ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 01 Ocak 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

TOKATLI, ZİLELİ
GENÇLERE

YAZILMIŞ BİR YAZI

Makale : Bekir ALTINDAL
(Araştırmacı, Yazar, Başmüfettiş)
(Tokat Kültür Haber Dergisi Web Sitesi'nde Yayınlandı.)
http://www.tokatkultur.com/articledetail.asp?AuthorID=12&ArticleID=27

Araştırmacı, Yazar Bekir ALTINDAL - 11.09.2001

TGRT KEŞİF Programı - Sunucu Yeliz PULAT

TOKATLI, ZİLELİ GENÇLERE
YAZILMIŞ BİR YAZI

Murat AYVALIOĞLU ve Bekir ALTINDAL
Tarihî Türk Evleri Paneli'nde - 2003

            Gözbebeğimiz Sevgili Gençler;

            Evvelki Cuma günü yazımı yazmamıştım. Geçen Cuma bir vesile ile sizlere insan ömrünün sonunu, ölümü hatırlatmıştım. Önümüzdeki günlerde uzun zamandır zihnimi meşgul eden, hepimizi ilgilendiren, geçmiş yıllarda güzel Zile’mizin güzel insanları arasında yaşanan ve bir daha gelmesini istemediğimiz, acılar, kırgınlıklar, kızgınlıklar, bölünmüşlükler üzerine bir yazı yazmayı düşünüyordum. Ama şu günlerde bu sitemizde yayınlanan yazılar üzerine Cuma günü yazacağım yazımı hem bu sebeple, hem de içinde bulunduğumuz Muharrem ayı sebebiyle hoşgörünüz üzerine öne almayı uygun buldum.

            Muharrem ayı içinde olduğumuz bu günlerde, her inanıştan, her düşünceden hemşerilerimizin geçmişe, tarihî olaylara, geçmişte yaşananlara akıl yoluyla, sağ duyu ile bir daha dönüp bakması, bir vicdan hesaplaşması yapması gerekir.

            Çocukluğunuzu düşünün; babanız, size kol kanat germiş, hastalığınızda, acınızda ızdırabınızda başınızda günlerce uykusuz kalmış. Çocukluğunuzda dedeniz veya dedeleriniz varsa; size gösterdiği şefkati, sizi dizine oturtmasını, çarşıdan gelirken eline geçen bir şekeri, bir elmayı yemeden size getirişini hatırlayın. Belki de o dedeniz toplum içinde çok saygın, belki çok sert, belki herkesin hürmet etmek için ayağa kalktığı biri, belki bir büyük âlim, bilim adamı veya köyünüzün ileri gelenlerinden, veya şehrin eşrafından…

                     

            Her ne olursa olsun o dağ gibi büyük adamlar sizi kucağına alınca ona tek sözü geçen sizsiniz. Sizinle oynar, sizin her dediğinizi yapar, Babanıza, annenize karşı sizin yaramazlıklarınızda korur. Ona sığınırsınız. Dünya'da en iyi anlaşan dede - torun diye boşa dememişler. Peki durup dururken bunları niye yazıyorum. Âlemlere rahmet olarak gönderilen O büyük, O Yüce İnsan, O baba yüzü görememiş, babasını tanımamış, baba şefkati, baba kucağı görmeyen öksüz doğan bu çocuk Dede şefkati görmüş, Amca şefkati görmüş. Yetim doğan, öksüz doğan, insanlığa gönderilen ve dede, amca şefkatiyle büyüyen O Yüce İnsan da bir Büyükbaba, dedeydi.

            Peygamberlerin de çocukları ölür. O da çocuğunun ölümünün dayanılmaz acısını yaşamış bir insandır. Göz bebeği, üzerine titrediği Fatıma’sını Amcasının oğlu Hz. Ali’ye verir. O Ali ki Cennet'le müjdelenen on iki kişiden dördüncüsü, Ehl-i Beyt’in birincisi, Müslüman olanların üçüncüsü, hem de on yaşında. Ehli sünnetin gözbebeği, evliyanın reisi, kerametler hazinesi, adalet, ilim, cömertlik, merhamet ve diğer yüksek faziletleri üzerinde toplayan bir yüce insan. Hz. Ömer’in “Hz. Ali olmasaydı Ömer helâk olurdu” dediği İslâm’ın Kılıcı.


Zile Ethem Çelebi Türbesi

            İşte, bu yüce İnsan’ın iki çocuğu olur; Hasan ve Hüseyin. Başka bir anlatımla çocuğunu kaybetmenin acısını yaşayan âlemlere rahmet olarak gönderilen O Yüce Peygamber’in İslâmiyet'i yaymada çektiği acı ve sıkıntılarının yaşandığı yıllarda yanında, kucağında, dizlerinde dedeciğim diye oturan, oynaşan, sakalını karıştıran iki küçük sabi, ciğerpareler. En önemli işlerinde, toplantılarda dahi onları yanından kucağından indirmeyen bir Dede. Peki bilir miydi ki; kucağında oynaşan bu sabilerden biri bir Muharrem ayında aç ve susuz bırakılarak şehid olacak? Pek çok mucize gösteren son Peygamber bilmez mi hiç bunu? Biz insanız. O ise hem insan hem peygamber…

            Nasıl olur, hangi hırslar, hangi menfaatler yüzünden. O yüce İnsan’ın gözbebeği torunlarını, Hz. Ali gibi bir büyük insanın birer parçası, ciğerparelere kıyılır. Sadece bu değil, nasıl olur da üç halife şehit edilmiştir? Bu konuda bir söz söylemek bizi aşar. Aşar aşar da buradan ben başka bir benzer konuya gelmek istiyorum. Ülkemizde 1980 öncesi yaşanan acıları Zile’de hepimiz iliklerimize kadar yaşadık. Ülkemizin içinde bulunduğu ortamın o dönemde Zile’de yaşanmaması mümkün olamazdı. O günleri bizler yaşadık. Seksen sonrası doğumlular o günleri yaşamadı. Yetmiş beş doğumlular ise hayal meyâl çocuklukta oluşan hafızasının bir köşesinde kırıntılarını hatırlayabilirler.

            Yüce İnsan der ki; insan bir yılana aynı delikten iki defa ısırtmaz. Bu sebepledir ki son yıllarda o acı tecrübeyi yaşamış hemşerilerimiz Zile’de belli bir konsensus, hoşgörü içinde yaşamaktadır. Siyasî görüş ayrılıkları, parti ayrılıkları olacaktır elbet. Aynı oyunların sahnelenmesine her inanç ve düşünceden Zileliler izin vermeyecektir. Geçen yılki Kiraz Bayramı'nda Orhan Hakalmaz konserinde stadı dolduran genci, yaşlısı bütün Zileliler, Türkiyem türküsüne eşlik ederken, semah ekibine de alkışlarını esirgemedi.

            Tarihî Türk Evleri Paneli'ne İstanbul’dan gelen bilim adamları, uzmanlar ve misafirleri Şeyh Nusrettin Tekkesi’nden sonra transit olarak Kervansaray Köyü’ne semah ekibi için götürdü bu satırların yazarı. Bu ülke, bu Tokat, bu Zile hepimizin. Ben senden daha çok seviyorum bu ülkeyi bu Tokat’ı, Zile’yi diye kimse kimseye üstünlük taslamasın. Boztepe [Yeni (Yeğin) Müslüman] Nahiyesi'nden 1309 doğumlu İsmail oğlu Ahmet Çanakkale’de Kayatepe’de 18.02.1915 günü şehadet şerbetini içtiği günde henüz bıyığı terlememiş Kervansaray Köyü'nden Gedikoğullarından Mehmet Oğlu Ali İstiklâl Savaşı'nda Meydan Harbi'nde 1921 yılının Temmuz sıcağının kavurduğu 27'sinde şehit olacağını nereden bilebilirdi ki?

            Güngörmez’den, Hacılar’dan, İmirdolu’dan, Yünlü’den Kepez’den, Yeni Dağiçin’den, Kazıklı’dan, İmirdolu’dan, Çayırköy'den, Acıpınar’dan, Çeltek’ten, Çiçekpınar'dan, Alayurt’tan velhasıl Zile’nin bütün köylerinden genç yaşta gidip çeşitli cephelerde şehit olanlar; bize birbirinize düşün diye mi canlarını verdiler? Son yirmi yıl içinde teröre verdiğimiz yirmi yedi şehit de mi bize bir şeyler anlatmıyor?


Hava Şehitliği (Zile Asrî Mezarlığı)

            Birkaç yıl önce askerî güvenlik güçlerinin Zile’nin köylerinde operasyon yaptığını okumuştum gazetelerden üzülerek. Bu beni çok etkiledi. Ülkemiz bir darboğazdan geçti geçiyor. Gençlerimize iş sahası yok; yokluk var, fakirlik var. Köylerde arazi parçalanmış, dalga dalga göçlerle köyler boşalmış. Yeni bir çevrede İstanbul’da Ankara’da, İzmir’de büyük şehirlerde gençler işsiz. Biz de yazılarımızda Tokat’a, Zile’ye yatırım için çırpınıyoruz. Zile’de bir gencimize ekmek iş verenin elini öperiz diyoruz.

            Sevgili Gençler, özellikle gurbetteki gençlerimiz; sizi yetiştiren bir ana baba olduğunu unutmayın. Bu zorlukları hepimiz yaşadık. Diyeceksin ki bir yerlerde oturup bunları yazmak kolay. Hayır. Bizde köyden çıktık geldik. Zorlukları yaşadık. Ekmek paramız olmadığı günlerimiz oldu. Çalıştık çabaladık. Buraya gelinceye kadar da hiçbir makam, siyasî vs. kişi de elimizden tutup getirmedi.

Bekir ALTINDAL ve Reji Yıllarında Ailesi

            Geçmiş yıllarda sağdan da soldan da göğ ekin gibi biçilmiş altmış sekiz kuşağının önemli isimlerinden birinin bir televizyon programında oğluna şu nasihatı veriyordu : “Oğlum senaryosunu kendin yazmadığın, senaryosunu görmediğin, arkasını görmediğin hiçbir oyunda rol alma”. Gençsiniz, işiniz yok, kanınız kaynıyor. Bakın çevrenize, köyünüzden, mahallenizden bazı büyükleriniz de aynı sıkıntıları yaşadılar ama çabalayarak tutundular gurbet ellerde.

            Dayanışmaya evet, birliğe evet, ideale evet, hırsızlığa, hayır; Milletin, Devletin soyulmasına hayır, haksızlığa hayır!. Ama başkasının sizin gibi gencecik fidanları kullanarak oynadıkları senaryoda rol almaya da hayır. Sonuçta zarar gören siz olacaksınız. Aynı 80’lerde sağ sol ayırt etmeden, Zile’nin, köylerimizin, Anadolu’nun gencecik fakir, çocuklarının, köy çocuklarının zarar gördüğü gibi. 80 öncesi Zile’de Tokat’ta yaşanan olaylarla ilgili olarak; Tokat’ımızın büyük tarihçisi Halis Asarkaya’nın gençlere hitaben Tokat ve Zile’de yayımlanan ibret belgesi niteliğinde bir yazısı var. Benim çok beğendiğim bir sözü var kulaklara küpe olacak; "Oha vardır öküz durdurur Oha vardır zelve kırdırır."

Tevsian Küşat ve Ekmekçiler Arastası Namı ile Yâd Olunan Cadde-i Umumi Manzarasından (Zile –1909)

(Uzun Çarşı'nın 4 Şeritli Arnavut Kaldırımı Etrafında Zile Esnafı ve Eşrafı)

            Ey siz gençler; 80 öncesini yaşamayan, traktörler yaygınlaşınca karasaban köylerde kalktığından öküzle, atla çekilen karasabanla tarlaların sürüldüğünü görmeyen, bilmeyen gençler! Siz ‘Oha’yı ancak televizyon dizilerinde argo olarak biliyorsunuz. Zelve nedir? Bilmezsiniz. Zelve; karasabanın okuna bağlanan boyunduruğun iki yanında öküz veya kömüşün (manda) boynuna geçirilerek alttan kayış kınnapla bağlanan hafif eğri iki değnektir.


Ressam : Atanur DOĞAN

            İnsanları, gençleri iyiliğe, güzele, doğruya sevk ederseniz onları kazanırsınız. Bazılarının kendi siyasî veya başka türlü emelleri için gençleri kullanmaları en kolay yoldur. Son olarak diyorum ki ey hemşerilerim, Ey gençler; siyasî düşünceniz, inancınız, mezhebiniz ne olursa olsun; ortak paydamız Zile’nin iyiliği, daha ileriye gitmesi, yatırımların artması, gençlerimize iş sahası açılması olmalı, yanlışları, eksikleri kırmadan, dökmeden söylemeli.

Anadolu Ateşi Türkü Programı Birincisi Nilüfer SARITAŞ
"Zile İsyanı" Kitabını İmzalarken M. Ufuk MİSTEPE ile Birlikte.

Tokat Etkinlikleri/Ankara - Zafer Çarşısı 25.02.2005 14:30 Fotoğraf : Orhan YILMAZ

            Daha geçen ay bir NİLÜFER olayında Tokatlı bu birlik ve beraberliği sağladı. Bundan sonra da sağlayacak. Yeter ki birbirimizi anlayalım, birbirimize anlayışla yaklaşalım. Düşmanlıklar, görüş ayrılıkları bu birlikteliği bozmasın…


 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR