ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 24 Nisan 2004 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

ÜNYE'NİN
ŞÂİR
KAYMAKAMLARI

Makale : Yüksel ŞEN
(Emekli Bankacı - Gazeteci - Şâir ve Yazar)
(Aylık Ünye Ticaret ve Sanayi Gazetesi'nin Yıl : 3, Sayı : 26, Nisan/1997 ve
Haftalık ÇAĞRI Gazetesi'nin Yıl : 18, Sayı : 780 - 782, 09.01/06.02.1995 tarihli nüshalarında yayımlanmıştır.)

Şâir Eşref

(1846 - 22.05.1912)
Ömer Bedrettin Uşaklı

1904 - 1946

            Değerli okuyucular.

            Biz, Ünye'ye gönül verenler, hususiyetlerle dolu bu güzel kenti ne kadar yazsak, ne kadar anlatsak bitiremeyiz.

            Şehrimiz, kuruluşundan bugüne dek, o kadar ilginç anılara tanık olmuş ki bu anıları biz değil, bizden sonra gelecek kuşaklar da okuyup yazmakla ve anlatmakla bitiremeyecekler.

            Bu cümleden olarak size, kentimizde görev yapmış iki Şair Kaymakam'dan bahsedeceğim.

            Edebiyatımıza ilgi duyanlar, Türk Hiciv San'atı'nın büyük ismi Şâir Eşref'i her halde anımsayacaklardır.

            "1846 yılında, Manisa'nın Kırkağaç Kazası'na bağlı Gelenbe Nahiyesi'nde Dünya'ya gelen ve ilk tahsilini, Gelenbe'deki SIBYAN Mektebi'nde yapan EŞREF, babasının yardımıyla ve Manisa'daki Hatuniye Medresesi'ne devam ederek, Arapça ve Farsça'yı öğrenmiştir.

            20 yaşına kadar Zeybek kıyafetiyle dolaşan Eşref 1860 yılında Manisa Tahrirat Kalemi'ne girerek, memuriyet hayatına atılmıştır.

            1873 - 1875 yılları arasında Turgutlu Tahrirat Kâtipliği'nde, Akhisar ve Akşehir Malmüdürlükleri'nde bulunmuş. 1878'de İstanbul'da imtihan vererek, üçüncü sınıf Kaymakamlık ehliyetnamesi almıştır.

            1870 - 1900 yıllarında Fatsa (1878 - 1879), Çapakçur (1881), Hizan (1884), Ünye (H. 1304 - M. 1886'da 1250 kuruş maaşla), Tirebolu (1887), Akçadağ, Garzan, Garbikaraağaç, Buldan, Kula, Kırkağaç ve Daday Kaymakamlıkları'nda ve en son Adana Vali Muavinliği'nde vazife görmüştür.

            Şark vilâyetlerinde bulunduğu sırada Ermenice konuşmayı ve Fransızca okumayı öğrenmiştir. İdaresi döneminde Ünye'ye büyük ilgi gösteren Şâir EŞREF, halkımız tarafından çok sevilip sayılmış, örnek hizmetleri takdirle karşılanmıştır.

            Zulme, istibdada, ahlâksızlığa, gericiliğe hücum eden EŞREF, zaman zaman şahısları ve zihniyetleri de hicvetmekten çekinmeyen, tok sözlü, dürüst ve sert bir şair olarak edebiyatımızda mümtaz mevki işgal eder."

            Buraya O'nun ünlü dörtlüklerinden bir örnek alıyorum.

                                "Eylemem ölsem de kizbi ihtiyâr,
                                  Doğruyu söyler, gezer bir şâirim;
                                  Bir güzel mazmun bulunca, Eşrefâ!
                                  Kendimi hicv eylemezsem kâfirim..."
                                                                                      ŞAİR EŞREF (1846 - 1912)

 


1904 - 1946

            İkinci şair Kaymakam'ımız da hepimizin yakından tanıdığı, sonra soyadını UŞAKLI olarak değiştiren, ÖMER BEDRETTİN GÖKBELEN'dir. Bu ünlü şairimiz, "Edebiyatçılarımız ve Türk Edebiyatı" isimli eser için, Agâh Sırrı LEVENT'e, Edremit'ten gönderdiği 18 Şubat 1938 tarihli mektubunda özgeçmişini şöyle anlatıyor.

            "1904 senesi Ağustos'unun 24'ünde Uşak'ta doğmuşum. Amasya'nın Karahacip Köyü'nden Mehmet Ağa'nın oğlu olan babam Ömer Lütfi Efendi İstanbul'da medrese tahsilini, Kuzat Mektebi'ni bitirmiş, Arapça ve Acemce öğrenmiş, çalışkan, iyi ahlâklı bir adamdı; annem, Uşak'ın tanınmış ailelerinden Ali Mollazade'lere mensup çok hassas bir kadındı.

            İlk tahsilimin bir kısmını, babamın Kadı bulunduğu Uşak'ta gördüm. Aynı zamanda babamdan Arapça ve Acemce ders alıyordum. Küçük yaşta, babamla beraber Rumeli'nin, Anadolu'nun muhtelif yerlerini, hattâ Şarkî Anadolu'yu, Suriye'yi gezdim. Muhtelif memleket mekteplerinde ilk tahsilimi bitirdim.

            Daha küçükken edebiyata karşı bende bir heves başladı. Şiirler ve romanlar okumayı seviyor, güzel yazmaya özeniyordum. Beni 1918'de İstanbul'a gönderdiler. Nişantaşı Sultanisi'ne leylî kaydoldum. İki sene sonra bizi Kabataş'a naklettiler. İki sene de orada okudum. Babam Sivas Kadısı olunca ben de Sivas'a gittim.

            Annem de küçük kardeşim Nejat'la birlikte, Yunan istilâsına uğrayan Uşak'tan müşkülâtla kaçarak Sivas'a gelmişlerdi. İki sene kadar da annemin, babamın yanında Sivas Sultanisi'ne nehari devam ettim. O sıralarda, bu mektepte edebiyat hocası olan Kozan Oğlu Cenap Muhittin, mektebin bütün orta ve son sınıflarında kuvvetli bir edebiyat havası yaratmıştı.

            Çocuklar arasında gazel, şarkı yazmak, üstat Yahya Kemal'in, hececi şairlerin şiirlerini ezbere okumak, âdeta moda olmuştu. Hakikaten şair olan bu kıymetli muallim zaten çok temayülüm olan edebiyata beni tabiatiyle daha çok teşvik etti; ben de aruz vezni öğrendim. Bir taraftan gazeller, şarkılar, bir taraftan da hece vezniyle koşmalar yazıyor, hattâ bunları mektepte bir nüsha olarak çıkardığım mecmuada neşrediyordum.

            1923'te tekrar İstanbul'a giderek Kabataş'ta bir sene daha okuduktan sonra lise mezunu oldum. Ve 1924'te Mektebi Mülkiye'ye girdim. Mülkiye birinci sınıfta iken, babam öldü. Mülkiye'nin hemen her tatil zamanında, Uşak'a annemin yanına gidiyor, kendi masraflarımı olsun kazanmak için Tütün Tahmin Memuru olarak köyleri dolaşıyordum.

            Fasılasız ve şehre inmeden iki ay kadar köylerde gezmek suretiyle tabiat ve köylü ile çok yakından temas etmek, içimdeki şiir heveslerini büsbütün canlandırıyordu; duygularımı köy odalarında, dağ başlarında çam ve meşe diplerinde yazmağa çalışıyordum. Bu yazılarım Millî Mecmua'da, Türk Yurdu'nda neşredildikten sonra, artık kendime itimadım da artmıştı.

            Mektepte hem derslerime, hem de bilhassa Fransızca'ya çalışıyordum. Bir taraftan Fransız edebiyatını, Dünya edebiyatının belli başlı eserlerini okumaya gayret ediyor, bir taraftan da yazıyordum. Nihayet 1926'da neşrettiğim (Deniz Sarhoşları) eserim beni teşvik edecek kadar iyi karşılandı. O sırada çıkan Hayat Mecmuası'nda da bazı yazılarım neşrolundu.

            1927'de Mülkiye'yi bitirdim. Vilâyet Maiyet Memuru olarak Bursa'ya tayin edildim. Orada altı ay kadar Maiyet Memurluğu ve Türkçe hocalığı, sonra da Tirilye Nahiyesi'nde üç ay kadar Nahiye Müdür Vekilliği yaptım.

            Üç ay da Mudanya'da Kaymakam Vekilliği'nde bulundum ve 1928'de asil Kaymakam oldum. Antalya'nın Manavgat Kazası'nda, ÜNYE'de, Şavşat'ta, Artvin'de Kaymakamlık yaptım. Ve şimdi de üç senedir Edremit'te Kaymakam bulunuyorum."

            Değerli okuyucular :

            Son derece hassas ve doğa tutkunu olan Şair Ömer BEDRETTİN, Ünye'de bulunduğu 1932 - 1933 yıllarında yapılan hizmetleri mahallinde görmek amacıyla, şehir dahilinde ve köylerimizde, yılmak usanmak bilmeden gezip dolaşmış ve halkımızın büyük takdirlerine mazhar olmuştur.

            Buraya O'nun Ünye'nin Akçay kırlarında yaptığı gezi sonucu yazdığı burcu burcu doğa kokan şu mısralarını alıyorum.

                                "Pirinç tarlalarına vurmuş kızıl bulutlar,
                                  Rüzgârda perçemleri titriyor mısırların,
                                  Sıra fidanları gibi bir tarlaya dizilmiş
                                  Renk renk köylü kızları mısır çapalıyorlar.
                                  Belli ki, hepsi de candan sevmiş sevilmiş
                                  Kâh türkü söylüyorlar, kâh işe dalıyorlar."
                                                                                                        Ömer Bedrettin UŞAKLI

            Güzel kentimizde biri, 100 - 110 bir diğeri de 60 sene evvel hizmet vermiş, ama isimleri halâ dillerde dolaşan ve anılan, ebediyete kadar yaşayacak olan bu Şair Kaymakam'larımızı rahmetle anıyor, aziz ruhları şâdolsun diyorum.

            Esenlik dileklerimle efendim.

            YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR :

            1 - ŞAİR EŞREF : Hilmi Yücebaş, İstanbul/1958.
            2 - EDEBİYATÇILARIMIZ VE TÜRK EDEBİYATI.
                 Agâh Sırrı LEVENT - İstanbul/1938.

                                                                                                  Yüksel ŞEN

ÖMER BEDRETTİN UŞAKLIGİL'den
(Eski Ünye Kaymakamı - 1932/1933)

Çok duygulu ve hassas bir mizaca sahip olan Ömer Bedrettin,
"Denize Hasret" isimli şiirini, Ünye'den ayrıldıktan sonra özlem duyarak yazmıştır.

                                    DENİZE HASRET

Sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgârı
Dalgaların tütüyor gözümde mavi, yeşil;
Yüzümü güldürmüyor sensiz ay ışıkları
Ufkumda yükselmeyen güneşler, güneş değil

Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden,
Dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım?
Ey : Deniz şöyle bir gün sana bakacak mıyım?
Elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden.

---ooOoo---

 

BUDAPEŞTE
VE ÜNYE
Haftalık ÇAĞRI Gazetesi'nin Yıl : 18,
Sayı : 748, 25.04.1994 tarihli nüshasında yayımlandı.

Makale : Yüksel ŞEN
(Emekli Bankacı - Gazeteci - Şâir ve Yazar)

            Değerli ÇAĞRI okuyucuları :

            21 Nisan 1994 Perşembe günü saat 18:00'de Ankara'da Müdafaa Caddesi 18 numarada, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü San'at Galerisi'nde olmanızı isterdim.

            Güzel Ünye'mizin yetiştirdiği değerli Gazeteci, Yazar ve Turizm Uzmanı Muhammed Ali ŞAHİN kardeşimizin çektiği Budapeşte ve Ünye'ye ait o nefis fotoğraflardan oluşan sergiyi gezerken ve Dia Şov'unu izlerken salondaki davetliler nasıl mutluluk duydu bilseniz.

            Macaristan'ın doğa güzellikleri ile muhtelif şehirlerine serpilmiş o görkemli binalar ve Karadeniz'in incisi şirin Ünye'mizin ve İl Merkezi'miz Ordu ve diğer ilçelerine ait emsalsiz manzaralar karşısında zevkin ve neş'enin doruğuna ulaştık.

            Arkadaşımızın, ziyaretçilere gönderdiği davet kartı da en az sergi kadar enfesti. Sayın ŞAHİN, mesleğinin tüm inceliklerini bu karta aksettirmiş. Bu güzel davetiyeyi alan, bay ve bayan herkes belirtilen adrese koşmuş.

            Salonda kimler yoktu ki o gece!

            İşte, Ünye'mizin yetiştirdiği, değerli siyaset adamımız, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Refaiddin ŞAHİN. İşte, Macaristan'ın Ankara Büyükelçisi ve Basın Müşaviri. İşte, değerli bürokratlarımızdan, TİGEM Genel Müdürü Sayın Cemal UYSAL.

            İşte Emin CİVANBAY, Kenan AYLA, Fahrettin YANIK, İsmet YOĞURTÇU, Erdal KARAMUSTAFAOĞLU, İsmet TERZİ, Pertev ERİM. İsmini ve titrini ayrı ayrı sayamayacağım daha pek çok Daire Müdürleri ve memurlar. Hülâsa, Ankara'da Ünye'yi onurla temsil eden kişiler hep oradaydı.

            Sergi, Macaristan'ın Ankara Büyükelçiliği Basın Müşaviri'nin yaptığı bir takdim konuşması ile açıldı. Sonra, Sayın Muhammed Ali ŞAHİN, özenle çektiği fotoğrafları kasetler halinde bir Macaristan bir Ünye olmak üzere beyaz perdeye yansıttı. Görüntüye gelen fotoğraflar hakkında bilgiler verdi.

            Yaklaşık 2 saat süren gösterinin sonunda davetlilere kuru pasta ve çay ikramında bulunuldu. Tüm davetlilerin büyük beğenisini kazanan ve takdirlerine mazhar olan sergide ziyaretçiler, bir anı olarak bol bol fotoğraf çektirdiler.

            Bilhassa, ÜNYE'DEN GÖRÜNTÜLER köşesinde çektirdiğimiz fotoğraflar bu güzel gecenin ebedî hatırası olarak albümlerimizi süsleyecek.

            Düşünce ve çalışmalarından ötürü, bir ÜNYE HAYRANI olarak M. Ali ŞAHİN'i kutluyor, başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.

            Esenlik dileklerimle efendim...

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR