ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 10 Ekim 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ZİLELİ ÂŞIK
CEYHÛNÎ'YE
YENİ BİR BAKIŞ

Araştırma : Yrd. Doç. Dr. Zeki GÜREL
(Kırıkkale Ünv. Fen - Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edb. Böl. Öğr. Üyesi)


Ressam : Kemal TÜRKER

ZİLELİ
ÂŞIK
CEYHÛNÎ'YE
YENİ BİR BAKIŞ
(Tokat Kültür Araştırma Dergisi - Kasım 1999, Yıl : 7, Sayı : 14, Sh. 52 - 59)

            Asıl adı Ömer olan Ceyhûnî, takriben Hicrî 1249 - 1251 (M. 1835) yılları arasında Zile'de Dünya'ya geldi.1 Gördükoğulları da denen Himmetoğulları'ndan Ahmed'in oğludur.

            Küçük yaşta Zile'den ayrılarak Tokat'a geldi. Burada, Erzurumlu Emrah'ın çıraklarından Tokatlı Nuri'nin yanında yetişti. Saz ve söz eserlerini Tokatlı Nuri'den aldığı feyz ile meydana getirdiği söylenilmektedir. Ceyhûnî mahlâsını da ana üstadı Tokatlı Nuri vermiştir.

            Halil Rıfat Arıncı, Ceyhûnî'deki şiir ve saz merakının babası Ahmed Efendi'den intikal ettiğini yazmaktadır.2 Tokat'ta (dürerle kadar Arapça tahsili de görmüş olan Ceyhûnî, otuzbeş yaşındayken üstadı Tokatlı Nuri'den ayrılarak Çorum'a geldi (1870).

            Otuzsekiz yaşına geldiğinde de Çorum'da Kâhyaoğulları'ndan Horisti'nin kızı Meryem ile evlendi. Böylece Çorum'a yerleşen Ceyhûnî, babasının ölümü üzerine (H. 1308) de yanına kayınbiraderi Mehmed'i de alarak Zile'ye gelmiş, mirastan kalan payını satarak Zile ile olan bütün ilişkilerini kesti.

            Kendisini şahsen tanıyanların anlattıklarına göre Ceyhûnî, "uzun boylu, geniş omuzlu, iri yapılı, müşekkel, mutenasip endamlı, gür ve güzel sesli, ak sakallı, mülayim tabiatlı, güler yüzlü, hürmet telkin eder ve sempatik simalı, nafiz nazarlı, mey, meyhane ve mahbubadan hoşlanır, Cemal âşıkı idi. Beyaz külah ve kürk giyerdi."3

Şıhali Mahallesi
Solda Sıraköprü Cad., Sağda Şâir Ceyhunî Caddesi

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 17.08.2004 Salı 18:40

            Ceyhûnî, Çorum'da oldukça geniş bir çevre edindi. O devrin münevver kişileriyle, saz ve söz ehliyle, yörenin âşık ve şâirleriyle sıcak ve samimi ilişkiler kurdu. Etrafında toplananlar arasından çıraklar yetiştirdi. Yozgatlı Seyhun, Beypazarlı Bedri, Arap Hafız, Erzurumlu Serdarî ve İz'anî Ceyhûnî'nin çıraklarındandır. O zamanlarda "Yuva Kahve" tâbir edilen kahvehane ile "Maarif Kıraathanesi"nde ahenk yaparlardı. Ceyhûnî, 12 telli Çöğür çalardı. Seyhun ve Serdarî saz, İz'anî4 keman çalar, Arap Hafız ile Bedri de okurlardı.

            Ceyhûnî Anadolu'nun pek çok yerini dolaştı. Bir müddet Tokatlı Cemilî ve Yesarî ile birleşerek Anadolu'nun şehir ve köylerine seyahatler yaptı, san'atını icra etti. Hattâ Hatay ve Şam'a kadar gittiler.

            Ceyhûnî, Çorum'da ve gittiği yerlerde şiir okur, arkadaşlarıyla birlikte ahenk yaparlar ve muammalı askılar asarlardı. Ceyhûnî'nin yine böyle bir saz ve sohbet meclisinde, nargile içindeki suya konulan vişne tanesine bir muamma yapmıştır. O muamma meşhurdur.5

            Ceyhûnî'nin yolu birkaç kere de Çorum'un Osmancık ilçesine düşmüştür. Osmancıklı Âşık Kadrîyâ, Ceyhûnî ile karşılaşmasını şöyle anlatmaktadır : "Ceyhûnî meydan şâiri olup Osmancık'a birkaç defa gelmiştir. İlk gelişi 1890 yılında idi. Yanında Gayretli ve Mirat'î adlı âşıklar vardı.

            Kolağasının hanına misafir olmuşlardı. Yirmi gün kalarak hanın kahvesinde karşılıklı olarak deyişler söyleyip muammalar taktılar. Pek çok rağbet ve ikram gördüler. Ben o zaman bu üç şâirin arasına katılmamış ve son derece üzülmüştüm. Şâirler üç olduğu için benim de aralarına katılmama lüzum kalmamıştı. Daha doğrusu bu usta âşıklar beni pek hesaba katmayıp çocuk sayıyorlardı. Böylece büyük fırsat kaçırılmış oldu.

            1899 yılında Ceyhûnî ikinci defa olarak Osmancık'a gelmiş bulunuyordu. Bu defa kendisiyle tanıştım ve karşılaştım. Ceyhûnî tahminime göre 40 - 50 yaşlarında görünürdü. Müşekkel, uzun boylu, kara sakallı, beyaz fes üzerine yeşil sarık sarar, cübbe gibi bir lata giyerdi.

            Sesi çok güzel ve davudî idi. Daima kendi şiirlerini okur, başka şâirlerin şiirlerini okumaz ve söylemezdi. Yalnız bazen ustası Tokatlı Nuri'den ve Emrah'tan koşmalar okur, bunlar hakkında izahat verirdi. İşret (içkiye) çok müptelâ idi. Ömrünü diyâr diyâr dolaşmakla geçirmişti. Ceyhûnî, Hacıhasanoğlu Hanı'na misafir olmuştu. Kendisiyle bir müddet konuştuktan sonra bana :

            - Evlât, bu gece seninle hasbihal edelim. hanın kahvesinde biraz saz çalalım. Sen bana yardım edersin, birkaç kuruş yol parası çıkarırız, dedi. Bu suretle akşam için anlaşmış olduk. Tam bu sırada zaptiye gelerek her ikimizin de Koyun Baba Tekkesi'nin ırmak kenarındaki bahçesine davetli bulunduğumuzu, bizi almak için gelmiş olduğunu söyledi. Kalktık gittik. Orada, Kaymakam, Kadı, bazı ileri gelenlerle beraber Çorum eşrafından olup Evkaf  Müdürü olan Hacı Elvan Efendi de hazır bulunuyordu.

            Biraz hoş beşten sonra Ceyhûnî çöğürünü dizene koydu. Ben de  bağlamamı çöğrüne ayar ettim. Ceyhûnî alel usul ilk peşrevini yaptıktan sonra gazel söyledi. Gazel bitince divana geçti. Onun peşinden ben de bir divan söyledim. Koşma, kerem ve garip söyledikten sonra Ceyhûnî, taşlamayı hatırlayamadığım ve fakat "Şallak Kadrîyâ" kafiyesiyle bir ayak açarak bana teslim etmişti. Ben de :

            Eğer sigaranı yakmak istersen
            Ateşin yok ise çakmak istersen
            Yakıp ta bizlere bakmak istersen
            Kuyumcu Lefter'den al çak Ceyhûnî.

diyerek karşılamıştım. Artık sıra kalendere ve bunun peşine semai'ye gelmiş ve bunlar da söylenip nöbet destan'a gelince hazirunların ısrarı üzerine tekellüm'e geçildi.

            Ceyhûnî :  Seni arzu ettim geldim buraya
                              Kalem şuarası Âşık Kadrîyâ
                              Tekellüm şan verir zevku sefaya
                              Gönlümün ziyâsı Âşık Kadrîyâ
            Kadrîyâ : Ben de meftun idim şöhretine hem
                              Gelse de görüşsek de idim her dem
                              Size hürmet etmek benim için elzem
                              Âşıklar babası Âşık Ceyhûnî
            Ceyhûnî :
 Çünkü bu kulağım namın işitti
                              Çok şükür muradım yerine gitti
                              Her yerde ziyâde hoşuma gitti
                              Buranın havası Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Bu aşkam yolunda sen bikararsın
                              Sohbet şinaslıkla işe yararsın
                              Emrah'tan, Nuri'den bir yadigârsın
                              Kalbimin sefası Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Bir âşık sâdık bulursa eşin
                              Söz ister hasmından bervechi peşin
                              Yazın çalışmayan tenbelin kışın
                              Boş kalır torbası Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Bir muamma demiş bu yolun eri
                              İki şey görünmez bulunmaz yeri
                              Bir sâdık dosttur hem dahi biri
                              Kartal yumurtası Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Düşmanın sitemi sanki bir oktur
                              Âşığın cevr ile cefası çoktur
                              Var diyen var ise inanma yoktur
                              Avratın vefası Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Bedmaye olana olma hiç yakın
                              Öylelere karşı zülfikâr takın
                              Namert köprüsüne uğrama sakın
                              Çürüktür binası Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Tekellümü uzadıp ta nidelim
                              Âşıklar gittiği yola gidelim
                              Darılma da biraz mizah edelim
                              Bezmin iktizası Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Tekellümde mizah bir sefa imiş
                              Bir başka muhabbet boş ede imiş
                              Uyuz illetine tek deva imiş
                              Merkebin kafası Âşık Ceyhûnî
            Ceyhûnî :
 Namerdin cephesi sakardır sakar
                              Bedmayesi vardır canları yakar
                              Hele yanaşırsa pek fena kokar
                              Ahçı paçavrası Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Paçavra diyorsun anladım bana
                              İşin doğrusunu söyledim sana
                              Kademhaneden de kokması fena
                              İbibik yuvası Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Tekellüm arttıkça beş olur dördüm
                              Meclisi irfanda çok çorap ördüm
                              Bu gece aynayı veçhinde gördüm
                              "Vesvası Hannası" Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Aslını anlattın söyler iken sen
                              Neslini bildirdin sen başa ruşen
                              Senen eben imiş bilmez idim ben
                              İblis'in anası Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Ben er geldim sen de geç gelmişsin geç
                              Er isen ben gibi aşk bâdesini iç
                              Meclisi irfana yakışır mı hiç
                              Çökelik mollası Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Kaşların karadır gözlerin fülfül
                              Altına bir at bul misali düldül
                              Hiç gelip gülşene olur mu bülbül
                              Zile'nin kargası Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Âşıklar içinde sen de er isen
                              Çiçekler içinde nilüfer isen
                              Senin için hazırladım yer isen
                              Laklâkî helvası Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Fikirden yaptırdım sana bir çörek
                              Kurultudan pilav yanında keşkek
                              Yalandan yağ ile asılsıs börek
                              Hayal pastırması Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Talini sillesi sana ulaşır
                              Nere gitsen elbisene bulaşır
                              Hamamlarda elden ele dolaşır
                              Etek usturası Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Ceyhun baba yine bize taş atar
                              Civcivin zebunu cıfıya batar
                              Tavşan gibi kulakların dik tutar
                              Merzifon sıpası Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Tekellüm etmesi değildir ehven
                              Hasmını hap eder söz söyler iken
                              Gelen âşıkları sen imişsin sen
                              Püsküllü belâsı Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Biz de bilmiyoruz acep neyledik
                              Meclisi güldürdük şadan eyledik
                              Gerçi biraz sui eden söyledik
                              Terk ettik esası Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Kusura bakma şah-ı levendim
                              İrfanını hakikatten beğendim
                              Aferin ağzına lâyık efendim
                              Çorun baklavası Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Tekeni taamı cümleye faik
                              Lezzetine doymaz her gelen kaşık
                              Yârım akşam buyur ağzına lâyık
                              İşkembe çorbası Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Darb-ı mesel herkese nasibini bulur
                              Sel gider de bıraktığı kum kalır
                              Kısa keser isek pek güzel olur
                              Aydın'ın abası Âşık Kadrîyâ

            Kadrîyâ : Âşık maşukuna olmuş müptelâ
                              Sevdiği içindir çektiği belâ
                              Ne kadar söylesek tükenmez asla
                              Âşıkın macerası Âşık Ceyhûnî

            Ceyhûnî :  Aşkın başka mevzuuna girelim
                              Hemen gonca güllerini derelim
                              Artık tekellüme hitam verelim
                              Derdimin devâsı Âşık Kadrîyâ

Tokat Yöresi Âşıkları

            Ceyhûnî, Alaca'nın köylerinde gezerken İsa Hacılı ve Domalan Köyleri arasındaki derenin tahta köprüsüne geldiğinde bir kalp rahatsızlığı geçirmiş, derhal İsa Hacılı Köyü'ne getirilerek yatağa yatırılmış, biraz dinlenmiş olmasına rağmen, durumun ağırlığını sezmiş ve hayattan umudunu kesmiş olarak içinden gelen bir duygu ile şu münacaatı okumuştur :

            Yâ Rab, budur senden naz u niyazım
            Beni böyle derd ü gamda bırakma
            Hakikate tekabil eyle mecâzım
            Ettiğim isyanı başıma kakma.

            Tutuldu dâmânım nefs-i hevaya
            Heçti nazik ömrüm eyvah, havaya
            Varınca yüz kara Ruz-u Cezâ'ya
            Zincir-i isyanım gerdana takma

            Cürmile kabul et kalb-i mahzunu
            Nâ-ümid bırakma Kıyamet Günü
            Her vechile kabul et (Ceyhun)u
            Habîbin aşkına nârına yakma.

            Üçüncü kıtayı bitirirken artık son dakikalarını yaşayan Ceyhûnî, Tanrı'nın, Habîbinin aşkına nârına yanmayacağı umudu ile gözlerini hayata yumdu (H. 1326/M. 1908).

            Çorum'un Alaca İlçesi İsa Hacılı Köyü mezarlığında gömülen Ceyhûnî'nin eşyaları hiç çocuğu olmadığından sevenleri tarafından alındı. Sırma ile işlenmiş bir kılıfta muhafaza edilen çöğürü, kürkü, beyaz külâhı Alaca'ya getirilerek kendini sevenlere bedeli mukabilinde verildi. Çöğürü, Alaca'nın Teberik Köyü'nden Dedekarkın oğullarından Dedebey'e verilmiştir? Ceyhûnî'nin bu eşyalarının halâ muhafaza edildiği ümidini taşımaktayız.

            Ceyhûnî, Çorum'da yerleşip, Çorum'da öldüğünden ve eserlerini ilhamlarını Çorum'dan aldığından Çorumlu bir âşık olarak tanınmıştır. Hattâ, Ahmet Talat Onay, Çankırı Şâirleri isimli eserinde Ceyhûnî'yi Çorumlu olarak kaydetmiştir. Abdullah Ercan da Çorumlu Şâirler isimli eserine Ceyhûnî'yi almak suretiyle bu şâirimizi Çorumlu kabul etmiştir. Ancak, Halil Rıfat Arıncı, Ceyhûnî'yi Çorum ve Havalisi Şâirleri isimli eserine alırken bu şâirimizle ilgili en doğru hükmü vermiştir.7

            Erzurumlu Emrah'ın çırağı olan Tokatlı Nuri'nin yetiştirdiği bir şâir; Halil Rıfat Arıncı'nın da belirttiği gibi, elbette bunların takipçisi olacaktı. Ve öyle de olmuştur. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi söylemiş, onlar gibi yazmış, onlar gibi çalmıştır.

            Ceyhûnî'nin gün ışığına çıkabilen eserlerine baktığımızda onun halk şiir geleneğimizin hemen her çeşidinde mahir olduğunu görmekteyiz. Münacaat, kalenderi, semai, mersiye ve deyişleri bunun en güzel örnekleridir.

            Ceyhûnî'nin şiirlerinin henüz derlenip bir kitap haline getirilmemiş olduğunu görüyoruz (en azından ben böyle bir yayın görmedim). Onun eserlerinin büyük bir kısmının Anadolu'da cönklerde yazılı olması muhtemeldir. Belki de Ceyhûnî dostlarının varislerinin ellerindeki defterlerde bu şâirimize ait şiirlere rastlamak mümkündür.

            Gönül istiyor ki, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yılında bütün Osmanlı Devri şâirleri ile birlikte Ceyhûnî'nin de hayatı ve san'atı üzerine araştırmalar yapılsın ve müstakil bir kitap halinde yayımlanabilsin. Ceyhûnî'nin özel eşyaları da (eğer halâ muhafaza ediliyorsa) bir müzede sergilensin. (Bu müze Ceyhûnî'nin Zile'de dünyaya geldiği ev veya başka bir mekân yahut ta onun hayatını geçirdiği Çorum'daki evi olabilir. Hattâ, yazımızda adı zikrolunan köyde bile bu eşyalar için Ceyhûnî anısına bir mekân oluşturulabilir.)

            Belki de Zileli Âşık Ceyhûnî ile ilgili olarak Tokat Gazi Osman Paşa Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde bir öğrenciye lisans veya yüksek lisans tezi de yaptırılabilir. Bu çalışma daha sonra yayımlanabilir.

            Ceyhûnî'nin eserlerinde örnekler ile okuyucuyu başbaşa bırakırken, Zileli Ceyhûnî'yi de rahmetle anıyoruz.

                    

.
El vurup ey tabib incitme beni
Zirâ aşk derdine derman bulunmaz
Ne derttir bilmezem sızlatan teni
Can gider visâle canan bulunmaz

Var iken sinede hezâran dağlar
Aşk oduna düşüm can evim yanar
Yâr ile sîne saf olacak çağlar
At bulunur bazan meydan bulunmaz

Çok gördüm feleğin serencâmını
Murâd üzre kimler aldı kâmını
Kande nûş ederse ecel câmını
Göçen Ceyhûnî'den nişan bulunmaz.
 

1)            Geç riyâdan mahv kıl Ceyhûnî fenâ gülzârını
               Âdem isen âdem ol âdem bilir hem âdemi

2)                        Şiveler öğrenmiş ammâ kimdir üstâdın demem
                           Ah Nedimî Ceyhûnî cevrile mûtâdın demem
                           Tâ ezelden nakşolunmuş zâhire âdın demem
              
             Allı pullu sarılı yeşilli gülgez hâreli
                            Kırmızı cengarili yaldızlı sim-per pâreli

3)            Tahammül gerekir adu taşına
               Kan karıştı gözlerimin yaşına
               Felek himmetini çalsın başına
               Ceyhûnî fenâdan göçtükten geri

4)                        Ceyhûnî'de eksik değil hayâlin
 
                           Ya kimlere nasip olur visâlin
                            Sun'u kudret ile pâk-i cemâlin
                    
       Tahrir eden etmiş besmelelerle

5)            Ceyhûnî sözlerin hakikat mutlak
               Herkeste tecelli eylemiştir Hak
               Kimini vasfıyla kılmış müstağraf
               Kiminin dar eyler hânumânını

6)                        Ceyhûnî tıfl iken yandık bu derde
 
                           Bin kez boyun eğdik merde nâmerde
            
               Pençe salmış ayrılmıyor bu serde
               
            İntihâsı kıyâmettir bu sevdâ

         
Ressam : Kemal TÜRKER

7)            Her kula bir türlü hal vermiş Mevlâ
               Kimi gedâ olmuş kimisi âlâ
               Ceyhûnî de çekti bin cefâ amma
               Bu dert cümlesini silkti sağladı

8)                        Diyâr-ı gurbette sürüyüp kaldım
                    
       Ömrüm telef oldu çürüyüp kaldım
                      
     Kupkuru kaskatı kuruyup kaldım
                   
        Ceyhûnî'yim lâkin akamaz oldum

9)            Ceyhun sana bende olmuş ezeli
               Can nakdini teslim etmiş ebedî
               Bu cihanmülkünün olmuş bedeli
               İmâ eder âşikâre gözlerin

10)                        Ne gül gocam kaldı ne de gültenim
                        
     Anı sular iken can çeşmelerim
                          
   Ne pederim kaldı ne de mâderim
                        
     Gam kâsesi taşa çaldı Ceyhûnî

11)            Kan karıştı Ceyhun yine seline
                 Gönül gitmek diler cânan eline
                 Körpe kuzum kimin yatar eline
                 Kan ağlayıp çağlayayım bir zaman

12)                        Ceyhûnî yandıkça yâr hayâline
                  
           Hoş taravet gelir hüsn-i hâline
                      
       Âfitâb-ı hüsnün hub cemâline
                     
        Âşıkların can verecek çağıdır

13)            Ko cevirler etsin yârim Ceyhûnî
                 İşvebâzım şivekârım Ceyhûnî
                 Dünya'da hâsılı vârım Ceyhûnî
                 Elimde bir çubuk bir de saz kaldı

14)                        Ceyhun elde teber başta bir külâh
                    
         Gezerim âlemi dergâh be dergâh
                        
     Zeminden semâya çıktı sûz u âh
                           
  Bir külhan-ı aşk var san içerimde

           

            Notlar ve Açıklamalar

            1 Bu bilgi için bakınız : Halit Koçak, "Ceyhûnî ve Çırakları", Çorumlu Dergisi, Nu. : 6, s. 10.

            2 Halil Rıfat Arıncı, Çorum ve Havalisi Şâirleri, Ankara, 1992, s. 170.

            3 Halil Rıfat Arıncı, a.g.e., s. 170.

            4 Ceyhûnî'nin çıraklarından İz'anî'nin saz çalmadığını ama, güzel şiir okuduğunu doğrular bir bilgi de onun Kadrîyâ ile yaptığı karşılaşmada ortaya çıkmaktadır. Kadrîyâ, İz'anî ile karşılaşmasını şu şekilde anlatmaktadır.

            "İlk tanıştığım şâir Erzurum tarafından gelen İz'anî adındaki şâirdir. İz'anî saz çalmazdı. Yanında Çorumlu bir bağlamacı kendisine saz ile arkadaşlık ederdi. İz'anî, daha ziyâde Emrah'tan, Nuri'den, Zihni'den ve Dertli'den ezberlemiş olduğu şiirleri okurdu.

            1887 yılında ilk defa bu usta şâirle karşılaşıyordum. İlk karşılaşmam olduğu için hem utanıyor hem de korkuyordum. Davetli olarak bulunduğumuz Hacı Hafız Ağa'nın odasında sazlara düzen verilmeğe başlandı. Tabi İz'anî usta olduğu için evvel o başlamak suretiyle divan, koşma, kerem, kalender gibi şeyler sıra ile söyledikten sonra sıra destana gelince, orada hazır bulunan davetlilerin ısrarı üzerine şu tekellüm yapıldı :

         

            İz'anî :       Bu gece seninle bezmi gülşene
                              Kuralım otağı Âşık Kadrîyâ
                              Kel olan neylesin bağı irfanı
                              Şimşirden tarağı Âşık Kadrîyâ
            Kadrîyâ : Kel değil engeliz, eçhel değiliz
                              Biz sırma saçlıyız hem kel değiliz
                              Kafiye bulmakta esfel değiliz
                              Seyreyle ayağı Âşık İz'anî
            İz'anî :  
     Burnumun dibinde ot gibi bitme
                              İster sözüm işit ister işitme
                              Sen daha çocuksun ileri gitme
                              Kırarsın çanağı Âşık Kadrîyâ
            Kadrîyâ : Sözlerine baktım saçma sapandı
                              Ne kantar terazi ve ne kapandır
                              Tencerenin içi nâr-ı suzandır
                              Kaldırma kapağı Âşık İz'anî
            İz'anî :  
     Erzurum'dan beri çok âşık gördüm
                              Ayağına batar sakın giderken
                              Kabur elek sele sepet örerken
                              Kırarsın kasnağı Âşık Kadrîyâ
            Kadrîyâ : Tekellüm bahçesi dikendir diken
                              Ayağına batar sakın giderken
                              Kabur elek sele sepet örerken
                              Kırarsın kasnağı Âşık Kadrîyâ"

            Bakınız : Nazlı Rânâ Gürel, Zeki Gürel, "Osmancıklı Âşık Abdulkadir Uslu (Kadrîyâ)", Dursun Yıldırım Armağanı, Ankara, 1998, s. 228

            5 Bu muamma ile ilgili olarak bakınız : Halit Koçak, "Ceyhûnî ve Çırakları", Çorumlu, Nu. 6, s. 12. Muammalar şöyle yapılırdı :

            "Şâir ele aldığı mevzuu bir kâğıda manzum olarak yazıp bir zarf içerisine koyar. Zarfın kapağı şâir tarafından mühürlenerek kahvecinin çekmecesine hıfz olunurdu. Kahvenin karşılıklı duvarları arasına gerilen sicime 50 x 50 cm ebadında bir tahta levha asılarak levhaya bolca balmumu sürülürdü. Levhanın üst kenarına muammanın ebced hesabıyla harflerinin tekabül ettiği rakamlar karışık olarak yazılmakla beraber, muammanın hallini mısralar içinde saklayan bir şiir de bu kâğıda yazılarak tahtaya yapıştırılırdı.

            Muammanın hâl müddeti de ayrıca kâğıda büyük harflerle kayıt olunurdu. Ekseriya bu müddet 15 - 20 gün devam ederdi. Muammanın asıldığı günün akşamından itibaren askıyı aşan şâir ve arkadaşları her gün kahve müşterilerini ayrı ayrı arijinal deyişlerle methederlerdi. Metholunanlar hallerine göre balmumu sürülmüş tahtaya para yapıştırmak suretiyle methi karşılamış olurlardı.

            Ekseriya esnaf ise, para yerine, gerilmiş sicime, Merzifon dokumaları ve çarşafları, Tosya kuşağı gibi bahşişler asarlardı. Bu eğlenceler askı müddetince devam ederdi. Sonuncu günü kahve daha kalabalık ve hareketli, heyecanlı bir âhenge sahne olurdu. Şâir bir gazel ve onu takiben bir manzume ile muammayı halleden olup olmadığını sorar, halleden varsa aslı ile karşılaştırılarak doğru çıkarsa askıdaki para ve eşyaları kazanmış olurdu. Halleden bulunmazsa, şâir nazmen hallederek, bahşişleri alırdı."

            6 Asıl adı Abdulkadir Uslu olan Âşık Kadrîyâ, Çorum'un Osmancık İlçesi'nde doğmuştur (1896). Âşık tarzı şiir geleneğimizde önemli bir yerinin olduğunu tespit ettiğimiz Kadrîyâ ile ilgili olarak bugüne kadar bir yayın yapılmamıştır. Âşık Kadrîyâ'nın edebiyat tarihimiz ve kültür tarihimiz açısından önemli sayılabilecek üç eseri mevcuttur. Bunlardan ancak biri (Mevlid-i Nebi Aleyhisselam, Amasya, 1907) yayımlanmıştır. Hilye-i Nebeviye ve Koyun Baba Menakıbnamesi önemli eserlerindendir. Bu üç eserinden başka dört adet daha şiir defteri bulunmaktadır. Elyazması olan bu eserlerle ilgili de bildiğimiz kadarıyla bugüne kadar bir çalışma yapılmamış ve yayımlanmamıştır.

            1948 yılında Osmancık'ta ölen Kadrîyâ ile ilgili olarak bakınız : Nazlı Rânâ Gürel - Zeki Gürel, "Osmancıklı Âşık Abdulkadir Uslu (Kadrîyâ), Dursun Yıldırım Armağanı, Ankara, 1998, s. 225 - 240.

            Kadrîyâ Hayatı, San'atı ve Eserleri isimli bir eser hazırladığımızı ve bunu yakında yayımlayacağımızı da duyurmak isteriz.

            7 Ceyhûnî için bir bibliyografya denemesi : M. Şakir Ülkütaşır ; "Âşık Ceyhûnî", Karabük Dergisi, 1944, Nu. 4, s. 10 - 11.

            Halis Turgut, "Saz Şairlerinden Zileli Baba Ceyhûnî", Yeni Tokat Dergisi, 1934, Nu. 25, s. 10.

            Vâhit Lütfi Salcı, "Âşık Ceyhûnî Hakkında", Karabük Dergisi, C. 8, Nu. 9, s. 5 - 6.

            Ahmet Talat Onay, Tokatlı Nuri, Çankırı, 1933

            ............, Çankırı Şâirleri,

            Halit Koçak, "Ceyhûnî ve Çırakları", Çorumlu Dergisi, 1938, Nu. 6, s. 185 - 190; Nu. 7, s. 224 - 227.

            Saim Sakaoğlu, "Emrah'ın Türk Saz Şâirleri İçindeki Yeri ve Yetiştirdiği Ustalar", Erciyes Dergisi, 1986, C. 9, Nu. 101, s. 31 - 34.

            Kadrîyâ'nın atıştığı Ceyhûnî, Zileli Ceyhûnî'dir. (Erzurumlu Ceyhûnî öl. 1888/Karslı Ceyhûnî öl. 1909). Erzurumlu Ceyhûnî için bakınız : Sadettin Nuzhet : Bektaşi Şâirleri ve Nefesleri, İstanbul, 1944, s. 285.


 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR