ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 10 Nisan 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

YALUGAVESİ'NDEN
TOPYANI'NA
TERZİOĞLU ANILARI - 3

Anı : Fikri TERZİOĞLU

Fikri TERZİOĞLU Anılarıyla Başbaşa

Fikri TERZİOĞLU Fotoğraf Arşivi

TOPYANI'NDAN YALUGAVESİ'NE
YIKILAN EVLER VE ESKİ SAKİNLERİ
FİKRİ TERZİOĞLU
ANILARI - 3

Souvenir d'Unié - Vue Générale (Ünye Hâtırası - Genel Görünüş)

Editeur : O. Nouri, Trebisonde. No. 96

            Herkes “ahh Ünye!” diyor de mi, ben de öyle ama ne kadar sahibiyiz Ünye’nin? Aslında biz misafiriz Ünye’ye. Bizi hoş görsün hem Ünye'm hem de Ünye için çokça yazanlar. Doğduğumuz şehre, içinde yaşayanlardan çok sahip çıkıyoruz. Hakkımız olmadan mı? Şimdi emekli olmuş.. efendim.. Ünye'ye gelmiş ve bu şehri beğenmeyenlerden oluyoruz. "Şimdiye kadar neredeydiniz dedeler?" diye sormazlar mı? Ama öyle ama böyle, bir şekilde geliyoruz işte! Hem de en iyi yerlerden.. anamızdan babamızdan kalan yerlere sahip çıkarken biz de Ünyeli'yiz diyoruz. Sonra da yaşadığımız yerlerden örnekler gösterip, bir bir yanlışlar öne sürerek milletin aklını karıştırıyoruz.Yavuz hırsız ev sahibini bastırır gibi, yanlışlıklar bularak, bu şehrin içinde yıllardır yaşayanlara sanki bir emanet bırakmışız gibi sataşıyoruz.

Kalabuzu Açıklarında Balıktan Döndükten Sonra Yorgunluk Çıkarma Ânı.

Fikri TERZİOĞLU Fotoğraf Arşivi

            Ünye'ye gelip de güzelim sahilinde gezmeyen pek yoktur. Ünye'de yaşayanların en gözde yaz eğlencelerinden biri de genç yaşlı, çoluk, çocuk ve ailelerin misafirleriyle tercihi hemen her akşam indikleri sahil şeridinde kaldırım turlarıdır. Sahil gezmesinde çerez diye adlandırdığımız, kabak ve ayçiçeği çekirdeklerinin içini yiyip, kabuklarını yere atmaları da olmasa iyi ama halâ kaldırımları kirlettiklerine şahit oluruz. Muntazam aralıklarla konulmuş çöp kutularına rağmen, seyyar satıcılardan aldıkları haşlanmış veya közlenmiş mısırların da geri kalanının pek azı çöp kutusuna atılır.

Kalabuzu Evleri'nin (Kalebozuğu Sokak) Mimarî Katliamından Önceki Son Fotoğrafı
Bu mimarî yapı yeniden oluşturularak, apart otel tipi turizme yönelik proje hazırlanmalıdır.

Fotoğrafı Günümüze Ulaştıranlar : Nazlı ŞENALP - Eren TOKGÖZ

            Evimin balkonundan, sessiz Ünye sabahlarında doğacak Güneş'i beklerken.. gelirler Belediye işçileri. Süpürerek ya da tazyikli suyla denize doğru püskürterek temizlerler kaldırımları. Üzülerek seyrederim çalışanları. Bir de kulağa hiç de hoş gelmeyen isimlendirmeler var ya onlara kızıyorum en çok. Kimi geldiği yerlerle benzerlikler kurarak isimlendirirken kimi de Yalugavesi'ni, köprüyü, Topyanı'nı da içine alacak şekilde "kordon boyu" deyip çıkıyor işin içinden. Köprübaşı'ndan Devrent'e kadar, kaldırımları kirlettikleri yetmezmiş gibi bir de isim kirliliği yapmaktadırlar.

Fikri TERZİOĞLU Evinin Balkonundan Kalabuzu'nun (100. Yıl Parkı) Görünümü

Fikri TERZİOĞLU Fotoğraf Arşivi

            Sahilin en kalabalık olduğu yer Topyanı'ndan köprüye kadar olan kısımdır. En yoğun yeri ise bizim Yalugavesi dediğimiz Yüzüncü Yıl Parkı ile iskele arasındaki kısımdır ki buralardan insanlar birbirine sürtünmeden geçemezler. Bu söylediklerim, yaz aylarındaki tatiller nedeniyle Ünye'ye yerli yabancı turistlerin, okul tatilinden fırsat bulup memleketine gelmiş olan öğrencilerin, fındık zamanı olduğundan dışarıda yaşayanların da akın akın memleketlerine gelmesiyle daha da yoğunlaşır.

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

Konut tespitleri ile sakinlerini http://unyezile.net/unyekartp3.htm adresinde görebilirsiniz.

            Gurbette yaşayanların hayallerinde yaşayan mekânlar, doğup büyüdüğü yerlerdir. Benim de ilk aklıma gelen yer Yalugavesi'dir. İlk yaptığım, evimin karşısında sahildeki banklardan birine oturup, denizi seyretmektir. Eğer bir arkadaşım da gelirse saatlerce süren sohbetlerdir. Topyanı'ndan iskeleye kadar olan mesafede muntazam aralıklarla, Yalugavesi'nde ise daha sık olarak oturma bankları vardır. Belediyemizin, bankalarımızın ve Ünye'nin en büyük sanayi kuruluşu olan Ünye Çimento'nun özel olarak yaptırıp koyduğu oturma banklarından denizi seyretme keyfini hep hayal etmişizdir.

            Evimin Yalugavesi içinde olması ve orada doğup büyüdüğüm için her karış yerinin ayrı bir hâtırası vardır. Kalabuzu'ndan denize daldık mı önce bir köprü yapardık (eski ve yeni köprü). Bazen de denizin durumuna göre Giresunlu'ya gider (Kalaycılar'ın altındaki kayalıklar), biraz açılır ve hiç kulaç bile atmadan denizde yatarak yalıya inerdik.

            Kalabuzu dediğimiz yer, evimizin  hemen alt tarafında tamamen kayalık olup, iki taraflıydı, yani bir ön tarafı bir de arkası vardı. Ön tarafı nispeten daha sığ ve Güneş'i daha çok aldığından ve Yalu'ya dönük oluşu tercih sebebimiz olurdu. Kalabuzu'nun arka tarafının daha derin ve açık oluşundan öte bol rüzgârlı oluşu da bizi hep ön tarafa yöneltirdi.

Kalabuzu'nun Ön Cephesinde Balıkçılar ve Bina Temellerinde Oynayan Çocuklar

Eren TOKGÖZ Fotoğraf Arşivi

            Kalabuzu'nun arka tarafının denizden çıkmak için de zorluğu olduğu kadar, bir de korkumuz vardı. Kayalıkların denize doğru uzantısı tam orta yerlerinden, sanki elle kesilmiş gibi V harfi şeklindeydi. Bu V harfinin açık tarafının deniz tarafında oluşundan da korkardık. Kayalardan bize sanki kollarını açmış, yosunlarla kaplı, açılmış kucak şeklindeydi. Denize doğru uzantısının altının boş olması, dalgalardan oluşan hırıltı gibi ses çıkarması da korku nedenlerimizdendi. Bizden büyük abilerimizin söylediği bir şey vardı ki belki de asıl korku nedenimiz oydu. Suyun altından kayaların altına girdiklerinde demir bir kapı olduğunu söylüyorlardı.

Fikri TERZİOĞLU ve İsmail CERRAHOĞLU
Dereağzı Açıklarından Kalabuzu Kayalıklarına Yol Alırken

Fikri TERZİOĞLU Fotoğraf Arşivi

            Kalabuzu bize çok yakın olduğu için bütün mahalle çocuklarının da bir buluşma yeriydi. Kalabuzu kayalıkları, yüksek yerlerinden denize dalarken çeşitli akrobatik hareketler yapmamıza da imkân veriyordu. Akrobaside en zor hareket havada takla atarak denize başüstü düşmekti. Kimimiz havaya doğru sıçrayarak sofra kurardık. Bu hareketlerin en ustaları, rahmetli Fiske (İsmet Şafak) ve amcaoğlu Fasula (İsak Şafak) olurdu.

            En çok güldüğümüz ise bu hareketleri yapamayanların "kabak düşme"siydi. Kabak düşmek, kişinin hareketi yapamaması, karnının üstüne, biçimsiz düşmesiydi. Güneşli ve durgun havalarda, hani "deniz çarşaf gibi" derler ya işte öyle zamanlarda bir başka parlardı Kalabuzu'nun kayalıkları. Renkler o kadar güzel olurdu ki tarifinde zorluk çekiyorum.. bakır parlaklığında kahverengi taşların üzerindeki yosunlar ve midyeler deniz suyunun tuzlumsu parlaklığıyla gözlerimizi alırdı.

Feneraltı Kayalıkları'nda İmece Usulü Pişirilen Midyelerin Afiyetle Yenilmesi

            Bizler bu kayalıkların üzerinde, irili ufaklı ama hepsi de çocuk, Güneş'ten iyice bronzlaşmış yanık vücudumuzla, fok balıkları gibi istif istif yatardık. Kalabuzu'ndaki kayalıklarda bir de soyunma odamız bulunurdu. Hemen kayalıkların üstüne yapılmış ve o zamanlar yine aramızda bizlerle beraber olan arkadaşımız Ahmet Doksoy'lara ait olan evin, kapısı olmayan alt tarafıydı. Eski Ünye fotoğraflarında da bu açık kapı görülmektedir.

Ünye - Samsun Karayolu Güzergâhı Yapıldıktan Sonra Yalıkahvesi Evlerinin Görünümü

28.07.2007 Uluslararası Ünye Festivali Orta Çarşı Fotoğraf Sergisinden Alınmıştır.

            Burası geniş bir oda şeklinde iki gözlü bir yerdi ve içersinde uzunluğu dört beş metreye varan kalın 40, 50 santimetre eninde inşaat tahtaları bulunurdu. Biz bu tahtaları alıp suya atar ve denizde dengemizi bulacak şekilde üzerine uzanır, ayaklarımızla tahtaları kavrar, ellerimizle kürek çeker gibi yaparak gezerdik. Tahtaların başımız tarafı hafifçe havaya kalkacak sekilde olması küçük de olsa dalgaya karşı bir önlem olurdu. Çünkü bu şekilde gelen bir dalga, tahtanın altından geçer, biz de dalganın üstünden geçmiş olurduk. Bu tahtalarla saatlerce yüzerek gemilere giderdik.

Eski İskele'ye Yanaşan Bir Şilep ve Arkada Yalıkahvesi - Burunucu Kıyı Şeridi

            Gemiler o zaman "Liman" diye söylenen yere demir atardı. Liman karadan birkaç kilometre açıkta, oldukça uzaktaydı. En son gittiğimiz geminin adı Güneysu olarak aklımda kalmıştı.

   
Güneysu Vapuru - Tırhan Gemisi Karaköy Rıhtımı'nda demirli iken (Ortada) - Tarı Vapuru (Sağda)
http://urun.gittigidiyor.com/KUCUK-FOTOGRAF-TIRHAN-GEMISI-KARAKOY_W0QQidZZ3161316#aciklama
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=420549

            Kalabuzu'nda geçirdiğimiz yılları anlatmak öyle birkaç satıra sığacak kadar az değildir. Yaşadığımız çocukluk aşkları, kavgalarımız, denizden boğulma anında çıkardıklarımızı anlatmakla bitiremeyiz. Bunlardan bir ikisini anlatmak istiyorum.

            Bir gün yine Kalabuzu'ndayız, oradaki yan evlerden birine, Kasap Mahallesi'nden (Hamidiye Mahallesi) misafirler gelmiş. Beraberinde getirdikleri çocuk da evin önünde oynarken, Kalabuzu'nun ön tarafına geçmiş, hafif dalgalı denizle oynamaya başlamış. Babaannesi de balkondan ve pencereden kendisini izliyormuş. Çocuğun orada yaptığı oyun kumlukta yaptığı bir oyun gibi dalga gelince geriye kaçıyor, gidince de ileri gidiyor. Çocuğun burada hesaplayamadığı kayaların üzerindeki yosunlardı. İnce kadife gibi parlayan yosunlar, çok kaygan olurdu. Baktığınızda masum bir hali var gibi görünürler ama öyle değildirler. Çıplak bacakla bile üzerinde durmak maharet isterdi. Bilmeyen bir kimse için de tehlikesi böyle yerlerde bir de midye varsa insanın etini ameliyat bıçağı gibi keserdi. Dalgalı havalarda yüzerken, kayalara çıkarken, ırıbını bildiğimiz halde bizim de kesilmedik yerimiz kalmazdı. Ayaklarımız, karnımız, kollarımız hep çizik çizik olurdu. Tuzlu su bu yaraların ilâcı olur, birkaç günde geçerdi.

Burhan HANHAN'ın Deniz Kenarındaki İkamet Ettiği Evi (Okla Gösterilen)
Dere Ağzı'nda Çömlekçi Câmii ve Ortada Burunucu Câmii Minareleri Görülmektedir.

Fotoğraf 28.07.2007 Uluslararası Ünye Festivali Açık Hava Resim Sergisi'ndeki Panolardan Çekilmiştir.

            Denizin çok dalgalı olduğu zamanlarda kayaya çıkmak için dalga beklenir ve dalgayla birlikte kendimiz de kayaların üstüne çok dikkatli bir sekilde âdeta kuş gibi konardık. Dalganın geri çekilmesinde geri kaymamak için belli yerlere tutunup, dalganın tamamen çekilmesini hiç hareket etmeden beklerdik. Eğer dalgayla birlikte geri kayarsan, midyeler üzerinden seni sürterek geçireceği için tehlikeliydi. Derin alınacak yaraların verdiği acılar da uzun sürerdi.

            Biz gene çocuğa dönelim. Çocuk bir seferinde hesaplayamadığı, kadife gibi gördüğü yosunların azizliğine uğrayıp düşüyor, babaanne yukarıdan bu durumu görüp, balkondan odaya, odadan beş, on merdiven kapıya gelene kadar bir zaman geçiyor. Evin kapısından dönüp de kayaların üzerinde çocuğu göremeyince, bağırmaya başlıyor.

            Biz o sıralarda birkaç arkadaş “GIR BAVURA" (Gırbavra) avında idik. Küçük yengeçlere "KIR" ya da "CANE" derdik. Elimizde uzun şişlerle dalgalar çekilince hemen şişler, yanlara açtıkları gagalarından tutar, esir alırdık. Çok iri olanları ancak bu şekilde yakalayabilirdik. Usta avcı olanlar ise direk iki gagasından tutar ve o şekilde yakalarlardı. Benim rahmetli İsmet Ağabeyim bu işi en iyi yapan ustaydı. GIR BAVURA'ların iki gagasına elini kaptırırsan, tuttuğu yeri hemen diğer gagasıyla da yakalayarak kerpeten gibi sıkarlar, büyük acı verirler.

Ünye sahillerinde bolca görülen bir kaya yengeci (kır - cane)

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 30.07.2007 07:40 Ünye

            Kurtulmak icin tek çare taşla ezmektir. Bizim dahi gücümüze karşı koyan çok güçlü  gagaları olan bu GIR BAVURA'ların içini açtığımızda, ne bir kas ne de adale yoktur. Sadece mis gibi kokan, pişirdiğinde kemik iliği gibi yumuşak bir doku vardır. Şaşırmazdık, çünkü, doğa böyle mucizevî canlılarla dopdoluydu. Yaradan'a inanıyorduk.

            Yakaladığımız GIR BAVURA'ların sadece gagaların yer aldığı kollarının içindeki beyaz eti yenir, gagalarını kollarından ayırarak onları kuyumculara satardık bazı heveslileri mahallede satın alırlardı.. kolye yapmak için.

(Liocarcinus_vernalis)
Ünye'deki Gırbavra'lara Benzeyen Farklı Bir Yengeç Türü

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/1/12/Liocarcinus_vernalis.jpg

GIRBAVRA CANAVARI

            Aslında canavar olan bendim. 6 mmØ'lik inşaat demirlerinden 1 m boyunda şiş yapar ve öğlenden akşama kadar sahil boyunca kayalıklarda büyük yengeç (gırbavra) avına çıkardım. Yengeçlerden hiç korkmazdım. Çıplak ellerimle tutardım onları. Arada bir gagalarına parmağımı kaptırdığım olursa da işkazası deyip, biraz ciyakladıktan sonra gene devam ederdim bu zavallı hayvanları katletmeye!

            Küçükken canlılara çok zarar veren cani bir ruhum vardı. Kuşları yakalar, kafalarını canlı canlı koparırdım. Elimde sopa yürüdüğüm güzergâhtaki bitki ve çiçekleri vurarak bir iyice parçalardım. Yengeçleri de şişlemek özel zevklerim arasındaydı!

            Ya şimdi? !!!

            Artık bir doğa âşığı bir insan olarak.. bırakın hayvanların canını almayı, bir çiçek ya da bir yaprak bile koparamıyorum. Geç de olsa canlıların yaşam özgürlüklerinin değerini anlamış bir insan olarak artık ekosistemin doğal dengesinden yana olan yeşile duyarlı bir  çevreci insanım.

            İnciraltı'nda ailecek tüm Orta Mahalle, Burunucu Mahallesi ve Camcı Mahalle sakinleri yüzmeye gelmiştik. Ben kayalık ve yosunlarda hem yüzüyor hem de dalarak dipte ne var ne yok araştırıyordum. Ortaokul II. Sınıf'taydım.. yıl 1968. Bir kayanın altında iki iri gaga gözüme ilişmişti. Tekrar su yüzüne çıkıp derin nefes alarak daldım suya.. ve kaya altına süzülüverdim. Bir de ne göreyim? Hayatımda görmediğim irilikte bir GIRBAVRA! Ama alıştığımız türlerden biraz farklıydı. Daha bir yumuşak ve inceydi. Ama boyutları gördüklerimin en irisiydi. Abartmayayım.. gagaları ve ayaklarını açtığımda 30 cm geliyordu. Yani her babayiğidin yaklaşamayacağı ürkütücü bir görünüşü vardı.

Solda Aynikola (Garipler) Adası - Sağda İnciraltı Kayalıkları

Fotoğraf : Melih DUYGUN

            Her iki gagasına parmaklarımı geçirmiş, dışarı çekmeye çalışıyorsam da başaramamıştım. Ya gagası kopacaktı ya da bacakları! Oysa zarar vermek istemiyordum. Sadece yakalamış olmanın zevkini tatmak ve sahildekilere bu devasa yengeci göstermek istiyordum. Tekrar su yüzüne çıktım. Ve kumsala giderek kırılmayacak kuturda bir çubuk buldum ve koşarak tekrar gırbavranın olduğu kayalığa yüzerek geldim. Annem ve ablamlar bendeki telâşeyi farketmiş olacaklar ki arkamdan "Ufkîiii.. ne oldu yavrum?" diye bağırıyorlardı.

            Ben silâhını kuşanmış bir cengâver edasıyla yeniden daldım suya ve baktım yengeç yerinde duruyor. Bu kez çubukla yerinden çıkarmaktı taktiğim. Ve çubuğu arkasına geçirip, kanırtmaya başladım. Kumlar suyu bulandırıyor ve yengecin kaçmasından korkuyordum. Ve çubuk birden boşaldı. Yengeç saklandığı yerden çıkmıştı. Nefesim de azalıyordu. Ve son bir gayretle çubuğu bırakıp gene parmaklarımla gagalarından tutuverdim. Hayli güçlüydü kerata. gagalarını birbirine kavuşturup parmaklarımı ısırmak istiyordu. Yüzerek suyun üstüne çıktım ve yengeci havaya kaldırdım. Sahildekiler de benim çırpınışlarımdan ne yaptığımı merak edip kumsalda dizilmiş bana bakıyorlarmış. Ellerimle kaldırdığım kocaman yengeci görünce herkes "Abooooooo! Vay canına!" nidalarıyla meraklarını ses çıkararak belli ettiler. Kıyıya geldim ve yengeci meraklılarına gösterdim. Gerçekten çok iriydi. İnsanların çoğu ellerini bile süremediler. On beş dakika kadar seyrü temaşa yaptırdıktan sonra artık bu zararsız hayvanı tekrar özgürlüğüne kavuşturmak için suya giriverdim. Ve bu doğa harikası yaratığı tabii mecrasına bırakıverdim ve sırtını da okşayarak gülümseyiverdim ona...

            Eskiden olsa öyle mi yapardım? Ne mümkün! Hemen iki gagasını da koparır ve o koskocaman gagaları kolye yapılmak üzere kuyumcu olan dayılarım ve teyze çocuklarım Orhan, Turhan KÜLÜNK ile Besim ve Hacı Hüseyin SUYABATMAZ'lara götürürdüm.

Kuyumcu Turhan KÜLÜNK'ün İşyerleri ve Yetiştirdiği Hacı Hüseyin SUYABATMAZ
 
Hacı Hüseyin SUYABATMAZ Fotoğraf Arşivi

            Hacı Abi beğenirdi getirdiğim üst gagaları. Alt gagalardan kolye yapılmazdı. Ve onların içini temizledikten sonra gagayı geniş tarafı aşağı gelecek biçimde dik olarak kâğıda oturtur ve etrafını çizerek ölçüsünü alırdı. Sonra o ölçüye uygun siparişe göre altın, gümüş ya da bafondan ince levhalardan bir yüzeysel tabaka bir de çevresel şerit keserdi. Aynen jaket kron diş kaplama gibi yengecin gagasına kaplama yapar ve ortasına da kulp takardı. "Biz Ünyelüler Her Şeye Gulp Dakmaya Bayıluruk Zati!" Annii misun? :))


Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 30.07.2007 Ünye / Feneraltı

            Ayaklı ve benzinli kaynak makinası körüğüne basarak bafonları birbirine lehimler ve zımparalayarak pürüzlerini alır, ilâçlı ipe sürtmek ya da motorlu fırçaya tutmak suretiyle parlatırdı bir güzel. En son olarak da hazırladığı metal kapağı gagaya geçirerek yapıştırır ve uygun bir zincire takarak birini bana verir diğerini de satılmak üzere vitrine koyardı. Kolyeleri dakınca gızlara fiyaka satmak içün amma da caka yapiiduk ha! :)))

Ünye'nin İlk Kuyumcularından Rahmetli Orhan ve Turhan
KÜLÜNK Kardeşlerin Orta Çarşı'da Bir Zamanlar Çalıştırdıkları
Kuyumcu Dükkânı Önünde Besim ve Hacı Hüseyin SUYABATMAZ.

Hacı Hüseyin SUYABATMAZ Fotoğraf Arşivi

            Kalabuzu'ndaki yer kayalarından topladığımız midyelerin içinden çıkarttığımız incileri de yine kuyumcu, rahmetli Turhan KÜLÜNK Abi'ye satardık. Dükkâni o zaman Döner Çeşme meydanındaydı. Kalabuzu'ndaki midyelerdeki inciler mercimek tanesi gibi ufak çıkardı. Sonra her midyede de olmazdı. Kalabuzu'nda böyle güzel hâtıralarımız da vardı.

            Ben yine çocuğun hikâyesine geleyim.. sesler bize ulaşınca ne var diyerek etrafımıza bakarken, bizi çağırdılar.. koştuk tabi. Kalabuzu'nun ön tarafıydı. Yaşlı, zayıf, uzunca boylu bir nine kendinden geçmis gibi bir eliyle duvara tutunmuş bir şekildeyken, hem başını aşağı yukarı sallıyor ve öbür elini yumruk yapmış, "Bekirim Bekirim!" diye ağıt yakaraktan ağlayarak, göğsüne vuruyordu. Etrafına toplanmış olanlar soruyordu "teyze ne oldu?" bir eliyle denizi gösteriyorken "Bekirim  Bekirim!" diye yeniden göğsüne vuruyordu. Biz denize girmiştik.. diplere dalıyor araştırıyorduk ama dibi görmek bile mümkün değildi. Deniz de bozmaya başlamıştı. Yarım saat denizin içinde, üstelik bolca da kandilli (kandilik = gandilik = deniz anası = medüz) varken her tarafımızın yanma pahasına çocuğu arıyorduk. Deniz analarının özellikle dokunaçlarıyla dokundukları bölgelerde kaşıntı başlamakta ve daha sonra o bölgelerde yerini yanmalı bir acıya bırakmaktadırlar. Denizanasına temas ettiyseniz, sudan çıktıktan sonra o bölgeyi amonyaklı su ile silin. Ancak yaraya ya da derideki kızartıya dokunmayın, ovuşturmayın ve kesinlikle de kaşımayın. Aksi halde zehirin yayılmasına ve daha kötü sonuçlara yol açabilirsiniz. Karadeniz'in gandilikleri genelde öldürücü etkiye sahip değillerdir.

Deniz Anası = Gandilik (Aurelia aurita) / Yavru ve Ergen Hallerinin Görünümü
 
http://www.scubaturk.8m.com/new_page_9.htm

            Gandiliklerin yoğun ortamında akıntı da bize olduğumuz yerde durmamıza imkân vermiyordu. Çok güç sarf ediyorduk olduğumuz yerde kalabilmek için. Rüzgâr ve korku beni üşütmüştü, halâ hatırımda.. tir tir titriyordum. Denizden de çıkamıyorduk.. ne de olsa "Yalugavesi uşağuyduk, eme çenelerimiz kemençe çaliidu" o zamanki deyimle.

            Biz denizde çocuk ararken kayaların üstünde toplanmış bizi seyredenlerden birini, birden bire patlayan bir dalga denize almasın mı.. almasıyla yutması da bir oldu. Düşen çocuğu bulamadıktan sonra bu ikincisi beni daha da  korkutmuştu. Artık  ayaklarım ve kollarım yorulmuştu. Aradan bir iki dakika geçti, ikinci çocuk da gitti derken benim ayaklarıma bir şey çarptı. Hemen dibe dalıp tuttuğum yerden yukarı çektim. Bu yeni düşen çocuğun koluydu, hemen yukarı çıkardık. Kayaların üzerine çıkartıp baktık ki bu Kerim isminde Bafra'dan tatile gelmiş bir çocuktu. Yüzü ölü gibi sapsarıydı. Biraz kusturduk,  sonra evine götürdük. Allah'tan verilmiş sadakası varmış ki çabuk bulup denizden çıkartmış oldum.

Sağda : Kalabuzu Virajı Üzerinde Eski Belediye Başkanlarından Mithat KISACIKOĞLU'nun Evi
 
Fotoğraflar : Melih DUYGUN - Temmuz 2007

            Kerim, bizim Salih'in teyzesinin oğludur. Kerim'i daha sonraları gördüğümde kekez gibi konuşuyordu, hattâ konuşurken zorluk çekiyordu. Bekir isimli diğer çocuğa gelince, babaannesinin düştüğünü gördüğünün farkında olmadığı için, düşerken kayalara tutunmuş,
ayakları denize sarkık kaldığından, ıslanmış bir şekilde oradan uzaklaşarak kumluk tarafına geçip, diğer çocuklarla orada oynuyormuş. Bekir tanıdığımız bir arkadaşımız oldu sonra.

            Böyle denizle ilgili birçok anılarımdan birini de yine Yalugavesi'nde yaşamıştım. Yine izin dönüşü bir otobüsteyiz. Ünye'den ayrılıp uzunca bir yol aldıktan sonra kaptanın yarım saat istirahat molasıyla uyandım. Yolculuğumuz, ben, hanım ve küçük kızımla beraber üç kişiydik. Otobüsten inerek, oradaki alışveriş yerlerinden bir şeyler alıp bir de hep beraber birer çay içeriz düşüncesiyle dalgın dalgın gidiyordum.

Minibüsle Ünye'den Çıkış
 
Soldaki Fotoğrafı Günümüze Ulaştıran : Eren TOKGÖZ

            Ön sıralarda olduklarından hanım ve kızım benden evvel inmişlerdi. Bir şeyler alıp geri döndüğümde, bizimkilerin yanında orta yaşlarda bir adamla bir bayan ve 18 - 20 yaşlarında iki gençle gülerek konuşuyorlardı. Yanlarına gittiğimde bana merhaba Fikri Amca diyerek gelip ellerimi öptüler. Haydi hep beraber şu masaya oturup çaylarımızı içelim diye de koluma girip masaya doğru âdeta çektiler.

            Ben kim bunlar.. hanımın akrabalarından falan mı, yoksa kızımın tanıdıklarından mı diye düşünürken çaylar da geldi. Sonra belki koltuk arkadaşıdırlar diye aklımdan geçirdim. Öyle ya üç kişiydik.. hanım ve kızım ilerilerde bir yerlerde, ben ise iki koltuk arkada ve yolculuk boyunca uyumuştum.

            Çaylarımızı yudumlarken genç adam bana ismimle hitap ederek "Fikri Amca beni tanıdın mı?" diye sordu. Ben düşünürken, Fikri Amca ben İbrahim, kardeşim Zeki'yle birlikte Yalugavesi.. der demez hemen hatırladım. Ben yıllar evveline giden zaman tünelinin içinde onları bulmuştum. Yalugavesi'nde iyi kötü oyalayıcı bir dükkânımız vardı. Fikret Ağabeyim yurt dışına çalışmaya gittiğinde işyerini ben işletmeye başlamıştım. Şimdiki arkadaşlarımızdan birçoğunun uğrak yeriydi.. bana takılırlardı.

Hasan Özbay'ın Ev ve Dükkânı, Boyama Mehmetler, Terzi Şerif ÖZTÜRK ve Burhan HANHAN'ların İkametgâhı (Solda)

Fotoğraflar : Melih DUYGUN - Temmuz 2007

            Bir gün tanıdık birisiyle görüşmek için karşı kaldırıma çıkmıştım. Tanıdıkla ayaküstü görüşürken kumlukta şimdi Belediyemizin üstünü gezinti yeri gibi yaptığı algunun yakınlarında iki küçük çocuk gözüme ilişti. Çocuklar oralarda koşuyorlardı. Hemen yanı başımızda ise sekiz on çocuk ise  top oynuyordu. Bir o kadar da seyircileri vardı. Bağırıp çağırarak kendi oyunlarına dalmış gitmişlerdi. Gözlerim gayri ihtiyari o iki çocuğa dönmüştü. Çocuklardan biri oynar gibi suyun içinde diğeri ise ötekine doğru el kol işaretleriyle, oynuyor gibi hareketler  yapıyordu.

            Oraları biliyordum, kenardan bir, iki metre sığ olarak gider sonra, birdenbire derinleşerek, bir iki metre sonra yeniden büyükçe bir alan sıvaklaşırdı. Küçük küçük, talaşları olan on santimlik dalgalar da vardı. Konuştuğum hanım gittikten sonra çocuklara döndüm, hem de ilerliyordum. Suyun içindeki geri dönmek istiyorken düştü, diğeri de peşinden düşüp kayboldular ama ben de tam tepelerindeydim. İkisini de suyun dibinde görebiliyordum. Suyun boyu benim karnımın biraz üstündeydi. Uzanıp hemen ikisini de  çıkardığımda, biri sonradan düşen ağlamaya başladı, ilk düşense biraz su yutmuştu. Ben çocukları alıp babalarına götürürken arkamdan aglayarak koşan bir hanım "Abey Abey" diye geldi. O arada Kâmil Usta da karısının sesine gelmişti. Çocukları kaptıkları gibi kayboldular. Dükkânıma geldiğimde geriye top oynayan çocuklara baktığımda halâ oynuyorlardı. Hiçbir şeyden haberleri yoktu. Karşımda çayını içen bu genç adam o çocuklardan biriydi ve şimdi yanında ailesi, biri üniversiteye gittiğini söylediği diğerinin lisede okuduğunu anlattığı iki çocuğuyla karşımda idi. Başlarından geçen bu olay zamanında biri beş diğeri de altı yaşlarındaydılar. Çocuklar orada fırıncılık yapan Kâmil Saka'nın çocuklarıydılar.

Yalıkahvesi'nin Ünye - Samsun Karayolu Açıldıktan Sonraki Görünümü

Fotoğraf : Yaşar ARGAN - İPEKYOLU adlı kitabından alınmıştır.

TOPYANI'NDAN YALUGAVESİ'NE
YIKILAN EVLER VE ESKİ SAKİNLER
İ

            Ben size aslında çekirdek kabuklarıyla kirletilen Yalugavesi ile Topyanı'na kadar olan yerleri ve oturma banklarından arkanıza yaslanıp da Ünye'nin  bu en güzel yerlerinden denizi seyrederken neler düşündürdüklerini anlatmak istiyordum.Topyanı'nın arka tarafı o zamanlar Karadeniz'i baştanbaşa bağlayan ve şimdiki gibi Ünye'nin içinden geçen yoldu. Samsun istikametinden gelen vasıtaların da en korkulu virajıydı.

Ünye'nin Sorun Yumağı Ölüm Virajı - Kalabuzu Virajı (1968 Yılı Hac Konvoyu)
 
Foto : Yaşar ARGAN - İPEKYOLU adlı kitabından alınmıştır.

            Topyanı'na gelirken Z şeklinde keskin virajın deniz tarafında yerden bir metre yükseklikte koruma duvarları uzanıyordu. Bu dönemecin en zor yerinde de denize hâkim yerde, beyaz renkli taş bir mezar bulunurdu. Bu mezar Ünye'nin tanınmış Fenerci Dede'si, Ahmet Aydın Amca'ya aitti. Üzerinde adı da yazılı olup, kolayca okunurdu.

            Ünyenin eski fotoğraflarında da gördüğümüz gibi Yalugavesi'den TOPYANI'na kadar sıra sıra RUM evleri diziliydi. Hiç merak ettiniz mi bu evlerde kimlerin oturduğunu? RUM'lardan kalan bu şirin mi şirin evlerin sakinleri RUM'lardan değil de onlardan sonra ikamet eden yeni sahiplerinden bahsedeceğim sizlere.

Kalebozuğu Sokak'ta (Kalabuzu) Rum Mimarîsini Yansıtan Ünye Yalıları

Fotoğrafı Günümüze Ulaştıran : Eren TOKGÖZ

            Kurtuluş Savaşı ve Lozan Barışı sonunda, Türk ve Yunan iki ülke devlet adamlarının anlaşmalarıyla, Karadeniz RUM halkıyla Batı Trakya Türk halkı mübadele yoluyla yani karşılıklı olarak yer değiştirdiler. Karadeniz Bölgesi'nden giden RUM'ların terk ettikleri evlere, Batı Trakya'dan gelen Türk halkı yerleştirilmişti. Zaman içerisinde yerlerini beğenmeyip satanların dışında çoğunluk, hep kısaca yerli halk tarafından MACİR (Muhacir = Göç Eden) denilen Batı Trakya kökenliler, kendilerinin değil, evlerinin son zamanlarına kadar bu evlerde yaşamışlardır. Bu evler mimarîsiyle, tarzi ile kullanışlılığı ile üstelik meydan okurcasına ta denizin içine içine  yapılmış birer sanat harikasıydılar. Günümüze sadece fotoğrafları kalmış bu güzel evler, yıllarca evvel yeni Ünye - Samsun sahil yolu yapılırken acımasızca katledildi. Geriye kalan birkaç parça ev de zamanın akışına uyup, sahipleri tarafından yıkılarak yerine biçimsiz, sefertası gibi betonarme binalar kurularak yok edildi.

            Ben sizlere öncelikle TOPYANI mevkiinden başlayarak, evleri, sahiplerini ve içinde oturanları isim isim anlatmaya çalışacağım. Göreceksiniz çoğu sizin tanıdıklarınız çıkacaktır. Evlerin tespitinde bana yardımcı olan bacanağım Ali AKKUŞ'un babası, yaşı seksenlere giden Ahmet AKKUŞ Ağabey'imdir. Ahmet Akkuş Ağabey'imiz geçirdiği bir rahatsızlıktan sonra, şimdilerde yatağa bağımlı yaşamaktadır. Ünye'nin ekabir diye tanımladığımız insanlarıyla beraber olmuş, hattâ zamanın üst düzey politikacılarıyla, bakanlarımızla ileri derecede dostluklar yaşamış, sevilen, sayılan bir insandır. Benim de çok sevdiğim saydığım, kolay iletişim kurulan, cömert, halk ağzıyla bonkör, dünyayı yaşayan son efendilerdendir. Bana anlattıkları arasında bir olay var ki onu da kısmet olursa bir başka anı yazımda anlatacağım.

Yalıkahvesi ve Kalabuzu Mimarîsinin Kültürel Katliamla Yok Edilişinden Önceki Görünümü

Fotoğrafı Günümüze Ulaştıran : Eren TOKGÖZ

            TOPYANI, denizden gelecek düşman gemilerine, top atışı yapılarak müdahale edilen, topçu bataryalarının yerleştirildiği müstahkem bir mevkidir. Denize doğru baktığımız yerin hemen sağ uç tarafında küçük bir sığınağı bulunan bu yer, çocukken oynadığımız bir yerdi. İçinde benim de elime alıp oynadığım, irili ufaklı, bir tarafından delik gülleleri hatırlıyorum. Büyük abilerimizin kayaların hemen önünden, deniz içinden gülle çıkarttığını da biliyorum. Ünye tarihinde unutulmaz bir yeri olan Topyanı'na bir zamanlar otel yapılacağı da söyleniyordu. İnşaallah Ünye halkı bu mirasına sahip çıkar ve Çamlık ve Topyanı'na da otel yapılması gibi çıkar projelerine rağbet etmez!

TOPYANI MEVKİİ
Burunucu Mahallesi'nde olup, bir zamanlar topçu mevzii (tabya) vardı. Ruslar
tarafından savaş gemileriyle 1916 yılında bombardımana tâbi tutulmuştur. Meteoroloji karşısındaki
Medrese, top ateşinden yıkılmış ve 3 erimiz şehit düşmüştür. 20 cm çapındaki top gülleleri
70'li yıllara kadar denizden çıkarılıp çocuklara oyuncak olmuştu.

Topyanı kayalıkları Ünye sahilinin inşası yıllarında dinamitle parçalanmak
suretiyle karayolu malzemesi olarak da kullanılmıştır. Kayalıklarda düzgün parçalanan
kaya kesitlerinin izleri bugün halen görülmektedir. Eskiden bu kayalıklarda ev dokuması kilimler
kötekle yıkanır
ve aileler bu sakin kayalıkları, yüzmek için doğal plaj olarak da kullanırlardı.
M. Ufuk Mistepe

09.05.1954
Topyanı Kayalıkları ve Sırtı

Vecihe Özdil (Külünk) - Kuyumcu Turhan Külünk
ve Gülây Öğretim (Mistepe)
Burunucu Mahallesi - Topyanı Mevkii

Topçu Bataryası - Silâh Deposu ve Sığınağı

            Topyanı'nda başlayan ilk ev Adalı Hacı İbrâm Dayı'nın evi ile Elevlülü Cemal KÜLÜNK Usta'nın evi arasında bulunan iki katlı, kârgir evdir. Bu evde oturan, Arabacı Aliler lâkaplı, bizim de arkadaşımız olan Keşaplı Mustafa'nın babası Ali GÜNDOĞDU'dur. Arabacı lâkabı ise sahibi olduğu, o zamanın önemli taşıtlarından kağnı arabasından gelmektedir. Yani bildiğimiz öküz (ya da kömüş = manda) arabası ile çamur, odun, mısır, fasulye taşırdı. Öküz arabasını fırdolayı çevreleyen çitlerle fasulye ve mısır koruma altına alınırdı. Arkadaşımız Keşaplı Mustafa da benim bildiğim o zamanlar Ünye'sinin tek Açık Deniz KAPTANI oluşuydu.Bu evde Arabacı Ali'nin oğlu Mustafa, Abdullah ve kızı Ayşe ikamet ederdi.


Fotoğraf : Eren TOKGÖZ

            Evleri hemen TOPYANI'na bitişik olan bu evden sonra ADALILAR'dan Hacı İbrâm Dayı ve eşi Naciye Hanım'ın evi gelirdi. ADALI Hacı Hüseyin Ağabey'i bütün Ünye tanırdı. Hacı Hüseyin Ağabey festivallerde çamur işi ibrik, saksı gibi çömlek ürünleri yapan, şimdilerde tarih olmuş bu zanaat dalını sergilerdi. Yine ADALI'lardan Adnan Abi eczacı, Metin Abi şoförlük yapardı. Edip bizim akrandı, beraberce çok top oynamıştık Elmalık'ta.

            Adalılar'ın evlerinin ve yolun tam karşısında Ünye - Samsun yolu çıkış virajının simge evi iki katlı, sarı boyalı Burunucu Câmii Yapım Ustası Elevlülü (Göreleli) Cemal KÜLÜNK Usta'nın müstakil küçük bahçeli evi yer alırdı. Önünde incir ağacı ve yanında bir su kuyusu vardı. Eşi Rahime Şadiye KÜLÜNK, çocukları Nebiha, Seniha, Orhan, Turhan ve Veciha bu evde büyüdüler. Alt katta Kuyumcu Orhan KÜLÜNK Zennure Hanım ile evlenince Tamer ve Hülya adlı iki çocuğu oldu. Orhan Usta 2007 yılı Ünye Festivali ardından Terme'de vefat etti ve Elmalık Mezarlığı'nda kardeşi Turhan'ın yanına defnoldu.

Cemal KÜLÜNK Usta'nın Evinin Bahçesi - Ayaktakiler Soldan Sağa : Nebiha SUYABATMAZ, Orhan KÜLÜNK,
Zennure KÜLÜNK, Seniha MİSTEPE - Oturanlar : Asım SUYABATMAZ, kızı Semra, Hüseyin MİSTEPE ve Turhan KÜLÜNK.
 
Soldaki Fotoğraf : Ahmet Derya VARİLCİ - 07.07.2004

            Bir bahçe arsası ilerisinde Câmi Hocası Şevki Usta'nın iki katlı kârgir evi vardı. Oğlu Ahmet de burada otururdu. Bitişiklerinde rahmetli Kuyumcu Turhan KÜLÜNK'ün kayınpederi Nizamettin UYGUN'un tek katlı evi bulunurdu. Çömlekçilik yapardı; eşi Safiye Hanım, M. Ufuk MİSTEPE'nin meşhur "Anaane"sinin kızkardeşiydi. Üç kızları vardı ve şu an hepsi de hayattalar! Gülhiz KÜLÜNK, Gürer YAMAK, Gönül DİNÇ.

            Bu evin yola bakan cihetinde Nizamettin Bey'in damadı Kuyumcu Turhan KÜLÜNK villâ tipi ev yaptırmıştı. Bahçesi bakımlıydı. Eşi Gülhiz'den Turgay, Tuncay ve Vecdi adlı üç çocuğu oldu. Ecevit'in affından cezaevinden çıkan Turhan Abi, kuyumcu dükkânındayken menfur silâhlı bir saldırıda kim vurduya gitti.. akıbeti faili meçhul olarak dosyalara geçti!

            ADALILAR'dan sonra gelen ev, ÜRER'lere aitti; içinde oturan ise TORİK lâkaplı Ahmet Amca'ydı. Ürer Kara Lâstik Fabrikası'nda çalışırdı.

Ürer Kara Lâstik Fabrikası'nda Üretimde Görevli İşçiler

28.07.2007 Uluslararası Ünye Festivali Orta Çarşı Fotoğraf Sergisinden Alınmıştır.

            Eşi Sefa Hanım, kızları Ayşe, Nuriye, Huriye ve oğulları Alemene lâkaplı Yaşar'ın çocuklukları da bu evde geçti. Evin bahçesinde çok eski bir döneme ait tarihî inşaat ve duvar temelleri vardı.

Ürer'lere ait bu müstakil portakal, mandalina bahçeli evde Torik Ahmet otururdu.

Fotoğrafı Günümüze Ulaştıran : Eren TOKGÖZ

            Bu evden sonra gelen ev ise Rizeli Mustafa'lara ait olan evdi, eşinin adı Safiye idi. Kardeşi Kenan bizle akran arkadaşımızdı. Bu ev uzun yıllar meskûn kaldı. Sonra da rüzgârdan kendi kendine yıkılmıştı. Sonrasındaki ev ise ATİK'lere aitti. ATİK İsmail arkadaşımızdı. Çamurculuk ve balıkçılıkla uğraşırlardı.

Denizin Yeşille Kucaklaştığı Burunucu Kayalık ve Virajı
ve ATİK Yalısı'nda İsmail ATİK'lerin evi görülüyor.

            Bu evden sonra gelen ev ise OTUZBİR Hasan Abi'lere ait evdi. Evin bahçesinde portakal ve mandalina yetişirdi. Hasan Abi'nin şimdiki İş Bankası'nın yanında Petrol Ofisi Benzin İstasyonu vardı. Ayrıca acentacılık yapardı (Deniz Yolları Acentalığı gibi). Hasan Abi'nin evinden sonra orada bir de küçük CÂMİ vardı. Benim aklımda kaldığına göre alçak minaresi ve şerefesi olan bu ahşap câmi galiba bakır veya çinko kaplıydı.

Atik (Bekir Usta) Yalısı Kayalıkları ve Burunucu Câmii (Rasim ÖNDERSEV Yat Gezisi)

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 29.07.2007 11:32

            Câmiden sonra gelen ilk ev Ellibeş Hasan'ın eviydi. Yanında Ellibeş ŞÜKRÜ Amca'nın evi gelirdi ki Ünye yolu yapıldığında, Ünye'nin Belediye Başkanı olarak görev yapıyordu. Oğlu ADNAN ELLİBEŞ arkadaşımız ve Elmalık'ta top çok koşturup, maçlar yapmıştık. Bizden daha genç olan AYDIN ve AHMET ile kızları Gülhiz ve Gülser ise Ünye'mizin tanınan simalarıydı. Eve bitişik ikametgâh da kardeşine aitti ve Ayten'le Gülten burada otururdu. Bu evin hemen yanında ve denize yakın yerde ise kendilerine ait ÇÖMLEK FIRINI bulunuyordu.

Burunucu'nda Ahmet/Şükrü ELLİBEŞ'lerin Çömlek Fıırınının Doldurulması.

Daşcı İsiyn Usta Küp Ziftlerken Burada Eline Kazaen Katran Dökerek Yakmıştı.
Fotoğraf : Resimli Ünye Rehberi - Foto Ahmet Hüseyin (ŞEN)

            ELLİBEŞ'lerin hemen yanındaki ev ise bacanağım Ali AKKUŞ'un kendi ismi ile dedesi Ali AKKUŞ'un evleri bulunuyordu. Oğlu İlhami burada yaşardı. Bu hâtırat yazısında bana yardımcı olan Ahmet AKKUŞ Ağabey'in de babası olan Ali AKKUŞ Dede, bizim Ünye Parkı'nın bahçıvanıydı. Ali Dede bizi tanırdı.. gördüğünde bizi çağırır, eliyle yetiştirdiği gül ve çiçeklerden yaptığı demetlerden verirdi.

Belediye Bahçesi Kameriye ve Havuzu ile Arkasında Kaymakamlık Binası

Parkın Çevre Duvar ve Sütunları ile Havuzunu Elevlülü Cemal Külünk Usta Yapmıştır.
Fotoğrafı Günümüze Ulaştıranlar : Nazlı ŞENALP - Eren TOKGÖZ

            Söz Belediye Parkı'ndan açılmışken içindeki kameriye ve biraz ilerisinde bulunan alçakça, yuvarlak ve ortasında bir metreden biraz fazla kubbeli, üstünden su akan havuzu da söylemeliyim. Belediye Parkı ve içindeki düzenlemeleri, karanfilleri ve çeşit çeşit çiçekleri, süs ağaçlarının saldıkları kokuları, tümüyle bu güzelliği anlatamayacağımız gibi şimdilerde pek göremeyiz.

            Ali Dede'mizin memleketi Makedonya, benim de anneannemin vatanıydı. Benim babaannem ise daha Doğu'dan.. Gürcistan'lıydı. Yani ailemin bir ucu Balkanlar'da, diğer ucu ise Doğu'da Kafkaslar'daydı.

Ünye - Samsun Karayolu'nun sol tarafındaki Burunucu Mahallesi evlerinde Ünye'ye has mimarî örnekler.
Soldaki evde sarışın ikiz kızlar otururdu. Sağdaki fotodaki evler Saatçi ve Berber Enver'e aittir.
 
Fotoğraflar : Ahmet Derya VARİLCİ - 07.07.2004

            Ali Dede'mizden sonra gelen ev ise Rizeli Memiş Dayı'ya ait evdi. Memiş Dayı'yı tanıyordum. Balıkçılık, çamurculuk ve yunus avlarlardı. Memiş Dayı'nın evinden sonra  gelen ev ise ŞÜKRÜ Dayı'nın eviydi. Sonrasında gelen ev ise Çömlekçi BEKİR USTA'nın evi gelirdi. Bekir Usta'nın oğlu Kadir ve aileyi tanıyordum. Bekir Usta'nın çamur yalağının yanında CELAL Dede'nin evi ve aşağı tarafta da meşhur ÜÇ ÇEŞMELER vardı. Bitişiğinde kardeşinin evi vardı ve kızı Seyhan orada ikamet ederdi. Yol tarafından merdivenlerle inilirdi. Hemen biraz yanında ise Hamza ÇAĞLAR Dayı'nın evi bulunuyordu. Yan tarafı ise çömlek fırını ve fabrikasıydı.

İlyasoğlu Ahmet'in Çömlek Fırını ve Burunucu Mahallesi'nde Sevkıyata Hazır Çömlekler

Çömlekler Faruk ve Halûk Yıldız Kardeşlerin İmalâtıdır.

            Daha sonra gelen ev ise İlyasoğlu MÜZEYYEN Teyze'nin eviydi. Sonrasındaki ev ise Parmaksız Hüseyin ERKOÇ Usta'ya aitti. Eşi Ayşe Hanım ve çocukları Meliha Uzunca, Fahrettin Erkoç, Ahmet Erkoç, Emine Duman ve Selâhattin Erkoç burada ikamet ederlerdi.

            Evlerinin önündeki konutta oturanlar Mevlüt Kabayel ile eşi Nahide ve çocukları Emine, Ahmet, Zehra, Hatice ve Nurhayat idi. Yanında Bahri Çiçek'in evi vardı. Babası Mehmet Çiçek, annesi Müzeyyen Hanım ve diğer kardeşler Hatice Çiçek ve Nihat Mutlu burada büyüdüler.

TİLLÂ Çay Bahçesi Ardında Parmaksız İsiyn Usta'nın Badanalı Evi

Fotoğrafı Günümüze Ulaştıran : Eren TOKGÖZ

            Yanında İmam HASAN'ların (Darahta'nın) evi vardı. Altı kızı oldu; Zülfiye, Saliha, Sakibe, Akile, Hatice ve Fatma. İslamoğlu HASAN Özbay'ın evinde oğulları Şükrü, Mehmet ve Faruk ile eşleri ile çocukları yaşardı. Boyamaların MEHMET'in evi gelirdi. Eşi Asiye Hanım'dan üç kız ve bir oğlu oldu; Perihan, Neriman, Keriman ve İbrahim. Çömlekçi Karaoğlan da önce bu adada ikamet etti, sonra ailesiyle yolun karşısındaki ikametgâhına taşındı.

Göbek Hasan Yalısı Kayalıkları (Rasim ÖNDERSEV Yat Gezisi)

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 29.07.2007 11:30

            Devamında Terzi Şerif USTA ve eşi Leman Hanım'ın evini ilginç mimarîsi ve haşmetiyle görmekteyiz. Deniz tarafında ise diğer komşuları Boyama Mehmet'erin evi vardı

Göbek Hasan'ın Evi ve Dükkânı İlerisinde Leman'ların evi ve Terzi Şerif ÖZTÜRK'ün İkametgâhı (Sağda)

Fotoğraflar : Ahmet Derya VARİLCİ - 07.07.2004

            Şerif Usta'nın oğlu rahmetli Cengiz ÖZTÜRK benim arkadaşımdı; kardeşleri AKIN ve AHMET'i de Ünye'de herkes tanır.

Şerif ÖZTÜRK Evi ve Yolun Karşısında Kayalıların Evi
 
Fotoğraflar : Ahmet Derya VARİLCİ - 07.07.2004

            Biraz ilerde, denizin içinde gibi görünen Vahap HELVACI Amca'mızın evi vardı. Vahap Amca'nın çocukları Ömer, Yüksel ve Yılmaz arkadaşlarımdı. Vahap Amca'nın evinden sonra CİVADE Teyze'nin evi vardı. Civade Teyze Vahap Amca'nın annesiydi.

Solda Kaypak Kaya ve Sağda Kara Kaya
Başöğretmen Burhan HANHAN ve Vahap HELVACI'nın Evi
Rumlar Drama Muhaciri Görpen'in Oğlu İlyas'a Satmıştı.

Eren TOKGÖZ Fotoğraf Arşivi

            Biraz ilerde deniz içindeki son ev ise Burhan HANHAN Bey'lerin eviydi. Burhan Bey, Mukaddes Hanım ve Mustafa Haşim Bey'lerin ikinci çocuğuydu. Şahap, Kâmile, Melek, Fikriye, Hamdi ve Ziya diğer kardeşleriydi. Burhan Bey, Refika Hanım'la evliydi. Çiftin bu evlilikten Gülhis (Ünye 1928), Aysel (İstanbul 1930), Yüksel (İstanbul 1933), Günsel (Yalıköy 1935), Onur (Ünye 1937), Uğur (Ünye 1940) ve Cumhur (Ünye 1943) isimlerinde tam yedi çocukları olur.

Üst Sıra : Gülhis ve Aysel Hanhan. Burhan Hanhan, eşi Refika, ağabeyi Şahap,
kuzeni Fikret Hn. Önde : Yüksel - Günsel Hanhan, Şahap Bey’in oğlu Refik Hanhan

Aysel (Hanhan) ŞENOL Fotoğraf Arşivi - Foto : Ahmet ŞEN, Ünye

            Burhan Bey'lerden sonra deniz kenarında SUCU'ların evi vardı. Balıkçılıkla uğraşırlardı. Bir oğlu doktordu, diğer oğlu Hüseyin ve kalabalık bir aile oluştururlardı. Daha sonra yolun karşısındaki eve taşındılar. Sucu Hadiye de bu evde otururdu. Sahil şeridi Kalabuzu'na doğru büyük ara ile boşluktu. Aşağıda derenin algun ağzı bulunuyordu. Buraya Dereağzı denirdi.

Dere Ağzı'yla Çömlekçi Yalısı'nın Görünümü

Mehmet Oğlu Hasan Özsoy (Muhasebeci)

            Yokuş yukarıya doğru Arnavut Kaldırım'a varmadan sağda SUCU'ların müstakil evi bulunmaktaydı. Bugün eskiyi anımsatan yegâne konut olarak Çömlekçi Câmii aşağısında varlığını gururla sürdürmektedir. Yolun karşısındaki evin altında ise bir bakkal dükkânı ve bir de ekmek fırını vardı.

Çömlekçi Câmii Minaresi, Önünde SUCU'ların Evi ve Acısu Çeşmesi

Fotoğraf : Ahmet Derya VARİLCİ - 07.07.2004

             Sağda Dereağzı Geçidi'ne girmeden Arnavut Kaldırım'dan yokuş yukarı çıktığımızda yolun tam kenarında ilk olarak Salih BABACAN Amca'mıza ait ev karşımıza çıkar. Kızları Gülümser ve Saliha ile oğlu İbrahim burada ikamet ederdi. Salih Amca'nın evinin köşesindeki nar ağacını halâ unutamadım. Çok büyük denize doğru bir bahçe ve içi mandalina ve portakal ağaclarıyla doluydu. Hemen aşağıda alt tarafta ise yoldan uzun bir merdivenle aşağıya inilerek gittiğimiz ev TARAKÇILAR'a aitti. Bu evdeki yaşlı amca çarşılarda BİT Tarakları satardı. Bu evin deniz tarafında büyükçe de bir balkonu vardı. Hani tâbiri caizse balkondan denize atlanırdı (bu ev daha evvel kayınvalidemin eviydi). Yokuşun tam başında ise benim annem tarafından yakın akrabam ve bizim de süt baba dediğimiz, Ali ÖNDER HOCA'nın evi bulunuyordu. Daha sonra denize kadar bir bahçe ve yana doğru uzanmış incir ağacı vardı.

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)
Bir Zamanların Kalabuzu ve Giresunlu Kayalıkları'nda Rum Mimarîsini Yansıtan Evler

Konut Tespitlerini http://unyezile.net/unyekartp3.htm Adresinden İzleyebilirsiniz.

            Yola yakın bir yerde İsak ŞAFAK'ların evi (Kolsuz İsak).. bu evin önünde yol tarafında dahi deniz kenarındaki kayalıklarin aynısından bulunuyordu. Aradan Giresunlu'ya giden yol ve sağ tarafında bahçe içinde Kalaycı Ali ŞAFAK'ın evi bulunuyordu. Ali ŞAFAK Amca, arkadaşımız, rahmetli İsmet ŞAFAK'ın (Fiske) babasıdır. Daha sonra İksan BİBİ'nin evi gelir. Bu evde Ertaç ATAY arkadaşım da kalmıştı.

            Devamında Mithat KISACIKOĞLU'NA ait ev bulunurdu. Eşi Sabiha Hanım ve oğulları Turgut ve Mustafa ile kızları burada yaşardı. Denize doğru inen uzun bir ara ve en solda, denize uzanmış gibi Tevrat TUNALI'nın evi vardı. Tekrar yukarı yola geldiğimizde devam eden ilk ev Edip ATAY'ın kızkardeşi Muzaffer Hanım Teyze'nin evi, yine yoldan uzun bir merdivenle indiğimiz Berber Mustafa ÇAKICI evi vardı ve kızları Şefika ve Esen burada ikamet ederdi. Az ilersinde birbirine bitişik iki ev, biri Dursun YİĞİT Hoca'ya aitti, kızı Ümmühan'la yaşardı.. yanı ise Nevzat YİĞİT'lere ait evdi, o da kızı Akgül'le otururdu. Yolun baş tarafında Çıngıroğlu Necati ŞİMŞEK'lere ait ev, az ilerde deniz tarafında Avukat ZİHNİ'ye ait ev bulunuyordu.

Giresunlu Kayalıkları ve Meskenleri

1) En Solda Tevrat'ın evi, 2. En Üst Sağda Yarım Ev
Ormancı Hüseyin Şafak'ın evi, 3). Üst Ortada Kalaycı Ali Şafak'ın evi,

            Yokuşun tam başında Cemil KAPICIOĞLU'na ait uzun üç katlı ev vardı. Yola doğru devam edersek, boş bir bahçe ve Salim AĞA'nın evi bulunuyordu. Salim AĞA balıkçıydı, onun hakkında küçük bir hikâye de söylenirdi. Zamanı geldiğinde YUNUS avına çıkarlardı. Bir gün vurduğu yunus, gözyaşı dökmüş, sanki beni vurma demiş, ama Salim AĞA yine onu vurarak kayığa almış. O günden sonra Salim AĞA'nın dili tutulmuştu. Bizlerle bile "di, di, de, de" diye konuşurdu. Yunuslar tüfekle, mavzerle vurulup, bir tarafı çengelli zıpkın gibi kancalarla kayığa çekilirlerdi. 8 - 10 santimetre kalınlığındaki yağlı derileri alınır, gerisi yalıya atılırdı. Deniz kenarlarında kazanlarda bu yağlar eritilip öylece satılırdı. Yunus yağı eritildiğinde dayanılmayacak kadar kötü kokardı. Salim AĞA'nın evinden sonra gelen ev ise MEVLİDE Teyze'nin eviydi. Bu evin içinde alt katta büyükçe bir de kuyu vardı ki biz orada çok oynardık. O evin altında kapı olmadığı için oyun yerlerimizdi. Ben orada ağzından dolmalı bir tabanca da bulmuştum.

            Yine o evin altında ve bahçesinde bulduğumuz kırmızı paraları fırıncıya verdiğimizde bize üçer beşer simit verirdi. Simit o zaman 5 kuruş, macunlar ise tanesi 2,5 kuruşa satılırdı.

Hanımeli Pastanesi'nde Macunlar (Atom), Biber Tuzu, Dağ Çileği ve İncir Reçeli

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 01.10.2007

            1 liraya 5 tane kiloluk yerli ekmeği alınıyordu. Sinemaya 20 - 25 kuruşa giderdik. Yokuş başındaki Cemil KAPICIOĞLU'nun evinin arka tarafında çeşmeye doğru ise Halit TANDOĞDU Abi'miz ve ailesine ait ev vardı. Karşısında YILDIZ'ların evi bulunurdu. Ortadaki büyük sarnıçtan sonra yatar hasta Hüseyin Amca'nın evi, bitişiği Seher KÜLÜRBAŞI, Necla Öğretmen'in evi ve onun bitişiği ise Zabitin Mehmet'lerin, Yaşar YILMAZ'ın evi.

Fotoğrafı Çeken : Şuayip Uzman'ın oğlu Pilot Ömer Uzman (1957)

Kalabuzu Kayalıkları - Soldan Sağa : 1) Refik ve Şefik Günaydın'ların evi,
2. Terzi Nadide Hanım'ın evi, 3. Saatçi Emin Yanık Hoca'nın evi.

            Tekrar Kalabuzu'na dönersek, saatçi Emin YANIK'ın evi, sonraları Ahmet DOKSOY'un evi, annesi terzi olan Fatsalı Çetinler'in evi. Bagiye Teyze ve oğlu Şefik GÜNAYDIN'ın evi, EMİRE Hanım Teyze'nin evi, Sıhhiyeci Bekir UZUN'un (Guru Bekir) evi vardı. Bekir Amca bu evde hanımı Seher Teyze, engelli çocukları ve oğlu Hasan Fehmi Uzun (Prof. Arkeolog) ve kızı İnci UZUN ile yaşıyordu (İnci'nin Şirin Ünye - Akkuş Sesi Gazetesi'nde o zaman "Gaffar Efendi" adlı bir romanı yayımlanıyordu).

            Bitişiğindeki evde Ağa İSMAİL Amca hanımı Ruhsar Teyze, kızları Özden Abla ve diğerleri ile oturmaktaydı. Özden Abla gözlüklü ve siyah kıvırcık saçlı, tombul olmasına rağmen diğer kızlar Feyhan Abla ve Sevcan sarı saçlıydılar. Sevcan, masmavi gözleriyle Kalabuzu'nun güzellerindendi.

            Saatçi Emin'den Ağa İsmail'in evine kadar olan 6 ev şimdiki Yüzüncü Yıl Parkı alanıdır. İsmail Amca'nın evinden sonra büyük bir ev enkazını, bu enkazın deniz tarafında, bir metre çapında, deniz içinde görülen yuvarlak sütunları da hatırlatmak istiyorum. Enkazın iç tarafında ve etrafı dönerli yuvarlak bir KUYU'yu görürüz. Daha sonra Ağa İsmail Emmi'nin evi gibi üç tarafına deniz gelen Arap TELLAT ve hanımı Kâmile Teyze'nin evi bulunuyordu.

Ünye İskelesinden Kalebozuğu Sokak  ve Burunucu Mevkii

Ahmet Derya VARİLCİ Fotoğraf Arşivi / 1958

            Bitişiğinde oğlu Postacı İSMAİL Amca, hanımı Emine Teyze ile çocukları Ali, Rüştü, Mustafa'nın evi bulunurdu. Bu evde Arap Tellat Amca'nın kızı Muazzez Abla ve beyi Cevdet GEMİCİ ve çocukları, Zehra ve Zerrin de oturmuştu. Arada çok büyük bir dut ağacı ve Ayşe BİBİ'nin evi geliyordu. Üç katlı bu evin bir özelliği de dıştan ikinci katına kadar 15, 20 basamak taş merdivenlerle çıkılmasıydı. Nedense bu yalı evlerinde birinci katlar kullanılmaz.. boş olurdu. Bu evin de önünde sütun taşları bulunuyordu ve her zaman ev üç tarafıyla deniz içindeydi. Dalgalı havalarda deniz tam evin etrafına dönerdi.

ALTINEL Yorganevi - Süleyman ARIYURT'un İşyeri

Fotoğraf : Eren TOKGÖZ

            Ayşe Bibi'nin evinden sonra Hallaç Süleyman ARIYURT Dede'nin evi bulunuyordu. Hallaç Dede oğlu Turgut Ağabey ile bu sanatını, Orta Câmi'nin arkasındaki ALTINEL Yorganevi adlı dükkânında sürdürürdü. Dükkânın önü tamamen açık olup, çalışırken görülürdü.

Soldan Sağa : Hüseyin BIYIK, Hallaç Pamuk Dede, Azmi BIYIK, Beyaz Sakallı (?), Ahmet KÖYLÜ

28.07.2007 Uluslararası Ünye Festivali Orta Çarşı Fotoğraf Sergisinden Alınmıştır.

            Elindeki âlet kocaman bir kemane görünümünde, hattâ yay gibiydi. Elindeki bir tokmak gibi ağaç vuracakla vururdu âletinin tellerine ve önündeki pamuklar havaya doğru fırlar, kar yağar gibi yeniden önüne düşerdi. Şimdi torunu aynı isimle yorgancılık yaparak mesleğe devam ediyor. Hallaç Dede'nin evinden sonra büyükçegine yıkık bir ev enkazı bulunuyordu. Bu ev enkazından sonra ise kayık çekilen bir ara ve bir zaman Karakol olan, sonraları ŞAHİNBAŞ HAYDAR Amca'nın evi olan kocaman bir ev irisi mekân vardı.


Bina Tespitleri : Fikri TERZİOĞLU, Yüksel ŞEN ve Ü-STP Grubu - Fotoğrafı Günümüze Taşıyan :
Eren TOKGÖZ (İnş. Müh.) / Ünye 1951 Öncesi -
108) Eski Belediye Binası, 109) Tan Sineması (Patalis Ahmet), 110) Hulusi Âşık (Sırayla Melek Teyze, Ördek Hatçe Teyze, Berber Hayrettin Emmi, Tan Sineması), 111) Kasap İhsan KAPORTO'nun evi, 112) Muhacir Bakkal Kâşif TEMİZYÜREK'in evi, 113) Hacı Hüseyin Ebrişim'in evi, 114) Yanan Dispanser (Bizzat gördüm, yanımda Ali Vidinli vardı. FT), 115) Berber Teğmen'in oturduğu ev, 116) Kadastro Müdürü Kemal ve Necmettin Küçükoğlu'nun babalarının evi, 117) Sporcu 7 Belâ Ekrem ACAR'ın evi, 118) Özden Sarıkaya'lara ait ev, 119) Ömer Abi'lerin evi (Köprübaşı'ndaki Tavukçu Halit Tandoğdu'nun kaynı) - Ahmet KÖYLÜ oturdu, 120) Bekâr Osman Abi (Azize Ablalar)'ın evi 121) Ahmet Ayla'nın evi, 122) Şahinbaş Haydar'ın evi (eski Karakol Binası),

            Bu evin en ilginç özelliği ise yola çok yakın oluşu ve o zamanlar bir metre eninde olan yaya kaldırımdan yarım metre yükseklikte olan oda pencereleridir. Ayrıca evin dış kapısına ulaşmak için de 4, 5 adet taş basamakları inmek gerekiyordu. Dış kapıdan girdikten sonra küçük bir sahanlık, sağ ve sol tarafta iki küçük odaya açılan iki kapı bulunurdu. Evin iç tarafına geçmek için de yine 5, 6 adet çok düzgün mermer basamakları çıktıktan sonra, üç, dört metre genişliğinde, üç metreden uzun, tamamen açılabilen camlı ağır kapıları oluşuydu. Bu devasa kapılardan geçtikten sonra karşınıza koskocaman bir düğün salonu gibi bir salon çıkar ve her tarafı yüksek, sık pencerelerle apaydınlık olurdu. Salonun hemen sağ tarafında üst kata çıkan uzun muntazam merdivenlerle odalara gidilirdi. Üst odalar da alttaki giriş katının üstüydü ve kocaman devasa bu mekânda sadece dört odanın oluşu, bu mekânın ev olarak değil de kültürel kullanım amaçlı olduğunu gösteriyordu. Ben bu evin salonunda düğün yapıldığını da biliyorum. Unutmadan söyleyeyim, salonun sonunda deniz içine girmiş şekilde çok büyük bir balkonun olması da bu mekânın çok amaçlı kullanılmış olabileceğini kanıtlar gibidir.

Türbe Caddesi Girişi, Osman Ağa Câmii ve Yalıkahvesi Ev ve Dükkânları

28.07.2007 Uluslararası Ünye Festivali Orta Çarşı Fotoğraf Sergisinden Alınmıştır.

            Bu mekâna bitişik bir ev enkazından sonra yine içerisi portakal ve mandalina, hattâ limon ağacı da bulunan büyük bir bahçedir. Bahçeden sonra, geniş taş merdivenlerle denize inilen bir aralık ve tam yanan dispanserin karşısında çok uzun, sarı renkte, yol kenarında şato gibi bir ev bulunurdu. Bitişiğinde ise Bekâr Osman lâkaplı Osman Abi, annesi Safiye Hoca Teyze ve kızkardeşi Azize Ablalar otururdu. Sonrasında yine yıkık bir ev enkazı ve denize doğru merdivenlerle inilen bir aralık devamında Teğmen lâkaplı Berber Mehmet İLTER Abi'nin oturduğu denize balkonlu evi bulunuyordu. Bu evin bitişiğinde çok büyük bir mandalina bahçesi vardı. Bu bahçe Çakmakçı Hasan lâkaplı, Hasan Ayla Amca'ya aitti. Hasan Amca'nın oğlu Kenan Ayla Abi'miz bize mandalina dağıtırdı. Bu bahçeden sonra yine denize inilen bir aralık ve yıkık bir ev enkazının bitişiğinde Hulusi Aşık Amca'nın evi bulunuyordu. Bitişik ev ise Melek Teyze'nin evi, onun bitişiği Hatça (Ördek) Teyze'nin evi ve altında kocası Cemal Amca'nın eskici dükkânı bulunurdu. Sonrasında Berber Hayrettin Amca'nın evi vardı ki bu evin denize doğru balkon gibi ilk kat çıkıntısının altında kayığı çekili dururdu.

Müfettiş Mehmet KUŞCU Fotoğraf Arşivi - Kalebozuğu (Kalabuzu) Sokak ve Ünye Yalıları (Renklendirilmiş)

Meskenlerde İkamet Edenleri http://unyezile.net/unyekartp5.htm Adresinden İzleyebilirsiniz.

            Bu evden sonra yine denize inilen küçük bir aralık ve meşhur TAN Sineması bulunurdu. TAN Sineması bir zaman da belediyenin sokak köpeklerini topladığı mekân olarak da kullanılmıştı. Oradan geçmek bizi korkuturdu.. bir yığın köpek havlayarak ve uluyarak ürkütücü bir olay yaşatıyordu. Tam karşısında okul malzemeleri satan Ziya Kandaz Amca, çocuklar alışverişe gelmiyor diye bu duruma şahsî gayretiyle son verdirmişti.Tan Sineması'nın Patalis Ahmet Amca'ya ait olduğu biliniyordu. Patalis Ahmet Amca çok yönlü hayat insanıydı.

Soldaki Beyaz Badanalı Denize Sıfır Bina Patalis Ahmet'in TAN SİNEMASI'dır.

Fotoğrafı Günümüze Ulaştıranlar : Nazlı ŞENALP, Eren TOKGÖZ

            Ahmet Amca'nın av meraklısı olduğunu, Terzi Leon BAYGIN Amca ve Mecit SUYABATMAZ üçlüsünün beraberce gerçekleştirdikleri rakı ziyâfetlerini eklemekle de mâziyi az da olsa zihinlerde tazelemiş olurum diye düşünüyorum.

Fatalisin Ahmet, Şekerci Fikret GÜN, Kalemen Ahmet, Radyocu Ali Korkmaz

Salih Başaran Fotoğraf Arşivi - 10.09.1969

            Çocukluk zamanımdan aklımda kalan, Yalugavesi'nden Topyanı'na kadar olan evleri ve içindekilerin hikâyelerini burada bitirmiş bulunmaktayım. Yazıda ismi geçenler içinde merhum olanlara Allah'tan rahmet, yaşayanlar için de uzun, sağlıklı ömürler diliyorum.

 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR