|
HALİS GENÇ ÜNYELİ BİR ÂYAN TORUNU |
|
Arşiv ve Derleme :
M. Ufuk MİSTEPE - Safiye ELLİBEŞ
HALİS GENÇ
ÜNYELİ BİR ÂYAN TORUNU
Şekerci Ahmet EREN, Tahsin Bey, -?- İsmet İNÖNÜ, -?- Milletvekili Muammer
TEKİN, Halis GENÇ.
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Halis GENÇ, bir âyan torunu, bir Ünye aristokratı ve bir beyefendi. Atiye'den doğma, Sabri Bey'in oğlu; 1921 Ünye doğumlu. Lise ikinci sınıftan terk ile tahsiline son verir. Eşi Emine GEDİK Hanımefendi'yi de ilkokul üçüncü sınıfta iken ağlatarak okuldan almışlar. Ferit, Musa, Müzeyyen ve Meziyyet adlı dört kardeşi var. Dört kızı ve bir oğlu olur. Fetiye, Sabri, Atiye, Safiye ve Manolya. Halis Bey'in babası Sabri Bey'in de babası Mümtaz Bey ve annesi ise Aşkı Hanım. Amcası Lütfullah Bey, halasının adı Bedriye Hanım. Dedesi Mümtaz Bey'in de baba adı Musa. Halis Bey, 76 yaşında iken 21 Mart 1997'de vefat eder.
Halis GENÇ, Gencakale'de Kale Köyü'nden bir hemşehrisi ve Alev adlı av
köpeğiyle.
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Kardeşi Musa GENÇ Bey, babası vefat ettiğinde Halis Bey'in himayesinde sevgisine mazhar olur. Orta Mektep'ten mezundur. Musa Bey'in üç çocuğu olur. Meziyet, Yegâne ve Lütfullah. Halis Bey'in ölümünden iki yıl önce aynı günde tevafuken İstanbul'da Halis Bey'in evinde 21 Mart 1995'te o da vefat eder. Ümraniye'deki yeni kabristanlığa defnedilir. Babası karaciğer kanserinden İstanbul'da vefat eder ama ulaşım şartları ve yol uzunluğundan cenaze Ünye'ye getirilemiyor. Merkez Efendi'ye defnediliyor. Annesi Atiye Hanım da vefatı akabinde eşinin kabrine konulur (eşini kaybeden hanım tekrar evlenmezse beş yıl sonra aynı kabre konulabiliyor). Halis Bey'in vasiyeti üzerine anne ve babası Merkez Efendi Câmii'nin hemen yanında koyun koyuna uyumaktalar.
Halis GENÇ, Fetiye (Genç) EKİZ ve Emine (Gedik) GENÇ (solda)
Safiye (Genç) ELLİBEŞ, Halis GENÇ, Manolya GENÇ ve Emine (Gedik) GENÇ (sağda).
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Halis Bey'in kızı Safiye Hanım'ın verdiği bilgilere göre Sabri dedesinin üç oğlu ve iki kızı olur. Bunlardan Ferit, 18 yaşında iken harmanda köpeklerin kavgasını tüfek dipçiği ile ayırırken kazaen kendini vurur. Meziyet ise küçükken vefat eder. Sabri Bey'in Dumantepe'den ikinci eşinden de iki kız ve bir oğlu vardır. Edip HAZNEDAR'ın annesi Gülsade Hanım, Aydın HASDEMİR'in annesi Ayşe Hanım ve genç yaşta ölen Ali Bey.
1. Halis GENÇ, 2. Hasan Tahsin (Say) KADIOĞLU, 3. Safiye (Genç) ELLİBEŞ
(Bahriyeli).
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Halis Bey'in baba sülâlesi Canikli Genç Mustafa Ağa'ya dek uzanır. Türk soyundan olan Genç Ağa, Konya'da hüküm süren Karamanoğulları'nın bir beyidir. Ermenek'ten Ünye'ye göçmüş Karamanoğlu Mehmet Bey'in maiyetinde bir beydir kendisi. Osmanoğulları ile Karamanoğulları arasındaki savaşlar nedeniyle Ünye'ye yerleşir. Bir derebeyi (âyan) olarak hüküm sürer. İkizce İlçesi sınırları içerisinde kalan Genca Kale korunaklıdır ve Osmanlılar, Genç Ağa'nın siyaseten daha fazla güçlenmesini istemediklerinden asker gönderirler; muharebe olur ama kale fethedilemez. Kuraklık nedeniyle kale içerisindeki sular da tükenir. Yakalanacağını anlayınca güvendiği adamına beşikteki oğlunu emanet eder ve kendi oğlu olduğunu söylemesini tembihler ve kaçar. Bafra'da yakalanır ve idam edilir. Hemen akabinde af fermanı çıktığı öğrenilir. Küçük oğlundan olan birkaç isim Ali, Mehmet, Musa ve Mümtaz olarak bilinir.
1. Kaleci Halis GENÇ, 6. Behlül GÜVEN. 30 Ağustos 1941
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Kaçarken servetini Rum hizmetlilere gömdürür ve yeri bilinmesin diye onları da öldürtür. Define hırsızları ve tarih yağmacıları halen servetinin peşindedirler. Bir rivâyete göre 40 katır yükü servet olduğu söylenir. Karşı Dumantepe Kalesi'nde de yazan bir yazıda "Akıl istersen başta, para istersen karşıki kaşta." yazar.
Canikli Genç Mustafa Ağa'nın ortaya çıkışı ve ilk siyasî faaliyetleri hakkında elimizde yeterince belge bulunmadığından çok fazla şey söyleyecek durumda değiliz. ‘Genç’ lâkabı geçmiş yüzyıllarda ve olayın geçtiği zamanda genellikle, yeniçeri, tımarlı sipahi ve levendler arasında kullanılıyordu. Mustafa Ağa'nın siyasî faaliyetleri değerlendirildiğinde, kendisinin levend, sipahi ya da yeniçeri sınıfına mensup bir kişi olduğu tahmininde bulunabiliriz.
Soldaki ev Çamaşlı Yalçın ve Engin Beyler'in.
Ağaçlar içerisindeki arkadaki ev Avni ÇELİK'lerin, sağdaki ev Fuat
GÜRSOY'ların evi.
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Devlet H. 1212 / M. 1797'de Trabzon çevresinde ayaklanan Ordu Âyanı Şeyhoğlu Abdullah ve Gedik Alioğlu gibi derebeylerine karşı isyanı bastırmak üzere Ünye Âyanı Genç Mustafa Ağa'yı da görevlendirmiş, isyan esnasında yaptığı yararlı hizmetlerden dolayı da kendisine kapucubaşılık rütbesi verilmiştir.
Gayr-i menkulleri toplam terekenin % 9'unu oluşturmaktadır. Bunun %'3 ü Ünye'de, % l'i Çarşamba'da ve % 5'i Akçay - Terme'de bulunmaktadır. Genç Ağa'nın yerleşim yerleri olarak kullanılan evleri Ünye'de bulunuyordu. İkizce İlçesi'ne bağlı Nurettin Köyü sınırları içerisinde Akraz adındaki yerde "müceddeden inşâ eylediği" GENCAĞA Kalesi'nde çok miktarda özel eşya ve cephanesi bulunmaktaydı. Bu kaleyi, savunmaya elverişli yarı kale tarzında inşâ edilmiş bir konak ya da tamamen bir kale olarak anlamak gerekir. Fakat birinci durum daha ağır basmaktadır. Akraz'a yakın Varacık adındaki yerde bir de konağı vardır.
Ayaktakiler : 1. Halis GENÇ, 3. Behlül GÜVEN, 10. Kahraman
BARLAS. Oturanlar : 1. Cemal KEFELİ.
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Ünye'de yedi oda, bir ahır ve bir ambarı olan bir konağı yine bir hanesi bulunmasından asıl oturduğu ve ticarî ve tarım faaliyetlerini idare ettiği yerin burası olduğu anlaşılmaktadır. Ünye'de 500 kuruş değerindeki bir hanesini, yaptırdığı çeşmeye vakf etmiştir. Yine Ünye'de ticarî amaçlı kullandığı sekiz gözlü bir mağazası vardır. Âyanın topraklarının yer aldığı Akçay, Terme ve Çarşamba'da herhangi bir ev eşyası yoktur. Buna karşılık, Ünye'deki muhallefat kaydında irili ufaklı 87 yastık, 50 döşek, 13 yorgan, 15 minder ve 24 makatın yer aldığı görülür.
Genç Ağa'nın serveti, gemileri hariç 125.000 – 150.000 kuruş sınırındaydı. Aşağı yukarı aynı zamanda ve aynı coğrafî bölgede nüfuz kurmuş Caniklizâdeler, Tuzcuzâdeler ve Hazinedârzâdeler gibi dönemin çok zengin âyan ailelerinin yanında Ünye âyanınınki çok büyük değer ifade etmez. Ünye âyanı siyasetin içinde yer edinmeye çalışmıştır. Siyasî amaçlarını gerçekleştirmek konusunda sınırlı derecede başarılı da olmuştur. Servetini, ticarî faaliyetler, iltizam ve tarımsal yatırımlarla elde etmiştir. Kendisi hem zenginliğini hem siyasî rolünü arttırmaya uğraşmış, zaten bu yüzden yanlış bir siyasî adım sonucu idam edilmiştir. Malları, “canib-i miriden zabt olunan malum-ul miktar bedel mukabelesinde terk olunan muhallefat” cümlesinden de anlaşılacağı üzere, sülâlesine terk olunmuştur. Servet aynı sülâleye kalmasına rağmen, Genç Ağa'nın soyundan gelen siyasî faaliyetlerde bulunan bir kişiye rastlayamıyoruz.
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Halis Bey, Ünye'de sevilen ve saygınlık gören bir şahsiyetti. Bu sevginin tezahürüne dair kızı Safiye ELLİBEŞ'in aktardığı bir yaşanmışlık anısını sizlerle paylaşmak isterim : "Babam, Ünye Musikî Cemiyeti'nin kurucularındandır. Konuşur gibi şarkı söylerdi rahmetli. Bir konserde Zeki MÜREN, kendisine eşlik etmek üzere mikrofonu uzatıp babamın sesini duyunca 'daha devam etmeyin beyefendi, mesleğimi elimden alacaksınız' demiş. En tiz ve en pes seslere ânında hiç detone olmadan geçiş yapardı. Evimizde o okur, biz de vokal yapardık.. ve her Perşembe günleri o güzel sesiyle ve makamına sadakatle Yâsin-i Şerîf okurdu ölmüşlerimiz adına.. çok özledim!"
Safiye ELLİBEŞ, Kuşcalı Ayşe (Yılmaz) GÜVEN'in Becoğlu
Cemal Evi Oturma Odası'nda.
Kolaj : M. Ufuk MİSTEPE (Cemal GÜVEN Fotoğraf Arşivi)
Eski Rum kilisesine bitişik Kuşcalılar'ın evinde oturuyoruz. Eşim Aydın'ın yeni emekli olduğu yıllar. O evin manzarası şahanedir. Oturma odasının pencere camı tablo gibidir. Deniz kuşbakışı hâkim.. güzel günlerin berrak gecelerinde Fatsa köylerinin camlarının ışıltısını görebilirsiniz. Aydın İstanbul'da, kızlarım fakültede okuyor, oğlum henüz 10 yaşında... Camın önünde iki berjer koltuk var, birinin hemen arkasında televizyon ve onun arkasındaki duvarda anne ve babamın ve Aydın'ın anne ve babasının gelinlik fotoğrafları asılı.
Halis GENÇ'in 1939 Tarihli Hâtıra Defteri'nin Ön ve Arka
Kapakları.
Kaynak : Safiye (Genç) ELLİBEŞ Belge Arşivi.
Oğlum geldi.. hasta! Onu yatırdım. Artık karanlık çökmek üzere. Pencere camının önündeki TV karşısındaki berjere oturdum. Gözüm fotoğraflara takıldı. Birden baba özlemim çığ oldu taştı. O fotoğraflarda bir tek annem sağdı (şimdi onu da rahmetle uğurladık).. rahmet okudum hepsine ve dedim ki : 'Allah'ım, babamı çok özledim. Bir an gelse ve boynuna sarılsam, koklasam ve gitse...' Oğlum kıpırdandı. Baktım, üzerini açtı. Kalktım yerimden, tam yorganını örteceğim.. gözlerini açarak ve gülümseyerek.. 'Anne, bu eve dedemi niçin çağırdığını biliyorum!' dedi. 'Ben, bir saate yakın dedemle dertleşiyorum.' Ben, şaşkın şaşkın 'Deden nerde? Hangi deden oğlum?' deyiverdim. 'Halis dedem canım anne, bak karşıdaki koltukta oturuyor.' dedi ve ânında daldı uykuya... Alacakaranlık Kuşağı'ndan başımdan geçen gerçek bir olaydır. Baktığımda tabi ki koltuk boştu. Babam, beni işittiğini oğlum vasıtası ile bana duyurmuştu!
Halis GENÇ, çok güzel resim çizerdi. Sırf zevki tatmin noktasında İstanbul Taşkızak Tersaneleri'nde kısa bir dönem ressamlık yapmıştır. Lise yıllarında çizmiş olduğu bazı karalamaları halâ Hâtıra Defteri'nde saklanıyor.
Halis GENÇ'in 1939 Tarihli Hâtıra Defteri'nde Yer Alan
Çizdiği Resimler.
Kaynak : Halis GENÇ Belge Arşivi
Köydeki günlük yaşantılarını gene kızı Safiye Hanım'dan dinleyelim : "Köyümüz Karlıtepe.. eski adıyla Çatak. Babamın dedesi Mümtaz Bey çalışkan bir şahsiyetmiş ve ailemize kalan varlık Genç Ağa'dan değil, Mümtaz Dede'den gelmektedir. Çiftçilik yapmış. O da büyük dedesi gibi eşyaya pek değer vermemiş. Kazandığı para ile yer satın almış. Köydeki evimizin 200 senelik geçmişi olduğu söylenir."
Gülsade Hala'mdan dinlediğim kadarıyla Mümtaz Dede'den öncekiler de çiftçilikle uğraşmışlar. Babam da çiftçilik yaptı. Fındıklıklarımız vardı, hayvanlarımız çoktu. Babam pek meraklıydı. Tavuklar, inekler, camışlar, atlar... Tavuklar hastalandığında onları ameliyat ederdi. Kursakları dolmuş tavukların boyun altından tentürdiyotla temizlediği alana keserek girip, tavuğun kursağını boşaltır ve yorgan iğnesi ile dikerek kesiği kapatır ve hayvancağızı harmana salardı. Uyku hastalığına yakalanan tavuklar iyi olurdu.
Bir ara 800'e yakın ada tavşanımız olmuştu. Kanarya da yetiştirdi; 300'e yakın cins kanaryamız vardı. Köpeğimiz Alevimiz... Alev bizimle 14 yaşına kadar beraberdi. Araba çarptı İstanbul'da, kulağı kanserleşti. Babam morfin vuruyordu. Çok ıstırabı vardı. Köyde çitlerin altında acıdan inlerken, babam kapıda çalışana 'Vur!.. dedi. Daha dayanamıyorum ıstırabına!' Hepimiz arka odaya kaçtık. Tüfek patladığında 'av yaptığı tüfekle vurdurdum' diyerek ağlamıştı. BABAMI İLK DEFA AĞLARKEN ORADA GÖRDÜM. Alev çok akıllı idi. İnsan gibi derdi babam ve çok güzel eğitmişti onu. Poz vermeden resim çektiremezdik. Alev'in Genca Kale kapısı önünde verdiği pozu bir yarışmada mansiyon kazanmıştı. Gerçekten çok akıllı bir hayvan idi. Bizi uzun zaman görmediğinde sevinçten hem güler hem de gözyaşı dökerek ağlardı. Kardeşi Salih BABACAN Amca'da idi ve o da çok akıllı bir hayvandı.
Halis GENÇ, çok sevdiği avcı arkadaşları ve av köpekleriyle (Tom ve yavrusu
Alev adlı av köpekleri solda).
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Şimdi Alev'in babası Tom'un hikâyesini anlatayım. Tom, Çarşambalı bir şahsın köpeği. Sahibi bir cinayet işler. Jandarma köprü üstünde köpeğin sahibini kıstırır. Adamcağız bakar ki başka çare yok.. (bu arada su da çok debili) atar kendini suya. Tom bakar ki sahibi boğulacak.. o da atlar ve sahibini kıyıya çeker. Tabi Tom sahipsiz kalır. Rahmetli babacığım bunu duyar ve zatı hapishanede ziyâret ederek Tom'u ister. Adamcağız olur der ama 'eğer buradan çıkmak nasip olursa köpeğimi gelir alırım' der. Alev ve Salih Amca'nın köpeği Tom'un yavrularıydı. Senelerce bizimle kaldı Tom ve bir gün geldi sahibi aldı ve götürdü. Babam çok üzüldü ama ne görelim bir hafta sonra Tom bizim kapıda değil mi? Sonra bir bakmışsın kayıp.. Çarşamba'da eski sahibinde. Zaman böyle geçerken bir hafta gelmedi Tom. Babam Çarşamba'ya gittiğinde onun öldüğünü ve bu yüzden gelemediğini öğrendi. VEFA İŞTE! NE YÂRDAN GEÇEBİLMİŞTİ TOM NE DE SERDEN. Ve her hafta yaşlı bacaklarıyla Çarşamba ve Ünye arasında mekik dokudu.. tâa ki ölene kadar!
Köydeki günler bizim için harika geçerdi. Köye çıktığımız ilk günler babam hepimize müshil gazozu hazırlardı meselâ. Hepimiz içerdik aile boyu! 'Çocuklar bulduklarını yıkamadan yiyorlar!' derdi. Sonra ben cılız olduğum için süt iğneleri vurduğunu hatırlıyorum babamın ve hepimizin kulaklarını yıkadığını... Hangi birini anlatayım ki? İlkokul ikinci sınıftan sonra İstanbul'a yerleştik. Yazları köye gelir, fındığı toplar ve dönerdik.
Annem de cesur hanımdı, korkusuzca güzel silâh kullanırdı. Fatsa eşrafından Hacı Fehmi oğlu Mehmet Gedik'in kızı. Annesi Gülhanım. Üç kardeşler; ağabeyi Mustafa ve Fehmi. Köyleri Düğünlük. Dedem, klâs bir adamdı, yakışıklıydı da... Fötr şapkaları Fransa'dan gelirdi. Gümüş bastonuyla gezer, ayrıca ut da çalardı. Annem şu anda vasiyeti üzerine Düğünlük Köyü'nde annesinin ayak ucunda yatıyor.
Köydeki evimiz eski ama çok güzel bir evdi. Birkaç badal merdivenle cümle kapısından girdiğinizde zemini ağaç döşeme olan girişin hemen yanında iki oda bulunmaktaydı. Bu odalardan biri misafirhaneydi. Duvarlarına konanların Arapça yazıları vardı, keşke okuyabilse idim. Bu odada musandıra dolap da vardı. Dolabın içinden mahzene inilirmiş. Seferberlik zamanı düşmandan saklanmak için yapıldığı söylenirdi. Fakat hangi dedem kapatmış burayı bilemeyeceğim. Üst kat merdivenlerinin hemen yanında bir kapı.. ahır kapısı; atlar kalırdı burada. Merdivenleri çıktığınızda bir küçük hol ve sağ tarafta kocaman bir mutfak.. asma terekli. Yanında uzun koridoruyla helâ yolu. Tam karşıda kocaman bir salon ve bu salondan geçilen ebeveynlerimin yatak odası. Merdivenin hemen solunda da küçük bir yatak odası. Mutfak ve annemlerin yatak odasında kara taştan yapılmış şömineler yani eski ocaklıklar vardı. Yanlarında uygulu lambalıklarıyla bir yanları nurşit olan... Her odada tahtadan, üstü kıtık denilen, içi samanla kaplı döşeklerle kaplı sedirler. Bu evi Mümtaz Dede'nin babası yaptırmış. Kaleye çıktığımız çedirin (küçük tepe) hemen altında. Evin sağ yanında, yüksekten bir kaya üstünden hiç durmadan boşluğa akan oluğumuz vardı. Bu oluk altında çamurdan çömlek yapardık. Biraz aşağısında ise kocaman ambar (serander) bulunurdu. Bacaklarına fare ve kemirgenler çıkmasın diye yuvarlak sac konulmuştu. Eski ev yıkıldığında çatı çatmasına asılmış gümüş mahfaza içinde evdeki oturacakların mutluluğu için yazılmış bir dua bulundu.. halen ağabeyimdedir.
Halis GENÇ, Konya'yı
istilâ eden kazlar için gittiği av dönüşünde Ünye'deki evinin kapısında kızı
Safiye ile...
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Ünyede'ki evimiz Hamidiye Mahallesi, Musaağa Sokak'ta... Evimizin ortadan ikiye bölünmüş halini biliyorum. Bizim taraf Musaağa Sokağa bakan, amcamınki ise Kahraman BARLAS'ların evine bakan kısımdı. Ev ikiye bölündü dedi isem evde ara kapımız vardı amcamların tarafına geçen.. o şekilde. Önce bizim tarafı anlatayım. Taş bir duvarla çevrilmiş bahçe kapısından girdiğinizde birkaç merdivenle cümle kapısına çıkılırdı. Merdivenle çıktığımız kısmın altı sarnıçtı. Kapıdan girdiğinizde küçük bir giriş holünün sağ tarafında mutfak.. camı Avni ÇELİK'lere bakan, mutfak kapısının biraz ilerisinde ve yanında Ünye evlerine has uzun koridorlu tuvalet kapısı ve tam karşıda amcamların tarafına geçiş kapısı bulunuyordu. Sol tarafta ise oturma odamız vardı. Yan camları sokağa, ön camları ÖNDERSEV Stüdyosu'na bakan. Bu odanın hemen altı ahırdı, Mihrilcan'ın kaldığı. Size gönderdiğim bir fotoğrafta babamın bu kapı önünde Mihrilcan'la çekilmiş bir fotoğrafı mevcut. Sarnıçta da elinde kazlarla çekilmiş fotoğrafı var sizde...
Kaynak : Halis GENÇ (Safiye ELLİBEŞ) Fotoğraf Arşivi
Kapı girişindeki holün hemen karşısında yukarı çıkan merdivenler vardı. Dönen kısımları saksılıklı olan, bütün oda duvarlarında da eskiden askılık denilen tahta şeritler vardı. Babaannem temizlik hastası bir bayan olduğundan her ay bu askılıklar tellenirmiş. Merdivenden üst kata çıktığınızda ise hemen sol kapı annemlerin yatak odası. Bu odanın Çamaşlılar'ın evine bakan duvarında cam yoktu. Bir tarafı yatak dolabı öbür tarafı banyoluk olan iki dolap mevcuttu. Pencere camları yine Avni Amcalara bakıyordu odanın ve kocaman bir misafir salonu... Evin taşlığı amcamların girişindeydi. Büyük bir taşlık, arkada çamaşır odası... Dönerli bir merdivenle çıktığınız kısmın ön tarafında oturma odası, arkada Fuat GÜRSOY'ların bulunduğu tarafta ise mutfak...
Halis GENÇ'in Hâtıra Defteri'nden Bazı
Duygusal Paylaşımlar.
Kaynak : Safiye (Genç) ELLİBEŞ Belge Arşivi.
Devam Edecek