ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 24 Eylül 2004 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

* EFSANELER *
MUALLİM DEDE
BEYAZI BESTEN
GUGUK BABA

 

Derlemeler :
Michael M. YOUNG - Cem GÖRAL
 

Muharrem Efendi ve Mehmed Arif Efendi'nin Zile Devlet Hastahanesi Önündeki Kabirleri

Fotoğraf : FOTO İHSAN

MUALLİM DEDE
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı - Cem GÖRAL http://www.kulturturizm.gov.tr/portal/tarih_tr.asp?belgeno=6529
Michael M. YOUNG - drturc@start.com.au http://hercules_5.tripod.com/efsaneler/muallim_dede.html

           Muallim Dede Zile'de bir yatırdır. Muallim Dede deyince Zileliler'in aklına yüce bir kişi, bir evliyâ gelirmiş. Onun asıl adı Muallim Dede'dir. Zileliler de ona Muallim Dede derlermiş. Muallim Dede hakkında bilinen bilgi çok az olmasına karşı Muallim Dede'nin Zileliler'in üzerindeki etkisi çok büyükmüş.

            Muallim Dede, Devlet Hastahanesi'nin bahçe kapısından girişte sağ tarafta bulunurmuş. Epey zaman önce hastahane yapılırken, hastahanenin görüntüsü bozulur düşüncesi ile o zamanın Kaymakam'ı iki mezardan ibaret olan bu yeri kaldırtmak istemiş, ama Muallim Dede'nin yatırına hiç kimse elini sürmek istememiş.

            Rivayete göre Kaymakam'ın emri ile bu türbeyi kaldırmak için yapılan çalışmaların başladığı günün gecesi evliyâ Kaymakam'ın rüyasına girip "Beni yerimden edersen , ben de senin yerini, yurdunu belirsiz ederim." demiş.

Muharrem Efendi'nin Kabri - Hicrî 910 - 1000 (M. 1505 - 1591)

Fotoğraf : Necmettin ERYILMAZ

            Bu rüyadan etkilenen Kaymakam hemen çalışmayı durdurmuş ve bugünkü türbeyi yaptırmış. Anlatılanlara göre de yeni yapılan türbe biraz çukura yapılmış ve küçük bir türbeymiş. Bu türbenin etrafı dört köşeli ve koyu yeşil parmaklıklarla çevriliymiş. Beyaz badanayla da boyalıymış.

            Türbenin içine üç küçük basamakla girilirmiş ve bu basamaklardan aşağı inilirmiş. Bu yapının içinde iki tane taş mezar varmış. Türbede girişin sağ tarafında mum yakmak için duvarda dörtgen şeklinde bir oyuk, ayrıca gelen ziyaretçilerin de oturması için türbenin iki duvarına tahta sıralar konulmuş.

            Zileliler'in başı sıkışınca, bir derdi olunca hemen Muallim Dede'ye koşarlarmış. Onlar için Muallim Dede Tanrı'nın sevgili kuludur; bu yüzden de bütün isteklerini Tanrı'ya yakın kabul ettikleri bu yüce kişiye anlatırlarmış. Bu yüzden de Muallim Dede'ye adaklar adar, mumlar yakarlarmış.

            Bu nedenden ötürü;

            - Muallim Dede sınıfımı geçeyim, sana iki mum.

            - Ah bacım, bizim oğlanı hayırlısıylan bi evlendiriyim, Muallim Dede'ye bi horoz valla.

            - Allah'ım sevdiğime kavuşayım; Muallim Dede için yoksula sadaka vereceğim.

            - Hayırlısıylan bi iyileşsem ya Rab'bim, Muallim Dede'ye horoz adağım var.

            Gibi yakarışları Zile'de sık sık duymak mümkünmüş. Muallim Dede insanların en zor anlarında yardım için çektikleri bir imdat kolu gibiymiş.

Muharrem Efendi'nin Zile Devlet Hastanesi Önündeki Kabri

Fotoğraf : FOTO İHSAN

            Muallim Dede ile ilgili şöyle de bir inanış varmış. Ayın ilk Perşembe'sinden başlayarak, yedi Perşembe Muallim Dede'ye gidilirse, insanın dileği kabul olunurmuş. Muallim Dede'nin yolu kabristan yolunun üzerindeymiş. Ölülerini ziyarete gidenler özellikle arife günleri kabristana giderlerse, Muallim Dede'ye uğramadan edemezlermiş. Muallim Dede'yi ziyarete girerken önce sağ ayaklarını içeriye atar, besmele çekerler ve öyle içeri girerlermiş. Daha sonra dualar okuyarak iki mezarın çevresinde dolanıp; her dolanışta mezarların başlarındaki taşları öpüp, bir yere oturup dualar okurlarmış.

            Muallim Dede'ye yalvarır yakarırlarmış. Mum adakları varsa, mum yakarlarmış. Girişteki iki mezarın başındaki taşlarda mutluymuş. Etrafta da irili ufaklı mumlu taşlar varmış. Bu taşları mezar taşına yapıştırdıklarında içlerinden tuttukları dileğin de çıkacağına inanırlarmış. Türbeden çıkarken yine sağ ayaklarını önce atmaya, eşiğe basmamaya özellikle dikkat ederlermiş.

            Bugüne dek Muallim Dede'ye bir çok adaklar yapılmış, yakarmalar, yalvarışlar olmuş, ama bunların hepsinin yerine gelip gelmediği hakkında kesin bir bilgi elde yokmuş. Bilinen tek bir şey varsa, o da Zileliler'in Muallim Dede'ye candan bağlı olmasıymış. Bunun için de Zileliler her zaman şöyle derlermiş :

            "Bir Muallim Dede'miz var, başka neyimiz var?"

BEYAZİ BESTEN
Michael M. YOUNG - drturc@start.com.au
http://hercules_5.tripod.com/efsaneler/beyazibesten.html

Beyazid-i Bestamî Câmîi - Ali Kadı Mah. Beyazıtlı Sok.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 19.08.2004 Perş. 16:31

            "Beyazi Besten'de yatan evliyâlardan birinin adı Abdurrahman Çelebi'dir. Abdurrahman Çelebi'nin bir abisi var imiş. O da bu câminin imamıymış. Abdurrahman Çelebi çok dindar, âlim bir insan imiş. Bir akşam namaz vakti abdest alıyormuş. Abdest alırken dahi kendinden geçiyormuş. O akşam da abdestini alırken, suya bakmış; kendinden geçmiş.

            Allah tarafından O'na suda bazı şeyler gösterilmiş. Suda Karadeniz'i görmüş. Karadeniz'de bir balıkçı teknesi, fırtınaya tutulmuş, bir o yana, bir bu yana sanki ceviz kabuğu gibi sallanıyormuş. İçindeki balıkçılar ne yapacaklarını bilmeden Allah'dan yardım diliyorlarmış. Bir dalga çok şiddetli teknenin üzerine geliyormuş. Abdurrahman Çelebi o zaman öyle bi hışımınan, sanki denizin yanındaymış gibi Allah tarafından öyle bir güç veriliyor ki Karadeniz'e atlıyor. O anda balıkçı teknesini doğrultuyor.

Beyazid-i Bestamî Câmîi - Ali Kadı Mah. Beyazıtlı Sok.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 19.08.2004 Perş. 16:40

            O zamanlar üç pesli entari giyiyorlarmış. Abdurrahman Çelebi o tekneyi doğrulturken pes olan yerlerinin arasına balıklar girmiş. Yine Allah'ın verdiği kuvvetle geri dönmüş. Akşam Namazı'na yetişmiş. Entarisinin pesini düzeltirken, balıklar mescide dökülmeye başlamışlar. Balıklar câmide canlı canlı, hopur lopur oynuyorlarmış. Kendinden büyük olan imam abisi balıkları görünce soruyor :

            "Abdurrahman karındaşım. Bu balıklar neyin nesi?" Abdurrahman Çelebi ona şu cevabı veriyor : "Karadeniz'de bir balıkçı teknesi, baktım batıyordu. Onu düzeltmeye gittim. Balıklar oradan girmiştir." Demiş. Böylece Abdurrahman Çelebi'nin ulu bir evliyâ olduğunu anlamışlar. Beyazi Besten Zile'nin en büyük evliyâlarından biridir.

GUGUK BABA
Michael M. YOUNG - drturc@start.com.au
http://hercules_5.tripod.com/efsaneler/guguk.html

            "Zamanın birinde bir adam yaşarmış. Bu adam güleç yüzlü, tatlı dilli biriymiş. Herkese şaka yaparmış. Kimi görse ona : "Nasılsın guguk, ne yapıyon guguk?" gibi şeyler söylüyomuş. "Guguk" dediği için bu adama herkes "Guguk Baba" demiye başlamış. Guguk Baba'nın bir Ermeni dostu varmış. Bu dostu bir gün ölmüş. Herkes toplanmış, onun ölümünü konuşurlarken, Guguk Baba oturduğu yerde dalmış. Dostunu görmüş. Dostu Cehennem'de katiran gazaninda gayniyomuş.

            Guguk Baba'ya oradan bir ses gelmiş. "Dostuna yardım etme" diyorlarmış. Ermeni dostu ise "Yardım et, yardım et" diye feryat ediyomuş. Guguk Baba dayanamamış. Dostunu kurtarmak uçun elini uzatmış. O anda guççuk parmağı katrana batmış. Eli yanmış. O anda elini çekmiş, birden sıçramış. Herkes ona bakmış. Bir de bakmışlar ki parmağı ikiye katlanmış. O'na "n'oldu?" diye sormuşlar. O da her şeyi anlatmış. Kimisi : "Guguk Baba evliyâ oldu" demiş. Kimisi de : Guguk'tan evliyâ heç olur mu? demişler.

Tezcanlar Petrol'den Hüseyin Gazi Tepesi

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 10.02.2003

            Yine gasabaya uzak bi yere Guguk Baba'nın yolu düşmüş. Dönüşde bi hana uğramış. Geceyi orda geçirecamış. O gece handa gaz bittiği için lâmbalar yakılamıyomuş. Guguk Baba hancıya : "Sen ver şişeyi, ben gasabadan getiriyim" demiş. Herkes buna gülmüş. Heç kimse onun getireceğine kanaat getirmiyorlarmış. Guguk Baba şişeyi almış, handan çıkmış. Diğerleri Guguk Baba'yı izliyorlarmış.

            Guguk Baba hanın yanındaki mescide girmiş. Orada namazını gılmış. Mescidin önünde sular akıyomuş. Guguk Baba şişeyi suya tutmuş, içinden gelerekten : "Bismillâhirrahmanirrahim" demiş. Şişeyi suyla doldurmuş. Hancıya götürmüş, yahmasını söylemiş.

            Herkes alay ediyomuş. "Suyu gaz diye yahtıracak" diyorlarmış. Hancı Guguk Baba'ya acımış. Gazı lâmbaya koymuş. Ateş almış, lâmbaya tutunca lâmba yanmış. Herkes hayret etmiş. Guguk Baba'dan af dilemişler. O'nun yüce bir zat olduğunu anlamışlar. Şimdi Guguk Baba'nın türbesine akın akın insan geliyormuş."

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR