|
ZİLELİ ÂŞIK |
|
Araştırma : Yrd. Doç. Dr. Zeki GÜREL
(Kırıkkale Ünv. Fen - Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edb. Böl.
Öğr. Üyesi)
Ressam : Kemal TÜRKER
ZİLELİ
ÂŞIK
CEYHÛNÎ'YE
YENİ BİR BAKIŞ
(Tokat
Kültür Araştırma Dergisi - Kasım 1999, Yıl : 7, Sayı : 14, Sh. 52 - 59)
Asıl adı Ömer olan Ceyhûnî, takriben Hicrî 1249 - 1251 (M. 1835) yılları arasında Zile'de Dünya'ya geldi.1 Gördükoğulları da denen Himmetoğulları'ndan Ahmed'in oğludur.
Küçük yaşta Zile'den ayrılarak Tokat'a geldi. Burada, Erzurumlu Emrah'ın çıraklarından Tokatlı Nuri'nin yanında yetişti. Saz ve söz eserlerini Tokatlı Nuri'den aldığı feyz ile meydana getirdiği söylenilmektedir. Ceyhûnî mahlâsını da ana üstadı Tokatlı Nuri vermiştir.
Halil Rıfat Arıncı, Ceyhûnî'deki şiir ve saz merakının babası Ahmed Efendi'den intikal ettiğini yazmaktadır.2 Tokat'ta (dürerle kadar Arapça tahsili de görmüş olan Ceyhûnî, otuzbeş yaşındayken üstadı Tokatlı Nuri'den ayrılarak Çorum'a geldi (1870).
Otuzsekiz yaşına geldiğinde de Çorum'da Kâhyaoğulları'ndan Horisti'nin kızı Meryem ile evlendi. Böylece Çorum'a yerleşen Ceyhûnî, babasının ölümü üzerine (H. 1308) de yanına kayınbiraderi Mehmed'i de alarak Zile'ye gelmiş, mirastan kalan payını satarak Zile ile olan bütün ilişkilerini kesti.
Kendisini şahsen tanıyanların anlattıklarına göre Ceyhûnî, "uzun boylu, geniş omuzlu, iri yapılı, müşekkel, mutenasip endamlı, gür ve güzel sesli, ak sakallı, mülayim tabiatlı, güler yüzlü, hürmet telkin eder ve sempatik simalı, nafiz nazarlı, mey, meyhane ve mahbubadan hoşlanır, Cemal âşıkı idi. Beyaz külah ve kürk giyerdi."3
Şıhali Mahallesi
Solda Sıraköprü Cad., Sağda Şâir Ceyhunî Caddesi
Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 17.08.2004 Salı 18:40
Ceyhûnî, Çorum'da oldukça geniş bir çevre edindi. O devrin münevver kişileriyle, saz ve söz ehliyle, yörenin âşık ve şâirleriyle sıcak ve samimi ilişkiler kurdu. Etrafında toplananlar arasından çıraklar yetiştirdi. Yozgatlı Seyhun, Beypazarlı Bedri, Arap Hafız, Erzurumlu Serdarî ve İz'anî Ceyhûnî'nin çıraklarındandır. O zamanlarda "Yuva Kahve" tâbir edilen kahvehane ile "Maarif Kıraathanesi"nde ahenk yaparlardı. Ceyhûnî, 12 telli Çöğür çalardı. Seyhun ve Serdarî saz, İz'anî4 keman çalar, Arap Hafız ile Bedri de okurlardı.
Ceyhûnî Anadolu'nun pek çok yerini dolaştı. Bir müddet Tokatlı Cemilî ve Yesarî ile birleşerek Anadolu'nun şehir ve köylerine seyahatler yaptı, san'atını icra etti. Hattâ Hatay ve Şam'a kadar gittiler.
Ceyhûnî, Çorum'da ve gittiği yerlerde şiir okur, arkadaşlarıyla birlikte ahenk yaparlar ve muammalı askılar asarlardı. Ceyhûnî'nin yine böyle bir saz ve sohbet meclisinde, nargile içindeki suya konulan vişne tanesine bir muamma yapmıştır. O muamma meşhurdur.5
Ceyhûnî'nin yolu birkaç kere de Çorum'un Osmancık ilçesine düşmüştür. Osmancıklı
Âşık Kadrîyâ,
Ceyhûnî ile karşılaşmasını şöyle anlatmaktadır : "Ceyhûnî
meydan şâiri olup Osmancık'a birkaç defa gelmiştir. İlk gelişi 1890 yılında idi.
Yanında
Gayretli
ve
Mirat'î
adlı âşıklar vardı.
Kolağasının hanına misafir olmuşlardı. Yirmi gün kalarak hanın kahvesinde karşılıklı olarak deyişler söyleyip muammalar taktılar. Pek çok rağbet ve ikram gördüler. Ben o zaman bu üç şâirin arasına katılmamış ve son derece üzülmüştüm. Şâirler üç olduğu için benim de aralarına katılmama lüzum kalmamıştı. Daha doğrusu bu usta âşıklar beni pek hesaba katmayıp çocuk sayıyorlardı. Böylece büyük fırsat kaçırılmış oldu.
1899 yılında Ceyhûnî ikinci defa olarak Osmancık'a gelmiş bulunuyordu. Bu defa kendisiyle tanıştım ve karşılaştım. Ceyhûnî tahminime göre 40 - 50 yaşlarında görünürdü. Müşekkel, uzun boylu, kara sakallı, beyaz fes üzerine yeşil sarık sarar, cübbe gibi bir lata giyerdi.
Sesi çok güzel ve davudî idi. Daima kendi şiirlerini okur, başka şâirlerin şiirlerini okumaz ve söylemezdi. Yalnız bazen ustası Tokatlı Nuri'den ve Emrah'tan koşmalar okur, bunlar hakkında izahat verirdi. İşret (içkiye) çok müptelâ idi. Ömrünü diyâr diyâr dolaşmakla geçirmişti. Ceyhûnî, Hacıhasanoğlu Hanı'na misafir olmuştu. Kendisiyle bir müddet konuştuktan sonra bana :
- Evlât, bu gece seninle hasbihal edelim. hanın kahvesinde biraz saz çalalım. Sen bana yardım edersin, birkaç kuruş yol parası çıkarırız, dedi. Bu suretle akşam için anlaşmış olduk. Tam bu sırada zaptiye gelerek her ikimizin de Koyun Baba Tekkesi'nin ırmak kenarındaki bahçesine davetli bulunduğumuzu, bizi almak için gelmiş olduğunu söyledi. Kalktık gittik. Orada, Kaymakam, Kadı, bazı ileri gelenlerle beraber Çorum eşrafından olup Evkaf Müdürü olan Hacı Elvan Efendi de hazır bulunuyordu.
Biraz hoş beşten sonra Ceyhûnî çöğürünü dizene koydu. Ben de bağlamamı çöğrüne ayar ettim. Ceyhûnî alel usul ilk peşrevini yaptıktan sonra gazel söyledi. Gazel bitince divana geçti. Onun peşinden ben de bir divan söyledim. Koşma, kerem ve garip söyledikten sonra Ceyhûnî, taşlamayı hatırlayamadığım ve fakat "Şallak Kadrîyâ" kafiyesiyle bir ayak açarak bana teslim etmişti. Ben de :
Eğer sigaranı yakmak istersen
Ateşin yok
ise çakmak istersen
Yakıp ta
bizlere bakmak istersen
Kuyumcu
Lefter'den al çak Ceyhûnî.
diyerek karşılamıştım. Artık sıra kalendere ve bunun peşine semai'ye gelmiş ve bunlar da söylenip nöbet destan'a gelince hazirunların ısrarı üzerine tekellüm'e geçildi.
Ceyhûnî :
Seni arzu ettim geldim buraya
Kalem şuarası Âşık Kadrîyâ
Tekellüm şan verir zevku
sefaya
Gönlümün ziyâsı Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Ben de meftun
idim şöhretine hem
Gelse de görüşsek de idim her dem
Size hürmet etmek benim için
elzem
Âşıklar babası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Çünkü bu kulağım namın işitti
Çok şükür muradım yerine gitti
Her yerde ziyâde hoşuma gitti
Buranın havası Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ :
Bu aşkam yolunda sen
bikararsın
Sohbet şinaslıkla işe yararsın
Emrah'tan, Nuri'den bir
yadigârsın
Kalbimin sefası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Bir âşık sâdık bulursa eşin
Söz ister hasmından bervechi
peşin
Yazın çalışmayan tenbelin
kışın
Boş kalır torbası Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Bir muamma demiş
bu yolun eri
İki şey görünmez bulunmaz yeri
Bir sâdık dosttur hem dahi
biri
Kartal yumurtası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Düşmanın sitemi sanki bir oktur
Âşığın cevr ile cefası çoktur
Var diyen var ise inanma
yoktur
Avratın vefası Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Bedmaye olana
olma hiç yakın
Öylelere karşı zülfikâr takın
Namert köprüsüne uğrama sakın
Çürüktür binası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Tekellümü uzadıp ta nidelim
Âşıklar gittiği yola gidelim
Darılma da biraz mizah edelim
Bezmin iktizası Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Tekellümde mizah
bir sefa imiş
Bir başka muhabbet boş ede imiş
Uyuz illetine tek deva imiş
Merkebin kafası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Namerdin cephesi sakardır sakar
Bedmayesi vardır canları yakar
Hele yanaşırsa pek fena kokar
Ahçı paçavrası Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Paçavra diyorsun
anladım bana
İşin doğrusunu söyledim sana
Kademhaneden de kokması fena
İbibik yuvası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Tekellüm arttıkça beş olur dördüm
Meclisi irfanda çok çorap ördüm
Bu gece aynayı veçhinde gördüm
"Vesvası Hannası" Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Aslını anlattın
söyler iken sen
Neslini bildirdin sen başa ruşen
Senen eben imiş bilmez idim ben
İblis'in anası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Ben er geldim sen de geç gelmişsin
geç
Er isen ben gibi aşk bâdesini iç
Meclisi irfana yakışır mı hiç
Çökelik mollası Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Kaşların karadır
gözlerin fülfül
Altına bir at bul misali düldül
Hiç gelip gülşene olur mu bülbül
Zile'nin kargası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Âşıklar içinde sen de er isen
Çiçekler içinde nilüfer isen
Senin için hazırladım yer isen
Laklâkî helvası Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Fikirden
yaptırdım sana bir çörek
Kurultudan pilav yanında keşkek
Yalandan yağ ile asılsıs börek
Hayal pastırması Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Talini sillesi sana ulaşır
Nere gitsen elbisene bulaşır
Hamamlarda elden ele dolaşır
Etek usturası Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Ceyhun baba yine
bize taş atar
Civcivin zebunu cıfıya batar
Tavşan gibi kulakların dik tutar
Merzifon sıpası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Tekellüm etmesi değildir ehven
Hasmını hap eder söz söyler iken
Gelen âşıkları sen imişsin sen
Püsküllü belâsı Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Biz de
bilmiyoruz acep neyledik
Meclisi güldürdük şadan eyledik
Gerçi biraz sui eden söyledik
Terk ettik esası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Kusura bakma şah-ı levendim
İrfanını hakikatten beğendim
Aferin ağzına lâyık efendim
Çorun baklavası Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Tekeni taamı
cümleye faik
Lezzetine doymaz her gelen kaşık
Yârım akşam buyur ağzına lâyık
İşkembe çorbası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Darb-ı mesel herkese nasibini
bulur
Sel gider de bıraktığı kum kalır
Kısa keser isek pek güzel olur
Aydın'ın abası Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Âşık maşukuna
olmuş müptelâ
Sevdiği içindir çektiği belâ
Ne kadar söylesek tükenmez asla
Âşıkın macerası Âşık Ceyhûnî
Ceyhûnî :
Aşkın başka mevzuuna girelim
Hemen gonca güllerini derelim
Artık tekellüme hitam verelim
Derdimin devâsı Âşık Kadrîyâ
Tokat Yöresi Âşıkları
Ceyhûnî, Alaca'nın köylerinde gezerken İsa Hacılı ve Domalan Köyleri arasındaki derenin tahta köprüsüne geldiğinde bir kalp rahatsızlığı geçirmiş, derhal İsa Hacılı Köyü'ne getirilerek yatağa yatırılmış, biraz dinlenmiş olmasına rağmen, durumun ağırlığını sezmiş ve hayattan umudunu kesmiş olarak içinden gelen bir duygu ile şu münacaatı okumuştur :
Yâ Rab, budur senden naz u niyazım
Beni böyle
derd ü gamda bırakma
Hakikate
tekabil eyle mecâzım
Ettiğim
isyanı başıma kakma.
Tutuldu dâmânım nefs-i hevaya
Heçti nazik
ömrüm eyvah, havaya
Varınca yüz
kara Ruz-u Cezâ'ya
Zincir-i
isyanım gerdana takma
Cürmile kabul et kalb-i mahzunu
Nâ-ümid
bırakma Kıyamet Günü
Her vechile
kabul et (Ceyhun)u
Habîbin
aşkına nârına yakma.
Üçüncü kıtayı bitirirken artık son dakikalarını yaşayan Ceyhûnî, Tanrı'nın, Habîbinin aşkına nârına yanmayacağı umudu ile gözlerini hayata yumdu (H. 1326/M. 1908).
Çorum'un Alaca İlçesi İsa Hacılı Köyü mezarlığında gömülen Ceyhûnî'nin eşyaları hiç çocuğu olmadığından sevenleri tarafından alındı. Sırma ile işlenmiş bir kılıfta muhafaza edilen çöğürü, kürkü, beyaz külâhı Alaca'ya getirilerek kendini sevenlere bedeli mukabilinde verildi. Çöğürü, Alaca'nın Teberik Köyü'nden Dedekarkın oğullarından Dedebey'e verilmiştir? Ceyhûnî'nin bu eşyalarının halâ muhafaza edildiği ümidini taşımaktayız.
Ceyhûnî, Çorum'da yerleşip, Çorum'da öldüğünden ve eserlerini ilhamlarını Çorum'dan aldığından Çorumlu bir âşık olarak tanınmıştır. Hattâ, Ahmet Talat Onay, Çankırı Şâirleri isimli eserinde Ceyhûnî'yi Çorumlu olarak kaydetmiştir. Abdullah Ercan da Çorumlu Şâirler isimli eserine Ceyhûnî'yi almak suretiyle bu şâirimizi Çorumlu kabul etmiştir. Ancak, Halil Rıfat Arıncı, Ceyhûnî'yi Çorum ve Havalisi Şâirleri isimli eserine alırken bu şâirimizle ilgili en doğru hükmü vermiştir.7
Erzurumlu Emrah'ın çırağı olan Tokatlı Nuri'nin yetiştirdiği bir şâir; Halil Rıfat Arıncı'nın da belirttiği gibi, elbette bunların takipçisi olacaktı. Ve öyle de olmuştur. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi söylemiş, onlar gibi yazmış, onlar gibi çalmıştır.
Ceyhûnî'nin gün ışığına çıkabilen eserlerine baktığımızda onun halk şiir geleneğimizin hemen her çeşidinde mahir olduğunu görmekteyiz. Münacaat, kalenderi, semai, mersiye ve deyişleri bunun en güzel örnekleridir.
Ceyhûnî'nin şiirlerinin henüz derlenip bir kitap haline getirilmemiş olduğunu görüyoruz (en azından ben böyle bir yayın görmedim). Onun eserlerinin büyük bir kısmının Anadolu'da cönklerde yazılı olması muhtemeldir. Belki de Ceyhûnî dostlarının varislerinin ellerindeki defterlerde bu şâirimize ait şiirlere rastlamak mümkündür.
Gönül istiyor ki, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yılında bütün Osmanlı Devri şâirleri ile birlikte Ceyhûnî'nin de hayatı ve san'atı üzerine araştırmalar yapılsın ve müstakil bir kitap halinde yayımlanabilsin. Ceyhûnî'nin özel eşyaları da (eğer halâ muhafaza ediliyorsa) bir müzede sergilensin. (Bu müze Ceyhûnî'nin Zile'de dünyaya geldiği ev veya başka bir mekân yahut ta onun hayatını geçirdiği Çorum'daki evi olabilir. Hattâ, yazımızda adı zikrolunan köyde bile bu eşyalar için Ceyhûnî anısına bir mekân oluşturulabilir.)
Belki de Zileli Âşık Ceyhûnî ile ilgili olarak Tokat Gazi Osman Paşa Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde bir öğrenciye lisans veya yüksek lisans tezi de yaptırılabilir. Bu çalışma daha sonra yayımlanabilir.
Ceyhûnî'nin eserlerinde örnekler ile okuyucuyu başbaşa bırakırken, Zileli Ceyhûnî'yi de rahmetle anıyoruz.
. Var iken sinede
hezâran dağlar Çok gördüm feleğin
serencâmını |
1)
Geç riyâdan mahv kıl Ceyhûnî
fenâ gülzârını
Âdem isen âdem ol âdem bilir hem âdemi
2)
Şiveler öğrenmiş ammâ kimdir üstâdın demem
Ah Nedimî Ceyhûnî cevrile mûtâdın demem
Tâ ezelden nakşolunmuş zâhire âdın demem
Allı pullu sarılı yeşilli gülgez hâreli
Kırmızı cengarili yaldızlı sim-per pâreli
3)
Tahammül gerekir adu taşına
Kan karıştı gözlerimin yaşına
Felek himmetini çalsın başına
Ceyhûnî fenâdan göçtükten geri
4)
Ceyhûnî'de eksik değil hayâlin
Ya kimlere nasip olur visâlin
Sun'u kudret ile pâk-i cemâlin
Tahrir eden etmiş
besmelelerle
5)
Ceyhûnî sözlerin hakikat
mutlak
Herkeste tecelli eylemiştir Hak
Kimini vasfıyla kılmış müstağraf
Kiminin dar eyler hânumânını
6)
Ceyhûnî tıfl iken yandık bu derde
Bin kez boyun eğdik merde nâmerde
Pençe salmış ayrılmıyor bu serde
İntihâsı kıyâmettir bu sevdâ
Ressam : Kemal TÜRKER
7)
Her kula bir türlü hal vermiş
Mevlâ
Kimi gedâ olmuş kimisi âlâ
Ceyhûnî de çekti bin cefâ amma
Bu dert cümlesini silkti sağladı
8)
Diyâr-ı gurbette sürüyüp kaldım
Ömrüm telef oldu
çürüyüp kaldım
Kupkuru kaskatı kuruyup
kaldım
Ceyhûnî'yim lâkin
akamaz oldum
9)
Ceyhun sana bende olmuş ezeli
Can nakdini teslim etmiş ebedî
Bu cihanmülkünün olmuş bedeli
İmâ eder âşikâre gözlerin
10)
Ne gül gocam kaldı ne de gültenim
Anı sular iken can çeşmelerim
Ne pederim kaldı ne de mâderim
Gam kâsesi taşa çaldı Ceyhûnî
11)
Kan karıştı Ceyhun yine
seline
Gönül gitmek diler cânan eline
Körpe kuzum kimin yatar eline
Kan ağlayıp çağlayayım bir zaman
12)
Ceyhûnî yandıkça yâr hayâline
Hoş taravet
gelir hüsn-i hâline
Âfitâb-ı hüsnün hub cemâline
Âşıkların can verecek çağıdır
13)
Ko cevirler etsin yârim
Ceyhûnî
İşvebâzım şivekârım Ceyhûnî
Dünya'da hâsılı vârım Ceyhûnî
Elimde bir çubuk bir de saz kaldı
14)
Ceyhun elde teber başta bir külâh
Gezerim âlemi dergâh be dergâh
Zeminden semâya çıktı sûz u âh
Bir külhan-ı aşk var san içerimde
Notlar ve Açıklamalar
1 Bu bilgi için bakınız : Halit Koçak, "Ceyhûnî ve Çırakları", Çorumlu Dergisi, Nu. : 6, s. 10.
2 Halil Rıfat Arıncı, Çorum ve Havalisi Şâirleri, Ankara, 1992, s. 170.
3 Halil Rıfat Arıncı, a.g.e., s. 170.
4 Ceyhûnî'nin çıraklarından İz'anî'nin saz çalmadığını ama, güzel şiir okuduğunu doğrular bir bilgi de onun Kadrîyâ ile yaptığı karşılaşmada ortaya çıkmaktadır. Kadrîyâ, İz'anî ile karşılaşmasını şu şekilde anlatmaktadır.
"İlk tanıştığım şâir Erzurum tarafından gelen İz'anî adındaki şâirdir. İz'anî saz çalmazdı. Yanında Çorumlu bir bağlamacı kendisine saz ile arkadaşlık ederdi. İz'anî, daha ziyâde Emrah'tan, Nuri'den, Zihni'den ve Dertli'den ezberlemiş olduğu şiirleri okurdu.
1887 yılında ilk defa bu usta şâirle karşılaşıyordum. İlk karşılaşmam olduğu için hem utanıyor hem de korkuyordum. Davetli olarak bulunduğumuz Hacı Hafız Ağa'nın odasında sazlara düzen verilmeğe başlandı. Tabi İz'anî usta olduğu için evvel o başlamak suretiyle divan, koşma, kerem, kalender gibi şeyler sıra ile söyledikten sonra sıra destana gelince, orada hazır bulunan davetlilerin ısrarı üzerine şu tekellüm yapıldı :
İz'anî :
Bu gece seninle bezmi gülşene
Kuralım otağı Âşık Kadrîyâ
Kel olan neylesin bağı irfanı
Şimşirden tarağı Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Kel değil
engeliz, eçhel değiliz
Biz sırma saçlıyız hem kel
değiliz
Kafiye bulmakta esfel değiliz
Seyreyle ayağı Âşık İz'anî
İz'anî :
Burnumun dibinde ot gibi
bitme
İster sözüm işit ister işitme
Sen daha çocuksun ileri gitme
Kırarsın çanağı Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Sözlerine baktım
saçma sapandı
Ne kantar terazi ve ne
kapandır
Tencerenin içi nâr-ı suzandır
Kaldırma kapağı Âşık İz'anî
İz'anî :
Erzurum'dan beri çok âşık
gördüm
Ayağına batar sakın giderken
Kabur elek sele sepet örerken
Kırarsın kasnağı Âşık Kadrîyâ
Kadrîyâ : Tekellüm bahçesi
dikendir diken
Ayağına batar sakın giderken
Kabur elek sele sepet örerken
Kırarsın kasnağı Âşık Kadrîyâ"
Bakınız : Nazlı Rânâ Gürel, Zeki Gürel, "Osmancıklı Âşık Abdulkadir Uslu (Kadrîyâ)", Dursun Yıldırım Armağanı, Ankara, 1998, s. 228
5 Bu muamma ile ilgili olarak bakınız : Halit Koçak, "Ceyhûnî ve Çırakları", Çorumlu, Nu. 6, s. 12. Muammalar şöyle yapılırdı :
"Şâir ele aldığı mevzuu bir kâğıda manzum olarak yazıp bir zarf içerisine koyar. Zarfın kapağı şâir tarafından mühürlenerek kahvecinin çekmecesine hıfz olunurdu. Kahvenin karşılıklı duvarları arasına gerilen sicime 50 x 50 cm ebadında bir tahta levha asılarak levhaya bolca balmumu sürülürdü. Levhanın üst kenarına muammanın ebced hesabıyla harflerinin tekabül ettiği rakamlar karışık olarak yazılmakla beraber, muammanın hallini mısralar içinde saklayan bir şiir de bu kâğıda yazılarak tahtaya yapıştırılırdı.
Muammanın hâl müddeti de ayrıca kâğıda büyük harflerle kayıt olunurdu. Ekseriya bu müddet 15 - 20 gün devam ederdi. Muammanın asıldığı günün akşamından itibaren askıyı aşan şâir ve arkadaşları her gün kahve müşterilerini ayrı ayrı arijinal deyişlerle methederlerdi. Metholunanlar hallerine göre balmumu sürülmüş tahtaya para yapıştırmak suretiyle methi karşılamış olurlardı.
Ekseriya esnaf ise, para yerine, gerilmiş sicime, Merzifon dokumaları ve çarşafları, Tosya kuşağı gibi bahşişler asarlardı. Bu eğlenceler askı müddetince devam ederdi. Sonuncu günü kahve daha kalabalık ve hareketli, heyecanlı bir âhenge sahne olurdu. Şâir bir gazel ve onu takiben bir manzume ile muammayı halleden olup olmadığını sorar, halleden varsa aslı ile karşılaştırılarak doğru çıkarsa askıdaki para ve eşyaları kazanmış olurdu. Halleden bulunmazsa, şâir nazmen hallederek, bahşişleri alırdı."
6 Asıl adı Abdulkadir Uslu olan Âşık Kadrîyâ, Çorum'un Osmancık İlçesi'nde doğmuştur (1896). Âşık tarzı şiir geleneğimizde önemli bir yerinin olduğunu tespit ettiğimiz Kadrîyâ ile ilgili olarak bugüne kadar bir yayın yapılmamıştır. Âşık Kadrîyâ'nın edebiyat tarihimiz ve kültür tarihimiz açısından önemli sayılabilecek üç eseri mevcuttur. Bunlardan ancak biri (Mevlid-i Nebi Aleyhisselam, Amasya, 1907) yayımlanmıştır. Hilye-i Nebeviye ve Koyun Baba Menakıbnamesi önemli eserlerindendir. Bu üç eserinden başka dört adet daha şiir defteri bulunmaktadır. Elyazması olan bu eserlerle ilgili de bildiğimiz kadarıyla bugüne kadar bir çalışma yapılmamış ve yayımlanmamıştır.
1948 yılında Osmancık'ta ölen Kadrîyâ ile ilgili olarak bakınız : Nazlı Rânâ Gürel - Zeki Gürel, "Osmancıklı Âşık Abdulkadir Uslu (Kadrîyâ), Dursun Yıldırım Armağanı, Ankara, 1998, s. 225 - 240.
Kadrîyâ Hayatı, San'atı ve Eserleri isimli bir eser hazırladığımızı ve bunu yakında yayımlayacağımızı da duyurmak isteriz.
7 Ceyhûnî için bir bibliyografya denemesi : M. Şakir Ülkütaşır ; "Âşık Ceyhûnî", Karabük Dergisi, 1944, Nu. 4, s. 10 - 11.
Halis Turgut, "Saz Şairlerinden Zileli Baba Ceyhûnî", Yeni Tokat Dergisi, 1934, Nu. 25, s. 10.
Vâhit Lütfi Salcı, "Âşık Ceyhûnî Hakkında", Karabük Dergisi, C. 8, Nu. 9, s. 5 - 6.
Ahmet Talat Onay, Tokatlı Nuri, Çankırı, 1933
............, Çankırı Şâirleri,
Halit Koçak, "Ceyhûnî ve Çırakları", Çorumlu Dergisi, 1938, Nu. 6, s. 185 - 190; Nu. 7, s. 224 - 227.
Saim Sakaoğlu, "Emrah'ın Türk Saz Şâirleri İçindeki Yeri ve Yetiştirdiği Ustalar", Erciyes Dergisi, 1986, C. 9, Nu. 101, s. 31 - 34.
Kadrîyâ'nın atıştığı Ceyhûnî, Zileli Ceyhûnî'dir. (Erzurumlu Ceyhûnî öl. 1888/Karslı Ceyhûnî öl. 1909). Erzurumlu Ceyhûnî için bakınız : Sadettin Nuzhet : Bektaşi Şâirleri ve Nefesleri, İstanbul, 1944, s. 285.