ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 03 Nisan 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

HAYAT
ONLARLA DAHA GÜZEL
"HUZUREVLERİ"

Röportaj : Esma GÜREL
(Hizmet Yayın Grubu Web Sorumlusu)

Huzurevi Sakinlerinden Nurdanur EMEK Esma GÜREL'le Röportajda.

Hizmet Gazetesi Fotoğraf Arşivi

HAYAT
ONLARLA DAHA GÜZEL
"HUZUREVLERİ"
(Hizmet Gazetesi - 24.03.2008 tarih, Yıl : 3, Sayı : 116, Sh. 11'de yayımlandı.)

Ahmet Cemal MAĞDEN Huzurevi Müdürlüğü

Fotoğraf : Esma GÜREL

            Her yıl 18 – 24 Mart tarihleri arasında kutlanan Yaşlılar Haftası nedeniyle, Ordu'da Ahmet Cemal Mağden Huzurevi'ni ziyâret ederek, yaşlılarımızla sohbet ettik. Her birinin ayrı ayrı hikâyesi var ama, sanki kaderleri ortak yazılmış…

            1993 yılında hizmete açılan, 110 kişi kapasiteli Ahmet Cemal Mağden Huzurevi'nin yaklaşık 10'u Ünyeli olan 93 sakini var. 26 idarî personel, 46 temizlik ve bakım personeli olmak üzere, huzurevinde 72 kişi yaşlılarımıza hizmet veriyor. Deniz kıyısında, gerçekten de huzur bulunabilecek bir yerde kurulmuş olan huzurevi hakkında öncelikle Müdür Vekili Taşkın Yurdakul'dan bilgi alıyoruz.

Taşkın YURDAKUL ve Nurdanur EMEK
 
Fotoğraflar : Esma GÜREL

            Yurdakul : "Yaşlılarımızın rahat etmesi için tüm imkânlarımızı seferber ediyoruz.  Bakımlarının çok daha iyi olması için 'Yaşlı Bakım Kursu' açarak onların bakımını üstlenen personelimizin sertifika almasını sağladık. Önceden tıraş olmak için dışarıya gidiyorlardı, şimdi huzurevinde ücretsiz berber salonu açıldı. Burada kalırken rahatsızlanarak özel bakıma ihtiyacı olan kişiler için de kısa bir süre sonra özel bakım ünitesi açılacak. Zaman zaman kır gezileri düzenliyoruz. Kısacası, yaşlılarımızın rahat etmesi için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz" diyerek, huzurevinde kalan yaşlıların sadece manevî desteğe ihtiyacı olduğunu söylüyor.

            Yurdakul, huzurevine daimi bir ilginin olmadığını ve sadece belirli günlerde hatırlandığını da söyleyerek, sitemini dile getiriyor. "Yaşlılarımızla vakit geçirmek isteyen kişiler, huzurevine girebiliyor mu?" diye soruyoruz; "Yeter ki istenilsin!" diyerek heyecanlı bir ses tonu ile cevap veriyor bizlere.

            Yurdakul ile sohbetimizin ardından yaşlılarımızla devam ediyoruz sohbete. Her birinin ayrı ayrı hikâyesi var, ama yolları huzurevinde kesişmiş.

            İnsan çocuklarını bağrına basamadığı, torunlarını sevemediği, yakınlarının bulunmadığı bir yerde ne kadar mutlu olabilirse, o kadar mutlular. İşte onlardan bir kaçının hikâyesi…

80 Yaşındaki Ayşe Teyze Sohbette - Rabia Teyze ise Torununa Vereceği Lifi Bitirme Telâşında.
 
Fotoğraflar : Esma GÜREL

            "Emekleye emekleye huzurevine geldim."

            Yaşlılarımızdan ilk sohbeti 80 yaşında ve Perşembe'nin İmeçli Köyü'nden olan Ayşe Baştürk ile yapıyoruz. Ayşe Teyze hayatın yükünü gönlünde taşıdığını, vefasızlıklardan yorulduğunu anlatıyor bizlere.

            14 yıldır huzurevinde yaşayan Ayşe Teyze'ye buraya nasıl geldiğini soruyoruz ve başlıyor anlatmaya hikâyesini : "Annem babam vefat edince kardeşimin yanında kaldım. Yıllarca gündüz kadın, gece erkek oldum, bağda bahçede çalıştım. Bir murada eremedim. Bir gün rahatsızlığım nedeni ile komşumla hastaneye gittim, muayene bittikten sonra dışarı çıktım kimse yok. Uzun süre komşum gelecek diye bekledim, ancak ne gelen oldu ne giden. Hastanede bir bayan kimi beklediğimi sordu, ben de başımdan geçenleri anlattım. O zaman bana, 'Sen onun bunun eline bakacağına huzurevine git' dedi. O akılla burayı seçtim."

            "Köyde çalışmaktan emekli oldum" diyerek konuşmasına devam eden Ayşe Teyze'ye, "O kadar çok çalışmışsınız, o zaman bir sıkıntınız yoktur.” dediğimizde, “Nerdee… Çalışmaktan emekli oldum, ama buraya emekleye emekleye geldim" cevabını veriyor.

            Ayşe Teyze 6 kardeş olduklarını da anlatarak; "3 kardeşim hayatını kaybetti. Bir kız kardeşim var, o Ordu dışında. Bir de Ordu'da erkek kardeşim var" diyor. "Erkek kardeşiniz geliyor mu yanınıza?" diye sorduğumuzda ise, kardeşinin vefasızlığını "O sütsüz çıktı" diyerek anlatıyor bize biraz buruk, biraz da kırgın.

Huzurevi Müdür Vekili Taşkın YURDAKUL

Fotoğraf : Esma GÜREL

            Çocuğunun olup olmadığını soruyoruz Ayşe Teyze'ye. "Çocuğum yok. Zaten 1,5 yıl evli kaldım. Evlendikten sonra annem hastalandı, ben de anne daha önemli dedim ve ailemin yanına gittim" diyerek özetliyor kısa evliliğini. Masmavi gözleri olan Ayşe Teyze'ye, "Bu güzellikle daha sonra nasıl evlenmediniz?" diye sorduğumuzda ise düşündürücü bir cevap alıyoruz, "Mermi tabancadan çıktı. Benden vakit geçti dedim."

            Sohbetimiz sırasında Ayşe Teyze'nin şeker dilinden bir de mani dökülüyor; "Al eline kalemi / Yaz başına geleni, Acep nereye gömerler / Huzurevinde öleni."

            Ayşe Teyze huzurevinde bakımın iyi ve huzurevinden memnun olduğunu anlatıyor ama sözlerine vefasızlıkları unutmadığını da ekliyor. "Sevgi emek ister" diyenlere soruyor Ayşe Teyze; "Yıllarca çalıştım. Etrafımdaki herkese sevgi de emek de verdim. Sonuç böyle mi olmalıydı?"

            Bastonuyla hayata tutunuyor.

            Huzurevini gezerken, bastonu ile ağır adımlarla ilerleyen güler yüzlü Mehmet Ocak (75) yaklaşıyor yanımıza. 'Kimin yakınısınız?' diye soruyor ilk başta. 'Sizleri ziyârete geldik' cevabını duyunca tebessüm ederek, "Hoş geldiniz" diyor ve başlıyoruz sohbete.

            Mehmet Amca'nın hayatta derdini paylaşabileceği, başını omzuna koyabileceği bir tek eşi varmış. Eşini de kaybedince çiftçilik yaparak geçimi sağlayan Mehmet Amca, elinde avucunda ne varsa satarak beş yıl önce huzurevine yerleşmiş.

            Huzurevine ziyârete gelen çocukların kendisine yakın ilgi gösterdiğini söyleyen Mehmet Amca'ya "Hayatta ne yaşanırsa yaşansın, önemli olan sonunda hayata gülerek bakmaktır. Siz bunu başaran nadir insanlardan birisiniz. Çocuklar tabiî ki sever sizi" dediğimizde, "Benim çocuğum olmadı. Buraya gelen çocukları evlâdım gibi seviyorum" diyerek cevap veriyor.

75'lik Mehmet Amca Bastonuyla Hayata Tutunuyor!

Hizmet Gazetesi Fotoğraf Arşivi

            Güler yüzlü Mehmet Amca hayatından memnun, ancak; "Şimdilik buradayım, sağlığım da çok şükür iyi. Fakat yatalak hasta olursam ne olacak diye zaman zaman da düşünüyorum" diyerek anlatıyor endişesini.

            Sohbetimiz esnasında bir şey dikkatimizi çekiyor. Mehmet Amca'ya elinden neden hiç bastonunu bırakmadığını sorduğumuzda bakın nasıl bir cevap alıyoruz; "Bastonumu sadece yürürken dengemi sağlamak için değil, hayata umutla sarılmak için de yanımda taşıyorum. Onun için bastonumu sıkı sıkı tutuyorum."

            Alışırsın dediler…

            Bir köşede elişi yapan bir teyze görüyor ve "Kolay gelsin" diyerek yaklaşıyoruz yanına. Giresunlu teyzemizin adı Rabia Koç. 76 yaşında ve yedi ay önce huzurevinde kalmaya başlamış. Rabia Teyze vaktini değerlendirmek için torununa pembe renkli bir lif örüyor. Lifin rengi pembe ama Rabia Teyze için hayat toz pembe değil...

            Dört çocuğu olan Rabia Teyze, yaklaşık bir yıl önce eşi hayatını kaybedince oğullarına yük olacağını düşünerek huzurevine geldiğini söylüyor ve ekliyor; "Buraya kendi isteğimle geldim, ama sonra pişman oldum. Aile gibi olur mu dedim. Akrabalarım 'alışırsın' dediler. Doğru demişler. Huzurevine çok alıştım… Bundan sonra benim evim burası" diyerek anlatıyor yüreğinden dökülen sözcüklerle kaldığı yeri.

            Rabia Teyze bizimle sohbet ederken bir taraftan da lifini örmeye devam ediyor. "El emeği göz nuru elişinizi torununuza hediye edeceksiniz, ne kadar şanslı torununuz var!" diyoruz Rabia Teyze'ye. Herkesin kulağına küpe olması gereken bir cevap veriyor bizlere; "Büyüklerinizin kıymetini bilin. Ne ekerseniz onu biçersiniz."

            "Malını kim yediyse o baksın"

            Sohbetimize 67 yaşında ve 4 yıldır huzurevinde kalan Şebinkarahisarlı Nurdanur Emek ile devam ediyoruz. Çocuk felci geçirdiği için evlenmeyen ve ailesi ile yaşayan Nurdanur Teyze, anne ve babasını kaybedince ağabeyleriyle yaşamaya karar vermiş. Karar vermesine vermiş, ama işler pek de istediği gibi gitmemiş.

            Nurdanur Teyze büyük ağabeyine yanında kalmak istediğini söylüyor, ancak yengesi ailesinden kalan kolundaki bilezikleri verirse evlerine gelebileceği yanıtını veriyor. Nurdanur Teyze'ye altınlarınızı verdiniz mi dercesine bakmış olmalıyız ki, "Kızım mal mı kıymetli, can mı? Yeter ki baksınlar, sıcak bir yuvam olsun diyerek verdim altınlarımı" diyor.

            "Size iyi baktılar mı peki altınları alınca?" diyoruz Nurdanur Teyze'ye. O da, "13 - 15 yıl baktılar, daha sonra ağabeyim hayatını kaybetti. Yengem de İstanbul'a oğullarının yanına gideceğini söyleyerek 'Diğer ağabeyin baksın sana' dedi. Diğer ağabeyimin eşi de 'Kime para yedirdiyse o baksın' dedi" diyerek cevap veriyor sorumuza.  O anda hissettiklerini ise Nurdanur Teyze, "Dünya başıma yıkıldı!" sözü ile anlatıyor.

Mehmet Amca Gençliğin Kıymetini Bilin Diyor!

Fotoğraf : Esma GÜREL

            Nurdanur Teyze ağabeyi tarafından huzurevine getirildiğini ve durumu çaresiz kabul ettiğini söylüyor ve ekliyor; "Artık alıştım buraya. Ağabeyim de seneden seneye ziyâretime geliyor."

            Yaşlılarımızla sohbetimiz tamamlandığında, misafirperverliklerini göstererek bizleri kapıya kadar uğurluyorlar. Hayatı boyunca herkesin bir kez dahi olsa huzurevine gidip yaşlılarımızla en azından sohbet etmesini dileyerek, röportajımızı noktalıyoruz. Huzurevinde yaşayanları yalnız bırakmayalım. Unutmayalım ki, önemli olan yarındır.

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR