|
Fahrettin ÇİLOĞLU |
|
Fahrettin ÇİLOĞLU
(Yazar - Çevirmen -
Ansiklopedici - Şâir)
http://www.celiknet.com/Ansiklopedi/BilgiAra.asp?bilgi=Fahrettin%20Çiloğlu
http://ebilgi.com/BilgiAra.asp?bilgi=Fahrettin%20Çiloğlu
http://www.chveneburi.net/sp/bpg/publication_view.asp?iabspos=1&vjob=vdocid,156747
Fahrettin Çiloğlu, 18 Nisan 1955'te Ünye'de doğdu. İstanbul'da gazetecilik öğrenimini tamamladıktan sonra, uzun yıllar çeşitli ansiklopedilerde yazar, redaktör ve yazı kurulu üyesi olarak çalıştı. AnaBritannica Ansiklopedisi'nin Yayın Kurulu Üyeliği'nde bulundu.
Tarih ve Toplum, Radikal, Portreler, Paylaşım, VS, Çveneburi, Mamuli gibi dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Borçka Mektupları (2002, 2006), Gürcü Köyleri (2002), İstanbul Gürcüleri (2003), Acara Mektupları (2006) gibi tarihsel içerikli kitaplar çevirdi. Dilden Dine Edebiyattan Sanata Gürcülerin Tarihi (1993) adlı kitabı kaleme aldı ve Rusya Federasyonu'nda ve Transkafkasya'da Etnik Çatışmalar (1998) adlı kitabı yayıma hazırladı. Kurtuluş Savaşı ile ilgili çalışmasına Kurtuluş Savaşı CD-Romu (1996) ile başladı. Bu çalışmayı geliştirerek Kurtuluş Savaşı Sözlüğü'nü hazırladı (1999, 2004). Türkiye’nin kâğıtçılık serüvenini anlatan Seka Tarihi (1996) adlı kitabı hazırlayan kişilerden biri oldu.
http://kutuphane.fisek.org.tr/kitap.php?book_id=4827
Yazar : *
Fahrettin Çiloğlu *
Aydan Bulutgil *
Uygur Kocabaşoğlu
2004 yılından bu yana İstiklâl Kitabevi'nin yayın editörüdür. Öte yandan şiir ve kısa öyküler yazan Fahrettin Çiloğlu'nun edebiyata ilgisi şiirle başladı. Şiirleri Adam Sanat, İnsancıl gibi dergilerde yayımlandı. Öte yandan şiir çevirileri yaptı. Gürcü, Eski Mısır ve eski Japon şiirlerini çevirdi. Bu çevirilerinin bir bölümü, Cumhuriyet Gazetesi'nin Kitap ekinin "Şiir Atlası" sayfalarında yayımlandı. Ayrıca Şiir Atlası (1994 - 2000) adlı yedi ciltlik dizisinde, Sıcak Hüzün (1998) adlı kitapta yer aldı.
Çiloğlu, daha sonra kısa öykü yazmaya yöneldi. Pek çok öyküsü Üçüncü Öyküler, Adam Öykü ve Kitaplık Dergileri'nde çıktı. Bu arada Gürcü yazarların kısa öykü çevirileri çeşitli dergilerde yayımlandı. Guram Gegeşidze'den çevirdiği öyküler Düş (2004) adı altında kitaplaştı. Çiloğlu kısa öykülerini Beni Bırak Uzaklara (2004), şiirlerini Nisan Şiirleri (2004), kısa denemelerini Aşksız Mutluluk Yoktur (2004) adlı kitaplarda yayımladı.
Gürcü Edebiyatını Nasıl Bilirsiniz?
Röportaj : Selen TOKCAN -
BİRGÜN Halkın
Gazetesi - 08.10.2004
http://www.birgun.net/life_index.php?news_code=1097173965&year=2004&month=10&day=07
Fahrettin Çiloğlu bir çok ilki gerçekleştirmiş bir ansiklopedist. Gürcü kimliği, Gürcü Edebiyatı'na karşı olan merakı, Gürcüce'den çeviriler yapan Türkiye'de çok az sayıdaki çevirmenlerden biri olmasına sebep... Gürcü dilinden yaptığı şiir çevirileri Cumhuriyet'in Kitap Eki'nde 'Şiir Atlası' bölümünde yayımlanıyor. Yine Çiloğlu tarafından hazırlanmış 'Kurtuluş Savaşı Sözlüğü' ise, Kurtuluş Savaşı'na dair Türkiye'de yapılmış ilk özel adlar sözlüğü niteliğinde. Çiloğlu'nun yeni çıkan kitapları, 'Nisan Şiirleri', 'Aşksız Mutluluk Yoktur' ve 'Beni Bırak Uzaklara' yine birer ilk çünkü aynı anda üç yeni kitap yayımlamak pek de aşina olunan bir durum değil. Hele de Ana Britannica ve çeşitli ansiklopedilerin yayın kurullarında görev almış bir ansiklopedist tarafından yazılmış olmaları hiç mi hiç bakii değil sanırsak...
- Kurtuluş Savaşı Sözlüğü hazırlamak fikri nereden çıktı? Türkiye'de bu sözlüğün bir benzeri daha yok bildiğim kadarıyla...
1996 yılında benden Kurtuluş Savaşı ile ilgili metinler istenmişti, Kurtuluş Savaşı'na dair bir CD-ROM çalışması için. Çıkış noktam bu çalışma oldu aslında. Daha sonra bir ansiklopedici olmamdan ötürü, özel adlar sözlüğü olarak niteleyebileceğimiz türde bir çalışmaya dönüştürme şansım oldu. Kurtuluş Savaşı üzerine ansiklopedik tarzda pek çok eser var, ama özel adlar sözlüğü olarak bu ilk çalışma...
http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=JNFEX8EA9845WGH5QY7H
- Üç yeni kitabınız çıktı… Ansiklopedi dilinden sonra şiir, öykü gibi çok farklı bir dil gerektiren, imgelerin ön plâna çıktığı yazım türlerine geçmek iddialı bir geçiş değil mi?
İlginç bir geçiş olduğu doğru. Ansiklopedi piyasasında da herkesin bir ortak kanaati vardır, ansiklopediciliğin insanın dilini kuruttuğu yönünde. Yani edebî dilden uzaklaşır ansiklopedide çalışanlar. Fakat ilk defa kitap olarak yayımlanmış olsa da, benim şiir yazmam ansiklopediciliğimden daha eskiye dayanır... Sanırım bu biraz da insanın eğilimiyle de ilgili bir durum, bir de, Gürcü Edebiyatı'ndan çeviriler yapıyor olmam da etkili oldu dilimin esnekliğini korumamda. Tüm bunların dışında, biz Gürcüler hayal gücü daha geniş insanlarız... (Gülüyor) Öykülerim zaten yayımlanıyordu. Şiirlerim de öyle... "Aşksız Mutluluk Yoktur" daha çok güncelerim gibi... Onlar daha önce hiçbir yerde yayımlanmamıştı... Aslında onları kitaplaştırmak istemiyordum, önce şiirleri bir araya getirdik, sonra öyküleri toparladık, sonra iş bir anda güncelere de geldi. Aralıklarla basılmaları düşünülüyordu, ama galiba o sıra matbaanın çok fazla işi yoktu, hepsi birden geldi...
- Gürcü Edebiyatı dediğimiz şey nedir? Neden hiç bilmiyoruz?
Gürcistan diye bir ülke var, 1500 yıllık da bir edebiyatı var... Çok gelişmiş bir dili var. Ama Türkiye'de bunun neden bilinmediği sorusu, Sovyetler Birliği dönemiyle açıklanabilir. Eskiden Sovyet Cumhuriyetleri'nin bütün ürünleri hep Moskova'dan geçtiğinden, kimisi için Moskova kapısını geçemediği söylenir. Geçenlerde Sovyet diye bilinir. Gürcü sineması için de aynı şey geçerlidir. Çok gelişmiş bir sinemadır ama herkes Sovyet filmi diye bilir... Evet Sovyet filmidir ama Sovyetlerde ki hangi halkın, hangi Cumhuriyetindir diye sorulduğunu kimse bilmez... Edebiyatta da bu böyle.
- Bir de çevirmen sıkıntısı var sanırım... Sizin dışınızda Gürcüce'den çeviri yapan kişiler var mı?
Elbette, çeviri sıkıntısı olduğu da bir gerçek. Benim dışında Gürcüce'den benim kadar çok çeviri yapan birini ben tanımıyorum, duymadım. Türkiye'de bir kaç batı dili dışındaki dillerle çok ilgilenilmemesi sebep bu duruma. Burada bir şey daha eklemek lazım, Türkiye'de Gürcü Edebiyatı'ndan çevrilmiş eserler, Gürcüce'den değil, Almanca'dan ya da başka bir dilden çeviriliyor. Çevirinin çevirisi yapılıyor yani... Hal böyle olunca da anlam değiştikçe değişebiliyor tabiii. Bu noktada çevirmenin niteliği çok önemli oluyor.
- Sizin öyküleriniz, şiirleriniz Gürcüce'ye çevriliyor mu?
Ocak 2005'de ilk kez olacak böyle bir şey. 'Kral Salomon' diye bir hikaye yazdım, Gürcü biri tarafından yapıldı çevirisi. Fakat Gürcüce halini okuduğumda çok şaşırdım çünkü benim esprili bir dille yazdığım kısımlar çok ciddi bir dille anlatılmış. İşte demin de söylediğim gibi çevirmen çok önemlidir edebiyatta. Benim mizah kullanarak yazdığım bir hikaye, Gürcistan'da yaşayan, oranın kültürüyle beslenmiş bir çevirmen tarafından bambaşka algılanabiliyor ve dolayısıyla o mizah gidip, yerine çok trajik bir hikaye geri geliyor.
- Günlük hayatta kullanmadığınız bir dile nasıl bu kadar hakim oldunuz?
Bir kere Gürcü bir ailenin çocuğuyum. Evde hep konuşulan dildir Gürcüce. Bugün Türkiye'de kullanılan Gürcüce'nin edebiyat diliyle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Türkiye'de ki Gürcüce modern dili takip edememiş, Osmanlı sınırlarında kalmış hep. Türkiye'de konuşulan Gürcüce çok eski bir dil. Ben dili kendi çabalarımla geliştirdim. Yeni bir alfabe öğrendim. Bol kitap okudum. Edebiyatla yakından ilgilendim.
- "Dilden Dile Edebiyatta Gürcülerin Tarihi" diye bir araştırma kitabınız var... Gürcü Edebiyatı'nın nasıl bir yapısı var biz de biraz öğrensek hazır sizi yakalamışken?
Şiir ağırlıklı bir edebiyat olduğunu söyleyebilirim. 13. yüzyılın başında Şota Rustaveli tarafından yazılmış "Vephistkaosani" ( Kaplan Postlu Şövalye) Gürcü şiirnin doruk noktalarından biri sayılır. Çok önemsenir. O kadar önemsenir ki yakın taihlere kadar evlenen bütün gürcü kızlarının çeyizine bu kitap konurdu. Sonrası Gürcistan'ın savaşların içinde olduğu bir dönem, dolayısıyla bir durkasama yaşanıyor. Ama iyi çıkış yapan şairler hep var. 19. yüzyıldaysa özel bir önemi var Gürcü Edebiyatı'nın çünkü Çarlık Rusya'sı içinde yer alan Gürcülerin ulusal bağımsızlığını sağlayan yazarlar ön plana çıkmaya başlıyor. Türkiye'de de benzer bir durum vardır, Namık Kemal gibi... Sonrasında da Sovyet dönemi var. Sovyetler' in ideolojisi içinde kalmış yapıtlar geliyor. Fakat okunduğunda incelendiğinde görülüyor ki aslında 50'lerden sonra bütün yazarlar o belli kalıpları zorlayarak yazmaya çalışıyorlar..
- Gürcistan’ın da içinde olduğu Gürcüce’nin esprilerinden de yararlanarak bir şeyler yazmayı düşünüyor musunuz?
Şu an 'Sınır Hikayeleri' adı altında öyküler yazıyorum. Bu hikayelerde, mekana dair çok doğrudan bir adlandırma söz konusu değil. Ama sınırın iki yanıyla ilişkili, önceden bir bütün gibi görünen bir toprağın bölünmesi üzerine birbirinden ayrı düşen insanlar var bu hikayelerde. Bu hikayelerden ilk üçü Adam Öykü'nün Kasım-Aralık sayısında çıkacak. Yine aynı temayı işleyen "Eylülden Önce Eylülden Sonra" adlı öykü ise Yapı Kredi yayınlarının "Kitap-lık" dergisinde yamlanacak.... Ama roman yazmak bana çok çekici gelimiyor. Kısa öyküleri daha çok seviyorum...
Fahrettin Çiloğlu :
"Benim için
yaşadığım kentler kadınsı mekânlardır"
http://www.siyahkahve.com/index.php?cmd=7&textID=2667
fahrettinciloglu@gmail.com
Fahrettin ÇİLOĞLU |
Fahrettin Çiloğlu öyküseverlerin dağarcığını zenginleştirecek yeni bir yapıtla çıkıyor okur karşısına. Uçinmaçini adını verdiği bu kitabıyla Çiloğlu, çocukluk özleminin ağır bastığı, masal tadında, yer yer şiirin sınırlarında dolaşan bir üslup geliştiriyor. Bazı öyküler gerçek masalların ilginç birer yorumu olarak görülebilir. Farklı bir coğrafya ve farklı bir kültürün algılarını fotoğraf kalitesinde okurun önüne koyan Uçinmaçini, Kafkas insanının söylence ve destana dönük yüzünü, sıradan olay ve nesnelere insanüstü anlamlar yükleyen kıvrak zekasını bazen komik, bazen de hazin bir öykü olarak çıkarıyor karşımıza. Uçinmaçini İstiklal Kitabevi tarafından yayımlandı.
Yazmak ve yaşamak arasında sizin için nasıl bir ilişki var? Yaşamı hissedenler trajik mi yaşar?
Yazmak da yaşamın bir parçası. Yazar olarak yazmak ve yaşamak arasında bir karşıtlık kurduğunuzu varsayarsanız, o zaman bu iki durumun iki farklı süreç olduğu ileri sürülebilir. Ama yaşamın birkaç kanaldan aktığını kabul ederseniz, o zaman yazmak, ayrı bir süreç gibi görünse bile, yalın bir yaşamın bir parçası olur. Yazmayı ve yaşamı iki ayrı olgu gibi kategorize etmiyorum. Ne var ki okur tarafından yazarın yaşamı ile yazarlığı, yaygın olarak iki farklı durum, iki farklı süreç, iki farklı kavram olarak algılanır.
Trajediden ne anladığımız çok önemli, çünkü bu değişken ve göreceli bir kavram. Ben bu değişkenliği ve göreceliğine karşın, sizin tabirinizle yaşamı hissetmeyenlerin aslında trajik yaşadığını söyleyebilirim. Yazar, bu trajik olmayan trajediyi gören ve yansıtan kişi konumunu üstlenmiş olabilir.
Kurtuluş Savaşı, Birinci Dünya
Savaşı sonunda Osmanlı Devleti'nde ağır koşullar dayatan Mondros
Mütarekesi'yle ortaya çıkan işgale ve İstanbul Hükümeti'ne karşı
Anadolu'da yürütülmüş ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonuçlanmış
ulusal bağımsızlık savaşıdır. Bu savaşın önderi olan Mustafa Kemal,
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır; öte yandan 20.
yüzyılın en büyük devlet adamlarından biridir. Kurtuluş Savaşı Sözlüğü, bu
dönemi alfabetik olarak ele alan bir çalışmadır. |
|
Yaşadığınız kentlerin üzerinizde ne gibi etkileri var?
Yazarın kentleri nasıl mekânlar olarak algıladığını bilmemiz gerekiyor ki, kentlerin yazarlar üzerindeki etkilerini de tahmin edebilelim. Yaşadığı kentler yazar için “erkeksi” mi yoksa “kadınsı” mekânlar mıdır sorusunun yanıtında yatar bu etki. Benim için yaşadığım kentler kadınsı mekânlardır ve onlara âşık olma ihtimalim hep olmuştur. Ama kapladığı alanlar büyüdükçe kentler tekli kadın mekânlar olmaktan çıkar, birkaç kadını barındıran mekânlar haline gelir. Uzun yıllardır yaşadığım İstanbul böyle bir kenttir benim için ve bu kentin sadece birkaç semtini severim. Kentin geriye kalanı, sevemeyeceğim kadınlar sınıfına girer.
Bazı kitap isimlerinin bile başlı başına mesajları olduğuna inananlar vardır. Kitabınıza vermiş olduğunuz isim Uçinmaçini, neydi? İlk onunla tam olarak ne zaman karşılaştınız?
Kitabımın adıyla özel bir mesaj vermek istediğimi söyleyemem. Ancak bu adın zaten kendiliğinden bir mesaj olduğu veya olmadığı söylenebilir. Bu noktada, okurun veya kitabı ilk kez görenlerin kafasında oluşacak olan imaj önemli. Bu imajın, imgenin neler olabileceğini kestirmem mümkün değil, belki pek çoğu kapaktaki resimle ilişkilendirecektir bu adı. Belki kimi, bu adın yol açtığı ama kendisinin de nereden geldiğini bilmediği imgeler dünyasına açılacaktır.
Benim için “Uçinmaçini”nin ne olduğunu anlatarak okura sınırlar çizmek istemem. Veya sınırsız bir dünya yaratarak okurun bu uçsuz bucaksız dünyada kendisini yitirmesini de istemem. Sanırım burada, okur ile kitap arasındaki dünyaya müdahale etmemek gerekir. Bu sorunun yanıtını daha çok okura bırakmak istiyorum.
Gürcülerin Tarihi
http://www.nevaria.com/detay.asp?ID=8960709#Gallery
Edebiyatta, özellikle öykü türünde yapmak istediğiniz yeni bir şeyler var mı? Öykü meraklılarını öyküden vazgeçemeyenlere kimleri ve neleri önerirsiniz?
Öykü yazarları edebiyat dünyasının en mütevazı duruşlu aktörleridir. Herhangi bir şey yapmak istediklerini söylemez ve ileri sürmezler. Öykülerini yazar ve bir kenara çekilir gibi yapıp, neler olup bitiyor merakıyla aşağıyı seyrederler. Aşağıda olup bitenlere karıştıkları da pek görülmez. Sonra birileri çıkar, örneğin edebiyat eleştirmenleri, edebiyat tarihçileri veya okurları, öykücüleri bir yerlere koyarlar. Ama doğru ama yanlış, öykücüye bir yer ayrılır aşağıdaki mekânda. Ne var ki, özellikle kısa öykü yazarlarının o ayrılmış mekânlara sığdığı söylenemez.
Tabii ki bu söyleşide öykü meraklılarının, burada üzerinde konuştuğumuz kitabımdaki öyküleri okumalarını öğütleyeceğim. Başka zaman başka önerilerim de olabilir, ama şu anda öykü okurlarını başka yerlere yönlendirmek istemem. Bizimle kalmalarını yeğlerim.
Beni Bırak Uzaklara, farklı dünyaları yansıtan öyküleri,
aşkların, ayrılıkların, hayal kırıklıklarının ve yitip giden hayatların
öykülerini içeriyor.
Zaman zaman iç içe geçen bu öyküler, bir hayalden, hayal ötesine uzanıyor.
Öykülerinizi nasıl yazıyorsunuz? Daha önce bu öyküler başka bir yerde yayınlandı mı?
Öyküleri nasıl yazdığımı bir sır olarak saklamak isterim. Ama öte yandan ben de merak ediyorum, acaba okurlar okudukları öykülerin yazılma süreçleri üzerinde düşünüyorlar mı diye. Kitaptaki öykülerin büyük çoğunluğu yayımlandı. Ama daha önce hiç yayımlanmamış öyküler de var bu kitapta.
Siz aşk kavramına nasıl bakıyorsunuz? Mutsuz bir beraberliktense, mutlu bir yalnızlık mı?
Öykü yazarı olarak aşk kavramına nasıl baktığımı söyleyebilirim. Özel hayatıma ilişkin olanı ise kamuya açık değil. Aşk, sanırım bir “Uçinmaçini” olmalı.
http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=X45DHF6BK851WKOAH5EM
Öykülerinizdeki karakterlerin dünyalarını tamamıyla biliyor musunuz? Onları ne kadar tanıyorsunuz?
Öykülerimdeki karakterlerin, haliyle benim kendilerine atfettiğim özelliklere sahip olmaları gerekir. Onları kurgulayan ben olduğuma göre bu böyle olmalı. Ancak, sanırım tam olarak bu böyle değil, bu karakterlerin yazarken bana, kendi “Hayal”, “Hayal Ötesi”, “Masal”, “Masal Ötesi”, “Gerçek” ve “Gerçek Ötesi” dünyalarını da dayatmış olduklarını düşünüyorum. Ben bu karakterleri kurgularken, onların da bir yazar olarak beni yönlendirdikleri kesin. Böyle olunca, benimle karakterler arasında kapalı bir dünyanın olduğu da kesinlik kazanıyor; bizim birbirimizi tamamen tanıdığımız söylenemez. Hatta karşılıklı olarak gizlediğimiz sırlarımız bile olabilir.
.
Rusya Konsolosluğu önünde toplanan Gürcistan İnsani Dayanışma Grubu |
Bazı karakterlerin başka öykülerde de yeniden karşıma çıktıklarını görünce, birbirimizin hayatlarını da kurcaladığımız hissine kapılıyorum. Ben onların hayatlarını okurların önüne sererken, onlar da benim gerçek hayatımdan parçaları kendi hayatlarına monte ederek beni kapalı dünyamın dışına çıkarıyorlar. Ve bu aramızdaki çekişme, yazmakta olduğum yeni öykülerde de süreceğe benziyor.
Öykülerinizde hep bir kısalık göze çarpıyor. Bu, özellikle tercih ettiğiniz bir tarz mı?
Benim yazdığım öykülerdeki kısalığa dikkat çekmeniz beklemediğim bir soru oldu. Çünkü söyleşi verenler, yaklaşık olarak, gelebilecek soruları da tahmin etmeye çalışırlar. Bu beklenmedik soruyu şöyle yanıtlayayım. Sanırım ben, kısa öykü bile değil, “kısa kısa öykü” yazmayı seviyorum. Bu arada okurlara da, öykülerimi yeniden kurgulama ve hatta yeniden yazma olanağı tanıyorum. Öykülerimin ucu açık öyküler olduğu da söylenebilir. Zaten kısa öykü dediğimiz edebi türde, bir öykünün başlangıcı başka bir öykünün sonu, sonu da bir başka öykünün başlangıcı olabilir.