XX. YÜZYIL ÜNYE EKONOMİSİNDEN KESİTLER
(İNSANLAR VE İŞLETMELER) |
|
Derleyen ve Sunan : Yüksel Şen
(Emekli Bankacı - Gazeteci - Şâir
ve Yazar)
Ankara/04.12.1999
Her haliyle bir kıymet olan güzel Ünye'mizin, kayda değer hususiyetlerinden biri de iktisadî durumu ve tabiat zenginlikleridir. Hepimizin malûmu olduğu üzere evvelce nakliyat deniz yoluyla yapılırdı. Bu sebeple her sahil şehri denizcilik sanatına önem vermişti.
Bilhassa Ünye'miz gemicilik konusunda diğer sahil şehirlerimizin çok fevkinde idi. Öyle ki şehir nüfusunun ekseriyetini oluşturan halk kendisini tamamen denizciliğe vermiş ve maişetini bu yolda aramaya başlamıştı. "Eskiden Karadeniz'in bir nevi Hamburg'u olarak kabul edilen bu limandan açık denizlere büyük gemiler hareket eder, aylarca uzak diyarlarda dolaşıp iş gördükten sonra ana limana dönerlerdi."
İskenderiye, Venedik, Marsilya, Atina, Varna, Batum ve Azak Denizi en çok uğranan iskelelerdi.
Ünlü tarihçimiz Şemsettin Sami "Kamus ül Alâm" isimli eserinde XIX'uncu yüzyıl Ünye'sinden söz ederken şöyle der : "Trabzon vilâyetinin Canik Sancağı'na bağlı kaza merkezi bir kasabadır. 6700 kişilik nüfusu vardır. Limandaki tezgâhlarda gemi yapılır. Ticareti oldukça canlıdır. Kırım ve İstanbul'la ticaret ilişkisi süreklidir. (Kaynak : Yurt Ansiklopedisi, Ordu Bölümü, Cilt 9, Sayfa : 6273).
Bugünkü Tacülbatbey Pasajı ile eskiden Belediye Gazhanesi olarak kullanılan binanın arasında çok geniş bir kumsal vardı. Burada haftanın muayyen günlerinde, köylerden gelen satıcılar odun pazarı kurarlardı. Ayrıca bu mahal şehrin Demirköprü diye bilinen plaj yeriydi. Halkımız genelde bu kumsalda denize girip banyo yapmayı tercih ederdi.
Demirköprü Banyo Mahalli
Fotoğraf : Ahmet Hüseyin (Şen)
Kumsalın muhtelif yerlerine kurulmuş iptidaî tersanelerde gemi ustaları; çapar, mavna, kayık gibi deniz taşıtları yaparlardı. Sefere çıkan gemiler ana limana döndüklerinde, şehir sakinleri tarafından fener alayları tertip edilir, toplar atılır, helvalar kavrulur; o zaman Derya Hamamı diye meşhur olan ve Yalı Kahvesi'nde bulunan hamam hazırlanır, gemiciler bu hamamda yıkanıp arındıktan sonra evlerine giderlerdi.
Şehrin o zamanki ekonomisinde çok etken olan bu gemiciler, Ağalar Mahallesi diye isimlendirilen bir mahallede otururlardı. Şehrimizde gemicilik sanatının böyle ileri boyutlara ulaşmasındaki yegâne etken Orta Anadolu'nun en yakın deniz iskelesi oluşudur.
Şehrin 84 kilometrelik düzgün bir şose ile Niksar'a bağlı bulunması, Tokat ve havalisi tüccarının kolayca buraya gelmelerini sağlardı. Bu bölgelerdeki ihracat tâcirleri, tütün ve hububat gibi kıymetli emtialarını İstanbul ve diğer şehirlere gönderebilmek için en yakın deniz iskelesi olarak Ünye'yi tercih ederler ve mallarını develere yükleyerek kente gelirler, yaptıkları alışverişlerle şehre bol bol para bırakırlardı.
Tarihte İpek Yolu olarak bilinen bu yol üzerinde, ticarî eşya taşıyan kervan sahipleri, mallarının tahmil ve tahliyesi için günlerce burada konaklar ve o zaman tek istirahat mahalli olan Ünye Hanları'nı tercih ederlerdi. Ayrıca, ilçe olmadan evvel Ünye'ye bağlı olan ve eski adlarıyla Karakuş - Çilader - Lâleli ve bunlara bağlı köylerden herhangi bir işi gereği Ünye'ye gelenler bu hanlarda kalırlardı.
XIX. ve XX. yüzyıl başlarında şehrimizde bugünkü modern görünümlü otel ve dinlenme tesisleri olmadığı için bunların işlevini o zamanki hanlar yerine getirirlerdi. Bugün Ünye'nin en işlek caddelerinden sayılan ve ticarî harekâtımızın merkezi olan Niksar Caddesi'nin şehre giriş methalini eski Ünyeliler halâ, Hanboğazı diye çağrışım yaparlar. Buraya bu isim, Anadolu tüccarlarının İpekyolu üzerinden kentimize gelmelerinden ve çevredeki hanlarda konaklamalarından ötürü verilmiştir.
Eskiden Büyük Câmi Caddesi çevresinde pek çok han vardı. Bu han sahipleri gelen konukların deve, at, katır, merkep gibi binek hayvanlarını hanlarının altında barındırır, sahiplerini de üst kattaki odalarda ağırlarlardı. Buradaki sohbet toplantılarının tadına doyum olmazmış. Konuklar kışsa odun ateşinin veya sobanın çevresinde toplanırlar, yaz ise salon ve odalarda bulunan peykelerde sere serpe dinlenirlerdi.
Hancı, yolcuların hayvanlarının bakımıyla ilgilendiği gibi, iaşeleriyle de ilgilenirdi. Bizim çocukluğumuzda Ünye'de pek çok han vardı. Bu hanlar Kefeli Hanı, Arif Özalp Hanı, Hamza Özalp Hanı diye bilinirdi. Han sahipleri yaptıkları hizmetler karşılığında konuklardan cüz'i ücret alırlardı.
Teknoloji ve yaşam koşulları ilerledikçe, zaman içerisinde bu hanların sayıları Ünye'de azaldı ve günümüzde belki hiç kalmadı. Ama bu hanlar çağımız koşullarında bazı evrelerden geçerek, değişik biçimde halka hizmet vermeye devam ediyor. Örneğin : Haznedar - Şirin İş Hanı, Kabayel, Sinanoğlu, Duraklar İş Hanları ve Tacülbatbey Pasajı gibi.
Otel Ankara |
Otel Ürer Foto : Bekir Baki Aksu ![]() Satış ve Dağıtım : Hüseyin Arın Keskin Color Ltd. Şti. Matbaası /İstanbul |
Ünye'de hanlar artık yatıp kalkma yeri olarak kullanılmıyor. Bu amaca yönelik kentimizde modern otel ve moteller tesis edilmiştir. İşte Kumsal Otel, işte Talip Oteli, işte Ankara Oteli, işte Güney Otel, işte Çınar Oteli, işte Kılıç Oteli ve diğerleri. Ya motellerimiz ve lokantalarımız? Hepsi de kentimizin onuru; XX. yüzyılda bacasız sanayi olarak bilinen turizme hizmet veren örnek tesisler. (Not : Ürer Oteli yıkıma hazır olup; yeni bir işhanı olarak inşa edilecektir.)
Otel Kumsal - Fotoğraf :
Eren Tokgöz/Aynur Zeren Tan![]() Ünye Belediyesi Kültür Yayınları No. 2 |
Park Hotel |
Acara Turistik Tesisleri
- Fotoğraf : Eren Tokgöz/Aynur Zeren Tan![]() Ünye Belediyesi Kültür Yayınları No. 2 |
Park Restaurant -
Fotoğraf : Eren Tokgöz/Aynur Zeren Tan![]() Ünye Belediyesi Kültür Yayınları No. 2 |
Belediye Çamlık Sosyal
Tesisleri/Çamlık Motel |
DEĞERLİ OKUYUCULAR
Söz Ünye Hanları'ndan açılmışken, bu mesleğe bağlı olarak o zamanki halkımızın uğraş konularından olan nalbantlık, keçecilik ve saraçlık mesleklerine de değinmeden geçemeyeceğim. Bir zamanlar Ünye'de bol miktarda keçe imal edilir ve bu keçeler, saraçlar tarafından eyer yapımında kullanılırdı.
Eski yaşlı Ünyeliler anımsayacaklardır. Orta Cadde'de faaliyet gösteren ve benim de ev komşum olan Keçeci Ahmet mesleğinde oldukça temayüz etmiş iyi bir usta idi. Geçmiş yıllarda Ünye'de saraçlık da gelişmişti. Örneğin : Saraç Ahmet bu meslekte ün yapmış iyi bir usta idi.
Kazancılar Caddesi'nde sobacı Mehmet Efendi mahdumları, Yanar kardeşlerin karşısında ve rahmetli Senayi Yazıcı'lara ait dükkânların birinde faaliyet gösteren bu usta, Ünye'de üretilen derilerle nefis eyerler, koşum takımları yapardı. Hele rugan derilerle imal ettiği eyerlerin o ihtişamlı pırıl pırıl görünümleri bir başka olurdu. Bu usta imal ettiği kamçı ve koşum takımlarını bazen gümüş kakmalarla da bezer, üretimlerine albeni kazandırırdı.
Hayvanlarını bu tür koşum ve eyer takımları ile donatan at meraklıları, şehrin caddelerinden geçerken halk tarafından dikkatle ve zevkle izlenirdi. Bilhassa rahmetli Hamza Coşkun, Arapoğlu Yaşar, Halis Genç atlarına böyle donanım içerisinde binerlerdi.
Geçmiş yıllarda, Ünye'nin köy yolları bugünkü gibi düzenli olmadığından, ulaşım ve taşımacılık işlerinde at, katır ve eşek gibi binek hayvanları kullanılırdı. Bu hayvanların sahiplerine daha çok hizmet edebilmeleri, bozuk yollarımızdan zarar görmemeleri için ayak tırnaklarının korunmaları gerekiyordu. Bu korunmada hayvanların ayaklarına nal çakmak suretiyle yapılırdı. Şehirde bu işi yapanlara nalbant denirdi. Eski Ünyeliler anımsayacaklardır. Şimdiki Millî Eğitim Müdürlüğü Hizmet Binası'nın çevresinde ve Büyükcâmi Caddesi üzerinde pek çok nalbant dükkânı vardı.
Bu nalbantların en ünlüsü Nalbant Arif diye şöhret yapan Arif Özalp'ti. Mesleğinde oldukça mahir olan bu usta, sahibi olduğu hanın bir köşesinde, güçlü fiziği ile sac ve yassı demir çubuklardan boy boy nal döverdi. Bir zamanlar, ekonomimize büyük katkısı olan ata yadigârı bu mesleklerin, şimdilerde Ünye'de yavaş yavaş unutulmaya yüz tuttuğunu görüyoruz.
Son
yıllarda devletin karayollarına büyük ehemmiyet verişi ve her şehrin muntazam
yollarla birbirlerine bağlanması ve bu arada motorlu araçların da hayli artışı
Ünyeliler için velinimet telâkki edilen
Deve Kervanları'nın
ortadan kalkmasına sebep oldu. Kısa zaman içerisinde deniz ticareti ve
taşımacılığı tamamen karaya intikal etti. Bu
yoldan kazanç sağlamaya çalışan halkımız da rızkını başka uğraşlarda aramaya
başladılar. (Foto : Dr. Mustafa
Keşaplı -
http://www.akdeniz.edu.tr/tip/aciltip/mustafa.htm
).
Ünye'nin şöhretini geniş bir hale getiren ve şehrin iktisadî hayatında büyük ehemmiyeti olan gemicilik sanatı değerini yavaş yavaş kaybetti. Bu sanatın kaderine bel bağlayanlar bu defa şehrin ziraî mahsulâtının değerlendirilmesine ve yetiştirilmesine daha çok özen gösterdi. Fındık bahçelerinin sayıları arttırıldı; para getiren diğer mahsulâtın istihsalâtı ile uğraşıldı. Kısa bir zamanda denizcilik mesleğinin yarattığı boşluk telâfi edildi. Bu arada el sanatlarına hız verildi.
Şehir her geçen gün hamleler kaydederek, özlediği iktisadî yaşama yeniden ulaştı. Bugün Ünye ekonomisinin başlıca faktörlerini, ziraî mahsulâtımızın temin ettiği hepimizin malûmudur. Halkımızın bugün istihsalâtı ile uğraştığı başlıca emtia çeşitlerimizi şöyle sıralayabiliriz :
Fındık, kendir tohumu, kendir elyafı, patates, soya fasülyesi, süpürge tohumu, süpürge, kabak çekirdeği, kuru fasülye, yumurta, mısır, pirinç, ceviz, arı balı, balmumu, elma ve bilumum mahallî sebzeler. Bu emtialar arasında fındık, soya fasülyesi, kendir elyafı, kendir tohumu en fazla istihsal edilenlerdir. İhraç mallarımız olan bu mahsullerimizin alıcısı her an hazırdır.
Vilâyet merkezimiz Ordu'dan sonra Türkiye'nin en çok soya fasülyesi Ünye'de yetiştirilir. Dahili ihracatımızı teşkil eden mallar ise yumurta, ceviz, balmumu, bal, elma, patates, kuru fasülye, süpürge, pirinç ve kabak çekirdeğidir. Bu emtialardan bilhassa kabak çekirdeği yurt içi piyasalarda çok rağbet görür. Diğer emtialarımızın da müşterileri her zaman hazırdır. Bilhassa elmalarımız dahili ihracatımızın can damarıdır.
Nevii sadece Ünye'ye mahzur olan karpuz elmalarımız, müstahsile büyük kazanç sağlar. Yıllarca evvel elma haricî malımızmış. Birçok yabancı firmaların bu elmalardan şarap yapmak üzere kentimize elma mübayaa etmeye geldiklerini söylerler. Hattâ bina temelleri kazılırken, büyük şarap küplerine rastlandığı da vâkidir.
Efendim; tarih boyunca, toplumsal yaşama dönük insanlar, birbirlerine yaptıkları ziyaretlerde yedirip içirmeyi, bir başka deyimle izzet-i ikramda bulunmayı gelenek haline getirmişlerdir. Kabile düzeninden ulusal birliğe dönüşünceye kadar devam etmiş ve bundan sonra da, ihtiyar Dünya'mızın yaşam biçimi olarak devam edecektir.
Orta Asya'da oluşan doğal âfetler sonucu, Avrupa'nın birçok yerleşim yerlerine kadar uzanan atalarımız, konuklarına kımız ikram ederlerdi. Avrupa Milletler Topluluğu ve Dünya'nın diğer ülkeleri ise, çeşitli içki türlerini meclislerinde dostlarına sunmaktan mutluluk duyuyorlardı. Bilhassa Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan, ürettikleri kalite şarapları ile ünlüydü. Bu ülkelerin özelliği günümüzde de devam etmektedir.
Bu arada şimdi olduğu gibi o tarihlerde de ülkemizde çok kaliteli şarapların üretildiğini vurgulamadan geçemeyeceğim. Örneğin; Karadeniz'in incisi güzel yurdumuzun ve hattâ Dünya'nın seçkin turizm kentlerinden ve Avrupalılar'ca ismi One - Oney ve Ünyüs olarak bilinen Ünye'mizin şarapları çok ünlüymüş.
Hattâ Ünyüs, eski Yunan dilinde iyi şarap anlamına geliyormuş. Bağ ve bahçelerimizde bol miktarda yetişen, nevii sadece Ünye'ye mahsur olan, hoş kokulu, bol sulu, iri taneli, kocaman salkımlarıyla güzel bir görünüm arz eden Hırtarış Üzümleri'miz de şarap yapımında kullanılırmış.
Ünye'nin Meşhur Siyah
Üzümü![]() |
Hırtarış Üzümü'nün
Farklı Bir Türü![]() |
Emsallerinden çok üstün olan bu şaraplar, yurt genelinde ve Avrupa ülkelerinde de büyük beğeni kazanırmış. O tarihlerde, şehir merkezi ve çevresinde gayri müslimin çok olması ve bu kesimin şarap içmeye aşırı tutkunluğu, üretimi artıran faktörlermiş.
Ünyeli gemiciler, Atina - Venedik - Kırım - Varna - İskenderiye - Marsilya - Batum gibi limanlara giderken, pazarlayacakları mallar arasında bol miktarda şarap götürürler ve Avrupalı tüccarlara satarlarmış. Zaman içerisinde, buharlı gemilerin keşfi, yelkenli gemilerin, deniz aşırı uzak seferlere çıkmasını engelleyince, şaraplarımız Avrupa pazarlarına götürülememiş. Bunun üzerine, şaraplarımızın kalite ve nefasetini bir başka ülke şarabında bulamayan Romalı Şâirler;
"Artık gelmez oldu Oney'in Şarapları" diye yakınmışlardır.
Geçmiş yıllarda, şehrimizde şarap yapan pek çok imalâthane varmış. Bu imalâthanelerin sayısı, şarapların ülke dışına sevki aksayınca zaman içerisinde azalmış. Cumhuriyetimizin 10. yıl kutlamaları nedeniyle, Ünye Ticaret ve Sanayi Odası'nın yayımladığı 1923 - 1933 "Ünye'de İktisadî Hareketler" adlı kitapçığın 20. sayfasında, ilçemizde şarap yapan imalâthanelerden birinin işletmecisi ile birlikte çekilmiş fotoğrafı vardır ve fotoğrafın altında aynen şöyle yazıyor. "Ünye'nin Meşhur Üzümünden Şarap Yapan Müteşebbis Bir Türk Gencinin Şarap İmalâthanesi".
Ünye'nin Meşhur Üzümünden Şarap Yapan
Müteşebbis
Bir Türk Gencinin Şarap İmalâthanesi
Fotoğraf : Ahmet Hüseyin (Şen)
DEĞERLİ OKUYUCULAR :
Güzel kentimizin tarihe mal olmuş, şimdilerde unutulan bu san'at dalını, Nevşehir, Ürgüp, Sungurlu, Merzifon, Şarköy, İzmir, Eskişehir, Bursa, Gaziantep ve yurdumuzun diğer kesimlerinde olduğu gibi bir potansiyel haline getirmenin tam zamanı. Haydi bu şehrin değerli müteşebbisleri; bol miktarda yetişen üzüm, elma gibi ürünlerimizin değerlendirilmesi için sıvayın kolları.
Unutmayınız ki! Tarih tekerrürden ibarettir.
Memleketimizin iktisaden kalkınmasına etken olan faktörlerden biri de el san'atlarıdır. Bir zamanlar Ünye'de icrai faaliyet gösteren 10 adet toprak imalâthanesi, 4 adet ip kırnap ve halat imalâthanesi, birkaç debağhane, 6 hızar atölyesi, 10 oksijen kaynak atölyesi, 6 plânya tezgâhı, 200'ün üzerinde fanila, peştemal, çorap ve kilim dokuma tezgâhı, 4 adet şekerleme helva imalâthanesi mevcuttu.
Çömlek Fabrikası ve Fırını/Burunucu Mahallesi
Elden Ele Pişmemiş Çömleklerin Fırına Üstten Doldurulması
Fotoğraf : Ahmet Hüseyin (ŞEN)
Ünye'de toprak sanayiinin gelişmesine öncülük eden kişi, şu anda Burunucu Mahallesi, Terme Caddesi üzerinde gıda maddeleri ticareti ile iştigal eden Bahri Çiçek ve Terzi Nihat Çiçek'in dedeleri ve benim de halamın beyi Borçkalı İlyas Zade Ahmet Efendi'dir.
Çömlekçi Başustası (Taşçı) Hüseyin Mistepe
Ünye'de çömlekçilik san'atının öncülüğünü yapan İlyas Zade Ahmet Bey de ayrıca tuğla, kiremit ve kireç imalâtı ile uğraşıyormuş. (Kaynak : Resimli Ünye Rehberi, sayfa : 46). Çömlek ve tuğla yapımında kullanılan cimil çamur, Ayanikola ve Çamlık çevresindeki arazilerden elde edilirdi.
Ünye'de çömlekçilik san'atının geniş alanlara yayılması 17 ve 18. asırlar içerisinde olmuştur. Rahmetli Orhan Bora Hocamız'ın "Turistik Yeşil Ünye Rehberi" isimli yapıtında da değindiği gibi, bir zamanlar Çömlekçi ve Burunucu Mahalleleri'nin tüm sokakları, satışa arz edilen boy boy testi, küp ve avani çeşitleri ile dolu idi.
Burunucu Mahallesi'nde
Sevkıyata Hazır Çömlekler
Çömlekler Faruk ve Halûk Yıldız İmalâtıdır.
Çömlekçi Mahallesi'nde Dilek Toprak Sanayii'nin sahipleri Haydar ve Adil Dilek ile Burunucu Mahallesi'nde Şükrü Ellibeş'lere ve Telci Kadir'lere ait imalâthaneler çok sayıda işçi çalıştırırlardı. Üretilen malların bir kısmı şehir içinde müşteri bulur, büyük bir kısmı da İç Anadolu şehirlerine ve Karadeniz kıyısındaki şehirlere gönderilirdi. İç Anadolu şehirlerine yapılan sevkıyatlar kamyonlarla; sahil şeridine yapılan sevkıyatlar da motorlarla yerine getirilirdi.
Ünye'de çömlek imalâtından başka, toprak sanayiinin diğer ürünleri olan tuğla, kiremit ve kireç imalâtı da yapılırdı. Eski Ünyeliler, şimdiki Kırkevler ve Kefeli Câmîi'nin bulunduğu mahalleleri halâ kireç fırını diye çağrışım yaparlar. Zamanında burada kireç, tuğla ve kiremit üreten ocaklar vardı. Bu dalda uğraş verenlerin başında ise Laz Zade Ruşen Bey geliyordu. Bu zat Ünye eşrafından Engin ve Ruşen Aksoy kardeşlerle, onların akrabalarının atalarıdır.
Köprübaşı ve Kireç Fırınları
Fotoğraf : Ahmet Hüseyin (Şen)
Dabakhaneler, şehrin Köprübaşı mevkiinde kurulmuştu. Kent merkezinde ve köylerimizde kesilen büyükbaş ve küçükbaş kasaplık hayvanların derileri bu tabakhanelerde işlenir ve ayakkabı sanayimizin hammaddesi yerli kösele, sahtiyan, yağlı vidala, meşin gibi deri türleri üretilirdi.
Videla ve Kösele Üzerine Çapuleci ve Terlik
ve Kunduracıları
Fotoğraf : Ahmet Hüseyin (ŞEN)
Örneğin ; manda derilerinden kösele, inek derisinden vidala, koyun derisinden meşin, sahtiyan keçi derisinden de gılase imal edilirdi. Ayrıca bu hayvanların yünleri de özel bir yöntemle deriden ayrılarak yapağı oluşturulurdu. Köprübaşı Deresi'nin çevresinde toplanan bu tabakhanelerin sahipleri mesleklerinin doruk noktasına ulaşmış ustalardı. İşveren sıfatıyla yanlarında pek çok işçi çalıştırırlar, hem halkımızın geçimine ve hem de kent ekonomisine yararlı olurlardı. Burada faaliyet gösteren en büyük tabakhaneler rahmetli Hasan Ürer ve Necati Vidinli'ye aitti.
Türk Sanatkârlarının
Vücude Getirdikleri Debağhane![]() Fotoğraf : Ahmet Hüseyin (ŞEN) |
Çömlek Fabrikasında Türk
Erkek ve Kadınlar![]() Fotoğraf : Ahmet Hüseyin (ŞEN) |
Bu meslekte isim yapmış diğer işverenler de Tabak Şükrü, Tabak Basri, Tabak Rasih, Tabak Muhlis ve Taş Hasan'dı. Şehrin en büyük tabakhanelerini oluşturan Hasan Ürer ve Necati Vidinli'ye ait işyerleri sonradan birleşerek, tabaklık mesleğinden vazgeçip, Ürer Lâstik Fabrikası haline dönüştü.
"İmar Gazi Ali tarafından Ünye'ye getirilen ipçilik mesleğinin 1700'lü yıllara kadar uzandığını görüyoruz." Şehrin Tepe Mevkii'nde ve eski Fatsa Caddesi üzerinde faaliyet gösteren ve sayıları 4'ü bulan bu ip - halat ve kırnap imalâthanelerinde 3 - 4 işçi çalışırdı. Yılda 15 - 20 ton muhtelif ebatta ip - halat - kırnap üretirlerdi. Bu üretimlerin bir kısmı şehir dahilinde tüketilir, büyük bir kısmı da Anadolu'nun muhtelif yerlerine gönderilirdi.
Hızar atölyelerinin her birinde 2 - 3 işçi çalışır, istihsalleri yılda 100 ilâ 200 metreküp kerestedir. Şimdilerde Ünye ekonomisinde büyük katkısı olan ve Niksar Caddesi üzerinde faaliyet gösteren büyük kereste mağazaları ve parke üretim fabrikaları bu konuda yapılan büyük aşamaların somut örnekleridir.
ORÜS Bolu Müessese Müdürlüğü
Önde : M.Ufuk Mistepe, Arkada : Murat Güney
Ünye : Mobilya Fabrikası
Ünye'de bakırcılık san'atı da eski bir tarihe dayanır. Kentin Kazancılar Caddesi bir zamanlar bakır kap üreten esnaftan geçilmezdi. Bidayette Rum ve Ermeni kökenli ustalar tarafından işletilen dükkânlar, bilâhare Türk kökenli ustaların eline geçmiştir. 200 seneyi aşkın geçmişi olan bu sokakta, Ergani ve Murgul'un bu kıymetli madenleri, Türk kökenli ustalar tarafından çeşitli boylarda kazan, sahan, tencere, ibrik, güğüm, bardak ve çeşitli ihtiyaç maddeleri haline getirilir. Üretimlerin bir kısmı kent dahilinde tüketilir, büyük bir kısmı da İstanbul, Ankara, Adapazarı esnafına toptan satılmak suretiyle şehre para girerdi. Bu mesleğin isim yapmış ustaları ise; Bakırcı Ahmet, Bakırcı Rasim, Bakırcı Selâhattin, Bakırcı Hicabi ve Suat Us, Bakırcı Yusuf Atmaca, Dursun Şirin, Salim Ocaktan, Süleyman Karagöz'dü.
Bir zamanlar Ünye ve çevresindeki köylerde evsel dokumacılık çok gelişmişti. Bugünün Buldan ve Babadağ'ı ne ise, dünün Ünye'si de bu konuda öyle isim yapmıştı. Halkımızın büyük bir kısmı geçimini, çeşitli el san'atları ile iştigal ederek kazanırdı. Yukarıda vurguladığım gibi erkeklerimiz çeşitli mesleklerle uğraşır, kadınlarımız da evlerinde peştemal, fanila, çorap, kilim, keten bezi, belbağı, yatak çarşafı gibi halkımızın ihtiyaç duyduğu giyim kuşama dönük, güncel deyimle "evsel dokumacılık" yaparlar ve üretimleriyle aile bütçesine katkıda bulunurlardı.
Bilhassa dul kadınlarımız, kimseye muhtaç olmadan geçinmek ve para kazanmak için bu yolu tercih ederlerdi. Dokumacılık dalında uğraş veren aileler, ürettikleri emtiaları Çarşamba günü, Büyük Câmi'nin yanıbaşında, eski ayakkabı tamircilerinin ve çeşitli seyyar satıcıların tezgâhlarının önüne oturur, yere açtıkları sergiye mallarını yayıp, satışa arz ederlerdi.
Orta halli aileler, eskimiş giysilerini şerit halinde keser, bunları birbirine eklemek suretiyle, şehirdeki kilim dokumacılarına, kaşanik tâbir edilen nefis kilim yaptırırlardı. Şimdilerde bu tür kilimler, büyük şehirlerde, görkemli halı mağazalarının vitrinlerinde antika diye teşhir ediliyor.
Bir zamanlar Ünye köylerinde çok yaygın olarak üretilen kendir çubuklarının ıslatılıp soyulması suretiyle elde edilen elyaf, çiftçi ailelerince kirmanlarda eğirtilip iplik haline getirilir ve bu ipliklerden Ünyeli dokumacılar tarafından gömleklik keten bezi dokunurdu. Bu bez, ilgili köylülerce iç çamaşırı, gömlek, şalvar, zıpka, yelek gibi giysiler yapmakta kullanılırdı. O zamanlar bir peştemal 3 veya 5 liraya satılırdı.
Kilimler; uzunluğu 75 cm olan ve adına dayak denilen ağaçtan mamul bir çubukla ölçülür; dokunulan kilim kaç dayak gelirse ona göre dokuyucu, dokutandan ücret alırdı. Bir dayak kilim 50 kuruşa dokunurdu. Keza keten dokumanın ölçüsü de gömlek hesabıyla yapılırdı. Bir gömleklik dokuma için dokuyucu müşterisinden 100 ilâ 150 kuruş arasında ücret talep ederdi. Çorap ve fanila dokuyanlar, bütün malzemeleri kendilerinden olduğu için, günün rayicine göre satış yapıyorlardı.
Müslim ve gayrimüslim birçok Ünyeli yıllarca bu işlerle uğraşmışlardı. Bir zamanlar Orta ve Yılmazlar Mahalleleri ağırlıklı olmak üzere Ünye'nin diğer mahallelerinde de dokumacılık yapan aileler vardı. Bilhassa Orta Mahalle'deki evler bu işin merkezi halinde idi.
Kiziroğlu ve Keşaplı Sokakları'ndan geçerken, kulaklarımız dokuma tezgâhlarının tufalarında gidip gelen kamçılı mekiklerin şakırtısı ile inlerdi. Rahmetli babaannem ve annem peştemal, çarşaf, havlu, keten bezi ve kilim dokurdu. Hattâ rahmetli anacığım uzun yıllarını bu işe verdiği için komşular ve müşterileri tarafından Kilimci Mahmure diye anımsanırdı. Bu işe uzun yıllarını vermiş diğer dokumacılar da haslarının başına uğraş konusu konularak çağrışım yapılırdı. Örneğin; Peştemalcı Pembe Teyze, Fanilacı falan, Çorapçı filan gibi.
Sayfa Devamını İzlemek İçin Tıklayınız