ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 22 Haziran 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

COACH
GÜLSENEM BAYRAMOĞLU
ZİLE'NİN VEFAKÂR KOÇU

Röportaj : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)

Gülsenem BAYRAMOĞLU

Zile'nin Koçu

COACH
GÜLSENEM BAYRAMOĞLU
ZİLE'NİN VEFAKÂR KOÇU


Koç Gülsenem Zile Basketbol Takımıyla Bir Maç Öncesinde.

RÖPORTAJ

Hürriyet Yılın Sporcusu Gülsenem Bayramoğlu - Tokat 1981

Gülsenem Bayramoğlu Fotoğraf Arşivi

            MİSTEPE – Gülsenem Hanım, röportajımızın başlangıcında özgeçmişiniz ve eğitim durumunuz ile birlikte spora başlamanızdaki nedenleri okuyucularımıza aktarmanın uygun olacağını düşünüyorum.

            BAYRAMOĞLU – Haklısınız Ufuk Bey. İnsanın yaşamını ve kendini tanımlaması kadar zor bir şey olmasa gerek! 25.12.1969 Zile doğumluyum. İlkokulu Hüseyin Gazi İlkokulu’nda, ortaokulu Alparslan Ortaokulu’nda, liseyi Ticaret Lisesi’nde okudum. Eğitim ve öğretimimi isteğime göre değil, okulların bana verebilecekleri maddî ve manevî imkânlara, ayrıca başarılı olacağıma kanaat getirdiğim öğretmenlerime göre yaptım. O günleri göz önüne getirdiğimde tamamen tesadüfen spora başladığımı söyleyebilirim.

            MİSTEPE – Spora başlamanın unutulmaz anıları olmalı. Hele vesile olanlar, destek verenler hiç unutulmaz değil mi?

            BAYRAMOĞLU – Bu hususta size katılıyorum. İlkokul üçüncü sınıfta okuyorken, her yıl okulun açılışından bir hafta sonra koşu seçmeleri yapılıyordu. Ben de kendi halinde, maddî imkânsızlıklar içinde, pejmurde bir kıyafet ve önlük altında pantolon giymiş, ayağımda kara lâstik denilen ayakkabı, teneffüste bir ağacın altında tek başıma dururken, Okul Müdürümüz İbrahim SARGIN, Beden Öğretmeni İbrahim AKSOY kızlı - erkekli grupları önlerine alıp Koşu Seçmeleri’ne götürüyorken Müdür İbrahim Sargın Bey "Bayramoğlu sen de gel" diye beni çağırdı.

            Üzerimde koşmaya elverişli olmayan kıyafet vardı. Oysa diğer arkadaşlar önlüksüz ve bazıları koşmaya hazır eşorfmanlı idi. Ayrıca daha önceleri koşan ve dereceleri olan ablalar da vardı. Beni kimse kaale dahi almıyordu.. ama eşorfman giyimli ablalara o kadar imrenmiştim ki! İçimden şu cümleyi geçirdiğimi dün gibi hatırlıyorum."O beden elbisesini ben de giysem koşarım." Bu belki de içimde gerçekten ya hırs oldu ya da onlar gerçekten çok iyi koşmuyorlardı.

            Yürüyerek koşacağımız Asrî Mezarlık arkasında bulunan Zileliler’ce bilinen Hıdırlık Mevkii’ne geldik. Hocalar nasıl koşmamız gerektiğini anlatırken, sadece ‘ilk çıkarken hızlı olmayın’ dediler.. hepsi o kadar. Düdük sesi ile öyle bir çıktım ki, koşacağımız mesafe 800 m, ben nasıl başladıysam İKİNCİ OLARAK ÖYLE BİTİRDİM. FAKAT HİÇ YORULMAMIŞTIM. OYSA ÖNÜMDE BİRİNCİ GELEN ZEHRA KARACA ABLAYI ÇOK RAHAT GEÇECEKKEN GEÇMEDİM. ASLINDA KORKMUŞTUM. NE DE OLSA ABLAYDI VE BENDEN ÇOK ÖNCELERİ BAŞLAMIŞTI. KOŞU BİTİNCE HOCALAR “İşte bulduk yine birini. Zehra senin papucunu dama atacak bu kara kız!” diye Zehra Abla’yı kızdırıyorlardı. Çünkü rekabet başarı getirecekti. O da beni rakip görüp daha fazla enerji harcayacaktı.. kimbilir?

            Hocalar bana inanılmaz ilgi gösterdiler. Öğretmenler odasına soba başına geçirip, sınıf öğretmenime benden övgü ile söz ediyorlardı. Fakat içimde bir sıkıntı vardı. Ben hiç yorulmamıştım. Hocalar yoruldun mu dediklerinde aniden ‘HAYIR!’ diye bağırdım. Herkes bana bakıyordu. İbrahim SARGIN Bey çok agresif bir müdürdü. Yanıma yaklaşıp ‘yani sen hiç yorulmadın mı?’ dediğinde kekelediğimi biliyorum. Şey falan dedim. ‘Bundan sonraki çalışmalarda Zehra’yı geçeceksin’ dedi. Ailemin tepkisini merak ediyordum. Sevinçle söylediğimde babam ‘ASLA!’ dedi. Ben gayet doğal karşıladım çünkü gerçekten bu uğraş bizim için çok lükstü. Aynı zamanda Hayvancıllık ve çiftçilik yapan bir aile olduğumuz için işin yoğunluğundan imkânımın olmayacağı da malûmdu.

            Ertesi günü hocalara koşamayacağımı söyledim. Hocalar feryat figan bana yüklendiler fakat benim suçum yoktu ki! Hocalar, babamla konuşmaya karar verdiler. Beni alıp eve geldiğimizde beni nasıl bir gelecek beklediğini, başarılı olacağımı, artık okul masraflarımı okulun karşılayacağını yani ‘eti de kemiği de bize ait siz hiç bir şeye karışmayın’ deyip ayrıldılar. Fakat babamın bana tepkisini ve çok geniş sülâleli ve aynı sokakta bulunan amcalarımın babama tepkisi tümüyle sorun olmuştu.

            Babam sadece ‘Eğer istiyorsan hocalarını dinle ama ne yaparsan yap sakın namus şeref ve soyadına halel getirme. Sonuna kadar destek benden.’ dedi ve ben gerçek anlamda spora adımımı böylece atmış oldum.

            MİSTEPE – Spor yaşamınızdaki gelişmeler ne yönde gelişti?

            BAYRAMOĞLU - Artık çalışmalar başlamıştı, ama halâ bir koşu eşofmanım ve ayakkabım yoktu ne yazık ki! Bunu fark eden öğretmenlerim bana eşorfman, ayakkabı aldılar. O zamana kadar hiç bez ayakkabım olmamıştı. O acımasız yaşantımı kaleme almak dahi içimi acıtıyor. Bugün geçmişten hesap sorarcasına spor kıyafeti almaktan ne bıkarım ne de fiyatını sorarım. Çok çile çektim çok! Artık Hüseyin Gazi İlkokulu’nun bir koşucusuydum. Her antrenmanda Zehra KARACA’yı geçecek gücüm oluyor, fakat bana kızar diye geçmiyordum. Bunu hocalar fark etmiş olacak ki ‘Eğer gücün varsa onu geç, sen onu geçtiğinde o da seni geçmeye çalışacak ve koşu süreniz düşecek, daha az sürede koşacaksınız.’ demeleri ile durumu Zehra KARACA’ya ilettim. Bana cevabı ‘Tabii ki geç, sakın beni düşünme!’ oldu. Bu bir sporcunun ahlâkî yapısını sanırım gösteriyor. Yıllardır ona hep hayran oldum ve onun disiplin anlayışını örnek aldım.

            MİSTEPE – Bu ahlâkî seciyenin getirdiği olumlu gelişme, akabinde başarıları da size taşımış olmalı her halde?

            BAYRAMOĞLU – Kesinlikle evet diyebilirim. Tokat hinterlandında en favori sporcu ekip Zile’ydi. İl, Grup Yarı Final Türkiye Şampiyonası her yıl okulumuz için alışılagelmiş olan olağan durumlardandı. 1978, yani şampiyonaya başladığım yıl TÜRKİYE ÜÇÜNCÜSÜ olmuştum. Bu arada çalışmalarda Zehra Abla’yla o kadar çok çekişiyorduk ki onun koşusu da güçlenmiş, tatlı rekabet oluşmaya başlamıştı.

            1979 yılında aynı çalışmalar devam ediyordu. Yaz çalışmalarında spora ara veriyorken ben babamın mesleği olan hayvancılıkta ona yardımcı olmak adına hayvanları otlatmaya götürüyor, kendime parkur yapıp, ekstra çalışmalar yaparak koşulara hazırlanıyordum.

            Aynı yılda TÜRKİYE İKİNCİSİ oldum. Zehra KARACA okulu bitirmişti, artık kendi kendimle rekabet edecektim. Yıl 1980, Bekir ALTINDAL Hocamın da makalesinde bahsettiği gibi ülkemizdeki anarşik ortamdaki gerginliğe aldırmıyor, herşeye rağmen sonuna dek spor adına gidilecek diye düşünüyordum.

            Ankara’da 45. Atatürk Koşusu’nda BİRİNCİ gelmiştim. Bunu Zile’ye dönerken otobüsün radyosundan duyduğumda çok korkmuş ve utanmıştım. Korkmuştum.. daha büyük şeyler beklenecekti benden! Utandım.. adımı radyoda duymak bana göre o şartlarda en aykırı ve anormal durumdu. Çünkü radyolar o zamanların vurdulu kırdılı ortamını haber olarak aktarırken ben bu haberler içinde ekstrem bir haber oluyordum kamuoyu nezdinde.

            Artık gerçekten hedef büyümüştü, farklı programlar ve yarışmalar bekliyordu beni. Birinci olmamdan bir hafta sonra Ankara’dan gelen ve beni Ankara’da okutup sahiplenecek iki kişi hocalarımla konuşuyordu. Fakat okulum olumsuz cevap verdiğinden olmadı. Beni Zile’de okutup, sahiplenecekleri gündemdeydi. Olmadı vesselâm! O günleri aklıma getirdiğimde, bugünkü imkânlara rağmen hocaların asla mücadele etmediğini ve günü kurtarma çalışmaları yaptığını görüyorum.

            MİSTEPE – Koşu branşında kendinizi kanıtlamış olmanız Zile açısından çok anlamlı. Ama adınızdan basketbol branşında da sıkça söz edildiğini duyacağız. Bu gelişme ve yön değiştirme nasıl oldu?

            BAYRAMOĞLU - Her yarışma sonunda mutlaka Zileli iş adamlarını ziyâret ediyor ve onların desteklerini alıyorduk. Her banka şubesi bizi davet ediyor, hediyeler vererek bizi daha büyük başarılara motive ediyorlardı. Koşu sporu yanında ikinci branş olarak basketbola yönlendirildim. Basketbol çok zevkliydi, ayrıca kondisyonum açısından avantajlıydı. Boş kaldığım her fırsatta bahçede çalışıyordum. Kendimi geliştirmeyi başardığımı düşünürken aslında avantaj olarak gerçek üstünlüğüm maça çıktığımda rakiplerden sadece daha hızlı olmamdı.

            Basketbola beşinci sınıfta başladım. Yaz tatiliydi, okul bitmişti. Bir gün kapıya çıktığımda Alparslan Ortaokulu idarî kadrosu ile Fevzi Çakmak Ortaokulu idarecileri tartıştıklarını gördüm. Yanlarında büyük amcam ve babam vardı. Okullar benim için pazarlık yapıyorlar, ben de el arabası ile hayvanlara ot taşıyordum. Beni yanlarına çağırdılar. Hangi okula gitmemi arzu ettiğimi sordular. Ben hep Alparslan Ortaokulu’nu düşündüm. Çünkü Zehra Abla da oradaydı. Okul çok uzaktı, ama gözüm kesiyordu. Alparslan Ortaokulu eğitim masrafımı karşılayacağını Fevzi Çakmak yöneticileri ise her masrafımı karşılayacaklarını hattâ aileme yardımcı olacaklarını söyleyerek çok geniş imkânlar sundular. Ama ben asla bunları düşünmüyordum. Sonuçta Alparslan Ortaokulu’na kayıt oldum ve basketbolla koşuyu beraber götürmeye başladım. Yanlız üç branşa izin olduğunu ve voleybol da oynayabileceğimi söylediler.

            Okul idarî kadrosu ve Beden Eğitimi Öğretmeni İbrahim KUZU, Matematik Öğretmeni Mehmet KARAKALKAN beni doğru yola kanalize ediyordu. Bir yıl Voleybol oynadıktan sonra Koşu ve Basketbol etkinliğim devam etti. 3 yıl orada da başarılı yıllar geçirdim. Fakat koşuda eski başarılarım olmuyordu. Çünkü ağırlık basketbola veriliyordu. Üç yıl içinde grup, yarıfinal ve Türkiye Altıncılığı gibi basketbolda başarılar elde ettik. Her yarışmada en teknik, en centilmen, en skorer oyuncu olarak ödüller alıyordum.

            Orta okul sonrasında lise içerisinde sıkıntılı günler yaşıyordum. Çünkü ben nereye gitsem takım arkadaşlarım da oraya gelecekti. Mehmet KARAKALKAN öğretmenim Ticaret Lisesi’ne tâyin olmuştu. Fakat takım arkadaşlarım düz lise diyordu. Sonra hep beraber aldığımız kararla Ticaret Lisesi’ne kayıt olduk. Böylece 3 yıl daha başka okul için mücadele verilecekti. 3 yıl çok ciddî başarılar elde ettik. Artık Türkiye’de ZİLE sporda marka olmuştu. Maçlara giderken rakip takımlar için artık korkulu rüyâ haline gelmiştik.

            Lise yıllarımda da aynı ödülleri alıyor fakat daha büyük başarılar istiyordum. 1. Lig’de basketbol oynamak en büyük hayalimdi. Üçüncü sınıfta ve bir şampiyonadayken İzmit SEKA Kâğıtspor’dan bana teklif gelmişti. Hocalarım bana sorduklarında hiç düşünmeden evet demiştim. Fakat okulu bitirmemiştim daha. İdarecilerimiz her programı bana ayarladılar ve okul sonu gelmeden İzmit’te basketbolumun zirvesi için adımımı atmış oldum. Çünkü burası bana göre önemli bir basamaktı. Basketbolumu geliştirmekti. En önemlisi İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de basketbol maçlarına çıkacaktım.

            Ali AKIN adında bir öğretmenim vardı. O bana eşlik etti ve ilk İzmit SEKA Kâğıt Fabrikası tesislerine adımımı attım. Ben artık tek başımaydım ve büyük sorumluluk altında oradaydım. Öncelikle ailemi sonra Zile’yi daha sonra Tokat’ı en sonra da Anadolu’yu temsil ediyordum. Her adımım ve yaptıklarım çok önemliydi. 16 yaşında bu kadar sorumluluk acaba çok mu ağırdı? Takım oyuncuları tamamen İstanbul, Ankara takımlarından transferdi. Bense 50.000 nüfuslu Zile’den gitme!. İzmit’te yaşam çok zordu. Takımımıza Yugoslav bir oyuncu gelmişti. Beni en çok seven ve yardımcı olan oydu. Her ne kadar dil konusunda anlaşamazsak da basketbolun dili bir olunca sıkıntı yaşamıyordum.

            İki yıl orada oynadım. Antalya Koleji’ne transfer oldum. Antalya, her ne kadar bana yaşam olarak uzak olsa da ben sadece işimi yapıp, sorumluluğumu yerine getirmekle görevliydim ve öyle de oldu. Antalya Koleji çok büyük ve kalabalıktı. Çalışmalarımı okul salonunda, zaman zaman takımımdan ayrı çalışırken okul Genel Müdürü’nün dikkatini çekmiş olacağım ki beni yanına çagırdı. ‘Çok çalışkan ve disiplinlisin. Sana bu salonun müdürlüğünü vereceğim. Boş zamanlarında 12 tane salon görevlisinin başında bulun ve salonun temizliğini kontrol et’ diyerek boş kalan vaktimi değerlendirecek görev verildi, hem de Genel Müdür tarafından. Bu benim için gurur vericiydi. Hizmetimde 12 işçi olacak ve aynı zamanda takım oyunculuğumu da yapacaktım. Zaten her akşam rutin çalışma yapılıyordu. Gündüz tamamen boştum. Bu görevi de çok iyi yaptım. Asla mahçup olmadığım gibi Genel Müdür’ün sevgisini kazanmanın da mutluluğunu yaşıyordum.

            Her maç sonrasında takım ister kazansın ister kaybetsin kulübün bir geleneği vardı. O maçta kim fazla katkılı ve özverili oynamışsa o oyuncuya hediye alınırdı. Bu tamamen idarî kadronun kararı ile oluyordu. Mübalâğasız iki haftada bir mutlaka ödüllendirilirdim, fakat takım arkadaşlarımın da bir yandan tepkisini görmeye başlamıştım. Bu rahatsızlığımı antrenörümüze açıkladım ve gelenek olan ödül dağıtımına son verdiler. İki sezon Antalya’daki yaşantıma, gelen transferlerle son verme düşüncesine kapıldım. Galatasaray, Yükseliş Koleji, BOTAŞ, İstanbul Üniversitesi gibi takımlardan teklif geliyor, fakat karar veremiyordum. Kazanacağım paradan çok, rahat edeceğim takım ve şehir önemliydi benim için. Oldum olası metropol şehirlerden korktuğum için Adana BOTAŞ bana uygun gelmişti. Çünkü Adana’nın dışında, Ceyhan’a 20 km uzakta, deniz kenarında, kampüs gibi BOTAŞ çalışanlarının bulunduğu şirin bir yerdi. Ve basketbolda da oldukça başarılara imza atmış bir kulüp düşüncesi ile BOTAŞ’ta oyunculuğumun en performanslı dönemini yaşadım.

            Artık basketbolu gerçekten biliyordum. Oyunculuğumun en güzel yerinde basketbolu noktalamaya karar verdim. Basketbolu zirvesindeyken bıraktım. Antrenör olarak bu işi Zile’de yapmam gerektiğini ve öğrendiklerimi aktarmam gerektiğini düşündüm. Fakat ne acıdır ki geldim ama kimsenin ilgisi yoktu ve önemsenmiyordum. Ben gönüllü olarak Fevzi Çakmak Ortaokulu’nda takım çalıştırmaya başladım. Bir bedel almıyordum sadece bir şeyler ispatlamak istiyordum.

            Anadolu Lisesi’nde seçilmiş çok düzgün bir takım vardı. İlk karşılaştığımız maçta takımı yendim ama gönlümde Anadolu Lisesi takımını ele geçirmek yatıyordu. Kendim teklif ettim. Öncelikle bu çocuklarla sanki tez yaparcasına ilgilendim. Çünkü sporun derslere engel olması gibi saçma sapan bir düşünceyi yıkmak lâzımdı. Ben sporcu öğrencilere rutin her gün antrenman yaptırıyordum, bazan günde iki kez.

            Bir yıl takımı hiç Tokat’a maça götürmedim, sadece öğrendiklerimi oyuncularıma aktardım, çalıştırdım. Çünkü Tokat’a denk olsan dahi maç kazanmak çok zordu. İki kat güçlü olduğumuz, eforlarının yetmeyeceği, hakemlerin dahi pes edeceği takımı oluşturmaktı gayem. Ve öyle de oldu. Zile, oyunculuğumdan istifade ile o güne kadar Tokat’ı basketbolda hiç geçemezken Anadolu Lisesi ile geçti. Gruplarda Samsun’a yenilerek grup ikincisi olduk.

            Yaptığım tez gibi çalışmanın sonucu tamamen olumlu çıktı. O yıl 12 oyuncum da üniversiteyi kazandı. Her biri Mühendislik, Tıbbiye, Hukuk, Dişçilik, Eczacılık gibi revaçta olan fakülteleri kazandılar. Ve bu benim için bir başlangıç oldu. Kulüp takımları çalıştırdım. Yaptığım çalışmalarda maddî olarak Zile’den ve Zileliler’den ciddî bir destek almadım. Oysa ben Zile’ye hizmete gelmiştim. Anadolu Lisesi’ni çalıştırıken, o zaman Okul Aile Birliği Başkanı, bugünkü Belediye Başkanımız Murat AYVALIOĞLU idi ve çalışmalarıma birlik olarak okuldan bedel ödenmesini sağladı. Günümü kurtarma adına da Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nden egzersiz ücreti alıyordum.

            1998 yılında Zile Belediyespor Kulübü’nün genç takımını dışardan çalıştırıyordum. Daha sonra Belediye Başkanı Murat TEZCAN beni işçi olarak aldı ve 1999 yılında da A Takımı Antrenörü olarak görev yapmaya başladım. 1999 seçimlerinde göreve gelen Belediye Başkanımız Murat AYVALIOĞLU’nun bana vermiş olduğu güven ve destekle A Takımı çalışmalarına ağırlık verdim. 1999 - 2000 sezonunda İkinci Lig’e çıkma başarısı gösterdik. Bir sezon ligde oynadık. İkinci sezon maalesef maddî yetersizlikten dolayı ara verdik. Sonra bölgesel lige devamla bu zamana kadar geldik.

            Gülsenem BAYRAMOĞLU çok çekti. Ama asla yılmadı. Halâ da bunun acısını çekmekte. Her kelimeyi seçerek yazsam da yaşadıklarımı ben biliyorum. Prensiplerinden ödün vermeyen biri olarak gururlu ve mutluyum. Yaşadığım her şehirde Zileli olmakla gururlandım. Zileliliğime asla söz ettirmedim. Bugün federasyonda Zileli Gülsenem olarak söyleniyorsam.. bu beni mutlu eder. Sonuç olarak 28 yıllık özgeçmiş ancak bu kadar yazılabilir ama anlatmak uzun zaman alır.

            Her şeye rağmen DOLU DOLU 28 YIL.

            MİSTEPE – Bu parlak başarılarla dolu 28 yılın anatomisini bir çizelge halinde okuyucularımıza sunmak isterdim. Elinizde hazır bir çizelge var mı acaba? Ödüllerinizi de hemşehrilerinizle birlikte izlemeyi ve paylaşmayı arzuluyorum!

            BAYRAMOĞLU – Evet; benzerî çalışmalarda kullanmak üzere önceden hazırlamış olduğum sportif bir liste var. Onu size takdim edebilirim. Aldığım ödüller, kupalar ve 14 madalyonumun hepsi okullarımda demirbaş olarak kaldı. Ancak fotoğraflarını size ulaştırabilmem söz konusu...

1978 - 1986 YILLARI ARASI
GÜLSENEM BAYRAMOĞLU'NUN SPORTİF BAŞARI ÇİZELGESİ

YER DERECE OKUL TARİH
ZİLE
TOKAT
AMASYA
KONYA
800 m İlçe İkinciliği
800 m İl Birinciliği
800 m Grup Birinciliği
800 m Türkiye Üçüncülüğü
Hüseyin Gazi İlkokulu

1978

ZİLE
TOKAT
TOKAT
ANKARA
800 m İlçe Birinciliği
800 m İl Birinciliği
800 m Grup Birinciliği
800 m Türkiye İkinciliği
Hüseyin Gazi İlkokulu

1979

ZİLE
TOKAT
AMASYA
AMASYA
800 m İlçe Birinciliği
800 m İl Birinciliği
800 m Grup Birinciliği
800 m Türkiye Birinciliği
Hüseyin Gazi İlkokulu

1980

ZİLE
TOKAT
ANKARA
ANKARA
1.500 m İlçe Birinciliği
1.500 m İl Birinciliği
1.500 m Grup On Birinciliği
1.500 m Türkiye Sekizinciliği
Alparslan Ortaokulu

1981

ZİLE
TOKAT
AMASYA
KONYA
1.500 m İlçe Birinciliği
1.500 m İl Birinciliği
1.500 m Grup İkinciliği
1.500 m Türkiye Beşinciliği
Alparslan Ortaokulu

1982

ZİLE
TOKAT
SİNOP
SİNOP
KONYA
1.500 m İlçe Birinciliği
1.500 m İl Birinciliği
1.500 m Grup Birinciliği
1.500 m İSF Özel Üçüncülüğü
1.500 m Türkiye Altıncılığı
Alparslan Ortaokulu

1983

ZİLE
TOKAT
SAMSUN
ANKARA
3.000 m İlçe Birinciliği
3.000 m İl Birinciliği
3.000 m Grup Birinciliği
3.000 m Türkiye Beşinciliği
Alparslan Ortaokulu

1984

ZİLE
TOKAT
ANKARA
İZMİR
3.000 m İlçe Birinciliği
3.000 m İl Birinciliği
3.000 m Grup On Beşinciliği
3.000 m Türkiye Onunculuğu
Alparslan Ortaokulu

1985

1980 - 1986 Yılları Arası BASKETBOL’da
En İyi Derecemiz 1986 Yılı TÜRKİYE ALTINCISI Oluşumuzdur.

l980 Yılı Hürriyet Gazetesi Yılın Sporcusu Ödülü.

l982 - 1985 yılları arasında Vâli Recep YAZICIOĞLU tarafından
organizesi başlatılan ve yapılan Polis Haftası Koşusu’nda 4 yıl bilfiil Tokat Birinciliği.

Kastamonu’da yapılan Ortaokullar Arası Basketbol Grup Birinciliği’nde
‘En Teknik ve En İyi Sporcu Ödülü’

            MİSTEPE – Gülsenem Hanım; uzun ve dolu dolu sporcu yaşamına sahip bir elit insan olarak unutamadığınız birkaç anınızı bizimle paylaşmak ister misiniz?

            BAYRAMOĞLU – Memnuniyetle; aklıma ilk gelen ve unutamadığım birkaç anımı size aktarayım.

 

BİRKAÇ ANI

            Yıl : 1983, Yer : SİNOP. Grup Birinciliği için gideceğiz. Fakat Sinop coğrafî olarak engebeli bir arazi olduğu için yapılacak koşu alanının İNİŞ DEĞİL, TAMAMEN ÇIKIŞ OLABİLECEĞİ tahminini yapan öğretmenlerimiz, bizi tamamen çıkış taktik idmanlı çalıştırdı Zile’de. Yarışlardan bir gün önce koşacağımız alana geldiğimizde gördük ki koşu güzergâhı bilinenin aksine inişti. Çok hazırlıksızdık. Ama sonuçta koşacaktık. Koşu günü geldik otobüslerle, start’da yerleştik.

            İNİŞ OLDUĞU İÇİN HERKES BİRDEN ÇIKTI. Öğretmenim İbrahim KUZU’nun verdiği taktik doğrultusunda asla ön gruba uymamam gerektiği aklımdaydı. Yan taraftaki yolda taksi ile öğretmenim beni yönlendirecekti. 1500 m koşacaktık. İlk 500 metrede ilk 10’un içinde koşmaya başladım. İniş olduğu için çok zordu. Kontrollü koşmak, inişe aldanmamak gerekti. Çünkü inişte vücudu geriye tutmak, çıkışta öne eğilmek gibi taktiği uygulamak gerekti. İkinci 500 metreye gelindiğinde ilk 3 içindeydim. Hocamın tarifine göre süreyle koşuyordum. Son 500 metreye gelindiğinde koşu alanı düz ve bitiş gözüküyordu. Ben son 300 m’de depar attım ve 100 m kala birinci sıraya yerleşip, birinci olarak tamamladım.

            Fakat koşu sonrasında Mehmet KARAKALKAN Hocam benim yanıma gelmiyor, asık suratla geziyordu. Ödül Töreni yapılıp madalyamı aldım. Kürsüden indim. Hocama neden bu tavrı yaptığını, oysa birinci geldiğimi sormak istiyordum ama korkuyordum. Bir cesaretle yanına gidip tüm cesaretimle sordum. Verdiği cevap çok düşündürücü olduğu kadar beni daha fazla çalışmaya sevk etti.

Alparslan Ortaokulu - Mehmet Türkmen

Kros Müsabakası İl Birinciliği Kupası
Alparslan Ortaokulu Yıldız Kız Kros Takımı

1976 Eskişehir Türkiye Üçüncülüğü

            İşte cevabı : "Sen koştuğunu mu sanıyosun? Arkandakine 100 m değil, 200 m fark atmalıydın! Yarış bittiği zaman ölü gibi yorulman gerekirdi. Yoruldun mu?" İşte bu cevap spor hayatımdaki kilidin en önemli Anahtar Kelime’si olmuştur. Ne kadar hedefi yakalasam da yetersiz olup, en iyisini isteme alışkanlığımı Değerli Öğretmenim’den aldım. Sağol Mehmet KARAKALKAN Öğretmenim.

            Yıl : 1987. İzmit SEKA Kâğıtspor’a gittiğimde deplâsman maçımızın bir tanesini İstanbul’da Abdi İpekçi Spor Salonu’nda Beşiktaş’la oynayacaktık. İlk defa bu kadar büyük spor salonu görmüştüm. Çünkü olimpik olup, yedi adet kapısı olan salonun çizgileri dışında ikinci bir saha olacak kadar fazladan genişlik vardı. Bir gün öncesi ‘takım şut çalışması’ yaptık. İkinci gün maç için salona geldik. Hazırlanıp, maça çıktık. Fakat salon akşamki kadar büyük değildi sanki. Hem ısınıyorduk hem de aklımda ‘Bu salon akşam bu kadar değildi! Değişen ne?’ diye düşünüyordum ki aklım takıldı. Çizgi dışındaki alana koltuk ve basın için yer yapmışlardı. Maç başladı ve o kocaman salonda oynamaya hiç cesaretim yoktu. Hoca birden ‘Gül, gel!’ dedi. Heyecanla kalkıp bench’e oturdum. Maça girdim. Oyun kurucu olduğum için topları ben taşıyor pozisyona göre pas çıkartıyordum. Yine bir pozisyon anında feast/break pası attım, fakat pota altından diğer pota altındaki arkadaşa top atacakken top o kocaman salonun tirübününün ikinci sırasına kadar gitti. Normal şartlarda asla atılamayacak uzaklıktayken ben atmıştım. Tüm insanların gülmelerini duyuyor hocaya bakamıyordum. Bir an hoca ile göz göze geldik. Çok hoş gülüşü ile karşılaştım. Mola aldı bana cesaretle dediği ‘Aferin Gül. O uzaklığa top atıp, yetiştirmen bile başarı. Keşke bunlar da uzağa atsa da rakibe vermese.’ Bu da benim için özel bir anımdır.

            İlk SEKA’ya gittiğim ve ilk Zile’ye döndüğümde salona gittim. Hocalara dediğim ‘sadece bana sol el ile top sürmeyi öğretmişsiniz. Oysa basketbol çok zormuş ve ben hiçbir şey bilmiyormuşum!’

            Basketbol oyunculuğumu noktalayıp Zile’ye döndüğümde Hakemlik yapmak ve Basketbolun her alanına ilgimi vermek istedim. C Klâsman Hakemliği’ne yükselip lig maçlarına ve grup maçlarına çıkmaya başlamıştım. Tokat’ta Genç Kızlar Türkiye Şampiyonası’nda Hakemlik görevi aldım. Gözlemci Hocam eski bir BOTAŞLI olarak BOTAŞ maçına çıkmamı istedi. Maça çıktım. Belki heyecandan olsa gerek.. arka hakem pozisyonumu biraz içeri tarafa geçerek yaparken toplu BOTAŞ sporlu oyuncuya yakın olduğumu fark etmedim. Oyuncu beni arkadaşı sanıp pası bana verdi ve ben topu tuttum. Herkes şaşkın, beni seyrederken bir anda topu bıraktım. Fakat hiç bir düdük çalmadım. Oyuna devam ettirdim. Devre arası hakem odasında bunu komedi haline getirip, gülerken Gözlemci Hoca : ‘Topu bıraktıktan sonra düdük çalıp oyunu durdurmadın, hiçbir karar vermedin, oynattın. Ne yapman gerekti?’ dedi. Ben, o durum karşısında zemin olarak göründüğümü ve burada oyunu durdurmam gerekmediğini söyledim. Hoca beni tebrik etti. ‘Böyle bir olay çok nadir görülür ve karar süreci zor bir durum ama verdiğin karar doğru.’ diyerek kendime olan güvenimi artırdı.

            Antalya Koleji’nde hem oyuncu hem salon âmiri olarak görev yaparken salonda yapılacak bir organizasyon için hazırlık yapılması emrini Genel Müdür’ün odasında talimat olarak alıyordum. Parke üzerine kırmızı yolluğu serdirmemi, yeni cilâ yapılmış parkelere kösele ayakkabı ile basmamaları için misafirleri uyarmamı ve tribüne çıkılacak merdivenin salonun iç tarafında hazır bulundurulması gibi talimatları alıp, çıktım. Akşam protokol mensupları tek tek salona geliyor, onları protokole yönlendiriyor ve halının üzerinden gitmelerini sağlıyordum. Vâli Bey ve eşleri salona geldiklerinde protokol ayağa kalkmış ve karşılama yapıyorken Vâli Bey’in eşi halı üzerinden değil, sivri topuklarıyla parke zeminden yürüyordu ki kendisine yaklaşıp nezaketen halıdan yürümesini istirham ettim. Çünkü ciddî olarak parkeler üzerinde topukların izi çıkıyordu. Bayan bana ters ters bakıp, ‘Benim kim olduğumu biliyor musun?’ dedi. Ben de ‘Tabii ki efendim, Vâli Beylerin eşlerisiniz.’ dedim. ‘Ben verilen görevi yapıyorum efendim.’ dedim. Bu diyalog Genel Müdür’ümüzün dikkatinden kaçmamış ve Vâli Bey’in ve eşinin beni şikâyet ettiğini anladım. Benim sadece aldığım emri yerine getirdiğimi bildiğim için rahattım. Ertesi gün Genel Müdür’ün çağrısı üzerine yanına gittim. Olanı anlattım. Müdürümün bana söylediği tek şey ‘Aferin kızım. Doğruyu yaptığın sürece rahat ol. Vâli eşi de halının niçin serilmiş olduğunu anlasın. Orada halı var ve oradan yürümüyorsa o kişinin hatası. Teşekkür ederim. Beni mahçup etmedin.’ dedi. Sevinçle ve bildiğimi doğruyu yapmanın rahatlığı ile işimin başına geçtim.

            MİSTEPE - Sayın Bayramoğlu; azimle yoğrulmuş yaşantınızın günümüze onöre edici bir biçimde uzanan tecrübî sonuçlarını değerlendirerek şu an itibariyle acaba şunları da yapsaydım dediğiniz ve Zile için kuramsal olarak yapmayı düşündüğünüz projeleriniz var mı?

            BAYRAMOĞLU - Zile'ye o kadar büyük hedefler için dönmüştüm ki! Ama spor ya da kültürel etkinlikler sanki Zile'ye çok lüks gibi geldi. Bugün ben artık bu işi yapmıyorum dersem çok kişinin umurunda olmaz. Ama 2 yıl ara geçsin insanlarımız neden yapmadığımı soracaklar. Yalnız kaldığımı anlatacağım. Belki hak verecekler. Belki de destek sözü. Ama o gün bu yaptıklarıma mutlaka bedel isteyecek ya da bu kadar gönüllü davranmayacağım.

            Bugün için ne yapma hayalim var derseniz, öncelikle her deplâsmana gittiğimde gördüğüm muhteşem spor kompleksinin bizde var olmasının mücadelesini vermek, tesislerimizde tüm âlet ve edevatı sağlamak, Zile'de bulunan tüm beden eğitimi öğretmenlerinin branşlarına göre öncelikle alt yapısında ekipler kurmak, yarışma zihniyetinden uzak öğretme sonra akademik olarak bu tür çalışmaların çocuklar üzerinde eğitim öğretimlerine pozitif enerji sağladıkları konusunda aileleri bilinçlendirecek biçimde akademik insanlara seminerler verdirmek.

            Daha sonra bilinçli olarak alt yapının sağlam atılması akabinde yarışmacı sporcu yetiştirmek. En büyük hedefim basketbol yanında atletizm ruhunu uyandırmak. Millî eğitimin spor anlayışının yetersiz ve zamansız, sadece müfredatı doldurmak adına olan programın asla sağlıklı olmaması nedeniyle kulüpler bazında sporcu ya da sporu sevdirme çalışmalarını yapmak.

            Atletizm, sporun anası olması ve Zile'nin de bu potansiyelinin olduğu gerek şahsımdan gerekse benden önceki büyüklerimden anlaşılmaktadır. Halâ okullar arası kros yarışmalarını bir kenardan izlediğimde 15 günlük çalışma ile birinci gelen çocukların Tokat'ta Derece Yaptıkları, Bu Çocukların Tokatspor'da Koşturulduğu ve bu çocuklar üzerinden Tokat'ın fayda gördüğünü biliyoruz. Şayet kulüp bazında buna sahip çıkarsak çok büyük başarı elde edeceğimizi biliyorum. Yeter ki özverili çalıştırıcılar ve tesislerimiz olsun. Ben geçmişte öğretmenlerimin hangi şartlarda bu işi özveri ile yaptıklarını biliyor ve biz onlara göre halâ şanslı iken bu çalışmalara neden zaman ayıramadığımızı düşündüm.. çare tamamen Tesisleşme, Özveri, Emeğe Saygı ve Ödüllendirilme.

            Zile gerçekten bugün basketbolda kendini kanıtlamış bir model. Gelecek yıl Kızlar Voleybol Takımı'nı kulüp olarak oynatma çalışmamız var. İnşaallah okullardaki en iyileri bir araya getirip Belediyespor adı altında lige katılarak bir ilki başlatmak istiyoruz.

            Gönlümde çok şeyler var. Zile için ne yapılabilir neye gücüm yeterse orda varım. Yeter ki verilen sözler icraata geçsin. İlk iş salonun tadilâtı ve sıkıntıları. Burada sıkıntı giderilmeden asla hedeflere varılamayacağı inancındayım.

            MİSTEPE - Gülsenem Hanım, doyumsuz bir sohbet oldu. Hemşehrileriniz sizi yakından tanımanın coşkusunda bundan böyle daha bir saygın davranacak ve sizi anlayacaklardır umarım. Başarıların daim olması dileğiyle size veda etmek istiyorum.

            BAYRAMOĞLU - Ufuk Bey.. yaşantımı ve duygularımı dostlarımla paylaşmama vesile olduğunuz için size ve hemşehrilerime teşekkür borçluyum. Dileğinizin tüm Zile'nin başarısı açısından kalıcı bir düstur olması temennisiyle.. hoşçakalınız efendim...

Coach Gülsenem

Zile Belediyespor Takımı


Devam Edecek

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR