.
|
SANATÇIYI |
|
Makale :
Yüksel ŞEN
(Araştırmacı -
Emekli Bankacı - Gazeteci - Şâir)
Ünye Çıkarlarının Ankara'da Gözetilmesine Yönelik Etüd Toplantısı
SANATÇIYI
KORUYALIM
(Şirin Ünye Akkuş Sesi
Gazetesi - 10.02.1965 tarih, Sayı :247, 2. sayfada yayımlandı.)
Yusuf ÇAKIR - Dr. Murat Salim TOKAÇ
Efendim : Her halde okumuşsunuzdur? Gazetemizin 9 Ocak 1965 tarihli nüshasındaki «Bizdeki Sanat Anlayışı» başlıklı İNCİ UZUN imzasıyla bir yazı çıkmıştı.
Sayın yazar bu yazısında, Ankara Radyosu’nda yayınlanan bir piyesinin Ünye'de uyandırdığı etkiyi anlatıyor. Şehrimiz halkının hakkındaki düşüncelerini ve takdir hislerinin derecesini çiziyor. Tabi bütün bu yorumlar lehine, çünkü arkadaşın bahsi geçen yazısında kullandığı ifadelerden bu anlaşılmaktadır.
Ressamlarımız : Nevin GÜVEN - Gülay BİRBEN - Neşe ŞEN - Doç. Dr.
Ayşenur CELAYİR
Çok muhterem beyler : Fikir sanatçısı, diğer sanatçılara benzemez.. Bir kunduracı, bir terzi, bir çilingir ve sair meslek branşlarında ehliyetli bir kimse olarak yetişmek istersek daha körpe bir çağda bu meslek dallarını çok iyi bilen bir erbabının yanına gider, kalifiye işçi olarak çalışır, bir şey öğrenir, yavaş yavaş sanatın inceliklerine vakıf olarak terakki ederiz.
Fakat edebî sanatkâr, yukarıda arz ettiğim gibi öyle kalifiye işçi olarak onun bunun yanında yetişmez. Onların sanat aşkı bir. Allah vergisidir. Bu aşk herkese müyesser olmaz, böyle halk arasında nadide yetişen ve olumlu çabalarıyla efkârı umumîyeyi aydınlatan kişilere saygı gerekir.. Sevgi gerekir. Göstereceğimiz sıcak alâkayla onun daha verimli ve daha başarılı eserler verebilmesi için teşvik gerekir.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() Orhan Bora |
![]() İrfan Tosun |
![]() Ahmet Ağaç |
![]() Yüksel Şen |
![]() Bilgin Hasdemir |
Çok muhterem hemşehrilerim, aziz okuyucular, böyle ender yetişen kıymetleri değerlendiren çevre ve onu taşıyanlardır.
Bugün isimleri Edebiyat Tarihi’ne geçmiş nice fikir adamları bu yolda kendilerini halka tanıtmışlardır.
Malûmunuz olduğu üzere, bir radyo Devlet’in gözü, dili, kulağı demektir. Hepimiz çok iyi biliriz ki bu müessese sadece Türkiye'ye hitap etmez, neşriyatını bütün Dünya’ya yapar ve birçok yabancı ülkelerdeki Türk vatandaşları ve diğer Türkçe bilen kişiler bu yayını izlerler. Böyle Dünya çapında bir yayın yapan teşkilât, yayınladığı bir eserde evvelâ kalite arar ve bu vasıfları bulur ve eserin mevzuunu da topluma faideli görürse neşreder.
Hâfız Ali Rıza SAĞMAN (1890 - 1965)
Ünyeli Bestekâr - Hânende - Tarihçi - Felsefeci
İlâhiyatçı - Edebiyatçı - Araştırmacı ve Yazar
Demek oluyor ki bu genç yazarımızın eserini Radyo Program Yöneticileri başarılı görmüş ve yayınlamış, hattâ kendisine bir de Teşekkür Mektubu göndermişler. Ne mutlu bu arkadaşımıza, bir sanatçı için bu hareket en büyük iftihar vesilesi.
Edebiyatçı yazısının mevzuunu seçerken hiç tefrik etmez, olumlu gördüğü yaşantıları en güzel şekilde yansıtmaktan şeref duyar. Velev ki bu yaşantı bir de onun hayatını ilgilendirsin. Ne beis var ki, gerçek olan toplumun aydınlatılması ve etkilenmesi değil midir?
Mustafa ALTIOKLAR![]() Yapımcı |
Mete SEZER![]() Tiyatro San'atçısı |
Mine KOŞAN![]() Ses San'atçısı |
Mevzuu ister hayal mahsulü olsun ister yaşanmış hikâyeler. Topluma bir ders verecek mahiyet taşıyorsa onun kıymeti büyüktür. Yazar arkadaşımızın da temas ettiği gibi hakikaten her yazar, yazısında kendi hayatını anlatmaz. Onlar içinu en büyük ilham kaynağı gezip gördüğü veya hayal ettiği mevzulardır.
İşte en basit bir misal sizlere : Meşhur Fransız Şâiri La Fontaine klâsikleşen masallarının bir kısmını görüp yaşamışsa büyük bir kısmını da hayal ettiği ilhamla yazmıştır. Senelerce evvel kaleme alınan bu değerli hikâyelerin, günümüzde halâ taptaze yaşadığı hayal mahsulü olan eserlerinde ne büyük bir değer taşıdığını bize açıkça anlatır.
Evet Beyler : Kendi gayret ve çabası ile edebî sahada tebarüz eden körpe fidanlar, genç sanatçıları korumak insanî vazifelerimizin en ulvîsidir. Onları teşvik etmek ise tabii hakkımızdır. Yarın bu memleketin irfanına bu kalemler ışık tutacaktır.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() Osman Doğan |
![]() Yaşar Argan |
|
![]() İhsan Gündoğdu |
![]() Ozan Kulfani |
Bir fidanın en olgun meyvelerini verebilmesi için tam kemâle ermesi gerektir. Bir genç yazar da tıpkı bir fidan gibidir. Onu da denemelerine gösterilen alâka ve halkın teşviki geliştirir.
Çok muhterem beyler; bu oyun, öyle gazino köşelerinde oynanan ne briç oyununa ne bezik ne poker ve ne de tavlaya benzer. Hele dominonun hiç yanına yaklaşmaz. Bu oyun bir zekâ oyunudur. Oyuncusuna en mesut dakikaları bir anda yaşatan bir kalem oyunu. Ama bu kalemi lâyıkı veçhile kullanmak gerek ve henüz bir çaba halinde olan bu kalem sahiplerinin ileride daha verimli daha olgun ve daha kuvvetli bir zemine çıkabilmeleri için onları korumak gerek.
Hamdi Tanses
Ünyeli Halk Ozanı, Yazar, Derlemeci, Yorumcu, Besteci
Satırlarımı Türk Edebiyatı'nın kıymetli şâirlerinden merhum İbrahim Alâettin GÖVSA'nın SÖZ OYUNLARI isimli eserinin mukaddemesi olan mısralarla bitirirken, hepinizi hürmetle selâmlarım.
Bir oyun felsefe engin
düşünen başlar için En güzel şeyler oyun
çeşnilidir bir bakınız; Bir oyun sevgi, o
dünyayı sürükler sel ki Bir çocuk ruhu yaşar
bazı büyük çağlarda, İsterim böyle âzade ses
olsun eserim |
|
ÜNYE'DE |
|
Makale :
Yüksel ŞEN
(Araştırmacı -
Emekli Bankacı - Gazeteci - Şâir)
ÜNYE'DE İPÇİLİK, BAKIRCILIK VE
DİĞER EL SANATLARI
(Bu makale en son 25 Ocak
2004 tarihinde güncellenmiştir.)
Ünye'de bilinen en eski el sanatlarından ikisi İpçilik ve Bakırcılık'tır.
Eski Fatsa Caddesi üzerinde, Şükrü YANLIOĞLU'nun Fındık Fabrikası'nın bitişiğinde ve Tepe Mevkii'nde ip imal eden pek çok tersane vardı.
(Aslında tersane, gemi yapılan yere denir ama, kentimizde çokça üretilen ip, halat ve çımalarla, deniz vasıtalarının donanımı yapıldığı için, halkımız bu imalâthaneleri Tersane diye isimlendirmiş.)
Bu tersanelerde, Ünye ve köylerinde üretilen Kendir Elyafı işlenir ve çeşitli boylarda ip, halat, sicim, çarık bağı, çuval kınnabı yapılırdı.
Kanije Kalesi kahramanı, hemşehrimiz rahmetli Tiryaki Hasan Paşa, ömrünün son
yıllarında Ünye'ye gelip yerleşmiş ve Osmanlı Donanması'nın ihtiyaç duyduğu
ip,
halat, çıma gibi pek çok malzemeyi buradan temin etmiştir.
(Kaynakça : Hasan Tahsin KADIOĞLU -
"Tiryaki Hasan Paşa Ünyeli'dir" başlıklı makale.)
Bir zamanlar, kentimizde sayıları sekize kadar yükselen bu tersanelerin öyküsünü, İrfan TOSUN kardeşimizin "Oney'den Ünye'ye" adlı yapıtından okuyalım.
İPLİKÇİLİK
"İmar Gazi Ali tarafından Ünye'ye getirilen ipçilik mesleğinin tarihi 1700'lü yıllara dayanmaktadır ve bugüne babadan oğula gelen bu meslek maddî yönden tatmin etmemesine rağmen, imalâthane sayısı sekizdir.
İpin hammaddesi olan kendir, Amasya'nın Gümüşhacıköy ve Samsun'un Vezirköprü ilçelerinden temin edilmektedir.
Ham kendir maddesi alınır, bir ağaca asılır. 1,5 metrelik bir ağaç ele alınarak dövülür ve bu vesile ile hasılanmış (temizlenmiş) olur. Sonra 3 m boyunda bir sırığa bağlanır. 35 m boyunda, 3 m eninde, 4 m yüksekliğindeki bir baraka içerisinde imalâtı başlar. Bele takılan pastara ve omza takılan yılarga ile sırık kaldırılır.
![]() |
Müteşebbis Halatçı Tahsin
Efendi'nin Halat İmalâthanesi![]() Bu sayede birçok Türk amelesi müstefit oluyor. |
Çırak, takım olan çıkrık ve sandarayı demir elinden çevirmek şartıyla imal edilmeye başlanır. Bir çengele takılır ve bütünleşme başlar. Bir keçi kılı çöpürüyle perdah verilir. Daha sonra 5 - 6 saat kurumaya bırakılır. Dörtlü olan takım yine çıkrık ile 27'li bir büküm olur ve satışa sunulur.
Dört çeşit ip imal edilmektedir.
1 - Çuval ağzı kınnabı,
2 - At
urganı,
3 - Hayvan
yuları,
4 - Sicim.
İlçemizde bu şekilde imal edilen bu ipler, genelde çevre il ve ilçelere gönderilmektedir." (Kaynakça : İrfan TOSUN - Oney'den Ünye'ye, Sayfa : 122)
Ünye'de çok gelişen el sanatlarından biri de Bakırcılık'tı. Sayın İrfan TOSUN söz konusu eserinde, Bakıcılığın Ünye'deki tarihçesini de şöyle anlatıyor.
ÜNYE'DE BAKIRCILIĞIN TARİHÇESİ
"Ünye bakırcılığı tarihi çok eskidir. Osmanlılar zamanında, savaşlara Türk savaşçıları gittikleri için gayri müslümler savaşa alınmazlardı. Bu yüzden Osmanlı topraklarında bütün tüccarlık işlerini Türk olmayan milletler yaparlardı. Bunların içerisinde daha çok Rum ve Ermeniler ticaret işleriyle uğraşırlardı.
İşte Ünye'de de el sanatlarıyla uğraşanlar Rum ve Ermeniler'di. Osmanlılar'ın son zamanlarına doğru Rum ve Ermeni ustaların yanında Türk çocuklarını da çırak olarak görmekteyiz.
Ünye'de bakır döğmeciliğinin Türkler'in ellerine geçmesi iki yüz seneyi bulmaktadır. Yabancı uyruklu milletler Ünye'yi yavaş yavaş terk ettikten sonra bütün el sanatları ve bakır döğmeciliği Türk ustalarında kalmıştır.
Ünye'de
iki yüz sene önceki zamanlarda Bakırcılar Arastası, bilinen en kalabalık ve
ticarî alanda en canlı caddeymiş. Tamamen Rumlar'ın elinde bulunan bu caddede,
bakır eşyaların yanında başka ticarî mallar da satılırmış.
Fakat Ünye'deki bütün bakır eşyalarının bu caddede satılmasından dolayı bu cadde, Bakırcılar Arastası ismini almıştır. Bugün de bu cadde Bakırcılar Arastası olarak anılmaktadır.
Eskiden Ünye çok ünlü bakır döğmeciliği ustalarına sahipti. Aynı ustaların torunları veya çırakları da bugün aynı üne sahiptir. Çünkü el işi olarak yapılan kazan, çeşitli boylardaki tencereler, ibrik ve güğümler İstanbul, Ankara, Adapazarı'na toptan satılmaktadır.
Ergani ve Murgul'dan çıkarılan bakır madenleri Türkiye'deki çeşitli fabrikalarda eritildikten sonra külçe halinde, özel sektör bakır fabrikalarında bakır tabakalar halinde çekilerek, bakırcılara satılmaktadır.
Bakırı tabaka halinde satın alan dükkân sahipleri, kendi dükkânlarında döğerek türlü şekillerde kazan, tencere, ibrik ve güğüm haline getirerek Ünye ve ilçe dışındaki halka satışa çıkarırlar.
Daha önce dükkân sahipleri sıvama makinaları tâbir ettikleri, halk arasında çekme tencereler diye isimlendirdikleri tencerelere, Türk halkının itibar etmemesi neticesinde sıvama makinalarında artık bakır eşyaları yapılmamaktadır.
Müteşebbis Bir Türk Gencinin Bakır Fabrikası
Fakat ekonomik sebeplerle kalayın pahalanması, Türkiye'de alüminyum fabrikalarının kurulması neticesinde, bakırdan yapılan kap kacaklar artık alüminyumdan yapılmaya başlamıştır.
Gerek alüminyumun kolay işlenmesi, gerekse hafif olması Türk halkını,
alüminyumdan yapılma mutfak eşyalarına yöneltmiştir. Böylece ustalık isteyen ve
Ünye'de bir hayli gelişmiş olan elle döğme bakır işçiliği az da olsa önemini
yitirmiştir.
(Kaynakça : İrfan TOSUN - Oney'den Ünye'ye, Sayfa : 122 - 123)
Yukarıda söz konusu ettiğim bakırcılık mesleğinde, Ünye'de isim yapmış şöhretli ustaları şöyle sıralayabiliriz.
Bakırcı Ahmet, Bakırcı Rasım, Bakırcı Selâhattin, Bakırcı Hicabi ve Suat Us, Bakırcı Yusuf Atmaca, Dursun Şirin, Salim Ocaktan, Süleyman Karagöz.
Efendim; bu meslek dallarından başka, şimdilerde Halıcılık, Süpürge ve Sepetçilik, çeşitli konumlarda kullanılan portatif duvar apareyleri, trikotaj ve elle yün örme işleri, Ünye'de zevkle yapılan ve beğeni kazanan el sanatlarımızdır.
Esenlik dileklerimle efendim...
Yüksel ŞEN