|
FINDIK |
|
Tebliğ : Cemal UYSAL
(22. Dönem AK Parti Eski Ordu Milletvekili)
Cemal UYSAL, Ankara Ordulular Kültür ve Kalkınma Vakfı'nda
Tebliğini Sunarken.
Kaynak : M. Ufuk MİSTEPE Fotoğraf Arşivi - 04.02.2015
Cemal UYSAL
Cemal UYSAL, 1940 yılında Ünye’ de doğdu. Ankara İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi Maliye Bölümü'nden mezun oldu. Yedi yıl T.C. Ziraat Bankası'nda Müfettiş, dokuz yıl da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda Bakanlık Başmüfettişi olarak görev yaptı. V. ve VI. Kalkınma Plânları'nın hazırlanmasında görev aldı. Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Müdür Vekili, TİGEM - Tarım İşletmeleri Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı görevlerinde bulundu. 03.11.2002 Genel Seçimleri'nde Cemal Uysal 22. Dönem AK Parti'den Ordu Milletvekili seçildi.
Cemal UYSAL'ın; Sosyal Güvenlik Fonları (1977), Türkiye’de Enflasyon Çıkmazı (1981), Serbest Piyasa Ekonomisinde İstihdam ve Ücret Seviyesinin Teşekkülü Meselesi (1983), İktisadî Kalkınmanın Sosyal Cephesi (1992) ve DP'den AK Parti'ye Özgürlük ve Zenginlik Mücadelesi (2008) adlı yayımlanmış beş kitabı bulunmaktadır. Bunların haricinde birçok ilmi dergide ve gazetede; ekonomi; bankacılık, finans sistemi ve sosyal güvenlik konularında otuza yakın makalesi yayımlanmıştır. Evli ve üç çocukludur.
FINDIK
VE
EKONOMİSİ
(Ordu'da Temmuz 1995'te düzenlenen
"Fındık ve Sorunları Sempozyumu"nda sunulan tebliğin güncelleştirilmiş halidir.)
Cemal UYSAL, Ankara Ordulular Kültür ve Kalkınma Vakfı'nda -
04.02.2015
GİRİŞ : Fındığın yoğun olarak tartışıldığı 2006 yılı Eylül ayı ortalarında, yerel televizyonun muhabiri, Ünye Balıkçılar Derneği Başkanı'na mikrofonu uzatarak "Bu sene balık üretimi nasıl olacak, halk ucuz balık yiyecek mi?" diye soruyor. Balıkçılar Derneği Başkanı da bu soruyu "Eğer balık bol olursa halkımız da bol ve ucuz balık yer." diye cevaplıyordu.
Hem soru ve hem de verilen cevap, ekonomi bilimi ve kurallarına göre tam ve doğrudur. Aynı soru, Ziraat Odaları Başkanları'na fındık için sorulsaydı; muhtemelen "Bize ne tüketicinin (yerli ve yabancı) yiyeceği fındıktan, biz fındığın yüksek fiyattan satılmasını isteriz." diyeceklerdi.
Her şey bir yana, ben de bir fındık üreticisi olarak fındığın elbette yüksek fiyattan satılmasını isterim. Ancak, gerçekçi olmak zorundayız. Burada ekonomi literatürüne giren bir söylemi aktarmak istiyorum. "Kim ki tüketici sorunlarından, tüketici tercihi ve talebinden ziyâde üretimden ve üretici sorunlarından bahsediyorsa, bilin ki o kişi iktisatçı değil politikacıdır." denir.
Gerçek şudur ki günümüz ekonomisinin kralı ve belirleyici unsuru tüketicidir. Nitekim bundan 72 yıl önce (1935 yılında) yürürlüğe giren Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu'nun gerekçesinde "Ziraî faaliyet üretim şubelerinin hangisinde olursa olsun, en önemli safha ticarî safhadır. Bir kelime ile SATIŞ'tır. Yalnız üretimde bulunmak başlı başına gaye değildir. Yapılan üretimi uluslararası piyasaların verdiği imkân dahilinde verimli şartlarda satabilmek lâzımdır. Satılamayacak, sürülemeyecek bir üretime para ve emek sarf etmek, şahsî ve millî bir israftır." denilmektedir.
Halkımız son yıllarda ekonomi ile ilgili iki konuda oldukça bilgi sahibi oldu; fındıktan dolayı arz ve talebin ne anlama geldiğini, dış ödemeler dengesinden dolayı da cari açığın ne olduğunu öğrenmiş oldu. Ekonominin temel bir kanunu olan ve istisnası bulunmayan arz - talep kanunu, çok önemli bir fonksiyona sahiptir.
Gerçekten de serbest piyasa sistemi içinde; üretim, tüketim ve fiyatların belirlenmesinde bu kanunun çok önemli rolü vardır. Genel olarak; arz, talebe göre fazla ise o malın fiyatı düşük olur. Talep, arza göre fazla olursa bu defa o malın fiyatı yükselir. Araz - talep arasında denge varsa, fiyatlar da makul ve gerçek fiyatları ifade eder. Şimdi bu konuyu aşağıda bulunan örnek bir tablo ile açıklayalım :
Arz Miktarı | Talep Miktarı | Fiyat | |
20 | 100 | 500 | |
40 | 80 | 400 | |
60 | 60 | 300 | Denge Durumu |
80 | 40 | 200 | |
100 | 20 | 100 |
Yukarıda örnek olarak verdiğimiz tabloda optimal denge noktası 60 rakamıdır. Bu denge noktası, görüldüğü gibi arz ve talebin kesiştiği noktadır ve bu denge noktasındaki 300 rakamı da alıcı ve satıcı için gerçek fiyatı ifade etmektedir. Arz ve Talep Kanunu serbestçe işlerse, teorik olarak ürün fazlası veya noksanı olmayacaktır. Dengesizlik ancak devletin ürüne fiyat verdiği ve destek alımı yaptığı zamanlarda ortaya çıkacaktır. Şüphesiz tarımda etkili olan iklim şartları da zaman zaman fazla veya noksan ürün elde edilmesine sebep olabilmektedir.
Bu, işin bilimsel ve gerçek yönüdür. Ancak başka gerçekler de var. O da tarım ürünlerinin arz özelliği ve çiftçilerin korunmaya olan ihtiyaçlarıdır.
M. Ufuk MİSTEPE, Yılmaz SANİOĞLU,
Mustafa HAMARAT, Yasemin ÖZTÜRK, Cemal UYSAL, Emin CİVANBAY
Ordu İli Kültür ve Kalkınma Vakfı - 04 Şubat 2015 Çarşamba / Ankara
Fındık ve Devlet : Fındığı esasında devlet çıkmaza soktu. Şimdi biz devletten medet umuyoruz. Devlet ne yaptı?.. müdahaleyi ölçüsüz ve sorumsuz kullandı; yıllarca üretim miktarını ve piyasa şartlarını dikkate almadan fındığa müdahale etti, fiyat verdi ve ürün paritesini fındık lehine çevirdi. Mısır, fasulye, buğday, çeltik gibi tek yıllık tarla bitkilerinin fiyatına göre fındığa uzun yıllar boyunca nispî fiyat ve gelir avantajı sağlandı.
Tarla bitkilerine nazaran dekara geliri yüksek ve zahmeti az olunca; Terme, Çarşamba, Düzce, Hendek ve Adapazarı ovalarına fındık dikildi, devlet buna da engel olmadı. Fındık dikimine sınırlama getirmedi ve sonuçta fındık üretimi doğal ekolojisinin dışına çıktı. Birinci standart bölge olan Trabzon, Giresun ve Ordu'nun dışında, Batı Anadolu'da üretilen fındık miktarı yıllık rekoltenin yüzde 40'ına ulaştı ki bu da arz fazlasını oluşturmaktadır.
Bu gerçek karşısında devlet, taban araziden fındığını söken çiftçilere, söküm için ödeme yapılacağını, sökülen alanlara alternatif ürün ekimi için de bazı teşvikler vereceğini ilân ettiği halde fındığını söken olmadı. Neden; çünkü fındık, tarla bitkileri gibi tek yıllık bir bitki değil, meyve türü bir bitkidir ve tesis mahiyetindedir. Fındığı diken ve içini yıllarca kol kuvveti ile kazarak işleyen, on yıldan sonra tam verim elde eden çiftçi fındığı kolay kolay sökmez, nitekim de sökmüyor. Alternatif ürün imkânı da yok.
Tarımda bazı ürünlerin üretimini arttırmaya bazılarını azaltmaya yönelik devlet politikaları kısa dönemde, fındık gibi tesis ve meyve türü bitkilerde geçerli olmaz ve nitekim de olmuyor. Zamanında bölge ve alan sınırlaması yapılmalıydı, ancak bu yapılmadı. Fındığın sorunları büyüdü; on yıl önce böyleydi, bugün böyle, on yıl sonra da aynı olacaktır.
Yüksel ŞEN, M. Ufuk MİSTEPE ve Cemal UYSAL / Ankara - 2012
Fındık Ürününün Özellikleri : Tarım ürünlerinin genel olarak tâbi olduğu; üretimin doğa ve iklim şartlarına bağımlılığı, üretim ve piyasaya arz edilme devresi gibi özelliklere sahip olan fındık ayrıca;
Dünya üretiminin ortalama yüzde 70'inin Türkiye'de üretilmesi,
Sanayi sektörü dahil üretimin hiçbir üründe olmayan oranda ihracata konu olması (üretimin yüzde 90'ı ihraç edilmektedir),
Dahili tüketiminin (gerek sanayide gerekse meyve olarak) çok az olması sebebiyle fiyatının dahilde maliyetler bakımından zincirleme bir etkisinin olmaması,
Kısa devrede üretimin fiyat sinyallerinden etkilenmemesi,
Türkiye'nin fındık piyasalarında tekelci bir durumda olması
gibi özelliklere sahip bulunmaktadır.
Konuyu incelerken başta hemen belirtmemiz gereken iki önemli husus var. Bunlardan birincisi, tek yıllık bir bitki olmayan fındığa, başta arazi olmak üzere tahsis edilen kaynakların fileksibilitesinin oldukça düşük olması ve kısa dönemde piyasa sinyallerinin fındık üretimini etkilememesi. İkincisi ise birinci standart bölge olan Trabzon, Giresun ve Ordu bölgelerinde arazi yapısının alternatif ürüne elverişli olmamasıdır. Bu iki önemli husus analizimiz bakımından veridir.
Sık sık oluşan arz fazlası başlıca şu olumsuzlukları ortaya çıkarmaktadır :
Fiyatlar düşmekte, taban fiyatı ve destekleme alımı gerekli olmakta, bu da devlete önemli bir finansman yükü getirmekte, satılamayan ürünlerden dolayı devlet büyük zararlara uğramakta, arz noksanı bulunan ve zaman zaman ithal edilen ürünlerin ekimi için elverişli olan taban arazilerin fındığa tahsis edilmiş olması sebebiyle; toprak, girdi, emek ve finansman kaynaklarımız rasyonel olmayan bir tarzda kullanılmaktadır.
Kaynak :
http://www.fatsa.bel.tr/tr/tab.aspx?tabid=38
Tekel Durumu : Dünya'da dış ticarete konu olan fındığın çok önemli bir bölümü Türkiye tarafından karşılanmasına ve bu durumu ile Türkiye bir fındık tekeli görünümü vermesine rağmen üretim ve arz fazlamız, Türkiye’nin bu tekel avantajının dünya piyasalarında fiyatlara yansıtmasını engellemektedir.
Tarım ürünleri içinde üretim - ihracat oranı en yüksek olan ürün fındıktır. Dahili tüketimi üretimin yüzde 10'u seviyesinde olan fındığın serbest piyasa fiyatı bu nedenle tamamen dış alıcıların talebine göre teşekkül etmektedir. Fiilen alan sınırlaması yapılamayan ve çok uzun yıllardan beri garanti fiyatı ve destek alımları kapsamında olan fındığın üretimi bu nedenlerle talepten ve fiyattan bağımsız olarak artış göstermiş ve sonuçta talebe göre önemli miktarda arz fazlası ortaya çıkmıştır.
Millî gelirin bileşiminde yer alan tüm mal ve hizmetin fiyatını, makro ekonomik açıdan talep, mikro açıdan ise maliyetler belirler. Bu nedenle bir ürünün devamlı olarak talepten ve fiyattan bağımsız olarak üretilmesi ve arz fazlası oluşması, normal piyasa şartlarında mümkün değildir. Bu durum ancak fiyat garantisi verildiği ve destek alımı yapıldığı zaman ortaya çıkacaktır. Fındığın talep elâstikiyeti zayıf olduğundan, ürün fazlası olduğu sürece, fiyat düşük tutulsa bile ürünün tamamının satılması mümkün olmayacaktır. Talep elâstikiyetinin gevşemesi ve fındığın daha çok satılabilmesi için meyve olarak da tüketiminin artması ve bunun için de fiyatın makul seviyelerde olması gerekir.
Tekel durumu fındığa mutlak bir avantaj sağlamaz. Çünkü her ürünün bir alternatifi, az veya çok bir ikame ürünü vardır. Fındığın girdi olarak kullanıldığı gıda sektöründe alternatifinin olmadığı, yani Avrupa'da yoğun olarak kullanıldığı; çikolata, pasta ve kek sanayiinde fındık yerine ikame edilecek başka bir ürün olmadığı görüşü de tamamen doğru değildir ve fazla iddialı bir söylemdir. Yukarıda belirtildiği gibi, hele de fiyat çok yükselirse talep düşeceği gibi mutlaka ikame ürünler de bulunacaktır.
Eğer fındık fiyatının yüksekliğinden dolayı çikolata ve kek fiyatları artarsa bu çikolata talebini dolayısıyla da fındık ihracatını düşürecektir. Arz Talep Kanunu'nun ekonominin temel bir kuralı olduğunu daha önce söyledik. Arz fazlası varken fiyatın düşmemesi, arz noksanı varken de fiyatın yükselmemesi imkânsızdır.
Nitekim biz bunu, fındıkta son dört beş yıldan beri açıkça gördük. Arz - talep şartlarını dikkate almadan piyasaya ve fiyata yapılacak müdahale ekonomik bir davranış değil, siyasî ve sosyal içerikli bir davranış olacaktır. Buna da şüphesiz ihtiyaç vardır. Ancak bu istisnaî olarak, arada bir uygulanacak bir politika olabilir. Devamlı uygulanacak bir politika olamaz. Olursa bu günkü gibi önemli sorunlar ortaya çıkar.
Fındık Borsası : Hamburg ve Zürih'te olan fındık borsasının, üretim merkezi olan yerde, yani Ordu ve Giresun'da olması gerektiği, yıllardır dile getirilmekte ve bu arzu edilmektedir. Bunun üzerinde en çok duran da Ordulu Tarım ve Köyişleri Bakanı Refaiddin ŞAHİN olmuştur. Ancak çalışmalarını tamamlayamadan bakanlıktan ayrılmıştır. Gerçekte, borsa dediğimiz kurumsal yapı, üretimin yapıldığı yerden ziyâde, tüketimin yapıldığı yerde oluşmaktadır. Örneğin; Ordu ve Giresun il merkezlerinde hayvan pazarları var da neden hayvanların üretildiği köylerde ve yaylalarda hayvan pazarı yok? Çünkü il ve ilçe merkezleri etin yoğun olarak tüketildiği yerlerdir. Dünya ürün borsalarına baktığımızda; fındık borsası hiç fındık üretilmeyen Hamburg'ta, petrol borsası hiç petrol üretilmeyen Rotterdam'da, pamuğun borsası hiç pamuk üretilmeyen Londra'da, buğday’ın borsası çok az buğday üretilen Zürih ve Londra'dadır. Şekerin borsası da Londra'dadır. Turizm hizmetinin üretimi ve arzı; yani oteller ve moteller Türkiye'de olduğu halde, borsası Avrupa'dadır. Yani Avrupa'daki turizm acenteleri borsayı oluşturmaktadırlar. Çünkü müşteri oradadır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Önce de belirtildiği gibi yetmiş yıl önce çıkan Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu’nun gerekçesinde de belirtildiği gibi satış çok önemlidir. Ve bu tüketici talebini ve tercihini öne çıkarmaktadır. Tüketici dikkate alınmadan hiçbir üretim yapılamaz. Bugünkü küresel ekonomide durum daha da önemli hale gelmiştir. Bir malın üretilmesi artık yeterli değildir. Önemli olan ve geçerli olan pazarlanması ve satılabilmesidir. Bu, sadece fındık veya tarım ürünleri için değil, istisnasız tüm sanayi ürünleri için de geçerlidir. Bu nedenle de büyük şirketlerde ve holdinglerde en yüksek ücreti, satış ve pazarlama departmanlarının başında bulunanlar almaktadırlar.
Ordu İli Kültür ve Kalkınma Vakfı - 04
Şubat 2015 Çarşamba / Ankara
1. Gelinen bu noktada kesin çözüm kuşkusuz taban arazilerden fındığın sökülmesidir. Fakat bu mümkün görünmüyor. Bu konuda hükûmetler kararnameler çıkarıp teşvikler vermelerine rağmen kayda değer bir sonuç alınamamıştır.
2. Ülke içinde fındığı girdi olarak kullanan gıda sanayilerinin geliştirilmesi önemlidir ve en arzu edilen çözümlerden biridir. Bu konuda gerekli gayretler sarf edilmelidir. Bunun yanında fındığın halkımız tarafından meyve olarak tüketilmesi teşvik edilmelidir. Bunun şartı ise fiyatların makul düzeylerde olmasıdır.
3. Doğrudan desteklerin, birinci standart bölge olan; Trabzon, Giresun ve Ordu'da oldukça yüksek verilmesi, taban arazilerindeki fındığa ise daha düşük doğrudan destek verilmesi önemli bir çözüm olarak görülmektedir.
4. Bilindiği gibi tarımda prim desteği, arz noksanı bulunan ve özellikle de yağlı tohumlu bitkilere verilmektedir. Türkiye çok fazla ham yağ ithal ettiği için pirimle üretimin artırılması hedeflenmekte, tarımda bir nevi ithal ikamesi politikası uygulanmaktadır. Arz fazlası olan ürünlerden meselâ çay için de pirim verilmektedir. Bunun gerekçesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı dokümanlarında şöyle açıklanmaktadır.
i) Çay alanlarında alternatif ürün yetiştirme imkânı yoktur.
ii) Tek üretim modeli ve imkânı çaydır.
iii) Çay tek yıllık bir bitki değildir.
Bu gerekçelerin fındık için de aynen geçerli olduğu görülmektedir. Zira; fındık ürünü de çayla aynı bölgede aynı topoğrafik ve ekolojik şartlarda yetişmektedir. Bu nedenle, fındıkta da birinci standart bölge olan; Ordu, Giresun ve Trabzon'da pirim uygulaması yapılmalıdır.
Ordu İli Kültür ve Kalkınma Vakfı - 04 Şubat 2015 Çarşamba / Ankara