Sineması'nda Tommix, Teksas, Zembla, Tex, Sipru, Zıp Zıp, 1001 Roman, Ceylan, Tombraks ve Kinova gibi resimli romanları tanesini 5 kuruştan baktırmak ve 10 kuruşa okutturmak suretiyle masraflarımı çıkarırdım. Örneğin; sinema 35 kuruştu ve ben kitap okutmaktan 250 kuruş kazanırdım.

Yüksel ŞEN - Rasim Efendilerin
Evinin Önünde Boyacılık Yıllarında

Yüksel ŞEN Fotoğraf Arşivi - 1950
Fotoğraf : Leylüfer VARİLCİ

     Sümüklü Böcek (Salyangoz) toplamaktan çok para kazandım. "Gerçekten de inanılır gibi değildi. Ömrümde bu kadar salyangozu bir arada gördüğümü hatırlamıyorum. Sabah erkenden kalkmıştım. Salyangozlar sabah çisesi ile birlikte fındıklıklar altındaki otlarda ya da taşlar arasında biten ısırganlar çevresinde ve yumuşak topraklı zeminlerde yemleniyorlardı.

          Kilosu önceleri 40 kuruştan toplanan salyangozları (ya da halk tâbiriyle sümüklü böcekleri) en son topladığımda 250 krş/kg'dan pazarladığımı hatırlıyorum. Elimde bir ipe bağlı teneke ve ısırganları ve otları aralamak için de bir fındık ışgını (çubuğu)... Nasibimi salyangozda arıyorum.

          Kimselere görünmeden Orta Mahalle'deki yüksek duvarlar içerisinde bulunan Çam ağaçlarıyla çevrili, aşağıda fotoğrafı görülen mimarîsi iki katlı Şahinbaşlar'ın güzel evinin bahçesine süzüldüm. Evin sağ duvar dibine sessizce yanaştım ve otları çubukla araladım. Salyangozlar sanki göç kuyruğundaydı. Topla topla bitecek gibi değildi ve sevinçten ağzım kulaklarıma varıyordu.

Avukat Mahmut, Harika ve Leman ŞAHİNBAŞ'ların Evi

            Teneke dolmuş ve salyangozları çabucak evin bodrumuna taşımıştım. Diğer bir boş teneke ile koştum sabahın köründe çamlıklı bahçeye. Başkaları görmesin diye dua ediyordum. Çünkü iyi para kazanacaktım. Salyangozları Tepe Mahallesi'ndeki bir satıcıya satıyordum. Hayli uzaktı evimize ama, kazanacağım paraları düşündükçe taşımak sorun olmaktan çıkıyordu.

          Açık alanda toplanacak salyangoz bırakmamıştım. Çubukla karıştırırken otları, birden toprak içerisinde salyangoz kabuğunun sırtını fark ediverdim. Elimle yumuşak toprağa dalıverdim ve yetişkin bir salyangoz olduğunu gördüm. Başka var mı diye toprağı parmaklarımla eşelemeye başladıkça, sanki gömülü bir hazineyi ortaya çıkarır gibi salyangozların toprak içerisinde saklandıklarına şahit oldum. Yüzlercesiyle bir anda karşı karşıya gelmiş; "Aç tavuk kendini darı ambarında görürmüş" derler ya, aynen o özdeyiş misali darı ambarına düşmüştüm. İkinci teneke de dolmuş ve bahçede bulduğum paslı bir üçüncü tenekenin de dolmasına ramak kalmıştı.

          Zar zor taşıdım tenekeleri eve ve üzerlerine birer kapak koyarak yorgunluğumu gidermek üzere yatıverdim yatağıma. Yorulmuştum! Aradan iki saat geçmemişti ki babam aşağıdan gülerek bağırıyordu : "Seniiiii". Annemin adı Seniha idi ama babam "Seni" derdi. Annem merdivenlerden aşağı koşarak indi ve ağlamaklı bir sesle inmesiyle çıkması bir oldu yattığım odaya gelene kadar. "Yaptığını beğendin mi?" dedi. Ne olduğunu anlayamamıştım.

          Meğer salyangozlar hep bir araya gelerek, teneke içerisinde anlaşmışlar ve heyamola diyerek, tenekelerin kapaklarını açmışlar ve bahçeye çıkmak için evin duvarlarında yol almaya başlamamışlar mı? Yüzlerce salyangoz duvarlara tırmanma yarışında, düşünebiliyor musunuz? Geçtikleri yollarda da sedeften bir iz bırakarak tüm güçleriyle kaçmaya çalışıyorlar. O gün hayli para kazandım ama, çektiğim eziyeti varın sizler düşünün. Aklıma geldikçe halen gülerim. O koskoca tenekelerin üstüne ağırlık koyduğum kapaklarını nasıl açmışlardı? Hayret doğrusu!!! :)))

            Yüksel Bey'lerin evinin ardından Agavni Nine'nin bahçesi gelir ve bitişiğinde de iki katlı kârgir evi bulunurdu. Avni Nine derdik ona. Çarşamba'dan gelin gelmişti Ünye'ye. Çocuklar çekinirdi Nine'mizden.. ama ben hiç korkmazdım.. zaten severdi beni ve hep gülümserdi bana onca yaramazlığıma rağmen. Annemle komşu ziyâretlerine bayıldığımdan bu sokağın çoğu evlerini küçük yaşta görme şansım olmuştu. Arap olacağımı bile bile Agavni Nine'nin kahve fincanından altlığına süzdürülen kahveyi föşürdetmeden de duramazdım!:)))

            Sadece kahve içer ve dudak tiryakisi olarak da sigarayı dudaklarından hiç eksik etmezdi. Yani tıbbın klinik vakasıydı. Evinin birinci kat penceresine oturur kahvesini yudumlar ve cigarasını tüttürürdü akşamları. Yalnız olarak gördüm onu her zaman.. içimde kalan bir ukde vardı rahmetliye karşı.. ona elimle evimizden bir sıcak çorba götürüp içirememek! Bu tatmin edilememiş duygu bana her zaman çok koydu!

            Evi genelde loş ışıklı olurdu.. gazyağıyla yanan lâmba ile aydınlatırdı evini. Karanlıkta penceresinden sadece yanan sigarasının kızartısını görürdünüz. Yüzü hayatın çilesini yansıtırdı haritalaşmış çehresiyle. Elleri titrerdi.. en yaşlı o olduğu için mahkemelerde şahit olurdu arazi davalarında.

            Makalemizin fotoğraf destekli kılınmasında aktif rolü olan ve Ünye'nin ilk Elit Grubu'nda bulunan Ahmet Derya VARİLCİ Kardeşimin de Kilise Tepesi'nde Avni Nine'yle yaşadığı hoş bir anısı var.

            "Agavni Teyze'nin evi tam top oynadığımız Orta Okul bahçesinin şut menzilindeydi. Ne kadar dikkat etsek de sık sık kazalara sebebiyet veriyor, azar işitiyorduk. Hattâ cam kırılınca top oyunu bitiyor, bir de toptan oluyorduk. Daha çok top sahibini mağdur eden bu durum sebebiyle aramızda ilginç bir öykü gelişti.

 

            Agavni Nene'nin evi, okul bahçesinden kaçan toplarla doluydu. Hattâ odanın biri ağzına kadar bizim kaçırdığımız toplarla dolmuştu. Alt pencerelerden birine yanaşıp, bu söylentiyi doğrulamaya, gerçeği kendi gözümüzle görmeye çalışırdık. En küçük bir tıkırtıda, panikleyip kaçardık. Muhtemelen tıkırtıyı çıkaran da kendimizdik. Kendi kendimizi korkuturduk yani…

 

            Keşaplı Sokağın uzantısı Kiziroğlu Geçidi'nde amcamın kızı otururdu. Eşi de annemin kuzeni. Çocukları Tuncer ve Nurver'le (Tokaç) evlerinin dışında oyun oynadığımız alan burasıydı. Diğer kardeşler Dr. Mahmut ve Hatice henüz küçüklerdi. Ertuğrul, Faruk, Adil ve Mustafa oyun arkadaşlarımızdan birkaçı. İsmail Çınar bizden bir iki yaş büyük, profesyonel topçu idi.. bize göre…"

            Meşhurdu.. okulun bahçesinde top oynama lüksü! Takım kurulurken önce iyi topçular seçilirdi eşleşmede. Ben pek kötü futbol oynaduumdan genelde kalede yer bulurdum. Aydın YILMAZ gardaşım topa çap vurduumda gızardı baa ve ardundan Bilgin Abi'nin Ünye Diksiyonu'na perçinledüü "Sıçiym Ayaan Bavına!" çeşitlemesini söylerdi. Hah hah haaaaaaaaaaa :)))

            Avni Nine'nin evinin önü çimenlikti ve eşeğin sırtına benzer bir kocaman kaya vardı evin önünde. Her çocuk üzerinde atçılık oynardı o taşın.. bazen çocuk bağırışları dayanamaz olurdu ve Avni Nine bizi kovalardı.. dayanılmaz olurdu gürültü! Bizler de Kıbrıs Eşeği gibi yuvarlanırdık sağa sola çimenlerde. :))) Yuvarlanırkene bir arı sokmuştu da beni, u zaman ciyaklayınca Avni Nine taze inek boku sürmüştü barmaama da geçmişti acısı. Amonyaklı ya.. :)))

            Son günlerini hasta yatağında geçirdi.. Temel ÇINAR Amca'nın eşi Emine Teyzeler bakmışlardı ona. Namaz da kılardı rahmetli arada bir.. mekânı Cennet olsun! Şimdi bu evin yerinde Almanya'da çalışan Yamaklar'ın yaptırdığı İpçi Osman'ın damadı Selâhattin ARSLAN'ın 3 katlı betonarme bir bina var. Aradaki bahçeye de kesme taştan tek katlı başka bir ev yapılmıştı.. Elmalılar'ın Terzi Mehmet ELMACI ve eşi Fadime Hanımlar otururlardı. Çocuklarının adı Hasan, Hüseyin ve Ayşe idi.

1) Ahmet Hüseyin ŞEN - Yüksel ŞEN / Hasan Basri SÜMAN'ların Evleri,

2) Agavni OLUK Evi, 3) Sait / Emine DEMİRKOL Evi, 4) Kiziroğlu Geçidi,
5) Temel / Emine ÇINAR Evi, 6) Özel Ünye Lisesi (Ünye Ortaokulu)

            Sait DEMİRKOL Amca marangozdu. Annesi Binnaz Teyze'nin Kilim Dokuma Tezgâhı vardı. Önceleri peştemal dokurdu. Sait Amca'nın kardeşi İsmail DEMİRKOL ile Akkuş'ta 1978/80 yılları arasında ORÜS Parke ve Kereste Fabrikası'nda beraber çalıştık. İyi bir marangozdu ve sevgi dolu bir insandı. Bıldırcın Avı'na meraklıydı rahmetli. Eşi Emine Teyze'den Sami ve Rami adında iki erkek çocuğu oldu. Sami ilkokul arkadaşımdı.. o da baba mesleğini seçti. Rami'nin ilkokula gideceği ilk günü hatırlıyorum da az ağlamamıştı. Okula ellerinden tutarak zor götürmüştük.. ama gene kaçmıştı sınıftan.

Sahilde Bıldırcın Ağıyla Marangoz (Arap) İsmail Demirkol Usta

Salih Başaran Fotoğraf Arşivi - 10.09.1994

            Sami ile Kiziroğlu Geçidi'ne paralel Şeker Teyze'nin metruk evinden ve çevre virane binalardan çinko levhalar ve bakır elektrik kabloları söker hurdacıya satardık.. çocukluk işte! Şimdiki akıl olsa yapılır mı hiç!? Kiziroğlu Geçidi sınıf arkadaşım Nurver TOKAÇ'ın evinin bulunduğu şirin bir sokaktı ve Keşaplı Sokağı kestirmeden Camcı Mahallesi'ne bağlardı. Pıtık (bilye) oynadığımız yegâne düzlük alan orada vardı. Gopçasına (düğme) oynardık pıtığı ve evdeki elbiseler de bizden nasibini alıyorlardı düğme araklama operasyonundan tabi! Tentürük (topaç) oynama yerimiz ise Becoğlu Cemal Amca'nın bahçesindeki incir ağacının altıydı genelde. Kilise Tepesi ise Şeytan dediğimiz Havaguşu uçurulan alandı küçükler için.. büyüklerin de tahtalı (uçurtma) uçurdukları yerdi.. ne direk vardı etrafta ne de elektrik telleri!

            Temel ÇINAR Amca ise oto tamircisiydi ve Kamyon Tamirhanesi vardı. Annesi çok güzel peştemal dokurdu evlerindeki tezgâhında. Eşi Emine Hanım'dan İsmail, Emin ve Binnur adlı üç çocuğu oldu. Kilise Tepesi'nde okul bahçesinde bana ilk cigarayı tüttüren İsmail Abi'ydi ve mentollü ÇAMLICA sigarasını çekmiştim taa derinden.. ne gururlanmıştım o zaman Ya Rabbi!

            Okul bahçesi ve bizim bahçenin altındaki dere yolu da âşıkların buluşma yeriydi. Mahallenin genç sevdalıları düzeyli aşklarını bu mekânlarda yaşarlardı sessizliğinde.. kimler miydi? AZZZ SOOONRAAAA demiycem.. ayıp gız! :))))

Orta Mahalle Ortaokul Arkası - Mahalle Arasında Rum Kilisesi Bahçe Duvarları İçinde Halktan Bir Grup
Soldan Sağa : Tamirci Temel Çınar - Şeker Teyze - Marangoz Sait Demirkol - El Dokumacısı Agavni Oluk - Fotoğrafçı Ahmet Hüseyin (Şen)

Fotoğraf : Ahmet Hüseyin (Şen)

            Emin benim yaşıtımdı, siması ninesine benzerdi ve otoriterdi.. babasının yanında tamirciliği öğrenmişti genç yaşta. Yüzmesini bilmezdi.. karada kaplandı ama denizde uysal bir kedi gibi olurdu.. beyaz tenli idi ve Güneş'te pek kalamazdı. Ortaokul'un müsamere salonunda kardeşim Emin'in orkestra eşliğinde Abidik Gubudik Twist oynamasını halen bugünki gibi hatırlarım. Bir gün evlerine acı bir haber geldi.. Emin Kardeşim tamir ettikleri kamyonu denerken Köprübaşı'nda şarampole yuvarlamış ve oracıkta can vermişti çocuk yaşta! Çığlıklar halâ kulağımdadır. Yıllarca Emine Teyze'nin evinin önünden geçmemeye çalıştım. Beni görünce gözleri süzülür ve oğlu gelirdi aklına hep.. acısını tazelememek için Kiziroğlu Geçidi'nden dolanırdım.

            Emine Teyze çok acı gördü.. eşini de kaybettikten sonra gene bir trafik kazasında tedaviden dönen kızı Binnur'u Ünye - Samsun Karayolu üzerinde kaybetmenin dayanılmaz acısını yaşadı. Şoförler Cemiyeti Başkanı olan eşi Bekir ŞİMŞEK'in de acısı yürekleri dağlar düzeydeydi.. geride kalan her iki Melek yüzlü kızları ile sokağımıza misafir oldular. Eski evleri yerine blok apartman yapılmış ve ailecek oraya taşınmışlardı. Keşaplı Sokak Temel Amcalar'ın ev ve bahçeleriyle nihayet bulurdu.

            Bahçelerindeki mandalinalar çok leziz olurdu Temel Amcalar'ın. Ama çok ısıran minik bir köpekleri vardı.. o yüzden mandalina operasyonlarımızda yeterince başarılı olamazdık. Patlangoç patlatırdık çocukken.. patlangoç çiçeğini parmaklarımız arasına koyar diğer elimizle şiddetle vururduk ve Paatttttt!!! diye ses çıkarırdı. Ayrıca incir dalını keser ve içindeki özü daha ince bir çubukla çıkarır.. bir nevi bisiklet pompası gibi yapar.. sonra da mermi yerine mandalina kabuklarını kullanırdık ve o da daha düşük frekansta bir Pattt! sesiyle patlangoç yerine geçerdi. İşte bu mandalina kabuklarını yani cephanemizi Emin'lerin bahçesinden haşırtlardık (aşırırdık)!

            Neden Keşaplı Sokağı Dokuma Merkezi diye tanımladık?

            Yüksel ŞEN Ağabey'in ağzından dinleyelim :

            "Kiziroğlu Geçidi ve Keşaplı Sokakları'ndan geçerken, kulaklarınız dokuma tezgâhlarının Tufa'larında gidip gelen kamçılı mekiklerin şakırtısı ile inlerdi. Rahmetli Babaannem ve Annem peştemal, çarşaf, havlu, keten ve kilim dokurdu. Hattâ rahmetli Anacığım uzun yıllarını bu işe verdiği için, komşular ve müşterileri tarafından Kilimci Mahmure diye anımsanırdı.

            Bu işe uzun yıllarını vermiş diğer dokumacılar da ismi has'larının başına uğraş konusu konularak çağrışım yapılırdı. Örneğin; Peştemalcı Pempe Teyze, Fanilâcı falan, Çorapçı filân gibi. Dokumacılık dalında uğraş veren aileler, ürettikleri peştemal, çarşaf, çorap, fanilâ ve bel bağlarını Çarşamba günleri, Büyükcami'nin yanı başında, eski ayakkabı tamircilerinin ve çeşitli sergilerin bulunduğu mahalde önlerine yayıp, teşhir etmek suretiyle satışa arz ederlerdi.

            Orta halli aileler, eskimiş giysilerini şerit halinde keser, bunları birbirine eklemek suretiyle, şehirdeki kilim dokuyucularına, Kaşanik tâbir edilen nefis kilimler yaptırırlardı.

            Bu arada kadınlarımız da boş durmuyorlardı. Onlar da evlerinde Peştemal, Çarşaf, Fanila, Çorap, Kilim, Keten Bezi, Belbağı gibi halkımızın ihtiyaç duyduğu giyim kuşama dönük, güncel deyimle "Evsel Dokumacılık" yapıyorlar ve üretimleriyle aile bütçelerine katkıda bulunuyorlardı.

            Bilhassa dul kadınlarımız, kimseye muhtaç olmadan geçinmek ve para kazanmak için bu yolu tercih ederlerdi. O tarihlerde dokuma sanayiinin hammaddesini oluşturan pamuk ipliği serbest piyasadan çok zor temin edildiği için, Ünye Ticaret ve Sanayi Odası bu işe el atmış ve mutemet olarak görevlendirdiği firmalar marifetiyle, her biri 24 çileden oluşan paketler halinde muhtelif kalınlıkta beyaz pamuk ipliği getirtirdi. Ve bu iplikleri, daha önce kimliklerini tespit ettiği Oda'daki Dokumacılar Defteri'nde kayıtlı, resimli kart hamili üyelerine dağıtırdı.

            Tevziat çok düzenli olarak yapılırdı. Ticaret Odası'nda çalıştığım 1955 - 1957 yılları arasında, bu deftere sık sık bakar, geçmişi anımsardım. Hattâ, rahmetli Babaanne'min resmini ilgili sayfadan sökmüş ve hatıra olarak saklamıştım."

            Sokağımızı Kültür Merkezi olarak da tanımladık. Kimler yaşamadı ki bu sokakta!? Aldığı eğitimiyle, mesleğinde saygınlığıyla, ürettikleri folklorik materyalle, zenaatındaki kararlılığıyla ve yetiştirdikleri eğitimli evlâtlarıyla kültüre damgasını vuran!

            Tarım ve Köyişleri Bakanı'mız vardı, Hocaların Hocası Ömer ÇAM Hocamız gençlik yıllarını burada geçirmişti, Mimar Mardiros Ağabey, İnşaat Mühendisi Müteahhit Cevat GÜVEN Abi, İnşaat Mühendisi Cüneyt GÜVEN, Ziraat Mühendisi İsmail ÖZSOY, Orman Endüstri Yüksek Mühendisi ve Ünye Araştırmacısı M. Ufuk MİSTEPE, Değerli Âlimlerden Ali Haydar GÜRKAN Bey, nice değerli öğretmenler Yüksel Hoca, Hakkı Hoca, Feride - Gülây - Selma - Gülnur - Nimet Hocanımlar, Ünye'nin ilk profesyonel fotoğrafçısı Ahmet Hüseyin ŞEN, ikinci kadın fotoğrafçısı Hatice Mahmure ŞEN, Ünye Makaleleri Duayeni ve Ünye Sevdalısı, araştırmacı, yazar, şâir ve emekli bankacı Yüksel ŞEN Ağabey, nice zenaatkârlar - Çömlekçi Başustası ve Çapulacı - Taşçı Hüseyin MİSTEPE, Makinist Osman Abiler, Sobacı Sami ve Rami YANAR'lar, Marangoz Sait, İsmail ve Sami DEMİRKOL, Terzi Mehmet - Leon - Gazaros ve Hüseyin Beyler ve Terzi Seniha MİSTEPE, Şoför Sıtkı KARABIYIK ve oğulları, Oto Tamircisi Temel ÇINAR, Gemici Habip KARABIYIK, Bankacı Fahire, Dr. Mustafa Keşaplı, Makina Mühendisi Musa KEŞAPLI ve Yahya Kemal BAHÇE, Dr. Faruk ÖZSOY, Dr. Mürselin GÜNEY, İşletmeci - Muhasebeci Hasan ÖZSOY, Futbolcu ve Sinema İşletmecisi İsmail GÜVEN, Futbolcu Yusuf GÜVEN (Fındık Üreticisi), Futbolcu Hakkı YILMAZ (DYP Ordu İl Başkanı), Yerel Gazetede Köşe Yazarı ve Esnaf Hüseyin GÜVEN, Köy Ağalarımız Cemal ve Mahmut GÜVEN, Kuşçalı Mahmut Ağalar, Gümrük Muhafaza Memuru Hasan Basri SÜMAN, sokağımızın Eşkıyası Habakas ve sokağımızın tarihî konuğu Topal OSMAN ve sokağımıza adını veren Keşaplı Ailesi'nden Nüfus Müdürü Galip KEŞAPLI Ağabey ve diğer gönlü müşfikler...

            Böylece.. Lâmbabiciler'in Makinist Osman'ın evi ile başlayan Keşaplı Sokak oto tamircisi Temel ÇINAR'ın arsasında son buldu. Son buldu da gönül bir hüzün buudunda Ünye içerisine inci gibi dizilmiş sokakları bir ucundan başlamışken hiç bitmemecesine tüm sokak aralarında anılarla dolaştırıp konuşturmak ister.. değil mi gönlü anılarıyla dolu duygulu hemşehrilerim?...

Ünye'nin Dokuma ve Kültür Merkezi Keşaplı Sokak Yerleşim Krokisi

Gönderen : Ahmet KABAYEL - Ahmet Derya VARİLCİ

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR