ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 03 Kasım 2007 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLE’DE
BAĞ VE BEKÇİ
HİKÂYELERİ - 1 -

Makale : Abbas KUL
(Eğitimci)

Eğitimci Abbas KUL

Foto ANIL

ZİLE’DE
BAĞ VE BEKÇİ HİKÂYELERİ

- 1 -



 

            Yıl bin dokuz yüz altmış, o yıllar Karadini Bağları'nda bekçiyim. Mevsim güz, üzümlerin olgunlaştığı zaman. Öflü (ünlü) zamanım. Düdüğümün sesinden tüm bağ sahipleri beni tanır ve bilirlerdi. Her bekçinin düdüğünün sesi farklı idi. Benim düdüğün sesi foruldaklı (kalın sesli) idi.

            Gündüz normal bağ kontrollarımı yaptım. Yatmakta olduğum.. Yünlülü Hasan Emmi'nin Gümelesi'ne çekilip istirahat ettim. Biraz uyuduktan sonra ateş yaktım. Çay yapıp içtim, bir iki şeyler yedim. Bağların yukarısından davarların çan sesi gelmeye başladı. Her zaman olan bir olaydı. Bayır Köylü Ahmet’in davarı idi. Düdüğü elime alıp öttürdüm. Bunu duyan çoban  da davarını heyledi. Bu karşılıklı haberleşmemiz demekti.

            Çobanlar bana kölemez sağar (Keçilerden sağılan süt), verirlerdi. Ben de onlara üzüm verirdim. Mevsim üzümlerin olgunlaşma zamanı olduğu için üzümlere köpekler ve tilkiler gelirdi. Onları kaçırmak için dolma tabancamı ateşlerdim. Gene tabancamı ateşledim. Diğer bekçi arkadaşlar da buna karşılık verdiler. Sigara yaktım, tekrar gece kontroluna çıktım.


Zile Belediyesi Fotoğraf Arşivi / 2006

            Panayır zamanı olduğu için panayıra ve sinemaya giden gençler geceleri üzüm bağlarına izinsiz dalarlardı.

  
Kameraman : Mehmet SEZEN - Zile Turizm ve Tanıtma Derneği 1968

            Yukardan aşağıya inerken Çorapçı Osman’ın Bağı'nda bir ışıltı gördüm. Mum ışığı gibi yanıp sönüyor. Yavaşça yanaşıp tabancamı hazırladım. Biraz daha yanaştım. Baktım ki bir kişi ateş yakmış, sırtını bağdan yana vermiş oturuyor.

            - Kimsin sen.! diye seslendim.

            Sesimi duyan kişi ayağa fırladı ve..

            - Bura bizim bağımız, bağımızı beklemeye geldim..

            - Seni kim gönderdi?

            - Ben geldim.

            - Kimin oğlusun?

            - Çorapçı Osman’ın.

Anıt Ağacı'na Dönüşen AKSOY'ların Dereboğazı'ndaki Kara Dutu

Fotoğraf : Bekir AKSOY

            Ama çok korktuğu her hareketinden belli idi..

            - Buranın bekçisi benim.

            - Sen Şaban Emmi misin?

            - He ya, benim…

            Aramızda bu konuşmalar geçerken çekingen tavırları vardı. Aç olduğu belli idi.

            - Aç mısın? diye sordum.

            Başını salladı.

            - Kalk o zaman.. buradan gideceğiz.

            - Nereye?

            - Kalk! Konuşma. .

            - Valla ben gitmem.. burada yatacağım.

            Zorla bunu kaldırdım. Kendi yattığım gümeleye götürdüm. Akşam yemeğini yediğim için yiyecek bir şey yoktu. Birkaç parça kuru ekmek kalmıştı. Hemen çobanlar aklıma geldi. Kölemez sağacak kap da yoktu. Teneke semaver gözüme ilişti. Düdüğü çobanlara doğru çaldım. Onlar da bana aynı şekilde “Heyleyerek” cevap verdiler.

Aykut Yazlık Sineması Arka Bahçesi / Zile

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 13.05.2007

            - "Şimdi sen burada otur, ben hemen gelirim" dedim ve çobanların yanına gittim. Keçilerden sağdığım sütle semaveri doldurdum. Sütün içine kuru ekmeği doğradım ve karnını doyurdum.

            - "Hadi şimdi git" dedim.

            - Bu karanlıkta gidemem ki!?

            - O zaman birlikte yatarız.

            - "Olur" dedi.

            Sabah oldu ama çocukta bir gariplik hissetmeye başladım. Hiç gitmeye niyeti yoktu. Sonunda niçin geldiğini açıkladı.

Zile Bağ Yollarında Zilli Eşek Arabalarında Yolculuk

            - Şaban Emmi ben buraya niye geldim biliyor musun?

            - Niye geldin?

            - Ben bir kıza sevdalandım. Babama o kızı bana istemesini söyledim.

            - Eee..

            - Babam da bana kızdı, beni dövdü.. ben de buraya geldim.

            Uzatmayalım.. bu çocuk bir hafta kadar yanımda kaldı. Bu süre içinde de ondan gerekli bilgileri aldım. Bekçiliği bayağı öğrendi. Bağ sahiplerini tanır hale geldi. Düdüğün nasıl ve nerelerde çalınacağını öğrendi. Onu tanımayanlara, oğlum olarak tanıttım. Bir gün ona..

            - "Sen bugün bağlara sahip çık, ben Zile’ye gidip geleyim. Tabancanın barutu kalmadı, biraz da yiyecek içecek alıp geleyim" dedim.

Gümeleler ve Asma Bahçeleriyle Ünlü Dereboğazı Bağları

Fotoğraf : Bekir AKSOY

            Şehre indim.. Uzun Çarşı'da babasının dükkânının önünden geçerken arkamdan bir ses..

            - Şaban, Şaban! diye bağırdı.

            Geri döndüm baktım, bizim çocuğun babası Çorapçı Kürt Osman. Hemen anladım niçin seslendiğini, dükkânda bana yer gösterdi ve başladı anlatmaya…

            - Yahu Şaban, bizim çocuk bir haftadır yok.. bağlarda hiç gördün mü?

            Güldüm! ve..

            - Kim senin çocuk?

            - Mustafa…

            Gülmemden şüphelendi. Korkmamasını, çocuğun yanımda olduğunu söyledim. Kaçma sebebini kısaca şöyle anlattı..

Zile Kalesi Surlarından Bağların ve Yemyeşil Bahçelerin Görünümü

Bekir AKSOY Fotoğraf Arşivi

            - Ula kardaşım, daha yaşı küçük, askerliği var. İlle de tutturmuş, o kızı bana alacaksın. Ben almam demiyorum ki. Zamanı var diyorum...

            Birlikte bağlara döndük. Mustafa’yı babasına teslim ettim. Bilmem ondan sonra Mustafa sevdiğini aldı mı alamadı mı soramadım?!

            Mustafa ile dostluğumuz bu olaydan sonra başladı. Ne zaman Uzun Çarşı'ya uğrasam bir çayını içerdim. O günlerden bahsederdik. Ne yazık ki Mustafa’yı bir trafik kazasında kaybettik. Toprağı bol olsun, Allah rahmet etsin...

                                                                                                             Abbas KUL
                                                                                                     
29.10.2007 / Zile

            Not : Bu hikâyenin kahramanı Mustafa  Barış (Uzun Çarşı'da Barış Mobilya'nın sahibi). Hikâyeyi anlatan Bekçi Şaban Döner hayattadır.
 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR